Ana Sayfa İletişim Haberler Videolar Kasideler Ne Söylediler
Haznevi Ekolü Şeyh Muhammed Haznevi(k.s.) Şeyh Muhammed Muta(k.s.) Altın Silsile    

Nakşi-Haznevi Tarikatı'nın gayesi İslam'ın ameli yönünü uygulamaktır. Bir müride lazım olan şey; haramlardan kaçınması,vacipleri yapması, uygun değilse mübahları terketmesidir.






Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla


İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren iki bineğe benzeyen gece ve gündüz bineklerine binerek ahiret alemine gitmek üzere yola çıkar.

Her geçen gece ve gündüz onun ömründen bir miktar alıp götürür. Sonunda ömür tükenir ve yolculuk sona erer. Ahiret alemine bir geçiş olan ölüm tadılır.

İnsanoğlu ölüm ile ilahi hükme boyun eğer. Alevleri yükseldikten sonra gevşeyen ve sönen ateş misali, nefesleri tükenir ve yaşam alevi son bulur. Vazife gören organları ölüm yaklaştığında takatsiz ve hareketsiz kalır. Dünya aleminden Berzah alemine intikal eder.

Ölüm bütün yaratıkları kuşatır. Fakat ölümden ölüme fark vardır. Taşıdıkları özelikleri ve arkalarında bıraktıkları eserler yönünden insanların ölümleri farklı ve başka başkadır.

Bazıları ölünce arkalarında iyi ve övülen bir eser bırakmadıkları için hakikaten tek başlarına ölmüş olurlar ki gerçek fani oluş ve acı gidiş buna denir.

Bazıları ise ömür boyu uygun adımlarla ilerler, aklı selim ile hareket eder, çok geniş ve büyük hizmetler verir, kesintisiz gayret gösterirler. Övülen, güzel bir ruh haline ulaşınca hayatta ve dünyada pek gözleri kalmaz. Umduğunu bulduğu için, dünyadan kalben el-etek çeker, Allah'a kavuşur, huzur bulur ve bu şekilde ruhunu Allah'a teslim ederler.

İşte böyleleri yanlız ölmezler. Nasıl ki böylelerinin yaşamasıyla bir ümmet yaşıyordu, ölümleriyle de bir ümmet ölür. Alimin ölümü alemin ölümüdür. Fakat ölüm dahi onları unutturmaz.

Böyle şahsiyetlerin hatırası yaşatılmak istenir. Sözleri, ömür boyu dilden dile dolaşır, kıssaları sürekli anlatılır.

Bunlar gibi olanların ölümü esasen yeni bir hayattır ve intikali sanki ebedi bir yaşamdır. Nurlarını saçmaya devam ederler. Daima örnek gösterilir ve hiç unutulmazlar.

Şeyh Muhammed hazretleri (k.s.) der ki: ?Ey efendimiz, babamız, mürşidimiz! Sana söz veriyoruz ki sana karşı inşaallah vefalı olacağız ve yolundan, izinden gideceğiz. Üstün olan adabını tatbik edeceğiz . Geride bıraktığın kıymetli hatıralarını yaşatacağız. Nakşibendi-Haznevi Tarikatındaki nurlu talim ve irşatlar zaman duruncaya kadar devam edecektir. Ta ki gelecek nesillerin yoluna ışık tutsun ve onların önlerinde parlak bir kılavuz olsun.

Senin nurlu bedeninin içinde bulunduğu doğudan batıya bütün Müslüman ve Haznevi ecdadının ziyaretgâhı olan bu mübarek Markad-i Şerif bizim sığınağımız ve moral kaynağımız olacaktır. Zaman durdukça yolumuzun kılavuzu olacaktır.

Ey Şeyhimiz Cenab-ı Hak sana rahmet eylesin. Firdevs Cennetinde bizleri beraber kılsın. Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bayrağı altında Nakşibendi büyüklerimizle bir arada toplasın.?

"İşte Allah'ın hidayet edip doğru yola ilettiği kimseler onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir." (Zumer suresi: 18)

Şanı yüce İslam ümmetinin tarih semasında, karanlık geceleri aralayan ve gecenin zulmetini kaldıran büyük ıslahatçıları, değerli alimleri vardır ki, yıldızlar misali yol gösterirler. Bunlar güneş gibidirler. Işık verir ve ısıtırlar. Nesiller boyu bu böyle devam edegelmiştir. Bu Allah?ın çok büyük bir nimetidir.

İlim direklerinden biri olan büyüklerden sayılan, ıslah edici, rehber, hidayetçi ve davetçi olan eşsiz dehaya, Şeyh İzzeddin hazretlerini (k.s.) anmak ve onun hatırasını yaşatmaya çalışmak aslında nimet verici olan Allah'a bir şükürdür.

İrşat semasında yüzen, şüphe bulutlarını izale eden ve kulların kalbinden günah damgalarını silen o parlak ve nurlu güneş her zaman aydınlatmaya devam edecektir.

Şeyh İzzeddin hazretlerinin (k.s.) üstünlüğüne uzak-yakın dost ve düşman herkes şahitlik ediyor. Haznevi Şeyhi?nin (k.s.) tarikatı; dünden bugüne kadar salik ve alimlerin terbiye gördüğü bir kaynak olmuş ve inşallah bu şekilde kıyamete kadar da devam edecektir. Bu medrese ve bu sağlam kale; İslam ümmetine, ilmi ile amil olan ihlaslı, parlak, taşıdıkları ağır mesuliyetin şuurunda olan; dinlerine ve inançlarına karşı sorumluluk duygusunu bilen ve Efendimiz Hz. Muhammed'den (s.a.v.) ilham alan alimler sunmuş ve hediye etmiştir.

Binlerce gönül eri ve Hakk aşıkları, Şeyh hazretlerinin (k.s.); durgun ve safi pınarından, bitmek bilmeyen ummanından içmek için dergâhına geliyorlar. Bu sahifeler ve satırlar, parlayan ruhunun tecelli eden akisleridir.

Şeyh hazretlerine (k.s.) hürmet aslında insandaki o ilahi yönelişe ve kulluk boyutuna hürmettir. Eğer bu şekil kavrayış bize hakim olursa dünya daha güzel olacaktır.

Şeyh hazretlerinin (k.s.) hatırasını yaşatıp yadetmek, ruh olgunluklarını, güzel ahlâklarını, kalb temizliklerini ve sırlarının safiyetini görmeyi ve ibret almayı sağlayacaktır.

ŞEYH İZZEDDİN HAZRETLERİNİN (K.S.) HAYATINDAN KESİTLER

Şeyh İzzeddin El - Haznevi (k.s.) 1923 yılında Suriye'nin Kamışlı kazasına bağlı bir köy olan Hazne'de dünyaya geldi. Şeyh hazretlerinin pederi alisi ve validesi çok salih kimseler idiler. Şeyh hazretleri bu iki salih ebeveyninin kucağında büyüdü. Ailesinden aldığı terbiye hayatı için çok önemli bir başlangıç oldu.

Şeyh hazretlerinin babası, bütün dünyada şöhret bulan havas ve avam arasında meşhur olan Şeyh Ahmed El ? Haznevi (k.s.) hazretleridir. Valideleri ise; takva sahibi, gece namaz kılan, gündüz oruç tutan, Allah'a taat ve ibadetle yönelen bir hanımefendiydi. Şeyh hazretlerinin şerefli aile ve soyunun kökeninde ilim, takva, vefa, salah, temizlik ve nezaket vardır. Bu tahir ve temiz ailenin misali şu ayet-i kerimede belirtildiği gibidir: "Kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren bir ağaç misalidir.." (İbrahim Suresi: 24)

Şeyh İzzeddin El-Haznevi hazretleri ilk çocukluk dönemlerini babasının ve annesinin terbiye kucağında geçirmiştir. O zamanlar şerefli ebeveyni Suriye'nin doğusunda bulunan Kamışlı kazasına bağlı Telma'ruf köyünde idiler. İslami ve dini tahsillerini öncelikle akli ve nakli ilimlerde üstün bir otorite sahibi olan Allame Şeyh Ahmed El - Haznevi'den almışlardır.

Şeyh İzzeddin (k.s.) küçük yaşlarda Kur'an-ı Kerim'i okudu. Daha sonra kardeşleri Şeyh Ma'sum (k.s.) ve Şeyh Alâaddin (k.s.) ile birlikte ilim tahsiline başladı. Arap edebiyatı kaidelerini çok güzel kavradı. Sarf, Nahiv, Belagat, adab vb. ilimlerde öylesine mesafe katetti ki zamanın Sibeveyh'i ve asrının müracaat edileni haline geldi.

Daha sonra Fars dilini ve bu dilin inceliklerini öğrenmeye başladı. Esaslarını, füru ve meselelerini kavradı. Mantık ilmini, meselelerini, kaidelerini bütün yönleriyle ele aldı.

Bunun akabinde Şafii mezhebi ile ilgili yazılmış fıkıh kitaplarını okumaya, usul ve füruunu, akli ve nakli yönlerini tahsile başladı. Kendi akranı olanları geçip adeta zamanın İmam-ı Şafii'si oldu. Yalnız bir ilmi değil birçok ilmi tahsil etti. Fıkıh, Nahiv, Edep, Tasavvuf, Belagat, Mantık, Ahlâk, Usul ilimleri: Arap ve Fars Edebiyatı v.d.

Bu tatlı ilim kaynağından doya doya içtikten sonra, babası Şeyh Ahmed El - Haznevi'nin marifet ve ilim deryasından; sarsılmaz azmi ve üstün zekası, âli himmeti ile cevherler ve eşsiz inciler çıkarınca, icazet almak şöyle dursun icazet vermek hususunda ehil olunca, pederi âlileri mübarek eliyle yazdığı icazeti ona vermiştir.

Üstün bir feraseti, kabiliyeti ve çok harika bir zekâsı vardı. Nasıl denizlerin hacmini ihata etmek, sırlarını keşfetmek zor ise, deniz misali olan bazı insanların da Allah'ın onların kalplerine ilka ettiği sırlar öyle çoktur ki onları bilmek ve anlamak çok zordur . İşte Şeyh İzzeddin (k.s.) bu sır dolu zatlardan birisiydi.

İLİM ÖĞRENMEK ve ÖĞRETMEK HUSUSUNDAKİ RAĞBETİ ve TEŞVİKİ

Şeyh İzzeddin hazretleri (k.s.) yalnız ilmi sahada derinleşmekle kalmamıştır. Şu mübarek hadis-i şerifin mânâsını ve ruhunu tamamen idrak etmiş ve yaşamıştır.

"Bu ilmi her nesilden adil (emin) olanlar taşır ve ilmi korurlar. Haddi aşanların (herhangi bir şeyi) değiştirmelerine müsaade etmezler. Yanlış yolda olanların kötü niyetlerini defederler cahillerin (uygun olmayan) te'villerini reddederler."

Şeyh hazretleri (k.s.) şuna inandı ki: Çok gayret etmek, meşakkatlere ve zorluklara tahammüllü olmak gereklidir. Bu yüzden Şeyh (k.s.) kendi rahatını terketti ve büyük bir ciddiyetle meseleye sarıldı.

Devamlı olan ruhi lezzetler uğruna, fani ve bedeni olan geçici lezzetleri terketti. Allah'ın indindeki nimetleri tahsil etmek için insanların yanındaki geçici lezzetlere göz uzatmadı. Allah (c.c.) şöyle buyurur: " İyi kişiler için Allah'ın katındaki (nimetler) daha hayırlıdır." (Al-i İmran Suresi ayet:19)

Şeyh İzzeddin hazretleri (k.s.) mezun olduğu medresede ilim okuttu. Şeyh Ma'sum (k.s.) ve Şeyh Alâaddin (k.s.) ile birlikte geceyi gündüze katarak ders okutmaya ve istifade etmek isteyenlere faydalı olmaya çalıştı.

İlmi neşretmek, faziletleri yaymak yolunda hiç bir şey esirgemedi. Çok alim yetiştirdi ki, bu alimler ilim dünyasının gökyüzünde parlayan yıldızları ve simaları oldular.

Şeyh İzzeddin (k.s.) ilme çok değer veriyordu. İlim öğrenmenin ve öğretmenin gereğini daima vurguluyordu. Dini müesseseleri yapıyor, yaptırıyor ve akla hayala gelmeyen malları bunun için harcıyordu.

Bu medreselerin en barizi ve görkemlisi dini ilim merkezi olan Haznevi Medresesi?dir. Bu muazzam medrese Tel'maruf köyündedir. Bu medrese adeta İslam'ın bir kalesidir. Bir iman kaynağıdır. Şeyh (k.s) bu medreseyi kendi özel malından yaptırmıştır. Medresede ilim okutacak müderris kadrosunu kendi seçmiş, maaşlarını kendi malından tahsis etmiştir. Bu hizmetin devam etmesi için kendi malından pay ayırmış ve büyük bir meblağ ayarlaması yapmıştır. Bütün bunları yaparken istediği tek şey Allah'ın (c.c.) rızası olmuştur.

Medresede okuyan sayıları bin iki yüz (bugün iki bini aştı) olan bu öğrenciler ücretsiz ilim okuyor; medresede barınıyorlar. Yiyecek içecek her şey medreseye aittir. Şeyh (k.s.)'e aittir. Şeyh hazretleri gerek medreseyi yaparken ve gerek medreseye ve medresedekilere harcama yaparken hiçbir kimseden veya hiçbir kurumdan bir kuruş dahi yardım almamıştır.

Şeyh hazretleri ilim ve alimlerin kadru kıymetini, şerefini anlatmak için özel gün ve gecelerde örneğin; Cuma gecelerinde toplantılar, meclisler teşekkül ettirirdi. Onlara iltifat eder, onları ilme teşvik ederdi. İlim ve alimlerin faziletlerini ihtiva eden ayet ve hadisler okuyup anlatırdı.

Şeyh İzzeddin (k.s.) ilim hakkında şöyle buyuruyordu: "Kim dünyayı isterse ilim okusun. Kim de ahireti istiyorsa ilim okusun ve kim de hem dünyayı, hem ahireti istiyorsa yine ilim okusun."

Şeyh Hazretleri (k.s.) ilim ile ilgili şu misalleri verirdi:

"Eğer burada aynı ana babadan olan birkaç kardeş bulunsa ve bu kardeşlerden biri büyük bir mertebe sahibi olsa. Birisi doktor, öbürü mühendis,