Yaz?c? Sürümü
Rusya-Japonya Savaşı
Rus-Japon savaşı Mançurya yüzünden ve Çin´de meydana gelen gelişmeler neticesinde patlak vermiştir. 1894-95 savaşında Japonya´nın Çin karşısında gösterdiği üstünlük ve güç, Çin´de bir takım tepkilere sebep olmuştur. Çinli aydınlar da, ülkelerinin sömürgeleşmeden kurtulmasını Japonya gibi Avrupa metodları ile kalkınmada gördüler. Aydınların baskısı ile Çin imparatoru bir takım reform hareketlerine girişti. Fakat bu çok kısa sürdü. Çünkü bu yenileşme hareketlerine karşı bu kere muhafazakarlar tepki gösterdi.

Yenileşmeye karşı bu tepki bir süre sonra yabancı düşmanlığına dönüştü. Bu düşmanlığın öncülüğünü de "Haklı Yumruklar" manasına gelen I Ho Chü´an adlı bir teşkilat yapmaktaydı ki, Avrupalılar bu teşkilata "Boxer"ler demiştir.

1900 yılı Haziranında Boxer´ler ayaklandılar ve Avrupalıları öldürmeye başladılar. Hareket kısa zamanda genişledi. Bunun üzerine Avrupa devletleri ortak bir ordu kurup bunu Boxer´ların üzerine sevkettiler. Sonunda Boxer ayaklanması bastırıldı. Boxer ayaklanması sırasında Rusya da Mançurya´ya asker sevketti. Çünkü 1895´de Japonya´yı Liaotung´dan çıkardıktan sonra Rusya, Çin´le yaptığı anlaşmalarla Mançurya´da demiryolu yapma ve yeraltı kaynaklarını işletme hakkı elde etmişti. Bu demiryollarını ve madenleri korumak için Rusya Mançurya´ya asker sevkediyordu.

Bahanesi böyleydi. Gerçekte Rusya bu fırsattan ve karışıklıktan istifade edip Mançurya´ya iyice yerleşmek istiyordu. Rusya´nın bu niyeti hem Japonya´yı hem de İngiltere´yi endişelendirdi. Bu sebeple bu iki devlet birbirine yaklaştı. Her ikisi de Rusya´dan, Mançurya´daki askerini geri çekmesini ve bu toprakları tekrar Çin´in egemenliğine bırakmasını istedi. Rusya çekilmeyi kabul etmiş gibi görünüp, işi oyalama yoluna soktu. Bu ise en fazla Japonya´yı sinirlendirdi.

İngiltere, Japonya´yı Rusya´nın üstüne saldırtmak için, 1902 Ocak ayında Japonya ile ittifak yaptı. Buna göre Japonya Rusya ile bir savaş yaparken, Rusya´ya başka bir devlet de yardım ederse, o zaman İngiltere de Japonya´nın yardımına gelecekti. Bu ittifaka rağmen Japonya Rusya ile meseleyi anlaşma yoluyla halletmek istedi. Mançurya´ya Rusya´nın, Kore´ye de kendisinin yerleşmesini teklif etti ise de Rusya bunu kabul etmedi. Bu sefer Japonya, Rusyaya, Koreyi paylaşmayı teklif etti. Rusya bunu da reddetti.

Bunun üzerine Japonya 1904 Şubatında Rusya´ya savaş ilan etmekten başka çare görmedi. Savaş 18 ay kadar sürmüş ve hem karada ve hem deniz muharebelerinde Rusya için tam bir hezimetle sonuçlanmıştır. Japonya Liaotung yarımadasına asker çıkarıp Rusya´yı kara muharebelerinde perişan etti. Ayrıca Port Arthur limanındaki Rus donanmasına da ani bir baskın yapıp bu donanmayı da yoketti.

Rusya bunun üzerine Baltık donanmasını Uzak Doğu´ya gönderdi. Lakin Japonlar Tsushima Boğazı´nda bu donanmayı da kıstırdılar ve tamamen yok ettiler. Neticede Rusya yenilgiyi kabul edip 1905 Eylülünde Portsmouth (Amerika´da) barışını imzaladı.

Portsmouth barışı ile Rusya, Mançurya üzerinde elde ettiği bütün haklarını Japonya´ya devrediyor ve ayrıca Kore´nin de bağımsızlığını tanıyordu. 1910 yılında Japonya Kore´yi işgal edip burasını kendi topraklarına ilhak edecektir. Rus-Japon savaşının gerek Uzak Doğu, gerek Avrupa politikası bakımından bir takım mühim neticeleri olmuştur.

Uzak Doğu politikası açısından şüphesiz en mühim netice, Japonya´nın, dünyanın bu bölgesinde büyük bir kuvvet olarak sivrilmesiydi. Japonya, Rusya karşısında elde ettiği kesin zafer ve büyük başarı ile, milletlerarası politikanın büyük devletleri arasındaki yerini almaktaydı. Bundan başka, bir yandan, Rusya´nın, Çin´e ait Mançurya toprakları üzerinde sahip bulunduğu ekonomik hak ve imtiyazları aynen devralması ile bu topraklar üzerinde kurduğu kontrol, öte yandan da, 1910 da Kore´nin bağımsızlığına son verip bu ülkeyi de kendisine ilhak etmesi ile, Japonya Asya kıtasına ayak basmış olmaktaydı. Bu ise, Japonya´nın önünde yeni emperyalizm ufukları açıyordu.

Bundan sonra Japonya Asya´da genişlemeye çalışacak ve 1932 de Mançurya´yı ilhak ettiği gibi, 1937 de de Çin´i işgal etmek üzere harekete geçecektir. Kısacası, şimdi bir Uzak Doğu devleti de, Uzak Doğu´daki sömürgecilik faaliyetlerinin aktif unsuru haline geliyordu.

Rus-Japon savaşının Uzak-Doğu gelişmeleri açısından bir üçüncü neticesi de, Asya´da sarı ırk milliyetçiliğine bir güç ve hareketlilik, bir dinamizm ve hız kazandırmasıdır. Japonya diğer sarı ırk milletlerine de örnek oluyor ve sarı ırkın da neler yapabileceğini göstermiş oluyordu. Rus-Japon savaşının Avrupa politikası bakımından mühim neticesi ise, Rus politikasının cephe değiştirerek, Asya ve Uzak Doğu´dan tekrar Avrupa´ya dönmesidir. Zira Kırım Savaşı yenilgisinden sonra faaliyetlerini Asya ve Uzak Doğu´ya aktaran Rusya, şunu görmüştü ki, Asya´nın her tarafında İngiltere karşısına çıkmaktaydı. İran´da, Afganistan´da ve Tibet´te karşısında İngiltere´yi bulmuş ve onunla mücadele etmek zorunda kalmıştı. Mançurya üzerindeki mücadelede de, Japonya ile çatışma durumuna girmiş ve Japonya´nın arkasında da yine İngiltere yer almıştı.

Eğer İngiltere Japonya´yı desteklememiş olsa idi, Japonya Rusya ile bir savaşı göze alamazdı. Hasılı, Rusya´nın Asya´daki ve Uzak Doğu´daki faaliyetlerinin hepsinde İngiltere bir duvar gibi karşısına dikilmiş ve kendisini her yerde başarısızlığa uğratmıştı. O halde Rusya dünyanın bu bölgesinde İngiltere ile olan anlaşmazlıklarını sona erdirip, kendisinin geleneksel faaliyet alanı olan Boğazlara ve Avrupa´ya dönmeliydi. İşte bunun içindir ki, Japon yenilgisinin hemen arkasından Rusya 1907´de İngiltere ile bir anlaşma yapıp, Üçlü İtilaf´ın üçüncü halkasını meydana getirdi.

Şimdi İngiltere ile Rusya aynı safta bulunuyordu. Bu ise Rusya´nın Boğazlar üzerindeki emellerinin gerçekleşmesini kolaylaştıracaktı. Bundan dolayıdır ki, 1907´den sonra Rusya´nın ağırlığı Osmanlı Devleti üzerine çökecektir. Bir başka deyişle, Japonya´nın Rusya´yı yenmesi, Osmanlı Devleti´nin aleyhine bir durum ortaya çıkarıyordu. Japonya´nın Rusya karşısındaki başarısı, Çin´e de tesir etmiş ve bu ülkede de yeni gelişmelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu gelişmeler günümüze kadar uzanmıştır. Japonya´nın Batılılaşma ile gerçekleştirdiği ilerleme ve bir büyük kuvvet olarak ortaya çıkması, Çin´de de bir kısım aydınları harekete geçirmiştir. Bunlardan Dr. Sun Yat Sen, bu yeni reformculuk hareketinin lideri olmuştur.

Dr. Sun Yat Sen, kafasında oluşturduğu çağdaşlaşma düşüncesini, 1894-95 Çin-Japon savaşından sonra harekete geçirdi. Lakin 1904-1905 Rus-Japon savaşı ve Japonya´nın büyük zaferi bu hareketi daha da hızlandırdı. 1911 yılında Çin´de patlak veren ayaklanmalara askerler de katılınca, 1912 yılında Mançu hanedanı yıkıldı ve cumhuriyet ilan edildi. Lakin iktidarı askerler ele geçirdi. Dr. Sun değil.

Askerler 1916 yılında tekrar imparatorluk ilan ederek bir general imparator oldu. Bu ise Dr. Sun´un mücadelesini daha da hızlandırdı. Dr. Sun Çin için kafasında oluşturduğu demokratik bir düzen düşünmekteydi. Bu arada, Mao Tse-tung ve arkadaşları 1921 de Çin Komünist Partisi´ni kurdular. Şimdi mücadeleye yeni bir unsur katılmış oluyordu.

Dr. Sun Yat Sen´in ve o öldükten sonra Chiang Kai-shek´in liderliğindeki Kuomintang Partisi ile Mao Tse-tung´un Komünist Partisi bazan birbirleriyle mücadele ederek, bazan da işbirliği yaparak, 1945 yılına geleceklerdir. Lakin 1945´de İkinci Dünya Savaşı´nın sona ermesi ve Japonya´nın yenilmesi üzerine, komünistlerle Kuomintang milliyetçilerinin mücadelesi tekrar başlayacak ve mücadele 1949 Ekiminde Çin´de komünist rejimin kurulmasıyla kapanacaktır.


İnsanların En Güzel Ahlaklısıydı
Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:Allah Resulü (a.s.), insanların en güzel ahlâklısı idi. Bazen kendisi evimizde iken namaz vakti gelirdi de hemen altında bulunan serginin (düzeltilmesini) emreder, yaygı süpürülür, sonra üzerine su serpilir, daha sonra da Allah Resulü (a.s.), imam olur biz arkasında saf tutardık. O da bize namaz kıldırırdı. Enes´lerin bu yaygısı hurma yapraklarından idi.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1054

Keşke Sana Gelselerdi
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah´ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah´tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah´ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.