Yaz?c? Sürümü
Cuma Namazı






Cuma Namazının Meşruiyeti


Cuma namazı şer´î bir ibadettir ve Allah Teâlâ´nın bu günün şeref ve faziletine nail olmaları için sadece bu ümmete verdiği ihsanlardan biridir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Bizler (ehl-i kitab´a nazaran) en son gelenleriz. Fakat kıyamet gü­nünde en önde olanlarız. Şundan dolayı ki (bizden başka) kendile­rine kitap verilen her ümmet bizden önce gelmiştir. Bize ise kitap, onlardan sonra verildi. Sonra Allah´ın bize farz kıldığı şu gün yok mu, işte Allah bizleri ona hidayet buyurdu. Bu bakımdan insanlar bunda bize tâbi olacaktır. Yahudiler(in ibadet) günü yarın (Cumartesi), hristiyanlarınki ise Pazar günüdür.[1]

Cuma namazı hicretten kısa bir zaman önce Mekke´de farz kılınmıştır. Ancak müslümanlar Mekke´de güçsüz ve zayıf olduklarından ve Cuma´yı kılmak için de bir araya gelemediklerinden ötürü Cuma namazı kıhnamadı. Cuma namazı hicretten önce Medine´de ilk defa Esad b. Zurare tarafından kıldınlmıştır.[2]



Cuma Namazının Meşruiyetinin Delili


Cuma namazının meşru ve farz olduğuna şu ayet delâlet etmektedir:

Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman hemen Allah´ı anmaya (Cuma´yı kılmaya) koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bi­lirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

(Cuma/9)

Cuma namazının meşruiyetine delâlet eden birçok hadîs vardır. Onlardan bazıları şunlardır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Cuma namazı her müslümana hak ve vacibdir.[3]

Birtakım kimseler Cuma namazını terketmekten ya vazgeçerler yahut da Allah onların kalplerini mühürler, sonra da onlar gafillerden olur­lar.[4]



Cuma´nin Meşruiyetinin Hikmeti


Cuma´nın meşruiyetinin birçok hikmet ve faydası vardır. Onları bu­rada teker teker saymak mümkün değildir. Onların en önemlilerinden biri şudur: Aynı şehirde yaşayan bütün müslümanlar bir yerde, hafta´da bir gün (Cuma günü) bir araya gelip birlik ve beraberliklerini sağlayan, rağbetlerini artıran, aralarındaki bağı daha da güçlendiren bir nasihata kulak verirler. Bu onların arasındaki ülfiyeti de artırır. Böylece birbirlerini daha iyi tanırlar ve yardımlaşırlar. Bir hafta boyunca ortaya çıkan yeni meselelere dikkatleri çekilir ve halifeye bağlılıkları artar. Namazı ve hut­beyi halifenin eda etmesi en uygun olanıdır. Bu bakımdan Cuma hutbe­sinde bütün bu durumlar dikkate alındığı için Cuma namazı haftalık bir kongre sayılır. Orada bütün müslümanlar eşit olarak başkomutanlarının arkasında olurlar. Başkomutan, onlara imamlık yapıp hutbe okuyan kişi tarafından temsil edilir. Bunun için şeriat sahibi Cuma´ya gitmeyi teşvik etmiş ve insanları Cuma´yı terketmekten nehyederek Cuma hususunda gevşek davranmayı yasaklamıştır. Bu söylediklerimizin bir kısmı daha

önce geçmişti. Bir kısmı da ileride tekrar gelecektir. Burada şu hadîs bi­zim için yeterlidir.

Kim üç Cuma´yı gevşeklik edip terkederse Allah onun kalbini mühürler.



Cuma´nın Farz Olmasının Şartları


Cuma namazı, aşağıdaki şartların kendisinde bulunduğu herkese farz´dır. .

1. Müslüman olmak.

Kâfirden Cuma´ya katılması istenmez. Çünkü kâfir, ibadetlerden önce ibadetlerin esası olan İslâm olmak ile mükelleftir. Ancak Allah Teâlâ ahi-rette Cuma´dan ötürü (esas itibariyle mükellef olduğu halde kılmadığı için) kâfiri cezalandırır.

2. Baliğ olmak.

Çocuk mükellef olmadığından ötürü Cuma namazına gitmesi vacib

değildir.

3. Akıllı olmak.

Çünkü deli mükellef değildir.

4. Hür olmak

Köleye Cuma namazı farz değildir. Çünkü köle efendisinin hakkı ile meşguldür. Bu durum Cuma´nın köleye vacib olmasına engeldir.

5. Erkek olmak

Cuma namazı kadınlara farz değildir. Çünkü kadınlar çocuklarla ve ev işleriyle meşgul olmak durumundadırlar. Bu durumda kadınların, özel bir vakitte özel bir yerde bulunmaları onlar için meşakkatli olacağından, Cuma namazı onlara farz kılınmamıştır.

6. Sıhhatli olmak.

Mescide gitmekle, bir yerde oturmakla veya namazı beklemekle ra­hatsız olan bir kişiye Cuma namazı vacib değildir. Cuma namazına gittiği takdirde kişinin hastalığı artacaksa veya hastalığı geç iyileşecekse yine Cuma´ya gitmesi vacib değildir. Hastaya bakan, hizmet eden kimse de hasta gibidir. Ona da Cuma namazı vacib değildir. Çünkü hastaya bakan kişi Cuma´ya gittiği zaman hastanın ihtiyaçları ile ilgilenecek kimse kal­maz. Hastabakıcının, hastanın akrabası olup olmaması hükmü değiştirmez. Böyle bir kimseye, yerine bakacak kimse olmadığı takdirde Cuma namazı vacib değildir.

7. Cuma namazının kılındığı yerde ikâmet etmek.

.Kısa dahi olsa sefere çıkmış bir kişiye, yolculuğu Cuma gününün fecrinden önce başlamışsa -ikâmet ettiği yere normal havalarda ezan sesi de yetişmiyorsa- Cuma namazı farz olmaz. Ezan sesi duyulacak kadar Cuma kılınan yere yakın ise Cuma namazı farz olur.

İçinde özürsüz 40 kişinin ikâmet etmediği, bu nedenle de Cuma na­mazının sahih olmadığı bir yeri mekân edinen kimseye de Cuma namazı farz değildir. Ancak Cuma kılınan bir yerde okunan ezan sesinin normal şartlarda oraya yetişmemesi şartıyla böyledir.

Hz. Peygarnber´in şu hadîsleri bu şartlara delâlet etmektedir:

Âzad edilmemiş köle, kadın, çocuk ve hasta olanlardan başka her t müslümana cemaatle Cuma kılmak hak olan bir vacibdir.[5]

Kim Allah´a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ona -kadın, yolcu, köle ve hasta müstesna- Cuma namazı farzdır.[6]

SU Ezanı işiten her müslümana Cuma namazı farzdır.[7]



Cuma´nin Sahih Olmasının Şartları


Yukarıda saydığımız yedi şartın kendisinde bulunduğu her müslü­mana Cuma namazı vacib´dir. Ancak Cuma´nın sahih olması için dört şartın daha bulunması gerekir:

1. Cuma namazı, merkezî bir alanda kılınmalıdır.

Bu alan, ister bir beldenin binaları arasında olsun, ister kendilerine Cuma farz olan 40 kişinin oturduğu bir köyün ortasında olsun farketmez. Beldeden maksat, kadı´sı (hâkimi) ve idarecisi olan, içinde alışveriş için çarşı ve pazar bulunan yerdir. Köyden maksat ise kadı´sı (hâkimi) ve ida­recisi bulunmayan yerlerdir. Bu bakımdan sahrada ve çadırlar arasında Cuma namazı sahih olmaz. İçinde Cuma´nın kendilerine farz olduğu 40 kişinin bulunmadığı bir yerde de sahih olmaz. Eğer yakın bir beldeden okunan ezan sesi işitiliyorsa oraya gidilip Cuma namazının kılınması farz olur. Cuma kılınan yerden ezan sesini işitmiyorlarsa, Cuma namazı on­ların üzerinden sakıt olur. Nitekim bunu Cuma´nın vacib olmasının şartları bahsinde zikretmiştik.

Bu şartın delili, Hz. Peygamber ve raşid halifeler döneminde Cuma namazının sadece böyle yerlerde kılınmış olmasıdır. Arap kabileleri Medine´nin etrafında oldukları halde oralarda Cuma namazı kılınmıyordu. Hz. Peygamber onlara çadırların arasında Cuma namazını kılmalarını söylememiştir.

2. Cuma namazı kılacakların sayısı, Cuma´nın kendilerine farz olduğu 40 kişiden az olmamalıdır; yani erkek, baliğ, mukim ve hür olan 40 kişi bulunmalıdır ki Cuma sahih olsun.

Cabir´den şöyle rivayet edilmiştir: ´Sünnet´e göre her 40 kişiye ve 40 kişiden fazla olanlara Cuma vardır´.[8]

Ka´b b. Mâlik şöyle demiştir: ´İlk defa Cuma namazı kıldıran Esad b. Zurare idi ve o gün Cuma´ya katılanlar 40 kişiydiler´.[9]

3. Cuma namazı öğle vaktinde kılınmalıdır.

. Öğle vaktinden Cuma namazı yetişemeyecek kadar bir zaman kalmışsa öğle namazı kılmak vacib olur. Eğer Cuma namazına başlanır ve Cuma namazı devam ederken öğle vakti çıkarsa, Cuma namazını

hemen öğle namazına çevirmek ve dört rekât olarak kılmak gerekir Bunun delili Hz. Peygamber´in böyle yapmış olmasıdır.

Enes b. Mâlik şöyle rivayet ediyor: ´Hz. Peygamber, Cuma namazını güneş batıya doğru kaydığında (zeval vaktinde) kılıyordu´.[10]

Seleme b. Ekvâ şöyle rivayet etmiştir: ´Hz. Peygamber ile birlikte güneş (ortadan batıya) meylettiği zaman Cuma namazını kılardık. Sonra dönüp giderken gölge yerleri araştırırdık[11]

Sehl b. Sa´d şöyle diyor: ´Hz. Peygamber zamanında biz Cuma´yı kılmadan ne kaylûle uykusuna yatar, ne de yemeğimizi yerdik´.[12]

4. Aynı şehirde, mümkün olduğu takdirde bir yerde Cuma namazı kılınmalıdır.

Cuma namazını birkaç yerde kılmak uygun değildir. Hatta eğer mümkünse bir yerde kılmak vacib´dir. Eğer halk çok olur da bir yere sığmazlarsa ihtiyaca göre iki, üç veya dört yerde kılınabilir. İhtiyaç ol­madığı halde aynı şehirde birkaç yerde Cuma namazı kılınırsa, bunlardan sadece ilk kılmanı sahih olur. Önce kılınmaktan maksat, başlangıçtır. İlk tekbir Önce hangi mescidde alınmışsa oradaki Cuma sahihtir, diğerleri ise ayrı yerlerde kılındığı için sahih değildir. Bu nedenle onun yerine öğle namazı kılmaları gerekir. Eğer Cuma´nın, hangi mescidde daha önce başladığı bilinmiyorsa, kılınan bütün Cuma´lar fasid olur. Vakit müsaitse ilk tekbir alınan yerde yeniden kılınması gerekir. Aksi takdirde tümü bu eksik ve fasid olan namazı yerine getirmek için öğle namazı kılmalıdır.

Bu şartın delili, Cuma namazının Hz. Peygamber, raşid halifeler ve tâbiûn devrinde ayrı yerlerde kılınmamış olmasıdır. Namaz şehirde sa­dece el-Mescid´ul-Camii denilen büyük mescidde kılınırken, diğer mescidlerde ise sadece vakit namazları kılınırdı.

Hz. Aişe şöyle demiştir: ´İnsanlar Hz. Peygamber zamanında Medine´ ye yakın menzillerden ve Medine etrafındaki köylerden gelerek Cuma namazında nöbetleşe hazır bulunurlardı´.[13]

İbn Abbas şöyle demiştir: ´Hz. Peygamber´in mescidi dışında ilk Cuma namazı Bahreyn´de Cuvasî adlı yerde Abdulkays mescidinde kılınmıştır´.[14]

Cuma´yı bir tek yerde kılma şartının hikmeti, müslümanların birlik ve beraberliğini pekiştirmeye daha uygun olmasıdır. İhtiyaç olmaksızın Cuma namazını ayrı yerlerde kılmak, müslümanlar arasında ayrılık ve ni­fak tohumları ekebilir.



Cuma Namazının Farzları


Cuma namazının iki farzı vardır. Bunlar Cuma namazının esasını teşkil ederler. Birinci farzı iki hutbe okumak, ikinci farzı ise cemaatle bir­likte iki rekât namaz kılmaktır.



Hutbelerin Şartları


1. Hatib, eğer mümkünse hutbeyi ayakta okumalıdır.

İki hutbeyi birbirinden ayırmak için hutbelerin arasında oturmalıdır. Bunun delili, Cabir b. Semure´nin şu rivayetidir: ´Hz. Peygamber hutbeleri ayakta okur ve aralarında otururdu´.[15]

İbn Ömer şöyle rivayet ediyor: ´Hz. Peygamber birinci hutbeyi ayakta okuduktan sonra oturur, sonra kalkar sizin şu anda yaptığınız gibi ikinci hutbeyi okurdu´.[16]

2. Hutbe namazdan önce okunmalıdır.

Bu, Cuma namazı hakkında varid olan hadîslerden anlaşıldığı üzere Hz. Peygamber´in fiiline tâbi olmak içindir.

3. Hatib, küçük ve büyük hadesten temiz olmalıdır.

Elbisesinde, bedeninde ve mekânında affedilmeyecek bir necaset bulunmamalı ve setr-i avrete riayet etmelidir. Zira hutbe de namaz gibidir. Hutbeler, öğle namazının farzının iki rekâtının karşılığıdır. Namazda şart olan taharet ve benzeri şeyler hutbelerde de şarttır.

4. Hutbeler Arapça okunmalıdır.

Cemaat Arapça bilmese bile hatib hutbeleri Arapça okumalıdır. Eğer orada Arapça öğrenecek kadar bir zaman geçtiği halde Arapça bilen kimse yoksa hepsi günahkâr olur ve Cuma´Ian makbul olmaz. Dolayısıyla öğle namazı kılmaları gerekir. Fakat Arapça öğrenecek kadar bir zaman geçmemişse, hutbe tercüme edilir ve Cuma namazları sahih olur.

.5. Hutbeler peşpeşe okunmalıdır.

Birinci ve ikinci hutbe arasında fazla bir fasıla olmaması gerektiği gibi, ikinci hutbe ile namaz arasında da fazla bir fasıla olmamalıdır. Birinci hutbe ile ikinci hutbe arasına veya ikinci hutbe ile namaz arasına örfen uzun sayılan bir fasıla girerse hutbe sahih olmaz. Bu durumda mümkünse hutbe yeniden okunmalıdır. Aksi takdirde Cuma namazı, öğle namazına dönüşür.

6. Her iki hutbe de Cuma namazının kendileriyle sahih olduğu 40 kişi tarafından dinlenmelidir.

Hutbelerin Rükûnları


1. Hangi siga ile olursa olsun -elhamdülillah, eş-şukru lillah gibi-Allah´a hamdetmek.

2. Hangi siga ile olursa olsun Hz. Peygamber´e salâvat getirmek.

Bu salât Allahumme sallı ala Muhammed ve ala âl-i Muhammed veya Allahumme sallı alâ nebiyyi ve alâ âlihi veya Allahumme saîli alâ rasûli ve alâ âlihi gibi sığalarla yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken bir şart vardır ki o da Hz. Peygamber´in isminin sarih olarak zikredilmesidir. en-Nebî, er-Rasûl ve Muhammed gibi kelimelerle Hz. Peygamber´in ismi sarih olarak zikredilmelidir. Açık isim yerine zamir yeterli olmaz. Meselâ onun mânâsına gelen huve zamirinin kullanılması yeterli değildir.

3. Allah´tan sakınmayı tavsiye etmek

Hangi lafız ile olursa olsun -ittekuîlah gibi- takva (Allah´tan sakınılması) tavsiye edilmelidir. Bu üç rükün, her iki hutbede de rükün­dür. Bunlar olmadan hutbe olmaz.

4. İki hutbenin bîrinde bir ayet okumak.

Okunan ayet, mânâsı anlaşılan bir ayet olmalıdır. Mukatta harfleri denilen ve sûre başlarında olan elif, lam, mim, yasin, tahâ gibi ayetlerden birinin okunması yeterli olmaz.

5. İkinci hutbede mü´minlere dua etmek.

Örfen dua sayılan -Allahummağfirli mü´minîne, Allahummağfirîi müslimine gibi- her dua yeterli olur.

Cuma namazının ikinci farzının ´cemaatle iki rekat namaz kılmak´ olduğu daha önce söylenmişti. Nitekim Hz. Ömer´den şöyle rivayet edilmiştir: ´Cuma namazı iki rekâttır´.[17]

Daha önce de naklettiğimiz bir hadîste Hz. Peygamber şöyle bu­yurmuştur:

Her müslümana cemaatle Cuma namazı kılmak haktır, vacibdir.[18]

Cuma namazının bir rekâtına yetişen kimsenin Cuması sahihtir. Curna´ya yetişemediği takdirde Cuma namazı, öğle namazına dönüşür.

İmam´a uyan cemaatin, Cuma namazına ehil olan 40 kişiden az ol­maması vacıb´dir. İkinci rekatta imam´a yetişen kimsenin Cuması sahihtir. İmam selâm verdikten sonra kalkıp ikinci rekâtı kılarak Cuma namazını tamamlar. İmam ikinci rekâtın rükûundan kalktıktan sonra imam´a yetişen kimse, Cuma´ya yetişememiş sayılır. İmam selâm verdikten sonra kalkıp dört rekât öğle namazı kılması gerekir.

Cemaat Cuma imamına uyup imam ile beraber bir rekât kılar, sonra herhangibir sebepten ötürü cemaatin tümü veya bir kısmı imam´dan ayrılıp namazlarını tek başlarına tamamlarlarsa Cuma´Ian sahih olur. Herhangibir sebepten ötürü birinci rekât bitmeden önce imam´dan ayrıhrlarsa Cuma namazları sahih olmaz ve Cuma namazı öğle namazına dönüşür. Bunun delili, Hz. Peygamber´in şu hadîsidir:

Kim Cuma namazından veya diğer namazlardan bir rekâta yetişirse ona ikinci bir rekât eklesin. Böylece namazı tamamlasın.[19]



Cuma Namazının Âdabı


Cuma gününün ve Cuma namazının sünnet olan birtakım âdabı vardır ki onlara itibar edip ihtimam göstermek gerekir. Onları şöyle sıralayabiliriz:

1. Yıkanmak

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Herhangibiriniz Cuma namazına gitmek istediğinde yıkansın![20]

Buradaki emir, vücub için değil, istihbab içindir. Çünkü başka bir hadîste şöyle buyurulmuştur:

Kim Cuma namazı için abdest alırsa, o, sünnet´e yapışmış demektir. Sünnet´e yapışmak ise ne güzeldir! Kim de yıkanırsa bu daha efdaldır.[21]

2. Vücudu kir ve kötü kokulardan temizlemek, saç ve sakalı yağlayıp güzel koku sürünmek.

Bu, Cuma´ya gelenleri rahatsız etmemek içindir. Böyle yapan kimseye herkes yakınlık duyar ve onunla oturup kalkmaktan hoşlanırlar. Halka eziyet verecek kötü kokulu birşey yiyen kimseye, Cuma namazını terketme ruhsatı verildiğini daha önce söylemiştik. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Bir kişi Cuma günü yıkandığı halde elinden geldiği kadar temizlenir, saç ve sakalını yağlayıp vücuduna güzel koku sürerek Cuma´ya gitmek üzere evinden çıkar, yavaş yavaş yürüyüp mescide gider ve mescidde kimseyi rahatsız etmeden nasip olduğu kadar namaz kılar, sonra susup hutbeyi dinlerse iki Cuma arasındaki bütün günahları bağışlanır.[22]

3. En güzel elbiseyi giymek.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kim Cuma günü yıkanır, en güzel elbiselerini giyerse, eğer varsa vü­cuduna güzel koku sürüp sonra mescide gider ve hiç kimsenin üze­rinden atlayıp rahatsız etmeden yavaş yavaş yürür, sonra yapabildiği kadar ibadet edip imam´ı beklerse iki Cuma arasındaki günahları bağışlanır.1

Cuma günü beyaz elbise giymek en efdalidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Beyaz elbiselerinizi giyin. Çünkü beyaz elbise, elbiselerinizin en hayırlısıdır. Ölülerinizi de beyaz ile kefenleyin.2

4. Tırnakları kesip bıyıkları kısaltmak.

Hz. Peygamber´in Cuma günü tırnaklarını kesip bıyıklarını kısalttığı ri­vayet edilmiştir.3

5. Mescide erken gitmek.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kim Cuma günü cünüplükten yıkanır gibi yıkandıktan sonra (ilk sa-a"tte Cuma namazına) giderse bir deve kurban etmiş gibi, ikinci saatte giderse bir sığır kurban etmiş gibi, üçüncü saatte giderse boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi, dördüncü saatte giderse bir tavuk sadaka vermiş gibi, beşinci saatte giderse bir yumurta tasadduk etmiş gibi

İmam Ahmed, 111/81 ve başka muhaddisler Tİrmizî/994 ve başka muhaddisler Bezzar, Müsned

(sevaba nail) olur. İmam hutbeye çıktığında melekler hazır olup . zikri (hutbeyi) dinlerler.[23]

6. Mescide girince iki rekât´namaz kılmak. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Herhangibiriniz imam (minbere) çıkmış iken mescide gelecek olursa hemen iki rekât namaz kılsın.[24]

Ancak hatib hutbenin sonuna gelmemişse kılmalıdır. Eğer hutbenin sonu gelmişse, imam´ın farz namaza kalkmasını beklemelidir. Mescide gi­rildiğinde iki rekât namaz kılmadan oturulursa artık namaz kılınmaz. Oturduktan sonra kalkıp kılınan namaz sahih olmaz. Bu durumda oturup hutbeyi dinlemek ve farz namazı beklemek gerekir.

7. Hutbeleri dinlemek için susmak. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Cuma günü imam hutbe irad ederken arkadaşına sus (dinle) desen (bile) lüzumsuz bir söz söylemiş olursun.[25]

Hz. Ali´den şöyle rivayet edilmiştir:

Kim uygun olmayan bir söz söylerse, onun o Cuma´dan bir ecri yoktur.[26]



Cuma Gününün Umumi Âdabı


Cuma günü haftanın en hayırlı günüdür. Cuma gününün birtakım sünnet ve edepleri vardır ki her müslümamn onları bilmesi ve mümkün olduğu kadar tatbik etmesi uygun olur. Onların en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:

a. Cuma günü ve gecesinde Kehf sûresini okumak sünnet´tir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kim Cuma günü Kehf sûresini okursa, iki Cuma arasındaki zaman onun için nûrlandırıhr.[27]

b. Cuma günü ve gecesinde çok dua etmek. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Cuma gününde bir saat vardır ki müslim bir kul namazını o saate rastgetirip Allah Teâlâ´dan birşey dilediğinde Allah ona dilediğini ve­rir.[28]

c. Cuma günü ve gecesinde Hz. Peygamber´e çok salâvat getirmek.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sizin en faziletli gününüz, Cuma günüdür. O günde bana çok salâ­vat getirin. Çünkü o günde getirdiğiniz salâvatlar bana arz olunur.[29]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buharî/836; Müslim/855, (Ebu Hüreyre´den)

[2] Ebu Dâvud/1069 ve başka muhaddisler, (Ka´b b. Mâlik´ten)

[3] Ebu Dâvud/1067 (Tank b. Şihab´dan)

[4] Müslim/865 ve başka muhaddisler, (Ebu Hüreyre ve İbn Ömer´den)



[5] Ebu Dâvud/1067

[6] Dârekutnî, n/3 ve başka muhaddisler

[7] Ebu Dâvud/1056

[8] Beyhakî, î/177

[9] Ebu Dâvud

[10] Buharî/862



[11] Buharî/3935; Müslim/860

[12] Buharî/897; Müslim/859

[13] Buharî/860; Müslim/847

[14] Buharî/852

[15] Müslim

[16] Buhari/873; Müslim/86l

[17] Neseî, III/lll

[18] Ebu Dâvud

[19] Neseî, Ibn Mâce ve Dârekutnî, (Ibn Ömer´den)

[20] Buharî/387; Müslim/844

[21] Tirmizî

[22] BuharV843, (Selman-ı Farisî´den)



[23] Buharî/841; Müslim/850, (Ebu Hüreyre´den)

[24] Müslim/875, (Câbir b. Abdullah´tan)

[25] Buharî/892; Müslim/851 ve başka muhaddisler, (Ebu Hüreyre´den)

[26] Ebu Dâvud/1051

[27] Neseî, (Ebu Said e!-Hudr den)

[28] Buharî/893; Müslim/852. (Ravi Kuteybe kendi rivayetinde şunu ziyade etmiştir: "O, saatin kısa olduğunu anlatmak için eliyle (baş parmağını orta ve isimsiz parmaklarının iç tarafına basarak) İşaret etti").

[29] Ebu Dâvud/1047; diğerleri (.sahih olmayan senedlerle)




Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.