Yaz?c? Sürümü
Kureyş Suresi


Kureyş suresi dört âyettir ve Mekke´de nazil olmuştur.[1]



Rahman ve Rahim olan Allahin adıyla.



1-3- Kureyş, hiç olmazsa alışfınldığı kış ve yaz yolculuğuna ısındırıl-dığı için bu Kabe´nin rabbinc ibadet etsinler.



Surenin başında geçen "İylafihim" kelimesi üç şekilde okunmuştur. Taberi´nin de tercih ettiği birinci kıraat şekli, hemze ve ya harflerinin gösterilmesiyle şeklindedir. Diğer bir kıraat şekli, ya harfi bulunmaksızın "İlafıhim" şeklindedir.

Birinci âyetin başında bulunan "Lam" har-i çerinin bağlı oldu­ğu yer hakkında farklı görüşler ileri sürüldüğü için bu surenin âyetleri farklı şe­killerde izah edilmiştir.

Bir kısım müfessirlere göre başındaki harf-i çeri, bu sureden önce geçen fil suresinin sonunda zikredilen "Ceale" yaptı fiiline bağlıdır. Buna göre âyetin izahı şöyledir: "Biz, kış ve yaz yolculuğu yapma nimetimize ilaveten Kureyşlilere bir lütuftu bulunmak için fil ashabını böyle cezalandırdık. O lütfumuz da Kureyşlileri birbirlerine kaynaştır­mak ve güven içinde ticaret yapmalarını sağlamaktır."

Diğer bir kısım müfessirlere göre ise deki har­fi taccüp içindir. Buna göre âyetin manası şöyledir: "Ey Muhammed, sen, Alla­nın, Kureyşi, kış ve yaz ticaret yolculuğu yapmaya alıştırma ve ısındırma nimet­lerine bakarak onların hallerine hayret et. Onlar kendilerini buna kaptırarak sana İman etmekten geri kalmasınlar. Bu Kabenin rabbine kulluk etsinler."

Diğer bir kısım müfessirlere göre ise başındaki harfii çeri "İbadet etsinler" anlamında olup sonra gelen "Fel ya´budû" fiiline bağlıdır. Buna göre âyetin manası şöyledir; "Allah, Kureyşi birbirine ısındırdığı ve onları kış ve yaz ticaretine alıştırdığı için Kabe´nin rabbi olan Aüaha ibadet etsinler, nankörlük etmesiler."

Taberi buradaki "Lam" harfinin taaccüp manası ifade ettiğini söylemenin daha doğru olacağını, âyet-i kerimenin manasının: "Kureyşin, ken­dilerini aç iken doyuran, korkuda iken emniyetli kılan ve Kabenin rabbi olan Allaha ibadeti bırakıp kendilerini kış ve yaz ticaret yolculuklarına kaptırmaları­na hayret edin, şaşın. Onlar bu hallerinden vazgeçip kendilerini aç iken doyu­ran ve korkudan kurtarıp emniyete kavuşturan ve Kabe´nin rabbi olan Allaha kulluk etsinler." şeklinde olduğunu söylmiştir.

Taberi, başındaki harf-i çerin, bir önceki suredeki fiile bağlı olduğunu söylemenin doğru olmadığını zira müslümanlann, bu surelerin birbirlerinden ayrı iki sure oldukları hususunda ittifak ettiklerini, "Lam" harfinin yukarıya bağlı olduğunu söylemenin ise iki sureyi bir sure say­ma gerektirdiğini bu itibarla da doğru olamayacağını söylemiştir.

Nitekim Abdullah b. Abbas bu âyeti izah ederken şöyle demiştir: "Allah. Kureyşlilere yolculuk yapmalarını yasakladı. Onlara, Kabenin rabbine ibadet et­melerini emretti ve onların yeyip içeceklerini de tekeffül etti. Kureyşliler yaz ve kış yolculuk yaparlardı ve kış ve yaz dinlenemezlerdi.Bundan sonra Allah onları aç iken doyurdu, korku içindeyken güvene kavuşturdu. Onlarda devamlı olarak yolculuk yapmayı bıraktılar. Dilerlerse yolculuk yapıyorlar dilemezlerse yapmıyorlardı. İşte bu. Allanın onlara verdiği nimetlerdendir."

İkrime demiştir ki: "Kureyşliler, Basra ve Yemen´e kış ve yaz yolculuk yapmaya alışmışlardı. Allah onlara: "Siz bu Beytin rabbine ibadet edin." diye­rek onların Mekke´de kalmalarını emretti."

Âyet-i kerimede Kureyşlilerin kış ve yaz yolculuğu yaptıkları zikredil­mektedir. İbn-i Zeyd ve Kelbi bu iki yolculuktan maksadın yaz mevsiminde Şam´a kış mevsiminde de Yemen´e yaptıkları ticaret yolculuğu olduğunu söyle­miştir. Abdullah b. Abbas da bu yolculuğun, Kureyşlilerin, kışın Taiften Mek­ke´ye yazın da Mekke´den Taife yaptıkları yolculuk olduğunu söylemiştir.

Âyet-i kerimede "Bu Kabenin rabbine ibadet etsinler" buyurulmaktadr. Müfessirler bu âyeti: "Kureyşliler yolculuk etmeyi bırakıp vatanları Mekke´de ikamet etsinler ve Kabenin rabbine kulluk etsinler. O onların rızkını tekeffül et­miştir." şeklinde izah etmişler diğer bir kısım müfessirler ise: "Kureyşliler tica­retleri için kış ve yaz yolculuğuna alıştıktan gibi bu Kabenin rabbine kulluk et­meye de alışsınlar." şeklinde izah etmişlerdir.[2]



4- O, rab ki onları açlıktan kurtarıp doyurdu ve onları korkudan emin kıldı.



AlIah tealanın, Kureyşi emin kıldığı bu korkunun hangi korku olduğu hususunda müfessirler iki görüş zikretmişlerdir:

Abdullah b. Abbas, Mücahid, Katade ve İbn-i Zeyd´e göre bu korkudan maksat, harem bölgesinde yaşayan insanların, dış düşmanların savaş ve saldırı­larından korkmalarıdır.

Abdullah b. Abbas diyor ki: "Allah teala Harem bölgesinde yaşayan in­sanları Hz. İbrahim´in şu duası ile korkudan emin kılmıştır. "Bir zaman İbrahim şöyle dua etmişti: "Rabbim. bu beldeyi emin bir belde yap. Beni ve oğullarımı, putlara tapmaktan koru."[3]

Katade diyor ki: "Kureyşliler tüccardı. Araplar içerisinde kış ve yaz, tica­retlerini devam ettirirlerdi. Araplar birbirlerine karşı yağmaya girişirken Ku­reyşlilere bir şey yapamazlardı. Onlardan çekinirlerdi. Öyle ki Kureyşiilerden birine Arap kabilelerinin içinde bir şey yapıldığında "Bu harem bölgesi sakinle-rindendir." denilice o bölgeye saygı göstermek için o adam ve malı serbest bı-rakhrdı.

İbn-i Zeyd diyor ki: "Araplar birbirlerine karşı yağmaya girişip birbirle­rinden adam kaçırırlarken Kureyşliler, harem bölgesinin kutsallığından dolayı böyle bir hareket karşısında güven içindeydiler." İbn-i Zeyd bunları söylemiş ve şu âyeti okumuştur: "İman etmeyenler "Eğer biz seninle beraber doğru yola uyarsak yerimizden yurdumuzdan oluruz." dediler. Biz onlan nezdimizden bir nzik olarak.herşeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği emin ve mukaddes bir yere yerleştirmedik mi Fakat onların çoğu bunu bilmezler."[4]

Dehhak, Süfyan es-Sevri, Veki" ve Abdullah b. Abbas´tan nakledilen baş­ka bir görüşe göre âyette zikredilen korkudan maksat, cüzzam hastalığına yaka­lanma korkusudur. Allah, Kureyşjileri bu hastalığa yakalanma korkusundan emin kılmıştır.

Taberi âyet-i kerimenin genel ifadesine bakarak Allahın, Kureyşilleri, kendilerini korkutacak şeylerden emin kıldığını söylemenin daha doğru olacağı­nı, bu korkuyu belli bir korkuya tahsis etmeye dair Allah tarafından herhangi bir haber verilmediğini söylemiştir.

Kureyşliler, Mudaroğlu İlyas, İlyas oğlu Müdrike, Müdrike oğlu Huzey-me, Huzemye oğlu Kimine, Kinane oğlu Naclr soyundan gelen Nadr oğullann-dandır. Kendilerine Kureyş adı verilmesinin sebebi hususunda şu görüşler zikre­dilmiştir. Kusay b. Kilab, Kureyşlileri harem bölgesinde bir araya getirdiği için onlara bu ad verilmiştir. Zira Kureyş kelimesiyle aynı kökten olan "Tekarruş" kelimesinin manası "Bir araya toplanmak ve konuşmak" demektir.

Diğer bir görüşe göre, Kureyşliler ticaret yaparak kendi kazançlarını ye­dikleri için onlara bu ad verilmiştir. Zira "Kars" kelimesinin manalarından biri de "Teftiş etmek ve araştırmak"tır.

Bir diğer görüşe göre Kureyşe bu ad, deniz hayvanlarından en güçlü bir hayvana benzetilerek verilmiştir. Abdullah b. Abbas´tan nakledilen bu görüşe göre bu hayvanların adına "Kirş" denmektedir. Bu hayvan diğer bütün hayvan­ları yer fakat onlar onu yiyemezler.[5]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/233.

[2] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/233-235.

[3] İbrahim Suresi, 14/35

[4] Kasas suresi, 28/57

[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/235-236.


Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.