Yaz?c? Sürümü
Hadislerle Hanefi Fıkhı-II
31. Ateşte Pişen Yemeği Yemekten Dolayı Abdestin Bozulmayacağı

33. Kadına Dokunmaktan Dolayı Abdestin Bozulmayacağı

34. Erkeğin Cinsel Organına Dokunmasının Abdesti Bozmayacağı

Erkeklik Organına Dokunmakla İlgili Hadis Hakkında Yapılan Bir Müzâkerenin Değerlendirilmesi

35. Yellenme Olduğunda Abdestin Bozulacağı, Kuşku Halinde Bozulmayacağı

II. GUSÜL..

1. Hz. Peygamber (s.a.v.)´in Gusül.Alışı

2. Gusül Yaparken Kadının Saç Örgüsünü Çözmesinin Gerekli Olmadığı

3. Farz Olan Gusülde Ağız ve Burnu Yıkamanın Farziyeti

4. Guslün Şehvetle ve Dışarı Atılarak Çıkan Meni Sebebiyle Farz Olduğu.

5. Gusül Esnasında Vücutta Kuru Yer Kalması

6. Cinsel Organların Birbirine Temasıyla Meni Gelmese Bile Guslün Gerekeceği

7. Hayız ve Nifas Sebebiyle Guslün Farz Olması

8. Ölü Yıkamanın Guslü Gerektirmeyeceği

9. Kan Aldırmak ve Cuma Günü Sebebiyle Gusletmenin Sünnet Olduğu.

"Kâne" Fiilinin Sürekliliğe Delâleti

10. Bayramlarda Gusletmek.

11. Müslüman Olmak İsteyen Kimsenin Gusletmesinin Müstehap Olduğu.

12. Bayılan Kimsenin Ayıldığında Gusletmesinin Müstehap Olduğu.

13. İnsanların Görmeyeceği Şekilde Gusledilmesi Gerektiği

14. Rüyasında Meni Gelmeksizin İhtilam Olan Kimseye Gusül Gerekmeyeceği

15. Guslün Geciktirilmesi

III. SULARIN HUKMU..

1. Az Suyun Kirlenmesi

Kulleteyn Hadisi:

Buzâa Kuyusuyla İlgili Hadis.

2. Evsafı Değişmedikçe Suyun Temiz Olduğu.

3. Akıcı Kanı Olmayan Hayvanın Ölmesiyle Suyun Kirlenmeyeceği

4. Mâ-i Müsta´melin Temiz Fakat Temizleyici Olmadığı

5. Tabaklanmış Derinin Temiz olduğu.

6. Eti Yenmeyen Hayvanların Derilerinin Boğazlanarak Temizlenmesi

7. Murdar Hayvanın Yün ve Benzeri Parçalarının Kullanılması

8. İçerisine Temiz Bir Nesne Karışmış Suyla Yıkanma.

9. Sıcak Suyla Yıkanma.

10. Pislenen Kuyuların Boşaltılması

Konuyla İlgili Diğer Rivayetler:

11. Artıklar

a. Köpek Artığı

Münker Hadis Hakkında Önemli Açıklamalar

b. Kedi Artığı

c. İnsan Artığının Temizliği

d. Eşek ve Yırtıcı Hayvanların Artığı

12. Nebiz (Hurma Şırası) İle Abdest Alınabileceği

İbn Mes´ûd (r.a.)´in Cin Gecesine Katılmasıyla İlgili Rivayetler

Ebû Hanife (r.a.)´in Kendi Görüşünden Vazgeçip Âlimlerin Çoğunluğunun Görüşünü Benimsemesi

IV. TEYEMMÜM...

1. Teyemmümün Toprak Cinsinden Nesne ile Yapılabileceği

2. Teyemmümün Yapılışı

3. Toprak Cinsinden Olup Üzerinde Toz Bulunmayan Nesnelerle Teyemmüm Yapılabileceği

4. Bedeli Olmayan İbadetlerde Teyemmüm..

5. Teyemmümle Kılınan Namazın Su Bulunması Halinde Tekrar Kilınmayacağı

6. Selam Almak Gibi Abdestsiz Yapılabilecek Şeyler İçin Teyemmüm Almak.

7. Vakit Çıkmadan Su Bulunacağım Uman Kişinin Teyemmümü Namaz Vaktinin Başında Alması

8. Bir Teyemmümle Birden Fazla Farz Namazı Kılınabileceği

9. Su Bulunmadığında Cinsel İlişki Sebebiyle Teyemmüm Edilmesi

10. Soğuk veya Yara Sebebiyle Teyemmüm..

11. Abdest veya Teyemmümsüz Namazın Olmayacağı





























Hadisi İbn Adiy rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Muhammed el-Huzâî Bakıyye´nin meçhuf hocalarından biridir. Bakıyye, Muhammed b. Raşid vasıtasıyla Hasan-ı Basrî´den rivayet etmektedir. Ancak Muhammed b. Ra­şid meçhul bir ravidir. (Zeylaî, Nasbu´r-râye, 1,27) Aşağıda bu açıklamalara ce­vap verilecektir. Burada kısaca ifade etmek gerekirse hadis hasendir.

İsnadda bulunan Muhammed el-Huzâî, Muhammed b. Raşid el-Mekhû-lî´dir. Onun hakkında İbnü´t-Türkmânî şöyle demektedir: Bu, Ahmed b. Hanbel ve İbn Maîn´in güvenilir olduğunu ifade ettikleri, Abdürrezzak b. Hemmam´ın ise "hadiste ondan daha hassas bir kimse bilmiyorum" dediği İbn Raşid ´dir. {el-Cevherü´n-nakî, 1,42) Bize göre söz konusu âlimlerin güve­nilir olduğunu belirttikleri İsnaddak* ravi Basra´ya yerleşen el-Mekhûlî eş-Şâmî´dir. O, dört Sünen müellifinin ravilerinden olup meçhul bir ravi de­ğildir. Kendisinden başta akranlarından Şu´be ve Süfyan es-Sevrî olmak üzere Abdullah b. Mübarek, Abdurrahman b. Mehdî, Yahya b. Saîd el-Kat~ tân, Zeyd b. Ebf z-Zerkâ, Velid b. Müslim, Bakıyye b. Velid, Yezid b. Ha­run ve başkaları rivayette bulunmuştur. Daha Önce de zikrettiğimiz üzere o hakkında ihtilaf edilen bir ravidir. Nitekim sorulan bir soru üzerine "sika sika", Yahya b. Maîn "sika", Ebû Hatim "sadûk hasenü´l-hadis", Nesâî "si­ka ve Iâ be´se bih, leyse bi´1-kaviy" lafızlarıyla nitelerken İbn Hibbân za­yıf olduğunu söylemiş, Dârekutnî hadisleri "i´tibar için yazılır", İbn Adiy "MekhûTün hadisleri rivayet edilebilir, rivayetlerinde bir beis yoktur, Ba­kıyye´nin ondan rivayetleri sağlamdır" açıklamalarım yapmışlardır. (İbn Ha-cer, Tehzîb, IX, 159) Sonuç itibariyle o, hasenü´l-hadis diye nitelenebilir ve münker rivayette bulunmadığı, güvenilir ravilere reddini gerektirecek şe­kilde muhalefet etmediği sürece yaptığı nakiller delil olarak kullanılabile­cek bir ravidir. Daha önce zikredildiği üzere onun Hasan-ı Basrî´den yap­tığı rivayetler ise münker değildir. O Hasan-ı Basrî´den rivayetleriyle tanın­maktadır. Amr b. Ubeyd´in Hasan-ı Basrî´den rivayeti de hadisin Imran b. Husayn´dan rivayet edildiği hususunda onu desteklemektedir. Nitekim Beyhakî´nin İsmail b. Ayyaş > Ömer b. Kays el-Mekkî > Amr b. Ubeyd > Hasan > İmran b. Husayn isnadıyla nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) "Namazda kahkaha ile gülen yeniden abdest alıp namazını tekrar kılsın" buyurmuştur.[1] Ancak Beyhakî Ömer b. Kays el-Mekkî´nin Sendel diye tanındığını belirtmekte onu zahibü´l-hadîs lafzıyla niteleyerek son derece zayıf olduğunu ifade etmektedir. Amr b. Ubeyd´in de yalancı olduğu ifade edilmiştir. (Zeylaî, Nasbu´r-râye, I, 27) Tespitimize göre Ömer b. Kays´m ya­lancı olduğunu kimse söylememiştir. Ancak onun ağzı kötü olduğu ve in­sanlara çabuk kızdığı için âlimler ondan rivayeti terk etmişlerdir. İbn Hib-bân´m açıklaması şöyledir: O şakacıydı, güvenilir ravilerden onların riva­yet etmeyeceği nakillerde bulunurdu. O haccın farz, umrenin nafile oldu­ğunu belirten ve namazda abdesti bozulan kimsenin burnunu tutarak çık­masıyla ilgili hadisleri rivayet etmekteydi. Bu iki rivayet İbn Hibbân´da da yer almaktadır. Ebû Zür´a onun zayıf olduğunu leyyinü´l-hadis lafzıyla ifa­de etmiştir. İbn Hacer´e göre zayıf olduğu için tek başına rivayetleri deli] olarak kullanılmasa da mütâbaat olarak rivayet edilmesinde bir sakınca yoktur. Nitekim İbn Hibbân Sahih´inde ondan iki hadis rivayet etmektedir, (îbn Hacer, Tehzîb, VII, 491) Amr b. Ubeyd´in yalancı olduğunu söyleyip riva­yetlerini terk etseler de İbn Hibbân onun kasıtlı yalan söylemediğini sade­ce hadis rivayetinde hata yaptığını ifade etmektedir. (İbn Hacer, Tehzîb, VIII, 75) Zehebî´nin verdiği bilgiye göre İbn Adiy onun rivayetlerini zikretmek­te olup bunların önemli bir kısmı da sahihtir. (Zehebî, Mîzânü´l-i´tidâl, II, 295)

Bize göre özellikle Kütüb-i sitte ravilerinden sika, mutkin, hadis hafızı Abdülvaris b. Saîd´in onu övmesi ve rivayetlerinde doğru olduğunu ifade etmesinden sonra onun rivayetlerini mütâbaat olarak zikretmekte herhan­gi bir sakınca olmamalıdır. Nitekim Ubeydullah b. Umeyr´in nakline göre Abdülvaris b. Saîd, "Amr b. Ubeyd´in rivayetlerinin doğru olduğunu bil-meseydim ondan asla rivayette bulunmazdım" demiştir. (İbn Hacer, Tehzîb,Vl, 443)

Netice itibariyle isnadda bulunan İbn Raşid, bu sözü edilen el-Mekhû­lî eş-Şâmî ise-ki Îbnü´t-Türkmânî´nin açıklamaları bunu göstermektedir onun Hasan-) Basrî vasıtasıyla İmran b. Husayn´dan rivayeti hasendir. Mu-hamrned b. Raşid ei-Mekhûlî´nin Hasan-ı Basrî´den hadis işittiği inkâr edilemez. Zira o Hasan-i Basrî´nin çağdaşı sayılabilecek Mekhûl´den de ri­vayette bulunmuştur. Ebû Nuaym, Duhaym ve diğer âlimlere göre Mekhûl 112, Hasan-i Basrî ise 110 senesinde vefat etmiştir. (İbn Hacer, Tehzîb, X, 291; Takrîb, s. 38) Hocasiyfa buluşma imkânı bulunan müdellis olmayan ravînin rivayetini hocasından işittiği kabul edilir. Muhammed b. Raşid´in müdel­lis olduğunu söyleyen herhangi bîr âlim bulunmamaktadır. Alimler onun Basra´da oturduğunu ifade etmişlerdir. Dolayısıyla Hasan-ı Basrî´den ha­dis işitmiş olması imkân dahilindedir. Ancak Zehebî´nin açıklaması İbn Raşid el-Mekhûlî eş-Şâmî iie Hasan-ı Basrî´den rivayette bulunan İbn Ra­şid´in ayrı kimseler olduğunu göstermektedir. Nitekim o İbn Raşid el-Mekhûlî eş-Şâmî hakkında geniş bilgi verirken diğeriyle ilgili "kim oldu­ğu bilinmemekte" açıklamasını yapmaktadır. (Zehebî, Mîzânü´l-i´tidâl, III, 56) Bu, İbn Adiy´in "Muhammed el-Huzâî Bakıyye´nin meçhul hocalarından biridir" şeklindeki görüşünü desteklemektedir. Ancak îbn Hacer´in yaptı­ğı açıklama onun meçhul bir ravi olmadığım göstermektedir. İbn Hacer´in açıklaması şöyledir: Raviler arasında üç ayrı Muhammed b. Raşid bulun­maktadır. Birisi Bakiyye b. Velid´den rivayette bulunan Bağdatlı Muham­med b. Raşid; ikincisi Yunus b. Ubeyd´den rivayette bulunan Basralı Mu­hammed b. Raşid; üçüncüsü ise Hasan-ı Basrî´den rivayette bulunandır. Onun da Basralı yani Yunus b. Ubeyd´den rivayette bulunan Muhammed b. Raşid olduğunu zannediyorum. Bu durumda Hasan-ı Basrî´den rivayet eden ravi, Yunus b.Ubeyd´den rivayette bulunan ravi olmaktadır. Buna gö­re o meçhul bir ravi değildir. İbn Hibbân onu es-Sikâf mda zikrederek, "Muhammed b. Raşid, Süleyman el-Harbî´den aldığı hadisi Muhammed b. Sîrîn´den rivayet etmektedir" demektedir. Bununla o Yunus b. Ubeyd´den rivayette bulunan Muhammed b. Raşid el-Basrî´yi kastetmekte ve onu ten­kit etmektedir. (İbn Hacer, Tehzîb, IX, 160) İbn Hibbân es-Sikât´mâa İbn Avn´dan rivayette bulunan Humeyd b. Mis´ar´ın kendisinden nakilde bu­lunduğu Basralı Muhammed b. Raşid et-Temîmî el-Mekfûfu da zikretmek­tedir. (Ayrıca bk. İbn Hacer, Lisânü´l-Mîzân, V, 163-154)

Netice itibariyle İbn Hacer´e göre hem Hasan-ı Basrî´den hem de Yu­nus b. Ubeyd´den rivayette bulunan Muhammed b. Raşid aynı kişidir. O, İbn Avn´dan da hadis rivayet etmiş güvenilir bir ravidir. Mîzânü´l-Vti-dâFde (III, 56) zikredildiğine göre bazı âlimler onu tenkit etmişlerdir. Ancak söz konusu hadisin isnadında bulunan Muhammed ei-Huzâî, İbnü´t-Türkmânî´nin belirttiği gibi Yahya b. Maîn, Ahmed b. Hanbei, Abdürrez-zak b. Hemmam ve diğer âlimlerin güvenilir olduğunu söyledikleri el-Mekhûlî eş-Şâmî´dir. Zira o, Bakıyye´nin hocaları arasında ismi zikredi­lenden ayrı olarak el-Huzâî nisbesiyle anılan tek kişidir.

Gerek metinde söz konusu ettiğimiz iki hadis gerekse açıklamalarında zikrettiğimiz hadisler, Beyhakî´nin Abdurrahman b. Mehdî´den naklettiği, "namazda gülmek ile ilgili hadisler Ebü´l-ÂIiye´ye dayanmaktadır" açıkla­masının yanlışlığını ortaya koymaktadır.. (İbnü´t-Türkmânî, el-Cevherü´n-nakî, I, 42) Görüldüğü gibi Hasan-ı Basrî, hadisi İmran b. Husayn ve Ma´kıl b. Ye-sar vasıtasıyla Ma´bed´den rivayet etmektedir. Zeylaî´nin Bezzâr´dan nak­lettiğine göre Hasan~i Basrî her ikisinden de hadis işitmiştir. (Nasbu´r-râye, 1,48) Ayrıca yukarıda zikrettiğimiz üzere konuyla ilgili hadisi Hasan-i Bas­rî, Ma´bed b. Ebî Ma´bed´den, Atâ İbn Ömer´den rivayet etmişlerdir. Ay­nı hadis Ebû Musa ef-Eş´arî tarafından da nakledilmiştir.

Hanefî mezhebi bu konuda muhalifleri tarafından eleştirildiği için sözü biraz fazla uzattık. Yukarıda yaptığımız nakillerden kahkaha ile abdestin bozulacağına dair bir kısmı mürsel bir kısmı ise merfû hasen olan birçok hadis bulunmaktadır. Konuyla ilgili birbirini destekleyerek güç kazanabi­lecek zayıf hadisleri zikretmedik. Böylece diğer âlimler muhalefet etseler de Ebû Hanife (r.a.)´in sahih ve hasen hadisleri esas aldığını buna sebep ona herhangi bir eleştiri yöneltilmeyeceğim ortaya koymuş olduk.


31. Ateşte Pişen Yemeği Yemekten Dolayı Abdestin Bozulmayacağı



114. Amr b. Mansur > Ali b. Abbas > Şuayb b. Ebî Hamza > Muham­med b. Münkedir isnadıyla nakledildiğine göre Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.)´in iki davranışından sonuncusu ateşin pişirdiğini yemekten dolayı abdest almamasıdır.[2]

Hadisi Nesâî rivayet etmiş, ona göre sahih olduğu halde sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Nevevî, Şerhu Sahîh-i Müslim´de (i, 156), "hadis sahihtir, onu başta Ebû Dâvûd ve Nesâî olmak üzere Sünen müellif­leri sahih isnadla rivayet etmişlerdir" açıklamasını yapmıştır. İbn Huzeyme, Ibn Hibbân ve diğer âlimler hadisin sahih olduğunu söylemişler, Ebû Dâvûd ve başka bazı âlimler ise hadiste zikredilen "emr" kelimesinin "nehiy: yasak­lamak" kelimesinin karşıtı anlamında olmadığını, "davraniş-tutum" mânasmda kullanıldığını belirtmişlerdir, (bk. İbn Hacer, Fethu´l-bârî, 1,269)

Gerek bu hadis gerekse konuyla ilgili daha sonra zikredilecek hadisle­rin konuya delâletleri açıktır. Ancak bu hadisle çelişen ve ateşte pişen ye­mekleri yemekten dolayı abdest alınması gerektiğini ifade eden rivayetler de bulunmaktadır.

İmam Müslim´in rivayetine göre Zeyd b. Sabit (r.a.) Resûlullah (s.a.v.)´in "Ateşte pişen yemekleri yemekten dolayı abdest gerekir" buyur­duğunu söylemiştir. (Müslim, "Hayz", 90) Onun diğer rivayeti, "Ateştepişen­leri yemekten dolayı abdest alınız" (Müslim, "Hayz", 90) şeklindedir. Cabir b. Semüre (r.a.)´den naklettiği başka bir rivayeti ise şöyledir: Bir adamın "koyun eti yedikten sonra abdest alayım mı " sorusuna Resûlullah (s.a.v.), "İstersen al, istersen alma" cevabını vermiştir. Adamın "deve eti yedikten sonra abdest alayım mı " sorusuna ise Resûlullah (s.a.v.), "Evet, deve eti yedikten sonra abdest al" karşılığını vermiştir. (Müslim, "Hayz", 97)

Ebû Davud´un Berâ b. Âzib (r.a.)´den nakledip sıhhatiyle ilgili açıkla­ma yapmadığı rivayete göre, deve etlerini yemekten dolayı abdestin bozu­lup bozulmadığı sorusuna Resûlullah (s.a.v.), "Deve eti yemeden dolayı ab­dest alınız" diye cevap vermiştir. Koyun etinden dolayı abdestin bozulup bozulmadığı sorusuna ise bundan dolayı abdest almayınız şeklinde karşılık vermiştir. Deve ağıllarında namaz kılınıp kılınmayacağı sorusuna, "Oralar­da namaz kılmayınız, çünkü develer şeytan (tabiatlı hayvanlardandır" bu­yurdu. Koyun ağıllarında namaz kılınıp kılınmayacağı sorusuna, "Oralarda namaz kılınız, çünkü onlar bereketli (sakin) dirler" şeklinde cevap vermiş­tir.[3]

et-Telhtsü´l-habtr´de (1,116) belirtildiğine göre İbn Huzeyme, "Bu hadis ravilerinin adalet vasfını taşımaları ve nakli itibariyle sahihtir. Hadis âlim­leri arasında bu konuda bir ihtilafın bulunduğunu bilmiyorum" demiştir. Beyhakî´nin nakline göre İshak b. Râhûye ve Ahmed b. Hanbel konuyla il­gili Cabir b. Semüre (r.a.) ile Berâ b. Azib (r.a.) rivayetlerinin sahih oldu­ğunu söylemişlerdir.

Nevevî´nin Şerhu Sahih-i Müslim´de (I, 156) zikrettiği birinci hadisle ilgili şöyle cevap verilebilir. Bunlar Ateşte pişen yemekleri yemekten dolayı abdest gerekir hadisini delil olarak zikretmişlerse de âlimlerin çoğu ateşte pişen yemekten dolayı abdest alınmayacağı görüşünü benimsemişlerdir. Bu âlimler, Ateşte pişen yemekleri yemekten dolayı abdest gerekir hadisinin delil olamayacağı hakkında iki gerekçe ileri sürmüşlerdir. Birincisi söz ko­nusu hadisin "Resûlullah (s.a.v.)´in iki davranışından sonuncusu ateşin pi­şirdiğini yemekten dolayı abdest almamasidır" şeklindeki Cabir (r.a.) hadi-siyle nesh edildiğidir. İkincisi ise sözü edilen hadisteki "vudû" kelimesiyle ağız ve ellerin yıkanmasının kastedilmesidir. Ayrıca konuyla ilgili İhtilaf ilk nesilde söz konusuydu. Daha sonra ise âlimler ateşte pişen yemekleri ye­mekten dolayı abdest gerekmediği hususunda iemâ etmişlerdir.

Bize göre söz konusu iki cevap da tartışmaya açıktır. Öncelikle Cabir hadisinin ateşte pişen yemekleri yemekten dolayı abdestin nesh edildiğine delâleti kesin değildir. Zira bu rivayette Hz. Peygamber (s.a.v.)´in uygula­ması söz konusudur. Bu ise neshe de, cevazın beyanına da delâlet edebilir. Nitekim Muğire hadisinde Hz. Peygamber (s.a.v.)´in "Bunu yapsaydım, buna devam etseydim benden sonra insanlar onu farz olarak uygulayabi­lirlerdi" şeklindeki ifadeleri de bu durumu desteklemektedir. Bu, Resûlul­lah (s.a.v.)´in ateşte pişen yemekleri yemekten dolayı abdest almamasının sebebinin nesh değil, insanların bunu farz olarak anlayacakları endişesi ol­duğunu göstermektedir. Eğer her iki uygulama da caiz olmasaydı Hz. Pey­gamber (s.a.v.) böyle bir açıklama yapmaz, ateşte pişen yemekleri yemek­ten dolayı abdest almanın nesh edildiğini belirten bir açıklamada bulunur­du.

Hadisteki "vudû" kelimesinin ağız ve elleri yıkamak mânasında yorum­lanması da Cabir b. Abdullah (r.a.)´in "Resûlullah (s.a.v.)´in iki davranışın­dan sonuncusu ateşin pişirdiğini yemekten dolayı abdest almamasıydı" açıklamasıyla çelişmektedir. Cabir´in bu ifadelerinden "vudû" kelimesinin sözlük anlamını çıkarmak mümkün değildir. Dil zevkine sahip olanlar bu­nu hemen anlayacaklardır. En güzel yorum abdest alınmasını emretmesini müstehaplığa, terkini cevaza hamletmektir. Ben bu görüşü benimsedikten sonra Fethü´l-bârfde de (1,269), "Hattâbî hadisler arasındaki ihtilafı başka bir yolla daha gidermiştir. Bu ise emir ifade eden hadislerin müstehaplık ifade ettiği şeklinde yorumlanmasıdır" açıklamasını gördüm. Bu benim açımdan sevindirici bir durumdur. İmam Şa´rânî de el-Mîzân´da (i, 133) ko­nuyla ilgili hadisler hakkında şöyle demektedir: Hadisle ilgili ikinci yoruma göre âteş Allah´ın asîlerden dilediğini cezalandırdığı bir vasıtadır. Bu sebeple ateşte pişen yemeği yedikten sonra temizlenmeden Allah´ın huzu­runa durmak uygun olmaz. Bize göre müslümanîann öğle namazını sıcak­ta kilmayip serinliğe bırakmakla emredilmelerinin sebebi de budur. Nite­kim Neylü´l-evtar´âa (1,291) da belirtildiği üzere Ebû Hüreyre (r.a.)´den ri­vayet edilen ve Kütüb-i sitte´dç, yer alan bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.), "Sıcak şiddetlendiği zaman namazı serinliğe bırakınız. Sıcağın şiddeti ce­hennemin kükremesindendir" buyurmuştur.[4]

Ebû Davud´un Berâ b. Azib (r.a.)´den naklettiği ikinci hadisle ilgili şöy­le cevap verilebilir. Bu ve konunun sonundaki rivayet Hz. Peygamber (s.a.v.)´in açıklamaları olarak konunun başındaki hadisle çelişmektedir. Bu durumda imkân ölçüsünde bunlar arasındaki çelişkiyi gidermek gerekmek­tedir. Yukarıda ateşte pişen yemekten dolayı abdest alınmasını ifade eden hadisle ilgili yaptığımız açıklamalar burada da geçerlidir. İmam Şa´rânî´nin el-Mîzân´âaki (I, 132) açıklaması ise şöyledir: Büyükler deve eti yedikten sonra abdest almadan namaz kılmazlardı. Bunun sebebi deve eti yemeleri değildi. Zira et olması açısından deve eti ile diğer hayvanların eti arasında bir fark bulunmamaktadır. Hadiste de ifade edildiği üzere bunun sebebi, de­velerin sırtlarının şeytan bineği olmasıdır. Ğayetü´l-maksûd´´da (I, 192) nak­ledildiğine göre konuyla ilgili Veliyyüddin el-Irâkî´nin açıklaması şöyledir: Hadiste zikredilen "şeytan" kelimesi hakikat anlamında kullanılmış ve de­velerin şeytan olduğu kastedilmiş olabilir. Nitekim Kûfeliler insan, cin ve hayvanlardan asi ruhlu olanlara şeytan demektedirler. Hadiste zikredilen "şeytan" kelimesi develerin ürkek ve azgınlığını ifade etmek üzere benzet­me amacıyla da kullanılmış olabilir. Nitekim Ahmed b. Hanbel, Nesâî ve İbn Hibbân´ın Hamza b. Amr el-Eslemî´den naklettiklerine göre Hz. Pey­gamber (s.a.v.), Her devenin sırtında bir şeytan vardır, onlara binerken besmele çekiniz buyurmuştur.[5] Ğâyetü´l-maksûa" da (I, 192) da zikredildi-ği üzere Ahmed b. Hanbel´in sahih bir isnadla Hz. Peygamber (s.a.v.)´den naklettiği, "Deve ağıllarında namaz kılmayınız, onlar cinlerden yaratılmış­lardır. Kızgınlıklarında aldıkları durumu ve gözlerini görmüyor musunuz "[6] lafızlanyla naklettiği rivayet yukarıdaki hadisle çelişmez. Çünkü develerin cinlerden yaratılıp sonra da onlarla birlikte yaşamaları mümkün olduğu gibi hadisteki onlar cinlerden yaratılmışlardır ifadesi mecaz anla­mında kullanılıp develerin şeytan tabiatlı olduklarının kastedilmesi de söz konusudur.

115. Meymûne (r.anhâ)´nın nakline göre Resûlullah (s.a.v.) koyun küre­ğinden yedikten sonra abdest almadan namaz kılmıştır.[7]

116. Amr b. Ebî Ümeyye ed-Damrî şöyle anlatmaktadır: Resûlullah (s.a.v.)´ koyun küreğinden kesip yerken gördüm. Bu esnada ezan okun­muştu. Resûlullah (s.a.v.) elindeki bıçağı bıraktı ve abdest almadan nama­zım kıldı.

Neylü´I-evtâr´da da belirtildiği üzere hadisi Buhârî ("Vudû", 51) ve Müs­lim ("Hayz", 92) rivayet etmiştir.

117. Muğire b. Şu´be (r.a.) şöyle anlatmaktadır: Resûlullah (s.a.v.) ye­mek yedikten sonra namaz için ezan okundu. Namaz kılmak amacıyla kalktı. Abdestini yemekten önce almıştı. Gene de ben tekrar abdest alacağı düşüncesiyle ona su getirdim. Bunun üzerine beni azarlayarak çekil buyur­du ve namazını kıldı. Allah´a yemin olsun ki bu çok ağrıma gitti ve duru­mu Hz. Ömer (r.a.)´e anlattım. Onun, "Ey Allah´ın elçisi, azarlaman Muği-re´nin ağrına gitmiş ve ona kırıldığın düşüncesine kapılmış" demesi üzeri­ne Resûlullah (s.a.v.) "Onun hakkında hayırdan başka bir kanaatim bulun­mamaktadır. Ancak o abdest almam için bana su getirmişti. Oysa ben sa­dece yemek yemiştim. Eğer abdest almış olsaydım. Benden sonra insanla­rın bunu devam ettireceklerini düşündüm" buyurdu.[8]

Hadisi Ahmed b. Hanbel (IV, 253) ve Taberânî Mu´cemü´l-kebîr´inde ri­vayet etmiştir. Heysemî´ye göre ravileri güvenilirdir. (Mevmaü´z-zevâid, 1,102)

118. Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle anlatmaktadır: Resûiuliah (s.a.v.) kazanın başına gelir içerisinden et alır ve yerdi. Sonra da abdest almadan ve elini suya dokundurmadan namazını kılardı. (Ahmed b. Hanbel, VI, 161; Ebû Ya´lâ, Müsned, VII, 427)[9]

Ahmed b. Hanbel, Ebû Ya´lâ ve Bezzâr rivayet etmiştir. Heysemî´ye göre isnadı sahih hadis ravilerinden meydana gelmektedir. (Mevmaü´z-zevâ­id, I, 103)

119. Ebû Ümâme (r.a.)´in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Biriniz abdestli iken yemek yediğinden dolayı abdest almasın. Deve sütü içtiğinde ise ağzınızı suyla çalkalayın" buyurmuştur.[10]

Ali el-Muttakî´nin verdiği bilgiye göre hadisi Taberânî ve Ziya el-Mak-dîsî rivayet etmiştir. (Kenzü´l-ümmâl, V, 79) Heysemî, Taberânî´nin isnadında-ki raviler hakkında bilgi bulamadığını söylemiştir. (Mevmaü´z-zevâid, i, 102) Ali el-Muttakî´ye göre eserin girişinde Suyûtî´nin belirttiği kural açısından Ziya el-Makdîsî´nin isnadı sahihtir.

Meymûne, Amr b. Ümeyye, Muğîre ve Aişe (r.a.e.) hadislerinin konu­ya delâleti açıktır. Hadiste süt içildikten sonra ağız çalkalanmasının emre-dilmesi dişleri temizlemek amacına yöneliktir. Ağız çalkalanmasının deve sütü içmeye tahsis edilmesi aşın yağlı olması sebebiyledir. Deve sütü iç­mekten dolayı abdest alınacağına dair hadis de rivayet edilmiştir. Nitekim Heysemî´nin naklettiğine göre (Mevmaü´z-zevâid, I, 102) Semüre es-Suvâî şöyle anlatmıştır: "Biz badiyede yaşayan ve hayvancılık yapan kimseleriz. Deve eti ve sütünden dolayı abdest almamız gerekiyor mu " diye sordum. Resûlullah (s.a.v.) "Evet" dedi. "Koyun eti ve sütünden dolayı abdest al­mamız gerekiyor mu " soruma ise "Hayır" diye karşılık verdi. (Taberânî, Mu´cemü´l-kebîr, VI, 270; Heysemî, Mevmaü´z-zevâid, 1,250) Heysemî, "Hadisi Ta­berânî Mu´cemü´l-kebtr´inde rivayet etmiştir. İsnadı hasendir" demiştir. Bu hadisteki "vudû/abdest" de ağız çalkalamak olarak yorumlanmalıdır.

Zira hadisler birbirini açıklamaktadır.


33. Kadına Dokunmaktan Dolayı Abdestin Bozulmayacağı



120. Atâ´nm Hz. Aişe (r.anhâ)´dan rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) eşlerinden birini öperdi ve sonra abdest almadan namaz kılardı.[11]

Hadisi Bezzâr rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir. (Âsârü´s-sünen, I, 39)

Hadisle ilgili Nasbu´r-râye´de (1,38) şöyle denilmektedir: Bezzâr hadisi Müsned´inde İsmail b. Ya´kub b. Sabîh > Muhammed b. Musa b. A´yen > babası > Abdülkerim el~Cezerî > Atâ > Aişe (r.anhâ) isnadiyla rivayet et­miştir. Zeylaî isnadda bulunan ravilerin hepsinin güvenilir olduğunu zik­retmekte ve hadisi Bezzâr´ın isnadıyla naklettikten sonra Abdülhakk´m şu açıklamasına yer vermektedir: Hadisin terkini gerektirecek bir kusurunu bilmiyorum. Hadisin zayıflığı konusunda önceki âlimlerden ´Abdülke-rim´in Atâ vasıtasıyla naklettiği hadis zayıftır, sahih değildir´ şeklindeki Yahya b. Maîn´in açıklaması dışında bir açıklama da bilmiyorum. Güveni­lir ravinin hadisi tek başına rivayet etmesi onun sıhhatine zarar vermez. Hadisin ilgili âyetten önce olduğu veya âyetteki "mülâmese" kelimesinin İbn Abbas (r.a.)´in açıkladığı gibi cinsel ilişki anlamında kullanıldığı bu ha­dis ışığında anlaşılmaktadır.

Dârekutnî´nin Abdurrahman b. Mehdî > Süfyan es-Sevrî > Abdülkerim isnadıyla nakline göre Atâ "Kadını öpmekten dolayı abdest bozulmaz" de­miştir.[12] Hadisi merfû olarak rivayet eden, ziyadede bulunmuştur. Güve-nilir ravinin ziyadesi makbuldür ve böyle bir durumda merfû nakledenin rivayeti tercih edilir. Atâ´nın bir defasında bu sözle fetva vermiş olması başka bir defasında da Hz. Peygamber (s.a.v.)´e nispet ederek (merfû) söy­lemiş olması da ihtimal dahilindedir. Bize göre müellifin de ifade ettiği gi­bi hadis sahihtir ve konuya delâleti açıktır.

121. Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle anlatmaktadır: Ben önünde cenaze gibi uzanmış yatarken Resûlullah (s.a.v.) narnaz kılardı. Vitir namazını kılacağı zaman ayağıyla bana dokunurdu.

Hadisi Nesâî rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir. Hadis, âyette zikredilen "lems" kelimesinin dokunmak değil de cinsel ilişki anlamına geldiğine da-ir delil olarak kullanılmıştır. Zira Resûluilah (s.a.v.) namazda iken Hz. Ai­şe (r.anhâ)´ya dokunmuş ve namazına devam etmiştir. (et-Telhîsü´l-habîr, i, 48) Nasbu´r-râye´dt (I, 38) de hadisin isnadının Sahih´in şartlarını taşıdığı ifade edilmektedir.

Hadisin konuya delâleti açıktır. Sindî´nin hadisle ilgili Ta´lîku´n-Ne-sâfdeki (i, 38) açıklaması şöyledir: Burada şehvetsiz bir dokunmadan bah­sedildiği bilinmektedir. Nesâî, hadisi şehvetsiz dokunmanın abdesti boz­mayacağına delil olarak zikretmiştir. Şehvetle dokunmanın abdesti bozma­yacağına delil ise bu konuda bir delilin bulunmamasıdır. Dokunmanın abdesti bozmayacağına dair bu yeterlidir. Şehvetle dokunmanın da abdesti bozmayacağına dair delil, aşağıda zikredilecek olan Hz. Peygamber (s.a.v.)´in abdestli iken hanımlarından birini Öptüğüyle ilgili hadistir. Bilin­diği gibi öpmekte genellikle şehvetle temas bulunmaktadır.

"Yahut kadınlara dokunduğunuzda"[13] âyetinde geçen "İa-mese" fiilinin anlamının cinsel ilişki olması tercihe daha şayan gözükmek­tedir. Bu, ümmetin en önde gelen âlimi İbn Abbas (r.a.)´in tefsiridir. Ğâye-tü´l-maksûd´da. (I, 179) belirtildiğine göre İbn Kesir, "İbn Abbas (r.a.)´in bu görüşte olduğu birçok sahih isnadla nakledilmiştir" demiştir. Bu görüşte dokunma ile cinsel ilişkinin kastedildiği ifade edilmektedir. (Zeylaî, Nasbu´r-râye, I, 71) Nitekim İbn Abbas (r.a.), "âyette zikredilen mülâmese (dokun­ma) ile kastedilen cinsel ilişkidir. Ancak Allah bunu kinaye yoluyla ifade etmiştir" demiştir.

Hz. Aİşe (r.anhâ)´nın Sahihayn´ûakı rivayeti ise şöyledir: Resûlullah (s.a.v.) namaz kılarken ayaklarım kıble tarafında önünde uyurdum. Secde­ye vardığında beni dürtükler, ben de ayaklarımı çekerdim. Secdeden kalkın­ca ayaklarımı tekrar uzatırdım. O günlerde evlerde ışık bulunmazdı.[14]

Dokunmanın abdesti bozacağına dair delillerden biri Abdullah b. Mes´ud (r.a.)´in, "cinsel ilişki olmaksızın, erkeğin kadının bedenine şeh­vetle dokunması abdesti bozar" şeklindeki açıklamasıdır. Taberânî Mu´ce-mü" I-kebîr´de (IX, 249) rivayet etmiştir. Hammad b. Ebi Süleyman dışında­ki ravileri güvenilirdir. Onun rivayetlerinin delil olarak kullanılması husu­sunda ise ihtilaf edilmiştir.

Bu konudaki bir başka delil Ebû Ubeyde b. Mes´ud (r.a.)´in açıklama­sıdır. O şöyle demektedir: Kişinin abdesti teni tenine değecek şekilde ku­caklaşması, eliyle dokunması ve eşini öpmesiyle bozulur. Yahut kadınlara dokunduğunuzda[15] âyetinde kastedilen eliyle dokunmaktır. Ta­berânî Mu´cemü´l-kebîfdt (IX, 249) rivayet etmiştir. Ebû Ubeyde kendisin­den rivayette bulunduğu babasından hadis İşitmemiştir.

Kullanılan bir diğer delil Dârekutnî´nin rivayet ettiği Muaz b. Cebel (r.a.) hadisidir. Dârekutnî´nin Abdurrahman b. Ebî Leylâ vasıtasıyla nakli­ne göre Muaz b. Cebel (r.a.) Resûlullah (s.a.v.)´in yanında otururken bir adam gelerek, "Ey Allah´ın Elçisi, yabancı bir kadınla cinsel ilişki dışında hanımıyla yaptığı her şeyi yapan kimse hakkında ne dersin " diye sordu.

Hz. Peygamber (s.a.v.), "Güzelce abdestini al sonra da kalk namazını kıl" buyurdu. Bunun üzerine Allah (c.c.) "Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl"[16] âyetini indirdi. Muaz b. Cebel (r.a.)´in, "bu, bütün müslümanlar için geçerli mi yoksa şahsa özel bir durum mu " sorusuna Resuluilah (s.a.v.) "Bütün müslümanlar için geçerli" diye cevap verdi.[17]

Sözü edilen rivayetlerin kadına dokunmanın abdesti bozacağına dair de­lil olarak ileri sürülmesi hakkında şunları söylemeliyiz: İlk rivayet Abdul­lah b. Mes´ud (r.a.)´in fetvası olup Hz. Peygamber (s.a.v.)´in sözüyle çeliş­tiği ileri sürülemez. İkinci rivayetin delil olabilmesi sözü edilen şahsın da­ha önce abdestli olduğunun, Hz. Peygamber (s.a.v.)´in de teberrük amacıy­la değil, kadına dokunması sebebiyle ona abdest almasını emrettiğinin tes­pit edilmesiyle mümkündür. Bunlar tespit edilmediği takdirde bu rivayet delil olarak kullanılamaz. Zira ihtimalin bulunduğu yerde delilden söz edi­lemez. Nitekim Zeylaî de, "Bu rivayet konuyla ilgili delil olamaz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) ona abdesti bozulduğu için değil, işlediği hata se­bebiyle abdest almasını emretmiştir. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.), Güzelce abdest al buyurmuştur" (Nasbu´r-râye, 1, 36) demektedir.

122. Ebû Bekir b. Ebî Şey be > Veki´ > A´meş > Habîb b. Ebî Sabit > Urve b. Zübeyr isnadıyla rivayet edildiğine göre Hz. Aişe (r.anhâ), "Resu­luilah (s.a.v.) hanımlarından birini öptükten sonra abdest almadan namaz kıldı" demiştir. Urve b. Zübeyr kendisine, "O hanımı senden başkası değil­dir" deyince Hz. Aişe (r.anhâ) gülmüştür.[18]

Hadisi İbn Mâce rivayet etmiştir. Hadisle ilgili Zeylaî şöyle demekte­dir: Ravilerinin hepsi güvenilir, isnadı sahihtir. İbn Abdilber de hadisin sa­hih olduğu kanaatindedir. Nitekim onun hadisle ilgili açıklaması şöyledir: Kûfeliler, ravilerinin güvenilir hadis imamlarından olması sebebiyle hadi­sin sahih olduğunu belirtmişlerdir. Daha büyüklerinden de rivayette bulun­ması sebebiyle Habîb´in Urve´ye yetiştiği inkâr edilemez. Ayrıca o yaşça Urve´den büyüktür ve ondan daha önce vefat etmiştir. Başka bir yerde ise Habîb´in Urve´ye yetiştiğinde şüphe olmadığını ifade etmektedir, (bk. Nas-bu´r-râye, I, 37)

Hadisin konuya delâleti açıktır. İsnadıyİa ilgili sıhhatine zarar vermeyen uzun tartışmalar vardır. Bunlar Zeylaî´nin sözü edilen eserinde bulunmak­tadır.

123. Hz. Aişe (r.anhâ) anlatmaktadır: Bir gece Resûlullah (s.a.v.)´in ya­takta bulunmadığını fark ettim ve elimle kolaçan etmeye başladım. O (s.a.v.) seccadesinde iken elim ayaklarının altına dokundu. Ayakları dikil­miş, "Ey Allahım gazabından rızana sığınıyorum" diye dua ediyordu. (Müslim, "Salât", 222)

Hadisle ilgili Zeylaî´nin açıklaması şöyledir: Muhaliflerimiz hadisteki dokunmanın doğrudan olmadığı arada bir engelin bulunduğu şeklinde yo­rumlamıştır. Bu, aşağıda görüleceği üzere lafızlarından hareketle yapılması güç olan zorlama bir yorumdur, (bk. Nasbu´r-râye, I, 37) Bize göre o, Hz. Ai­şe (r.anhâ)´nın "Elim ayağına dokundu" ifadesinin Şafiîlerin görüşünün aksine dokunmanın kendisine dokunulan kimsenin abdestini bozmayacağı­na delâlet ettiğini belirtmek istemiş olmalıdır. Zira Rahmetü´l-ümme´de (s. 6) zikredildiği üzere Şafiîiere göre dokunma kendisine dokunulan kimse­nin abdestini bozmaktadır. Hadis ise onların aleyhine delildir. Hadisi tevil­leri ise görüşlerini desteklemek amacıyla zikrettikleri yorumdan ibarettir. Şevkânî, Neylü´l-evtâr´da (I, 90) İbn Hacer´in Hz. Aişe (r.anhâ) hadisiyle ilgili Fethü´l-bârfde sözü edilen dokunmanın doğrudan olmadığı arada bir engelin bulunduğu veya bunun şahsa özel olduğu şeklindeki yorumlarının zorlama ve hadisin zahirine aykırılığını ifade etmektedir.

124. İbn Abbas (r.a.), "Öpmek abdesti bozmaz" demiştir.

Dârekutnî rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. (Dârekutnî, Sünen, i, 143) İbn Abbas (r.a.)´İn sözünün konuya delâleti açıktır.

125. Muhammed b. Müsennâ > Yahya b. Saîd > Süfyan > Ebû Revk > İbrahim et-Teymî isnadıyla rivayet edildiğine göre Hz. Aişe (r.anhâ), Re­sûlullah (s.a.v.)´in hanımlarından birini öptükten sonra abdest almadan na­maz kıldığını söylemiştir.[19]

Bunu rivayet eden Nesâî, mürsel olsa da bu konuda daha sağlam bir ha­dis bulunmadığını ifade etmiştir. Zira Ebû Davud´un MerâsîV´ınde belirttiği üzere İbrahim et-Teymî Hz. Aişe (r.anhâ)´dan hadis işitmemiştir. Bize göre güvenilir ravilerin mürsel rivayetleri delil olarak kullanılabilir. Ayrıca bu rivayet muttasıl olarak da nakledilmiştir. Nitekim Dârekutnî, "Bu hadis Muâviye b. Hişam > Süfyan es-Sevrî > Ebû Revk > İbrahim et-Teymî > babası > Aişe (r.anhâ) isnadıyla rivayet edilmiştir" demek suretiyle hadisin muttasıl olarak da rivayet edildiğini açıklamıştır. Böylece isnaddaki kopuk­luk şüphesi ortadan kalkmıştır. Müslim Sahih´inde Muâviye b. Hişam´dan hadis rivayet etmiştir. Hâkim en-Nîsâbûrî de Ebû Revk Atiyye b. Ha-ris´den el-Müstedrek"´inde rivayette bulunmuştur. Onun hakkında Ahmed b. Hanbel leyse bihî be´s (zararı yok), İbn Maîn salih (rivayetleri delil ola­bilir), Ebû Hatim sadûk (doğru sözlü) demek suretiyle güvenilir olduğunu ifade etmişlerdir. İbn Abdilber de Kûfelilerin onun güvenilir olduğunu söylediklerini belirtmiştir. İbnü´t-Türkmânî´nin de zikrettiği gibi (et-Cevhe-rü´n-nakî, I, 33) onun hadis rivayetine ehil olmadığını söyleyen herhangi bir âlim bilinmemektedir. Sindî´nin de belirttiği üzere {Haşiyetü´n-Nesâî, I, 39) hadisin delil olduğunda ittifak bulunmaktadır.

125 nolu hadis olan Muhammed b. Müsennâ rivayeti ile 128 nolu Ali b. Abdülaziz el-Verrâk rivayetleri arasındaki hadisler hakkında şunları söyle­meliyim. Muhaliflerin mürsel oluşunu ileri sürerek İbrahim et-Teymî ha­disine yönelttikleri eleştirileri bertaraf edebilmek için, Hz. Aişe (r.anhâ) hadisinin değişik tariklerini zikretmiş oldum. Yaptığımız nakillerden Hz. Aişe (r.anhâ) hadisinin mürsel ve muttasıl olmak üzere birçok rivayetinin bulunduğu ortaya çıkmaktadır. İbnü´t-Türkmânî´nin (el-Cevherü´n-nakî, 1,48) Beyhakî´den naklettiği gibi Şafiî´ye göre başka bir isnadla muttasıl olarak rivayet edildiğinde veya sahabe uygulaması ve fetvasıyla desteklendiğinde büyük tabiîlerin mürsel rivayetleri delil olarak kullanılabilmektedir. Bura­da da durum böyledir. Çünkü mürsel olarak rivayet edilen Hz. Aişe (r.an­hâ) hadisi bir yandan Nesâî tarafından sahih olduğu ortaya konmuş, Dâre­kutnî de güvenilir raviler vasıtasıyla onu muttasıl olarak rivayet etmiştir, ibrahim et-Teymî dışında da birçok kanaldan nakledilmiştir. Dolayısıyla Hz. Aişe (r.anhâ) hadisinin delil olduğunda ittifak bulunmaktadır. Nitekim hadisle ilgili Şevkânî de (Neylü´l-evtâr, 1,190) şöyle demektedir: Öpmekle il­gili hadisin zayıf ve mürsel olduğu iddialarına verilecek cevap, hadisteki zayıflık birçok isnadla rivayet edilerek ortadan kalkmıştır. Öte yandan ha­disin hem merfû hem de mevkuf rivayeti bulunmaktadır. Usul âlimlerine göre böyle bir durumda merfû rivayet tercih edilir.

Azîmâbâdî et-Ta´lîku´l-muğnî isimli eserinde Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayetiyle ilgiü şöyle demektedir: Bu hadisi Hz. Aişe (r.anhâ)´dan Mu-hammed b. Abdullah b. Amr b. As´in kızı Zeynep es-Sehmiyye de rivayet etmiştir. Hadisi Zeynep es-Sehmiyye´den kardeşinin oğlu Amr b. Şuayb rivayet etmiş, Haccac b. Ertât ise ondan rivayette tek kalmıştır. Bu rivayet hakkındaki müellifin açıklaması şöyledir: Zeynep es-Sehmiyye meçhul bir ravidir. Onun rivayeti delil olarak kullanılamaz. Buna rağmen Zeylaî´nin, "bu sağlamca/ceyyid bir isnaddır" açıklaması şaşılacak bir durumdur. Bize göre de asıl müellifin, "Haccac b. Ertât ise Amr b. Şuayb´dan rivayette tek kalmıştır" açıklaması şaşılacak bir husustur. Zira Dârekutnî´nin Hişam > Abdülhamid > Evzâî > Amr b. Şuayb > Zeynep > Aişe (r.anhâ) isnadıyla naklettiği üzere Amr b. Şuayb´dan rivayette Evzâî ona mütabaât etmiştir. Müellifin "Zeynep es-Sehmiyye meçhul bir ravidir" açıklaması da doğru değildir. Zira İbn Hacer onunla ilgili şöyle demektedir: Zeynep es-Seh­miyye öpmekle İlgili hadisi müminlerin annesi Hz. Aişe (r.anhâ)´dan riva­yet etmiştir. Kendisinden de kardeşi ve kardeşinin oğlu Amr b. Şuayb ri­vayette bulunmuştur. İbn Hibbân da onu es-Sikâfmda zikretmiştir. (İbn Ha­cer, Tehzîb, XII, 422) İki güvenilir ravinin kendisinden hadis naklettiği kimse meçhû! olmaktan kurtulur. İbn Hibbân durumunu bilerek onun güvenilir olduğunu söylemiştir. Bilen kimsenin açıklaması ise bilmeyene tercih edi­lir. Zeylaî de muhtemelen Dârekutnî´nin değil İbn Hibbân´ın açıklamasına dayanmıştır.

"Yahut kadınlara dokunduğunuzda"[20] âyetiyle ilgili Taberî tefsirinde şöyle demektedir: Hz. Peygamber (s.a.v.)´in hanımlarından biri­ni öptükten sonra abdest almadan namaz kıldığı sahih olduğuna göre Allah bu âyette, lems kelimesinin diğer anlamlarını değil cinsel ilişkiyi kastet­miştir. Daha sonra Taberî konuyla ilgili hadisleri zikretmiştir. Onlardan bi­ri de Ebû Kureyb > Hafs b. Giyas > Haccac > Amr b. Şuayb > Zeynep es-Sehmiyye isnadıyla naklettiği Resûiullah (s.a.v.)´in hanımlarından birini öptükten sonra abdest almadan namaz kıldığını ifade eden hadistir. (Taberî, V, 67) Taberî´nin hadisi naklediş tarzından onun hadisi sahih olarak kabul ettiği anlaşılmaktadır. Zeyiaî´nin onun hadisini sağlam/ceyyid olarak nite­lemesi de bundan güç almaktadır.

İbnü´t-Türkmânî´nin nakline göre (el-Cevherü´n-nakî, I, 33) Beyhakî, "Hz. Aişe (r.anhâ)´dan sahih olarak rivayet edilen hadis, oruçlu iken öpmeyle ilgili olandır. Zayıf raviler onu abdestin bozulmamasıyla ilgili rivayet et-mislerdir" demiştir. Bize göre bu, güvenilir ravileri delilsiz bir şekilde za­yıf olarak nitelemektir. İki hadisin farklı anlamlar ihtiva etmesinden dola­yı birinin illetli olduğu ileri sürülemez. Yukarıda zikrettiklerimiz öpmeden dolayı abdestin bozulmayacağına dair Hz. Aişe (r.anhâ) hadisini rivayet eden ravilerin hepsinin güvenilir olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıy­la Beyhakî´nin, "zayıf raviler onu abdestin bozulmamasıyla ilgili rivayet etmişlerdir" açıklaması doğru değildir.

Saîd b. Yahya hadisini Ebû Hanife (r.a.) Müsned´indt (I, 427) Meymû-ne´nin azatlısı (Ümmü Seleme´nin azatlısı olduğu da söylenmiştir) Süley­man b. Yesar el-Medenî vasıtasıyla rivayet etmektedir. Süleyman b. Yesar güvenilir, erdemli bir ravi ve yedi fakihten biridir. Hicrî 100 senesinden sonra vefat etmiştir. 100 senesinden önce vefat ettiği de söylenmiştir. (İbn Hacer, Takrîb, s. 79) Süleyman b. Yesar´ın Hz. Peygamber (s.a.v.)´in hanımı Ümmü Seleme (r.anhâ)´dan nakline göre Resûiullah (s.a.v.) ramazan ayın­da hanımlarını öper ve bundan dolayı yeniden abdest almazdı. (Hârizmî, Câ-miu mesâriîdi´l-İmam, I, 246) Hadisin isnadında bulunan ravileri güvenilirdir. Ancak senedde Ebû Hanife (r.a.)´nin bulunduğu konusunda eleştiriler bu­lunmaktadır. Burada konuyla ilgili hadisleri desteklemek üzere zikrettim.

Ğâyetü´l-maksûd´da şöyle denilmektedir: Bu hadisi Taberânî de aynı is-nadla Ebû Hureyre (r.a.)´den rivayet etmiştir. Buna göre Ebû Hureyre (r.a.), "Resûiullah (s.a.v.) hanımlarından birini öptükten sonra yeniden ab­dest almadan namaza çıkardı" demiştir. {el-Mu´cemü´l-evsat, 1,183)

Ebû Davud´un sahih bir isnadia rivayetine göre İbn Ömer (r.a.), "Biz er­kekler Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında kadınlarla beraber bir kaptan ab­dest alır, ellerimizi aynı kaba batırırdık" demiştir. (Ebû Dâvûd, "Taharet", 39) Onun Ümmü Subeyye el-Cüheniyye´den rivayeti se, Resûiullah (s.a.v.) ile birlikte bir o, bir ben ellerimizi suya batırarak aynı kaptan abdest alırdık" (Ebû Dâvûd, "Taharet", 39) şeklindedir. Kadın ve erkeklerin ellerini batırarak aynı kaptan abdest almaları durumunda birbirine değmemesi düşünüle­mez. Böyle bir durum abdesti bozmuş olsaydı Resûiullah (s.a.v.) onların birlikte abdest almalarına izin vermezdi. Bu hususta başka rivayetler de bulunmaktadır. Konuyu uzatmamak için bu kadarının yeterli olduğunu dü­şünmekteyiz.

Taberânî´nin Amra vasıtasıyla rivayetine göre Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle demiştir: Bir gece Resûiullah (s.a.v.)´in yatakta bulunmadığını fark ettim.

"O cariyesi Mariye´ye gitmiştir" diye düşündüm ve aramaya başladım. Onu ayakta namaz kılarken buldum. Gusül yapıp yapmadığını tespit ama­cıyla elimle saçlarım inceledim. Resûlullah (s.a.v.) namazı bitirince, ´´Şey­tan seni aldatmış" buyurdu. (Taberânî, Afi/´cemü´s-sağtr, I, 171) Bunu zayıf bir ravi olan Ferec b. Fudâle, Yahya b. Saîd > Amra > Hz. Aişe (r.anhâ) isna­dıyla rivayet etmiştir. Ca´fer b. Avn, Vüheyb, Yezid b. Harun başta olmak üzere birçok ravi ise Muhammed b. İbrahim et-Teymî vasıtasıyla Hz. Aişe (r.anhâ)´dan rivayet etmişlerdir. Ebû Hâtim´in belirttiğine göre Muham­med b. İbrahim et-Teymî Hz. Aişe (r.anhâ)´dan hadis işitmemiştir. (İbn Ha-cer, et-Telhîsü´l-habîr, I, 44) îbn Hacer söz konusu hadisin isnadındaki ihtilaf sebebiyle illetli olduğu görüşündedir. Hadisi Ferec b. Fudâle, Yahya b. Sa­îd > Amra > Hz. Aişe (r.anhâ) isnadıyla muttasıl olarak rivayet ederken gü­venilir raviler Yahya b. Saîd > Muhammed b. İbrahim et-Teymî > Hz. Ai­şe (r.anhâ) isnadıyla rivayet etmişlerdir. Bu ikinci isnad ise Ebû Hâtim´e göre munkatıdır.

İbn Hacer´in görüşüne, "güvenilir ravi rivayet ettiğinde isnaddaki ihti­laf zarar vermez" diye cevap verilebilir. Nitekim Hârizmî de, "Hadisin bir tariki sahih olur ve her türlü eleştiri şaibesinden uzak kalırsa, o tarikin esas alınması gerekir ve diğerlerine bakılmaz" (Hârizmî, en-Nâsih ve´l-mensûh, s. 44) demiştir. Yahya b. Saîd´in Muhammed b. İbrahim et-Teymî > Hz. Aişe (r.anhâ) isnadı sahih ve tenkit edilecek bir durum da bulunmamaktadır. Şu halde Ferec b. Fudâle hakkındaki ihtilafın bir zararı yoktur. Ebû Hâtim´in, "Muhammed b. İbrahim et-Teymî Hz. Aişe (r.anhâ)´dan hadis işitmemiş­tir" açıklamasının da isnada zararı olmaz. Zira bize göre güvenilir ravilerin mürsel rivayetleri delii olarak kullanılabilir. Muhammed b. İbrahim et-Teymî güvenilir bir ravidir. İbn Hacer´in belirttiğine göre İbn Sa´d, İbn Maîn, Ebû Hatim, Nesâî ve İbn Hıraş onun güvenilir bir ravi olduğunu söylemişler, Tirmizî de onun Hz. Aişe (r.anhâ)´dan rivayetinin sahih oldu­ğunu ifade etmiştir. Nitekim İbn Hacer, "Tirmizî onun Hz. Aişe (r.an-hâ)´dan rivayetinin sahih olduğunu ifade etmiştir. Bu da onun Hz. Aişe (r.anhâ)´dan hadis işittiğini göstermektedir" (Tehzîb, IX, 7) açıklamasını yap­mıştır.

Ayrıca Ferec b. Fudâle bazılarına göre zayıf olsa da sadece güvenilir ra-vilerden rivayette bulunan Şu´be b. Haccac ondan hadis rivayet etmiştir. Darimî´nin nakline göre İbn Maîn onun hakkında lâ be´se bih (zararı yok) lafzını kullanmıştır. Bilindiği gibi İbn Maîn bu lafzı ravinin güvenilir olduğunu ifade etmek üzere kullanmaktadır. Fellâs´m nakline göre ise îbn Ma­în onun hakkında salih (rivayetleri delil olmaya elverişli) lafzını kullanmış­tır. İbn Ebî Şeybe´nin nakline göre Ali b. Medînî ise onu vasat (orta sevi­yede biri) oiarak nitelemektedir. (İbn Hacer, Tehzîb, vm, 261) Böyle bir ravi­nin rivayetleri en azından başka bir rivayet tarafından desteklenmek ama­cıyla zikredilebilir. Muhammed b. İbrahim et~Teymî´nin Hz. Aişe (r.an-hâ)´dan rivayetinin mürsel olduğunu kabul etsek bile Amra´nın Hz. Aişe (r.anhâ)´dan rivayeti muttasıldır ve onu desteklemektedir. İbn Hacer´in açıklamaları arasında da zikredildiği üzere mürsel zayıf olsa da muttasıl bir rivayetle desteklendiğinde bütün âlimlere göre delil olmaktadır.

Muhalifimizin "Yahut kadınlara dokunduğunuzda"[21] âyeti­ni delil olarak kullanmalarının doğru olmadığını Taberî´nin açıklamalarıyla ortaya koymuştuk. Buna göre âyette söz konusu edilen dokunma (lems) ile diğer anlamları değil cinsel ilişki mânası kastedilmektedir. Hocamız da âyette geçen dokunma (lems) kelimesinin mezhep içindeki en uygun tefsi­rinin fahiş mübaşeret (çıplak olarak kucak kucağa olmak) olduğunu ifade etmiştir. (Câmiu´l-âsâr,s. 68) Bütün bunlar Ebû Hanife (r.a.)´in naslann delâ­letlerine ne kadar riayet ettiğini ortaya koymaktadır. O, âyetteki dokunma (lems) kelimesinin cinsel ilişki mânasına geldiğini tercih etmekle birlikte zahiri anlamını da terk etmemekte ve "cinsel ilişkiye götüreceği ve mezi gelmesine sebep olacağı için arada engel bulunmadan cinsel organların bir­birine dokunması abdesti bozar" demektedir. Bu cinsel organların birbiri­ne girmesinin meni gelmese bile genelde ona sebep olmasından dolayı gus-lü gerekli kılmasına benzemektedir. Bize göre rivayetler arasındaki çelişki­yi ortadan kaldırmak için kadına dokunmanın abdesti bozacağına dair sa­habeden yapılan rivayetlerin tamamının cinsel ilişki İle ilgili olduğu şek­linde yorumlamak gerekmektedir. Kadını öpmeden dolayı abdest alınacağı­nı ifade eden rivayetler ise abdestin gerektiği değil, tekrar abdest alınması­nın mendup olduğu şeklinde anlaşılmalıdır.

126. Saîd b. Beşîr > Mansur b. Zâzân > Zührî > Ebû Seleme isnadıyla nakledildiğine göre Hz. Aişe (r.anhâ), "Resûlullah (s.a.v.) namaza gider­ken beni öperdi sonra abdest almazdı" demiştir.

Hadisi Dârekutnî rivayet ederek, (Sünen, I, 135) "Saîd b. Beşîr, hadisi Mansur b. Zâzân > Zührî isnadıyla rivayette tek kalmıştır. O hadiste güçlü değildir" açıklamasını yapmıştır. Tespitlerimize göre Şu´be, Duhaym ve İb-nü´I-Cevzî onun güvenilir olduğunu söylemişlerdir. Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek´´inde ondan rivayette bulunmuş, İbn Adiy "rivayetlerinde bir beis görmüyorum, genellikle rivayetlerinde doğrudur" demiştir. İbnü´t-Türkmânî´nin de ifade ettiği gibi böylesi ravilerin rivayetleri en azından diğerlerini desteklemek üzere zikredilebilir.

127. Ebû Bekir en-Nîsâbûrî > Hacib b. Süleyman > Veki > Hişam b. Urve (r.a.) babası isnadıyla rivayet edildiğine göre Hz. Aişe (r.anhâ), "Re-sûlullah (s.a.v.) hanımlarından birini öptükten sonra abdest almadan namaz kıldı" demiştir.

Dârekutnî rivayet etmiştir. Hacib b. Süleyman, Veki´den rivayette tek kalmış ve hadisi hatalı nakletmiştir. Doğru olan rivayet aynı isnadla Ve-ki´den, "Resûlullah (s.a.v.) oruçlu iken hanımını öperdi" lafızlarıyla yapı­landır. Hacib b. Süleyman´ın kitabı yoktu ve ezberinden rivayet etmektey­di. (Dârekutnî, Sünen, I, 136)

Hadisle ilgili Zeylaî´nin açıklaması şöyledir: Ebû Bekir en-Nîsâbûrî ta­nınmış hadis imamlarmdandır. Hacib b. Süleyman hakkında da yapılan her­hangi bir tenkit bilinmemektedir. Nesâî ondan rivayette bulunmuş, bir yer­de "sika" başka bir yerde de "lâ be´se bih: zararı yok" lafızlarıyla güveni­lir olduğunu ifade etmiştir. İsnaddaki diğer ravilerin güvenilirliklerini açıklamaya gerek bile yoktur. Hacib b. Süleyman´ın rivayetinde tek kaldı­ğı hususunda şöyle denebilir. Bu, güvenilir ravinin rivayetinde tek kaldığı bir rivayettir. Hıfzından naklettiği için rivayetinde tek kalmıştır. Eğer hata­sı rivayeti terk edilecek seviyede olsaydı, "sika" olarak nitelenmezdi. Ni­tekim Nesâî onun güvenilir olduğunu söylemiştir. Hataları güvenilir olma­sını engelleyecek seviyede olsaydı, Nesâî böyle hata yapmazdı. Hacib b. Süleyman´ın hata yapması ise çoğunluğun ona muhalefet etmesi sebebiy­ledir. Bize göre hadis hasendir. Özellikle Hz. Aişe (r.anhâ)´den onu destek­leyen başka birçok rivayetin bulunması da bu durumu teyit etmektedir, et-Ta´lîku´l-muğnî isimli eserinde Azîmâbâdî de aynı açıklamaları yapmıştır.

128. Ali b. Abdülaziz el-Verrâk > Asım b. Ali > Ebû Üveys > Hişam b. Urve > babası isnadıyla rivayet edildiğine göre İbn Ömer (r.a.)´in, "öpme sebebiyle abdest bozulur" dediği ulaştığında Hz. Aişe (r.anhâ), "Resûlullah (s.a.v.) oruçlu iken hanımını öper sonra abdest alma (dan namaz kılardı)" şeklinde mukabele etmiştir.[22]

et-Ta´lîku´l-muğnVdz belirtildiği üzere hadisi Dârekutnî rivayet etmiş ve "hadisi Ali b. Abdülaziz el-Verrâk´tan Asım b. Ali dışında bu şekilde ri­vayet eden başka birini bilmiyorum" açıklamasını yapmıştır. Zeylaî, Ali´nin tanınmış bir musannif olduğunu, Hâkim en-Nîsâbûrî´nin onun ri­vayetlerini el-Müstedrek´t aldığını, Buhârî´nin Asım b. Ali´nin hadislerini naklettiğini, Müslim´in de Ebû Üveys´in hadislerine eserinde şahit olarak yer verdiğini söylemiştir. Bize göre hadis sahihtir.

129. Ebû Bekir b. Ebî Şeybe > Muhammed b. FudayI > Haccac > Amr b. Şuayb > Zeyneb es-Sehmiyye isnadıyla rivayet edildiğine göre Hz. Ai­şe (r.anhâ), "Resûluliah (s.a.v.) abdest alır sonra hanımını öper ve tekrar ab­dest almadan namazını kılardı. Belki bunu bana yapmıştır" demiştir. (İbn Mâce, "Taharet", 69)[23]

Hadisi İbn Mâce Sünen´inde rivayet etmiş, Zeylaî de, "bu sahih bir is-naddır" açıklamasını yapmıştır. (Nasbu´r-râye, I, 38)

130. Saîd b. Yahya el-Emevî > babası > Yezid b. Sinan > Abdurrahman el-Evzâî > Yahya b. Ebî Kesîr > Ebû Seleme isnadıyla rivayet edildiğine göre Ümmü Seleme (r.anhâ), Resûlullahn (s.a.v.)´in kendisini oruçlu iken öptüğünü bundan dolayı orucunun ve abdestinin bozulmadığını haber ver­miştir.

Hadisi, Taberî tefsirinde (iv, 108) rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Resû-lulah (s.a.v.)´den rivayet edilen sahih haber, "Yahut kadınlara dokunduğu­nuzda"[24] âyetindeki dokunmanın başka anlamlarda değil cinsel ilişki manasında kullanıldığını göstermektedir.

Taberî´nin açıklaması söz konusu haberin ona göre sahih olduğunu gös­termektedir. Yezid b. Sinan er-Rehâvî hariç isnaddaki raviler güvenilirdir. Yezid b. Sinan ise tenkit edilmiştir. Kendisinden sadece güvenilir raviler-den rivayette bulunan Şu´be, Mervan b. Muaviye daha başkaları rivayette bulunmuşlardır. İbn Ebî Hayseme´nin nakline göre Yahya b. Eyyüb el-Makburî, Mervan b. Muaviye´nin onun güvenilir olduğu kanaatini benim­sediğini haber vermiştir. Buhârî onun hakkında, "mukâribü´1-hadis/riva-yetleri güvenilir ravilerinkine yakındır ancak oğlu Muhammed ondan münker rivayetler nakleder" açıklamasını yapmıştır (İbn Hacer, Tehzîb, I, 336). Bi­ze göre bu hadis, oğlunun kendisinden naklettiği münker rivayetlerden de­ğildir. Başka âlimler onun zayıf olduğunu söylemişlerse de o rivayetleri hasen seviyesinde bir ravidir.


34. Erkeğin Cinsel Organına Dokunmasının Abdesti Bozmayacağı



131. Talk b. Ali şöyle anlatır: Bir adam, "Cinsel organıma dokundum veya namazda cinsel organına dokunan bir kimseye abdest alması gerekir mi " diye sordu. Resûluilah (s.a.v.), "Hayır, o senden bir parçadır" karşı­lığını verdi.

Hadis Kütüb-i hamse´âe bulunmaktadır.[25] İbn Hibbân hadisin sahih ol­duğunu söylemiş, İbnü´l-Medînî bunun Büsre hadisinden daha sağlam ol­duğunu ifade etmiştir. (İbn Hacer, Bulûğu´l-merâm, I,31) Hadisin sahih olduğu­nu söyleyen Amr b. Fellâs da, "bize göre bu, Büsre hadisinden daha sağ­lamdır. İbn Hazm da onun sahih olduğunu ifade etmiştir" açıklamasını yap­mıştır. (İbn Hacer, et-Telhîsü´l-habîr, I, 46)

Hadisin konuya delâleti açıktır. Mecmaü´z-zevâid´de (I, 10) belirtildiği­ne göre Talk b. Ali, Hz. Peygamber (s.a.v.)´e gelen elçilerdendir. Elçi ola­rak geldiklerinde Resûlullah (s.a.v.), "Cinsel organına dokunan abdest ai-sın" buyurmuştur.[26] Bu hadisi Taberânî de rivayet etmiş (Mu´cemü´l-kebtr, VIII, 334; Heysemî, Mecmaü´z-zevâid, 1,245) ve şöyle demiştir: Bu hadisi Eyyüb b. Uteybe´den sadece Hammad b. Muhammed rivayet etmiştir. Diğer ha­disi de Hammad b. Muhammed rivayet etmiştir. Bana göre her ikisi de sa­hihtir. Hz. Peygamber (s.a.v.)´den önce birinci hadisi daha sonra da ikinci hadisi işittiği anlaşılmaktadır. Buna göre Büsre, Ümmü Habibe, Ebû Hü-reyre, Zeyd b. Halid ve diğer sahâbîlerin Hz. Peygamber (s.a.v.)´in cinsel organına dokunan kimsenin abdest alması gerektiğine dair rivayetlerine uygunluk göstermiştir. Bu durumda o, Hz. Peygamber (s.a.v.)´den hem na-sih hem de mensuh hadisi işitmiş olmaktadır.

Nesh iddiası problemlidir ve buna ihtiyaç da yoktur. Problemlidir çün­kü nesh iddiası buna delâlet eden bir lafzın bulunmasıyla mümkün olabilir.

Bu ise tespit edilebilmiş değildir. Neshten bahsedebilmek için çelişkili iki hadisin tarihlerinin bilinmesi bile yeterli değilken tarihleri tespit edileme­yen hadisler hakkında nesh olduğu nasıl iddia edilebilir Tarihen önce ol­duğu tespit edilen hadisin mendupluk, sonrakinin ise cevaz ifade etmesi veya aksi mümkündür. İhtimal söz konusu olduğunda hangisinin kastedil­diği delil ile tespit edilir. "Buna ihtiyaç da yoktur" derken iki hadisin ara­sının telif edilebileceğini kastetmekteyim. Çünkü abdest almayı emreden hadis bunun müstehap olduğunu belirtmektedir. Abdest almaya gerek ol­madığını bildiren hadis ise bunun farz olmadığını ifade etmektedir. Bu du­rumda neshe de ihtiyaç bulunmamaktadır. Dürrü´l-muhtâr´da (I, 152) "Bu durumda hilaftan kurtulmak için özellikle de imamlık yapan kimsenin ab­dest alması mendup olur" şeklinde ifade edildiği gibi abdest almayı emre­den hadis bana göre de müstehaplık belirtmektedir.

Büsre hadisine gelince onu da Taberânî rivayet etmiştir. Büsre bint Saf-van, Resûlullah (s.a.v.)´i "Erkeklik organına, hayalarına veya dübürüne do­kunan namaz abdesti gibi abdest alsın" derken işittiğini söylemiştir.[27] (Ra-vileri Sahih´in ravileridir. Nasbü´r-râye´de nakledildiğine göre hadisle ilgi­li İbn Hibbân´m Sahih´indeki açıklaması şöyledir: Araplar el yıkamayı "vu-dû" kelimesiyle ifade etseler de bu hadisteki "vudû" ile elin yıkanması kas-tedilmemektedir. Urve b. Zübeyr´in Mervan vasıtasıyla Büsre´den nakletti­ği hadis bunu desteklemektedir. Buna göre Resûlullah (s.a.v.), "Cinsel or­ganına dokunan namaz abdesti gibi abdest alsın" buyurmuş olmaktadır.[28]

Ümmü Habibe hadisi hakkında da farklı görüşler bulunmaktadır. et-Tel­hîsü´l-habîr´ğq belirtildiğine göre (1,45) Ebû Zür´a ve Hâkim en-Nîsâbûrî, Ümmü Habîbe hadisinin sahih olduğunu söylemişlerdir. Buharı ise isnad-da bulunan Mekhûl´ün Anbese b. Ebî Süfyan´dan hadis işitmediği gerek­çesiyle onun illetli olduğu görüşündedir. Yahya b. Maîn, Ebû Zür´a ve Ebû Hatim´e göre de Mekhûl, Anbese b. Ebî Süfyan´dan hadis işitmemiştir. Şamlıların hadisleri konusunda uzman olan Duhaym ise onlara muhalefet etmekte ve Mekhûl´ün Anbese b. Ebî Süfyan´dan hadis işittiğini ispat et­mektedir. Hallal´ın el-îleVdckı açıklaması ise şöyledir: Ahmed b. Hanbel, Ümmü Habibe hadisinin sahih olduğunu söylemiştir. İbn Mâce, Alâ b. Haris vasitasjyla Mekhûl´dan rivayet etmiştir. İbnü´s-Seken ise herhangi bir illetinin bulunmadığını ifade etmiştir.[29]

et-Telhîsü´l-habîr´de (1,46) nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Birinizin eli örtülü olmayan cinsel organına dokunursa abdesti bozulur" buyurmuştur. İbn Hibbân bunu Ebû Hureyre (r.a.)´den rivayet etmiş ve sa­hih olduğunu söylemiştin Namazla ilgili bölümde, "bu isnadı sahih, ravi-leri adalet sahibi bir hadistir" açıklamasını yapmıştır. Hâkim en-Nîsâbûrî ve İbn Abdilber de hadisin aynı isnadla sahih olduğunu ifade etmişlerdir.

Konuyla ilgili bir başka hadis de Zeyd b. Halid rivayetidir. O, Resûlul-lah (s.a.v.)´in "Cinsel organına dokunan abdest alsın" buyurduğunu işit­tiğini haber vermiştir.[30] Ahmed b. Hanbel, Bezzâr, Taberânî rivayet et­miştir. İbn İshak dışındaki ravileri Sahih´in ravilerindendir. İbn İshak mü-dellistir. Ancak o da hadisi hocasından işittiğine delâlet eden "haddesenî" lafzıyla rivayet etmiştir. et-Telhîsü´l-habîr´dç. nakledildiğine göre (I, 45) söz konusu hadisi İshak b. Rahûye Müsned´inde Muhammed b. Bekr el-Bürsânî vasıtasıyla İbn Cüreyc´ten rivayet etmiştir. Bu isnad da sahihtir. İshak b. Rahûye Müsned´indeki başka bir hadis Amr b. Şuayb > babası > [dedesi isnadıyla nakledilmektedir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Cinsel organına dokunan erkek ya da kadın abdest alsın " buyurmakta­dır.[31] Hadisi Ahmed b. Hanbel, Tirmizî ve Beyhakî rivayet etmiştir. İTirmzî´nin el-İleVindQ naklettiğine göre Buharı hadisin sahih olduğunu Isöylemiştir.

Taberânî´nin işaret ettiği hadislerle ilgili yapılması gereken açıklamalar >uniardır. Hadislerin konuya delâletleri ise açıktır.

132. Erkam b. Şurahbil anlatmaktadır: Namazda iken vücudumu kaşı­yordum, bu arada cinsel organıma dokundum. Durumu Abdullah b. Mes´ud (r.a.)´e anlattım. O, gülerek "onu kes gitsin" dedikten sonra "Onu vücudundan nasıl ayıracaksın ki, o senden bir parçadır" açıklamasında bu­lundu. (Taberânî, Mu´cemü´l-kebîr, IX, 247; Heysemî, Mecmau´z-zevâid, I, 245)

133. Seilâm et-Tavîl > İsmail b, Rafi > Hakim b. Seleme isnadıyla riva­yet edildiğine göre Benî Hanife kabilesinden Çeri diye tanınan bir adamın, "Ey Allah´ın Elçisi bazen namaz kılarken elim cinsel organıma değiyor" demesi üzerine Resûlullah (s.a.v.) Namazına devam et buyurdu. Hadisi İbn Mende Ma ´rifetü´s-sahâbe´de, Zehebî et-Tecrîd´´de zikretmişler ayrıca Ebû Nuaym da rivayet etmiştir. İbn Mende hadisin garib olduğunu söylemiştir. İbn Hacer el-İsâbe´de. Seilâm et-Tavîl ve İsmail b. Rafi´in zayıf oldukları­nı belirtmiştir. İbnü´l-Cârûd, "İshak b. İbrahim > îshak b. İsa > Seilâm et-Tavîl ki güvenilir bir ravidir" açıklamasını yapmıştır. Aynı bilgi Tehzîb´de. (IV, 282) de zikredilmektedir. Abdullah b. Mübarek, İsmail b. Rafi hakkın­da "iern yekun bihi be´s/onda bir beis yok, ancak hadisi aldığı kimselere dikkat etmezdi" açıklamasını yaptıktan sonra sözü edilen hadisin aynı şe­kilde kendisine de ulaştığını söylemiştir. Onun hakkında Tirmizî´nin açık­laması, "Bazı âlimler onun zayıf olduğunu söylemişlerdir. Buhârî´nin onu sika, mukâribü´l-hadis (rivayetleri güvenilir ravilerin rivayetlerine yakın­dır) lafızlarıyla nitelediğini işittim" şeklindedir. (İbn Hacer, Tehzîb, I, 295) Ha­dis hasen garib diye nitelenebilir. Konuyla ilgili Talk b. Ali hadisini des­teklemeye elverişli bulunmaktadır.[32]

Hadisin konuya delâleti açıktır. Ali b. Medînî, Amr b. Ali el-Fellâs, Tir­mizî ve İbn Hibbân gibi âlimlerin sahih olduğunu söyledikleri Talk b. Ali hadisini desteklemektedir. Muhaliflerimiz ise delil olarak Büsre bint Saf-van´ın, Resûluilah (s.a.v.)´i "Cinsel organına dokunan kimse abdest alsın" buyururken[33] işittiğini ifade ettiği hadisi kullanmaktadırlar. Hadis Kütüb-i hamse´de bulunmakta, Tirmizî de sahih olduğunu söylemektedir. (Şevkânî, Neylü´l-evtâr, I, 192) Ancak bu hadiste hayalar ve dübür de zikredildiği halde muhalifimiz bunlara dokunmaktan dolayı abdestin bozulduğu görüşünde değildir. Dolayısıyla konuyla ilgili hadisin delil olması söz konusu değildir.

Taberânî´nin Büsre bint Safvan´dan rivayeti, Resûlullah (s.a.v.)´i "Cin­sel organına, hayalarına veya dübürüne dokunan kimse namaz abdesti gibi abdestalsın" buyururken işittim şeklindedir.[34] Mecmâü´z-zevâid´de de zikredüdiği üzere ravileri Sahih ravileridir.

Dârekutnî, Taberânî´yi eleştirerek şöyle demiştir: Bu hadisi Abdiilha-mîd b. Ca´fer de Hişam vasıtasıyla nakletmiş ve Büsre bint Safvan rivaye­tine hayaları ile dübürü ilave etmek suretiyle yanılmıştır. Sahih olan bunla­rı Hz. Peygamber (s.a.v.)´e nispet etmeden nakleden Urve rivayetidir. Bu­nu ondan başta Hammad b. Zeyd ve Eyyüb es-Sahtiyânî olmak üzere gü­venilir raviler rivayet etmişlerdir. (Dârekutnî, Sünen, I, 148) Dârekutnî´nin bu eleştirisine büyük âlim İbnü´t-Türkmânî şöyle cevap vermektedir: Birçok âlim Abdülhamîd b. Ca´fer´in güvenilir olduğunu ifade etmiş, İmam Müs­lim de onun rivayetini delil olarak zikretmiştir. O hadisi Hz. Peygamber (s.a.v.)´e nispet etmiştir. Daha önce de ifade edildiği gibi böyle bir durum­da Hz. Peygamber (s.a.v.)´e nispet edilen rivayet tercih edilir. Bu hususta onu destekleyen başkaları da bulunmaktadır. Nitekim bu hadisi Dârekutnî, İbn Cüreyc > Hişam > babası > Mervan > Büsre İsnadıyla nakletmiş ve bu rivayette de "hayalar" zikredilmiştir.

Aynı hadisi Taberânî de Erkeklik organına veya hayalarına dokunan ab­dest alsın lafzıyla rivayet etmiştir. Ancak onun isnadı Urve > Mervan > Büsre şeklindedir. İbn Cerir, Abdülhamid´i bu rivayetinde desteklemiştir. Ayrıca hadise yapılan ilavedeki (idrac) hata onun öncesinden bağımsız ay­rı bir kelime olması ve ravinin onu fark edememesinden kaynaklanmakta­dır. Ravinin Urve´nİn sözünü işitmesi ve onu Resûlullah (s.a.v.)´in sözü arasına karıştırması ise son derece uzak bir ihtimaldir. Taberânî´nin Mu-hammed b. Dînar > Hişam > babası isnadıyla rivayetine göre Büsre Hz. Peygamber (s.a.v.)´in dübürüne, hayalarına veya erkeklik organına doku­nan abdest almadıkça namaz kılmasın buyurmuştur. Bu rivayette ravinin hata yapmış olması ise daha da uzak bir ihtimaldir. Zira bu rivayette Hz. Peygamber (s.a.v.) önce dübür ve hayaları zikretmiştir. Burada da Muham-med b. Dinar´ın Abdülhamid´e mütabaatı söz konusudur. Böylece defalar­ca tekrar ettiğimiz ravinin işittiğiyle bir defasında fetva verdiği bir defasın­da da onu lafzen rivayet ettiği hususunu burada bir defa daha görmekteyiz. (eUCevherü´n-nakî, \, 37, 38) Sonuç itibariyle hadisteki ilavenin Hz. Peygam­ber (s.a.v.)´e ait olduğu sahihtir. Ancak gereği ile amel eden hiçbir kimse olmamıştır. Şu halde bu durum neshin bulunduğuna bir işaret olduğu kabul edilecek veya rivayetlerin birinin ruhsata, diğerinin ise azimete delâlet ettiği şeklinde Talk b. Ali ile Büsre rivayetleri arasındaki ihtilaf telif yoluy­la giderilecektir. Daha önce de belirtildiği üzere mezhebimiz Hanefîyyenin görüşü de bu yöndedir.

Muhaliflerimiz Ahmed b. Hanbel, İbn Hibbân ve Hâkim en-Nîsâbû-rî´nin rivayet ettikleri hadisi de görüşlerine delil olarak zikretmişlerdir. İbn Hibbân ve Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin sahih olduğunu da söylemişlerdir. Ebû Hureyre (r.a.)´in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Eliyle Özel olarak erkeklik organına değen kimsenin abdest alması gerekir" buyur­muştur.[35] Şafiîler söz konusu hadiste geçen "ifdâ" kelimesinden de hare­ketle erkeklik organına avuç içiyle dokunmanın abdesti bozacağına hük­metmişlerdir. et-Telhîsü´l-habîfĞt (1,126) İbn Hacer´in açıklaması ise şöy­ledir: Ancak birçok âlim ifdâ kelimesinin sadece avuç içiyle anlamına ge­leceğini tartışmıştır. Nitekim İbn Seyyide el-Muhkem´de bu kelimenin "ef-dâ fülan ilâ fülan" şeklinde ulaştı anlamında kullanıldığını, dolayısıyla bu­rada "ifdâ" eiin içi veya dışıyla ulaşmaktan daha umumî mânasının olaca­ğını ifade etmektedir. İbn Hazm da hadiste zikredilen "ifdâ" ile elin hem içiyle hem de dışıyla ulaşmasının kastedildiğini, onların ileri sürdüğü gibi avuç içiyle ulaşmak anlamına geldiğine dair kitap, sünnet, icmâ, sahâbî açıklaması, kıyas veya sağlam bir görüş bulunmadığını belirtmektedir. (Şev-kânî, Neylü´l-evtâr, I, 164) Hadiste zikredilen ifdâ kelimesinin avuç içiyle do­kunmak anlamına geldiğine dair iddialarının âlimlerin görüşleriyle çeliş­mesi sebebiyle Şafiîlerin delilleri geçerli değildir.

Şafiîler sözü edilen hadisin Talk b. Ali hadisini, bizzat gene kendisin­den "Cinsel organına (fere) dokunan abdest alsın" hadisinin de rivayet edilmesi dolayısıyla illetli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu hadisi Taberânî rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. (Şevkânî, Neylü´l-evtâr, I, 193)

Şafiîlerin illetli bulduğu, Taberânî´nin de rivayet ettiği hadis bize göre de zayıftır. Zira onu Eyyüb b. Utbe´den sadece Hammad b. Muhammed ri­vayet etmiştir. (Mecmaü´z-zevâid, I,100) Hammad b. Muhammed ise zayıf bir ravidir. Nitekim hadis hafızı Salih b. Muhammed onun zayıf olduğunu be­lirtmiş, el-Afîfî "rivayeti sahih değildir, sadece onun vasıtasıyla gelmekte­dir" açıklamasını yapmıştır. (İbn Hacer, Lisânü´i-Mîzân, II, 33) Zeylaî de onun

zayıf olduğunu ifade etmiş (Nasbü´r-râye, I, 34), birçok güvenilir ravi de ona aykırı rivayette bulunmuştur. Nitekim Tahâvî´nin zikrettiği üzere (Şerhu Me­âni´l-âsâr, 1,76) Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî (Muvaita, 50), Esed b. Mu­sa ve Haccac b. Minhal´in Eyyüb b. Utbe > Kays b. Talk > babası isnadıy­la rivayet ettiklerine göre bir adamın, "Erkeklik organına dokunanın abdes-ti bozulur mu " sorusuna Resûlullah (s.a.v.) "O vücudundan bir parça de­ğil midir " şeklinde cevap vermiştir. Zayıf bir ravi olan Hammad b. Mu-hammed´in güvenilir ravilere aykırı rivayeti münkerdir. Bu durumda onun rivayeti dikkate alınamaz.

Eyyüb´tin de aynı şekilde rivayet ettiği kabul edilse bile Zeylaî ve İbn Hacer´in (Takrîb, s. 31) belirttiklerine göre o da zayıf bir ravi olup güvenilir ravilere aykırı olan bu rivayeti münkerdir. Nitekim Veki > Muhammed b. Cabir > Kays > babası îsnadıyla İbn Mâce´de, Süfyan ve Müsedded > Kays > babası isnadıyla da Tahâvî´de rivayet edildiğine göre namazda iken er­keklik organına dokunan kimse hakkında Hz. Peygamber (s.a.v.), "Bundan dolayı abdestin bozulmaz, o senden bir parçadır" buyurmuştur.[36] Ebû Dâvûd bu hadisi Hişam b. Hassan, Süfyan es-Sevrî, Şu´be b. Haccac, Süf­yan b. Uyeyne ve Cerîr er-Râzî´nin Muhammed b. Cabir vasıtasıyla Kays b. Talk´tan rivayet ettiklerini söylemiştir. Hadisi aynı şekilde Tahâvî Esved vasıtasıyla Kays´tan; (Şerhu Meâni´l-âsâr, 1,76) et-Ta´lîku´l-mümecced´ de. ifa­de edildiği gibi Nesâî, Tirmizî, Tahâvî ve diğer âlimler de Abdullah b. Bedr vasıtasıyla Kays´tan rivayet etmişlerdir.[37] Buna göre Kays´tan rivayet edi­lenler içerisinde sahih olan Hammad b. Muhammed´in Eyyüb vasıtasıyla rivayeti değil, erkeklik organına dokunmadan dolayı abdestin bozulmadığı­nı ifade eden rivayetidir. Zira hem Hammad hem de Eyyüb zayıf ravilerdir. Onların güvenilir ravilerin rivayetlerine aykırı naklettiklerinin sahih olma­sı mümkün değildir. Bu hususta Taberânî´nin sahih olduğuna dair görüşü de dikkate alınmaz. Hanefîler olarak biz bir kerecik olsun güveniür ravile­rin rivayetlerine aykırı olmalarına rağmen bu iki ravi ve benzerlerinin riva­yetlerini sahih olarak niteleyecek olsaydık muhaddisler bizim diri diri de­rimizi yüzerlerdi.

134. Hasan-ı Basrî´nin Ali b. Ebî Talib, Abdullah b. Mes´ud, Huzeyfe, İmran b. Husayn (r.a.e.) ve ismi zikredilmeyen bir başka sahâbîden nakli­ne göre bunların biri, "erkeklik organıma dokunmakla burnuma dokunmak arasında bir fark yoktur"; bir diğeri, "erkeklik organıma dokunmakla uylu­ğuma dokunmak arasında bir fark yoktur"; bir ötekisi de "erkeklik organı­ma dokunmakla dizime dokunmak arasında bir fark yoktur" demişlerdir.[38] Hadisi Taberânî rivayet etmiştir. Ravileri Sahilim ravileridir. Ancak isnad-daki Hasan-ı Basrî müdellistir ve söz konusu haberi semâ yoluyla aldığını açıklamamıştır. {Mecmaü´z-zevâid, I, 99). Bize göre bu durum söz konusu ha­berin sıhhatine zarar vermez. Zira Tedrîbü´r-râvVdç belirtildiği üzere Ebû Zür´a ve Ali b. Medînî´nin de ifade ettikleri gibi Hasan-ı Basrî´nin mürsel rivayetleri sahihtir.

İbnü´t-Türkmânî´nin nakline göre İbn Abdilber erkeklik organına do­kunmanın abdesti bozmadığı görüşünde olan sahâbîleri Hz. Ali, Ammar b. Yasir, Abdullah b. Mes´ud, Abdullah b. Abbas, Huzeyfe, İmran b. Husayn ve Ebü´d-Derdâ (r.a.e.) olarak zikretmiş, bunun güvenilir raviler ve sahih isnadlar vasıtasıyla rivayet edildiğini ifade etmiştir. el-İstizkâr isimli eser­de ise zikredilen sahâbîlerin bu konuda ihtilaf etmediklerini belirtmiştir. Daha sonra Beyhakî, Muaz b. Cebel (r.a.)´in de aynı görüşte olduğunu ri­vayet etmiştir. {es-Sünenü´l-kübrâ, I, 34, 35)

Tahâvî, Şerhu meâni´l-âsâr´da erkeklik organına dokunmanın abdesti bo­zacağı görüşünde olduğu rivayet edilen sahâbîlerden aksi görüşte oldukları­nın da nakledildiğini tespit etmiş ve şöyle demiştir: İbn Ömer (r.a.) dışında erkeklik organına dokunmanın abdesti bozacağı doğrultusunda fetva veren başka bir sahâbî bilmiyoruz. Sahabenin çoğunluğu bu konuda ona muhale­fet etmiştir. (İbnü´t-Tiirkmânî, el-Cevherü´n-nakî, 1,47) Bize göre bu, erkeklik or­ganına dokunmanın abdesti bozacağı konusunda rivayet edilen Büsre hadi­sinin mensuh olduğunun veya yorumlanması gerektiğinin ilk delilidir.

135. Veki´nin İsmail vasıtasıyla Kays´tan rivayetine göre bir adamın er­keklik organına dokunmayı sorması üzerine Sa´d b. Ebî Vakkas (r.a.), "Eğer sana ait bir organı pislik olarak görüyorsan onu kes at" diye cevap verdi. (Tahâvî, Şerhu Meâni´l-âsâr, I, 77) İsnadı sahihtir. el-Cevherü"n-nakfde (I, 35) belirtildiğine göre haberi İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir.

Bu rivayet İmam Malik´in Muvatta´mda ("Taharet", 59)[39] İsmail b. Muhammed b. Sa´d b. Ebî Vakkas vasıtasıyla Mus´ab b. Sa´d b. Ebî Vak-kas´tan yaptığı rivayetle çelişmektedir. Mus´ab b. Sa´d şöyle anlatmakta­dır: Ben, Sa´d b. Ebî Vakkas´m yanında Kur´an´ı tutarken kaşındım. O, "Belki de erkeklik organına dokundun" deyince ben, "Evet" dedim. Bunun üzerine, "Kalk abdest al" dedi. Ben de abdest alıp geldim.

Bize göre Mus´ab´ın bu rivayetinin mendupluk, Kays´m naklini ise ruh­sat ifade ettiği şeklinde anladığımızda söz konusu iki rivayet arasında çe­lişki bulunmamaktadır.

Tahâvî´nin İbrahim b. Merzuk>Ebû Amir el-Akdî> Abdullah b. Ca´fer eİ-Mahremî > İsmail b. Muhammed isnadıyla rivayetine göre ise Mus´ab b. Sa´d şöyle anlatmaktadır: Babamın yanında Kur´an´ı tutarken kaşındım ve avret yerime elim değdi. O, "Avret yerine mi değdin " diye sordu. "Evet kaşıdım" şeklinde cevap vermem üzerine, "Elini toprağa sür" dedi, abdest almamı emretmedi. (Şerhu Meâni´l-âsâr, 1,77) Hadisin isnadı hasen ra-vilerİ güvenilirdir. Tahâvî söz konusu haberi Muhammed b. Huzeyme > Abdullah b. Reca > Zaide > İsmail b. Ebî Halid > Zübeyr b. Adiy > Mus´ab b. Sa´d isnadıyla benzer bir rivayette bulunmuştur. Ancak bu riva­yete göre Sa´d b. Ebî Vakkas (r.a.) oğluna, "Kalk elini yıka" demiştir. (Şer­hu Meâni´l-âsâr, I, 77) Muhammed b. Huzeyme, Tahâvî´nin hocasıdır ve ta­nınmış güvenilir bir ravidir. (İbn Hacer, Lisânü´l-Mîzân, V, 154) İsnaddaki diğer raviler de güvenilirdir. Bu rivayet, hadiste zikredilen "vudu" kelimesinin anlamını da ortaya koymaktadır.

136. Ebü´l-Avvam el-Basrî şöyle anlatmaktadır: Bir adam Atâ b. Ebî Rebah´a, "ey Ebû Muhammed birisi abdest aldıktan sonra cinsel organına dokunmuş olsa ne lazım gelir " diye sordu. Orada bulananlardan biri, "İbn Abbas, cinsel organını eğer necis görüyorsan o zaman kes at onu" derdi di­ye araya girdi. Bunun üzerine Atâ b. Ebî Rebah, Allah´a yemin olsun ki bu, İbn Abbas (r.a.)´ın görüşüdür" dedi.

Haberi Muhammed b. Hasan eş-ŞeybânîMiv<3#a´mda rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir. Ebü´l-Avvam, Abdülazizb. Rübeyyi´el-Bâhilîel-Basrî´dir. Yedinci tabakadan güvenilir bir ravidir. Atâ b. Ebî Rebah ve Ebü´z-Zü-beyr´den rivayette bulunmuştur. İbn Maîn onun güvenilir olduğunu söyle­miş, İbn Hibbân da onu es-Sikâf\ndz zikretmiştir. Bu bilgiler, İbn Ha­cer´in Tehzîb ve Tahrifinden naklen et-Ta´ltku´l-mümecced´de de bulun­maktadır.[40]

Tahâvî´nin nakline göre Atâ b. Ebî Rebah´ın güvenilir ravilerinden îk-rime b. Ammar da sözü edilen haberi farklı lafızlarla rivayet ederek Ebü´l-Avvam el-Basrî´yi desteklemiştir. Tahavî, İbn Abbas (r.a.)´tan farklı isnad-larla rivayette bulunmuştur.

a. İbn Ebî Zi´b > Şu´be b. Haccac > İbn Abbas´ın azatlısı > İbn Abbas isnadıyla söz konusu haberi benzeri lafızlarla rivayet etmiştir. Ravileri gü­venilirdir. İbn Hacer´in Takrîb´de (s. 85) İbn Abbas (r.a.)´in azatlısını sadûk (doğru sözlü) olarak nitelemektedir.

b. Saîd b. Mansur > Hüşeym > A´meş > Habib b. Ebî Sabit > Saîd b. Cübeyr isnadıyla rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) erkeklik organına dokun­manın abdesti bozmayacağı görüşündeydi. Bu, ravüeri güvenilir sahih bir isnaddır.

c. Katâde > Atâ isnadıyla[41] rivayetine göre ise İbn Abbas (r.a.) erkek­lik organına dokunmadan dolayı abdest alınması gerektiği görüşündeydi.[42] Rivayetler arasındaki çelişkiyi gidermek için buradaki abdest almanın mendupluğa delâlet ettiği şeklinde yorumlanmalıdır. Diğer hadislerin ko­nuya delâletleri ise açıktır.

İbn Abdilberr´in el-İstizkar isimli eserinde Abdurrahman b. Harme-le´den nakline göre Saîd b. Müseyyeb erkeklik organına dokunmanın ab­desti bozacağı görüşündedir. Katâde ve Haris b. Abdurrahman ise onun bundan dolayı abdestin bozulmayacağı görüşünde olduğunu rivayet etmiş­lerdir. İbn Abdilber, "Katâde hadis hafızıdır, Haris b. Abdurrahman da onu desteklemektedir. Abdurrahman b. Harmele ise hadis hafızı değildir" diye­rek Katâde rivayetini tercih etmektedir. el-Cevherü ´n-nakî´de (I, 35) zikre-dildiği üzere Tahâvî´nin hasen bir isnadla Eş´as´tan nakline göre Hasan-ı Basrî cinsel organa dokunmayı doğru bulmaz ancak bundan dolayı abdes­tin bozulduğunu da söylemezdi. Tahâvî´nin sahih bir isnadla Yunus´tan nakline göre de Hasan-ı Basrî erkeklik organına dokunmanın abdesti boz­mayacağı görüşündeydi. (Şerhu Meâni´l-âsâr, I, 79) BİZ de, sahabenin çoğu-

nun, önde gelen tabiîlerin, Ebû Hanife (r.a.) ve taraftarlarının benimsediği bu görüşün doğru olduğunu düşünmekteyiz.

137. Ebû Hanife > Hammad > İbrahim en-Nehaî isnadıyla nakledildiği­ne göre erkeklik organına dokunmakla ilgili Hz. Ali (r.a.), "Erkeklik orga­nıma dokunmakla burnumun ucuna dokunmak arasında bir fark yoktur" demiştir.

Haber Muvattd´m Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî rivayetinde yer al­maktadır. Mürsel ve sahihtir. Zira Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî daha sonra onu Mis´ar b. Kidam > Kabus > Ebû Zubyan yoluyla Hz. Ali (r.a.)´den muttasıl bir isnadla rivayet etmiştir. Bu isnadın ravileri de güve­nilirdir.

138. Sellâm b. Süleym > Mansur b. Mu´temir > es-Sedûsî isnadıyla nakledilir: Berâ b. Kays, şöyle der: Huzeyfe b. Yeman (r.a.)´e erkeklik or­ganına dokunan kimsenin durumunu sordum. O, "Ona dokunmak başa do­kunmak gibidir" diye cevap verdi. (Tahavî, Şerhu Meâni´l-âsâr, 1,77)

Hadisi Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî Muvatta´mda rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir. Tahâvî´nin de bu hadisi Huzeyfe´den rivayeti ile ilgili ola­rak açıkladığı gibi isnadda bulunan es-Sedûsî, İyad b. Lakît´tir. O güveni­lir bir ravidir. (Şerhu Meâni´l-âsâr, 1,78) et-Ta´lîku´l-mümecced´de belirtildiği gibi İbn Maîn ve Nesâî başta olmak üzere âlimler onun güvenilir olduğu­nu ifade etmişlerdir.

139. Mis´ar b. Kidam´ın nakline göre Umeyr b. Sa´d en-Nehaî şöyle an­latmıştır: Ammar b. Yasir (r.a.)´in de aralarında bulunduğu bir grup içinde bulunuyordum. Erkeklik organına dokunma konusu zikredilince Ammar b. Yasir, "O senden bir parçadır. Elin başka organına dokunduğundaki hüküm onun için de geçerlidir" dedi.[43] Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî Muvaî-ta´ında rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir, Tahâvî, "O, benim ve senin burnun gibidir" ilavesiyle rivayet etmiştir.

140. İsmail b. Ayyaş > Hariz b. Osman > Habib b. Ubeyd isnadıyla ri­vayet edildiğine göre erkeklik organına dokunmak sorulduğunda Ebü´d-Derdâ (r.a.), "O, senden bir parçadır" diye cevap vermiştir.

Rivayet, Muvatta´m Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî rivayetinde bu­lunmaktadır. (el-Muvatta, s. 38) et-Ta´lîku´l-mümecced´d^ belirtildiği gibi Harız b. Osman, Şamlı güvenilir bir ravidir. İsmail b. Ayyaş´ın Şamlılar­dan rivayetleri sahihtir. Gene aynı yerde belirtildiği gibi Habib b. Ubeyd er-Rahabî 70 sahâbîye yetişmiş, Nesâî ve İbn Hibbân´m güvenilir olduğu­nu ifade ettikleri bir ravidir.


Erkeklik Organına Dokunmakla İlgili Hadis Hakkında Yapılan Bir Müzâkerenin Değerlendirilmesi



Hâkim en-Nîsâbûrî´nin, Merv´in adil ve hafız muhaddisi Ebû Bekir b. Muhammed b. Abdullah b. Cerrah > Abdullah b. Yahya ei-Kâdî es-Serah-sî isnadıyla nakline göre Recâ b. Mürcî el-Hafız şöyle anlatmıştır: Hayf mescidinde Ahmed b. Hanbel, Ali b. Medînî ve Yahya b. Maîn ile birlik­teydim. Erkeklik organına dokunmakla ilgili hadis hakkında müzâkere et­meye başladılar. Yahya b. Maîn bu kimsenin abdestinin bozulacağını, Ali b. Medînî ise Küfe âlimlerinin (Ebû Hanife (r.a.) ve taraftarlarının) görü­şünü savundu.

Yahya b. Maîn, Büsre bint Safvan; Ali b. Medînî ise Kays b. Ali´nin babasından rivayetini delil olarak zikrettiler. Ali b. Medînî, "Mervan bir memurunu gönderip yaptığı rivayeti kabul etmediğini ilettiği halde Büsre isnadını nasıl kabul ediyorsun " diye sordu. Yahya b. Maîn, "Ancak Urve onun yaptığıyla yetinmeyerek Büsre´ye giderek hadisi bizzat kendisinden almıştır. Ayrıca âlimler Talk b. Ali´yi eleştirmişlerdir. Dolayısıyla onun ri­vayeti delil olarak kullanılamaz" karşılığım verdi. Ahmed b. Hanbel ise, "Her ikinizin dediği de doğrudur" dedi. Bunun üzerine Yahya b. Maîn, Malik > Nafi isnadıyla İbn Ömer (r.a.)´nın erkeklik organına dokunması sebebiyle abdest aldığını; Ali b. Medînî ise, İbn Mes´ud (r.a.)´in bundan dolayı abdest almadığını ve ´o senden bir parçadır´ dediğini hatırlattı. Yah­ya b. Maîn´in haberin kaynağını sorması üzerine de Süfyan > Ebû Kays > Hüzeyl > Abdullah b. Mes´ud şeklinde isnadını zikrederek, "İbn Ömer (r.a.) ile İbn Mes´ud (r.a.) ihtilaf ettiklerinde İbn Mes´ud (r.a.)´in görüşü tercih edilir" dedi. Ahmed b. Hanbel, "Evet doğru söylüyorsun fakat sö­zünü ettiğin isnadda bulunan Ebû Kays el-Evdî rivayetleri delil olarak kullanılmayan bir ravidir" dedi. Ali b. Medînî´nin, Ebû Nuaym > Mis´ar > Umeyr b. Saîd isnadıyla rivayet edildiğine göre Ammar b. Yasir "erkek­lik organıma dokunmakla burnuma dokunmak arasında bir fark yoktur" dediğini nakletmesi üzerine Ahmed b. Hanbel, "Ammar b. Yasir (r.a.) ile İbn Ömer aynı sevideki iki sahâbîdir, ikisinden istediğinin görüşüne göre amel edebilirsin" dedi. Yahya b. Maîn ise, "Umeyr b. Saîd ile Ammar b. Yasir arasında kopukluk bulunmaktadır" şeklinde karşılık verdi. (Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 139; Beyhakî, es-Sünenü´l-kübrâ, I, 136)

Tespitlerimize göre sözü edilen haberin isnadında Abdullah b. Yahya es-Serahsî bulunmaktadır. İbn Adiy, onun yetişmediği kimselerden hadis ri­vayet etmekle itham edildiğini söylemiştir. el-Cevherü´n-nakî(1,36) ve Li-sânül-Mîzân (III, 376) isimli eserlerde zikredildiğine göre İbn Adiy ona ye­tişmiş ve Ali b. Hucr ile diğer âlimlerden rivayetinde yalan söylediğini söylemiştir. İbn Hacer onun ebeveyne itaatle ilgili İbn Abbas (r.a.)´den münker bir rivayetini zikrettikten sonra, "Abdullah b. Yahya es-Serahsî´yi kastederek, "Bunun dışındaki ravileri güvenilirdir. İsnaddaki problem odur1´ demiştir. Sonuç itibariyle bu durumda onun rivayeti delil olarak kul­lanılamaz.

Zira, Yahya b. Maîn´in, "âlimler Kays b. Talk´ı tenkit etmişlerdir, onun rivayeti delil olamaz" açıklaması bu münazara içinde yer almaktadır. Miz-zî ve İbn Ebî Hatim ise kendisinden kopuk isnadla nakledilen söz konusu görüşün aksine Yahya b. Maîn´in onun güvenilir olduğunu ifade ettiğini nakletmişlerdir. İbn Hibbân onu es-Sikâf mda. zikretmiş, rivayetleri Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek´İnde, İbn Hibbân ve İbn Huzeyme Sahih´iennde ve Sünen-i erbaa´da yer almıştır. Raviler konusundaki titizliğine rağmen Nesâî onun rivayetlerini eserine almış, İbn Hibbân ve İbn Huzeyme hadi­sinin sahih olduğunu söylemiş, Tirmizî de hadisini rivayet ettikten sonra, "konuyla ilgili en güzel rivayet budur" açıklamasını yapmıştır.

İbn Mende´nin nakline göre Amr b. Ali el-Fellâs şöyle demiştir: Bize göre Kays´ın rivayeti Büsre rivayetinden daha sahihtir. Ondan dokuz kişi -Mizzî bunları zikretmiştir- rivayet etmiştir. Şafiî´nin "biz onu sorduğu­muzda onu tanıyan birini bilmiyoruz" şeklindeki açıklamasının aksine o güvenilir bir ravidir. (İbnü´t-Türkmânî, el-Cevherü´n-nakî, I, 36)

Ahmed b. Hanbel´in, Ebû Kays el-Evdî hakkındaki "rivayetleri delil ol­maz" şeklindeki açıklaması da bizim onun rivayetini delil olarak kullan­mamızı engellemez. Çünkü o Buhârî´inin el-Câmiu´s-sahîh´\nt hadislerini aldığı ravilerindendir. Abbas ed-Dûrî´nin nakline göre Yahya b. Maîn onun güvenilir olduğunu söylemiş ve onu Asım´a takdim etmiştir. İclî onun gü­venilirliğini sika ve sebt lafızlanyla ifade etmiş, Nesâî onun hakkında leyse bihi be´s (zararı yok) demiştir. İbn Hibbân onu es-Sikâfında zikretmiş, Hâkim en-Nîsâbûrî´nin nakline göre onun hakkında Dârekutnî "sika", Ah­med b. Hanbeİ ise "leyse bihi be´s" demişlerdir. İbn Halfun´un nakline gö­re de İbn Nümeyronun güvenilir olduğunu söylemiştir. (İbn Hacer, Tehzîb, VI, 152-153) Ahmed b. Hanbel´in, "isnadında kopukluk bulunan bu isnad delil olamaz" ifadesi ise dikkate alınacak bir açıklama değildir.

Yahya b. Maîn´in "Umeyr b. Saîd ile Ammar b. Yasir (r.a.) arasında ko­pukluk bulunmaktadır" şeklindeki açıklamasının isabetli olmadığını yukarı­da Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî´den yaptığımız rivayet ortaya koy­maktadır. Nitekim Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî´nin Muvatta´mda Mis´ar b. Kidam´dan nakline göre Umeyr b, Saîd en-Nehaî şöyle demiş­tir: "Ammar b. Yasir´in de aralarında bulunduğu bir grup içinde bulunu­yordum. Erkeklik organına dokunma konusu zikredilince Ammar b. Yasir (r.a.), "O senden bir parçadır. Elin başka organına dokunduğundaki hüküm onun için de geçerlidir" dedi. İbn Ebî Şeybe´nin İbn Fudayl > Veki´ > Mis´ar isnadıyla nakline göre de Umeyr b. Saîd şöyle demiştir: Ammar b. Yasir (r.a.)´in de aralarında bulunduğu bir grup içinde bulunuyordum. Er­keklik organına dokunma konusu sorulunca Ammar b. Yasir (r.a,), "O sen­den bir parçadır" karşılığını vermiştir. (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, I, 164) el-Cevherü´n-nakı´â^ (I, 173) de ifade edildiği üzere bu, sahih bir isnaddır ve Umeyr b. Saîd ile Ammar b. Yasir (r.a.) arasında kopukluk bulunmadığı açıkça ifade edilmektedir.

Umeyr b. Saîd hakkında İbn Hacer´in açıklaması şöyİedir: İbn Hibbân onun İbn Saîd diye de tanındığını söylemiştir. O, Hz. Aİi, Ebû Musa, Sa´d b. Ebî Vakkas, İbn Sa´d, Hasan b. Ali, Alkame, Mesrûk (r.a.e.) ve diğer sa-hâbîlerden rivayette bulunmuştur. Yahya b. Maîn ve Ali b. Medînî hakkın­da müzakere etmişler ve Yahya b. Maîn, Umeyr b. Saîd´in önce vefat etti­ğini ileri sürerek, "Umeyr b. Saîd ile Ammar b. Yasir (r.a.) arasında kopuk­luk bulunmaktadır" demiştir. Buharı´de et-Târîhu´I-kebîr´inde (VIII, 146) onun, "Bize (Kufe´ye) önce Sa´d sonra da Muğîre vali olarak geldi. Bu dö­nemde Hz. Ömer (r.a.) vefat etti" dediğini zikrederek söz konusu görüşün Yahya b. Maîn´e nispetinin Abdullah b. Yahya es-Serahsî gibi zayıf ravi-lerden kaynaklandığını söylemiştir. Ayrıca Buhârî, Yahya b. Maîn gibi ön­de gelen bir hadis âliminin Umeyr b. Saîd´in güvenilir bir ravi olduğunu bilmemesi ve "Umeyr b. Saîd ile Ammar b. Yasir (r.a.) arasında kopukluk bulunmaktadır" demesinin mümkün olmayacağını ifade etmiştir.

Ahmed b. Hanbel´in, "Ammar b. Yasir (r.a.) ile İbn Ömer (r.a.) aynı se­videki iki sahâbîdir, ikisinden istediğinin görüşüne göre amel edebilirsin" şeklindeki açıklaması isabetli değildir. Zira Abdullah b. Mes´ud, Ali b. Ebî Talib, İmran b. Husayn, Sa´d b. Ebî Vakkas (r.a.) başta olmak üzere diğer sahâbîler de Ammar b. Yasir (r.a.) ile aynı görüştedirler. İbn Abdilberr´in de zikrettiği gibi söz konusu sahâbîlerin de Ammar b. Yasir (r.a.)´in görü­şünde oldukları sahih isnadlarla rivayet edilmiştir. Dolayısıyla Ammar b. Yasir (r.a.) ile İbn Ömer (r.a.)´dan birinin görüşünün tercih edilebileceği, bu konuda ikisinin de aynı seviyede olduğu şeklindeki anlayışın doğru ol­madığını düşünmekteyiz.

Hâkim en-Nîsâbûrî {el-Müstedrek, I, 138) Hz. Aişe (r.anhâ)´nın, "Kadın cinsel organına dokunduğunda abdest alır" dediğini rivayet etmiş ve bunun sahih olduğunu ifade etmiştir. Ancak Hz. Aişe (r.anhâ), bu görüşü savu­nanların yaptığı gibi sözü edilen dokunmayı avuç içi ile sınırlandırmamışım Dolayısıyla bu rivayetin de onlar için deli! olması söz konusu değildir. Bi­ze göre buradaki abdest almayı da mendup olduğu şekiinde anlamak gere­kir.


35. Yellenme Olduğunda Abdestin Bozulacağı, Kuşku Halinde Bozulmayacağı



141. Hz. Ali (r.a.) şöyle anlatmaktadır: Bir bedevi gelerek, "Ey Allah´ın elçisi! Biz (susuz) çölde yaşıyoruz ve bazen hafiften yelleniyoruz" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Allah gerçeği söylemekten haya etmez- Biriniz yellendiği zaman abdest alsın. Eşlerinizle de arkasından cinsel ilişkide bu­lunmayın" buyurdu. Bir defasında da "Dübüründen cinsel ilişkide bulun­mayın" buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, I, 86)[44]

Hadisi Ahmed b. Hanbel ve el-Adenî rivayet etmiştir. Ravileri güveni­lirdir. (Kenzü´l-ummâl,V, 117) Hadisin birinci kısmının konuya delâleti açıktır.

142. İbn Abbas (r.a.)´in rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur: "Biriniz namaz kılarken şeytan gelerek oturağına üfler. O kimse abdesti bozulmadığı halde abdestinin bozulduğunu zanneder. Böyle bir du­rumdaki kimse ses veya koku duymadıkça namazını bırakmasın."[45]

Hadisi Bezzâr rivayet etmiştir. Hadisin aslı benzeri lafızlarla Abdullah b. Zeyd (r.a.) ve Ebû Hüreyre (r.a.) rivayeti olarak Sahîhayn´da bulunmak­tadır.

143. Hâkim en-Nîsâbûrî´nin Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)´den rivayetine gö­re Resûlullah (s.a.v.), "Şeytan birinize gelip ´abdestin bozuldu´diye vesve­se verdiğinde ´sen yalancısın´diye karşılık versin" buyurdu.

Hadisi İbn Hibbân Sahih´ınde "içinden sen yalancısın diye karşılık ver­sin" lafızlarıyla rivayet etmiştir.[46]

İbn Abbas (r.a.) rivayetinin konuya delâleti açıktır. Nevevî´nin bu riva­yetle ilgili açıklaması şöyledir: Bu hadis İslâmın temellerinden ve dinin önemli kurallarından biridir. Buna göre aksi kesin olarak tespit edilmedik­çe eşyanın aslı üzere olduğuna hükmedilir ve bu arada ortaya çıkan şüphe bu durumu değiştirmez. Bu, konuyla ilgili de söz konusudur. Abdestli ol­duğunu bilen ancak namazda veya namaz haricinde abdestin bozulduğun­dan şüphe eden kimse, abdestinin devam ettiğine hükmedecektir. Bu, bi­zim ve âlimlerin çoğunun görüşüdür. Ama bunun aksine bir kimse abdes­tinin bozulduğundan emin, sonra abdest alıp almadığı hususunda şüphe ediyorsa onun abdestli olmadığında müslümanların icmâı bulunmaktadır. (Şevkânî, Neylü´l-evtâr, I, 197, 398) Konuyla ilgili Dürrü´l-muhtaf´da (I, 156) ise şöyle denilmektedir: Abdestli olduğundan emin abdestinin bozulduğundan şüphe ediyorsa veya aksi durum söz konusuysa emin olduğu şekilde hare­ket eder.


II. GUSÜL


1. Hz. Peygamber (s.a.v.)´in Gusül.Alışı



144. Hz. Aişe (r.anhâ) anlatmaktadır: Resûlullah (s.a.y.) cünüplük sebe­biyle gusül aldığında önce ellerini yıkar ve namaz abdesti gibi abdest alır­dı. Sonra parmaklarını suya sokar ve saç diplerini onunla ovalar, avucuyla başına üç defa su dökerdi. Daha sonra ise suyu bütün vücuduna dökerdi.[47]

Hadisi Buhârî rivayet etmiştir. Onun diğer rivayeti, "avucuyla suyu alır Önce başının sağ tarafına sonra da sol tarafına dökerdi" şeklindedir. Buhâ­rî, "her iki tarafa da başının ortasından dökerdi" açıklamasını yapmıştır. Fethu´l-bârf de ilk rivayette yer alan "önce ellerini yıkar" ifadesinin İmam Şafiî rivayetinde "onları kabın içine sokmadan", Tirmizî rivayetinde ise "sonra avret yerini yıkardı" ilavelerinin bulunduğu belirtilmektedir.

145. Cabir b. Abdullah (r.a.)´in nakline göre Resûlullah (s.a.v.) üç avuç su alıp önce başına daha sonra ise vücuduna dökerdi. Hasan b. Muhammed b. Hanefiyye´nin, "ben gür saçlı biriyim (bu kadarcık su bana yetmez)" de­mesi üzerine Cabir b. Abdullah (r.a.), "Resûlullah (s.a.v.)´in saçları senin-kinden daha gürdü" diye karşılık verdi. (Buhârî, "Gusl", 4)

146. İbn Abbas (r.a.)´in nakline göre Meymûne (r.anhâ) şöyle anlatmış­tır: Hz. Peygamber (s.a.v.) guslederken suyunu tuttum. Sağ eliyle kabı eğ­dirip sol eline döktü ve iki eüni yıkadı. Sonra avret mahallini yıkadı ve elini toprağa sürdü ve yıkadı. Ağzına ve burnuna su verip yüzünü yıkadı ve başından aşağı su döktü. Sonra kenara çekilip ayaklarını yıkadı ve kendisi­ne bir peşkir getirildi, fakat O (s.a.v.), onunla kurulanmadı. (Buhârî, "Gusl", 7)

Söz konusu hadislerin konuya delâletleri açıktır. el-Hidâye´de. (i, 14) be­lirtildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.). kullanılmış suyun toplandığı yerde bulundukları için en son olarak ayaklarını yıkamıştır. Tahta gibi suyun top­lanmadığı bir yerde bulunsaydı, ayaklarını en sona bırakmazdı. Nitekim Mevievî Abdülgafur da, "Eğer kullanılan su pis (necis) ise ayakları yıka­manın amacı açıktır. Pis değil ise o zaman da maddeten daha temiz olması için yıkanmış olur" demiştir. Bize göre ikincisi tercih edilmelidir. Zira ye­rinde İnceleneceği üzere abdest azalarından akan kullanılmış su tercih edi­len görüşe göre necis (pak ama paklayıcı) değildir.

Hz. Meymûne (r.anhâ) hadisi ayakların ayrıca yıkanmasının müstehap olduğuna delâlet ettiği şeklinde yorumlanmalıdır. Zahiri itibariyle ayakla­rın ayrı bir yerde yıkanmayacağını ifade eden Hz. Aişe (r.anhâ) hadisi ise bunun da caiz olduğu veya gusül yerinde tahta bulunanlarla (yahut gideri olan banyolarla) ilgili olduğu tarzında anlaşılmalıdır.


2. Gusül Yaparken Kadının Saç Örgüsünü Çözmesinin Gerekli Ol­madığı



147. Hz. Ümmü Seleme (r.anhâ) anlatmaktadır: "Ey Allah´ın Elçisi, Ben saçlarımı örüyorum. Cünüplük sebebiyle yıkanırken onları çözeyim mi " diye sordum. "Hayır! Başına üç avuç su dökmen yeter. Sonra da vücudu­na suyu dökünür ve temizlenirsin" buyurdu.

Hadisi Müslim rivayet etmiştir. Diğer rivayetinde ise Ümmü Seleme (r.anhâ), "Hayız ve cünüplük sebebiyle yıkanırken onları çözeyim mi " di­ye sormuş, Hz. Peygamber (s.a.v.) de "Hayır!" diye cevap vermiştir. (Müs­lim, "Hayz", 58)

148. Hz. Aişe (r.anhâ) anlatmaktadır: Esma (r.anhâ)´nın hayızdan nasıl yıkanılacağım sorması üzerine Resûfullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bu durumda olan su ve sidreyle temizlenir. Temizliği de güzel yapar. Sonra su­yu başına döker ve diplerine ulaşıncaya kadar ovalar. Sonra vücuduna su dökünür. En sonunda misk sürülmüş bez parçasıyla temizlenir." "Onunla nasıl temizleneceğim " diye sorunca Resûlullah (s.a.v.), "Sübhanallah! Onunla temizlenirsin iste!" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.anhâ) fısıltı ile, "Vücudundaki kan gördüğün yerlere sürerek kurulanırsın demek is­tiyor" diye açıkladı. Daha sonra Esma (r.anhâ) cünüplük sebebiyle nasıl yı­kanılacağım da sordu. Resûlullah (s.a.v.), "Su alır ve güzelce taharetlenir ve temizlenirsin. Sonra suyu başına döker diplerine ulaşıncaya kadar ova­larsın. Sonra da suyu vücuduna dökersin" buyurdu. (Müslim, "Hayz", 6!) Teysîrü´l-vusûV´de belirtildiğine göre suyun başın diplerine kadar ulaşma­sından maksat onun saç diplerine ulaştığından emin olmak için yeterince ti­tiz davranmak ve gerekli ihtimamı göstermektir.

149. Amr b. Avn > Halid b. Abdullah > İbn Ebî Leylâ > Ebü´z-Zübeyr isnadıyla rivayet edildiğine göre Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: "Cünüplük sebebiyle yıkanan kadının saçlarını çözmesi gerekmez. Ancak saç diplerine suyu ulaştırması gerekir."

Hadisi Dârimî rivayet etmiştir. (Dârimî, "Vudu", 115)[48] İbn Ebî Leylâ ha­riç diğerleri İmam Müslim´in ravileridir. İbn Ebî Leylâ (Muhammed) hak­kında ihtilaf edilmiştir. Buradaki ihtilaf hadisin sıhhatine zarar vermez.

Sözü edilen hadisler gusül esnasında kadının saç örgülerini çözmesinin gerekli olmadığını, başını ıslatıp suyu saçın diplerine ulaştırmasının yeterli olduğunu ifade etmektedirler. Nitekim Ümmü Seleme (r.anhâ) rivayeti saçları çözmeden suyu başa dökmemenin yeterli olacağına ve gusül esna­sında saçları çözmenin gerekli olmadığına delâlet etmektedir. Burada şu hadise de yer vermek gerekir. İbn Teymiye´nin de belirttiği üzere (el-Mün-tekâ, I, 240) İbn Mâce´de sahih bir isnadla Hz. Aişe (r.anhâ)´dan nakledil­miştir. Kendisi hayızdan temizlenirken Resûİullah (s.a.v.) "Saçını çöz ve öyle guslet" buyurmuştur.[49] İbnTeymiye bunu, müstehap olduğu şeklin­de yorumlamıştır. Bize göre ise Resûlullah (s.a.v.)´in ona saçlarını çözme­sini ve taranmasını emretmesi, umre ihramından çıktığını belirtmeye yöne­lik olmalıdır.

Hadiste zikredilen başa üç avuç dökmek, bunun sayı olarak vacip oldu­ğunu ifade etmemektedir. Asıl maksat bir veya iki kere de olsa suyun saç­lara ulaşmasıdır. Bu hadiste suyun saç diplerine ulaşması söz konusu edil-memişse de Hz. Aişe (r.anhâ) hadisi ile Cabir b. Abduilah (r.a.)´in açıkla­ması buna delâlet etmektedir.

İbn Hacer, Hz. Aişe (r.anhâ) hadisinin isnadında bulunan İbrahim b. Muhacir´in sadûk (doğru sözlü) fakat zabtının biraz gevşek olduğunu söy­lemiştir. (Takrîb, s. 11) Ancak bu isabetli değildir. Zira onun hakkında ihti­laf edilmiş ve bütün münekkitler onun zayıf olduğunu söylememiştir. (Tehzîb, I, 167, 168) Nitekim Süfyan es-Sevrî ve Ahmed b. Hanbel onun gü­venilir olduğunu "lâ be´se bih/onda bir sakınca yoktur" lafzıyla ifade et­mişlerdir. Ahmed b. HanbeFin nakline göre Yahya b. Maîn, İbrahim b. Muhacir ile İsmail es-Süddî´nin zayıf olduklarını söyleyince Abdurrah-man b. Mehdî buna kızmış ve bunun doğru olmadığını ifade etmiştir. İbn Sa´d onu sika lafzıyla nitelemiş, es-Sâcî sadûk olduğunu ve hakkında ih­tilaf bulunduğunu söylemiş, Ebû Dâvûd ise salihu´l-hadîs olduğunu be­lirtmiştir. İbn Hacer onun zayıf olduğu görüşünde bulunan başka âlimle­ri de zikretmiştir. Ancak sen ravinin değerlendirmesiyle ilgili bu tür ihti­lafların onun güvenilirliğine zarar vermediğini daha önce de ifade ettiği­mizi bilmektesin.

Cabir b. Abdullah (r.a.)´le ilgili haberin isnadında bulunan İbn Ebî Leylâ, Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ olmalıdır. İbn Hacer´in belirttiği üzere onun hakkında da ihtilaf edilmiştir. îclî onu fakih, sahibu sünnet, sadûk ve caizü´l-hadis lafızlarıyla nitelemiştir. (Tehztb, IX, 309) Tir-mizî, Sünen´inde şu anda yerlerini anımsayamasam da bazı hadislerinin sahih olduğunu ifade ettiğini çok iyi hatırlıyorum. Nitekim o onun hakkın­da, "sadûk fakat bazen yanılabilmektedir" açıklamasını yapmaktadır. Bu ifadenin de yerini hatırlayamıyorum. Bilindiği gibi Tirmizî´nin bazen an­lamında zikrettiği "rubbe" kelimesi azlığa delâlet etmektedir. Bu, onun ri­vayetlerinin delil olarak kullanılmasını engellemeyecek hafif bir cerh de­mektir. Böyle olmasaydı Tirmizî onun rivayetinin sahih olduğunu söyle­mezdi.

Konuyla ilgili Avnü´l-ma´bûa" da şöyle denilmektedir: Üçüncüsü, cü­nüplük değil de sadece hayız sebebiyle yapılan gusülde saç örgülerinin çö­züleceğidir. Hasan-ı Basrî, Tavus ve Ahmed b. Hanbel bu görüştedir. Bun­lar, delil olarak Enes b. Malik rivayetini kullanmaktadırlar. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Kadın hayız sebebiyle yıkandığında saç örgülerini çö-zer ve onu hatmi ve çöven otuyla yıkar. Cünüplük sebebiyle yıkandığında ise saçlarım çözmeden başına su dökünerek ve saçlarını sıkarak yıkanır" buyurmuştur.[50] Hadisi Dârekutnî el-Efrâa" mda, Beyhakî es-Sünenü´l-kübrâ´smda, Taberânî ise el-Mu´cemü´l-kebîr´ındç rivayet etmişlerdir, es-Seylü´l-cerrâr´da ise şöyle denilmektedir: Hadisin isnadında bulunan Müslim b. Subayh el-Yahmudî tanınmayan bir ravidir. O, Ebü´d-Duhâ Müslim b. Subayh değildir. Zira bu, Kütüb-i sine müelliflerinin rivayette bulunduğu bir ravidir. Saçların hatmî ve çövenle yıkanması şart değildir. Herhangi bir âlimin bunu gerekli görmemesi de bu durumu teyit etmekte­dir. Bize göre en isabetli olan Ahmed b. Hanbel´in yukarıda zikrettiğimiz İbn Mâce hadisini delil olarak kullanmasıdır. Zira Ahmed b. Hanbel gibi bir âlim isnadında tanınmayan bir ravi bulunan hadisi delil olaıak kullan­maz. Ayrıca yukarıda da zikrettiğimiz üzere söz konusu hadiste belirtilen saçların çözülmesi emrinin de müstehaplığa delâlet ettiği anlaşılmalıdır.


3. Farz Olan Gusülde Ağız ve Burnu Yıkamanın Farziyeti



150. Hz. Ali (r.a.)´den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cünüplükten yıkanırken kim kıl dibi kadar bile bir yeri yı­kamadan bırakırsa ona (terk edilen yere veya bu yeri yıkamayıp terk eden kişiye) şöyle (veya şu kadar süre) azab edilir." Hz. Ali (r.a.) üç defa, "bu­na sebep başıma kızdım" der ve onu tıraş ederdi.[51]

Hadisi rivayet eden Ebû Dâvûd sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır. et-Telhîsü´l-habîr´dt isnadının sahih olduğu ve isnadında bu-llunan Ata b. Saib´in hadisi Hammad b. Seleme´den hafızasının zayıflama­sından Önce işittiği ifade edilmektedir.

İbn Hacer söz konusu hadisi et-Telhîsü´l-habîf´de (I, 52) rivayet ettikten sonra, "Ancak doğrusunun bunun Hz. Ali (r.a.)´in sözü olduğu söylenmiştir" demektedir. İbn Hacer´in "kîie: söylenmiştir" ifadesi bu görüşün zayıflığına pelâlet etmektedir. Ebû Davud´un hadisle ilgili açıklamada bulunmaması da bnun kendine göre merfû olduğunu göstermektedir. Bu ihtilaf hadisin delil )larak kullanılmasına engel değildir. Hocamın belirttiğine göre hadisteki "kıl libi" ifadesi umumîdir ve burun kıllarına da şamildir. Dolayısıyla cünüplük ;ebebiyle yıkanmada burnun içindeki kılların da yıkanması farzdır.

Avnü´l-ma´bûd´da (I, 103) zikredildiğine göre Hattâbî, cünüpiük sebe->iyle gusleden kimsenin burnunu da yıkamasını farz görenlerin bu hadisi lelil olarak kullandıklarını, zira burun deliklerinde de dipleri yıkanması ge­mken kılların bulunduğunu ifade etmişlerdir" demiştir. Hocamın da belirt-iği gibi burada kastedilen farz, itikadı anlamda değil amelî manadadır. Zi-a söz konusu hadis haber-i vahittir ve onunla itikadı anlamda farz tespit dilemez. Mutlak olarak farz kullanıldığında ise her ikisi de kastedilir.

151. Ebû Zer (r.a.)´den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle [uyurmuştur: "On sene bile su bulunmasa temiz toprak müslümanın te-mzleyicisidir. Ancak su bulunduğunda vücudunu onunla yıkar. Çünkü bu

aha hayırlıdır.[52]

Hadisi Tirmizî rivayet etmiş ve hasen olarak nitelemiştir.

Hadisi Ebû Dâvûd da uzunca rivayet etmiş fakat sıhhatiyle İlgili her­hangi bir açıklama yapmamıştır. Onun rivayeti, "Ancak suyu bulduğun za­man onu bedenine dök (guslet). Çünkü bu daha hayırlıdır" şeklindedir, et-Telhîsü´´l-habîr´´de (I, 57) belirtildiği üzere hadisi İbn Hibbân Sahihimde, Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek´inde,, Ebû Dâvûd´da olduğu gibi Halid el-Hazzâ isnadıyla rivayet etmişlerdir. Ebû Hatim onun sahih olduğunu ifade etmiş ve Halid el~Hazzâ rivayetinin Amr b. Becdân rivayetine dayan­dığını söylemiştir. İclî güvenilir bir ravi olduğunu söylediği halde İbnü´l-Kattân onu meçhul olarak niteleme gafletinde bulunmuştur.

Hadisle ilgili Avnü´l-ma´bûd´da şöyle denilmektedir: Lügat âlimlerinin önde geleni Cevherî´nin es-Sıhâh isimli eserinde verdiği bilgiye göre "el-beşer" kelimesi insan vücudunun dış kısmı, teni, cildidir. Nitekim el-Kâ-mûs ve el-Misbâh´da da aynı açıklama yer alır. "Fülânün mü´demün mü-beşşerün" denilir, huşunetle yumuşaklığı bir araya getirmiş olduğu kaste­dilir. Cevherî´nin belirttiğine göre cildin ete bitişik iç kısmına "el-edeme" denilmektedir. el-Kâmûs´ta zikredildiğine göre "el-edeme" cildin ete biti­şik iç kısmı veya üzerinde kılların bulunduğu dış yüzü olmaktadır.

Hattâbî´nin nakline göre bazı âlimler "Enku´l-beşerI cildinizi temizleyi­niz"[53] hadisinden hareketle burna su vermenin farz olduğu görüşünü be­nimsemişlerdir. Bunlar, burnun içinin de sözü edilen hadiste zikredilen "el-beşer" kelimesinin kapsamına dâhil olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu anlayış lügatçilerin açıklamalarına aykırıdır. Zira onlara göre "el-beşer" kelimesi vücudun dış kısmına denilmektedir. Ağız ve burnun iç kısımları ise "el-edeme" kelimesiyle ifade edilmektedir. Ebû Amr´m Ebü´l-Abbas Ah­med b. Yahya´dan nakline göre Araplar, cildinin dış kısmı sert iç kısmı yu­muşak olan kimse için "Fülânün mü´demün mübeşşerün" demektedirler.

Cevherî´nin açıklamasına göre "el-edeme" kelimesi ağız ve burnun iç kısmıyla ilgili değildir. Çünkü ona göre "el-edeme" kelimesi cildin ete bi­tişik iç kısmıdır ve ağız ve burnun iç kısımları böyle değildir. Zira onlar ete bitişik olmadıkları gibi derinin iç kısmında değil dışındadırlar. "Cildinizi te­mizleyiniz" hadisini cünüplük sebebiyle yapılan gusülde ağzın çalkalanma­sının farz olduğunun delili kabul etmek ise isabetlidir.

el-Kâmûs müellifinin "el-edeme" kelimesinin, üzerinde kılların bulunduğu dış yüzü anlamına geldiğini şüpheyle ifade etmesi, Cevherî´nin açık­lamasının delil olarak kullanılmasına engel değildir. Çünkü alanında önem­li bir âlim olan Cevheri bunu kesin olarak ifade etmektedir. el-Kâmûs mü­ellifinin tanımında geçen "ev" kelimesini "vav" şeklinde yorumlayarak ve­ya kuşku değil de çeşitlilik bildirdiğini söyleyerek Cevherî´nin açıklama­sıyla uzlaştırmak mümkün değildin.

152. Muhammed b. Şîrîn cünüplük sebebiyle gusülde burnu üç defa yı­kamanın Resûlullah (s.a.v.)´in sünneti olduğunu söylemiştir.

Bu haberi Dârekutnî Sünen´ındz rivayet etmiş ve bunun doğru olduğu­nu söylemiştir. Zeylaî de sözü edilen haberi Beyhakî´nin el-Ma´rife´s´ınĞtn naklettikten sonra şu açıklamayı yapmıştır: Bunu, güvenilir raviler Süfyan es-Sevrî > Halid el-Hazzâ isnadıyla İbn Sîrîn´den mürsel olarak rivayet et­mişlerdir. Beyhakî ise Dârekutnî vasıtasıyla sahih bir isnadla İbn Sîrîn´den muttasıl olarak ve aynı lafızlarla rivayet etmiştir. Ayrıca Dârekutnî´nin Sü-oe/z´inde söz konusu haberi Süfyan es-Sevrî´den nakleden Veki´e mütaba-at eden Ubeydullah b. Musa ve diğerlerinin rivayetleri de bulunmaktadır. Buna göre sözü edilen haber, Ca´fer b. Ahmed el-Müezzin > Seri b. Yah­ya > Ubeydullah b. Musa > Süfyan es-Sevrî > Halid el-Hazzâ isnadıyla da rivayet edilmiştir.[54]

Ubeydullah rivayetinde zikredildiği üzere buradaki "Resûlullah (s.a.v.)´in sünneti olduğu" ifadesi Hz. Peygamber (s.a.v.)´in emri manası­nadır. Bilindiği gibi farklı rivayetler birbirini açıklamaktadır. Buna göre cü­nüplük sebebiyle yapılan gusülde burna su vermek vacip ve ameli farz ol­ması gerekmektedir. Zira emir sigasının gereği, emredilen şeyin gerekli (vacip) olmasıdır. Hocamın belirttiği üzere burna suyun üç defa verilmesi­nin farz veya vacip olmadığı hususunda icmâ bulunmaktadır. Bu durumda gerekli olan üç defa değil bir kere de olsa burnun yıkanmasıdır. Bana göre de haberdeki üç defa yıkamanın zikri bunun müstehap olduğuna ve iyi bir temizliğin yapılmasına delâlet etmektedir.

Burada Muhammed b. Sîrîn´in mürsellerinin sahih olduğunu da hatırlat­malıyız. Nitekim el-Cevherü´n-nakî´de (I, 343) nakledildiğine göre İbn Ab-dilber et-Temhîcf in girişinde şöyle demektedir: Sadece güvenilir raviler-den rivayet etmesiyle tanınan âlimlerin müdelles ve mürsel rivayetleri makbuldür. Âlimlere göre Saîd b. Müseyyeb, Muhammed b. Şîrîn ve İbra­him en-Nehaî´nin mürsellerinin sahih kabul edilmesinin sebebi de budur. Görüşüne delil oiarak İbn Abdilber A´meş´in açıklamasını isnadiyla naklet­mektedir. A´meş şöyle açıklamaktadır: "İbrahim´e bana hadis rivayet etti­ğinde isnadını zikret" dedim. İbrahim, "an Abdullah b. Mes´ûd diye nak­lettiğimde onu birçok kimseden işitmişimdir. Onun dışında ol inin ismini zikrederek naklettiğimde ise hadisi sadece ondan almışımdır" karşılığını verdi. Daha sonra İbn Abdilber şu açıklamayı yapmaktadır: Bu haberde ifa­de edilen İbrahim en-Nehâî´nin mürsellerinin muttasıl rivayetlerinden da­ha sahih olduğu hususunu mezhebimizden bazıları tartışmıştır. Ancak Al­lah´a yemin olsun ki, İbrahim en-Nehâî´nin mürsellerinin muttasıl rivayet­lerinden daha sahih olduğu iddiası doğrudur. Beyhakî de "Kahkaha Sebe­biyle Abdestin Bozulmayacağı" başlığı altında İbn Maîn´in, "Tâcirü´l-bah-reyn ve namazda gülmek konularındaki iki hadis dışında İbrahim en-Ne­haî´nin mürselleri sahihtir" dediğini nakletmiştir. (Beyhakî, es-Sünenü´l-kübrâ, I, 148)

153. Ebû Hanife (r.a.)´in, Osman b. Raşid > Aişe bint Acred isnadıyla rivayet ettiğine göre İbn Abbas (r.a.), "Cünüplük sebebiyle gusleden kim­se ağız ve burna su vermeyi unutursa, ağız ve burna su vererek abdestini yeniler" demiştir.

Haberi, Muhammed b. Mahled > Ali b. İbrahim el-Vâsitf > Yezid b. Ha­run > Ebû Hanife (r.a.) isnadıyla hadis hafızı Talha b. Muhammed ve yine Ebû Hanife (r.a.) vasıtasıyla İmam Hasan b. Ziyad Müsned´\evmde. rivayet etmişlerdir. Haber Câmiu´l-mesânîd´de (1,267,268) de yer almakta olup ra-vilerinin tamamı güvenilirdir. Dârekutnî de cünüplük sebebiyle gusleder­ken ağız ve burna su vermeyi unutan kimse ile ilgili İbn Abbas (r.a.) habe­rini Esbât ve Abdullah b. Yezid el-Mukrî´den Ebû Hanife (r.a.) isnadıyla nakletmektedir. Buna göre İbn Abbas (r.a.), "Cünüplük sebebiyle gusleder­ken ağız ve burna su vermeyi unutan kimse ağız ve burna su verir ve na­mazını yeniden kılar" demiştir. Dârekutnî´nin isnadında bulunan ravüerin tamamı da güvenilirdir.

Zeylaî´nin zikrettiğine göre (Nasbu´r-mye, i, 41) Beyhakî, isnadında yer alan Osman b. Raşid veAişe bintAcred´in memleketlerinde bilinmemele­rini söz konusu haberin iiieti olarak zikretmektedir. Ancak tespitlerimize ve İbn Hacer´in belirttiğine (Ta´cîlü´l-menfaa, I,282) göre Ebû Hanife (r.a.)´in rivayette bulunduğu Osman b. Raşid´den Süfyan es-Sevrî de rivayet etmiş ve İbn Hibbân onu es-Sikât´mda.zikretmiştir. Dârekutnî´nin nakline göre Aişe bint Acred´den Haccac b. Ertat da rivayet etmiş böylece sözü edilen (haberi ondan nakilde Osman b. Raşid´i desteklemiştir. Bilindiği gibi ken-lisinden iki kişinin rivayette bulunduğu ravi meçhul olmaktan kurtulmak­tadır. Zehebî´nin et-Tecrîd´dt (I, 302) zikrettiği üzere Yahya b. Maîn, Aişe >int Acred´in sahabeden olduğunu söylemiştir. Bu durumda söz konusu ıaber hasen seviyesindedir ve delil olarak kullanılabilir. Ayrıca İbn Sîrîn´in nürsel rivayeti de onu desteklemektedir.[55]

Talha b. Muhammed adalet sahibi bir ravidir. Zehebî´nin belirttiğine ;öre (Mîzânü´i-i´tidâl, l, 479) o, rivayetlerini semâ yoluyla alan Dârekutnî dö-leminin tanınmış âlimlerindendir. Câmiu´l-mesânîd´ dt (11,482) onun adalet ´e güveniliriiğiyle tanındığı ve döneminin önde gelen âlimi olduğu ifade edilmektedir. Muhammed b. Mahled´in güvenilirliği "sika sika meşhur" ;eklinde belirtilmiştir. Târîhu Bağdâd´ta onun hayatı övücü ifadelerle an-atılmaktadır. 331 senesinde vefat etmiştir. İsnad bilgisi açısından dönemin-leki âlimlerin önde geleniydi. Ya´kub ed-Devrakî ve İmam Malik´in tale­plerinden îbn Huzâfe es-Sehmî´den rivayette bulunmuş, kendisinden de >aşta Dârekutnî olmak üzere diğer âlimler rivayette bulunmuştur. (îbn Ha-er, Usânü´l´Mîzân, V, 374) Ali b. İbrahim el-Vâsıtî, Ebü´l-Hüseyin el-Yeşku-î´dir. Buhârî´nin ondan rivayette bulunduğu söylenmiştir. Bağdat´a yer-;şmiş ve Yezid b. Harun ile Vehb b. Cerir b. Hâzim´den rivayette bulun-nuştur. Kendisinden de İbn Ebi´d-Dünya, Begavî, İbn Saîd, Mehâmil, İbn ıbî Hatim ve başkaları hadis rivayet etmişlerdir. İbn Hacer´in zikrettiğine ;öre (Tehzîb, vn,281) onun hakkında Ebû Hatim, "ondan hadis yazdım", Dâ-jekutnî ise "güvenilirdir" demişlerdir. Ebû Halid Yezid b. Harun el-Vâsıtî lüvenilir, rivayetlerinde titiz ve ibadete düşkün bir ravidir. Rivayetleri Kü-İb-i sitte´dc bulunmaktadır, (ibn Hacer, Takrîb, s. 241) Ebû Hanife (r.a.) ise im olduğu sorulmayacak kadar güvenilirliği bilinen bir âlimdir. İsnadda-i diğer raviler hakkında gerekli bilgiler da yukarıda zikredilmiştir. Habe-n konuya delâleti ise açıktır.

154. Ubeydullah b. Musa > Süfyan > Halid el-Hazzâ isnadıyla rivayet edildiğine göre Muhammed b. Şîrîn, Resûiuİlah (s.a.v.)´in cünüplük sebe­biyle yapılan gusülde burna üç defa su verilmesini emrettiğini haber ver­miştir.

Hadisi Dârekutnî rivayet etmiş, Beyhakî ise sahih olduğunu söylemiş­tir.[56]

Yukarıda da zikrettiğimiz üzere Muhammed b. Sîrîn´in mürselleri sahih ve muttasıl hükmündedir. İbn Abbas (r.a.)´in "Cünüplük sebebiyle gusle­derken ağız ve burna su vermeyi unutan kimse ağız ve burna su verir ve na­mazını yeniden kılar" şeklindeki açıklamasının delâleti de söz konusu ha­disteki emrin gereklilik (vücup) ifade ettiğini göstermektedir. Hadiste zik­redilen suyun burna üç defa verilmesi, daha iyi temizlenmesine yöneliktir. Nitekim İbn Ebî Şeybe´nİn Hz. Ömer (r.a.)´den rivayeti de bu durumu des­teklemektedir. Buna göre Hz. Ömer (r.a.), "Guslettiğinde ağzını üç defa yı­ka, bu ağzın daha iyi temizlenmesini sağlar" demiştir. (İbn Ebî Şeybe, el-Mu-sannef, I, 67; Ali el-Muttakî, Kenzü´l-ümmâl, V, 34) Bu rivayetin isnadını bulama­dım ancak ağız ve burna üç defa su vermenin farz olmadığı hususunda ic-mâ bulunmaktadır. Bu da hadiste kastedilenin üç defa değil en az bir defa yıkanması olduğunu göstermektedir.

155. Süfyan es-Sevrî > Yunus b. Ubeyd > Hasan-ı Basrî isnadıyla riva­yet edildiğine göre Resûiuİlah (s.a.v.), "Muhakkak her saçın dibinde cü-nüplük vardır. Bu itibarla her bir saçı yıkayınız, teni temizleyiniz" buyur­muştur.[57]

İbnü´t-Türkmânî´nin befirttiğine göre (el-Cevherü´n-nakî, 1,47) Bu rivayet Hasan-i Basrî´den mürsel olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)´in hadisi veya Ebû hüreyre (r.a.)´in sözü olarak rivayet edilmiştir.

Tespitlerimize göre Abdürrezzak b. Hemmam´ın isnadında yer aian ra-´iler sahih hadis ravileridir. Hasan-ı Basrî´nin mürseilerinin sahih olduğu 3e yukarıda ifade edilmişti. Buna göre o, Ebû Hüreyre (r.a.)´den mevkuf ılarak rivayet edilen sözle de takviye edilmiş sahih bir mürseldir. O, Ebû )âvûd, Tirmizî ve İbn Mâce tarafından muttasıl olarak rivayet edilmiştir. •l-Mişkâfta (1,81) zikredildiği üzere isnadında bulunan Haris b. Vecih hak­anda Tirmizî, "(zabt bakımından) o kadar güçlü bir ravi değildir" demiş-ir. İbn Hacer´in nakline göre (Tehzîb, I, 122) Ya´kub b. Süfyan el-Fesevî m un hakkında, "Basra´lıdır, rivayetlerinde gevşektir" açıklamasını yapmış­ın Daha önce de ifade edildiği gibi muttasıl rivayetle desteklenen mürsel ladis bütün âlimlere göre delildir.

"el-Beşer" kelimesi, cildin dış kısmı, ten anlamına gelmektedir. Ağız ve urun da cildin iç değil dış kısmındandır. Zira onlar derinin altındaki organ-ırdan değillerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.)´in "Teni temizleyiniz" emrinden areketle cünüplük sebebiyle yapılan gusülde ağza su vermenin farz oldu-u sonucuna varmak yerinde bir istidlaldir. Burna su vermenin farz oldu-u ise burunun içinde kıl bulunması sebebiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)´in Her kılın dibinde cünüplük vardır, bütün kılları yıkayınız" sözlerinden çı-arılmaktadır. Aişe bint Acred rivayeti de bu durumu desteklemektedir, ibû Hanife (r.a.)´in rivayet edip amel ettiği hadisin -ki bu onu sahih kabul ttiği anlamına gelir- ravisi Aişe bint Acred´in meçhul olduğu iddiası İbn ıaîn´in ondan iki ravinin rivayet ettiğini ifade etmesiyle ortadan kalk-ı aktadır.

Konuyla ilgili İbn Teymiye´nin el-îmâm´daki açıklaması şöyledir: Bu onuda Ebû Hüreyre (r.a.)´in rivayet ettiği "Bütün kılları yıkayınız, teni ´mizleyiniz" hadisi[58] ile Atâ b. Saib>Zâzân >Ali b. EbîTalib (r.a.) isnadıyla nakledilen "Kim kıl dibi kadar bir yer yıkamayıp cünüp bırakırsa ona (terk edilen yere veya bu yeri yıkamayıp terk eden kişiye) şöyle böy­le (veya şu kadar süre) azap edilir" ve Ebû Zerr´in naklettiği "Ancak su bulunduğunda onu vücuduna döker (gusledersin)" hadisleri delil olarak kullanılmıştır. Ali b. EbîTalib (r.a.) hadisini İbn Mâce ("Taharet", 106) ve Ebû Dâvûd ("Taharet", 98) rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd sıhhatiyle ilgili açıklama yapmamış, İbn Hacer ise et~Telhîsü´l-habîr´de onun sahih oldu­ğunu söylemiştir.[59] Ebû Zerr (r.a.) hadisini ise İbn Mâce dışındaki Sünen müellifleri rivayet etmişlerdir.[60]

el-Bahrü´r-râik´te (1,46) şöyle denilmektedir: Güslün temel şart;, suyu bir defa olsun vücudun her tarafına dökmektir. Suyun değmediği yer iğne ucu kadar az da olsa gusül yapılmış olunmaz. Çünkü Allah (c.c), "Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alınız"[61] âyetinde bedenin tama­mını temizlemek anlamına gelen "tatahhur" fiilini kullanmıştır. Beden ke­limesi ise görüneni-görünmeyeni ile bütün vücudu kapsamaktadır. Sadece suyun ulaşamayacağı yerler bunun dışında kalır.. Suyun zorlukla ulaşabi­leceği yerler de böyledir. Çünkü zorluk doğuran yükümlülükler de imkân­sız olanlar gibi teklif dışı tutulmuştur. Göz içlerine suyun ulaştırılması böy­ledir. Onların yıkanmasında güçlük bulunduğu herkes tarafından bilinmek­tedir. Çünkü göz suyu tutmayan bir yağ tabakasıdir. Bu konuda´ tekellüfe giren ve gusül esnasında gözlerinin içlerini de yıkamaya çaba gösteren İbn Ömer (r.a.) ve İbn Abbas (r.a.) gibi sahâbîlerin gözleri bu yüzden kör ol­muştur. Bu sebeple gusülde sadece yıkanmalarında güçlük bulunmayan ağız ve burnun yıkanması farz olmaktadır. Gerek Kur´an gerekse Hz. Pey­gamber (s.a.v.)´in "Muhakkak her kılın dibinde cünüplük vardır. Bütün kıl­ları yıkayınız, teni temizleyiniz" hadisi bunları kapsam dışı kılacak herhan­gi bir karşı delil olmaksızın ağız ve burun temizliğini kapsamaktadır. Ha­diste zikredilen "el-beşere" kelimesi vücudun dışı anlamındadır.

Abdestsiz kimsenin Kur´an okurken, cünüp kimsenin okuyamaması da cünüplük sebebiyle yapılan gusülde ağzın yıkanmasının farz olduğuna de­lâlet etmektedir. Zikrettiğimiz bütün bilgiler cünüplük sebebiyle yapılan gusülde ağız ve burun temizliğinin farz olduğunu göstermektedir. Bu, İmam Ebû Hanife (r.a.) ve tabilerinin görüşüdür.


4. Guslün Şehvetle ve Dışarı Atılarak Çıkan Meni Sebebiyle Farz Olduğu



156. Ebû Ahmed ez-Zübeyrî > Rezzâm b. Saîd et-Teymî > Cevab et-Teymî > Yezid b. Şerik et-Teymî isnadıyla rivayet edildiğine göre Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: Ben mezisi çok gelen biriydim. Bu durumu sorunca Resûlullah (s.a.v.), "Şehvetle dışarı çıkarsa guslet. Şehvetle çıkmazsa gus­letme" buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, I, 107) Cevab et-Teymî dışındaki ravileri güvenilirdir.

Cevab et-Teymî ise sadûk (doğru sözlü) olmakla birlikte mürciilikle it­ham edilmiştir. İsnad hadisin delil olabileceği seviyededir.

157. Abdurrahman b. Mehdî> Zaide b. Kudâme > Rekîn b. Rebi´ > Hu-sayn b. Kabîsa isnadıyla rivayet edildiğine göre Hz. Ali (r.a.) şöyle demiş­tir: Ben mezisi çok gelen biriydim. Bu durumu sorunca Resûlullah (s.a.v.), "Meziyi gördüğünde abdest al ve erkeklik organını yıka. Su atılarak çıktı­ğında (meni geldiğinde) ise, guslet" buyurdu.[62]

İsnadındaki ravilerin hepsi güvenilirdir. Ebû Dâvûd hadisin sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Onun rivayeti, "Suyu (meniyi) atılarak çıkardığında guslet şeklindedir..[63]

Hadisle ilgili Neylü´l-evtâr´da şöyle denilmektedir: Hadiste yer alan "hazefte" kelimesi atmak anlamındadır. Konuyla ilgili kullanıldığında ise bu, ancak şehvetle erlik suyunun atılması halinde mümkündür. Bundan do­layı İbn Teymiye, "Hadis, meninin hastalık ve ağır kaldırma gibi sebepler­le şehvetsiz gelmesi durumunda guslün farz olmayacağına işaret etmektedir" demiştir.

İkinci hadiste geçen "fadaha" kelimesiyle ile ilgili el-Kâmûs´ta, "fada-ha´l-mâe difkaten: su atılarak fışkırdı" şeklinde ifade edilmek suretiyle onun suyun fışkırması anlamına geldiği söylenmektedir. Gerek bu gerekse bir sonraki hadisin konuya delâletleri açıktır.

Hadisle ilgili es-Siâye´de, (s. 311) şöyle denilmektedir: İmam Şafiî, "Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir" hadisini delil alarak şehvetsiz çı­kan meni sebebiyle de guslün farz olduğu görüşünü benimsemiştir. Zira hadiste şehvet söz konusu edilmemektedir. Hadis temel hadis kaynakların­da yer almaktadır.[64] Mezhep âlimlerimiz bu görüşe farklı şekillerde cevap vermişlerdir. Öncelikle Hz. Ali (r.a.) hadisiyle çelişmemesi için bu hadis­teki suyun (meninin) gelmesi, şehvetle gelmesi şeklinde anlaşılmalıdır. Bu hadiste meninin gelmesi mutlak olarak ifade edilirken Hz. Ali (r.a.) hadi­sinde şehvetle gelmesinden söz edilmektedir. Mutfakm mukayyede göre yorumlanması mezhebinin temel prensiplerinden olan İmam Şafiî´nin bu­rada prensibini uygulamaması anlaşılamamaktadır. İkincisi, Nevevî´nin de ifade ettiği gibi İmam Şafiî´nin delil olarak kullandığı söz konusu hadis sa­habe, tabiîn ve daha sonraki âlimlerin çoğuna göre nesh edilmiştir. Bu ha­dise göre İslâmın ilk yıllarında meni gelmedikçe cinsel organların birleş­mesiyle gusül farz olmamaktaydı. Hadis, söz konusu dönemde guslün cin­sel organların birleşmesiyle değil, meni gelmesiyle farz olduğunu ifade et­mektedir. Ancak daha sonra cinsel organların birleşmesiyle guslün farz ol­ması hükmü getirilmiş ve böylece hadis nesh edilmiştir. Konu detaylarıy­la ileride ele alınacaktır.

158. Hakem b. Amr´ın rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.), "Guslettikten sonra erkeklik organında bir şey gören abdest alsın" buyurmuştur.

Taberânî Mu ´cemü ´l-kebîr´âe (III, 217) rivayet etmiştir. Mecmaü ´z-zevâ-id´de ifade edildiği üzere hadisin isnadında bulunan Bakıyye b. Velid mü-dellistir ve burada da hadisi "an" lafzıyla rivayet etmiştir. Ancak bize gö­re başka rivayetle desteklenen tedlis bir kusur değildir.[65]

Hz. Peygamber (s.a.v.)´in "Guslettikten sonra erkeklik organında bir şey gören" ifadesi şehvetsiz çıkan meninin guslü gerektirmediğine delâlet et­mektedir. Zira hadiste geçen "şey" kelimesi diğerleriyle birlikte meniye de şamildir. "Guslettikten sonra" ifadesinin zahirinden cünüplük sebebiyle yapılan gusül olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda da hadis Ebû Yusuf´un görüşüne delil olmaktadır. Zira İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muham-med´in aksine o, guslün farz olması için meninin hem şehvetle yerinden kopmasını hem de şehvetle dışarı çıkmasını şart koşmaktadır. Buna göre İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muhammed ise guslün farz olması için şehvetle hareket etmesini yeterli görmektedirler. İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muhammed´e göre küçük abdestini bozmadan cinsel ilişki sebebiy­le guslettikten sonra cinsel organında kalan menisi dışarı çıkan kimsenin ye­niden gusletmesi gerekmektedir. Ebû Yusuf´a göre ise cinsel organında ka­lan meni şehvetle çıkmadığı için gusletmeye gerek yoktur. Cünüp kimsenin genellikle küçük abdestini bozduktan sonra gusletmesi sebebiyle İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muhammed söz konusu hadisteki guslü, bu şe­kilde anlamışlardır. Saîd b. Mansur´un Sünen´indç, gusülden sonra erkeklik organından bir şeyler çıkan kimseyle ilgili Hz. Ali (r.a.)´den yaptığı rivayet de bu durumu teyit etmektedir. Buna göre Hz. Ali (r.a.), "Erkeklik organın­dan bir şeyler çıkan kişi gusülden önce idrarını yapmışsa abdest alır, küçük abdestini bozmadan gusletmişse o zaman yeniden gusletmesi gerekir" de­miştir. (Kenzü´l-ummâl, IX, 543) Bu rivayetin isnadını bulamadım. Suyûtî de sıhhati hakkında herhangi bir açıklamada bulunmamaktadır.

Konuyla ilgili el-Bahrü´r-râik´tzki (1,55) açıklama şöyledir: Küçük ab­destini bozduktan, uyuduktan veya bir miktar yürüdükten sonra çıkan me­niden dolayı gusül gerekmediği hususunda icmâ bulunmaktadır. Küçük ab-desti bozmak, uyumak veya bir miktar yürümekle şehvet ortadan kalkaca­ğı için bu, meni değil mezidir. el-Mustasfâ*da zikredildiği üzere başkasının evinde ihtilam olup utanan veya hane halkı hakkında kendisinden şüphe edileceği endişesi taşıyan kimsenin Ebû Yusuf´un görüşüne göre hareket etmesi uygundur. es-Sirâcü"l-vehhâc\a da misafirlikte Ebû Yusuf´un, di­ğer zamanlarda ise İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muhammed´in görüş­lerine göre hareket edilmesinin uygun olacağı ifade edilmektedir.

Bu durum Reddü´l-muhtâf da (i, 661) şöyle açıklanmaktadır: Bu ihtilaf ihtilam olan veya bir kadına şehvetle bakması sonucu menisi yerinden ko­pan kişinin cinsel organını sıkıca tutarak meninin dışarı atılmasına engel ol­ması, şehveti kırıldıktan sonra yavaş yavaş dışarı çıkması hakkında önem arz etmektedir. Zira bu durumda İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muham­med´e göre gusül gerekirken Ebû Yusuf´a göre gusül gerekmemektedir. Erkeklik organında kalan meninin uyumadan veya bir miktar yürümeden gusül aldıktan sonra çıkması durumunda da aynı husus söz konusudur. Er­keklik organını tutamayıp boşalan kimsenin cünüp olduğunda ise ittifak bulunmaktadır. Bu durumda Ebû Yusuf´un görüşüne göre hareket etmek için utanmak veya şüphe endişesi mazeret olarak kabul edilmez. Zira bu durumda Ebû Yusuf guslün gerekmediğini söylememektedir.

159. Mücahid şöyle anlatmaktadır: İbn Abbas (r.a.)´in talebeleri Atâ, Ta­vus ve İkrime ile birlikteydik. İbn Abbas (r.a.) de namaz kılıyordu. Bu es­nada gelen bir adam, "Soruma cevap verecek kimse var mı " diye sordu. Ben, "Sor bakalım" dedim. Adam, "Ben ne zaman idrarımı yapsam, ardın­dan atılan su geliyor" dedi. Biz, "Çocuk dünyaya gelenden mi " diye sor­duk. Adam, "Evet" dedi. Bunun üzerine biz, "Bu durumda gusletmen gere­kir" dedik. Adam bir musibete maruz kalmış gibi "İnnâ lillahi ve innâ iley-hi râciûn" diyerek dönüp giderken İbn Abbas (r.a.) aceleyle namazını ta­mamlayıp selam verdikten sonra, " İkrime! Adamı geri çağır" dedi. Adam gelince İbn Abbas (r.a.) bize dönerek, "Bu adama verdiğiniz cevapla ilgili Allah´ın Kitabından, Resûlullah (s.a.v.)´in sünnetinden veya sahabeden her­hangi bir deliliniz var mı " diye sordu. Biz, "Hayır, bu bizim görüşümüz" dedik. Bunun üzerine İbn Abbas (r.a.), "İşte bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.) ´Şeytana karşı birfakih, bin âbidden daha güçlüdür´ buyurmuştur" dedi. Sonra adama yönelerek, "Bu durumda şehvet duygusu hissediyor mu­sun " diye sordu. Adam, "hayır" dedi. Bu defa İbn Abbas (r.a.), "Vücudun­da zaaf ve gevşeme hissediyor musun " diye sordu. Adam, "Hayır" dedi. Bunun üzerine İbn Abbas (r.a.), "Bu, öylesi bir ıslaklıktır, sadece abdest al­man yeterlidir" dedi. Haberi, Hâkim en-Nîsâbûrî 7an7ı´inde zikretmiştir. Kenzü´l-ummârdo zikredildiği gibi isnadı hasen seviyesindedir.[66]

Söz konusu haberin guslün gerekmesi için meninin şehvetle çıkmasının şart olduğuna delâleti açıktır. Zira İbn Abbas (r.a.) haberde sözü edilen adamla ilgili guslün gerektiğini söyleyene karşı çıkmış ve abdesti yeterli görmüştür. İbn Abbas (r.a.)´in adama, "şehvet duygusu hissediyor mu­sun " diye sorması ona göre şehvetsiz çıkan meninin guslü gerektirmedi­ğini göstermektedir. Bu, Ebû Hanife (r.a.) ve taraftarlarının da görüşüdür. İbn Abbas (r.a.)´in adama, "Vücudunda zaaf ve gevşeme hissediyor mu­sun " şeklindeki sorusu ise, meni çıktıktan sonra erkeklik organında gev­şeme olup olmadığını tespite yöneliktir. Küçük abdesti bozduktan sonra çı­kan meniyi takiben erkeklik organında öncesine göre gevşeme bulunması onda az da olsa bir değişkenliğin varlığına işarettir. Bu ise şehvetin varlı­ğını gösterir. Kâdihân´ın, "Küçük abdesti bozduktan sonra meni gelmesi halinde bakılır; eğer cinsel organ kalkık ise gusül gerekir, uyanık değilse gusül gerekmez" demesi de bundan dolayıdır. Aynı husus el-Bahr´da (1,55) zikredilmektedir. Adamın olumsuz cevap vermesinin doğru anlaşılması bu şekilde mümkündür. Adamın vücudunda zaaf ve gevşeme olmadığını söy­lemesi mutlak olarak alındığında ise doğru değildir. Çünkü ister şehvetle ister şehvetsiz olsun vücuttan meninin çıkması şöyle ya da böyle bir zaafa sebep olur.

İbn Abbas (r.a.)´in, "Bu, öylesi bir ıslaklıktır" açıklaması, bunun sebebi şehvet değil içerdeki bürûdet (soğukluk) mânasına gelmektedir. Bu, "Su (gusül), sudan (meniden) dolayı gerekir" hadisini delil göstererek şehvet­siz gelen meni sebebiyle de guslün farz olduğu görüşünü benimseyen İmam Şafiî ve taraftarları aleyhine bir delildir. Bu görüşün yanlışlığını yu­karıda ortaya koymuştuk.

160. Abdülaziz b. Refî´ > Ebû Seleme b. Abdurrahman isnadıyla nakle­dildiğine göre Abdurrahman, Mücahid ve Atâ şöyle anlatmışlardır: Resû-lullah (s.a.v.)´in huzuruna çıkan Ümmü Süleym (r.anhâ), "Kadın da erkek gibi ihtilam olduğu zaman gusletmesi gerekir mi " dedi. Resûlullah (s.a.v.), "Kadın şehvet hissediyor mu " dedi. Ümmü Süleym (r.anhâ), "Muhtemelen" diye karşılık verdi. Resûlullah (s.a.v.), "Kadın ıslaklık his­sediyor mu " dedi. Ümmü Süleym (r.anhâ), "Belki" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.), "O halde gusletsin" buyurdu. Onunla karşılaşan kadınlar, "Ümmü Süleym (r.anhâ)! Resûlullah (s.a.v.)´e karşı bi­zi rezil ettin" dediler. Ümmü Süleym (r.anhâ), "Böyle bir durumda haram veya helal olanları da soracaktım" diye karşılık verdi.

Kenzü´l-ummâVdt belirtildiği üzere hadisi Saîd b. Mansur Sünen´inde rivayet etmiştir.

İbn Hacer´in ifade ettiği üzere (Takrîb, s. 128) isnadda yer alan Abdüla­ziz b. Refi´ ve Ebû Seleme b. Abdurrahman Kütüb-i siîte´de rivayetleri bulunan güvenilir ravilerdir. Eğer musannifler bir hadisin isnadının bir kıs­mını zikredip bir kısmını zikretmiyorlarsa terk edilen kısım eleştiriden uzak olur. Bu onlar arasında yaygın bir adettir. Buna göre hadis güçlü bir mürseldir. Bize göre de irsal hadise zarar vermez. Hadis Kadın şehvet his­sediyor mu kısmı dışında asıl itibariyle Sünen ve Sahih´terde muttasıl ola­rak bulunmaktadır. Bu kısmın da güvenilir ravinin ziyadesi olduğu anlaşıl­maktadır. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere özellikle başka rivayetlerle desteklenmiş bu tür ziyadeler makbul sayılmaktadır.

Guslün farz olması için meninin şehvetle çıkmasının şart olduğu görü­şünü benimseyen el-Bedâi´ (1,37) müellifi delil olarak bu hadisi zikretmiş ve "meninin şehvetle gelip gelmemesinin hükmü farklı olmasaydı, Hz. Peygamber (s.a.v.)´in kadına bu durumu sormasının bir anlamı bulunmaz­dı" demiştir.

Şöyle bir itiraz yöneltilebilir. Hadis ihtilam hakkındadır. Hanefîlere gö­re ise ihtilam olma durumunda şehvet şartı aranmamakta ve şöyle demek­tedirler: Kişi uyandığında uyluğunda veya yatağında ıslaklık bulur ve bu­nun meni ya da mezi olduğundan şüphe eder fakat ihtilam olduğunu da hatırlayamazsa o kimseye de gusül gerekir. Bu, İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muhammed´in görüşüdür. Ebû Yusuf´a göre ise bu durumda meni olduğu hususunda kesin bir kanaate ulaşmamışsa gusül gerekmez.

Buna cevaben diyoruz ki: Bunun böyle olması İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muhammed´in ihtilam halinde gusül için şehveti şart koşmadık­ları anlamına gelmez. Buradaki ihtilaf, Ebû Yusuf´a göre şüpheli durum­da guslün gerekmeyeceği görüşünü benimsemesi ile İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muhammed´in ihtimali dikkate alarak ihtiyatı tercih etme­lerinden kaynaklanmaktadır. İmam Ebû Hanife (r.a.) ve İmam Muham-med´e göre şehvetsiz meni yoktur. Islaklığın meni olduğunun kesinleşme­si durumunda guslün gerektiğinde ittifak bulunmaktadır. Islaklığın meni veya mezi olduğunda şüphe bulunması durumunda sıcaklık ve havanın meniyi İyice inceltebileceği ihtimalinden dolayı guslü gerekli görmek ih­tiyata daha uygundur. Islaklığın mezi olduğunun anlaşılması ve ihtilamın hatırlanmaması durumunda guslün gerekmediğinde de ittifak bulunmaktadır. İhtilam hatırlanır ve ıslaklığın mezi olduğu kesinleşirse İmam Ebû Ha-nife (r.a.) ve İmam Muhammed´e göre gusül gerekir. Zira ihtilam genel­likle meninin gelmesine sebep olmaktadır. Bu durumda meninin şehvetle çıkma ihtimali de bulunmaktadır. Ancak daha sonra sıcaklık ve hava meni­yi iyice incelteceği için mezi zannedüebilir.

Bunlara ilave olarak el-Bahr´da (I, 56) şöyle denilmektedir: Hz. Pey­gamber (s.a.v.)´in "Kadın şehvet hissediyor mu " sorusunun amacı, ona göre çıkanın meni olup olmadığını tespittir. Çünkü şehvet meni geldiğinin belirtiierindedir. Ümmü Süleym (r.anhâ)´nın "belki" şeklinde ihtimal ifade eder şekilde cevap vermesi üzerine Resûlullah (s.a.v.) gusül yapmasını em­retmiş ve hükmünü görülen ıslaklığa dayandırmıştır. Daha önce detayları zikredildiği üzere mezhebimizin görüşü de bu şekildedir.

Netice itibariyle bize göre ister rüyada isterse uyanıkken olsun şehvet­siz gelen meni sebebiyle gusül gerekmez. Ancak şehvet bulunması ihtima­li durumunda hüküm ihtiyata göredir. Uyku halinde de kesinlik bulunma­sa da şehvet ihtimali söz konusu olduğu için sadece ıslaklığın görülmesiy­le guslün gerekliliğine hükmettik. Görüşümüzün delili, Hz. Peygamber (s.a.v.)´in kadının şehvet hissedip hissetmediğini sorması ve verdiği hükmü görülen ıslaklığa dayandırmasıdır.

Bu hususta el-Hidâye´de "Eğer cünüp olduysanız, boy abdesîi alınız"[67] âyeti delil gösterilerek şöyle denilmektedir: Âyetteki emir cü­nüp olan kadın ve erkeğe yöneliktir. Cünüplük sözlükte, meninin şehvetle çıkması anlamına gelmektedir. Kadına yaklaşarak şehvetle menisi gelen adam için "Ecnebe´r-racül/cünüp oldu" denilmektedir. el-Bahr´da ise âyet zikredildikten sonra "guslün farz olması, meni çıkmasına değil cünüplüğe bağlıdır" denildikten sonra devamla, öyle anlaşılıyor ki istidlal mefhû-mu´ş-şarta[68] göredir" demekte ancak buna cevap vermemektedir.

Bu konuda şöyle denilebilir: Bu, mefhûmu´ş-şarta göre bir istidlal de­ğildir. Hüküm şarta bağlı fakat şart bulunmadığında, hüküm ademi aslî ile yok olur. Bu durumda şartın bulunmayışı, hükmün yokluğunu gerektirmez. Bu, mezhebimizin usulünü bilenlere gizli olmayan bir husustur. Nitekim et-Tenkih´tt, "Bize göre yokluk hükmü bir şeye bağlamakla sabit olmaz.

Aksine hüküm ademi aslî üzerine baki kalır" denilmektedir.

Şafiî mezhebindeki, "Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir" hadi­sinin delil alınarak şehvetsiz çıkan meni sebebiyle de guslün farz olduğu görüşü el-Hidâye´do. şöyle cevaplandırılmaktadır. Hadiste şehvetle çıkan meni kastedilmektedir. Hadis sarihleri de bu şekilde yorumlamışlardır. Zi­ra onların ifade ettikleri gibi bir lafzın umumî üzere alınmasının mümkün olmaması halinde kapsamı dâhilinde olduğu kesin bilinen şeyle tahsisi yo­luna gidilir. Mezi, vedi ve idrardan dolayı guslün vacip olmadığında icmâ bulunması sebebiyle hadiste zikredilen lafzın burada en genel anlamının kastedilerek kullanılması mümkün değildir. Bu durumda hadiste şehvetsiz değil, şehvetle gelen meninin kastedildiği icmâ ile tespit edilmiş demektir. Bu yaklaşımın yerinde olması halinde Ebû Yusuf´un guslün gerekmesi için meninin şehvetle hareket etmesi ve şehvetle çıkması şeklindeki görüşü bu anlayışa tam denk düşerdi. Zira icmâ ile tespit edilen hadisteki en hususî mâna budur. Mamafih bu noktada tercih edilmesi gereken daha önce ifade ettiğimiz üzere hadisin nesh edildiği veya hadisle ihtilâmm kastedildiğidir. Sözünü ettiğimiz hususun varid olduğunu görmüş olmalı ki -Allahu a´lem-İbnü´l-Hümam hadis sarihlerinin yolundan çark etmiş ve şöyle demiştir: Hadiste şehvetle gelen meni kastedilmektedir. Zira hadiste zikredilen "el­ma" kelimesinin başındaki "lam" harfi ahdi zihni içindir. Başka bir ifadey­le Hz. Peygamber (s.a.v.) "mine´l-mâ: sudan dolayı" buyurduğunda muha­tapları bunun şehvetle gelen meni olduğunu bilmekteydiler. İnsanların ço­ğu ömürleri boyunca sözü edilen suyun (meninin) şehvetsiz gelmediğini tecrübe ile bilmektedirler. Kaldı ki meninin şehvetsiz olması olacak bir şey değildir. İbnü´l-Münzir´in nakline göre Hz. Aişe (r.anhâ), "Meni, şehveti gerektiren en büyük sudur ve guslü gerektirir" demiştir. Katâde ve İkri-me´nin de, "meni şehvetsiz çıkmaz" dedikleri rivayet edilmiştir. Tespitle­rimize göre Zeylaî, "Aişe hadisinin "garib" olduğunu, Abdürrezzak es-San´ânî´nin nakline göre Katâde ve İkrime´nin ´erkeklik organından meni, mezi ve vedi olmak üzere üç ayrı sıvı gelir´ diyerek bunu açıkladıklarını ri­vayet ettiğini" (el-Musannef, I, 159) söylemiştir. Buna göre meni, yerinden şehvetle kopan ve çocuğun doğmasını sağlayan erlik suyudur ve guslü ge­rektirir. Mezi, erkeğin hanımıyla oynaşması esnasında çıkan sıvı olup sade­ce erkeklik organını yıkamayı ve abdest almayı gerektirir. Vedi ise, idrarla birlikte veya takiben gelen sıvı olup sadece erkeklik organını yıkamayı ve abdest almayı gerektirir. (İbn Hacer, ed-Dirâye, s. 24) Bize göre özellikle Kur´ân´ın tefsirinde otorite olan Katâde ve İkrime´nin hadislerde geçen garib kelimelerle ilgili açıklamaları dikkate alınması gereken iki âlimdir. Bu durumda Fethü´l-kadir´de zikredilen, "meni şehvetsiz çıkmaz" açıkla­masının isabetliliği ortaya çıkmaktadır.


5. Gusül Esnasında Vücutta Kuru Yer Kalması



161. Abdullah b. Mes´ud (r.a.)´in nakline göre bir adamın cünüplük se­bebiyle yıkanıp vücudunda bilmeden kuru yer bırakan kimsenin durumunu sorması üzerine Resûlullah (s.a.v.), "Sadece kuru kalan yeri yıkayıp nama­zım kılar" buyurdu.

Hadisi Taberânî el-Mu´cemü´l-kebîr´de rivayet etmiştir. Mecmau´z-ze-vâid´de belirtildiğine göre ravileri güvenilirdir. Hadis, "Abdestte Tertibin Farz Olmadığı" başlığı altında zikredilmişti. Hadisin konuya delâleti açıktır.


6. Cinsel Organların Birbirine Temasıyla Meni Gelmese Bile Guslün Gerekeceği



162. Ebû Hureyre (r.a.)´in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Er­kek, kadının dört dalı (kolları ve bacakları) arasına oturur ve onu yorarsa gusül gerekir" (Müslim, "Hayz", 87) buyurmuştur. Matar rivayetinde "meni gelmese de" ilavesi bulunmaktadır,

Nevevî´nin nakline göre hadisle ilgili Kadı Iyaz şöyle demiştir: Hadis­te zikredilen c-h-d fiiline verilecek en uygun anlam "olanca gücünü harca­dı" olmalıdır. Çünkü cehd, çabalamak manasına gelmekte olup harekete ve cinsel ilişkinin biçimine işaret etmektedir. Burada erkeğin harekete geç­mesi ve cinsel ilişkiye başlaması kastedilmektedir. Bu fiil, hareketiyle ka­dını yorgun düşürdü anlamına gelen h-f-z fiili gibidir. Aksi takdirde cinsel ilişkide hangi meşakkatten bahsedilebilir ki

Aynı konuyla ilgili Hz. Peygamber (s.a.v.), (erkek) sünnet mahalli, (ka-dinin) sünnet mahalline değerse gusül gerekir" de buyurmuştur.[69] Alim­ler, bunun sünnet mahallerinin birbirine dokunması manasına değil, erkek­lik organının sünnet mahallinin kadının cinsel organına girmesi anlamına geldiğini söylemişlerdir. Zira kadının sünnet mahalli, cinsel organının en üst kısmında bulunduğu için ilişki esnasında erkeklik organının ona dokun­ması söz konusu değildir. Nitekim âlimler erkeğin cinsel organının kadının cinsel organına girdirmeden sadece sünnet mahalline dokundurmasıyla ka-

|dma da erkeğe de guslün gerekmeyeceğinde icmâ etmişlerdir. Böylece hadişte kastedilen ma´nânın açıkladığımız gibi olduğu ortaya çıkmaktadır. Bi­tiştirmekle aynı hizaya getirmek kastedilmektedir. Nitekim diğer rivayet, "Sünnet mahalleri karşılaşırsa" yani aynı hizaya gelirse şeklindedir.

Konuyla ilgili Fethu´l-bârfde şöyle denilmektedir: Ebû Dâvûd sözü ediien hadisi c-h-d fiilini zikretmeden Şu´be ve Hişam vasıtasıyla Katâ-de´den "(Erkek) Sünnet mahallini, (kadının) sünnet mahalline değdirirse" lafızlarıyla rivayet etmiştir. (Ebû Dâvûd, ´Taharet", 83)[70] Bu, c-h-d fiilinin er­keklik organını kadının cinsel organına sokmak için çabalaması anlamında kullanıldığını göstermektedir. Bize göre Ebû Davud´un isnadı İbn Hacer´in ölçüleri çerçevesinde sahih veya hasendir. Zira o Fethu´l-bârî mukaddime­sinde şöyle demektedir: Söz konusu hadisi, müdeliis ravisinin hadisi semâ yoluyla aldığını ve ravinin hadisi hocasından hafızası zayıflamadan önce işittiğini göstermek gibi metin ve isnadla ilgili ek bilgiler vermek amacıy­la Müsned, Cami, Müstahrec, Fevâid, Cüz türü eserlerden sahih veya ha-sen olmaları şartıyla tekrar araştırdım ve onları burada zikrediyorum.

Fethu´l-bârVdt hadisle ilgili şu bilgiler de verilmektedir: İmam Müs­lim´in Matar el-Verrâk > Hasan isnadıyla rivayetinin sonunda "Meni gel­mese de" ziyadesi bulunmaktadır. Bu ilave Katâde rivayetinde de vardır. Nitekim İbn Ebî Hayseme´nin Tarihimde Affan > Hemmâm Ve Ebân > Ka­tâde isnadiyla rivayetinin sonunda "Meni gelsin veya gelmesin" ilavesi bu­lunmaktadır. Bu kısmı Dârekutnî de Ali b. Sehl > Affan isnadıyla (Dârekutnî, Sünen, 1,113) rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. Aynısını Ebû Dâ­vûd et-Tayâlisî de Hammad b. Seleme > Katâde isnadıyla rivayet etmiştir.

163. Hz. Aişe (r.anhâ)´nın rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur: "Erkek, kadının dört dalı (kolları ve bacakları) arasına oturur ve (kadın ile erkeğin) sünnet mahalleri bitişirse gusül gerekir." (Müslim, "Hayz", 88)

Hadisin konuya delâleti açıktır.

164. Ebû Bekir b. Ebî Şeybe´nin Ebû Muaviye > Haccac > Amr b. Şu-ayb > Babası > Dedesi isnadıyla nakline göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur: "(Kadın ile erkeğin) sünnet mahalleri bitişir ve erkeğin cinsel organı kadının cinsel organına haşefe miktarı girerse gusül gerekir. "[71]

Hadisi Ahmed b. Hanbel, Ebû Muaviye > Haccac isnadiyla rivayet et­miştir. (Kenzü´l-ümmâl, I, 3) Ahmed b. Hanbel´in Müsned´\nâ& bulunan ha­dislerin tamamı makbuldür. Ondaki zayıf hadisler biie hasen seviyesine ya­kındır. Ebû Bekir b. Ebû Şeybe ve Ebû Muaviye Muhammed b. Hazim Kü-tüb-i siîte ravilerindendir. Haccac b. Ertat ise İmam Müslim´in ravilerin-dendir. Nesâî ve diğer âlimler onun zayıf ravilerden tedlis yaptığını söyle­mişlerdir. İbn Hacer de onu müdellis raviler arasında zikretmekte ve sadûk (doğru sözlü), çok hatası bulunan ve tedlis yapan bir ravi olarak nitelemek­tedir. (İbn Hacer, Takrîb, s. 35) İbn Hacer´in Haccac b. Ertat hakkında Tehzîb´tt (II, 197-198) verdiği bilgiler ise şöyledir: İbn Ebî Hayseme´nin nakline gö­re onun hakkında İbn Maîn, "sadûk (doğru sözlü), pek kuvvetli değil, Amr b. Şuayb´dan rivayetlerinde tedlis yapmaktadır"; Ebû Zür´a, "sadûk (doğ­ru sözlü), tediis yapmaktadır"; İbnü´l-Mübarek, "tedlis yapmaktadır, Amr b. Şuayb´ın hadislerini metruk ravilerden Muhammed b. Ubeydullah el-Azremî vasıtasıyla rivayet ederdi" açıklamalarını yapmışlardır. Onun bir ri­vayeti Buhârî´de Kitabü´1-ıtk bölümünde mütabaat amacıyla muallak ola­rak yer almıştır. Onun hakkında Bezzâr, "hadis hafızı müdellis bir ravidir, kendini beğenen bir kimseydi, Şu´be onu överdi" açıklamasını yapmıştır. Zehebî´nin onun hakkında "onun en zayıf noktası tedlis yapmasıdır, ilim ehline yakışmayan yönleri bulunmaktadır" dediğini kendi el yazısından okudum.

Bütün âlimlere göre zayıf ravilerden irsal ile tedlisin hükmü ravinin cerh edilmesidir. Tedrîbü´r-ravfde zikredildiği üzere meşhur rivayete gö­re İmam Malik, Ebû Hanife (r.a.) ve yine meşhur rivayete göre Ahmed b. Hanbel mürselin sahih olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Müellif de Şer-hu´l-mühezzeb´de, "İbn Abditber ve diğer âlimler bunu irsal yapan ravinin zayıf ravilerden rivayetten sakınmamasıyla sınırlamışlardır. Eğer böyle de­ğilse reddedilmesi hususunda ihtilaf yoktur" demiştir.

İbnü´İ-ArabîTirmizî şerhinde, "İmam Malik sadece Medine âlimlerinin mürsellerini kabul etmektedir" açıklamasını yapmaktadır. Nuhbetü´l-fi-ker´dt ise, "Ebû Bekir er-Râzî Hanefîlerden ve Ebü´l-Velid el-Bacî Mali-kîlerden hem güvenilir hem de zayıf ravilerden mürsel rivayette bulunan ravinin mürsellerinin ittifakla kabul edilmediği naklinde bulunmuşlardır" denilmektedir. Bize göre hadisi semâ ve kıraat yollarıyla aldığına delâlet eden haddesenâ ve ahberenâ fafızlarıyla rivayet etmedikçe Haccac b. Er-tat´ın rivayetlerinin delil olamayacağında herhangi bir şüphe yoktur. Ancak biz burada Suyutî´nin yukarıda zikredilen prensibini esas almaktayız.

Amr b. Şuayb hakkındaTirmizî Sünen´mde ("Salât", 123) şu bilgileri ver­mektedir: Amr b. Şuayb, Amr b. Şuayb b. Muhammed b. Abdullah b. Amr b. As´tır. Buhârî, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye ve diğer âlimlerin onun rivayetini delil olarak kullandıklarını gördüğünü söylemiştir. Buhârî ayrıca Şuayb b. Muhammed´in Abdullah b. Amr´dan hadis işittiğini de ifa­de etmiştir. Tirmizî de onun hakkındaki görüşünü, "Amr b. Şuayb´ın zayıf olduğunu ileri sürenler dedesinin sahifesinden rivayette bulunduğunu ge­rekçe göstermişlerdir. Böylece onlar Amr b. Şuayb´ın rivayet ettiği hadis­leri dedesinden işitmediğini ifade etmek istemişlerdir" şeklinde açıklamış­tır. İbn Hacer ise onu sadûk (doğru sözlü) olarak nitelemiştir. (Takrîb, s. 159) Bize göre onun hakkında Buhârî gibi bir otoritenin onun rivayetlerinin de­lil olabileceğini söylemesi yeterlidir. Daha Önce de ifade edildiği gibi böy­lesi durumlarda ravi hakkındaki ihtilaf onu rivayetlerine zarar vermez.

165. Hz. Aişe (r.anhâ)´nın rivayetine göre Resûluilah (s.a.v.), "Sünnet mahalli sünnet mahallini aştığında gusül gerekir" buyurmuştur.

Hadisi Tirmizî rivayet etmiş ve hasen-sahih olduğunu söylemiştir. (Tir­mizî, "Taharet", 80)[72]

Hadisin konuya delâleti açıktır. Hadis, âlimlerin "gusül erkeğin cinsel organının kadının cinsel organına girmesiyle gerekir" şeklindeki görüşleri­ni açık bir şekilde ifade etmektedir.

Konuyla ilgili sözü edilen hadislere muarız rivayetler de bulunmaktadır. Burada onları da zikredip hadisler arasındaki ihtilafı gidermek ve hangisi­nin esas alınacağını ortaya koymak gerekmektedir.

es-Siâye´Ğe zikredildiğine göre Suyutî el-Ezhârü´l-mütenâsire fi´l~ah-bârVl-mütevâtire isimli eserinde "Su (gusül) sudan (meniden) dolayı ge­rekir" hadisini zikretmektedir. Hadisi Müslim, Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)´den; Ahmed b. Hanbel, Übey b. K´ab, Rafı´ b. Hadîc, Rifaa b. Rafı´, İtban el-Ensârî ve Ebû Eyyüb (r.a.)´den; Bezzâr,[73] Abdurrahman b. Avf, Cabir b. Abdullah, Abdullah b. Abbas ve Ebû Hüreyre (r.a.)´den; İbn Şa­hin İse en-Nasih ve´l-mensuh´da Enes b. Malik (r.a.)´ten rivayet etmişler­dir. (Müslim, "Hayz" 80; Ahmed b. Hanbel, IV, 143, 342; V, 115, 416, 421) Bu hadi­sin konuyla ilgili delil olduğunu söyleyenlere verilecek cevap onun men-suh olduğudur. Nitekim Tirmizî´nin Übey b. Ka´b´dan rivayet ettiği, "Re-sûlullah (s.a.v.) İslâm´ın ilk yıllarında (meni gelmeden) yıkanmamaya mü­saade etmekteydi. Daha sonra isa (guslü emretti) bu ruhsatı kaldırdı"[74] şeklindeki haber de buna delâlet etmektedir. Tirmizî hadisi hasen sahih olarak nitelemiştir. Bu haber guslün meniden dolayı gerektiği hükmünün İslâm´ın ilk yıllarında uygulandığını daha sonra ise nesh edildiğini göster­mektedir. Ayrıca haber başta Übey b. Ka´b (r.a.) ve Rafi´ b. Hadîc (r.a.) ol­mak üzere daha başka birçok sahâbîden rivayet edilmiştir.

Diğer bir rivayet Rafi´ b. Hadîc (r.a.) hadisidir. Neylü´l-evtâr´da. (1,216) da zikredildiği gibi hadis Ahmed b. Hanbel tarafından rivayet edilmiştir. Buna göre Rafi´ b. Hadîc (r.a.) şöyle anlatmıştır: Ben cinsel ilişki halinde tam eşimin üzerinde iken Resûlullah (s.a.v.) beni çağırdı. Henüz meni gel­meden cinsel ilişkiyi bırakarak yıkandım ve bu durumu Resûlullah (s.a.v.)´e anlattığımda, "Gusletmen gerekmezdi, Su (gusül) sudan (meni­den) dolayı gerekir" buyurdu. Rafi´ b. Hadîc (r.a.) sözlerine devamla, "Da­ha sonra Resûlullah (s.a.v.) böyle bir durumda meni gelmese bile yıkanma­mızı emretti" demiştir. Neylü´l-evtâr´da Hazimî´nin hadisin hasen olduğu­nu söylediği de nakledilmektedir. Ancak bu tartışmaya açıktır. Zira hadisin isnadında bulunan Rişdin b. Sa´d hasen hadis ravilerinden olmadığı gibi isnadda meçhul bir ravi de yer almaktadır. îsnadda yer alan "Rafi´ b. Ha-dîc´in oğullarından biri" ifadesi isnadda meçhul bir ravinin bulunduğuna delâlet etmektedir. Bunlar hadisin hasen değil zayıf olduğunu göstermek­tedir. Ancak biz yaptığımız araştırmada Suyutî´nin yukarıda sözü edilen prensibine göre hadisin "makbul" olduğu sonucuna vardık. Alimlerin ço­ğuna göre Rişdîn b. Sa´d zayıf kabul edilse de Heysem b. Harice onun gü­venilir olduğunu söylemiştir. (İbn Hacer, Tehzîb, III, 277) Daha önce de defa­larca ifade edildiği üzere ravi hakkındaki bu tür ihtilaf onun güvenilir ol­masına zarar vermez. İsnadda meçhul ravi bulunduğu iddiası hakkında da şunları söylemeliyiz. Zeylaî´nin Nasbu´r-râye´de. (1,44) zikrettiğine göre bu hususta İbn Teymiye, "Hafız Silefî´nin aslında Rafi´ b. Hadîc (r.a.)´in oğlunun isminin zikredildiğini gördüm" demiş ve hadisin senedini Rişdin b. Sa´d > Musa b. Eyyüb (r.a.) > Sehl b. Rafi´ b. Hadîc > Rafi´ b. Hadîc (r.a.) olarak açıklamıştır. Ancak ben ravilerle ilgili kitaplarda onun hakkın­da bilgi bulamadım. Bu durumda hadisin Suyutî´nin yukarıda sözü edilen prensibine göre "makbul" olduğu sonucuna vardık. Özellikle aynı konuda Übey b. Ka´b (r.a.) hadisinin de bulunması görüşümüzü desteklemektedir.

Başka bir rivayet Müslim´in Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)´den rivayet ettiği hadistir. Buna göre Resûlullah (s.a.v.) ensardan birinin yanına uğrayıp onu çağırttığında adam başından su damlayarak çıktı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.), "Galiba sana acele ettirdik" buyurdu. Adamın, "Evet" diye cevap vermesi üzerine ise Hz. Peygamber (s.a.v.), "Aceleyle yarıda bırakır veya meni gelmeden şehvetin kırılır ve ilişkiyi bitirmeden sonlandır ir san sana gusül değil sadece abdest gerekir" buyurdu. (Müslim, "Hayz", 83) Bu hadis hakkında verilecek cevap da onun nesh edildiği hususudur. Nitekim Müs­lim´in Hz. Aişe (r.anhâ)´dan rivayetine göre kendisi de orada bulunduğu bir esnada adamın biri hanımıyla cinsel ilişkide bulunup şehveti kırıldığı için meni gelmeden ilişkiye son veren kimseye gusül gerekip gerekmedi­ğini sordu. Resûlullah (s.a.v.) de, "Sununla ben, ikimiz bunu yapıyoruz sonra da yıkanıyoruz" buyurdu. (Müslim, "Hayz", 89)

İlgili olduğu olaydan dolayı "Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gere­kir" hadisinin ihtiiam hakkında olduğunu söylemek mümkün değildir. Zi­ra olayı Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) şöyle anlatmaktadır: Pazartesi günü Resû­lullah (s.a.v.) ile birlikte Küba´ya gitmek üzere yola çıktım. Salim oğulla­rının bulunduğu yere geldiğimizde Resûlullah (s.a.v.) Itban´ın kapısı önüne durarak ona seslendi. Itban elbisesini sürükleyerek çıktı. Resûlullah (s.a.v.), "Adama acele ettirdik galiba!" buyurdu, İtban, "Hanımıyla cinsel ilişkide iken acele ettirildiği için menisi gelmeden bırakan kimseye ne ge­rekir " diye sordu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) "Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir" buyurdu. (Müslim, "Hayz", 80) Nasbu´r-râye´de (i, 40) hadisin oluşum şekli İbn Abbas (r.a.)´in "Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir" hadisinin ihtilam hakkında olduğu görüşünün isabetsizliği­ni ortaya koymaktadır" denilmektedir. Tespitimize göre Fethu´l-bârfde (I, 339) İbn Ebı Şeybe (el-Musannef, I, 89) ve başka âlimlerin sahih veya hasen bir isnadla İbn Abbas (r.a.)´iiı Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir hadisinin ihtilam hakkında olduğunu söylediğini rivayet ettikleri kaydedil­mektedir.

166. Haris b. Nebhan > Muhammed b. Ubeydullah > Amr b. Şuayb > Babası > Dedesi isnadıyla rivayet edildiğine göre, "Guslü gerektiren ne­dir " sorusuna Hz. Peygamber (s.a.v.), "(Kadın ile erkeğin) sünnet mahal­leri buluşur ve erkeğin cinsel organı kadının cinsel organına haşefe mik­tarı girerse meni gelse de gelmese de gusül gerekir" şeklinde cevap ver­miştir. (Ahmed b. Hanbel, II, 178, 247,470)

Zeylaî´nin nakline göre (Nasbu´r-râye, i, 44) söz konusu hadisi Ebû Mu­hammed Abdullah b. Vehb Müsned´inde rivayet etmiştir. Onun isnadında kişilik olarak iyi biri olmasına rağmen âlimlerin zabt bakımından tenkit et­tikleri Haris b. Nebhan bulunmaktadır. İbn Adiy onun hadislerinin yazıla­bileceğini söylemiştir, (bk. ibn Hacer, Tehzîb, II, 158) Âlimlerin çoğu kitapları­nı kaybetmesi sebebiyle hadisin isnadında bulunan Muhammed b. Abdul­lah el-Azremî´nin de zayıf olduğunu söylemişlerdir. Ancak sadece güveni­lir ravilerden hadis alan Şu´be b. Haccac ondan hadis rivayet etmiştir, (ibn Hacer, Tehzîb, IX, 322) Bize göre onu destekleyen başka rivayetler de bulun­ması sebebiyle hadis hasen seviyesindedir.

İbn Hacer hadisi ed-Dirâye´dz (s. 22) naklederek şöyle demiştir: Abdül-hak da hadisi zikrederek isnadının son derece zayıf olduğunu söylemiştir. Bununla o isnaddaki Haris b. Nebhan´ı kastetmektedir. Ancak o hadisi ri­vayette tek kalmamış, Taberânî de onu Ebû Hanife > Amr b. Şuayb isna­dıyla Mu´cemü´l- evsafta rivayet etmiştir.[75] İbn Hacer´in bu açıklaması, bizim "başka rivayetlerle de desteklenmesi sebebiyle hadis hasen seviye­sindedir" şeklindeki görüşümüzü teyit etmektedir. Ahmed b. Hanbeî ve İbn Mâce´nin nakillerine göre (Ahmed b. Hanbel, II, 178; İbn Mâce, "Taharet", 111)[76] Haccac b. Ertat, Amr b. Şuayb > Babası > Dedesi isnadıyla rivayet­te Muhammed b. Ubeydullah´a mütabaat etmiş, ancak o, "ğâbet el-haşefe: haşefe miktarı girerse" yerine daha önce geçtiği üzere "tevâret el-haşefe" lafızlarıyla rivayet etmiştir. Bu isnadın Haccac b. Ertat dışındaki ravileri güvenilirdir. Haccac b. Ertat ise müdellistir ve burada hadisi "an" sigasıy-la rivayet etmiştir. Saîd b. Mansur ise söz konusu hadisi Ebû Hüreyre (r.a.)´den "Erkeklik organının yuvarlak kısmı (başı) girerse gusül gerekir" lafızlarıyla rivayet etmiştir.[77] Aynı rivayet isnadsız bir şekilde Kenzü´l-um-mâVda (V, 132) da bulunmaktadır. Biz onu diğer rivayetleri desteklemesi amacıyla burada zikrettik. Netice itibariyle erkeğin cinsel organının kadının cinsel organına haşefe miktarı girmesi durumunda gusül gerekir. Bu husus­ta Hz. Ömer (r.a.) zamanında icmâ gerçekleşmiştir.

167. Abdullah b, Muhammed es-Saffâr et-Tüsterî > Yahya b. Gayİan > Abdullah b. Büzey´ > Ebû Hanife > Amr b. Şuayb > Babası > Dedesi isna-dıyia rivayet edildiğine göre sahabeden biri, "Su (gusül) sadece sudan (me­niden) dolayı gerekmez mi " diye sorması üzerine Resûlullah (s.a.v.), (Ka­dın ile erkeğin) sünnet mahalleri bitişir ve erkeğin cinsel organı kadının cinsel organına haşefe miktarı girerse meni gelsin veya gelmesin gusül ge­rekir buyurdu.

Zeylaî´nin belirttiği üzere hadisi Taberânî rivayet etmiştir. Tespitleri­mize göre ravileri hasen hadis raviieri seviyesindedir. Mîzânü´l-i´tidaVdt zayıf olduğu zikredilmediğine göre Taberânî´nin hocası güvenilir bir ravi-dir. Yahya b. Gaylan er-Râsibî et-Tüsterî´yi ise İbn Hibbân es-Sikâfmd& zikretmektedir, (ayrıca bk. İbn Hacer, Tehzîb, XI, 264) İbn Hacer´in Lisânü´l-Mî-zân´da (in, 263) zikrettiği üzere Abdullah b. Büzey´ hakkında Dârekutnî, "leyse bi´1-metrûk: terk edilmesi gerekenlerden değildir", es-Sâcî ise, "leyse bi´1-hucce: rivayetleri delil olarak kullanılmaz" demişlerdir. Bize göre bu, onun zabt bakımından gevşek bir ravi olduğunu ifade etmektedir. Dârekutnî´nin, "leyse biM-metrûk: terk edilmesi gerekenlerden değildir" ifadesi ta´di! lafızlarındandır. Hadis hafızlarından Talha b. Muhammed´in Müsnea" indeki rivayete göre Carûd b. Yezid ve Ebû Abdurrahman el-Mukrî mütabaat etmişler ve onlar da hadisi Ebû Hanife (r.a.) vasıtasıyla nakletmişlerdir. (bk. Câmiu´l-mesânîd, I, 257) Hadisin isnadındaki diğer ravi-İerİ ise araştırmaya bile gerek yoktur. Bu durumda hadis, hasen seviyesin­dedir.

168. Ebû Hanife > Avn b. Abdullah > Şa´bî isnadıyla rivayet edildiğine göre Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: "Mehir gerektirir, tahlilde üç talakın mevcut halini yıkarak eski hale çevirir, iddet gerektirir fakat bir sa´ su bile gerektirmez öyle mi "[78] (Câmiu´l-mesânîd, I, 257) Haberi İmam Muhammed el-Asâr´mda rivayet etmiş ve bunu "(erkeğin) sünnet mahalli, (kadının) sünnet mahalli ile buluştuğunda meni gelse de gelmese de gusül gerekir" şeklinde açıklamıştır. Tespitlerimize göre ravüerinin hepsi güvenilirdir. Şa´bî´nin Hz. Ali (r.a.)´den hadis işittiği ise ihtilaflıdır. Ancak bu haberin sıhhatine zarar vermez. Zira İbn Hacer´in de (Tehzîb, V, 67) açıkça ifade etti­ği üzere Şa´bî´nin mürselleri sahihtir.

Bitirilmemiş ilişkiden de guslün gerektiği hususunda icmâ bulunmak­tadır. Bu hususu Tahâvî´nin rivayeti açıklamaktadır. Tahâvî´nin Ravh b. Fe-rec > Yahya b. Abdullah b. Bükeyr > Ma´mer b. Ebî Habîbe > Ubeydullah b. Adiy b. Hıyar isnadıyla rivayetine göre sahabe cünüplük sebebiyle gu­sül konusunu Hz. Ömer (r.a.)´in yanında müzakere etmişlerdir. Sahabenin bir kısmı, "(erkeğin) sünnet mahalli, (kadının) sünnet mahalli ile buluştu­ğunda gusül gerekir", diğerleri de "Su (gusül) sudan (meniden) dolayı ge­rekir" görüşünü iieri sürmüşlerdir. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.), "siz Be­dir savaşına katılan hayırlı kimseler olduğunuz halde.ihtilaf ettiniz, sizden sonra gelen insanların durumu ne olacak " dedi. Hz. Ali (r.a.), "Ey Mü´minlerin Emiri! İstersen birini bunu öğrenmek üzere Hz. Peygamber (s.a.v.)´in hanımlarına gönder" teklifinde bulundu. Hz. Ömer (r.a.), durumu öğrenmek üzere Hz. Aişe (r.anhâ)´ya birini gönderdi. Hz. Aişe (r.anhâ), ´(erkeğin) sünnet mahalli, (kadının) sünnet mahalli ile buluştuğunda gusül gerekir" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.), "Bundan sonra ´Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir´ görüşünden söz edeni işitirsem cezalandırırım" dedi. (Tahâvî, Şerhu meâni´l-âsâr, I,59) Bunu nakleden Ta-hâvî, "Hz. Ömer (r.a.) bunu sahabenin huzurunda ilan etmiş herhangi biri de ona karşı çıkmamıştır" açıklamasını yapmaktadır.. (Ayrıca bk. Aynî, Umde, II, 77)

Tespitlerimize göre söz konusu haberin isnadında bulunan ravilerin hepsi de güvenilirdir. Bu hususta tabiîn ve daha sonraki dönemlerde de ic­mâ bulunmaktadır. Nitekim bununla ilgili Aynî´nin açıklaması şöyledir: Guslün gerekli olması meninin gelmesine bağlı değildir. Aksine erkekük organı kadının cinsel organına haşefe miktarı girmesi durumunda meni gel­se de gelmese de gusül gerekir. Bu hususta günümüzde herhangi bir ihti­laf bulunmamaktadır. Konuyla ilgili ihtilaf İslâm´ın başlangıcında söz ko­nusuydu. (Aynî, Umde,11,69) İbn Kudâme´nin açıklaması ise şöyledir: Erkek­lik organının kadının cinsel organına haşefe miktarı girmesi guslü gerekti­rir. Cinsel organa arkadan veya önden girmesi, organın insan veya hayva­na ait olması, ölü veya diri olması, isteyerek veya zorlamayla olması, uy­kuda veya uyanıklık halinde olması guslü gerektirmesi açısından herhangi bir fark yoktur. (el-Muğnî, II, 76) el-Bahr´dakı (I, 58) açıklama ise şöyledir: Meni gelmese bile erkeklik organının kadının cinsel organına girmesiyle guslün gerekeceğine dair sünnet ve icmâ delili daha önce geçmişti. Bu, kü­çükleri ve hayvanları da kapsamaktadır. İmam Şafiî de bu görüştedir. An­cak bize göre bunun dübür ve hayvanlara şamil olduğu söylenemez. Zira konuyla ilgili hadisler erkeğin sünnet mahallinin kadının sünnet mahalline girmesinden veya erkeğin cinsel organının haşefe miktarı girmesinden bah­setmektedir. Bunun dübürden sünnet mahallerinin birleşmesine veya hay­vanlarla cinsel ilişkiye de şamil olduğu düşünülemez. Bu durumlarda gus­lün gerektiği hadislerle değil kıyas yoluyla tespit edilmiştir. Biz söz konu­su hadislerin çocuklarla ilgili olduğunu da düşünmemekteyiz. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)´in konuyla ilgili açıklamaları "Erkek, kadının dört dalı (kolları ve bacakları) arasına oturur ve (erkek) sünnet mahallini, (kadının) sünnet mahalline girdirirse gusül gerekir" şeklindedir. Şu halde guslü ge­rektiren durum, erkeklik organının kadının cinsel organına normal yoldan girmesidir. Burada söz konusu edilen meşru cinsel ilişki için yetişkin ka­dının cinsel organıdır. Hadislerde bahsedilenle ilgili ilk akla gelen budur. Zira hadiste zikredilen "el-hitâneyn: sünnet mahalleri" kelimesinin başın­daki cins ve kapsamlılık ifade etmesi söz konusu olmayan "eİif-Jam" takı­sı bilinen bir şeyden bahsedildiğine delâlet etmektedir. Aksi takdirde sünnet mahallerinin birleşmesiyle çocuklarda da gusül gerekirdi. Halbuki bu­nu ileri süren herhangi bir âlim bilinmemektedir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) sözü edilen açıklamaları yaptığında zihinlerde canlanan akıl baliğ olmuş erkek ve kadının sünnet mahalleriydİ. Buluğ ça­ğına girmek üzere olan erkek ve kız çocuklarının (mürahik ve mürahika) durumu da aynıdır. Bu vasıflara sahip erkeğin sünnet mahallinin kadının cinsel organına girmesi durumunda gusül gerekmektedir. Dübür, hayvan­ların cinsel organları, ölü kadının cinsel organı ve cinsel ilişkiye uygun ol­mayan küçük kız çocuklarının cinsel organları ise adeten cinsel ilişki ama­cıyla kullanılmamaktadır. Bu sebeple de sözü edilen hadislerde bunlarla cinsel ilişkide bulunma durumunda guslün gerektiğine dair bir delâlet bu­lunmamaktadır. Ancak "Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir" hadi­sinde ifade edildiği üzere meni gelmesinin hakikaten veya erkeklik orga­nının şehvet mahalline haşefe miktarı girmesiyle hükmen gusİün gerekme­si sebebiyle biz, dübür yoluyla cinsel ilişkide bulunulması durumunda fa­il ve mefule ihtiyaten guslün gerektiğini söylemekteyiz. Nitekim "Erkek, kadının dört dalı (kollan ve bacakları) arasına oturursa (meni gelsin veya gelmesin) gusül gerekir" hadisi de buna delâlet etmektedir. Sonuç itibariy­le sebep açısından erkekle dübürden cinsel ilişki de böyledir. Zira önden cinsel ilişkide guslü gerektiren erkeğin sünnet mahallinin kadının cinsel organına girmesi olduğu gibi bu.durumda guslü gerektiren de meni gelme­sidir. Nitekim bu işi yapan günahkarların amacı da kadının cinsel organın­dan elde ettikleri şehvete bu yolla ulaşmaktır. Üç mezhep imamı ile mez­hebimiz imam-i Ebû Hanife (r.a.)´in Önde gelen iki talabesi bu durumda had cezasının gerektiğine hükmetmişlerdir. Haddi gerektiren bu durumun guslü gerektirmesi ise daha önceliklidir.

Ebû Hanife (r.a.) bu durumda had olmayacağını da gusül gerekeceğini de ihtiyaten benimsemiştir. Ancak insanı hayvanla bir tutmanın ve her ko­nuda ihtiyatlı davranmanın zorlama olduğu açıktır. Nitekim üç mezhep imamına göre de hayvanla cinsel ilişkinin cezası ta´zir, erkeğin erkekle ilişkisinin sonucu ise had cezasıdır. Bize göre ölü kadınla veya uygun ol­madığı halde küçük kız çocuğuyla cinsel ilişki adeten şehvetin tatmini için uygun olmamaları sebebiyle meni gelmedikçe guslü gerektirmezler. Böy­lece Fethu´l-kadir´dz (1,56) söz konusu edilen, "(Kadın ile erkeğin) sünnet mahalleri buluşur ve erkeğin cinsel organı kadının cinsel organına haşefe miktarı girerse gusül gerekir" hadisinin zahiri erkeğin cinsel organının haşefe miktarı girmesi durumunda buluğ çağına ermeyen kız çocuğu ve ölü ile cinsel ilişki sebebiyle de guslün gerekeceğini ifade etmektedir. Mezhe­bimiz âlimleri ise meni gelmedikçe guslün gerekmeyeceği görüşünü be­nimsemişlerdir. Ancak bu hadisi başlangıçta bir manaya tahsis anlamına gelmektedir" şeklindeki açıklama geçerliliğini kaybeder. Zira bilindiği gi­bi cinsel ilişkide ilk akla gelen kadının cinsel organı yoluyla yapılması ol­duğu için hadis, buluğ çağına ermeyen kız çocuğu ve ölü ile cinsel ilişkiyi kapsamamaktadır. Hadisin bunları kapsadığı kabul edilse bile mezhebimiz âlimlerinin yaptığı hadisi başlangıçta kıyas yoluyla tahsis etmek değil, ha­disteki illeti uygulamaktır. Hocalarımızın "guslü gerektiren hakikaten veya hükmen meni gelmesidir" şeklindeki açıklamaları illeti uygulamakla ilgi­lidir. Başka bir deyişle umumilik ifade eden lafzın delâleti zannî ise onun başlangıçta kıyas yoluyla tahsisi mümkündür. Delâleti kesin olsa da sübu-tu zannî olduğu için bizim yaptığımız da aynı uygulamadır. (et-Bahr, I, 59)

Nevevî Şerhu´l-Mühezzeb´de şöyle demektedir: Yaşlı, kör, abraş, kötü-rüm son derece çirkin bir kadınla cinsel ilişkide bulunulması durumunda ittifakla gusül gerektiği halde onunla adeten zevk almak istenmeyeceği için size göre gusül gerekmemesi gerekir. Buna şöyle cevap verilebilir. Biz, çirkin kadınla cinsel ilişkiden zevk alınmayacağı görüşüne katılma­maktayız. Nitekim İmam Şafiî´nin şehvet duygusu uyandırmayan küçük kız çocuğuna değil de çirkin (yaşlı) kadına dokunmaktan dolayı abdest al­mayı gerekli görmesi de buna delâlet etmektedir. Yaşlı bir adamın yaşlı bir kadını öptüğünü gördüğünde İmam Şafiî, "her malın bir alıcısı olur" demiş­tir. Sizin dediğinizi kabul etsek bile bir kadında bu kadar çirkin vasıflar na­dirdir. Nadire ise itibar edilmez. (el-Bahr, 1,59)

Mezhebimiz âlimleri konuyla ilgili söz konusu hadislerin kadın ile er­keğin çırılçıplak birbirlerine temasının abdesti bozacağına dair delil olduğu­nu söylemişlerdir. Bunu şöyle açıklamak mümkündür. Din, erkeklik orga­nının kadının cinsel organına girmesini meni gelmesi gibi kabul etmiştir. Zira bu durum genellikle meninin gelmesine sebep olmaktadır. Havanın sı­cak olması onu kuruttuğu veya oynaşma esnasında olunduğu için fark edil­mese de kadınla oynaşmak da genellikle mezi gelmesine sebep olmaktadır. Meni çıkmasına sebep olan onun hükmünde kabul edilip guslü gerektirdi­ği gibi genellikle mezi çıkmasına sebep olan durum da onun hükmünde ka­bul edilir ve abdest almayı gerektirdiğine hükmedilir. Özellikle ihtiyatı ge­rektiren yerlerde sebebin müsebbep yerine konulması bilinen bir husustur.

Nitekim evlilik yoluyla evlenme haramlığmın meydana gelmesinde nikah cinsel ilişki, yatarak uyumak da abdesti bozan hususlar yerine konulmuş­tur. Burada da durum aynıdır. (el-Bedâi\ I, 30)


7. Hayız ve Nifas Sebebiyle Guslün Farz Olması



169. Hz. Aişe (r.anhâ)´nın nakline göre uzun süreli hayız olduğunu dü­şünen Fatima bint Ebî Hubeyş bu durumu Resûlullah (s.a.v.)´e sordu. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Bu, hayız değil damardan gelen başka bir kandır. Ha­yız vaktin geldiğinde namaz kılmayı bırak, hayız vaktin tamamlandığında guslet ve namazını kıl" buyurdu. (Buhârî, "Vudû" 63; "Hayz", 24; Müslim, "Hayz", 62)

Müellif, hadisin konunun birinci kısmına delaletinin açık olduğunu söy­lemiştir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) hadiste hayız kam kesilince guslün farz olacağını belirtmiştir.

170. Muaz (r.a.)´in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Doğumdan sonra yedi gün geçer de kan kesilirse kadın gusletsin ve namazını kılsın" buyurmuştur.

Hadisi Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek\e rivayet etmiştir. Kenzü´l-ummâVĞQ de yer alır ve mukaddimesinde zikredilen şartlara göre isnadı sa­hihtir.[79]

Hadisle ilgili müellifin açıklaması şöyledir: Ali el-Muttakî´nin fıkıh ko­nularına göre yeniden düzenlediği Suyutî´nin Cem´u´l-cevâmi´ eserinde bulunması da hadisin isnadının sahih olduğunu göstermektedir. Nitekim Suyutî eseriyle ilgili, "Hâkim en-Nîsâbûrî´nin el-Müstedrek"inden nakilde bulunur da herhangi bir açıklama yapmazsam o hadis sahihtir" açıklaması­nı yapmıştır. Hadiste yer alan "yedi gün" kaydı öylesine zikredilmiş olup ihtirazı bir kayıt değildir. Zira loğusa kadının kanının daha önce kesilmesi halinde gusledip namaz kılacağına dair icmâ bulunmaktadır.

Tirmizî´nin konuyla ilgili açıklaması şöyledir: Sahabe, tabiîn ve daha sonraki âlimler daha önce kanı kesilmedikçe loğusa kadının kırk gün na­maz kılmayacağında icmâ etmişlerdir. Daha Önce kanı kesilen loğusa kadm ise gusleder ve namazını kılar. (Tirmizî, "Taharet", 105)

Neylü´l-evtâr´Ğz belirtildiğine göre (I, 273) eZ-Ba/ir´da zikredildiği üze­re âlimler haram-helâl, mekruh-mendup ve benzeri hükümlerde nifasın hayz gibi olduğunda icmâ etmişlerdir. Hadisin konuya delâleti açıktır.


8. Ölü Yıkamanın Guslü Gerektirmeyeceği



171. Hakim > Ebû Ali el-Hâfız > Ebü´l-Abbas el-Hemedânî el-Hâfiz > Ebû Şeybe > Halid b. Mahled > Süleyman b. Hilal > Amr > İkrime > İbn Abbas isnadıyla rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur: "Ölülerinizi yıkamanız sebebiyle gusletmeniz gerekmez. Zira ölüleriniz temiz olarak ölmüşlerdir veya onlar necis (pis) değildir. Şu hal­de sadece ellerinizi yıkamanız yeterlidir. "[80]

Hadisi Beyhakî rivayet etmiş ve "Bu hadis zayıftır. Sebebi ise isnadda yer alan Ebû Şeybe´dir" açıklamasını yapmıştır.

Ebû Şeybe, İbrahim b. Ebî Bekir b. Ebî Şeybe´dir. Nesâî onun rivayet­lerini delil olarak kullanmış, diğer âlimler de onun güvenilir olduğunu söy­lemişlerdir. Buhârî, önemli hadis hafızlarından İbn Ukde diye de tanınan Ebü´l-Abbas el-Hemedânî isnadda yer alan diğer ravilerin rivayetlerini de­lil olarak kullanmışlardır. et-Telhîsü´l-habir´de belirtildiğine göre âlimlerin Ebû Şeybe´yi eleştirileri rivayet ettiği metinle değil mezhebi ve diğer bazı sebeplerden dolayıdır. Hadisin isnadı hasendir. Mevlevi Sirâc Ahmed´in Tirmizî şerh*inde ise (II, 286) Hâkim en-Nîsâbûrî´nin söz konusu hadisin Buhârî´nin şartlarını taşıdığını söylediği ve Zehebî´nin de ona katıldığı ifa­de edilmektedir.

172. Abdullah b. Ahmed b. Hanbei anlatmaktadır: Babam bana Ubey-dullah > Nafi´ isnadiyla İbn Ömer (r.a.)´nın, "Biz ölüyü yıkardık. Daha son­ra bazımız gusleder bazımız ise gusletmezdik" dediğini yazdığını söyledi. Ben, "Hayır!" dedim. O, bunu "Şurada Ebû Hişam el-Mahzûmî > Vüheyb isnadıyla rivayette bulunan Muhammed b. Ubeydullah diye bir genç var ondan da yaz" dedi. et-Telhîsü´l-habîr´de belirtildiğine göre bu sahih bir isnaddir.

Azîzî, es-Sirâcü´l-münîr şerhu´l-Câmiu´s-sağîr´de (III, 221) "Ölü yıka­yan gusletsin" hadisindeki guslün farz değil mendup olduğu şeklinde yo­rumlanması gerektiğini söylemiştir. es-Siâye´de (1,27i) nakledildiğine gö­re Hattâbî Şerhu Süneni Ebî Dâvûd´da, "Ölü yıkamadan dolayı guslün, ölü taşıma sebebiyle de abdestin farz olduğunu benimseyen herhangi bir âlim bilmiyorum. Bunları yapmak olsa olsa menduptur" açıklamasını yap­mıştır. et-Telhîsü´l-habîr´de söz konusu hadis nakledildikten sonra şöyie denilmektedir: Söz konusu hadisle ölüyü yıkadıktan sonra gusletmeyi em­reden Ebû Hureyre hadisi arasındaki çelişki, guslün mendup olduğu veya bu hadiste açıkça ifade edildiği üzere gusül ile ellerin yıkanmasının kaste­dildiği şeklinde yorumlanarak giderilir. Hatîb ei-Bağdâdî´nin açıklaması da gusül emrinin mendupfuğa delâlet ettiğini desteklemektedir. Nitekim o, Muhammed b. Abdullah el-Mahremî hakkında bilgi verirken Abdullah b. Ahmed vasıtasıyla sözü edilen hadisi nakletmekte, gusül emrinin men-dupluğa delâlet ettiğini ifade etmekte ve "Konuyla ilgili hadisler arasın­daki çelişkiyi gideren en güzel yorum budur" demektedir. Biz sözü edi­len hadisler arasındaki ihtilafın, hadislerden merfû olanın merfû olanı açıkladığını kabul ile daha güzel şekilde giderilebileceğini düşünmekte­yiz. Buna göre bir hadiste zikredilen gusül diğer hadiste ellerin yıkanma­sı olarak açıklanmıştır. Bazı sahâbîlerin gusletmeleri ise akıl yoluyla açık­lanabilecek bir durum olmadığı gibi Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde yapıldığına dair herhangi bir açıklama bulunmadığı için hükmen merfû olarak da nitelendirilemez. Ancak buna Ebû Hureyre hadisi izin vermez gibi gözüküyor denilebilir. Çünkü o, gusülden ellerin yıkanması manası­nın çıkarılmasını zorlaştırmaktadır. Konuyla ilgili hadisler arasındaki çeliş­kiyi gidermenin en isabetli yolu Hatîb el-Bağdâdî´nin rivayetidir. Buna göre hadiste yapılması istenen asgari şey ellerin yıkanmasıdır. Sözü edilen Ebû Hureyre hadisini Tirmizî merfû olarak rivayet etmiş ve hasen oldu­ğunu söylemiştir. Ebû Hureyre (r.a.)´in rivayet ettiği hadise göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Ölüyü yıkayana gusül, taşıyana ise abdest gerekir" bu­yurmuştur.[81]

Ziyâüddin el-Makdisî´nin Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)´den nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Gusül ölüyü yıkamaktan, abdest ise onu taşı­maktan dolayı gerekir" buyurmuştur. Azîzî´nin de belirttiği üzere (III, 7) Kenzü´l-ummâl müellifinin mukaddimesinde zikrettiği şartlara göre hadi­sin isnadı sahihtir.[82] Hadis et-Telhîsü´l-habîr´de (I, 50) Abdullah b. Salih > Yahya b. Eyyüb > UkayI > Zührî > Saîd b. Müseyyeb > Ebû Hureyre isnadıyla merfû olarak nakledilmektedir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Ölü yıkayan kimse gusletsin" buyurmuştur. İbn Hacer hadisi Dâ-rekutnî´nin zikrettiğini ve "Hadisin sahih olması tartışmaya açıktır" açjk-lamasıni yaptığını haber vermektedir. Tespitlerimize göre hadisin ravileri sikadır. İbn Dakîki´1-îd el-İmâmfî ehâdîsi´l-ahkâm isimli eserinde hadis­le ilgili şöyle demektedir: Sonuç itibariyle hadis iki noktadan illetlidir. Birisi ravileri yönündendir. Zira hadisin tenkide uğramayan isnadı bulun­mamaktadır. Hadisin isnadlarının en iyisi Süheyl > babası > Ebû Hureyre isnadıdır. İbn Hibbân ve İbn Hazm isnadın sahih olduğunu ifade etmişler­se de bu da illetlidir. Zira isnad Süfyan > Süheyl > babası > Zâide´nin azatlısı İshak > Ebû Hureyre şeklinde olmalıdır. Burada İmam Müslim´in Zâide´nin azatlısı İshak´in hadisini eserine aldığını dolayısıyla onun riva­yetini sahih kabul ettiğini hatırlatmalıyız. et-Telhîsü´l-habîf de. Mâver-dî´nin bazı muhaddislerin söz konusu hadisi yüz yirmi farklı senedle riva­yet ettiklerine dair verdiği bilgi de nakledilmektedir. Bize göre de bu uzak bir ihtimal değildir.

Huccetullahi´l-bâliğa´da (I, 118) şöyle denilmektedir: Ölü yıkamaktan dolayı gusletmek, aslında yıkayan üzerine suların sıçraması sebebiyledir. Ancak ben, ölmek üzere olan birinin yanında bulundum. Ruhların alınma­sıyla görevli meleklerin, orada hazır bulunanların üzerinde şaşılacak dere­cede ağırlığının olduğunu gördüm ve anladım ki, (gusül ile) nefsin yarılma­sı ve içinde bulunduğu haleti ruhiyeden kurtarılması gerekmektedir. Hadis­teki emri işte bu manada anlamak gerekir.

Mecmau´l-bihâr´da şöyle denilmektedir: Ölü yıkamaktan dolayı guslet­mek müstehaptir. Bazı âlimler bunun farz olduğunu söylemişse de çoğun­luk guslün ölü bedenindeki pisliklerin yıkayan kimse üzerine sıçrayarak bulaşması ve nereye bulaştığının bilinmemesi durumunda gerekebileceğini belirtmişlerdir. Bu yorum Ebü´t-Tayyib´in Şerhu S´üneni´t-Tirmizf´sinde de bulunmaktadır.

Cenazeyi taşımaktan doiayı abdest almanın müstehap olmasının hikme­tini ise hocam şöyle açıklamıştır: Cenazeyi taşıyan kimse genellikle korku ve dehşete kapılabilmektedir. Böyle bir durumda abdest alarak gönülleri rahatlatmak uygun olmaktadır.

Bize göre ölü yıkamaktan doİa>ı en asgari müstehap elleri yıkamak, azamisi ise gusİetmektir. Cenaze taşımaktan dolayı abdest almak da müs-tehaptır. Bu durumlarda abdest ve guslün hikmeti temizliğin yanında gö­nülleri rahatlatmaktır. Ölü yıkamaktan dolayı gusletmek ise hem temizlik­te hem de gönlü rahatlatmaktda etkin ve daha uygun olur. Çünkü ölüyü yı­karken, onu taşıyorkenkinden daha yakın olunur, bu da daha çok etkilen­meye sebep olur. Bulûğu´l-merâm´da (I, 18) nakledilen Ebû Saîd e!-Hudrî rivayeti de abdestin gönül rahatlığı ve zindelik verdiğine delâlet etmekte­dir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Hanımıyla cinsel ilişkide bulunup onu tekrarlamak isteyen ikisi arasında abdest alsın" buyurmuştur. (Müslim, "Hayz", 27) Hâkim en-Nîsâbûrî rivayetinde "Bu, gönül rahatlığı ve zindelik için daha uygundur" {el-Müstedrek, \, 152) ilavesi bulunmaktadır.[83]


9. Kan Aldırmak ve Cuma Günü Sebebiyle Gusletmenin Sünnet Olduğu



173. Ebû Hureyre (r.a.)´nin rivayetine göre Resûluliah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur: "Güzelce abdest alıp cuma namazına gidip hutbeyi konuşma­dan dikkatlice dinleyen kimsenin iki cuma arasındaki günlerinin ve ayrıca üç gününün daha günahları bağışlanır. Hutbeyi dinlerken çakıl taşlarına dokunan kimse ise, lakırdı etmiş gibidir."

Hadisi, Tirmizî rivayet etmiş ve hasen-sahih olarak nitelemiştir.[84]

Ney UV I-ev târ" da (I, 232) şöyle nakledilir: Söz konusu hadisin cuma gü­nü gusletmenin müstehap olduğuna dair delil oluşunu Kurtubî şöyle izah eder: Bu hadiste abdest ile kılınan cumanın sevaba vesile olduğu ifade edil­miştir. Sevabın hâsıl olması öncelikli olarak cumanın sahih olmasını gerek­tirir. Bu da cuma günü abdest almanın yeterli olduğuna delâlet etmektedir. İbn Hacer de et-Telhîsü´l-habîr´de cuma günü guslün farz olmadığının en güçlü delilinin bu hadis olduğunu ifade etmiştir.

174. Semüre b. Cündüb´ün nakline göre Resûluliah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur: "Cuma günü abdest alan gerekeni yapmıştır ve bu yeterlidir. Gus­leden ise daha faziletli davranmıştır."[85]

Hadisi Tirmizî rivayet etmiş ve hasen olarak nitelemiştir. Azîzî´nin (in, 327) belirttiğine göre İbn Huzeyme de Sahih´ine almıştır. Hadisin konuya delâleti açıktır.

175. Hz. Aişe (r.anhâ)´nm nakline göre Resûluliah (s.a.v.) cünüplük, cu­ma günü, kan aldırmak ve cenaze yıkamak olmak üzere dört sebepten do­layı guslederdi.

Bulûğu´l-merâm* da ifade edildiği üzere hadisi Ebû Dâvûd rivayet et­miş, İbn Huzeyme de sahih olduğunu söylemiştir.[86]

Hz. Aişe (r.anhâynın anlatımı sözü edilen durumlarda gusletmenin sünnet olduğuna delâlet etmektedir. Cünüplük sebebiyle gusiün farz oldu­ğuna dair müstakil delil bulunmasından dolayı o farzdır. Cuma günü gus­letmek ise bu hadisten dolayı sünnettir. Kan aldırmakta da durum aynıdır. Huccetullahi´l-bâliğtfda (I, 118) şöyle denilmektedir: Kan aldırma esna­sında kan çoğu kez vücudun birçok yerine sıçrayabilir. Fakat kanın sıçra­dığı her yeri ayrı ayrı yıkamak oldukça zordur. Zira bu iş için kullanılan araçla kanın emilmesi, vücudun her yerinden kanı çekmektedir. Bu du­rumda sadece kan alınan uzvun yıkanmış olması yeterli olmaz. Buna mu­kabil yıkanmak hem kanamayı durdurur hem de kanın vücuda yeniden ya­yılmasını sağlar.

Ancak Kütüb-i sitte ve Ahmed b. Hanbel´in Müsnea"\x\dz rivayet edilen Ebû Saîd el-Hudrî hadisi cuma günü gusletmenin vacip olduğunu ifade etmektedir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Cuma günü gusletmek, er­genlik çağma ulaşan herkese vaciptir" buyurmuştur.[87]

Bulûğu´l-merâm´da (I, 18) zikredildiği üzere konuyla ilgili meşhur ha­dis, Tedrîbü´r-ravf deki "Cumaya gelen gusletsin" lafzıyla rivayet edilen hadistir. Bu lafızla hadisi Tirmizî, İbn Mâce ve Beyhakî rivayet etmişler­dir.[88] Beyhakî´de "Cuma namazına gelmeyene gusül gerekmez" (esSüne-nü´l-kübrâ, III, 188) ilavesi de bulunmaktadır. Nevevî el-Hulasa´da, Zeylaî de Nasbu´r-râye´âe hadisin senedinin sahih olduğunu söylemişlerdir. Tirmizî hadisin hasen sahih olduğunu belirtmiş, Buhârî´nin ise hadisi sahih olarak nitelediğini nakletmiştir.[89] Kenzü´l-ummâV´de belirtildiği üzere (IV, 162) hadis, İbn Hibbân´ın Sahihti ile Beyhakî´inin es-Sünenü´l-kübra´sında "Cuma namazına gelmek isteyen erkek ve kadın gusletsin. Cumaya gelme­yecek olan erkek ve kadına ise gusül gerekmez"lafzıyla rivayet edilmiştir.

Bulûğu´l-merâm´da yer alan hadis, el-Müntekâ1´da "Ergenlik çağına •ren herkese cuma günü gusletmek, misvak kullanmak ve imkânları ölçü­sünde güzel koku sürünmek vaciptir" lafzıyla rivayet ediimiştir. (Neylü´l-ev-tar, i, 293) Bu, Hz. Peygamber (s.a.v.)´in "vaciptir" ifadesi ile cuma günü gusletmenin müstehap olduğunu tekitli bir şekilde belirttiğini göstermek­tedir. Burada zikredilen "vacip" ifadesi, "Senin hakkın bana vaciptir", "Vaat borçtur" cümlelerinde olduğu gibidir. Bunun böyle olduğunun deli­li, cuma günü gusletmenin vacip olmayan misvak kullanmak ve güzel ko­ku ile birlikte zikredilmiş olmasıdır. (Neylü´l-evtâr, I, 226-227) Konuyla ilgili ;ahâbeden nakledilen açıklamalar da cuma günü gusletmenin vacip olma­dığına delâlet etmektedir. Nitekim Mecmau´z-zevâid´de (I, 211) zikredildi-ğine göre Abdullah b. Mes´ud (r.a.), "Cuma günü gusletmek sünnettir" demistir. Haberi Bezzâr (Heysemî, Mecmau´z-zevâid, II, 173; Keşfü´l-esiâr, s. 672) ri­vayet etmiş olup ravileri güvenilirdir. Konuyla ilgili Hz. Ali (r.a.)´in açık­laması da, "Cuma günü gusletmek vacip değil sünnettir" şeklindedir. Ha­beri Taberânî el-Mu´cemü´l-evsaf ta rivayet etmiş olup ravileri güvenilir­dir. (Heysemî, Mecmau´z-zevâid, II, 175)

176. İbn Abbas (r.a.)´in nakline göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur: "Bugün Allah´ın müslümanlara bahşettiği bir bayramdır. Bu iti-barla cuma namazına giden gusletsin, kokusu varsa sürünsün. Ayrıca mis­vak kullanmanız da gerekir."

Hadisi İbn Mâce hasen bir isnadla rivayet etmiştir. (Münzirî, et-Terğîb, s. 124) Hadisin cuma günü gusletmenin sünnet olduğuna delâleti açıktır. Ha­disteki emir vücup ifade etmez. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) cuma günü gusletmeyi vacip olmayan koku sürünmek ve misvak kullanmakla birlikte zikretmiştir. Dolayısıyla gusletmek de vacip değildir. Hadis bayram günle­ri gusletmenin de sünnet olduğunu göstermektedir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.), "Bu gün Allah´ın müslümanlara bahşettiği bir bayramdır" buyur­mak suretiyle gusletmenin bayram gününde olacağını ifade etmiştir. Cuma ve bayram günlerindeki illet aynıdır. İlletin umumi oluşu hükmün de umu­miliğini gerektirir. Nitekim el-Hidâye´dt (I, 59) şöyle denilmektedir: Bay­ram günleri de cuma günü gibidir. Zira onlarda da bir araya gelmek söz ko­nusudur. Pis kokuyla insanlara eziyet vermemek için bu gibi günlerde gus­letmek müstehaptır.

177. İbn Merzuk > Yakub b. İshak > Şu´be > Amr b. Mürre isnadıyla nakledildiğine göre Zâzân şöyle anlatmıştır: Hz. Ali (r.a.)´e gusletmeyi sordum. O, "İstediğin zaman gusledersin" diye cevap verdi. Ben, "Yıkan­mak demek olan guslü soruyorum" deyince o, "Cuma günü, hacıların Ara-fata çıktığı gün, ramazan ve kurban bayramları" diye karşılık verdi.

Haberi Tahavî Şerhu meâni´l-âsâf´inda (I, 71) zikretmiştir. İbn Merzuk dışındaki ravileri İmam Müslim´in kendilerinden rivayette bulunduğu ra-vilerdir. et-Takrîb´de (s. 11) ifade edildiği üzere İbn Merzuk da Nesâî´nin rivayette bulunduğu bir ravidir ve sikadır. Haber sahihtir.

Zâzân´ın "Yıkanmak demek olan guslü soruyorum" ifadesi, "Gerekli olmayan ancak yıkanilması halinde daha faziletli olan guslü soruyorum" anlamındadır. İbn Ebî Şeybe (II, 94) ve diğer kaynaklardaki rivayeti de bu­nu desteklemektedir. Nitekim bu rivayetlerde Zâzân, "Hayır! Müstehap olan guslii soruyorum" demekte Hz. Ali (r.a.) de, "O halde cuma günü, ha­cıların A raf ata çıktığı gün, ramazan ve kurban bayramlarında yıkanırsın" karşılığını vermiştir. Haber Kenzü´l-ummâVde (V, 139) de bu lafızlarla yer almaktadır. Bize göre bu, merfû hükmünde mevkuf bir haberdir. Zira imamlarımız bir şeyin müstehap olduğuna kendiliklerinden hükmetmezler. Ayrıca onların, "Cuma günü, hacıların Arafata çıktığı gün, ramazan ve kur­ban bayramlarında ve ihramda gusletmek Resûlullah (s.a.v.)´ın sünnetidir" şeklindeki açıklamalarında sünnetle kastettikleri sünnetü´I-âde de denilen zaid sünnetlerdir. Hüküm açısından nafile ibadetlerle zevaid sünnetler ara­sında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Zira her ikisinin de terki mekruh görülmez.

Söz konusu günlerde gusletmenin zaid sünnet olduğu îbnAbidin´de (I, 106) şöyle açıklanmaktadır: Bu, müekked sünnet ofan sünnetü´1-hüdâ cin­sinden değildir. Zira sünnetü´1-hüdâ vacibe yakın bir hükümdür. Onun terk edilmemesi gerekir. Çünkü ezan, cemaat, kamet gibi sünnetü´l-hüdâları terk etmek dini hafife almaktır. Bu sebeple de terk eden sapıklığa düşmüş olur. Halbuki sözü edilen günlerde yıkanmak böyle değildir. Bu günlerde gusletmeyen dini hafife almadığı gibi terk eden de sapıklığa düşmüş olmaz. Hz. Peygamber (s.a.v.)´den rivayet edilen hadisler de bunu desteklemekte­dir. Bunlardan biri İmam Müslim´in rivayet ettiği hadistir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Güzelce abdest alıp cuma namazına gidip hutbeyi ko­nuşmadan dikkatlice dinleyen kimsenin iki cuma arasındaki ve ayrıca üç gününün daha günahları bağışlanır" buyurmuştur. (Müslim, "Cuma", 26; Tebrî-zî, Mişkâtü´l-mesâbîh, 1,99) Hadiste abdest ve arkasından zikredilen şeyler bü­yük sevap kazanılacağı ifade edilmektedir. Bu ise cuma namazı için abdes-tin yeterli olduğunu, gusül yapmamanın günah olmadığını sadece abdestle yetinenin de sevap kazanacağını göstermektedir. Konuyla ilgili diğer riva­yet Semüre hadisidir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Cuma günü ab­dest alan gerekeni yapmıştır ve bu yeterlidir. Gusleden ise daha faziletli davranmıştır" buyurmuştur.[90] Azîzî´nin de (III, 372) belirttiği üzere Tirmi-zî hadisin hasen olduğunu söylemiş, İbn Huzeyme de onu Sahih*\nf\s riva­yet etmiştir. Konuyla ilgili bir başka rivayet İbn Ömer hadisidir. Buna gö­re cuma hutbesini okurken ilk muhacirlerden birinin camiye girdiğini gö­ren Hz. Ömer (r.a.) ona tepki göstererek namaza niçin böyle geç kaldığını sordu. Söz konusu sahâbî, "Meşguldüm, ezan sesini duyana kadar eve dönemedim. Ezan sesini duyunca da sadece abdest alabildim" şeklinde kar­şılık verince Hz. Ömer (r.a.), "Resûlullah (s.a.v.)´in gusletmeyi emrettiğini bildiğin halde üstelik sadece abdest mi aldın " diye çıkıştı. (Buhârî, "Cuma", 2) Aynî´nin nakline göre (Umdetü´l-kârî, üi, 239) İmam Şafiî bu haberle ilgili şu açıklamayı yapmıştır: Hz. Ömer hadisi Resûlullah (s.a.v.)´in cuma günü gusülle ilgili emrinin vücup için değil müstehaplik olduğunu göstermekte­dir. Zira Hz. Ömer (r.a.) cuma namazına geç gelen Hz. Osman (r.a.)´e, "Re-sûlullah´ın (s.a.v.) gusletmeyi emrettiğini bildiğin halde üstelik sadece ab­dest mi aldın " diye çıkışmakla yetinmiştir. Eğer Hz. Ömer (r.a.), Resûlul­lah (s.a.v.)´in söz konusu emrinin vücup ifade ettiği görüşünde olsaydı, Hz Osman (r.a.)´e gidip gusledip gelmesini mutlaka söylerdi. (Umdetü´l-kârî, III, 239) Bize göre onlar, cuma günü gusletmenin sünnetli müekkede olduğu görüşünü benimserlerdi, vacibe yakınlığı ve terk edenin yanlış yapmış ol­ması dolayısıyla bunu da mutlaka belirtirlerdi. Aynî de, "Mezhebimizin meşhur olan görüşü, cuma günü camiye gitmek isteyenin gusletmesinin müstehap olduğu yönündedir" açıklamasını yapmıştır. (Umdetü´l-kârî, III, 343)

el-Hidâye´dç, şöyle denir: "el-Kudûrfde cuma günü gusletmenin sünnet olduğu ifade edilmektedir. Ancak başka bir değerlendirmeye göre bu dört zamanda gusletmenin müstehap olduğu da söylenmiştir. İmam Muham-med el-AsıV da, "Cuma günü gusletmek güzeldir" demiştir. Îbnü´l-Hümam el-Feth´de (1,57) bunun tartışmaya açık olduğunu söylemiş ve detaylı bilgi­ler vermiş, el-İnâye´dt ise bunları destekleyici bilgiler zikredilmiştir, ed-Dürr´de de, "Cuma ve bayram için gusletmek sünnettir" açıklamasını ya­pılmıştır. İbn Abidîn, "el-Kuhistânî d& zikredUdiği üzere cuma günü guslet­mek zevaid sünnetlerdendir ve terkinden dolayı kınama yoktur" demiştir.

Konuyla ilgili şöyle bir itiraz ileri sürülebilir: Bulûğu´l-merâm´da (1,17) ifade edildiği üzere Ebû Davud´un rivayet ettiği, (Ebû Dâvûd, "Taharet", 127) İbn Huzeyme´nin de sahih olduğunu söylediği habere göre Hz. Aişe (r.an-hâ) "Resûlullah (s.a.v.)´in cünüplük, cuma günü, kan aldırmak ve cenaze yıkamak olmak üzere dört sebepten dolayı guslettiğini" belirtmiştir. Bu, sözü edilen durumlarda gusletmenin sünneti müekkede olduğunu göster­mektedir. Çünkü metinde geçen ´kâne yağtestlü´ ifadesi söz konusu edilen hususun müekked olduğuna delâlet eder. Farz olduğuna dair ayrı bir delil bulunduğu için cünüplük sebebiyle gusletmek diğerlerinden ayrılır. Cuma günü gusletmek ise bu hadis sebebiyle sünnet olur. Kan aldırmak da cuma günü gusletmek gibidir.

Bu itiraza cevabımız şöyledir: Hadiste cenaze yıkamak da söz konusu edildiği halde itirazcının da kabul ettiği gibi bu sünnet-i müekkede değil­dir. Metindeki "kâne" cenaze için yıkanmanın sünnet olduğuna delâlet et­miyor da bu durumda hadiste zikredilen diğer hususların sünnet olduğuna nasıl delâlet ediyor Bunu bir an için kabul etsek bile onun sünnet-i müek­kede olduğu nasıl iddia edilebilir Aksine söz konusu edilen sebeplerden dolayı gusletmek nihayet zevaid sünnet kabilinden olur. Bu da haberde bu­lunan "kâne" lafzının fiilin sürekli yapıldığına delâlet ettiğini varsaymamız takdirinde söz konusu olabilir. İleride de zikredileceği üzere "kâne" lafzı­nın fiiiin sürekli yapıldığına delâleti ise söz konusu değildir. Ayrıca şunu da belirtelim ki Kenzü" l-ummâV da (VIII, 1310) zikredildiği üzere İbn Hib-bân´ın Sahihimde (I, 163) Ebû Hureyre (r.a.)´den rivayet edilen "Cuma gü­nü gusletmek, sünnet olmak ve burnu temizlemek fıtrattandır" hadisi de cuma günü gusletmenin zevaid sünnet olduğunu göstermektedir.

Fethu´l-kadîr´dt (1,58) açıkça ifade edildiği gibi bize göre kan aldırmak ve cenaze yıkamaktan dolayı gusletmek müstehaptır. Sözü edilen Hz. Aişe (r.anhâ) hadisi fiilin sürekli yapıldığına delâlet etmez. Zira hadiste cenaze yıkamaktan dolayı gusletmek de "kâne" lafzıyla ifade edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)´in cenaze yıkamadığı ise bilinmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) cenaze yıkamamıştır ki bu sebeple yıkanmış olsun. Sindi´ nin de Ebû Dâvûd Haşiye´s´mdz (I, 56) hadisle ilgili açıklaması özetle şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.v.) dört sebepten dolayı yıkanmayı emrederdi. Hadis, cü-nüplükten dolayı yıkanmanın farz, diğer üç sebeple gusletmenin ise men-dup olduğu şeklinde anlaşılmalıdır. Hattâbî de, "Bir lafızla farklı hükümle­ri birlikte ifade etmek mümkün olabilir. Bu durumda diğer lafız ve mâna karineleri dikkate alınarak sözü edilen lafzın ifade ettiği farklı hükümler belirlenir ve her biri kendi yerine konulur. Cünüplük sebebiyle gusletme­nin farz olduğu bilinmektedir" demektedir.

178. Ebû Hureyre (r.a.)´nin nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cuma günü cünüplükten dolayı yıkandığı gibi yıkanıp er-kenden mescide giden kimse, bir deve tasadduk etmiş gibi sevap kazanır."

et-Terğîb´de (I, 124) de zikredildiği üzere hadisi İmam Malik, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir[91] Hz. Peygamber (s.a.v.)´in "Cuma günü cünüplükten dolayı yıkandığı gibi yıkanan" ifadesi zahiri itibariyle cünüplükten dolayı yıkanmanın, cuma günü guslü nyerine de geçeceğine delâlet etmektedir. Mezhebimizin görüşü de bu yöndedir. Ni­tekim el-Bahr ve Mi´râcü´d-dirâye´de (1,65), "Bir kimse cuma, bayram ve­ya arafenin aynı güne rastladığında cinsel ilişkide bulunur ve guslederse bu, diğerleri için de gusül yerine geçer" denilmektedir. Genel kural budur. el-Bahr da (1,64) açıkça ifade edildiği gibi cuma günü gusletmek, diğer insan­lara sıkıntı verici vücuttaki kirleri temizlemeye yöneliktir. Ebû Davud´un İbn Abbas (r.a.)´tan yaptığı rivayet de bunu desteklemektedir. Buna göre Iraklılardan bazı kimseler, "Cuma günü gusletmenin vacip olduğunu söyle­yebilir misin " diye sorduklarında İbn Abbas (r.a.), "Hayır, fakat o daha çok temizlenmeye vesile olur ve gusleden için daha hayırlıdır" şeklinde karşılık vermiştir. Daha sonra İbn Abbas (r.a.), "Size cuma günü gusletmenin nasıl başladığını haber vereyim" diyerek şöyle anlatmıştır: İnsanlar darlık ve me­şakkat içinde idiler. Yün abalar giyerler, sırtlarında yük taşıyarak çalışırlar­dı. Mescitleri dar, tavanı basıktı. Sıcak bir günde, Resûlullah (s.a.v.) mesci­de geldi. Yün abalar içinde insanlar terlemiş, kendilerinden ağır kokular ya­yılmıştı. Bu kokularla birbirini rahatsız ediyorlardı. Bunu hisseden Resûlul­lah (s.a.v.): "Ey insanlar! Bugün olduğunda guslediniz" buyurdu.[92]

Cuma günü gusletmenin istenme gerekçesi bu olduğuna göre ister cu­ma için isterse cünüplük sebebiyle olsun yapılacak her gusül bu amacı ger­çekleştirecektir. Ebû Dâvûd da, "Bir kimse cünüplük sebebiyle de olsa fe­cirden sonra guslederse, bu Cuma için ona yeterlidir" (Ebû Dâvûd, "Taharet" 127) açıklamasını yapmıştır. Hadisteki ifade, cuma günü cünüplük sebebiy­le yıkandığı gibi guslederse anlamına da gelebilir. Buradaki benzetme ile kastedilen bedeninde iğne deliği kadar kuru yer kalmayacak şekilde gus­letmek olur. İbn Sa´d´in Ebû Vedîa´dan rivayet ettiği hadis de bunu teyit etmektedir. Bu hadiste, "Cuma günü cünüplükten dolayı yıkandığı gibi yı­kanan ve yanında varsa yağ veya güzel koku sürünen kimse..." buyrulmak-tadır. (Kenzü´l-ummâl, IV, 162) Ebû Bekir el-Âkûlî´nin Fevâid* inde Hz. Ömer (r.a.)´den rivayetinde ise, "Biriniz cuma namazına geleceği zaman cünüp­lükten dolayı yıkandığı gibi gusletsin" buyrulmaktadır. (Kenzü´l-ummâl, IV, 161) Bu iki hadisin senedini bulamadım. Buna göre söz konusu hadis, cü­nüplük sebebiyle gusletmenin cuma günü yapılacak guslün yerine de geçe­ceğine dair bir delil olmaz. Çünkü ihtimal delil olmasına engel teşkil eder. Ancak el-Bahr´da zikredildiği üzere cünüplük sebebiyle gusletmenin cuma günü yapılacak gusül yerine de geçeceğine kıyas yoluyla hükmedilir.

179. Abdullah b. Ebî Katâde anlatmaktadır: Cuma günü guslederken babam geldi ve "Cünüplükten dolayı mı yoksa cuma için mi guslediyor­sun " diye sordu. "Cünüplükten dolayı" dedim. Bunun üzerine babam, "Bir gusül daha al" dedi ve "Ben Resûiullah (s.a.v.)´in, "Cuma için gusle­den diğer cumaya kadar temizdir´ buyurduğunu işittim" diye ilave etti.

Hadisi Taberânî el-Mu´cemü"l-evsaf ında hasen denilebilecek bir isnad-la rivayet etmiştir. İbn Huzeyme hadisi Sahihimde rivayet etmiş ve hadi­sin garib olduğunu söylemiştir. Hâkim en-Nîsâbûrî hadisi el-Müsted-rek´ıne Taberânî isnadıyla almış ve hadisin Buharı ve Müslim´in şartlarına göre sahih olduğunu belirtmiştir. Hadisi İbn Hibbân da Sahih´ıne almıştır. (et-Terğîb, I, 124)[93]

Hadis, cünüplükten dolayı gusledilse büe cuma için ayrıca gusletmenin faziletine delâlet eder. Beyhakî ve Deylemî´nin Ebû Hureyre (r.a.)´den ri­vayet ettiği bir hadise göre Hz. Peygamber (s.a.v.): "Her cuma günü hanı­mınızla cinsel ilişkide bulunamaz mısınız Zira böylece siz, hem kendini­zin hem de hanımınızın gusletmesinin sevabını alırsınız" buyurmuştur. Beyhakî hadisin zayıf olduğunu söylemiştir.[94] Zekâsı olan herkesin kolayIıkla anlayacağı üzere hadis, cünüplükten dolayı yapılan guslün cuma için de yeterli olduğuna delâlet etmektedir. Hadis Kenziİ´l-ummâFda da bulun­maktadır.

Ebû Nuaym´ın Muaviye b. Yahya b. Muğire b. Haris b. Hişam > baba­sı > dedesi isnadıyîa naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Mü´minin ayda bir cinsel ilişkide bulunması yeterlidir" buyurmuştur. Kenzü´l-um-mâFda da (VIII, 255) yer alan hadisin bazı ravileri hakkında herhangi bir bil­gi tespit edemedim.

180. Sehl b. Yusuf > Humeyd > Bekir b. Abdullah el-Müzenî isnadıyla rivayet edildiğine göre İbn Ömer (r.a.), "İhrama girmek istenildiğinde gus­letmek sünnettir" demiştir.

Haberi İbn Ebî Şeybe Musannef inde (IV, 74) rivayet etmiş olup isnadı Sahih´in ravilerindendir. Haberi Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek"ine (I, 447) almış ve Buhârî ile Müslim´in şartlarına göre sahih olduğunu söyle­miştir. (Zeylaî, Nasbu´r-râye, I, 474)

Haberin ihram için gusletmenin sünnet olduğuna delâleti açıktır. Daha Önce de zikredildiği gibi sahabenin "Şu sünnettendir" şeklindeki açıklama­ları merfû hadis hükmündedir. Haberi Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek´İn­de (1,447) rivayet etmiş ve "Mekke´ye girmek istediğinde" ilavesini zikret­miş, Buhârî ile Müslim´in şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir. Ze-hebî de bu konuda ona katılmıştır.[95] Fethu´l-kadir´de (I, 58) zikredildiği üzere mezhep âlimlerimiz ihrama girmek amacıyla yapılan guslün de müs-tehap olduğunu söylemişlerdir. Tercih edilen ise onun sünnet olmasıdır. Zi­ra İbn Ömer (r.a.) ihram için yapılan gusül gibi diğerlerini de sünnet kabul etmiştir. Ancak burada kastedilen sünnet daha önce de zikredildiği üzere başka bir delil bulunmadığı için müekked değil zevâid sünnettir,


"Kâne" Fiilinin Sürekliliğe Delâleti



Aynî, Hz. Aişe (r.anhâ)´mn "İhrama girdiğinde Resûiullah (s.a.v.)´e ko­ku sürerdim" haberi hakkında şöyle demektedir: Hz. Aişe (r.anhâ)´nın "ko­ku sürerdim" ifadesinden hareketle "kâne" fitlinin sürekliliğe delâlet etme­diği söylenmiştir. Zira o bunu sadece bir defa yapmıştır. Urve rivayetinde bunun veda haccında olduğu açıkça ifade edilmiştir. Müslim Şerh´inde Ne-vevî de aynı görüşü ifade etmiştir. Bu görüşe karşı çıkanlar ise bu olayda

tekrar edenin ihram değil koku sürmek olduğunu belirtmişlerdir. İhram bir defa bile olsa koku sürmenin tekrarlanması pekâla söz konusu olabilir.

Fahrüddin er-Râzî "kâne" fiilinin tekrar ve süreklilik ifade etmediğini ileri sürerken İbnü´l-Hacib söz konusu fiilin tekrar ve süreklilik ifade etti­ğini söylemiştir. Bazı âlimler ise tekrar ve süreklilik ifade etmesi için ayrı bir karineye ihtiyaç olduğunu belirtmişlerdir. Bize göre "sâre" fiilinin aksi­ne "kâne" süreklilik ifade eder. Bu sebeple "kâne´llah" ifadesinde ´´kâne" yerine "sare" fiili kullanılması uygun değildir. İbnü´l-Hacib el-Kâfiye´de "Kâne, geçmişte devamlılık göstererek ya da zaman zaman olup bitmiş olan durumu bildirmesi sebebiyle nakıstır" demekte onun eserini şerh eden el-Câmî ise "daha öncesinin olmadığına daha sonrasının da olmayacağına de­lâlet etmeksizin" açıklamasını yapmaktadır. el-Kâfiye´yt haşiye yazan da "kâne" fiilinin aksine dair bir delil bulunmadığından dolayı devamlılık İfade ettiğini, başka bir ifadeyle devam ve sürekliliğin "kâne" fiilinin medlulü ol­madığını ancak aksine dair bir delil bulunmadığı için buna delâlet ettiğini söylemiştir. er-Radî´nin el-Kâfıye şerhinde verdiği bilgiye göre bazı âlimler "kâne" fiilinin haberinin içeriğinin geçmişin her anında sürekliliğe delâlet ettiğini söylemişler ve buna da "Kâne´llahu semîan hasıra: Allah işiten ve görendir" âyetini delil göstermişlerdir. Ancak bunlar yanılmıştır. Çünkü sö­zü edilen âyette işitme ve görmenin devamlılığı "kâne" fiilinden değil, Al­lah´ın işitme ve görmesinin zati sıfatı ile vacip olmasındandır.

Dikkat edilirse "Kâne Zeydün nâimen msfe saatin fe´steykaza: Zeyd ya­rım saattir uyumaktaydı ve uyandı" denilebilmektedir. Aynı şekilde "Kâne Zeydün dâriben: Zeyd dövmekte idi" denildiğinde de devamlılık ifade et­memektedir. Onun söylediğine göre kânenin muzari ve emir kipleri olan "Yekûnu ve kün" de aynı olmalı ve süreklilik ifade etmelidir. Oysa İbnü´I-Hacib´in " Kâne, geçmişte devamlılık göstererek ya da zaman zaman olup bitmiş olan durumu bildirmesi sebebiyle nakıstır" açıklaması bunu reddet­mektedir. Buna göre kâne fiili bizatihi ne sürekliliğe ne de kesikliğe delâ­let etmemekte, bunlardan hangisine delâlet edeceği hususunun ayrı bir ka­rineyle tespit edileceği görülmektedir. Bize göre "Kâne" fiilinin süreklili­ğe delâleti ancak müctehidin tespit edeceği ayrı bir delil ile olur.


10. Bayramlarda Gusletmek



181. Şa´bî´nin nakline göre Ziyad b. îyad el-Eş´arî (r.a.): "Bayramlar­da gusletmeyisiniz dışında Resûluilah (s.a.v.)´den gördüğüm her şeyi uy­guladığınıza şahit oldum" demiştir.

Haberi İbn Mende ve İbn Asakir rivayet etmişlerdir. İbnAsakir, "Habe­rin Ziyad´ın sözü olarak nakli sahih değildir. Sahih olan İyad´m sözü ola­rak naklidir" demiştir. "Haberin Ziyad´ın sözü olarak nakli sahih değildir." kısmı Kenzü´l-ummâl´de (I, 338) de zikredilmektedir. Haberin isnadının ta­mamını tespit edemedim.

182. Ebû Hureyre (r.a.)´in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Şu günlerde gusletmek gereklidir. Cuma günü, ramazan bayramı günü, kur­ban bayramı günü ve Arafat günü" buyurmuştur. (Kenzü´l-ummâl, VII, 109)

Azîzî´nin de (111,7) zikrettiği gibi hadisi DeylemîMüsnedü´l-firdevs´ m~ de zayıf bir isnadla rivayet etmiştir.

183. Nafi´in nakline göre Abdullah b. Ömer (r.a.) ramazan bayramı gü­nü namaza gitmeden önce guslederdi.

Haberi İmam Malik el-Muvattd´ında en sahih senedle rivayet etmiştir (el-Muvatta, 384) İsnadı son derece sahihtir. Tehzîbü´t-Tehzîb´de (1,413) zikre-dildiği üzere Buhârî, Malik > Nafi > İbn Ömer (r.a.) isnadının en sahih se-ned olduğunu söyler.

184. İbrahim b. Muhammed b. Ebû Yahya el-Esiemî > Seleme b. Ek-va´ın azatlısı Yezid b. Ebî Ubeyd´in nakline göre Seleme b. Ekva bayram günü guslederdi.

Haberi İmam ŞafiîMüsnea"inde (s. 142) rivayet etmiştir. İmam Şafiî´nin hocası zayıftır. Ancak et-Telhîsü ´l-habîfâe (1,56) ifade edildiği üzere İmam Şafiî´ye göre o rivayetleri delil olabilecek biridir. Ravi hakkındaki ihtilâfın hadisin sıhhatini ortadan kaldırmadığı ise bilinmektedir. İsnaddaki diğer ra-viler Kütüb-i sitte ravilerindendir.

185. İbrahim b. Muhammed > Cafer b. Muhammed > babası isnadıyla nakledildiğine göre Hz. Ali (r.a.) bayram günleri, cuma günü, Arafat günü ve ihrama girmek istediğinde guslederdi.

Haberi İmam Şafiî Müsned´lndç, (s. 42) rivayet etmiştir. Yukarıda da ifa­de edildiği gibi İmam Şafiî´nin hocası zayıftır. İsnaddaki diğer raviler sika ve meşhurdur. Ancak Muhammed´in Hz. Ali (r.a.)´den rivayeti mürseldir. Çünkü o Hz. Ali (r.a.)´e yetişmemiştir.

186. Cübâre b. Muğallis > Haccac b.Temim > Meymun b. Mihran isna­dıyla nakledildiğine göre İbn Abbas (r.a.), "Resûluilah (s.a.v.) ramazan ve kurban bayramlarında guslederdi" demiştir. (İbn Mâce, "İkâme", 169; Beyhakî,

es-Sünenü ´l-kiibrâ, III, 78)

Haberi İbn Mâce rivayet etmiştir. İsnadı kabul edilebilir durumdadır.[96]

Müellif konuyla ilgili hadis ve haberlerin delâletinin açık olduğunu söy­lemiştir. Arafat günü gusletmeyle ilgili detaylı bilgi hac bölümünde zikre­dilecektir. Hz. Peygamber (s.a.v.)´in "Şu günlerde gusletmek gerekli­dir"[97] hadisiyle ilgili şunlar söylenebilir: Bir kere cuma ve bayram gün­leri guslün vacip olmadığını bilmekteyiz. Çünkü sözü edilen günlerde gus­letmenin vacip olmadığında icmâ bulunmasının yanında hadis bu lafızla sa­hih olarak da rivayet edilmemiştir. Hadis sahih olarak rivayet edilseydi, o takdirde de sözü edilen günlerde gusletmenin müekked sünnet olduğu şek­linde yorumlanırdı.

Konunun sonunda zikredilen hadisin isnadında ise tenkide uğrayan ve haklarında ihtilaf bulunan Cübâre ve Haccac bulunmaktadır. Nitekim İbn Hacer Tehzîbü´t-Tehzîb´de (II, 58) Cübâre hakkında şöyle demektedir: Ebû Hatim onu alâ yedey adlin (onun işi bitmiştir) lafzıyla nitelemiş ve onun Kasım b. Ebî Şeybe seviyesinde olduğunu ifade etmiştir. Müslime b. Ka­sım, "Bölgemiz âlimlerinden Baki b. Mahled ondan hadis rivayet etmiştir. Cübâre sikadır inşallah" açıklamasını yapmıştır. Osman b. Ebî Şeybe ise, "Cübâre en çok hadis talep edenimiz ve en çok hadis ezberleyenimizdir" demiştir. İbn Hacer onun hakkındaki cerh âlimlerinin açıklamalarını da zik­retmiştir. İbn Hacer onun hakkında Tehzîbü´t-Tehzîb´ de (I, 22) Ahmed b, Cevvas el-Hanefî başlığı altında da bilgi vermekte ve şöyle demektedir: Baki b. Mahled ondan hadis rivayet etmiştir. O, kendisinin sadece güveni­lir ravilerden rivayette bulunduğunu söylemiştir. Bu durumda Cübâre ona göre de güvenilir bir ravidir.

İsnadda bulunan Haccac b. Temim el-Cezerî´yi ise İbn Hibbân dışında­ki âlimler zayıf olarak nitelemişlerdir. İbn Hibbân onu es-Sikâf ma almıştır. Tehzîbü´t-Tehzîfrde (II, 199) zikredildiği üzere Haccac b. Temim, Mey-mun b. Mihran´dan hadis rivayet etmiş, kendisinden de Ebû Muaviye ed-Darîr rivayette bulunmuştur. Bizce İbn Hibbân´ın onu es-Sikâf ına alıp eleştirmemesi ona göre güvenilir olduğunu göstermektedir. Daha önce de­falarca zikredildiği üzere ravi hakkındaki ihtilaf hadisin sıhhatini etkileme­mektedir.


11. Müslüman Olmak İsteyen Kimsenin Gusletmesinin Müstehap Olduğu



187. Ebû Hureyre (r.a.)´in rivayetine göre Sümâme b. Asal (Asâle) müslüman olduğunda Resûlullah (s.a.v.), "Onu falanın bahçesine götürün ve gusletmesini söyleyin" buyurmuştur.

Hadisi Ahmed b. Hanbel ve Bezzâr rivayet etmiştir. Bezzâr rivayetinde "Su ve sidir ile" ilavesi bulunmaktadır. Ebû Ya´lâ rivayeti, "Sümâme b. Asal müslüman olduğunda Resûlullah (s.a.v.) kendisine gusletmesini ve iki rekât namaz kılmasını emretmiştir" şeklindedir. (Ahmed b. Hanbel, II, 304; Hcysemî, Mecmaü´z-zevâid, I, 629; Ebû Ya´lâ, Müsned, XI, 424) Ahmed b. Hanbel ve Bezzâr´in isnadında Abdullah b. Ömer el-Amrî vardır. Yahya b. Main ve Ebû Ahmed b. Adi, onun sika olduğunu belirtirken diğer âlimler zayıf ol­duğunu ifade etmişler, ancak yalan söylediğinden bahsetmemişlerdir. Ebû Ya´lâ´nın bir ravi vasıtasıyla nakline göre Saîd el-Makburî, "Eğer hadis el-Amrî vasıtasıyla naklediliyorsa hasendir" demiştir. Ahmed b. Hanbel ve Bezzâr´ın isnadı Ebû Ya´lâ´ya göre hasendir. Buradaki ihtilaf hadisin gü­venilirliğine zarar verecek seviyede değildir.

Hadiste yer alan "Esleme: müslüman oldu" ifadesi, konunun sonunda zikredilecek Ebû Davud´un rivayet ettiği Kays olayında olduğu gibi "müs­lüman olmayı istedi" anlamındadır. Bu, hadisin sonunda yer alan "iki rekât namaz kılsın" ifadesiyle çelişmez. Zira hadisle kastedilen anlam, guslet­mesi, müslüman olması ve namaz kılmasıdır. Hadisteki "vav" edatı tertibi gerektirmez. Söz konusu olay Nesâî rivayetinde şöyledir: Sümâme b. Asal el-Hanefî yakındaki bir hurmalığa gidip guslettikten sonra mescide girerek, "Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resu­lün (Ben Allah´tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed (s.a.v.)´in O´nun kulu ve elçisi olduğuna inanır ve tanıklık ederim)" dedi.[98] Nesâî hadişin sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Ancak onun şart­larına göre hadis sahihtir. Bu hadise göre Sümâme müslüman olmadan ön­ce gusietmiştir.

Hadisin zahirine göre gusül emri vücuba delâlet etmektedir. Neylü´l-ev-târ´âa (1,225) zikredildiğine göre Ahmed b. Hanbel gusül emrinin mutlak olarak vücuba delâlet ettiği görüşündedir. Bize göre ise küfür, guslü gerek-tirici bir hades (manevi pislik) değildir. Eğer küfür hades olsaydı, kafir mescide giremezdi. Konusu geldiğinde eîe alınacağı gibi bize göre kafir mescide girebilir. Bu durumda müslüman olmadan önce guslün vacip ol­ması tartışmaya açık bir konudur. Ebıı´t-Tayyib Şerhu´t-Tirmizfdc (I, 549) hadisteki gusletmeyi "İç temizliğine uygun düşsün diye dış temizliği yap­maktır" diye açıklamıştır. Bize göre kişi İslam´a girerken cünüp ise gusül ile cünüplükten kurtulmuş olur. Cünüp olduğu halde İslam´a gusletmeden girerse cünüplükten kurtulmak için gusletmesi gerekir.

188. Katâde Ebû Hişam şöyle anlatmaktadır: ResûluJlah (s.a.v.)´e gel­diğimde bana, "Katâde ! Su ve sidirle yıkan, kafir iken bitmiş kılları tıraş et" buyurdu. Resûlullah (s.a.v.), müslüman olan kimseye seksen yaşına ulaşsa bile sünnet olmasını emrederdi.

Hadisi Taberânî el-Mu´ cemiVl-kebîfde rivayet etmiştir.[99] Mecmau´z-zevâid (I, 117) ve Azîzî´de zikredildiği üzere ravileri sika, isnadı hasendir.

189. Kays b. Asım şöyle anlatmaktadır: Müslüman olmak gayesiyle Re-jûlullah (s.a.v.)´e geldiğimde, su ve sidir ile yıkanmamı emretti.[100]

Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiş, sihhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Münzirî de hadisi Tİrmizî ve Nesâî´nin rivayet ettiğini söyle­mekte ve Tirmizî´nin, "Bu, hasendir. Onu sadece bu tarikten bilmekteyiz" dediğini nakletmektedir. Hadisi İbn Hibbân ve İbn Huzeyme de rivayet et­miş, İbnü´s-Seken ise sahih olduğunu söylemiştir. Neylü´l-evtâr* da hadis, "Müslüman olduğumda Resûluliah (s.a.v.) bana su ve sidir ile yıkanmamı emretti" şeklinde Kays b. Asım´dan rivayet edilmekte ve hadisin İbn Mâ-ce dışında Kütüb-i siîte müellifleri tarafından rivayet edildiği belirtilmek­tedir. Tespitimize göre hadisin bu lafızlarla rivayeti Tirmizî´de bulunmak­tadır.

Müellif hadisin zahiri itibariyle konuya delâlet ettiğini belirtmekte ve daha önce de zikredildiği üzere hadiste yer alan "Esleme: müslüman oldu" ifadesinin, "müslüman olmayı istedi" anlamında olduğunu söylemektedir.

12. Bayılan Kimsenin Ayıldığında Gusletmesinin Müstehap Olduğu



190. Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle anlatmaktadır: Hz. Peygamber (s.a.v.)´in hastalığı ağırlaşınca, "İnsanlar namaz kıldı mı " diye sordu. Biz, " Hayır, seni bekliyorlar Ya Resûlallah!" deyince, "Benim için leğene su hazırla­yın" buyurdu. Suyu hazırladık ve Resûlallah (s.a.v.) gusletti. Kalkmaya ça­lışırken bayıldı. Bir müddet sonra ayıldı ve "İnsanlar namaz kıldı mı " di­ye sordu. Biz, " Hayır, seni bekliyorlar Ya Resûlallah!" deyince, "Benim için leğene su hazırlayın" buyurdu. Suyu hazırladık ve Resûlullah (s.a.v.) gusletti. Kalkmaya çalışırken tekrar bayıldı. Bir müddet sonra ayıldı ve "İn­sanlar namaz kıldı mı " diye sordu. Biz, "Hayır, seni bekliyorlar Ya Resû­lullah!" deyince, "Benim için leğene su hazırlayın" buyurdu. Suyu hazır­ladık ve Resûlullah (s.a.v.) oturdu ve gusletti. Hadisi, hadis dünyasının en önde gelen imamı Buhârî rivayet etmiştir. (Buhârî, "Ezan", 51)

Müellif hadisin konuya delâletinin açık olduğunu ve ed-Dürrü´l-muh-tar´da (I, 175) bu guslün mendup olduğunun belirtildiğini söylemektedir.


13. İnsanların Görmeyeceği Şekilde Gusledilmesi Gerektiği



Bu başlık altında guslün insanların görmeyeceği bir yerde yapılması, yalnızken çıplak bir şekilde gusledilebileceği ve bu durumda bile örtülü olarak yıkanmanın müstehap olduğu hususları incelenecektir.

191. îbn Abbas (r.a.)´in rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur: "Allah size çıplaklığı yasaklamıştır. Büyük abdest, cinsel ilişki ve gusletmek olmak üzere üç durum dışında sizden ayrılmayan Allah´ın me­leklerinden utanın. Biriniz çıplak bir arazide gusledeceği zaman elbisesi­ne hürünsün, bir duvarı ya da devesini siper alarak yıkanmak suretiyle kendisini gizlesin. "[101]

Hadisi Bezzâr rivayet etmiş ve hadisin îbn Abbas (r.a.)´den sadece bu isnadla nakledildiğini, senedindeki Ca´fer b. Süleyman´ın leyyin (zabtı açı­sından zayıf) olduğunu söylemiştir. Bizim tespitlerimize göre gerek Ca´fer b. Süleyman gerekse diğerleri Sahih* uı ravilerindendir.

192. Ebû Hureyre (r.a.)´in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bir gün Eyyûb Peygamber (a.s.) çıplak olarak yıkanırken, üzerine altından çekirgeler yağmaya başladı. Eyyûb da onları elbisesine toplayıp doldurmaya koyuldu. Bunun üzerine Allah (c.c), "Eyyûb/ Ben se­ni bu gördüklerine dönüp bakmayacak kadar zengin kılmadım mı " diye seslendi. Eyyûb (a.s.) da, "Evet, izzetine yemin ederim ki, beni çok zengin kıldın. Fakat senin lütfettiğin berekete doyum olmuyor ki!" dedi.[102]

193. Behz b. Hakîm´in babası vasıtasıyla nakline göre dedesi şöyle an­latmıştır: "Ey Allah´ın Resulü! Avret yerimizi kimlerden sakınmamız gere­kir " diye sordum. Resûİullah (s.a.v.), "Esin ve cariyen dışındakilerden sakın" buyurdu. "Ey Allah´ın Resulü! İnsanlarla birlikte olunduğunda ne buyurursun " dedim. Resûlullah (s.a.v.), "İmkân ölçüsünde avret yerini hiç kimseye gösterme" buyurdu. "Ey Allah´ın Resulü! Yalnız olduğumuz­da nasıl davranalım " dedim. "Allah utanılmaya insanlardan daha lâyık­tır" buyurdu.[103]

Azîzî (I, 62) hadisi Ahmed b. Hanbel, Hâkim en~Nîsâbûrî, Beyhakî ve Ebû Ya´lâ´nın rivayet ettiğini ifade ederek sahih olduğunu söylemiştir.

194. Ebû Hureyre (r.a.)´in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Musa (a.s.) çok hayalı bir kimseydi. Vücudunu kimsenin görmemesi için giyimine dikkat ederdi. Benî İsrail´den bazı kimseler ´Vü­cudunda abraş hastalığı veya husyelerinde fıtık ya da başka bir kusur bu­lunduğu için örtüsüne bu kadar dikkat ediyor´ demeye başladılar. Allah (c.c.) Ez. Musa´nın iddia ettikleri gibi kusurlu olmadığını onlara göster­mek istedi. Bir gün Musa (a.s.) yalnız bulunduğu bir sırada yıkanmak iste­di ve elbiselerini bir taşın üstüne koydu. Yıkandıktan sonra elbiselerini al­mak istediğinde taş yuvarlanmaya başladı. Musa (a.s.) asâsıyla ´elbisele­rim!´ diyerek taşın peşinden koşmaya başladı ve Benî İsrail´den bir toplu­luğun içine dalıverdi. Böylece onlar Hz. Musa´yı çıplak olarak gördüler ve onun Allah´ın kulları içinde en güzeli olduğunu anladılar. Allah (c.c.) de Musa (a.s.)´ın onların iddia ettikleri gibi olmadığını göstermiş oldu." (Bu­hârî, "Ehâdîsü´I-enbiyâ", 28)

Müellif, Ebû Hureyre (r.a.) rivayetinin tenhada yıkanma hakkında oldu­ğunu ve bu durumda bile örtülü olarak yıkanmanın müstehaplığına delâle­tinin açık olduğunu söylemiştir. ed-Dürrü´l-muhtâr´da (1,419) ifade edildi­ği gibi bize göre de açılmasını gerektiren bir durum olmadığı sürece yalnız başına oiunsa bile avret yerinin örtülmesi genel bir hükümdür. Behz b. Ha-kîm rivayeti buna delâlet etmektedir. İbn Abbas (r.a.)´den rivayet edilen Hz. Peygamber (s.a.v.)´in "Allah size çıplaklığı yasaklamıştır. Büyük ab­dest, cinsel ilişki ve gusletmek olmak üzere üç durum dışında sizden ayrıl­mayan Allah´ın meleklerinden utanın" şeklindeki açıklaması da bu duru­mu daha açık bir tarzda ortaya koymaktadır. Daha önce de ifade edildiği üzere hadisin ravileri Sahih´in ravilerindendir. Hadiste meleklerden utanıl-ması emredilmekte ve çıplaklık yasaklanmaktadır. Bu, yasaklık hükmüne riayetin vacip olduğunu göstermektedir.

Büyük âlim İbn Abidîn´nin açıklaması şöyledir: Namaz dışında insan­larla birlikte iken avret yerinin örtülmesinin vacip olduğunda icmâ bulun­maktadır. Doğru olan görüşe göre yalnız iken de avret yerinin Örtülmesi vaciptir. Hadisin zahirinden namaz dışında yalnız iken sadece diz ile göbek arasının örtülmesinin kastedildiği anlaşılmaktadır. O yüzden yalnız iken, avret yeri olsa da kadının bunun dışındaki yerlerini örtmesi vacip değildir. el-Kınye* nın kerâhiye bölümünde ve Garîbü´r-rivâye´d& zikredilenler de buna delâlet etmektedir. Buna göre evinde yalnız iken kadın başını açabi­lir. Mahremlerinin yanında altını gösteren ince bir başörtüsü giyinmesi da­ha uygundur. Ancak bu mahremlerinin kendisine bakması helâl olan yerle­ri hakkında böyledir. Karnı ve sırtı gibi mahremlerinin bakması helâl olma­yan yerlere gelince bunları yalnız iken örtmenin vacip olduğu konusu tar­tışmaya açıktır. İfadelerin mutlakljğından bunun mümkün olduğu sonucu­na varılabilir.

ed-Dürrü´l-muhtâr´da (V, 365) şöyle denilmektedir: Müslüman bir kadın diğer kadının vücuduna bir erkeğin diğer erkeğe bakabileceği kadar baka­bilir. Erkeğin mahremi olan kadının bakabildiği yerleri kadar ancak baka­bileceği de söylenmiştir. Birinci açıklama daha sahihtir. Kadının diğer ka­dınlara karşı avreti, erkeğin diğer erkeğe karşı avreti gibi olduğuna göre aynı yerlerin kendi nazarına karşı da avret sayılması uygun olur. Doğru olan görüşe göre kadın yalnız iken karnı ve sırtını açabilir. Hz. Eyyûb (a.s.)´ın çıplak olarak yıkanmasından yalnız iken örtünmeden gusledilebile-ceği sonucuna varılabilir. Ahmed b. Hanbel´in (III, 262; Heysemî, Mecmau´z-zevâid. I, 127) Enes b. Malik (r.a.)´den rivayeti de bu durumu desteklemek­tedir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), "Musa b. İmran (a.s.) yıkanmak istediğinde suyun içine girip avret yeri kapanıncaya kadar elbiselerini çı­karmazdı" buyurmuştur. Mecmau´z-zevâid´âe belirtildiği gibi Ali b. Zeyd dışında hadisin ravileri sikadır. Ali b. Zeyd*in rivayetlerinin delil olarak kullanılacağında ise ihtilaf edilmiştir. Bizim tesbitlerimize göre ise Ali b. Zeyd hasenü´I-hadis (rivayetleri hasen) olarak nitelenebilecek bir ravidir. Hadis su, duvar ve benzeri şeylerle gizlemesi sebebiyle başkalarının gör­me imkânı bulunmadığı durumlarda yalnız iken çıplak olarak yıkanabilece-jğine delâlet etmektedir.

Taberânî´nin Mu´cemü´l-kebir´ds (XXIV, 712) Zeynep bint Ümmî Sele-[me´den rivayeti de bu durumu teyid etmektedir. O şöyle demiştir: Yıkanır-cen Resûluilah (s.a.v.)´in yanına girmiştim. Bir avuç su alıp yüzüme attı ve eW dur seni kendini bilmez.´" buyurdu.[104] Mecmau´z-zevâid´de belirtil-liği gibi hadisin isnadı hasendir. Hadis zahiri itibariyle Hz. Peygamber ^s.a.v.)´in çıplak olarak guslettiğini ifade ettiği gibi yuvarlanan taşın elbi­selerini alıp götürmesi de Hz. Musa (a.s.)´in çıplak olarak yıkandığını gös-ermektedir. Bu, Hz. Peygamber (s.a.v.)´in "Allah size çıplaklığı yasaklamıştır. Allah´ın meleklerinden utanın" ve "Allah utanmaya insanlardan daha layıktır" hadislerindeki umumiliği tahsis etmekte ve çıplaklık yasağı­nı zaruretin bulunmadığı durumlarla kayıtlamaktadır. Burada küçük ve bü­yük abdest bozmak, gusletmek ve benzeri zaruri durumlar söz konusu ol­duğunda, tenhada çıplaklık caiz olacaktır. Bununla birlikte edebe riayet et­mek ve Allah´tan utanmak amacıyla sözü edilen durumlarda bile imkân öl­çüsünde örtünmek daha faziletlidir. Resûluilah (s.a.v.)´in, "Allah hayalıdır ve Örtücüdür, hayayı ve örtünmeyi sever. O halde guslettiğinizde örtünün " hadisi de bu duruma delâlet.etmektedir. Hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî Ya´Iâ b. Umeyye´den rivayet etmişlerdir.[105] Neylü´l-evtâr´da (1,243) ifade edildi­ği gibi hadisin ravileri Sahihsin ravilerindendir. İncelediğimiz hadis genel ve mutlak olarak gusül esnasında örtünmeye delâlet etmektedir. Yalnız iken guslün nasıl olacağıni soran kimseye Hz. Peygamber (s.a.v.)´in, "Al­lah utanmaya insanlardan daha layıktır" şeklinde verdiği cevapta da aynı durum söz konusudur.

Sonuç olarak diyebiliriz ki açılmasını gerekli kılacak bir durum bulunma­dığında yalnız iken avret yerini örtmek vacip, açmayı gerektirici bir zarure­tin bulunması halinde elinden geldiğince örtünmek ise menduptur. İbn Abi-dîn ed-Dür hamişinde (haşiyesinde) (1,419) yalnız iken olsa bile gusül esna­sında örtünme emrinin vacipliğinin genel olduğunu belirtir. Onun açıklama­sı şöyledir: Gerçi Allah (c.c.) çıplağı da örtülüyü de görür. Ancak çıplak ola­nı edebe riayet etmemiş, örtüneni ise edebe riayet etmiş görür. İmkanlar öl­çüsünde Allah (c.c.)´e karşı edebli davranmak ise vaciptir. Zeylaî´nin çoğu kimsenin yalnız iken avret yerini örtmeyi şart koşmadığına dair açıklaması namazla İlgilidir. Bu, ileride konusu geldiğinde açıklanacaktır. Burada oldu­ğu gibi o konuda düzeltilmesi gereken bir durum söz konusu değildir.

ed-Dür müellifi (1,425) daha sonra avret yerini örtme şartının başkasına karşı gerekli olduğunu, söz gelimi karanlık bir yerde namaz kılıyor bile ol­sa avret yerini örtmesi gerektiğini, çünkü açık olması halinde hükmen gö­rünmüş olacağını, buna mukabil avret yerini kendi nazarından örtmesi ge­rekmediğini, söz gelimi gömleğinin yakasından avret yerini görmesi halin­de namazının bozulmayacağını ancak bunun mekruh olduğunu ve fetvanın da bu şekilde verildiğini söylemektedir. Söz konusu durumda namaz kıl­mak mekruh olsa da bozulmaz. İbn Abidîn müellifin "mekruh olsa da" ifa­desinin es-Sirâc´daki "Seleme b. Ekva (r.a.) rivayeti sebebiyle elbisesinin

uçlarını birbirine iliştirmesi gerekir" açıklamasına dayandığını belirtir. Ni­tekim Seleme b. Ekva (r.a.)´in, "Tek parça giysi içinde namaz kılabilir mi­yim " sorusuna Hz. Peygamber (s.a.v.), "Bir dikenle bile olsa onun uçla­rını birbirine iliştir" cevabını vermiştir.[106] Bu terki mekruhluk olan bir va~ cipliktir. Seleme b. Ekva (r.a.) hadisinin farklı lafızlarla Hâkim en-Nîsâbû-rî tarafından el-MüstedreWXt (I, 25) rivayet edildiğini, sıhhati konusunda Zehebî´nin de ona katıldığını hatırlatmalıyız.

Ebû Hureyre (r.a.) rivayetinin evde çıplak olarak yıkanmanın caiz oldu­ğuna deiâleti açıktır. Şöyle ki, Hz. Peygamber (s.a.v.)´in önceki peygamber­lerden bir olay anlatıp onu olduğu gibi nakletmesi ve yapılanın yanlışlığına dikkat çekmemesi söz konusu tavrın dinimize de uygun olduğunu gösterir. Şayet dinimize uygun olmasaydı Hz. Peygamber (s.a.v.) onu mutlaka açık­lardı. Sonuç itibariyle Neylü´l-evtâr*da (1,244) belirtildiği gibi konuyla ilgi­li hadisler gusül esnasında örtünmenin daha faziletli olduğunu öğretmeyi amaçladığı ve adaba ilişkin açıklamalar şeklinde olduğu anlaşılmalıdır.


14. Rüyasında Meni Gelmeksizin İhtilam Olan Kimseye Gusül Gerekmeyeceği



195. Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle anlatmaktadır: Çamaşırında islaklık bulun­duğu halde düş azıttığını hatırlamayan kimsenin durumu sorulduğunda Re-sûlullah (s.a.v.), "Gusletsin" buyurdu. Düş azıttığını hatırlayıp çamaşırında ıslaklık bulunmayan kimsenin durumu sorulduğunda Resûlullah (s.a.v.), "Ona gusül gerekmez" buyurdu. Ümmü Süleym, "Bunu gören kadına da gusül gerekir mi " diye sordu. Resûlullah (s.a.v.), "Evet, çünkü kadınlar da erkeklerin benzeridirler" buyurdu.[107]

Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiş ("Taharet", 94) ve sıhhati hakkında her­hangi bir açıklamada bulunmamıştır. "Müslüman Olunca Gereken Gusül" başlığı altında zikredildiği.üzere hadisin isnadında yer alan el-Ömerî hak­kında ihtiiaf edilmiştir. Ancak bilindiği gibi Ebû Ya´lâ onu "hasenü´I-ha-dîs: rivayetleri hasen seviyesinde" olarak nitelemiştir. Özellikle önde ge­len hadis imamlarından birinin sıhhati hakkında olumsuz yönde açıklama­da bulunmadığı bir hadis hakkındaki ihtilaf onun sıhhatine zarar vermez.

196. Havle bint Hakîm (r.anhâ) şöyle anlatmaktadır: Erkek gibi düş azı­tan kadının durumunu sorduğumda Resûlullah (s.a.v.), "Erkeklerde olduğu gibi meni gelmedikçe gusül ona gerekmez" buyurdu.

Hadisi İbn Ebî Şeybe (el-Musannef, 1,80,81) rivayet etmiştir. Kenzü´l-um-mâVde (V, 132) zikredildiği üzere hadis sahihtir.

Müellif her iki hadisin de konuya delâletlerinin açık olduğunu söyle­miştir. Avnü´l-ma´bûd´da (1,96) nakledildiğine göre Hattâbî Meâlimü´s-sü-nen isimli eserinde hadisle ilgili şu açıklamayı yapmıştır: Hadisin zahiri meninin geldiğini kesin olarak hatırlamasa da uykudan kalktığında çamaşı­rında ıslaklık gören kimseye gusül gerektiğini ifade etmektedir. İçlerinde Ata, Şa´bî ve Nehaî´nin de bulunduğu bazı tabiîn âlimlerinin bu görüşü be­nimsedikleri rivayet edilmiştir. Ahmed b. Hanbel bu durumda gusül edil­mesinin daha isabetli olduğunu söylemiştir. Alimlerin çoğu ise meni gel­diği kesin olarak hatırlanmadığında gusül gerekmeyeceği görüşünü benim­semişlerdir. Bunlar böyle bir durumda gusletmenin ihtiyata uygun olduğu­nu ifade etmişlerdir. Düş azıttığı halde çamaşırında ıslaklık görmeyen kim­seye gusül gerekmediğini de belirtmişlerdir.

Mezhebin görüşüne aykırı bir şekilde uykudan sonra çamaşırında ıslak­lık görülmesinin yanında meninin şehvetle atıla atıla çıktığını hatırlamayı da şart koşmanın gerek rivayet gerekse dirayet bakımından doğru bir yakla­şım olmadığını söylemeliyiz. Bu anlayışın mezhebin görüşüne aykırı oldu­ğu "Guslün Gerekmesi İçin Meninin Şehvetle Çıkmasının Şart Olduğu" başlığı altında yaptığımız açıklamalardan anlaşılmaktadır. Söz konusu anla­yışın rivayete aykırılığı ise konuyla ilgili hadislerde Hz. Peygamber (s.a.v.)´in düş azıttığını hatırlamasa da ıslaklığı görmesiyle guslün gerekti­ğini emretmesi ile anlaşılmaktadır. Nitekim Hz. Aişe (r.anhâ) rivayetinde bu açıkça ifade edilmektedir. Düş azıttığını hatırlamamanın meninin şehvet­le atıla atıla gelmiş olmasını da hatırlamamak anlamına geleceği açıktır. Ha­diste düş azıttığını hatıriamasa da ıslaklığı görmesiyle guslün gerektiği emredilmektedir. Hâl böyle iken bunları hatırlamanın şart olduğu nasıl ileri sü­rülebilir Bu durumda "hadisler şehveti şart koşmaktadır" denilemez.

"Şehvetin ve meninin atılarak gelmesinin şart koşulmasına delâlet eden hadisler hem uyku hem de uyanık hale şamildir" şeklindeki itiraza gelince bir kere bunun uyku haline de şamil olması mümkün değildir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.)´in, "Meziyi gördüğünde, tenasül organını yıka ve ab­dest al. Meni gördüğünde ise, yıkan " (Ebû Dâvûd, "Taharet", 82; Nesâî, "Taharet", 129; İbn Huzeyme, Sahih, I, 15) hadisinde[108] yıkanmak görmek şartına bağlan­mıştır. Bu ise sadece uyanıkken mümkün olur. Ayrıca hadiste yer alan gör­menin bilmek anlamına geldiği ileri sürülerek uyku haline de şamil olduğu kabul edilse bile, bu durumda onun tahsise bundan daha açık olduğunu ka­bul etmek gerekir. Zira hadis, uyku halinin hükmünü, umumun işaret delâ­leti ile açıklamış olur. Oysa konu hakkındaki hadisler özellikle uykuda me­ni gelmesiyle ilgili olup bunun hükmünü açık bir şekilde belirtmektedir. Usulde genel prensip hususiyet ifade eden hüküm umumî hükme, anlamı açık hükmün de işaret yoluyla elde edilene tercih edilmesidir.

Uykuda iken meninin şehvetle geldiğinin farkedilmesi şartının dirayete aykırı oluşuna gelince, uyku halinde bir kimsenin şehvet duygusunu ve meninin atıla atıla gelişini kesin olarak bilmesi imkansız bir durumdur. Böyle imkânsız bir durum üzerine hüküm bina edilmez. Buradan hareket­le şehvetsiz çıkan meniden dolayı, guslün gerekeceği gibi bir durum ileri sürülemez. Çünkü biz, meninin şehvetle gelip gelmediğini hatırlamamanın böyle olmadığı anlamına da gelmeyeceğini söylemekteyiz. Bizim asıl söy­lemek istediğimiz, meninin olmamasının değil meninin şehvetle gelip gel­mediğini kesin ofarak hatırlamamanın şart olmadığıdır. Bizim dediğimiz şudur: Uykudan uyandığında elbise veya vücudunda bir ıslaklık görüp hiç­bir şey hatırlamayan fakat onun kesin meni olduğu kanaatini taşıyan veya meni mi mezi mi olduğunda şüphe eden kimseye şehvet söz konusu oldu­ğu için gusül gerekir. Çünkü uykuda düş azıtmış olması ihtimali ağır bas­maktadır. Hüküm de ona göredir. Islaklığın meni mi mezi mi olduğunda şüphe edilmesi halinde de guslün gerekli olması, meninin hava yahut alı­nan besinler sebebiyle incelmiş olabileceği ihtimaline binaendir. Bu du­rumda biz görülen ıslaklığın meni olduğunu düşünerek ihtiyaten hüküm vermekteyiz. Sonuç itibariyle şehvet bazan gerçekten söz konusu olmakta bazan da olduğu zannı bulunmaktadır. Birincisi uyanık iken ve düş azıtmanın hatırlanması halinde, ikincisi ise uykuda iken ve düş azıtmanın hatırlan­ması durumunda söz konusudur.


15. Guslün Geciktirilmesi



Bu başlık altında cünüp iken uyumak, bir şey yemek ve içmek veya tek­rar cinsel ilişkide bulunmak isteyen kimsenin nasıl davranması gerektiği konulan ele alınacaktır.

197. Hz. Ali (r.a.)´in rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur: "içinde, resim, köpek ve cünüp kimse bulunan eve melekler gir­mez."[109]

Hadisi Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Hibbân Sahih´inde rivayet etmiştir. (Münzirî, et-Terğîb, I, 38)

198. İbn Abbas (r.a.), "Cünüp, sarhoş ve halûk kokusu[110] sürünmüş kimse olmak üzere üç kişiye melekler yanaşmaz" demiştir.

et-Terğîb´´de belitildiği üzere haberi Bezzâr rivayet etmiştir ve isnadı sa­hihtir.[111]

199. Ammar b. Yasir (r.a.)´in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöy-^ le buyurmuştur: "Kafir ölüsü, halûk kokusu sürünmüş kimse ve cünüp ol­mak üzere üç kişiye melekler yanaşmaz. Ancak cünüp kimse yemek yemek ve uyumak istediğinde namaz için abdest aldığı gibi abdest alır"[112]

Azîzî´de (II, 183) belirtildiğine göre hadisi Taberânî el-Mu´cemü´l-ke-fcîr´de hasen bir isnadla rivayet etmiştir.

Avnü´l-ma´bûa"da (I, 90) zikredildiğine göre hadisle ilgili Hattâbî´nin Meâlimüs-sünerfdeki açıklaması şöyledir: Hadiste zikredilen melekler, insanların iyi ve kötü fiillerini kaydeden ve onları koruyan hafaza melek­leri değil insanlara bereket ve rahmet indiren meleklerdir. Zira hafaza me­lekleri insan cünüp olsa da ondan ayrılmazlar.

200. Hz. Aişe (r.anhâ)´nm nakline göre Resûluliah (s.a.v.) cünüp iken uyumak istediğinde namaz için abdest aldığı gibi abdest alırdı. (Buhârî, "Gu-sül", 27; Müslim, "Hayz", 21, 22; Ebû Dâvûd, "Taharet", 87)

el-Müntekâ1 da (I,208) ifade edildiği üzere hadis Kütüb-i sitte´dt bulun­maktadır. Gerek bu hadis gerekse aşağıdaki hadislerin konuya delâletleri açıktır.

201. Hz. (r.anhâ)´nın nakline göre Resûluliah (s.a.v.) cünüp iken uyu­mak istediğinde abdest alır veya teyemmüm ederdi.

Fethü´l-bârfdt (1,337) zikredildiği üzere hadisi Beyhakî (es-Sünenü´l-küb-râ, I,200) hasen bir isnadla rivayet etmiştir.

202. Hz. Aişe (r.anhâ)´nın nakline göre Resûiullah (s.a.v.) eşlerinden bi­riyle cinsel ilişkide bulunup hemen yıkanmak istemediğinde duvara elleri­ni vurarak teyemmüm ederdi.

Mecmau´z-zevâicFde ifade edildiği üzere hadisi Taberânî el-Mu´cemü´l-evsafta rivayet etmiştir. İsnadında bulunan Bakıyye b. Velid ise müdelles-tir.[113] Tabakâtü´l-müdellisîn´de (s. 17) belirtildiği gibi Bakıyye b. Velid za­yıf ve meçhul ravilerden birçok tedliste bulunan bir ravidir. Biz bu hadisi öncekileri teyit için zikrettik.

203. Ümmü Seleme (r.anhâ)´nın nakline göre Resûluliah (s.a.v.) cünüp olduktan sonra uyur, uyanır sonra tekrar uyurdu.[114]

Mecmau´z-zevâid´de (I, 114) belirtildiği üzere hadisi Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. İsnadı Sahih´m ravilerinden meydana gelmektedir.

204. İbn Ömer (r.a.)´nın, "Bizden biri cünüp iken uyuyabilir mi " soru­suna Hz. Peygamber (s.a.v.) ´´Evet, isterse abdest alır" şeklinde cevap ver­miştir.

Hadisi İbn Huzeyme ve İbn Hibbân rivayet etmişlerdir. et-Telhîsü´l-haMr´de belirtildiği üzere "isterse" kısmı hariç hadisin aslı Sahihayn´da bu­lunmaktadır.[115]

205. Abdullah b. Ebî Kays (r.a.) anlatmaktadır: Hz. Aişe (r.anhâ)´ya Re­sûluliah (s.a.v.)´in vitir namazını sordum. Daha sonra ona, "Cünüp olunca ne yapıyordu, önce gusledip sonra mı uyuyordu