Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adı İle
Hamd, kullarını Sırat-I Mustakim'e hidayet ederek üstün kılan Allah'a
mahsustur. Salât ve selâm mü'minlere karşı pek merhametli ve cana yakın
olan peygamberimiz ile O'nun temiz ali ve tüm sahabileri ve kıyamet gününe
kadar O'nun sağlam metodundan ayrılmayan bağlıları üzerine olsun.
Şimdi, aşağıda okuyacağınız bilgiler muridlerin terbiye edicisi, saliklerin
mürşidi, şeriat sancağının taşıyıcısı, iksir mesabesindeki Nakşibendi
nisbetinin açıklayacısı alim, ilmi ile amil ve kâmil Şeyh Ahmed Haznevi
hazretlerinin menkıbelerinden seçilmiş bir kaç değerli inci ve yaralıların
yaralarını iyileştirecek bir kaç şifalı merhemdir. Şimdi onun bu seçme
menkıbelerini birlikte gözden geçirelim.
Ahmed Haznevi hazretleri - Allah (c.c.) ondan razı olsun -; Peygamberimize
-salât ve selam üzerine olsun- fevkalade bağlı, O'nun sözleri, hareketleri
ve hasletleri konusunda çok titiz, şeriatına olağanüstü derecede tutkun,
bu şeriatın inceliklerini çok inceleyen, azimetleri ile amel edip bid'at
ve ruhsatlarından titizlikle uzak duran bir zat idi.
Bu sözlerimizin en sadık delili, çevresindeki alimlerin etrafında birleşip
ona biat etmiş olmalarıdır. Bu alimler titiz araştırmalardan, sözlerini
derinliğine inceleyip şeriat ölçüsüne vurduktan sonra ona biat etmişlerdir.
Bilindiği gibi alimler hep birlikte bir büyük veliye teslim olmadan
önce böyle yaparlar. Onun hakkında söylediğimiz sözlerin diğer bir delili
de sözlerine kulak veren her uyanık mü'minin kalbini, tıpkı bir mıknatısın
demiri kendine doğru çekmesi gibi cezbetmesidir.
Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? aşağıdaki hadise
göre amel etmekte çok titiz ve ısrarlı idi:
«Ameller niyetlere bağlıdır. Herkes niyet ettiğini elde eder.»
Her sözünde ve her hareketinde bu hadisi rehber edinirdi. Öyle ki, binlerce
kişi tarafından kınansa bile hiç birine aldırış etmez, iyi niyetsiz bir
kuruş bile harcamazdı.
Nitekim bir ara hizmetkârı Said üç yıl yüce eşikte barınan bir fakirin
kovulmasını emretmişti. Çünkü sözkonusu fakir, bu emre yolaçan bir kusur
işlemişti. Bu arada Şeyh hazretleri sohbete gelince o fakir orada bulunan
ve çoğunluğunu gariplerin meydana getirdiği müridler topluluğunun önünde
yalvararak tekkede bırakılmasını rica etti.
Şeyh hazretleri, adamın bu ricasını hemen yerine getirmekten kaçındı
ve ona «yakamı bırak da niyetim saf hale gelsin» dedi. Fakat adam bu cevaba
rağmen susmadı, daha ısrarlı şekilde yalvarmaya ve geri alınması için
rica etmeye devam etti. Buna rağmen Şeyh hazretleri onun ricasına kulak
asmadı. Ama bir süre sonra sözü geçen fakiri yanına çağırarak kendisine
«şimdi niyetim saf hale geldi, gitme, burada kal» dedi. Bu konuda bizzat
kendisi şu olayı anlatmıştır:
Bir ara hacca gitmek hususunda içimde güçlü bir özlem doğdu. Hemen
yol hazırlığı yaptım. Fakat bir süre sonra içimden bu konuda nefsimi imtihan
etme duygusu doğdu. Nefsime hacc yolculuğu için ayırmış olduğum malı fakirlere
dağıtmayı ve hacca gitmekten vazgeçmeyi önerdim, teklifimi reddetti,
hacca gitmeyi arzu ettiğini belirtti.
Bunun üzerine ben de nefsimin arzusuna karşı koymak için hacca gitmekten
vazgeçtim. İyi niyete sahip olmaksızın, hiç kimseye bir çörek bile vermem.
Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? şeyhine aşırı
derecede düşkündü. Öyle ki, şeyhinden bahsederken daima yanaklarından
yaşlar akardı. Üstelik şeyhinin hallerini saklı tutmak konusunda da fevkalade
titizdi.
Ben de bu yüzden şöyle bir adet edinmiştim: Şeyhimizin bir sohbetini
dinleyip de aynı bilgiye tasavvuf kitaplarından birinde rastlayınca babama
«bu konuyu falan kitapta gördüm.» demez, onu şeyhimizin kendi sözü imiş
gibi ifade ederek «Şeyh hazretleri şöyle dedi.» diye naklederdim. Çünkü
şeyhimizin adını anınca babamın büyük bir haz ve zevk duyduğunu görürdüm.
Bir ara şeyhimizin oğlu Şeyh Muhammed Masum hacc'dan dönmüş, bizleri
misafirliğe kabul etmişti. Babamla birlikte sohbetini bir süre dinledikten
sonra babam ev sahibi rahatsız olur endişesi ile kalkıp gitti. Babam gittikten
sonra biz bir süre daha sohbete devam ettik. Daha sonra Muhammed Masum
hazretleri eve gitmemi söyleyince emrine uyarak kalkıp eve gittim.
Eve varınca babamın lambayı söndürüp yatağa girdiğini gördüm. Fakat
geldiğimi duyunca «kim o?» diye sordu. Benden «Alâuddin» cevabını alması
üzerine «niye bu kadar geç kaldın?» diye sordu. Kendisine Üstadımızın
oğlunun sohbetini dinlediğimi söyleyince bana «o halde yanıma gel ve ışığı
yak. Üstad-ı Azam hazretlerinden söz edilince benim uyumama imkan olmayacağını
bilmiyor musun?» dedi.
Babamın emrine uyarak yanına gidip lambayı yaktım. Bunun üzerine yattığı
yerden doğrularak yatağı üzerine oturdu ve ben de Üstadımızın oğlunun
sohbetinden aklımda kalanları kendisine anlattım. Bir adeti de, şeyhini
görenin veya onun yanından yeni gelenin sohbetine gitmekti. Böyleleri
ile sıkıntı verme endişesi baskın gelene kadar uzun uzun sohbet eder ve
eve gelince bize «falancanın sohbetine gidiniz ve gerek şeyhimiz gerekse
onun ailesi hakkında söylediklerini aklınızda tutup gelince bana anlatınız.»
derdi.
Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun?şeyhinin huylarını
huy edinmeye, onun hareket ve davranışlarını örnek edinmeye çok önem
verirdi. Öyle ki, çoğu kere sağ kolunu cübbesinden çıkarır, mescide ve
başka yerlere öyle giderdi. Çünkü şeyhi Rus savaşları sırasında yaralanarak
sağ kolunu kaybettiği için, son yıllarda, hep böyle gezerdi. Zaten sık
sık «beni üstadımın bir çok huylarını edinmeye muvaffak eden, bunu bana
nasibeden Allah'a hamdolsun» derdi. O kadar ki, bağlılarından birini,
bir iş buyurmak için çağırınca ders çalışan bir talebe gibi çekingen davranır
ve bunu da şeyhine uymak için yapardı.
Şeyhinin tüm sohbetlerini ezberlemişti. Üstelik o sohbetlerin yapıldığı
yerleri, o sırada şeyhin irşad için hangi köyde bulunduğunu, kendilerini
ağırlayan ev sahibinin kim olduğunu, şeyhi ile birlikte iken ne gibi olaylar
geçtiğini olduğu gibi hatırlardı. Öyle ki, bunları anlatırken kendisini
dinleyenler, önünde duran yazılı bir metin olduğunu sanırlardı.
Şeyhin aile mensuplarına karşı o kadar saygılı, onların haklarına karşı
o kadar riayetkar idi ki, bu konudaki bütün gördüklerimi anlatsam söylediklerime
inanılmaz diye korkuyorum. Mesela Üstad Molla Abdülbaki'nin kızı le evlenişinden
ölümüne kadar ondan ne içecek su istemiş, ne seccadesini hazırlamasını
emretmiş ne ona bir kere bile olsun «lambayı yak» veya «çorba hazırla»
demiştir.
Tam tersine eşine kendisi hizmet ederdi. Üstelik eşi çok iyi bir aile
terbiyesi ile yetiştiği, iyi ahlaklı ve mütevazi olduğu için kocasının
kendisine hizmet etmesini istemez, bu iltifat kendisine fevkalâde ağır
gelirdi. Bu durumu izah ederken de «Saide'yi eşimdir diye değil, Üstadımızın
torunudur diye seviyor, ayrıca ulu Allah bize Üstadımızın torunundan
Abdülgani adında bir evlad nasib ttiği için iftihar ediyoruz» derdi.
Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? tarikat adabı
karşısında fevkalâde titiz davranır, bu alana bir savsaklama meydana
gelince çok canı sıkılırdı. Hatta bir defasında tüm alimleri topladı ve
kızgın bir ifade ile onlara «tarikatta meydana gelen her bid'atın, her
savsaklamanın sebebi sizsiniz. Çünkü adabı yeterince öğretmiyorsunuz.
Cahiller mazurdur» dedi. Bu şekilde öfkelenmesinin sebebi, teveccüh sırasında
birinin gözlerini açtığını ve bir başkasının da arkadaşına arkası dönük
olarak oturduğunu görmüş olması idi.
Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? odasındayken
gece gündüz hep kitap okurdu, önemli bir iş çıkmadıkça kitabı elden bırakmazdı.
Hatta çoğu zaman ramazanda iftarla akşam namazı arasında bile kitab okurdu.
En çok okuduğu eserler tasavvuf ile ilgiliydi.
Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? fıkıh ilminde
ve şeriat meselelerinin incelikleri konusunda uzmandı. Öyle ki, fetva
konusunda tek merci haline gelmişti. Çünkü insanlar arasında geçen olaylarla
yakından ilgilenmiş olduğu gibi, herkes de bu konuda ona baş- vuruyordu.
Fetva verirken pek fıkıh kitablarına bakmazdı. Oysa halk kendisine çok
sayıda mesele sorar, bir çok ihtilâf1arı çözümler ve hiç kimse ondan başkasının
hükmüne ve fetvasına razı olmazdı. Alimler arasında bir mesele dolaşıp
da o konuda görüşünü söyleyince derhal bütün alimler onun görüşüne meyleder,
onun sözünü desteklemeye koyulurlardı. Çünkü daha önce kitablara başvurarak
her zaman haklı çıktığını denemişlerdi.
Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? her zaman görüşünde
haklı çıkar, hiç yanılmazdı. Öyle ki, onun görüşüne uyan muradına erer,
buna karşılık görüşüne ters düşen sonunda hayal kırıklığına uğrardı. Bizlere
ilk söylediği görüşe uymamızı tavsiye ederek şöyle derdi:
«Benim adetim şöyledir: Bana bir şey soran olursa ilk plânda görüşümü
söylerim. Eğer karşı taraf, ısrarla görüşümün tersini diler veya canının
öyle istediğini hissedersem, bana karşı çıkıp da zarara uğramasından çekindiğim
için kendi görüşümü bırakarak onun fikrini desteklerim. Benim kerametim
yoktur. Fakat ender bazı istisnalar dışında verdiğim hükümler doğrudur.
»
Zaten bu durum, onun bağlıları arasında, bir çok deneylerle perçinlenmiş
kesin bir gerçek olarak bilinir hale gelmişti.
Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? gayet sağlam
bir mantığa ve acayip bir ferasete sahip idi. Öyle ki, insanı görür görmez
özel hallerini ve durumunu hemen anlayıverirdi. Nitekim bir kaç kızgınlık
anında bize« benim aklım kılı bile yarar» demişti.
Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? kendisinden
başka ancak kamil kimselerin erebileceği derecede çok yumuşak huylu,
pek müsamahakâr ve Allah'ın kullarına karşı babalarından bile daha cana
yakın olacak raddede şefkat sahibi idi.
Nitekim bir seferinde Dekuriye kabilesinden Hacı Culi'nin ailesi tarafından
Kendur köyündeki Meliye aşiretinin reisi İsa Ağa'ya arabulucu olarak
gitmesi rica edilmişti. Dekuriye kabilesi, İsa Ağa'nın kardeşi Muhammed
Salih'i öldürmekle itham ediliyordu.
Şeyh hazretleri bu ricayı kabul ederek İsa Ağa'nın evine gitti. İsa Ağa
da onun davetini kabul ederek tam bir gönül rızası ile katil zanlılarını
bağışlayarak arabuluculuğu kabul etti. Bu sonuç sırf Şeyh hazretlerinin
kerameti olarak karşılanmıştı.
Arabuluculuktan sonra köylülerin davetine icabet ederek orada teveccüh
yapmak üzere Amude köyüne gitmeye karar verdi. Çünkü İsa Ağa'nın köyünde
büyük bir kalabalık biriktiği için Amude köyünden gelenleri teveccühe
alamamıştı. Amude köyüne varınca belde halkından, şeyhlerden, kabile reislerinden,
devlet memurlarından ve bu arada çevre köylerden gelen karşılayıcılardan
meydana gelen büyük bir kalabalık tarafından karşılandı.
Büyük bir izdiham oluşmuş ve binlerce insan biraraya gelmişti. Öyle ki,
Şeyh hazretleri beldeye vardığı halde kendisini karşılayanların arabaları,
atlılar ve yayalar henüz Kendur köyü ile Amude köyü arasında ve Amude
köyünün iki saat kadar uzağındaydılar.
Şeyh hazretleri köye varınca ilk önce Şeyh Beşir Hamidi'nin evine uğrayarak
bir yakınının ölümünden dolayı kendisini teselli etti. Arkasından halifesi
Molla Muhammed Lâtif'in evine gitti. Teveccüh'ten sonra öğle namazını
kılmak üzere camiye gidince halkı selamlamak için Muhammed Latif'in evi
ile cami arasında uzun süre yakıcı sıcak altında ayakta durdu. Bu arada
yerden kalkan toz bulutu başların üzerine yükseliyordu.
Bu sırada yakın dostlarından biri halka seslenerek: «Şeyh hazretlerini
yordunuz, bırakınız da gölgeye sığınsın dedi. Fakat şeyh hazretleri bu
söze kızarak şöyle dedi:
«Ne dostlarımın ve ne de evladlarımın hiç biri bana benzemiyor. İnsanların
kalblerini nasıl kırarsınız? Oysa onlar özledikleri için, muhabbet ve
ihlaslarından dolayı üzerime üşüşüyor, yanıma sokulmak için can atıyorlar.
Allah'tan dilerim ki, huyumu sizlerinki gibi yapmasın.»
Öğle namazının arkasından Amude'ye geldikten sonra yaptığı ikinci teveccüh'ü
gerçekleştirmiş, daha sonra dostlarından biri kendisini yemeğe çağırmış
ve kendisini eve kadar götürecek olan araba caminin önüne yanaşmıştı.
Fakat Şeyh hazretleri camiden çıkar çıkmaz halk yine üzerine hücum etmişti.
O sırada yanında yürüyen bir dostu halka engel olmaya çalışarak; «Şeyh
hazretleri şu ana kadar ağzına bir şey koyamadı. Sabahtan beri teveccüh,
tevbe, ziyaret ve namazla meşgul olduğu için çok yoruldu. Bu şiddetli
sıcakta onu bırakın da yemek yiyip istirahat etsin»dedi.
Şeyh hazretleri dostunun bu sözlerini duyunca ona dönerek; «vallahi,
iki saat ayakta kalmayı halka engel olmanıza tercih ederim» dedi ve o
yakınının hareketine çok kızdı.
Yine bu arada ondan fetva istemek ve aralarındaki çatışmaları çözmesini
dilemek için taşradan yanına gelenler ayaklarının çamuru ve pisliği |