Yaz?c? Sürümü
Kadı Şureyh (R.A.)

Şureyh´e şöyle denildi: Bu ilmi ne ile elde ettin Şu cevabı verdi: Alimlerle müzakere etmekle yani onlardan alıp onlara vermekle [1]

Müminlerin emîri Ömer İbnu´l-Hattab [r.â.) bir bedeviden bir at satın aldı ve ona parasını ödedi. Sonra üstüne binip gitti.

Fakat uzun bir süre yürüdükten sonra atın yürüyecek hali kalma­dı ve Hz, Ömer geri dönüp adama:

«Atını al çünkü çok zayıf, yürüyecek mecali yok» dedi. Adam da şöyle dedi:

«Ey müminlerin emiri! Onu alamam, çünkü ben onu sana sapa­sağlam satmıştım»,

Hz. Ömer: «Peki, aramızda birisini hakem yap» dedi.

Adam: «Aramızda Şureyh İbnu´l-Haris el-Kindî hakem olsun» dedi.

Hz. Ömer: «Tamam, razı oldum» dedi.

Müminlerin emîri Ömer İbnu´l-Hattab´la atın sahibi Şureyh´e baş­vurdular. Şureyh bedevinin konuşmasını dinleyince Ömer İbnu´l-Hat-tab´a döndü ve şöyie dedi;

«Ey müminlerin emiri! Sen atı sağlam mı aldın ; Ömer: «Evet» dedi. Şureyh: «Satın aldığını elinde tut ya da aldığın gibi geri ver» dedi; Hz. Ömer hayret içinde Şureyh´e bakıp: «Hüküm sadece böyle mi !

Doğru bir söz ve adil bir hüküm.

Haydi Kûfe´ye. Seni oraya kadı olarak tayin ettim» dedi.

Hz. Ömer´in kadılığa tayin ettiği gün Şureyh İbnu´l-Haris, Medine toplumunda makamı bilinmeyen veya büyük sahabîler ve tabiîlerden ilim ve fikir adamları arasındaki mevkisi bilinmeyen birisiydi.

Faziletli ve ileri görüşlü kimseler Şureyh´in keskin ve eşsiz ze­kâsını, yüce ahlâkını ve hayattaki uzun ve derin tecrübesini takdir ederlerdi.

O, Yemenli ve Kinde [2] kabîlesindendi. Hayatının kolay olmayan bir bölümünü Cahilîye´de geçirmişti.

Arap Yarımadası hidayet nuruyla parlayıp İslâm´ın ışıkları Ye-men´e geçince Şureyh Allah´a ve Resûlü´ne inananların, hidayet ve hak davetine cevap verenlerin ilklerindendi...

Onun faziletini bilenler, ahlâkını ve meziyetlerini takdir edenler onun için çok üzülürler, Rafik-i A´lâ´ya kavuşmadan önce Resûlüllah´ı (s.a.v.) görmek, doğrudan doğruya vasıtasız olarak onun temiz kay­naklarından almak, îman nimetine kavuştuktan sonra sohbet şerefine de kavuşmak nasip olsun dileğinde bulunurlardı...

Böylece o, bütün yönleriyle hayrı topluyordu. Fakat ne takdir edildiyse o oldu...

Hz. Ömer (r.a.) tabiînden birine en büyük makamlardan birisi olan kadılık makamını verdiğinde acele etmezdi. İslâm´ın seması o gün Re-sûlüllah´ın (s.a.v.) sahabîlerinden olan parlak yıldızlarla aydınlanma­sına rağmen günler Ömer´in firasetinin doğruluğunu, tedbirde kusur etmediğini ispat etmişti...

Şureyh altmış yıl kadar müslümanlar arasında kesintisiz hüküm vermeye devam etti...

Ömer´den sonra Osman, Ali ve Muaviye [Allah onlardan razı ol­sun) zamanında da makamında kaldı...

Nitekim Hz. Muaviye´den sonra Emevî halifelerinden olan birisi onu bu görevde bıraktı ama Haccac´ın valiliği esnasında makamından istifası istendi.

Övgüye lâyık işlerle dolu uzun ömrü yüzyedi seneye ulaşmıştı.

İslâm kadılık tarihi Şureyh´in şahane davranışlarıyla, müslüman-lann havassını ve avamını Şureyh´in temsil ettiği Allah´ın dinini ve onun hükümlerini kabul ettirmenin en güzel tutumlarıyla süslüdür...

Kitapların içi bu benzersiz adamın orijinal haberleri, onun söz ve fiilleriyle doİudur. .

Bunlardan birisi şöyledir: Ali İbn Ebu Talib (r.a.) kendisi için de­ğerli olan bir zırhını kaybetmişti...

Çok geçmeden, onu Küfe çarşısında satan zimmî [3] bir adamın elinde gördü...

Hz, Ali onu görünce tanıdı ve şöyle dedi:

«Bu benim zırhımdır. Şöyle bir gecede, şöyle bir yerde devem­den düşmüştü...»

Zimmî şu cevabı verdi;

«Hayır, bu benim zırhımdır ve benim elimdedir, ey müminlerin emîfi!»

Hz. Ali:

«Hayır, o benim zırhımdır. Ben onu kimseye satmadım. Kimseye bağışlamadım ki senin eline geçsin...» dedi.

Zimmî: «Aramızda müslümanların kadısı var» dedi. Hz. Ali: «Tamam, haydi ona gidelim» dedi.

Daha sonra Kadı Şureyh´e gittiler. Kadılık makamında, Şureyh Hz. Ali´ye sordu: «Müminlerin emîrî! Ne diyorsun »

Hz. Ali şu cevabı verdi: «Ben şu zırhımı bu adamda buldum. O zırh benden şöyle bir gecede, şöyle bir yerde düşmüştü. Aslında zırh ona ne satış ne de bağış yoluyla ulaştı».

Şureyh zimmîye: «Sen ne diyorsun ya « dedi.

Zimmî: «Zırh benimdir ve işte benim elimdedir.

Ama müminlerin emîrini yalancılıkla da itham etmiyorum,.,»

Şureyh Ali´ye dönüp:

«Ey müminlerin emîri! Söylediklerinin doğru olduğunda şüphem yok. Zırh sana aittir. Fakat iddia ettiğin şeyin doğruluğuna şehadet eden iki şahidin olması lâzım» dedi.

Hz. Ali: «Evet.

Azatlı kölem Kanber ve oğlum el-Hasen bana şahitlik yaparlar...» dedi.

Şureyh: «Müminlerin emîrî! Fakat oğulun babaya şahitliği caiz ol­maz» dedi.

Hz. Ali: «Fe sübhanellah!

Cennetlik bir adamın şahitliği caiz olmaz mı!»

Resûlüllah´ın (s.a.v.) «El-Hasen ve el-Hüseyin, cennet halkını gençlerinin efendileridir dediğini duymadın mı » dedi.

Şureyh: «Duydum, müminlerin emîri!

Ancak oğulun babaya şahitliğini caiz göremem» dedi.

Böylece Ali zimmîye dönüp:

«Zırhı al, benim bu ikisinden başka şahidim yok» dedi.

Zimmî, «Fakat ben zırhın sana ait olduğuna şehadet ediyorum» dedi.

Sonra şunu ilâve etti:

«Müminlerin emîrî benimle kadısının önünde mahkemeleşiyor!

Onun kadısı benim lehimde onun aleyhinde hükmediyor.

Bunu emreden dinin gerçekten hak olduğuna şehadet ediyorum...

Allah´tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed´in (s.a.v.) onun ku-iu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum.

Ey Kadı! Şunu bil ki, zırh müminlerin emîrinin zırhıdır. Sıffîn´e [4] giderken orduyu takip ettim. Zırh onun boz devesinden düştü ve ben aldım».

A!i ona şöyle dedi:

«Sen artık müslüman oldun. Ben onu sana verdim. Onunla bir­likte sana bu atı da verdim...»

Bu olayın üzerinden uzun zaman geçmeden adamın Nehrevan gü­nünde [5] Hz. Ali´nin sancağı altında haricilerle dövüştüğünü veşehîd

oluncaya kadar savaşta gayret gösterdiğine şahid olundu.

Şu da Şureyh´in enteresan davranışlarındandır. Oğlu bir gün ona şöyle dedi:

«Babacığım! Benimle bir topluluk arasında bir anlaşmazlık var. Bunu incele. Eğer ben haklıysam onları dava ederim, şayet onlar hak­lıysa, onlarla anlaşırım». Daha sonra meseleyi ona anlattı.

Şureyh ona: «Git, onları dâva et...» dedi.

Bunun üzerine hasımlarına gitti ve onları dava etmeye çağırdı. Onlar da bunu kabul ettiler.

Onlar Şureyh´in karşısına çıkınca, onların lehinde, oğlunun aley­hinde hüküm verdi...

Şureyh´le oğlu eve döndüğünde oğlu babasına: «Beni utandırdın

babacığım!

Vallahi, daha önce danışmamış olsaydım, sana darılmazdım» dedi.

Şureyh şu cevabı verdi:

«Yavrum! Vallahi, sen bana yeryüzündekilerden ve benzerlerin­den daha sevgilisin, fakat Aziz ve Celîl olan Allah benim için sen­den daha azizdir...

Ben sana, onlarla, bazı haklarını kaybetmelerine sebep olacak bir anlaşma yaparsın diye onların haklı olduğunu söylemekten çekindim ve söylediğimi söyledim».

Her gün onun yemeğini hapishaneye kendi eliyle götürüyordu.

Şureyh´in oğlu bir adama kefil olmuştu. O da onun kefaletini ka­bul etmişti. Ancak adam adaletin elinden kaçmıştı. Şureyh kaçan adama karşılık oğlunu hapse attı_

Zaman zaman Şureyh, bazı şahitlerden şüphelenirdi... Ancak onların doğruluğuyla ilgili şartlar tam olduğundan şahitlik­lerini reddetmek için bir çare bulamaz, onlar şahitliklerini yapmadan önce onlara.şöyle söylerdi:

Benden sunu dinleyiniz. Allah sizi doğruluktan ayırmasın. Ancak siz bu adamın aleyhinde hükmediyorsunuz... Ben sizi ateşten koruyorum. Halbuki ateşten korunmaya siz daha lâyıksınız...

Şu anda şahitliği bırakıp gitmek elinizdedir... Eğer onlar şahitlikte ısrar ederlerse, lehinde şahitlik yapılana dö­

Ey falanca! Benim, onların şahitliğiyle senin lehinde hükmettiği­mi bil...

Ben senin haksız olduğunu görüyorum...

Fakat ben zanla hükmetmiyorum. Sadece şahitlerin şehadetiyle hükmediyorum...

Benim hükmüm, Allah´ın haram kıldığı hiçbir şeyi sana helâl kılmaz...»

Şureyh´in-mahkeme oturumlarında tekrar edip durduğu parola şuydu:

«Yarın zalim kimin zararlı olduğunu bilecek

Zalim cezayı bekler...

Mazlum hak ve adaleti bekler...

Allah´a yemin ederim ki, Aziz ve Celîl olan Allah´a ait birşeyi terkeden hiç kimse yoktur ki sonra onu kaybettiğini hissetmiş olmasın...»

Şureyh sadece Allah için, Resulü ve kitabı için nasihat etmez müslümanlarıri avam ve havassi için de nasihatlarda bulunurdu.

Müslümanlardan birisi şöyle anlatır:

«Şureyh üzüldüğüm bazı şeyleri bir dosta anlattığımı duyunca, elimden tutup beni kendine doğru çekti ve şöyle dedi:

Ey kardeşimin oğlu! Allah´tan başkasına şikâyet etmekten sakın.

Kendisine şikâyet ettiğin kimse dost ta olabilir, düşman da.

Eğer dostsa onu üzebilirsin ...

Düşmansa senin başına gelene sevinebilir...»

Daha sonra gözünün birini göstererek şunları ilâve etti:

«Şu gözüme bak. Vallahi, onbeş seneden beri bununla ne bir şa­hıs ne de bir yol gördüm...

Fakat bunu hiç kimseye söylemedim. Şu anda ancak sana söylü­yorum...

Salih Kul´un [6] sözünü duymadın mı «Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah´a açarım»[7] Aziz ve Celîl olan Allah´ı başına gelen her musibette şikâyet mercii ve üzüntünü anlatacağın kimse yap...

Çünkü o en yüce sorumlu ve en yakın davetlidir...»

Bjr gün o, başkasından birşey isteyen birisini gördü ve ona şöy­le dedi:

«Ey kardeşimin oğlu! Kim birisinden birşey isterse, kendisini kö­leliğe arzetmiş olur.

Kendisinden istenen kimse onun ihtiyacını yerine getirirse, o ver-diğiyle, isteyeni köleleştirmiş olur...

Şayet vermeyip geri çevirirse her ikisi de aşağılık bir duruma dü­şerler...

Birisi cimrilik yapmakla aşağılık bir duruma düşer...

Diğeri de vermeyip geri çevirmekle aşağılık bir duruma düşer.ilerim

İstediği zaman Allah´tan iste.

Yardım istediğin zaman Allah´tan yardım iste.

Bilki güç, kuvvet ve yardım ancak Allah´tandır».

Küfe´de veba salgını çıkmıştı. Şureyh´in bir dostu vebadan kaç­mak için Necef´e gitmişti. Şureyh ona şöyle yazdı :

«Terkettiğin yer senin ölümünü yaklaştırmaz ve senden gün alıp götürmez.

Gittiğin yer hiçbir isteğin aciz bırakamiyacağı, hiçbir kaçışın at-latamıyacağı kimsenin elindedir...

Biz ve sen aynı melikin eündeyiz... Necef [8] kudret sahibine pek yakındır...»

Bütün bunların yanında Şureyh orijinal konuları tatlı bir tarzda işleyen bir şairdi.

Kendisinden anlatıldığına göre o: Daha eğlence ve oyuna düşkün onbeş yaşında bir çocukken, bir gün kitaplarını bırakarak kö seyretmeye gitmişti.

Eve dönünce kendine sordu: «Namaz kıldın mı » «Hayır» diye cevap verdi.

Bir kâğıt ve kalem isteyip hocasına şu şiiri yazdı: «O, peşlerinden gittiği ve boğuşmalarını istediği

Köpekler yüzünden namazı terketti. Bir sabah sana, mütelemmis´in sayfası [9] gibi yazılmış bir sayfa

getirsin.

Sana geldiği zaman onu azarlayarak iyileştir. Yahut akıllı terbiyecinin yaptığı öğüdü yap.

Eğer üç defa yaparsa hapset.

Bil ki, bana her ne kadar acı verecekse de bu benim için iyidir».

Allah Hz. Ömer´den razı olsun ki o İslâm´daki kadılık mevkiini de­ğerli bir inciyle süslemişti...

Müslümanlara, devamlı ışık veren bir lâmba vermişti ki onlar bu­gün bile onun Allah´ın dinini anlama ışığıyla aydınlanmaktadırlar...

Onun Resûlüllah´ın (s.a.v.) sünnetini anlama nuruyla yollarını bulmaktadırlar...

Kıyamet gününde başka ümmetlere karşı onunla övünmektedirler..

Allah Kadı Şureyh´e rahmet etsin...

Altmış yıl halk arasında adaleti yerine getirmiştir.

Hiç kimseye zulmetmemiş.

Haktan ayrılmamış.

Hükümdarla halk arasında bir ayırım yapmamıştır( [10]







--------------------------------------------------------------------------------

[1] Süfyan El-Evsi

[2] Kinde ı Büyük bir Arap kabîiesidir. Bu kabileden birçok muhaddis {hadis alimi) ve bilgin çıkmıştır.)

[3] Zimmî: İslâm diyarında yaşıyan hırîstiyan ve yahudiler.

[4] Sıffîn: Suriye´de Rakka´ya yakın bir yer. Orada Hz. Ali´yle Hz. Muaviye arasın­da büyük bir savaş olmuştur

[5] Nehrevan günü: Hz. Ali´yle (r.a.) hariciler arasında cereyan eden bir o!ay.

[6] Salih Kul: Yusuf Peygamberin babası Yakub (a.s.) tur.

[7] Yusuf. 86.

[8] Necef, Irak´ın şehirlerindendir.

[9] Müteiemmis´in sayfası : Uğursuz işler hakkında darb-ı meseldir. O sayfada şöy­le yazılıydı. «Bu sayfayı taşıyan sana geldiği zaman onu öldür».

[10] Kadı Şureyhle İlgili geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız :

1. İbn Sa´d, et-Tabakatu´l-Kübro, Vl/.ll, 34,94,108,109,170,206,268; VI/151, 194, 453; VİN/494.

2. İbnu´l-Cevzî Sıfaîu´s-safve (Haleb baskısı), III/38.

3. İbn Cerjr eî-Taberî, Tarihu´t-Taberî; İV, V ve VI, ciltler. (X. ciltteki fihrist­lere bak).

4. Ei-lsfehanî, Hılyetu´l-evliya, IV/256-258.

5. Tarihu Halîfe İbn Hayyat, 129,157,184,217,251,266,298,304 s,

6. Şezeratu´z-Zeheb, I/85-86.

7. Fevatu´l-vefeyat, 11/167-169.

8. Ahmed İbn Hasen İbn Ali İbnu´l-Hatib, 80-81 s.

9. Muhammed İbn Hobîb, el-Muhabber, 305,387 s. 10, Ferîd Vecdi, Dairetu´l-maarif, V/373-473.


Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.