Ana Sayfa İletişim Haberler Videolar Kasideler Ne Söylediler
Haznevi Ekolü Şeyh Muhammed Haznevi(k.s.) Şeyh Muhammed Muta(k.s.) Altın Silsile    

Nakşi-Haznevi Tarikatı'nın gayesi İslam'ın ameli yönünü uygulamaktır. Bir müride lazım olan şey; haramlardan kaçınması,vacipleri yapması, uygun değilse mübahları terketmesidir.





Şeyh Hazret'in (K.S) Mektubatından Derlenen Seçme Sözleri

Ölümden payımız, ibret almaktır. Ondan ibret alıp mutteiz olan kimse; ölümü, onda gidilir bir yol olup hiçbir kimse ondan kurtulmayacağını anlar, ona teçhizat olarak velileri sevmeyi, Allah'ın emirlerine imtisal etmekle nehiylerinden korunmayı hazırlar. İşte bunu yapana ne mutlu. Zarar, ondan ibret almayanadır.

**********************

Yüce Allah'ın (c.c.) yapacağı işe razı olmanız gereklidir. Rivayet ediliyor ki: Fudayl Bin Elİyad ( k.s.) oğlu ölürken güldü. Ona, bu durum gülme zamanı değil denildiğinde, "gerçekten bu işte Allah'ın rızası olduğunu bilirim. Ben de, yüce Allah'a bu işte muvafakatimi isterim." dedi.

**********************

Müridin mürşidine olan muhabbeti, ancak üstatlık, rehberlik cihetinden faydalı olur. Yoksa onda hiç bir fayda yoktur. Nitekim Üstadı A'zam (Radıyallahu anh) buyurdular ki: "Bil ki müridin üstadına olan muhabbeti, rehberliğinin hakkı içindir. Ebu Yezid ElBistami (k.s.): "Beni gören cehenneme girmez." dediklerinde, bu kelamının manâsını anlamayan kısır fikirli bazı kimseler: "bu ne diyor? Kendi nefsini Muhammed'den (ona, aline salâtu selamın efdali olsun. ) daha üstün görüyor. Çünkü Ebu Cehil onu gördüğü halde cehenneme girecektir." dediler. Bistami (k.s.) bunu işitince: "O Muhammed'i Allah'ın Resulü olarak görmedi. Onu Ebu Talib'in kardeşinin oğlu bilerek gördü. " diye buyurdular.

**********************

Eğer dünya, ahiret için bir mezra olmasaydı, çirkin şeylerin en çirkini, rezillerin en rezili ve Allah'tan uzaklaşmaya, insanı ahirette faydadan mahrum etmeye, akıl sahibi olanların nezdinde, kıymetli olmayan bir evde insanın utançtan baş eğmesine sebep olan olurdu. Nitekim Fahri Kâinat (onun ve ona tabi olanların üzerine salâtu selâm olsun) buyurdular ki: " Dünya ( ahirette) evi olmayan kimselerin evidir. Malı olmayanların malıdır. Aklı olmayan kimse onu toplar"

**********************

Yüce Allah (c.c.) katında dünyanın bir sivrisinek kadar kıymeti olsaydı, ondan bir yudum su bile bir kâfire vermezdi. Onu yarattığı zamandan beri ona rahmet gözü ile bakmadı denilmiştir. Ne ona, ne de nimetine beka yoktur.

" Bu dünyaya gönül bağlama. Fani olan dünya geçer.

İhtiyarlık devresi geldi. Taze gençlik devresi geçecek."

**********************

Güneşin herkese apaçık zahir olduğu gibi, dünyanın kötülüğü de malumdur. Eğer dünyanın bir değeri olsaydı, insan ve cinlerin Resûlü, ( Ona, aline salâtu selâm olsun) ona iltifat eder, onun için bir şey hazırlardı.

**********************

Tarikat salikinin maksadının, amel etmekten başka bir şey olmaması gerekir. Çünkü bu dünya evi, Allah'a taat ve ibadet evi olup, yapılan iyi amellere karşı verilecek mükafat evi olmadığı muhakkikler nezdinde sabit olmuştur. Öyle ise erkek isen, erkeklerin ibadete çalıştıkları gibi çalış! Dünyada yaptığın iyi şeylerin karşılığı ahirette çoktur.

**********************

" Nefsini bilen, gerçekten Rabbini de bilmiştir." denilmiştir. Yani kendi nefsini noksan, kötü ve sırf adem ( yok) olduğunu, kemalâttan onun için hiçbir payı olmadığını bilen kimse, şüphesiz Rabbini bilir demektir. Öyle ise, salikte ne kadar nefsin çirkinliği ve noksaniyet görüşü artsa, o nispette Allah'a manevi yaklaşması da artar. Hatta onda akıl ve tefekkür olsa, yüce Allah'ı talep etmesi için kendisine izin verildiğine sevinir. Çünkü Allah yücelik vasfıyla, kul ise noksaniyetle muttasıf olduğundan, kendisiyle kulun arasında münasebet olmadığı halde Allah, onu muhabbetine davet etmiştir. Öyle ise, bundan daha büyük ne gibi bir şey vardır. Hangi nimet bundan daha üstündür?

**********************

Üstad'ı Azam ( Radıyallahu anh): "Herhangi bir şey için bende kıskanma yoktur. Hatta falan kimse zamanın gavsı veya halkın kutbu oldu denilse, talepten başka her iki manevi makamı da kıskanmam. Lakin ‘falan adamın şiddetli bir talep ve iştiyakı vardır.' denilse, ondan duyduğum kıskanmadan kalbim yanar." diye buyurdu. İşte, Üstadı Azam, bu sözleriyle, Allah'ı talep etmeye hiçbir şeyin muadil olmadığına işaret eder. Hem de bizden istenilen şey de budur. Diğer makamlara ulaşma işi, Allah'a havale edilir. Hülasa, salikten arzu edilen şey, şiddetle Allah'ı talep etmesi ve hayatını onda sarf etmesidir.

**********************

Hafız ElŞirazi (k.s.) demiş ki:

" Matlubum hasıl oluncaya kadar talepten el çekmem. Ya ruhum sevgiliye ulaşır, ya da bu ruh bedenimden çıkacaktır." Hatta sofiler tarafından: " Biz ölümden sonra talep halindeyiz." denilmiştir. Nitekim Hafız (k.s.) buna: " Ölümden sonra mezarımı aç, bak! Ki içimdeki aşk ateşinden kefenimden duman yükselir." sözüyle işaret etmiştir. Talepten maksat, salik matlubu olan Allah'tan başka masivadan yüz çevirmeye cehd edip külliyetiyle Allah' teveccüh etmesidir.

**********************

Bu tâifeyi sevmek, ebedî hayat ve dâimî bir kurtuluş meyvesi verir. Şüphesiz denilmiş ki: Bu muhabbete hiçbir şey denk olamaz. Onları sevmek, Allah (Celle ve alâ) ve Resûlünü sevmeye sirâyet eder. Nitekim Peygamber (Sallâllahu aleyhi ve sellem): "Kişinin haşri, (dünyada) sevdiği kimse iledir." buyurmuştur.

**********************

Öyle ise insanın mümkün olduğu kadar yaratılan âzalarını yaratılış gayesi yolunda sarf etmesi ve Allah'ın buğz ettiği kötü dünyaya az iltifat etmek suretiyle şükür etmesi lâzımdır. Hattâ yüce zatlar, dünyaya iltifat edip ona önem veren kimseyi akılsızlardan, ondan yüz çevireni akıllılardan saymışlardır. Çünkü akıllıların en akıllısı olan, Peygamberimiz (Sallâllahu aleyhi ve sellem), ondan yüz çevirmiştir. Nitekim buyurdular ki: "Dünya, (ahirette) evi olmayanın evidir, malı olmayanın malıdır. Akılsız olan onu toplar."

**********************

Hâce ElAhrar (k.s.): "Vecd ve hâlet sahibi olan kimse, bir yolda yürürken, kolayca geçebilmek için orada yatan bir köpeği rahatsız ederek kaldırsa, sonra kendindeki vecd ve hâletin zâil olmadığını görse bile, bu durum onun için hayır değildir. Belki bu halin Hak Teâlâ subhânehudan ona bir azap olduğunu bilmelidir." buyurdu.

**********************

Ey kardeşim! Bu kâinatın yaratılmasındaki hikmet: Allah'ın (Celle ve alâ) marifetine, ona yaklaşmaya, ona ibâdet etmeye çalışmaktır. Nitekim, buna Kur'ânı Kerîm'in: "Cin ve insanları ancak bana ibâdet etmeleri için yarattım." Âyeti celâlesi ile "Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi sevdim de mahlûkatı yarattım." kudsî hadîsi buna işaret eder.

**********************

Allah'ın (Celle ve alâ) rızâsına sebep olan ve rahmetini celp eden şeye çalışmanız gerekir ki, başkaları da size uymuş olsun! Reisler, bu iki hâlden kurtulamazlar. Kavimlerini, ya Cennete veya Cehenneme sürükler götürürler. İnsanın ömrü aziz bir şeydir. Öyle ise, onunla aşağı olan dünyayı değil, belki en aziz matlûb olan ahireti talep etmek lâzımdır. Zira dünya, insanı Allah'tan uzaklaştıran şeyden ibarettir. Ondan uzaklaştırmayı icap etmeyen şey, yerilir dünyadan değildir. Çünkü o, onu kendine ahiret mezrasını eden kimse için güzeldir. Nitekim denilmiş ki: "Dünya aslanlara benzer. Allah'ın yolunda cesaret ve gayretli olanlara iyidir. Erkekler için acaib bir mülktür. Onu hayır işler için inşa ederlerse, acaib bir mezra ve akardır."

**********************

Hâl ve zevkler; ancak parlak şeriat, aydın İslam akidesi üzere bulunduktan sonra muteberdirler. Bu iki şeyden hangisine bir kıl kadar zarar gelse, mezkur hal ve zevkler adem ve mahrumiyet çerçevesindedirler. Salik ve mürşidlere arız olan bütün haletler, şeriat kanunlarıyla karşılaştırılması vacibdir. Ona mutabık olursa makbul, değillerse şeytandan olup, onlardan yüz çevirmek, onlardan ictinap etmek vacibdir.

**********************

İmamı Rabbani (k.s.): "Tarikat, ancak şeriat ve akidesinin iki kanatları tahsil olunduktan sonra, muteber ve hasıl olur. Peygamberimizin, onun al ve ashabının üzerine salavatların en kamili, senaların en tamamı olsun! Şeriatına mutabaat hasıl olmadan Allah'ın visal yolu nasıl bulunur? Allah'a muhabbeti olduğu davasında bulunan kimse, Nakşibendi tarikatına intisap eden kimsenin hali gibi, Peygamber'in (s.a.v.) mutabaatından ayrılmaması gerekir. Allahu Tealâ Kur'anı Kerim'de: "Resûlüm de ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Zira Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir." buyurmuştur. Bu ayeti şeriften anlaşıldığına göre manevi aşkın seyri, yine Peygamber'in ( Sallâllahu aleyhi ve sellem) mutabaatına terettüp eder. Allah onun, al ve ashabının üzerine salâtu selâm eylesin!

**********************

"Her canlı ölümü tadacaktır." ve "Ölüm için doğmuşlardır ( sonları ölümdür)" sözleri malumdur. Allah'a yaklaşmaya ehil olup, hayatında ölümden sonraki duruma çalışana ne mutlu. Gerçekten dünyada Allah'a aşık olanların, onunla teselli ettikleri şey ölümdür. Ölüm, dostun dostuna kavuşması için bir vesile edinilmiştir. Kur'anı Kerim'de: " Kim Allah'a kavuşmayı arzu ederse, şüphesiz ki Allah'ın tayin ettiği vakit gelecektir." buyurulmuştur.

**********************

Nakşibendi tarikatından maksat, (Allah sadatının yüce ruhlarını kutlasın.) Allah'ın muhabbetini tahsil etmektir. Muhabbetten murad, sırf Allah'ın zatını sevmek ve müride bir dünya menfaati sağlamak veya ondan bir zararın def edilmesi gibi bir ivaz veya gaye olmamak demektir.

" Eğer ( yaptığım taatte ) sekiz cenneti ( kendime gaye edip) gözümün önünde bulundursam veya cehennem korkusundan ( Allah'a) hizmet etsem, kendi şahsına selâmet talep eden bir mü'min olurum.

Çünkü bu ikisi de bedenimin menfaat payıdırlar. Bir aşık, Allah aşkıyla gıdalanırsa, onun nezdinde Adn ( cenneti) tek bir yaş tute değmez.

**********************

İşte ey kardeşim! Düşün ki, Nakşi tarikat sadatının nazarları yalnız Allah'ın zatını talep etmekte hasr olunmuştur. Nazarları ahiret nimetine bile tecavüz etmediği halde, muzahraf ( yaldızlı ve karışık), üstü bal ve şekerle kaplanmış öldürücü zehir kabilinden olan dünya lezzetlerine nasıl tecavüz eder? Hatta onlarca, mahbubdan gelen şey, sevimli, zevk ve elemler ise bir olur. İmamı Rabbani ( Radıyallahu anh): "Muhabbeti zatiye denilen bu sevgi hasıl olunca, sevgilinin nimet ve elemi, sevenin yanında eşit olur." buyurmuştur. Tarikatta salikin önüne gelen her şey, onun için hayırdır. Ey gönül! Doğru yol üzerinde bulunan kimse, yolu kaybetmemiştir. Bununla beraber; filhakika dünyevi çileler, eziyetler, Allah'a yaklaşmanın sebebidirler.

**********************

Hülâsa, dünya ve dünya nimetleri, cennet ve nimetine muhaliftirler. Öyle ise akıllı kimse, bâki olanı ( ahiret nimetleri) fani olanın üzerine tercih eder. Aziz ve yüce Allah'ın Kur'anı Kerim'de: " Doğru insanlarla bulunun." kavliyle emir eylediği ve bu tarikatın reisi de onun hakkında: "Tarikimiz sohbettir." dediği sohbetin terkinden de kalbinin acısı şiddetleniyor. Bil ki: Böyle sohbetsiz geçen zaman zarardır. Ömrün boşa zayi olmasıdır. Şu ömür ki onun hakkı, ilkin onu tedrici olarak şerefli sohbetin tahsili yolunda sarf edip, mümkün olduğu kadar sohbeti terk etmemek ve sonra tarikatta, sonu olmayan adabı tahsil etmeye kullanmaktır. Çünkü sohbet bütün kemalât ve marifetlerin mukaddimesidir. Geçen zaman iade edilemez, kaza da edilemez.

**********************

Bil ki bazı rivayetlere göre, sahabei kiramın (r.a) Fahri Kâinat efendimize (Sallâllahu aleyhi ve sellem) gidip, "Şüphesiz, kalbimize bazı şeyler vâki olur ki onunla telâffuz edersek kâfir oluruz." diye durumlarından şikayet ettiklerinde, Efendimiz (Sallâllahu aleyhi ve sellem): "Bu gibi şeylerin hatıra gelişleri, imanın kemâlindendir." diye cevap buyurdular. Âriflerin bâzısı da şeytan hırsız gibidir. Hırsız, bir karanlık eve girince eline geçen herhangi bir şeyi alıp onunla yetinir. Daha iyisini talep etmez. Ev aydınlık ise, eşyanın en iyisini çalıp gitmek için acele eder. Şeytan da böyledir. İnsan kalbi, günahlar karanlığı ile karanlık olduğu müddetçe, vesveseli şeylerden herhangi birisini o kalbe düşürmesi ile râzı olur. Kalb taat ve riyazetlerle aydınlanınca, ondan îmânı sıyırıcı vesveseleri içine atmaya çalışır. Allah, bizi ondan korusun.

**********************

Hâce Alâaddin buyurmuş ki: " Sâlik için daima kendini kusurlu müşahede etmesinden başka kendisinde ümit edilecek manevî bir makam yoktur." Her an kusur kapısından girip, Allahu Teâlâ'nın kerem ve lûtuflarını, kendisinde istidat ve kabiliyet olmayıp ondan uzak ve onu terk ettiğini mülâhaza etmesi, lûtuf ve inâyetine sığınması gerekir. Sâlik kendisinde bu kusuru görmesi, Allah'a karşı olan muhabbetinin eksik ve yok olmasına sebep olmaz. Hattâ muhabbetin artmasına sebep olur. Çünkü muhabbet, Allah'a itâat etmek demektir. Nitekim:

"Allah'a isyan eylediğin halde ona karşı muhabbetin olduğunu açıklıyorsun.

Rabbime and ederim ki, bu işi kı