Yaz?c? Sürümü
Namazın Rükunları





Rükün, birşeyin esas olan parçalarından biri demektir. Tıpkı duvarın, odanın bir rüknü (parçası) olduğu gibi, namazın rükû, secde gibi parça­ları da namazın rükûnlarıdır. Namazın varlığı ve sahih olması, bütün rük-ûnların Cebrail´in Hz. Peygamber´e öğrettiği şekil ve tertipte, o namaz içinde olmasıyla mümkündür. Namazın onüç tane rüknü vardır. Bunları aşağıda ayrı ayrı izah edeceğiz:

1. Niyet.

Niyet birşey yapılmaya başlandığında niyetle beraber o şeyi kasdet-mektir. Niyetin yeri kalptir. Bunun delili Hz. Peygamber´in ´Ameller niyetle (mutebeOdir´[1] hadîsidir. Niyetin sahih olması için tahrim tekbiriyle beraber olması gerekir. Öyle ki kişi tahrim tekbirini telaffuz ettiği esnada namaza da niyet etmeli, onun farziyetini hatırlamalıdır. Bu niyet için dilin kıpırdatılması şart değildir.

2. Güç yettiği takdirde farz namazı ayakta kılmak.

Bu rüknün delili, İmran b. Husayn´ın rivayet ettiği şu hadîstir: "Benim basurum vardı. Hz. Peygamber´e nasıl namaz kılacağımı sorduğumda ´Ayakta kıl. Eğer buna gücün yetmiyorsa oturarak kıl, buna da gücün yetmiyorsa bir tarafına uzanarak kıl´ dedi".[2]

Kişi ancak vücudunu tamamen dik tuttuğu zaman kâini sayılır. Mazereti olmadığı halde ellerinin ayası diz kapaklarına değecek şekilde eğilirse namazı fasid olur. Çünkü namazın rükûnlarından biri de ayakta dimdik durmaktır. Eğer buna riayet edilmez de eğilinirse namazın bir rüknü (parçası) eksik olur. Namaz kılan kimsenin bir rahatsızlığı varsa, mümkün olduğu kadar ayakta durmalı, diğer kısmında oturmalıdır.

Farz namazlar kaydı, nafile namazları bu hükümden hariç tutar. Çünkü nafile namazları, hastalık olsa da olmasa da ayakta kılmak mendub´chır. Kişi, ayakta kılmaya gücü yetse de nafile namazları oturarak kılabilir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kim namazı ayakta kılarsa bu daha efdaldir. Kim de oturarak kılarsa ayakta kılanın ecrinin yarısını elde eder. Uzanarak kılanın ecri, oturarak kılanın ecrinin yarısı kadardır.[3]

3. İhram (tahrim) tekbiri

İhram tekbirinin delili Hz. Peygamber´in şu hadîsidir:

Namazın anahtarı temizlik, tahrimi (dışarı ile ilgiyi kesen kısmı) tekbir, tahlil´i (dışarı ile ilgilenmeyi helâl kılan kısmı) selâm´dır.[4]



Tahrim Tekbiri´nin Keyfiyeti


Alla.hu Ekber lafzını söylemek gerekir. İsme mâni olmayacak Aîlahu el-ekber, AUahu el-celil el-ekber gibi fazlalıklar zarar vermez. Eğer Allah´ın sıfatlarından olmayan Allahu huve´l-ekber gibi veya ekberullahu gibi sigayı bozacak birşey söylenirse tekbir sahih olmaz, tekbir sahih ol­mayınca namaz da sahih olmaz. Bunun delili de Hz. Peygamber´in fiiline uymanın zorunlu olmasıdır; zira Hz. Peygamber tahrim tekbiri olarak Allahu ekber lafzını kullanıyordu.



Tahrim Tekbiri´nin Şartları


Tahrim tekbirinin sahih olması için aşağıdaki şartlara riayet edilmesi şarttır:

a. Allahu ekber lafzı ayakta dimdik durup söylenilmelîdir.

Namaza kalkıldığında tekbir alınırsa bu sahih olmaz. Önce ayağa kalkıp dimdik durmalı, sonra tekbir almalıdır.

b. Kıble´ye yönelindiği zaman tekbir alınmalıdır.

c. Tekbir lafzı Arapça olarak söylenmelidir.

Ancak tekbir lafzını Arapça olarak söyleyemeyen ve öğrenme imkânı da olmayan kimse tekbir lafzını tercümesini bildiği lisanda söylemelidir; daha sonra Arapça olarak söylemeyi öğrenme imkânı olursa öğrenmesi vacib´dir.

d. Kişi sağır değilse tekbir´in bütün harflerini duyacak şekilde söyle­melidir.

e. Tekbir ile niyet aynı anda olmalıdır.

Daha önce de söylediğimiz gibi niyet bitirilir bitirilmez tekbir alınmalıdır.

4. Fatiha okumak .

Fatiha farz ya da nafile namazın her rekâtında rükündür. Bunun de­lili şu hadîstir:

Namazda Fatihatu´l-Kitab´ı okumayanın namazı yoktur.[5]

Bu ´Kur´an´ın açılış sûresi olan Fatiha sûresini okumayan kişinin na­mazı sahih olmaz´ demektir.

Besmele (=Bismillahirrahmanirahim), Fatiha sûresinden bir ayettir. Namaz kılan kişi besmele çekmeden Fatiha´ya başlarsa, namazı sahih olmaz. Çünkü Ümmü Seleme´nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber besmeleyi Fatiha´dan bîr ayet saymıştır.2



Fatiha´nın Sahih Olmasının Şartları


Fatiha sûresi okunurken aşağıdaki şartlara riayet edilmesi gerekir:

a. Kulakları normal ise, en az duyacağı kadar açıktan okumalıdır.

b. Varid olan tertib gibi, kıraati müretteb olarak devam ettirmelidir. Harflerin mahreç ve şeddelerine dikkat ederek okumalıdır.

c. Mânâyı bozacak şekilde lahn yapılmamalıdır.

Mânâya zarar vermeyecek şekilde lahn yapılırsa namaz fasid olmaz.

d. Fatiha, Arapça okunmalıdır.

Fatiha´nın tercümesini okumak sahih olmaz. Çünkü Fatiha´nın tercü­mesi Kur´an olmaz.

e. Namaz kılan kimse Fatiha´yı ayakta iken tamamlamalıdır.

Eğer Fatiha tamamlanmadan rükû´ya gidilirse kıraat fasid olur. Bu durumda tekrar kıyam´a dönmeli ve Fatiha´yı yeniden okumalıdır. Namaz kılan kişi Arap olmadığından ötürü Fatiha´yı okumaktan aciz ise, onun yerine ezbere bildiği yedi ayet okumalıdır. Eğer Kur´an´dan hiçbir şey bilmiyorsa, Fatiha´nın okunduğu müddet kadar ayakta Allah´ı zikredip sonra rükû´ya gitmelidir.

5. Rükû

Şer´an rükû, namaz kılan kimsenin mümkün olduğunca -ellerinin ayasının diz kapaklarına yetişecek kadar- eğilmesidir. Bu, rükû için yapılması en az olan harekettir. En mükemmeli ise sırtın tamamen düz olup kuyruk sokumu ile başın aynı hizaya gelmesidir. Rükû´nun farz olduğunun delili şu ayettir:

Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin (namaz kılın). (Hac/77) Hz. Peygamber de namazı öğrettiği kişiye şöyle demiştir:

Sonra rükû´ya varıp mutmain oluncaya (bütün azaların yatişıncaya) kadar dur![6]

Hz. Peygamber´in rükû´yu böyle yaptığı sayılmayacak kadar sahih hadîsle sabit olmuştur.



Rükû´nun Şartları


Rükû´nun sahih olması için namaz kılan kişinin aşağıdaki hususlara riayet etmesi gerekir:

a. Avuçlar diz kapaklarına değecek kadar eğilmelidir.

Ebu Humeydî es-Saidî ´Hz. Peygamber rükû´ya vardığı zaman avuç­larıyla dizlerini tutardı1 demiştir.[7]

b. Rükû niyetiyle eğilmelidir.

Eğer kişi başka bir nedenden dolayı eğilip de bunu rükû sayarsa, bu, rükû olmaz. Ayakta dimdik dururken rükû´ya gitmeyi kasdederek eğilmelidir.

c. Rükû´ya gittikten sonra bütün bedeni subhane rabbiye´Uazİm diye­cek kadar mutmain (sakin, yatışmış) olmalıdır.

Bu rükû´nun en azıdır. Bunun delili daha önce geçen hadîste Hz. Peygamber´in ´Rükû´ya gittiğinde bütün bedenin mutmain olmalıdır´ de-mesidir. Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

En kötü hırsız namazından çalandır. Sahabîler ´Ey Allah´ın Rasûlü! Kişi namazından nasıl çalar ´ diye sorduklarında, Hz. Peygamber ´Rükû ve secdesini tam yapmaz´ buyurdu.[8]

Huzeyfe şöyle demektedir: Hz. Peygamber rükû ve secdesini tam yapmayan bir kişi görünce şöyle dedi: ´Sen namaz kılmadın. Eğer bu du­rumda ölürsen Allah´ın Muhammed´i üzerinde yarattığı fıtrat üzerinde öl­memiş olursun´.[9]

Bu hadîsin anlamı ´Senden istenen namazı eda etmemiş, Muhammed´in yolunda ölmemiş olursun´ demektir. Yoksa bu ´Sen kâfir olarak ölmüş olursun´ anlamına gelmez.

Rükû´nun en mükemmel şekli ise sırt ve ense aynı hizada dümdüz, dizler dimdik, eller de diz kapaklarını tutmuş vaziyette olduğu halde üç defa subhane rabbiye´1-azim diyecek kadar sakin bir şekilde durmaktır.

Huzeyfe şöyle diyor: "Bir gece Hz. Peygamber ile beraber namaz kıldım. Bakara sûresini okumaya başladı. Sonra rükû´ya varıp subhane rabbiye´l-azim dedi. Sonra semiallahu îimen hamideh dedi. Sonra rükû´una yakın derecede ayakta durdu. Sonra secde edip subhane rab-biye´î-a´İa dedi. Secdesi de kıyamına yakındı".[10]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sizden biriniz rükû´ya varınca rükû´da üç defa subhane rabbiye´U azim derse rükûu tamam olur ve bu en azıdır.[11]

Ebu Humeydî´nin rivayet ettiği daha önce geçen hadîste şu ibare vardır: ´Sonra sırtını meylettirip yere doğru eğildi1.


6. Rükû´dan sonra itidal


İtidal rükû ile secde arasını ayıran bir sakinliktir. İtidâl´in delili, Hz. Aişe´nin şu rivayetidir: ´Hz. Peygamber başını rükû´dan kaldırdığında dümdüz dikilmedikçe secde´ye gitmezdi1.[12]

Namazın erkanına riayet etmeyen bir kişiye Hz. Peygamber şöyle demiştir:

Sonra başını rükû´dan kaldır ve dimdik ayakta duruncaya kadar secde´ye gitme.[13]

İtidâl´in Şartlan

İtidâl´in sahih olması için aşağıdaki hususlara riayet edilmesi şarttır:

a. Rükû´dan doğrulduğunda ibadetten başka birşey kasdetmemelidir.

b. İtidâl´i fazla uzatmamahdır.

İtidal müddeti, Fatiha´yi okuyacak kadar bir zamanı geçmemelidir. Çünkü itidal uzun değil, kısa bir rükûn´dur. Onu fazla uzatmak caiz ol­maz.



7. Her rekât´ta iki defa secde etmek


Secde´nin şer´î anlamı, namaz kılan kimsenin alnının secde yerine değmesidir. Secde´nin delili (Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin´ (Hac/77) ayetidir.

Hz. Peygamber, namazın erkânına riayet etmeden namaz kılan bir kişiye şöyle demiştir:

Sonra secde´ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle, sonra başını kaldır azaların yatışıncaya kadar otur. Sonra yine secde´ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle...



Secde´nin Şartları


Secde´nin sahih olması için aşağıdaki şartlara riayet edilmesi gerekir.

a. Secde esnasında alın açık olmalıdır.

b. Secde yedi âza üzerine yapılmalıdır. Hz. Peygamber şöyle demiştir:

Alın (alnını gösterirken eliyle burnu üzerine işaret etti), eller, dizler ve ayak uçları olmak üzere yedi kemik (yedi âza) üzerine secde etmekle emrolundum.[14]

Bu azalardan sadece alnın açık olması şarttır. Diğer azaların açık ol­ması gerekmez. Bu bakımdan eldivenli olarak namaz kıhnabilir.

c. Mümkün olduğu kadar secde´de kuyruk sokumu, baş´tan yüksek tutulmalıdır. Bunun delili Hz. Peygamber´in böyle yapmış olmasıdır.

d. Kişinin kıpırdaması ile kıpırdayan elbise ve benzeri şeylerin üze­rine secde edilmemelidir.

e. Secde´ye, secde´den başka, korku ve benzeri sebeplerle gidilme­melidir.

f. Karın ile yer arasında bir açıklık kalmalıdır.

g. Secde´de, en az subhane rabbiye´1-a´lâ diyecek kadar kalmalıdır.

Secde´nin en mükemmel şekli şöyledir: Kişi secde´ye giderken tekbir getirip önce dizlerini, sonra ellerini, sonra alnını, sonra burnunu yere koymalıdır. Elleri omuzlan hizasında ve parmaklan bitişik olarak kıble´ye doğru olmalıdır. Yanlar, uyluk ve karına dokunmamah, dirsekler yerden yüksek olup iki yandan da uzak tutulmalı ve üç defa subhane rabbiye´l-a´îâ demelidir. Ebu Hüreyre şöyle demiştir: ´Hz. Peygamber secde´ye git­mek istediği zaman Allahu Ekber derdi´.[15]

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

Secde´ye gittiğin zaman avuçlannı yere koy ve dirseklerini kaldır.[16]

Abdullah b. Mâlik b. Buhayne şöyle demiştir: ´Hz. Peygamber namaz kılarken koltuklarının beyazlığı görünecek kadar pazulannı açardı´.[17]

Ebu Humeydî şöyle diyor: ´Hz. Peygamber ellerini yanlarından uzaklaştırıp avuçlarını omuzlarının hizasına koydu´.[18]

Yine Ebu Humeydî şöyle demektedir: ´Hz. Peygamber secde ettiği zaman karnını uyluklarından hiçbir şey üzerine yüklemeden uyluklarının arasını açardı´.[19]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sizden biriniz secde ettiğinde, secdelerinde üç defa subhane rab-biye´1-a´lâ derse secdeleri tamam olur ve bu en azıdır.[20]

Kadın ise, secde halinde azalarını birbirine bitiştirmelidir. Hz. Peygamber namaz kılan iki kadının yanından geçerken şöyle demiştir:

Secde´ye gittiğinizde vücudunuzu yere yapıştırın. Çünkü kadın bu hususta erkek gibi değildir.[21]



8. İki secde arasında oturmak


Her rekât´ta bulunan iki secde arasında oturmak farzdır, bunun delili, Hz. Peygamber´in daha önce geçen hadîsinde ´Sonra başını kaldır mutmain oluncaya kadar otur´ sözüdür.

İki secde arasındaki oturmanın sahih olması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:

a. Korku ve başka nedenlerden ötürü değil, ibadet kasdıyla oturul-malıdır.

b. İki secde arasındaki oturmayı fazla uzatmamalıdır.

Bu oturma teşehhüd miktarından daha fazla olmamalıdır.

c. En az subhane rabbiye´1-a´îâ diyecek kadar oturulmalıdır.



9. Son oturuş.


Son oturuştan maksat, namazın sonundaki, arkasından selâm gelen oturuştur.



10. Son oturuşta teşehhüd okumak .


Abdullah b. Mes´ud şöyle diyor: Hz. Peygamber ile beraber namaz kılarken namaz (oturuşun)da ´es-Selâmu alellâhi, es-selâmu alâ fulânin´ derdik. Günün birinde Hz. Peygamber şöyle dedi: "Selâm, Allah´ın kendi­sidir. Biriniz namazda oturduğunda ´Ettehiyyatu lillâhi´ desin".[22]

Teşehhüd bize farz kılınmadan önce ´es-Selâmu alellâhi kable´I-iba-dihi´ derdik.[23]

Allah selârn´m kendisidir sözünden maksat, selâm, Allah´ın İsimlerin­den biridir demektir. Bazı âlimler selâm´ın mânâsı hakkında şöyle

demişlerdir: ´Selâm, insanların müptela olduğu ayıp ve kötülüklerden berî olmaktır´.[24]

Teşehhüd lafzının en azı şöyledir:

Bütün tahiyyeler, selâmlar Allah´a mahsustur. Ey Nebî! Allah´ın se­lâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah´ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah´tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah´ın rasûlüdür.

Teşehhüd lafızları hakkında birçok sahih rivayet vardır. İmam Şafii´ye göre teşehhüd´ün en mükemmel ve en üstün şekli İbn Abbas´ın rivayet ettiği şu lafızdır:

Hz. Peygamber bize Kur´an´dan bir sûre öğretir gibi teşehhüd´ü öğretirdi. Hz. Peygamber, teşehhüd´ü şu lafızlarla söylerdi: Bütün ta­hiyyeler, bereketler, salâvatlar ve güzel şeyler Allah´ındır. Ey Nebî! Allah´ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah´ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah´tan başka ilah yotur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah´ın rasû­lüdür.[25]



Teşehhüd Okunurken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar


a. Kendi duyabilecek şekilde okumalıdır.

b. İbareler peşpeşe okunmalıdır.

Okumaya ara verip sonra devam edilirse veya araya başka bir zikir sokulursa teşehhüd fasid olur; yeni baştan okunması gerekir.

f. Kelimeler, rivayetlerdeki tertibe riayet ederek okunmalıdır.



11. Son teşehhüd´den sonra Hz. Peygamber´e salât u selâm getirmek.


Teşehhüd´ü yukarıda anlatıldığı gibi tamamladıktan sonra ve selâm ´vermeden önce Hz. Peygamber´e salât ve selâm getirmelidir. Hz. Peygamber´e salât etmenin farz olduğunun delili şu ayettir:

Allah ve melekleri peygamber´e salât ederler. Ey iman edenler! (Sizde) ona salât edin...(Ahzab/56)

Âlimler, Hz. Peygamber´e salâvat getirmenin namazdan başka bir yerde farz olmadığında ittifak etmişlerdir. Bu bakımdan farz olan salât, namazdaki salât´tır.

Sahabîler, Hz. Peygamber´e ´Ey Allah´ın Rasûlü! Namazda sana salât etmek istediğimizde nasıl yapalım ´ dediler. Hz. Peygamber şöyle deyin dedi: ´Allahumme salli alâ Muhammedin1.[26]

Bu hadîs, Hz. Peygamber´e salât etmenin sadece namazda farz olduğuna delâlet eder. Hz. Peygamber´e salât etmeye en uygun yer son teşehhüd´dür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Biriniz namaz kıldığı vakit, aziz ve celil olan Allah´ı ululamak ve öv­mekle başlasın, sonra peygambere salât u selâm etsin. Bundan sonra dilediği şekilde duâ etsin.[27]

Hz. Peygamber´e getirilen salât selâm´ın en azı şöyledir-Allahumme sallı alâ Muhammedi

Hz. Peygamber´e getirilen salât u selâm´ın en fazlası da şöyledir:

Allahumme sahi alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kema sal-leyte âlâ İbrahim´e ve alâ âl-i İbrahim; ve barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kemabarekte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrahim-fi´î-âlemîne inneke hamîdu´n-mecîd.

Ey Allahım! Muhammed´e ve âline, İbrahim ve âline salât ettiğin gibi salât et! Muhammed^e ve âline, İbrahim ve âline bereket verdiğin gibi bereket ver. Âlemler içinde şüphesiz sen kendisine çok hamdedilen ve çok medhedilensin.

Salât u selâm´ın bu lafzı Buharı, Müslim ve başka muhaddislerin ri­vayet ettikleri birçok sahih hadîsle sabit olmuştur. Rivayetlerin bazılarında fazlalık, bazılarında da eksiklik vardır.[28]



Hz. Peygamber´e Getirilen Salât u Selâm´ın Şartları


Hz. Peygamber´e salât u selâm getirirken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:

a. Sesini duyabileceği kadar yükseltmelidir.

b. Muhammed, rasûl, veya nebî kelimesi kullanılmalıdır. Eğer Allahumme sallı alâ Ahmed derse yeterli olmaz.

c. Salât u selâm, Arapça olarak getirilmelidir.

Eğer Arapçasmı bilmiyorsa, bildiği dilde tercümesini okumalıdır. Mümkünse hemen Arapçasım öğrenmek vacibdir.

d. Salât ederken tertibe riayet edilmelidir.

Salât ile teşehhüd arasındaki tertibe de dikkat edilmelidir. Çünkü salât u selâm´ı, teşehhüd´den önce getirmek sahih olmaz.



12. Birinci Selâm


Bu selâm, namaz kılanın sağ tarafa dönüp es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demesidir. Birinci selâmın farz (rükün) olduğunun delili, daha önce geçen Hz. Peygamber´in ´Namazın tahrimi tekbirdir, tahlili selâmdır´ sözüdür. Selâm lafzının en azı bir defa es-selâmu aleykum de­mektir. En efdali ise hem sağa, hem sola dönerek iki defa es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demektir.

Sa´d şöyle diyor: ´Ben Hz. Peygamber1! sağ ve sol tarafına selâm ve­rirken gördüm. Hatta (bu sırada) yanağının beyazlığını da gördüm1.1

İbn Mes´ud şöyle rivayet ediyor: ´Hz. Peygamber sağ ve soluna es-selâmu aleykum ve rahmetullahi, es-selâmu aleykum ve rahmetullahi diye, yanağının beyazı (arkadan) görünecek şekilde selâm verirdi1.2



13. Sayılan rükûnların tertibine -varid olduğu şekilde- riayet etmek.


Bu tertib şöyledir: Önce niyet, sonra tahrim tekbiri, sonra Fatiha, sonra rükû, sonra itidal, sonra secde ve diğerleri yapılmalıdır. Eğer bu rü­kûnların bir kısmının yeri bilerek değiştirilirse o namaz fasid olur. Rükûnların yeri bilerek değiştirilmemişse, tertibi bozulan rüknün başlangıcından itibaren namaz fasid olur. Bu bakımdan o noktadan İtibaren yapılanların tümünün yeniden yapılması gerekir. Eğer namaza devam edilirse sahih olan rekât, fasid olan rekâtın yerine geçer. Bu durumda namazı bir rekât artırmak vacib olur.

1 Müslim/582

2 Ebu Dâvud/996; Tirmizî/295 ve başka muhaddisler. (Tirmizî hasen-sahih olduğunu söylemiştir)





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buharî/l; Müslim/1907

[2] Buharî/l 066

[3] Buharî/1065

[4] Tirmizî/3; Ebu Dâvud/6l

[5] Buharî/723; Müslim/394 İbn Huzeyme (sahih isnadla)



[6] Buharî/72´i; Müslim/397

[7] Buharİ/794

[8] İmam Ahmed, Taberanî ve başka muhaddisler

[9] Buharî/758

[10] Müslim/772



[11] Tirmizt/261; Ebu Dâvud/886 ve başka muhaddisler, (İbn Mes´ud´dan)

[12] Müslim/498

[13] Buharı/724; Müslim/397

[14] Buharî/779; Müslim/490

[15] Buharî/770; Müslim/292

[16] Müslim/494, (Bera´dan)

[17] Buharî/383; Müslim/495

[18] Ebu Dâvud/734; Tirmizî/270

[19] Ebu Dâvud/735

[20] Tirmizî/26l; Ebu Dâvud/886

[21] Beyhakî, 11/223

[22] Buharî/5806; Müslim/402 ve başka muhaddisler

[23] Beyhakî 11/138; Dârekutnî, 1/350

[24] İbn Esir, en-Nihaye

[25] Müslim/403



[26] İbn Hibban/515; Hâkim, 1/268

[27] Tirmizî/3475; Ebu Dâvud/İ481 ve başka muhaddisler

[28] Buharî/1390; Müslim/406




Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.