Ana Sayfa İletişim Haberler Videolar Kasideler Ne Söylediler
Haznevi Ekolü Şeyh Muhammed Haznevi(k.s.) Şeyh Muhammed Muta(k.s.) Altın Silsile    

Nakşi-Haznevi Tarikatı'nın gayesi İslam'ın ameli yönünü uygulamaktır. Bir müride lazım olan şey; haramlardan kaçınması,vacipleri yapması, uygun değilse mübahları terketmesidir.





 
   Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adı İle

   Hamd, kullarını Sırat-I Mustakim'e hidayet ederek üstün kılan Allah'a mahsustur. Salât ve selâm mü'minlere karşı pek merhametli ve cana yakın olan peygamberimiz ile O'nun temiz ali ve tüm sahabileri ve kıyamet gününe kadar O'nun sağlam metodundan ayrılmayan bağlıları üzerine olsun.

   Şimdi, aşağıda okuyacağınız bilgiler muridlerin terbi­ye edicisi, saliklerin mürşidi, şeriat sancağının taşıyıcısı, iksir mesabesindeki Nakşibendi nisbetinin açıklayacısı alim, ilmi ile amil ve kâmil Şeyh Ahmed Haznevi haz­retlerinin menkıbelerinden seçilmiş bir kaç değerli inci ve yaralıların yaralarını iyileştirecek bir kaç şifalı merhem­dir. Şimdi onun bu seçme menkıbelerini birlikte gözden geçirelim.

   Ahmed Haznevi hazretleri - Allah (c.c.) ondan razı olsun ­-; Peygamberimize -salât ve selam üzerine olsun- fevka­lade bağlı, O'nun sözleri, hareketleri ve hasletleri konu­sunda çok titiz, şeriatına olağanüstü derecede tutkun, bu şeriatın inceliklerini çok inceleyen, azimetleri ile amel edip bid'at ve ruhsatlarından titizlikle uzak duran bir zat idi.

   Bu sözlerimizin en sadık delili, çevresindeki alimlerin etrafında birleşip ona biat etmiş olmalarıdır. Bu alimler titiz araştırmalardan, sözlerini derinliğine inceleyip şe­riat ölçüsüne vurduktan sonra ona biat etmişlerdir. Bi­lindiği gibi alimler hep birlikte bir büyük veliye teslim ol­madan önce böyle yaparlar. Onun hakkında söylediğimiz sözlerin diğer bir delili de sözlerine kulak veren her uya­nık mü'minin kalbini, tıpkı bir mıknatısın demiri kendi­ne doğru çekmesi gibi cezbetmesidir.

   Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? aşağıdaki hadise göre amel etmekte çok titiz ve ısrarlı idi:

   «Ameller niyetlere bağlıdır. Herkes niyet ettiğini elde eder.»

   Her sözünde ve her hareketinde bu hadisi rehber edi­nirdi. Öyle ki, binlerce kişi tarafından kınansa bile hiç bi­rine aldırış etmez, iyi niyetsiz bir kuruş bile harcamazdı.

   Nitekim bir ara hizmetkârı Said üç yıl yüce eşikte barınan bir fakirin kovulmasını emretmişti. Çünkü söz­konusu fakir, bu emre yolaçan bir kusur işlemişti. Bu ara­da Şeyh hazretleri sohbete gelince o fakir orada bulunan ve ço­ğunluğunu gariplerin meydana getirdiği müridler toplu­luğunun önünde yalva­rarak tekkede bırakılmasını rica etti.

   Şeyh hazretleri, adamın bu ricasını hemen yerine ge­tirmekten kaçındı ve ona «yakamı bırak da niyetim saf hale gelsin» dedi. Fakat adam bu cevaba rağmen susma­dı, daha ısrarlı şekilde yalvarmaya ve geri alınması için rica etmeye devam etti. Buna rağmen Şeyh hazret­leri onun ricasına kulak asmadı. Ama bir süre sonra sözü geçen fakiri yanına çağırarak kendisine «şimdi niyetim saf hale geldi, gitme, burada kal» dedi. Bu konuda bizzat kendisi şu olayı anlatmıştır:  

    Bir ara hacca gitmek hususunda içimde güçlü bir özlem doğdu. Hemen yol hazırlığı yaptım. Fakat bir süre sonra içimden bu konuda nefsimi imtihan etme duygusu doğdu. Nefsime hacc yolculuğu için ayırmış olduğum malı fakirlere dağıtmayı ve hacca gitmekten vazgeçmeyi öner­dim, teklifimi reddetti, hacca gitmeyi arzu ettiğini belirtti.

   Bunun üzerine ben de nefsimin arzusuna karşı koymak için hacca gitmekten vazgeçtim. İyi niyete sahip olmak­sızın, hiç kimseye bir çörek bile vermem.

   Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? şeyhine aşırı derecede düşkündü. Öyle ki, şeyhinden bah­sederken daima yanaklarından yaşlar akardı. Üstelik şey­hinin hallerini saklı tutmak konusunda da fevkalade ti­tizdi.

   Ben de bu yüzden şöyle bir adet edinmiştim: Şeyhi­mizin bir sohbetini dinleyip de aynı bilgiye tasavvuf kitaplarından birinde rastlayınca babama «bu konuyu fa­lan kitapta gördüm.» demez, onu şeyhimizin kendi sözü imiş gibi ifade ederek «Şeyh hazretleri şöyle dedi.» diye naklederdim. Çünkü şeyhimizin adını anınca babamın büyük bir haz ve zevk duyduğunu görürdüm.

   Bir ara şeyhimizin oğlu Şeyh Muhammed Masum hacc'dan dönmüş, bizleri misafirliğe kabul etmişti. Ba­bamla birlikte sohbetini bir süre dinledikten sonra babam ev sahibi rahatsız olur endişesi ile kalkıp gitti. Babam git­tikten sonra biz bir süre daha sohbete devam ettik. Daha sonra Muhammed Masum hazretleri eve gitmemi söyle­yince emrine uyarak kalkıp eve gittim.

   Eve varınca babamın lambayı söndürüp yatağa gir­diğini gördüm. Fakat geldiğimi duyunca «kim o?» diye sordu. Benden «Alâuddin» cevabını alması üzerine «niye bu kadar geç kaldın?» diye sordu. Kendisine Üstadımızın oğlunun sohbetini dinlediğimi söyleyince bana «o halde yanıma gel ve ışığı yak. Üstad-ı Azam hazretlerinden söz edilince benim uyumama imkan olmayacağını bilmiyor musun?» dedi.

   Babamın emrine uyarak yanına gidip lambayı yaktım. Bunun üzerine yattığı yerden doğrularak yatağı üzerine oturdu ve ben de Üstadımızın oğlunun sohbetinden ak­lımda kalanları kendisine anlattım. Bir adeti de, şeyhini görenin veya onun yanından yeni gelenin sohbetine git­mekti. Böyleleri ile sıkıntı verme endişesi baskın gelene kadar uzun uzun sohbet eder ve eve gelince bize «falan­canın sohbetine gidiniz ve gerek şeyhimiz gerekse onun ailesi hakkında söylediklerini aklınızda tutup gelince bana anlatınız.» derdi.

   Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun?­şeyhinin huylarını huy edinmeye, onun hareket ve dav­ranışlarını örnek edinmeye çok önem verirdi. Öyle ki, çoğu kere sağ kolunu cübbesinden çıkarır, mescide ve başka yerlere öyle giderdi. Çünkü şeyhi Rus savaşları sırasında yaralanarak sağ kolunu kaybettiği için, son yıllarda, hep böyle gezerdi. Zaten sık sık «beni üstadımın bir çok huy­larını edinmeye muvaffak eden, bunu bana nasibeden Allah'a hamdolsun» derdi. O kadar ki, bağlılarından birini, bir iş buyurmak için çağırınca ders çalışan bir talebe gibi çekingen davranır ve bunu da şeyhine uymak için yap­ardı.

   Şeyhinin tüm sohbetlerini ezberlemişti. Üstelik o soh­betlerin yapıldığı yerleri, o sırada şeyhin irşad için hangi köyde bulunduğunu, kendilerini ağırlayan ev sahibinin kim olduğunu, şeyhi ile birlikte iken ne gibi olaylar geç­tiğini olduğu gibi hatırlardı. Öyle ki, bunları anlatırken kendisini dinleyenler, önünde duran yazılı bir metin ol­duğunu sanırlardı.

   Şeyhin aile mensuplarına karşı o kadar saygılı, on­ların haklarına karşı o kadar riayetkar idi ki, bu konudaki bütün gördüklerimi anlatsam söylediklerime inanılmaz diye korkuyorum. Mesela Üstad Molla Abdülbaki'nin kızı le evlenişinden ölümüne kadar ondan ne içecek su iste­miş, ne seccadesini hazırlamasını emretmiş ne ona bir kere bile olsun «lambayı yak» veya «çorba hazırla» demiştir.

   Tam tersine eşine kendisi hizmet ederdi. Üstelik eşi çok iyi bir aile terbiyesi ile yetiştiği, iyi ahlaklı ve mütevazi olduğu için kocasının kendisine hizmet etmesini istemez, bu iltifat kendisine fevkalâde ağır gelirdi. Bu dur­umu izah ederken de «Saide'yi eşimdir diye değil, Üstad­ımızın torunudur diye seviyor, ayrıca ulu Allah bize Üs­tadımızın torunundan Abdülgani adında bir evlad nasib ttiği için iftihar ediyoruz» derdi.

   Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? tarikat adabı karşısında fevkalâde titiz davranır, bu alan­a bir savsaklama meydana gelince çok canı sıkılırdı. Hatta bir defasında tüm alimleri topladı ve kızgın bir ifad­e ile onlara «tarikatta meydana gelen her bid'atın, her savsaklamanın sebebi sizsiniz. Çünkü adabı yeterince öğ­retmiyorsunuz. Cahiller mazurdur» dedi. Bu şekilde öf­kelenmesinin sebebi, teveccüh sırasında birinin gözlerini açtığını ve bir başkasının da arkadaşına arkası dönük ola­rak oturduğunu görmüş olması idi.

   Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? odasındayken gece gündüz hep kitap okurdu, önemli bir iş çıkmadıkça kitabı elden bırakmazdı. Hatta çoğu zaman ramazanda iftarla akşam namazı arasında bile kitab okur­du. En çok okuduğu eserler tasavvuf ile ilgiliydi.

   Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? fıkıh ilminde ve şeriat meselelerinin incelikleri konusun­da uzmandı. Öyle ki, fetva konusunda tek merci haline gelmişti. Çünkü insanlar arasında geçen olaylarla yakın­dan ilgilenmiş olduğu gibi, herkes de bu konuda ona baş- vuruyordu.

   Fetva verirken pek fıkıh kitablarına bakmazdı. Oysa halk kendisine çok sayıda mesele sorar, bir çok ihtilâf1arı çözümler ve hiç kimse ondan başkasının hükmüne ve fet­vasına razı olmazdı. Alimler arasında bir mesele dolaşıp da o konuda görüşünü söyleyince derhal bütün alimler onun görüşüne meyleder, onun sözünü desteklemeye ko­yulurlardı. Çünkü daha önce kitablara başvurarak her zaman haklı çıktığını denemişlerdi.

   Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? her zaman görüşünde haklı çıkar, hiç yanılmazdı. Öyle ki, onun görüşüne uyan muradına erer, buna karşılık görüşüne ters düşen sonunda hayal kırıklığına uğrardı. Biz­lere ilk söylediği görüşe uymamızı tavsiye ederek şöyle derdi:

   «Benim adetim şöyledir: Bana bir şey soran olur­sa ilk plânda görüşümü söylerim. Eğer karşı taraf, ısrarla görüşümün tersini diler veya canının öyle istediğini hissedersem, bana karşı çıkıp da zarara uğramasından çe­kindiğim için kendi görüşümü bırakarak onun fikrini des­teklerim. Benim kerametim yoktur. Fakat ender bazı is­tisnalar dışında verdiğim hükümler doğrudur. »

   Zaten bu durum, onun bağlıları arasında, bir çok de­neylerle perçinlenmiş kesin bir gerçek olarak bilinir hale gelmişti.

   Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? gayet sağlam bir mantığa ve acayip bir ferasete sahip idi. Öyle ki, insanı görür görmez özel hallerini ve durumunu hemen anlayıverirdi. Nitekim bir kaç kızgınlık anında bize« benim aklım kılı bile yarar» demişti.

   Ahmed Haznevi hazretleri ?Allah (c.c.) ondan razı olsun? kendisinden başka ancak kamil kimselerin erebileceği de­recede çok yumuşak huylu, pek müsamahakâr ve Allah'ın kullarına karşı babalarından bile daha cana yakın olacak raddede şefkat sahibi idi.

   Nitekim bir seferinde Dekuriye kabilesinden Hacı Culi'nin ailesi tarafından Kendur köyündeki Meliye aşi­retinin reisi İsa Ağa'ya arabulucu olarak gitmesi rica edil­mişti. Dekuriye kabilesi, İsa Ağa'nın kardeşi Muhammed Salih'i öldürmekle itham ediliyordu.

   Şeyh hazretleri bu ricayı kabul ederek İsa Ağa'nın evine gitti. İsa Ağa da onun davetini kabul ederek tam bir gönül rızası ile katil zanlılarını bağışlayarak arabulucu­luğu kabul etti. Bu sonuç sırf Şeyh hazretlerinin kerameti olarak karşılanmıştı.

   Arabuluculuktan sonra köylülerin davetine icabet ederek orada teveccüh yapmak üzere Amude köyüne git­meye karar verdi. Çünkü İsa Ağa'nın köyünde büyük bir kalabalık biriktiği için Amude köyünden gelenleri tevec­cühe alamamıştı. Amude köyüne varınca belde halkından, şeyhlerden, kabile reislerinden, devlet memurlarından ve bu arada çevre köylerden gelen karşılayıcılardan meyda­na gelen büyük bir kalabalık tarafından karşılandı.

   Büyük bir izdiham oluşmuş ve binlerce insan biraraya gelmişti. Öyle ki, Şeyh hazretleri beldeye vardığı halde kendisini karşılayanların arabaları, atlılar ve yayalar he­nüz Kendur köyü ile Amude köyü arasında ve Amude köyünün iki saat kadar uzağındaydılar.

   Şeyh hazretleri köye varınca ilk önce Şeyh Beşir Ha­midi'nin evine uğrayarak bir yakınının ölümünden do­layı kendisini teselli etti. Arkasından halifesi Molla Mu­hammed Lâtif'in evine gitti. Teveccüh'ten sonra öğle na­mazını kılmak üzere camiye gidince halkı selamlamak için Muhammed Latif'in evi ile cami arasında uzun süre ya­kıcı sıcak altında ayakta durdu. Bu arada yerden kalkan toz bulutu başların üzerine yükseliyordu.

   Bu sırada yakın dostlarından biri halka seslenerek: «Şeyh hazretlerini yordunuz, bırakınız da gölgeye sığın­sın dedi. Fakat şeyh hazretleri bu söze kızarak şöyle dedi:

   «Ne dostlarımın ve ne de evladlarımın hiç biri bana benzemiyor. İnsanların kalblerini nasıl kırarsınız? Oysa onlar özledikleri için, muhabbet ve ihlaslarından dolayı üzerime üşüşüyor, yanıma sokulmak için can atıyorlar. Allah'tan dilerim ki, huyumu sizlerinki gibi yapmasın.»

   Öğle namazının arkasından Amude'ye geldikten son­ra yaptığı ikinci teveccüh'ü gerçekleştirmiş, daha sonra dostlarından biri kendisini yemeğe çağırmış ve kendisini eve kadar götürecek olan araba caminin önüne yanaşmış­tı. Fakat Şeyh hazretleri camiden çıkar çıkmaz halk yine üzerine hücum etmişti. O sırada yanında yürüyen bir dos­tu halka engel olmaya çalışarak; «Şeyh hazretleri şu ana kadar ağzına bir şey koyamadı. Sabahtan beri teveccüh, tevbe, ziyaret ve namazla meşgul olduğu için çok yorul­du. Bu şiddetli sıcakta onu bırakın da yemek yiyip isti­rahat etsin»dedi.

   Şeyh hazretleri dostunun bu sözlerini duyunca ona dönerek; «vallahi, iki saat ayakta kalmayı halka engel ol­manıza tercih ederim» dedi ve o yakınının hareketine çok kızdı.

   Yine bu arada ondan fetva istemek ve aralarındaki çatışmaları çözmesini dilemek için taşradan yanına ge­lenler ayaklarının çamuru ve pisliği