Yaz?c? Sürümü
Huneyn Savaşı ve Taif Kuşatması






Peygamber (s.a.v.) ´in Mekke üzerine yaptığı son ve ke­sin harekete rağmen Havâzinliler kuvvetlerini arttırmayı durdurmadılar. Onun Mekke´yi fethetme ve tüm putları kırma haberi de onların düşüncelerini değiştirmedi. Kendi tanrıçaları Lâfın bir eşi olan Uzza´nm yıkılması ise onla­rın alarma geçmesine neden .olmuştu. Mekke´nin fethinden, üç hafta sonra Havâzinliler Taif´in kuzeyindeki Estas va­disinde yaklaşık yirmibin kişilik bir ordu topladılar.

Peygamber (s.a.v.), Mekke´nin başına Abdu´ş-Şemsli bir adamı bırakarak yeni Müslüman olanlara dini konu­larda yardım etmek üzere çok bilgili bir Müslüman olan Hazreçli Muaz ibn Cebel Cr.) ´i tayin ederek, şimdi ikibin Kureyşltnin de katılmasıyla daha da kalabalıklaşan tüm ordusuyla birlikte yola çıktı. Yeni katılan Kureyşlilerin ço­ğu Peygamber´e biat etmişlerdi. Fakat Süheyl ve Saffan´m da içinde bulunduğu bir gurup henüz Müslüman olmamış­tı. Ve sadece şehirlerini Havâzinlilere karşı korumak ama­cıyla orduya katılmışlardı. Yola çıkmadan önce Peygam­ber (s.a.v.) Saffan´a kendisinde bulunan yüz aded zırhı ve beraberindeki silahları ödünç vermesini rica eden bir ha­ber gönderdi. «Ey Muhammed (s.a.v.)» dedi, Saffan, «bu ´kendin ver, yoksa zorla alırım´ anlamında bir istek mi » Peygamber (s.a.v.), «ödenecek bir borç» deyince Saffan zırh ve silahlan duracakları yere kadar taşıyacak olan yük develerini de vermeye karar verdi.

Onlara karşı hazırlanan Havazin kabileleri Takıf, Nasr, Cüşem ve Sa´d ibn Bekr idi. Bu topluluğa genç olmasına rağmen gücü ve yöneticiliği ile ün salan otuz yaşlarında bir Nasr´lı olan Malik kumanda ediyordu. Yaşlıların aksi­ni tavsiye etmelerine rağmen Malik kadınları, çocukları ve hayvanları da beraber getirmelerini emretti. Çünkü, ona göre eğer bunlar ordunun arkasında olursa askerler daha gayretle çarpışırlardı.

Mekke´den yola çıkan ordu hakkında bilgi toplamak üzere üç gözcü gönderdi. Fakat üçü de kısa bir süre sonra korkudan tüm eklemleri kontrolünden çıkmış ve konuşamıyacak derecede dehşet içinde döndüler. İçlerinden biri: «Ala atlar üzerinde beyaz adamlar gördük. Ve bir anda bu gördüğünüz hale geldik» dedi. Bir diğeri: «Karşımızdaki­ler dünya insanları değil, semadan gelen insanlar. Tavsi­yemize uyun ve geri çekilin. Çünkü adamlarınız bizim gör­düklerimizi görünce bizim gibi olurlar» dedi. Malik: «Uta­nın!» dedi. «Siz buradaki en korkak kişilersiniz.» Bu üç kişinin görünüşleri o kadar kötü ve zavallı idi ki, tüm or­duda panik yaratmamaları için onları gözden uzak bir ye­re yerleştirme emri verdi. Daha sonra etrafındakilere: -Ba­na cesur bir adam gösterin» dedi. Fakat seçilen adam da, aynı korkunç atlıları görmüş ve diğerleri gibi dehşet için­de dönerek nefesi kesilmiş bir haide «Dayanılmaz bir gö­rünüşleri vardı» demişti. Fakat Malik onu dinlemeyi red­detti ve karanlıkta, düşmanın yolu üstünde olan Huneyn vadisine doğru ilerleme emri verdi. Yolun vadi yatağına doğru alçaldığı noktada kamp kurdular. Yolun iki tarafın­da da aşağıyı rahatça görebilen, fakat aşağıdan görülme­yen vadi yatakları vardı. Bu yataklardan ikisine atlıların ço­ğunu yerleştirdi. Ve onlara bir işaret ile düşmana sal­dırma emri verdi. Ordunun geri kalan kısmını da vadinin tepesindeki yolun üstüne yerleştirdi.

Peygamber Cs.a.v.) o gece vadinin öteki ucuna yakın bir yerde kamp kurdu. Sabah namazını kıldıktan sonra

adamlarına sabırlı olurlarsa zafer kazanacaklarını müjde­leyerek yola çıkma emri verdi. Hava o denli pusluydu ki, vadi yatağına indiklerinde hâlâ etraf karanlıktı. Daha ön­ceki gibi Halid yine Süleym ve diğerlerine kumanda ede­rek öncü gurupta yer alıyordu. Onun arkasından yeni ka­tılan Mekkeli gurup geliyordu. Düldül´e binmiş olan Pey­gamber (s.a.v.1, bu kez yine etrafında Ensar ve Muhacir­lerden bir gurupla ordunun ortalarında yol alıyordu. Fa­kat bu kez etrafında kendi ailesinden kişilerde vardı. Ona Mekke´ye giderken katılan kuzenleri Ebu Süt yan ve Abdul­lah, Abbas´m iki büyük oğlu Faz! ve Kisam ve Ebu Leheb´-in iki oğlu onu çevreleyen kişiler arasındaydı. Ordunun en arkalarında ise henüz Müslüman olmamış Mefckeliler yer alıyordu.

Yarı karanlıkta karşı tarafta Havazin ordusu görün­düğünde öncü birlik henüz inişi tamamlamıştı, öncü bir­lik dehşetli bir manzarayla karşıkarşıyaydı. Çünkü ordu­nun arkasındaki develere binmiş kadınla!* veya baş deve­ler bile ordunun bir parçasıymış gibi görünüyordu. Yolun o yönü tamamen kapatılmıştı. Fakat yeni bir emir ve pla­na fırsat vermeden Malik işaretini verdi. Havazin süvari­ler hemen vadi yataklarından fırladılar ve Halid"in adam­larına saldırdılar. Atak o kadar anice ve vahşiceydi ki, Halid, geri dönüp kaçmaya başlıyan Beni Süleym´i topar-layamadı. Beni Süleym Mekkeli gurubun arkasına kaçınca önde kalan Mekkeliler de henüz indikleri yokuştan geri­sin geriye kaçtılar. Hızla saldıran at ve deve üstünde Hava-zinliler bütün geçitleri tıkadılar. Fakat Peygamber (s.a.v.) yolun biraz sağma çekilebilecek noktadaydı. Kenara çekildi. Ve yanından hiç ayrılmayan bir gurupla emniyetli bir ye­re sığındı. Yanındakiler Ebu Bekr, Ömer ve diğer Muha­cirler, bir gurup Ensar ve yanında yer alan ailesinin tü­müydü. Haris´in oğlu Ebu Süfyan Peygamber´in yanıbaşın-daydı ve DüldüFün ipini elinde tutuyordu.

Peygamber (s.a.v.) diğerlerini de kendisine katılmala­rı için çağırdı. Fakat sesi savaşın gürültüsü içinde kaybol­du. Bu nedenle çok gür bir sese sahip olan Abbas´a «Ey ağaç ashabı! Ey akasya ashabı!» diye bağırmasını söyledi. Bu çağrıya LEBBEYK (îşte emrindeyim) sesleri cevap ver­di. Peygamberin yanma Ensar ve Muhacirlerden yüz ka­dar kişi toplandı. Hepsi de geçide dağılarak birdenbire düşmanın, saldırısını kontrol altına aldılar. Abbas aynı şe­kilde bağırmaya devam etti ve kaçanların çoğu geri döndü­ler. Peygamber (s.a.v.), hem iyi görülebilmek hem de etra­fı iyi görebilmek için üzengileri üstünde ayağa kalktı. Düş­man yeni bir saldırıya hazırlanıyordu. Peygamber (s.a.v.). «Allahım, senden vadini yerine getirmeni istiyorum» diye dua etti. Daha sonra süt kardeşinden birkaç çakıl taşı bul­masını istedi. Onları eline alıp Bedir´de yaptığı gibi düş­manın yüzüne doğru fırlattı. Ve görünürde hiçbir neden olmamasına rağmen savaşın akışı birden değişti. Gerçi mü´-minler bunu görmüyorlardı, ama kendilerinin bir süre önce yaşadığı yenilgiyi şimdi düşman yaşıyordu. Daha son­ra bu olayla ilgili şu ayetler nazil oldu:

«Andolsun Allah bir çok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda oluşunuz sizi böbürlendirip gururlan-dtnmştu Vakat size birşey de sağltyamamtştu Yer ise, bütün ge­nişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra arkanıza dönüp gensin geriye gitmiştiniz. (Bundan) sonra Allah, Resulü ile müminlerin üzerine ´güven duygusu ve huzur´ indirdi, sizin görmediğiniz ordu­ları da İndirdi ve küfre sapmış olanları azaplandtrdı. Bu küfre sa-pantarın cezasıdır. Sonra bunun ardından Allah, dilediği kimseden tevbesîni kabul eder. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.» (Tevbe: 25-7).

Düşman büyük bir bozguna uğramıştı. Malik önceleri cesurca doğuştu, fakat daha sonra Sakifilerle birlikte sur­larla çevrili olan Taife çekildi. Havazin ordusunun büyük bir kısmı Nahle´ye kadar izlendi ve bir çok kayıp verdiril­di. Havazinliler oradan kampları Evtas´a döndüler; fakat Peygamber (s.a.u.) arkalarından asker göndererek onları tepelere çekilmek zorunda bıraktı.

Müslümanlardan, özellikle ilk bozgunu yaratan Beni Süleym´den çok kişi savaşın başlarında öldürülmüştü. Fa­kat bu ilk bozgundan sorira çok az kayıp verdiler. Bunlar­dan biri de Üsame´nin ağabeyi Eymen idi. Peygamberin yanında iken vurulmuştu.

Arka saflarda yer alan Havazin kadınları ve çocukları esir alındı. Develer koyun ve keçilerin yanı sıra ganimette dört bin birim (ounce) gümüş de vardı. Peygamber (s.a.v.) ganimetlerin ve esirlerin tümünü Mekke´ye on mil uzak­lıktaki Ci´râne vadisine götürülme görevini Budeyl´e verdi.

Havazin kabileleri arasında Peygamber (s.a.v.)in ço­cukluğunu birlikte geçirdiği Beni Sa´d ibn Bekr´in bir ko­lu da vardı. Yaşlı esirlerden biri kendini esir alanlara: «Val­lahi ben reisinizin kızkardeşiyim» diyerek uyardı. Fakat adamlar ona inanmadılar, yine de Peygamber (s."a.v.) ´e gö­türdüler. «Ey Muhammed (s.a.v.) ben seninkızkardeşinim» dedi. Peygamber (s.a.v.) onu merakla süzdü: Karşısında yetmişine yaklaşmış yaşlı bir kadın duruyordu. Peygam­ber: «Bunu gösterir bir işaretin var mı » diye sordu. O da bir ısırma izi gösterdi. Ve: «Ben Serer vadisinde seni ta­şırken sen ısırdm. Biz çobanlarla birlikteydik. Senin annen benim annemdi, senin baban benim babamdı» dedi. Pey­gamber onun gerçekten doğru söylediğini anladı-, bu kadın onun sütkardeşlerinden biri olan Şeyma-idi. Minderini ya­yarak oturmasını söyledi. Süt anne ve süt babası Halime ile Haris´i sorup, onların yıllar önce öldüğünü öğrenince gözleri yaşla doldu. Biraz konuştuktan sonra ona kendisiy­le kalma veya Beni Sa´d´a geri dönme konusunda serbest olduğunu söyledi. Şeyma Müslüman olmayı istediğini, fa­kat kabilesine geri dönmeyi seçtiğini söyledi. Peygamber ona değerli bir hediye verdi. Ve dönüşte daha da değerli­lerini vermek istediği için ondan kendisi dönene kadar kampta kalmasını istedi. Daha´sonra da ordusuyla birlikte Taife doğru yola çıktı.

Sakif kabilesi şehirlerinde kendilerini bir yıl kadar idare edecek erzaga sahiptiler. Peygamber´in son durum­da kullanılmasını emrettiği savaş makinalanna karşı da Özel savunma mekanizmaları vardı. Aynı zamanda okçu­lukta uzmandılar. Şehrin duvarları çok hızlı ok yağmur­larına sahne oldu. Fakat Müslümanlar şehri kuşatmaları­nın onbeşinci gününde hâlâ ilk günkü durumdaydılar. Ka­zanılan tek şey bazı kimselerin Müslüman olmasıydı. Pey­gamber (s.a.v.) birgün bir tellalla Sakif´li kölelerden Müs­lüman olanların özgür olacaklarım ilan ettirmişti. Yirmi kadar köle şehirden çıkmanın bir yolunu bulup Müslüman oldular. Yaklaşık bir hafta daha geçti. O sırada Peygam­ber (s.a.v.) rüyasında kendisine bir kâse tereyağı verildi­ğini, fakat bir horozun gelip yağı gagalayarak döktüğünü görmüştü. Bunun üzerine Ebu Bekir: «İstediğin şeyi bugün onlardan elde edeceğini zannetmem» dedi. Peygamber (s. a.v.) de onu doğruladı. Belki de şehri kuşatmanın Sakifli-leri yenmek için uygun bir yol olmadığı sonucuna varmış­tı. Düşüncesi her ne ise, Peygamber kuşatmanın kaldırılıp Ci´râne´ye doğru yola çıkılması emrini verdi. Şehirden ay­rıldıklarında adamlardan bazıları ona şehir halkına lanet etmesini söylediler. Peygamber (s.a.v.) hiç cevap vermeksi­zin ellerini açtı ve «Allahım, Sakîflilere hidayet veı bize ulaştır» diye dua etti.

Taif kaleleri önünde öldürülenlerden biri de Ümmu Se­leme (r.)´nin üvey kardeşi, Peygamberin kuzeni ve henüz kısa bir süre önce Müslüman olan Abdullah (r.) idi.






Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.