Yaz?c? Sürümü
Göğsünün Yarılması
Halime, Muhammed gibi bir insanı yanında alıkoyduğu için hayır ve bereketin, evlerinde devam edeceğinden dolayı sevinçli ve ferahh bir halde köyüne döndü. Daha Önceleri Muhammed´i emziren bakıcılığını yapan bir kadın idi, ama artık sadece Mu-hammed´in bakıcılığım yapacaktı. Bu da ona başka bir yük getiri­yordu. Muhammed´i koruyacaktı. Zira süt emme çağında iken Muhammed onun kucağından hemen hemen ayrılmıyordu. Fakat şimdi ise durum değişmişti. Artık onun kucağında durmuyor. Bi­lakis oyun oynamak için dışarıya çıkıyor, gezip dolaşıyordu. Bu nedenle de onu korumaya ihtiyaç vardı. Korumak için de Halime, peşi sıra dolaşıyordu. Yine bir defasında Muhammed ile süt bacı­sını aramak için Halime hatun dışarıya çıkmıştı. Hava çok sıcak­tı. Her ikisi de öğlen uykusuna dalmışlardı, ancak Muhammed´in süt bacısı şöyle diyordu: Sıcaklığı duymuyorduk. Çünkü Muham­med´in gittiği her yere tepesinin üstünde bir bulut gidiyor ve O´nu gölgeliyordu.

Peygamber (sav) efendimizin göğsünün varıldığına dair akta­rılan haberler üzerinde biraz durmak istiyorum. Bu konuda bazı­sı uzun, bazısı kısa bir takım haberler nakledilmiştir. Her ne ka­dar asli manada ittifak etmişlerse de bu rivayetlerin bazısında bu­lanıklık, bazısında da eksiklik görülmektedir. Şimdi bunlardan birini aktaralım.

Sahih-i Müslim´de, Hammad ile îbn Seleme´nin Enes bin Ma-lik´den naklettikleri bir rivayete göre Rasulullah (sav)´a Cebrail (as) gelmişti. Peygamber efendimiz o esnada diğer çocuklarla oy­namaktaydı. Cebrail O´nu alıp yere yatırdı; kalbini yardı, kalbini dışarı çıkardı. İçinden siyah bir kan pıhtısı çıkarıp attı "Bu, şeyta­nın payıdır" dedi. Sonra kalbini zemzemle yıkadı. Yıkadıktan son­ra kalbini yerine koydu ve göğsünü kapattı. Oyun arkadaşları olan çocuklar Halime´ye koşarak: "Muhammed öldürüldü, yanı­na varın, rengi sararmıştı" dediler.

Enes diyor ki: "Ben, Peygamber efendimizin göğsündeki yarık izini görmüştüm."

Biz bu rivayet üzerinde iki hususa dikkat çekeceğiz:

1- Bu haberde anlatıldığına göre Cebrail, Peygamber efendimi­zin kalbini zemzem suyu ile yıkamıştır. Bu haber doğru ise, olay zemzem suyundan uzak bir yer olan çölde cerayan etmiştir. Eğer Cebrail, beraberinde getirdiği bir su ile kalbini yıkamışsa bu su­yun, zemzem olduğu yargısına nasıl varılmaktadır

2- Enes´in anlattığına göre o, Peygamber efendimizin göğsün­deki yarık izini görmüş. Eğer bu rivayet doğru ise aklında kabul ettiği gibi mezkur ameliyat işini bir melek (Cebrail) yapmıştır. Melek´in yaptığı ameliyatınsa maddi izi görülmez.

Peygamber efendimizin göğsünün yarıldığma dair rivayetler­de mutlaka bir belirsizlik görmekteyiz. Bu olayın gerçekten vuku bulduğunu varsayarsak bunun makbul olmadığım söylemeliyiz. Aksine eğer doğru ise biz bunu kabul ederiz. Ancak belirsizlik, olayı aktaranların haberindendir. Dolayısıyla biz bu haberi ne reddeder, ne de doğrularız. Bu hususta çekimser kalırız,

Peygamber efendimizin göğsünün yazıldığına ilişkin olayın gerçekliği nasıl olursa olsun, Önemli olan tertemiz ve arınmış bir çocuğun (Muhammed´in) olağanüstü durumlarla kuşatılmışlığı­dır. Bu durumlar, emsali çocuklarda görülmemiştir. Ravzul Enf adlı eserde anlatıldığına göre Muhammed (sav) efendimiz, anası­nın razı olması üzerine Halime hatun tarafından tekrar bir yıllığı­na köye döndü. Döndükten üç aylık bir süre sonra Halime, başına geleceklerden korktuğu için onu anasına iade etmişti. Ravilerin anlattıklarına göre Halime hatun, Muhammed (sav)´ın göğsünün yarılması olayından korktuğu için O´nu anasına iade etmişti.

Ibn İshak´m anlattığına göre Halime hatun, Hıristiyanların, Muhammed´i gördüklerini ve kendisinde bulunan peygamberlik mührünü tesbit ettiklerini görünce korkmaya başlamıştı. Çünkü Hıristiyanlar, Muhammed´i alıp götürmek istemişlerdi. Bunun üzerine Halime kuşkulanmış ve başına geleceklerden korktuğu için de sorumluluktan kurtulmak üzere O´nu anasına geri ver­mişti.

Bu sözlerden de anlaşıldığına göre Peygamber efendimiz, Hali-me´nin yanında iki sene iki ay, ya da üç ay kaldıktan sonra anası­nın yamna dönmüştür. Bu, akla yatmaktadır. Çünkü bu süreden sonra çocuğun süt emmesi söz konusu değildir. Ayrıca Peygamber efendimizin o çağlarda iken yaşadığı harikulade hallerden ötürü Halime hatun ürkmüş ve bu nedenle onu öz annesine geri vermiş­ti. Ravzul Enf adlı eserde bu konuda şu ifadelere rastlamaktayız:

"Ebu Amr´ın anlattığına göre Peygamber efendimiz altıncı se­neden bir ay aldıktan sonra süt anası Halime hatun tarafından öz anası Amine´ye geri verilmişti. Bundan sonra Halime hatun O´nu ancak iki defa görebilmiştir. Biri, Hatice (ra) ile evlenmesinden sonra olmuştur. Şöyle ki: Halime, kıtlıktan yakınmak için pey­gamber efendimizin yanına gelmişti. Peygamber efendimiz de kendisine yardımcı olması için Hatice´ye teklifte bulunmuştu. Hatice de O´na 20 baş koyun vererek gerekli yardımı yapmıştı.

ikinci görüşme ise Huneyn savaşında vuku bulmuştu ."

Yukarıdaki rivayetlerin ikisi hiç şüphesiz ki, birbirleriyle çeliş­mektedirler. Bu rivayetlerden birine göre anası, iki sene iki aylık veya üç aylık iken onu süt anasından teslim almıştır. Diğer riva­yete göre ise anası, beş sene biraylık iken O´nu Halime Hatun´dan teslim almıştır.

Fakat bu iki rivayet arasında uzlaşma sağlamak mümkündür. Şöyleki: Amine Hatun, iki sene iki aylık veya üç aylık iken onu ta­mamen yamnda tutmak için süt anasından teslim almıştır. Fakat bu teslim alması, Halime´nin zaman zaman gelip Muhammed´i köye götürmesine ve köyün temiz havasını soluklandırmasına, bu şefkatli, ihlaslı kadının onun hayır ve bereketinden yararlanma­sına engel olmamıştır. Fakat beş sene bir aylık iken Amine´nin teslim alması, kesin olarak teslim alması demektir. Bundan sonra Peygamber efendimiz Sa´d oğulları kabilesine, yani süt anası Ha­lime´nin yanına gitmemiştir. Ancak erişkin bir erkek olup evle-dikten, risalet görevini tebliğ ettikten, Huneyn savaşında muzaf­fer olduktan sonra Halime hatun O´nu görmüştür. Halime´den ke­sin olarak teslim aldıktan sonra anası Amine hatun, babasının mezarını kendisine göstermek için O´nu alıp Yesrib´e götürmüş­tür. Ayrıca Amine hatun bu seferinde, güvenilir ve temiz bir insan olan kocasına ziyarette bulunarak ona olan vefa borcunu ödemek istemiştir.

Halime Hatun, Muhammed´i ailesine teslim etmişti, ama O´nu çok sevdiğinden dolayı arasıra gelip ziyarette bulunurdu. Mu-hammed´in ailesi de bu ziyarete müsaade ederdi.

İbni Ishak, birine daha önce işarette bulunduğumuz, fakat di­ğerini aktarmadığımız iki haber anlatmaktadır:

1- Rivayete göre Halime hatun, Muhammed´i Mekke´ye getirdi­ğinde ailesine götürmek üzere iken yolda kaybetmişti. Aramış, ama bulamamıştı. Dedesi Abdulmuttalib´in yanma giderek şöyle demişti. Bu gece Muhammed´i Mekke´ye getirdim, ancak Mek­ke´nin üst taraflarında kimi insanlar O´nu bana kaybettirdiler. Allah´a andolsun ki şimdi O´nun nerede olduğunu bilmiyorum!

Abdulmuttalib, Muhammed´i kendilerine vermesi için Allah´a dua etti. Neticede Varaka bin Nevfel bin Esed ile Kureyşlilerden bir adam Muhammed´i bulup Abdulmuttalib´e getirdiler ve: "İşte oğlun...O´nu Mekke´nin üst taraflarında bulduk" dediler. Abdulmuttalib, Muhammed´i boynuna alarak Kabe´yi tavaf ettirdi. O´nu koruması için Cenab-ı Allah´a dua etti. Sonra da anası Amine´nin yanına gönderdi.

İbn İshak bu rivayeti şüpheye mahal bırakacak bazı ifadelerle nakletmiştir, ancak bunda şüpheye gerek yoktur. Çünkü bu, asılnda makbul bir haberdir. Dedesinin ve Halime´nin O´na tut­kunluğuna, Kureyşlilerin de O´nu sevdiklerine delalet etmekte-dir.Fakat Halime´nin peygamber efendimizi Mekke´ye girişte kaybetmesi, O´nu ailesine ilk teslim edişi esnasında mı vuku bul­muştur, yoksa ilk tesliminden sonra yine onun bereketinden isti­fade edip yakınında bulunmak için ara sıra gelip köye götürmesi ve sonra yine getirip ailesine teslim edişi esnasında mı vuku bul­muştur Halime, Muhammed´in hastalıklardan korunması ve köy havasını soluması için ara sıra gelip anasına ricada bulunur ve O´nu yanına alıp köye götürür, sonra da yine getirip teslim ederdi.

2- Ibn İshak´ın anlattığı ve bizim de daha önce işaret ettiğimiz ikinci habere gelince. Halime hatun, yanında iki sene iki ay kal­dıktan sonra Muhammed´i ailesine teslim etmiştir. İbn İshak bu konuda şöyle der:

"Bazı alimlerin bana anlattıklarına göre Halime hatunun Mu­hammed´i ailesine teslim edişinin sebeplerinden biri de şudur: Halime, Muhammed´i sütten kestikten sonra anasına geri vermek istediği sırada Habeşli Hıristiyanlardan bir grup, yanına giderek Muhammed´e bakmışlar ve O´nu Halime´den istemişlerdi. Şekline şemailine bakarak Halime´ye şöyle demişlerdir: "Biz bu çocuğu alıp hükümdarımıza götüreceğiz. Çünkü bu çocukta olağanüstü özellikler var. Biz bunun durumunu biliyoruz." Söylediklerinden endişelenen Halime, korkuya kapılmış ve nihayet Muhammed´i götürüp anasma teslim etmiş; götürürken o Hıristiyan gruptan bi­ri de hep onları takip etmişti.


Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.