Yaz?c? Sürümü
Naziat Suresi

Naziat Suresi kırk altı âyettir ve Mekke´de nazil olmuştur.[1]



Rahman ve Kahim olan Allanın adıyla.


1- Yemin olsun şiddetle çekip alanlara.



Âyette zikredilen "Şiddetle çekip alan!ar"dan maksat, Abdullah b. Mes´ud. Ahdullah b. Abbas. Mesruk ve Said b. Cübeyr´e göre. insanların canını çekip alan meleklerdir. Mücahid´e göre ise insanların canını çekip alan ölümdür.

Hasan-ı Busri ve Katade´ye göre, bir ufuktan diğer ufka çekilip giden yıl­dızlardır. Ata´ya göre savaşta okları çekip atan yaylardır. Süddi´ye göre, insanın göğsünü tırmalayan nefeslerdir.

Taberi âyetin genel bir ifade beyan ettiğini, bu sebeple her çekip çıkaranı kapsadığını, bunun melek veya ölüm yahut yıldız veya yay gibi herhangi bir şey olabileceğini, bu nedenle de âyeti bunlardan herhangi birine tahsis etmenin doğ­ru olmadığını, onu genel manada unlamanın daha doğru olduğunu söylemiştir.[2]



2- Kolaylıkla çekip çıkaranlara.



Abdullah b. Abbas, "Kolaylıkla çekip çıkaranlar" diye tercüme edilen " "Vennaşitaîi Nestan" ifadesinden maksadın, müminlerin ruhlarını kolaylıkla alan melekler olduğunu söylemiştir. Bu ifade, "İpi deveden çözdü" manasına gelen deyiminden de anlaşıldığı gibi bu anlamda kullanılmıştır.

Mücahid, Süddi ve İbn-i Abbas´tan nakledilen diğer bir görüşe göre bu ifadeden maksat, müminlerin canlarını çekip alan Ölümdür.

Katade´ye göre ise bu ifade "Bir ufuktan başka bir ufka akıp giden" yıl­dızlar anlamındadır. Ata´ya göre ise bu ifade "Kementler" demektir.

Taberi âyetin ifadesinin genel olduğunu, bir yerden boşanıp başka bir ye­re giden her şeyi kapsadığını söylemiştir.[3]



3- Yüzüp gidenlere.



Bu ifade Mücahid´e göre, insanoğullannın ruhlarının içerisinde yüzen ölüm ve göklerde yüzen melekler demektir.

Katade´ye göre "Yörüngelerde yüzen yıldızlar" demektir.

Ata´ya göre "Denizde yüzen vapurlar" demektir. Taberi ise âyetin genel anlamda olduğunu, bütün bunları ve benzeri yüzen herşeyi kapsadığını söyle­miştir.[4]



4- Yarışıp geçenlere.



Mücahid´e göre bunlardan maksat, melekler veya ölümdür. Ata´ya göre atlardır. Katade´ye göre "Gökte birbirleriyle yanşan yıldızlar." demektir.

Taberi âyetin genel manada olduğunu ve bütün yarışanları kapsadığını söylemiştir.[5]



5- İşleri yürütenlere ki,



Bunlardan maksat, Allanın emirlerini yürüten meleklerdir.[6]



6- O gün sarsan sarsacaktır. (Kıyamet mutlaka kopacaktır)[7]



7- Onu, arkasından gelen takibcdcccktir. (Onu, ikinci defa sur´a üfle­me takibcdcccktir)

Burada zikredilen "Sarsan" ve "O sarsanı takibedecek olan"dan maksat, Abdullah b. Abbas, Mücahid, Hasan-ı Basri ve Dehhak´a göre birinci ve ikinci defa sura üflemedir. Hasan-ı Basri, "Bunlar sura iki defa üflemektir. Birinci üf-lemekle bütün canlılar öldürülür. İkinci üflemekle de bütün ölüler diriltilir." de­miş ve şu âyeti okumuştur. "Sur´a üfürülecektir. O zaman, AlUahin diledikleri­nin dışında göklerde ve yerde kim varsa düşüp ölecektir. Sonra sura bir defa da­ha üfürülecektir. Bir de ne görürsün (insanlar) kabirlerinden doğrulmuşlar bakışıyorlar."[8]

Resulullah (s.a.v.) bu iki surun arasında kırk yıl bulunacağını, ikinci sura üfleme yaklaşınca Allanın, gökten yağmur indirerek otlann bitmesi gibi ölülerin vücutlarının yerden biteceğini beyan etmiştir.[9]

Ebu Hureyre (r.anh.)dan rivayet edilen bir hadise göre sura iiç defa üfle-necı-ktir. Birinci üflemede hersey sarsılacak ve şiddetli bir korku meydana gele­cektir. İkincide herşey öiüp yere serilecek üçüncüde ise diriltilip kabirlerinden çıkarılacaklardır.

Mücahid. "0 gün sarsan sarsacaktır." âyetini "O gün sarsılan yer ve dağ­lar sarsılacak, zelzele olacaktır." şeklimle izah etmiş "Onu, arkasından gelen ta-kibedecektir." âyetini ise "Göklerin yarılıp yerin parçalanacağı" şeklinde izah etmiştir.

İbn-i Zeyd ise: "O gün sarsan sarsacaktır." ifadesini, yeryüzünün sarsıla­cağına "Onu arkasından gelen takibedecektir." ifadesini ise kıyametin kopacağı­na yorumlamıştır.[10]



8- O gün kalbicr korkudan titrer.[11]



9- Güzler ise nçılmuz hale gelir.

Kıyamet gününde yaratıkların kalbieri, o günün dehşetinden dolayı kor­kar ve titrer. Varlıkların gözleri üzüntü ve korkudan dolayı açılmaz hale gelir, zelil olurlar.[12]



10- Kâfirler: "Biz tekrar eski halimi/c mi döndürüleceğiz " derler.

Ayet-i kerimede geçen ve "Eski halimize mi döndürüleceğiz " diye ter­cüme eılilen "Hafire" kelimesinden maksat, Abdullah b. Abbas. Muhammed b.´Ka´b ve Süddi´ye göre "Hayat" demektir. Bu izaha göre âyetin manası: "Öldükten sonra dirilmeyi inkar eden kâfirler, dünyada iken "Bizler öldükten sonra tekrar hayata mı döndürüleceğiz derler." şeklindedir.

Mücahid´e göre bu kelimeden maksat, "Kazılan kabir çukuru" demektir. Buna göre ise âyetin manası: "Bizler ölüp kabir çukuruna girdikten sonra mı tekrar hayata döndürüleceğiz derler." şeklindedir.

lbn-i Zeyd´e göre "Hafire" kelimesinden maksat,

"Cehennem ateşi" demektir. İbn-i Zeyd, âyetin manasının, "Bizler cehennem ateşine mi döndürüleceğiz " demek olduğunu söylemiş, cehennemin bir çok adının bulunduğunu, bu adlarının "Nar. Canim, Sakar, Cehennem, Haviye, Hafire. Leza ve Hutame olduğunu söylemiştir.[13]



11- Çürümüş kemik olduktan sonra mı

"Çürümüş" diye tercüme edilen "Nahire" kelimesi, Abdullah b.Abbas, Mücahid ve Katude tarafından bu şekilde izah edilmiştir. Abdullah b. Abbas´tan nakledilen diğer bir görüşe göre "İçinden rüzgar geçti­ğinde ses çıkaran içi boş kemik" demektir.[14]



12- "O halde bu, zararlı bîr dönüştür." derler.

Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan bu müşrikler, "Öldükten sonra diril­me hali gerçekleşecek olursa zararlı bir geri dönüş olacaktır." demişlerdir.

İbn-i Zeyd diyor ki: "Hangi geri dönüş bundan daha zararlı olabilir ki Zira onlar diriltilip cehennem ateşine sürüleceklerdir. Bu sebeple kötü bir dö­nüştür.[15]



13- Halbuki dönüş, bir çığlıktan ibarettir.

Öldükten sonra tekrar dirilme, ancak sura bir defa üflemeye bağlıdır. Ve onunla gerçekleşecektir.[16]



14- Bir de bakarsın ki hepsi yeryüzündeler.

"Yeryüzü" diye tercüme edilen "Sahira" kelimesi, Abdullah b. Abbas, İkrime, Hasan-ı Basri, Katade, Said b. Cübeyr, Mücahid, Dehhak ve lbn-i Zeyd "tarafından bu şekilde izah edilmiş Taberi de bu görüşü tercih etmiştir.

Osman b. Ebil Atik ve Süfyan es-Sevri´ye göre "Sahire" kelimesi, belli bir yerin adıdır. Osman, bu yerin, "Hassan dağı" ile "Eriha" dağı arasında bulu­nan kel tepe okluğunu, Allah tealanın orayı, dilediği şekilde uzattığını söylemiş­tir. Süfyan es-Sevri ise buranın Şam´da bulunan bir yerin adı olduğunu söyle­miştir. Vehb b. Menebbih ise "Sahira"mn Kudüs dağının yanında bulunan bir dağ adı olduğunu söylemiştir. Katade´den nakledilen diğer bir görüşe göre ise "Sahira"dan maksat ce­hennemdir.[17]



15- Ey Muhlim m cd, sana Musa´nın hadisesi geldi mî [18]



16- Hani rabbi, "Tuva" denilen mukaddes vadide ona şöyle hitabetmişti.[19]



17- " Firavuna git. Çünkü o azdı.[20]



18- Ona şöyle de: "Temizlenmeye arzun var mı [21]



19- Sana, rabbini tanıma yolunu göstereyim mi ki ondan korkasın "

Ey Muhammed, imrun oğlu Musa´nın haberi sana ulaştı mı Bir zaman rabbi ona, mübarek ve temiz vadide şöyle hitabetmişti. "Sen Firavuna git. Zira o, rabbine karşı böbürlenmede ve saldırganlıkta haddi aştı. Ona de ki: "Senin, inkarcılık kirlerinden temizlenme vaktin gelmedi mi Ben seni, rabbinin senden razı olacağı hak dine ileteyim mi Böylece onun emir ve yasaklarına uyarak on­dan korkmuş olasın."

Âyette zikredilen "Tuva" kelimesi, Mücahid, İbn-i Zeyd ve Katade´ye göre, AMah tealanın, Hz. Musa´ya seslendiği mukaddes vadinin adıdır.

Mücahid´den nakledilen diğer bir görüşe göre "Tuva" kelimesinin mana­sı: "Ayaklarını çıkar ve yere yalınayak bas" demektir. Buna göre âyetin manası: "Hani bir zaman rabbi Musa´ya nida etmiş ve ona: "Yere yalınayak bas. Firavu­na git zira o azdı." şeklindedir.

Hasan-ı Basri´den nakledilen diğer bir görüşe göre "Tuva" kelimesi, "Ti-va" şeklinde okunmuş ve manasının "İki defa" demek olduğu izah edilmiştir. Buna göre âyetin manası: "Hatırla, bir zaman rabbi Musa´ya, iki defa kutsailaştı-nlan vadide şöyle nida etmişti: "Firavuna git. Zira o azdı."

Âyette zikredilen "Temizienme"den maksat İkrime´ye göre "Lailahe İllal­lah" "Allahtan başka ilah yoktur" demektir.

İbn-i Zeyd´e göre ise temizlenmekten maksat, müslüman olmaktır, lbn-i Zeyd, Kur´anda geçen ve "Temizlenme" veya "Arınma" şeklinde izah edilen "Tezekkâ" kelimesinin manasının, müslüman olmak demek ol­duğunu söylemiş ve bu hususta şu âyetleri okumuştur. "Bunlar, altlarından ır­maklar akan "Adn" cennetleridir. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır. İşte ken­disini günahlardan arındıranın mükafaatı budur."[22] "Ey Muhammed, ne bili­yorsun belki de o kemlisini arındıracaktı."[23] "Onun temizlenmemesinden sana ne "[24]



20- Musa, Firavunu en büyük mucizeyi gösterdi.

"En büyük mııcize"den maksat, Hasan-i Basri, Mücahid ve Katade´ye göre "Beyaz el" ve "Asa" mucizeskiir. Bu mucizeler hakkında diğer âyet-i keri­melerde şöyle buyurulmaktadır: "Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O, he­men apaçık bir yılan oluverdi." "Elini koynundan çıkardı. Bir de ne görsünler bakanlara, pırıl pırıl parlayan bembeyaz bir el."[25]



21- Fakat Firavun yalanladı ve isyan etli.[26]



22- Sonra yüz çevirip fesat çıkarmaya girişti.[27]



23- İnsanları topladı ve haykırarak şöyle dedi:[28]



24- Ben sizin en yüce rabbimizim."

Fakat Firavun, Musa´yı, gösterdiği mucizelere rağmen yalanladı. Onun, rabbine itaat etmeye davet etmesine isyan etti. Sonra Firavun, Musa´nın, kendi­sine Ailaliu davetinden yüzçeviıdi. Yeryüzünde bozgunculuğa devanı etti. Ken­disine tabi dankın bir araya topladı. Onlara seslenerek söyle dedi: "Ben sizin en yüce rabbiııizim."[29]



25- Bunun üzerine Allah onu, âhiret ve dünya azabına uğrattı.

Bu âyet-i kerime, llasan-ı Basri ve Katade tarafından mealde verildiği şekilde izah edilmiştir. Bu izaha göre âyetten şu anlaşılmaktadır: Allah, Firavu­nu dünyada iken suda boğma cezasına çarptımııştir. Âhirette de en şiddetli aza­ba koyacaktır." Nitekim başka bir âyet-i kerimede: "Firavun ailesini azapların en şiddetlisine sokun" denilecektir."[30] Duyurulmaktadır.

Abdullah b. Abbas, Mücahid, Şa´bî, Dehİıak ve İbıvi Zeyd ise bu âyet-i kerimeyi .şu şekilde izah etmişlerdir: Allah. Firavunu, son sözünün ve ilk sözü­nün cezası olarak yakalayıp cezalandırdı. Buraza zikredilen "Son sözü"nden maksat, bu âyetten Önceki âyette zikredilen "Ben sizin en yüce rabbiııizim." İlk sözünden maksat ise: "Firavunun, "Ey ileri gelenler, ben sizin için benden başka ilah tanımıyorum..."[31] sözleridir. Firavunun bu iki sözü arasında kırk yıl geçti­ği rivayet edilmektedir.

Ebu Rezin ise âyeti şu şekilde izah etmiştir: Allah, Firavunu, son sözü olan "Ben sizin en yüce rabbinizim..." sözündvn birde isyanından dolayı yaka­layıp cezalandırdı.

Mücahkİ´den nakledilen başka bîr görüşe göre âyetin manası şöyledir: "Allah, Firavunu İlk ve son amelinden dolayı yakalayıp cezalandırmıştır."[32]



26- Kunda, Allatılan korkan için büyük bir ibret vardır.

Şüphesiz ki Firavunun, dünyada iken cezalandırılıp âhirette azaba uğralıl-masında. Allanın cezalandırmasından,korkan kimse için büyük bir öğüt ve ibret vardır.[33]



27-28- Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü mü Ki Allah onu yaptı. Yüksekliğini yükseklere kaldırdı ve nizama koydu.[34]



29- Onun gecesini karanlık gündüzünü aydınlık yaptı.



Ey, öldükten sonra dirilmeyi yalanlayanlar, "Çürümüş kemikler haline geldikten sonra tekrar hayata mı döndürüleceğiz " diyenler, sizin yaratılmanız mı yoksa göklerin yaratılması mı daha zordur Allah o gökleri yaptı. Onun bi­nasını çok yüksek kıldı. Onu düzgün hale koydu. Allah, o gökte görülen geceyi karanlık kıldı. Gündüzünü ise aydınlık kıldı. Nurunu ortaya çıkardı. Elbette ki bütün bunları yapan, sizi ve benzerlerinizi öldürdükten sonra diriltmeye de ka-d irdir.[35]



30- Kundan sonra yeryüzünü düzgün bir şekle koydu.

Âyette geçen "Bundan sonra" ifadesinden maksat, Abdullah b. Abbas ve Mücahid´e göre "Gökler yaratıldıktan sonra" demektir. Bu izaha göre Alllah tea-la önce yeryüzünü, içindeki varlıklarla yaratmış, sonra göğü yaratmış daha son­ra da yeryüzünü düzgün bir şekle koymuştur. Yani ondan sular çıkarmış, orada otlaklar yapmış ve oraya, sarsılmaması için dağlar yerleştimıiş ve.böylece orayı, insanların yaşayacağı bir yer haline getirmiştir. Taberi de bu izah tarzım tercih etmiştir.

Mücahid ve Süfyan es-Sevri´ye göre, âyette geçen ve "Bundan sonra" di­ye tercüme edilen "Ba´da zalike" ifadesinden maksat, "Bunun­la beraber" demektir. Buna göre âyetin izahı şöyledir: "Allah, önce yeryüzünü yaratıp bununla birlikle onu düzene koydu. Daha sonra da göğe yönelerek onu yarattı." Bu mütessirler, şu âyet-i kerimenin de bunu ifade ettiğini zikretmişler­dir. "Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O´dıır. Sonra göğe yönelip onları yedi gök olarak düzenleyen de O´dur. O, herşeyi çok iyi bilendir."[36]

"Düzgün bir şekle koydu" diye tercüme edilen "Deha"

kelimesi, Katade, Süfyan es-Sevri ve Süddi tarafından "Döşedi" manasına gel­diği rivayet edilmiş İbn-i Zeyd tarafından ise "Ekti ve yardı" manalarına yorum­lanmıştır.[37]



31- Yeryüzünün sularını ve otlaklarını ortaya çıkardı.[38]

32- Oraya dağlar yerleştirdi.[39]

33- Bunlar sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi içindir.



Allah, yeryüzünde nehirler fışkırttı ve orada insanların ve hayvanların yi­yeceği çeşitli bitkiler var etti. Yeryüzünün sarsılmaması için üzerine dağlan yer­leştirdi. AHah bu şeyleri sizin bizzat şahsınız için ve hayvanlarınız için bir ge­çimlik ve bir rızık olarak yarattı.

Âyeî-i kerimede, yeryüzünde, sarsılmaması için dağlar yerleştirildiği zikredilmektedir. Bu hususta Peygamber efendimiz de şöyle buyurmaktadır:

"Allah, yeryüzünü yaratınca o sallanmaya başladı. Bunun üzerine dağlan yarattı ve onları yeryüzüne yerleştirdi. Böylece yeryüzünü karar kıldı. Melekler dağların gücüne hayret ederek şöyle dediler: "Ey rabbimiz, yarattıkların içinde dağlardan daha güçlü ve kuvvetli var mı " Allah: "Evet var. O, demirdir." bu­yurdu. Melekler: "Ey rabbimiz, yaratıkların içinde demirden daha güçlü ve kuv­vetlisi var mı " dediler. Allah: "Evet var, o cehennem ateşidir." buyurdu. Me­lekler: "Ey rabbimiz, yarattıkların içinde ateşten daha güçlü ve kuvvetlisi var mı " dediler. Allah: "Evet var. O, su´dur." buyurdu. Melekler: "Ey rabbimiz, ya­ratıkların içinde sudan daha güçlü ve kuvvetlisi var mı " dediler. Allah: "Evet var. O. rüzgardır." buyurdu. Melekler: "Ey rabbimiz, yaratıkların içinde rüzgar­dan daha güçlü ve kuvvetlisi var mı " diye sordular. Allah: "Evet var. O. Âdemoğludur. Sağ eliyle sadaka verir onu sol elinden gizler." buyurdu.[40]



34- Her felaketi haslının o büyük kıyamet günü geldiği zaman.[41]

35- O gün insan ne yaptığını hatırlar.[42]

36- Cehennem her bakana gösterilir.



Kıyamet gününe "İler felaketi bastıran" denmiştir. Zira kıyamet günün­de görülecek manzara ve felaketler, hiç bir zaman görülmesi mümkün olmayan manzara ve felaketlerdir. Evet bu günde her insan, dünyada iken yaptıklarını ha­tırlayacak ve cehennem de gözler önüne çıkarılacaktır.[43]



37-39- Azıp dünya hayatını tercih edenin varıp kalacağı yer cehen­nemdir.



Rabbinin emrine karşı gelip ona kulluk etmeyerek isyan, eden ve böylece haddi aşan, ayrıca geçici dünya hayatını, ebedi olan âhire! nimetlerine tercih eden kimse, evet böyle bir kimse cehenneme varacak ve orayı mesken edine­cektir.[44]



40-41- Rahhinin huzuruna çıkacağından korkup kendini şehevi arzu­larından koruyana gelince, onun da varıp kalacağı yer, mutlaka ccımcllir.

Rabbinin huzuruna çıkıp orada hesaba çekileceğinden korkarak onun emir ve yasaklarını tutan ve nefsini. Allanın sevmediği isteklerden alıkoyan kimseye gelince, şüphesiz ki onun varıp kalacağı yer cennettir.[45]



42- Ey Muhammed, sana kıyametten soruyorlar. Ne zaman ortaya çıkacak diye.[46]

43- Nerde senin onu anlatman [47]

44- Onun nihai ilmi rabbinc aittir.[48]

45- Sen ancak, kıyametten korkanı uyarıcısın.



Allah teala bu âyet-i kerimelerde, öldükten sonra dirilmeyi inkar edenle­rin, Resulullahtan, durmadan kıyametin ne zaman kopacağını sorduklarım an­cak Resulullahın, kıyametin ne zaman kopacağını bilemeyeceğini ve buna ait bilginin ancak Allaha ait okluğunu, Resulullahın ise sadece insanları, kıyametin kopacağı ve o günde hesaba çekilecekler hususunda uyarmakla vazifeli olduğu­nu beyan etmektedir.

Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki: "Resulullahtan devamlı olarak kıyametin ne zaman kopacağı soruluyordu. Nihayet Aziz ve Celil olan Allah: "Nerde senin onu anlatman Onun nihai ilmi rabbine aittir." âyetlerini indirdi."[49]



46- Onlar kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam ve bir kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanırlar.



Kıyametin kopacağını yalanlayan bu insanlar, onu bizzat gözleriyle gör­dükleri gün, kıyametin dehşetinden dolayı kendilerinin dünyada sadece bir gü­nün akşamı veya kuşluk vakti kadar bir zaman kaldıklarını zannedeceklerdir.[50]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/557.

[2] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/557.

[3] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/558.

[4] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/558.

[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/558-559.

[6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/559.

[7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/559.

[8] Zümer Suresi, 39/68

[9] Bkz, Buharı, K.Tefsir el-Kur´an, Sure: 78 / Müslim, K.el-Fiten, bab: 141, Hadis no: 2955

[10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/559-560.

[11] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/560.

[12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/560.

[13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/560-561.

[14] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/561.

[15] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/561.

[16] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/561.

[17] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/562.

[18] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/562.

[19] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/562.

[20] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/563.

[21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/563.

[22] Tâha Suresi, 20/76

[23] Abese Suresi, 80/3

[24] Abese Suresi, 80/7

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/563.

[25] Araf Suresi. 7/107-108

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/564.

[26] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/564.

[27] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/564.

[28] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/564.

[29] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/564.

[30] Mümin Suresi, 40/46

[31] Kasas Suresi, 28-38

[32] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/565.

[33] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/565.

[34] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/566.

[35] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/566.

[36] Bakara Suresi, 2/29

[37] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/566.

[38] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/567.

[39] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/567.

[40][40] Tirmizi ,K.Tefsir el-Kur an,.Sure: 113, Hadis no: 3369 Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.3, S.124

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/567-568.

[41] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/568.

[42] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/568.

[43] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/568-569.

[44] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/569.

[45] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/569.

[46] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/570.

[47] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/570.

[48] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/570.

[49] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/570.

[50] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/570.


İnsanların En Güzel Ahlaklısıydı
Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:Allah Resulü (a.s.), insanların en güzel ahlâklısı idi. Bazen kendisi evimizde iken namaz vakti gelirdi de hemen altında bulunan serginin (düzeltilmesini) emreder, yaygı süpürülür, sonra üzerine su serpilir, daha sonra da Allah Resulü (a.s.), imam olur biz arkasında saf tutardık. O da bize namaz kıldırırdı. Enes´lerin bu yaygısı hurma yapraklarından idi.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1054

Keşke Sana Gelselerdi
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah´ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah´tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah´ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.