HAZNEVİ
AİLESİ
Haznevi ailesi İslam âlemi içersinde
mümtaz ve son derece farklı bir konuma sahip, büyük alimlerden, fazilet
sahibi ariflerden, insanları irşad eden hikmet sahiplerinden, takva
kutbu irşad edici büyük salih zatlardan oluşmuş bir ailedir. Onlar
bu özellikleri ile hem öncü ve örnek olup hem de aziz olan İslam dininin
yükselmesine vesile olmuşlardır. Bu Yüce Allah'ın onların şahıslarında
İslam âlemine sunduğu bir lütuf ve hamdi gerektiren bir ikramdır.
Bilindiği gibi 'sünnetullah' Allah-u Teala'nın âlemde geçerli olan
yasalarını ve tasarruf şeklini bize gösteren ilahi nizamın uygulanış
şeklidir. O'nun sünnetinde herhangi bir değişiklik yoktur. Zamanın
geçmesi, mekânların değişmesi ilahi düzeni ve onun yasalarını değiştirmez.
Aziz olan Kur'an-ı Kerim'in surelerinden birisinin ismi bilindiği
gibi 'Al-i İmran' suresidir. Bu surede İmran ailesinin alemlere üstün
kılındığı tüm insanlara duyurulmaktadır.
Bilindiği gibi Hz.İmran son
derece dindar, insanları hak dine davet eden, önder ve büyük bir şahsiyetti.
Yıllarca İsrailoğulları arasında ilahi dini yaydı, iyiliği emir ve
kötülüğü nehiy eyledi. Onun Yüce Allah'a olan bu bağlılığı, bu yakınlığı
ve bu takvası feyz ve bereketleri kendi üzerine çekti. Bu öyle bir
bereket idi ki nesline de yansıdı. Onun ihlası ve samimiyeti kendi
neslinden dünyanın en hayırlı dört kadınından biri olacak olan Hz.Meryem'in
dünyaya gelmesi şeklinde tecelli etti. Bu tecelli öylesine kuvvetli
idi ki bununla da kalmadı. Ulul-azm peygamberlerden biri olan Hz.İsa
(a.s) da bu yüce anneden dünyaya teşrif ettiler. Bu yüce Rabbimizin
tecelli eden sünnetullahı idi. O dilediğini hesapsızca rızıklandırandır.
O yaptığından hesaba çekilmeyendir. O alemlerin Rabbidir. Bu bereket
sadece İmran ailesi ile sınırlı değildir. Kur'an'ı Kerim'e ve hadisi
nebeviye (a.s.) baktığımızda Al-i İbrahim'in de aynı nimet ile bereketlendiğini
görmekteyiz.
Tüm namazlarında müminlerden, namaz sonunda bir vefa
numunesi olarak aynı bereketin Al-i Muhammed (a.s.)'in üzerine de
indirilmesini istemelerini okunan salli / barik dualarından, salavat-ı
şerifelerden anlamaktayız. Bu kabul olmuş bir dua ve tecelli etmiş
bir sünnetullahtır. Evliyaların ekserisinin, tarikat pirlerinin çoğunun,
dini tecdid eden mehdi misal alimlerin büyük bir kısmının ehl-i beyten
oldukları tarihin şahit olduğu bir durumdur. Bu ilahi tedbir halen
yürürlüktedir. Kim böylesi bir ihlasa yaklaşır, tam bir samimiyet
ile Kuran ve sünnete yapışırsa onun da neslinden böylesi büyük şahsiyetlerin
çıkması kaçınılmazdır. Bu Allah'ın (c.c.) fazlı ve Rasullullah (a.s.)'ın
bereketidir.
Haznevi mürşidleri hem tertemiz nesillerinin bereketi
ve hem de gerek Şeyh Ahmed (k.s.) ve gerekse diğer mürşidler olan
Şeyh Masum (k.s.), Şeyh Alaaddin (k.s.), Şeyh İzzeddin (k.s.) ve Şeyh
Muhammed (k.s.)'nun ihlasları ve kâmil imanlarının bereketi ile bu
davayı seksen yıldır omuzlamış ve bugünlere kadar getirmişlerdir.
Onlardan bahsetmek ve onların makamlarını anlayabilmek bizim gibilerin
harcı değildir. Fakat tamamına ulaşılamayan bir şeyin tamamını terk
etmek de uygun görülmemiştir.
Tasavvufi anlayışları Kur'an ve sünneti
en güzel bir şekilde anlayarak yaşamak ve yaşatmak, yüce Rasul'ün
(a.s.) sünnetini toplumlarda ihya etmek, bidatlardan kaçınmayı sağlamak,
gerçek muhabbete ve muhabbetle ibadet etmeye muvaffak olmak, yakin
bir imanı elde etmek olan bu büyük zatlar, sayılan bu amaçlara ulaşmak
için dünyevi siyaset ile uğraşmamışlar, yöneticilerle düşüp kalkmamışlar,
alimin ve ilmin izzetini korumuş ve insanların mallarını toplama peşinde
koşmamışlardır. Onlar insanların imanlarını kurtarmaya çalışmışlardır.
Hakikatin parlak yüzüne herhangi bir lekenin bulaşmaması, sadece hakkın
gözükmesi ve alabildiğince güzelliğiyle zuhur etmesi için mum misal
hayatlarını yakmış, gösterdikleri azami ve akıllara durgunluk veren
çaba ile insanları aydınlatmış ve durmaksızın hizmet etmişlerdir.
Her tabakadan, sınıftan, ırk ve milletten insanla ilgilenmiş, onları
herhangi bir şekilde dışlamamış ve takvayı asıl üstünlük vesilesi
olarak tutmuşlardır. Müslümanlara karşı son derece şefkatli, anlayışlı,
azami derecede onlarla ilgili, küfür ehline karşı ise izzetli bir
tebliğ edici ve hakkı duyurucu bir önder konumunda olmuşlardır. Onların
eli ile pek çok gayr-ı müslim hidayet bulmuş, iman nuru ile şereflenmiştir.
Pek çok hıristiyan cemaatı müslüman olmadıkları halde onların büyük
zatlar olduklarını kabul ettiklerini ve onlardan bereket umduklarını
dile getirmişlerdir. Onlar İslam'ın sapasağlam ve yıkılmaz birer kalesi
olmuşlardır.
Büyük o kimsedir ki kendi düşmanlarına dahi kendisini
kabul ettirir. Haznevi mürşidleri öylesi zatlardırlar ki İslam dünyasının
pek çok yerinde etkin ve tesirli olan, tasavvufa soğuk bakışlarıyla
tanınan selefi alimleri tarafından dahi, yüce ve üstün zatlar, Kur'an
ve hadis ehli mürşid ve alim kişiler olarak kendilerini kabul ettirmişlerdir.
Onların vesilesi ile pek çok selefi alim tasavvufa karşı olan katı
tutumlarından vazgeçmiş ve İslam'ı en güzel yaşama biçimi olan bu
yola karşı eski tavırlarından vazgeçmişlerdir.
Şeyh Ahmed (k.s.) hayatta
iken; 'Üç oğlum var. Üçü de kâmil-i mükemmel zatlardır. Benden sonra
sırayla yerime geçsinler.' diye buyurarak; Şeyh Masum (ks) Şeyh Alaaddin
(ks) ve Şeyh İzzeddin (ks) hazretlerine işaret etmiş ve dediği gibi
kendisinden sonra sırayla bu zatlar irşat makamına oturmuşlardır.
Şeyh Muhammed (ks) hazretleri için de 'O bizim şanımızı yüceltecektir.'
buyurmuş ve yapacakları irşadın muazzamlığını ve makamlarının yüceliğini
onaylamışlardır.
Bu zatlar tüm insanlık içindirler. Onların bereketi
herkese şamildir. Arif olan için bir işaret dahi yeterlidir buyurulmuştur.
Yüce Rabbimiz bizleri kendisini ve dostlarını sevenlerden eylesin
ve bu büyük zatlardan ve bereket ve sırlarla dolu Haznevi mürşitlerinden
ayırmasın. Allah (c.c.) muttakilerle beraberdir.
|