ŞEYH MUHAMMED EL-HAZNEVİ'NİN (K.S.) HAYATI
Şeyh Muhammed (k.s.); Şeyh
İzzeddin (k.s.) hazretlerinin en gözde talebesi, en mükemmel takipçisi,
onun gözünün nuru gibi koruyup, adeta bir gül gibi yetiştirdiği, tüm
müslümanlara ve insanlık ailesine faydalı olması için elinden gelen
tüm himmeti kullandığı, en yüce ahlaki, imani ve irfani değerlerle süslediği
bulunmaz, mümtaz, eşine az rastlanır kamil-i mükemmil bir mürşid-i ekmel bir şahsiyet idi.
Şeyh İzzeddin Hazretleri vefatından önce pek çok defa değişik vesilelerle
Şeyh Muhammed (k.s.)'dan övgü ile bahsetmiş ve onun hem kâmil bir iman
sahibi, muhabbetullah ile dopdolu arif bir zat olduğunu belirtmiş ve
hem de insanları idare ve irşat etmede tam ve mükemmel bir hal üzere
olduğunu dile getirmiştir. Bu durum sadece Şeyh İzzeddin Hazretleri
ile sınırlı değildir. Bundan yaklaşık elli yıl öncesinden Şeyh Ahmed
(k.s.) Hazretleri de onu övmüş, ondaki yeteneklere, üstün değer ve özelliklere
dikkat çekmiş ve ?Bu zat bizim şanımızı yükseltecektir.' buyurarak konumunun
önemine dikkat çekmişlerdir.
Gerek Şeyh Masum (k.s) ve gerek de Şeyh
Alaaddin(k.s.) onun üzerine çok titremişler; iman, ihlas, muhabbet,
hizmet, fedakarlık, yüce ahlâk ve daha pek çok yüce meziyetler sahibi
yeğenlerinin en iyi şekilde yetişmesi için çalışmışlardır. Onun üzerine
o kadar titriyorlardı ki onunla ilgilenip, oyun oynadıkları zamanlarda
herhangi bir şekilde incinmesi durumunda çok üzülüyor ve bu duruma sebep
oldukları için birbirlerini suçluyorlardı. Bu, o kâmil zatların ferasetleri
ile hissettikleri ve gerçekleşecek olan hakikat karşısında aldıkları
bir hal idi.
Gençlik yıllarında kendilerine ders vermiş,hocalık yapmış
olan büyük ve fazilet sahibi, değerli alim Şeyh Mustafa Buga onun ile
geçirdiği yılları hayatının en güzel anlarından olarak nitelendirmekte
ve bununla gurur duyduğunu bildirmektedir. Şeyh Muhammed Hazretlerindeki
üstün ve eşsiz vasıfları her konuşmasında dile getiren Şeyh Mustafa
Buga onun gibi bir talebesi olduğundan dolayı gurur duyduğunu ve onun
kendisini kat be kat geçtiğini pekçok defa dile getirmişlerdir. Haznevi
ailesini, özellikle Şeyh İzzeddin Hazretlerini ve Şeyh Muhammed Hazretlerini
çok yakından tanıyan bu zat İslam alemi içersindeki alimler arasında
gerek kişiliği ve gerekse de eserleri ile önemli bir yere sahiptir.
Telmaruf'ta Şeyh İzzeddin (k.s.)'i anma merasiminde yaptıkları bir konuşmalarında
Şeyh Muhammed Hazretlerini müslüman alimleri toplamaya ve ümmetin sorunlarına
çözümler bulacak çalışmalar başlatmaya çağırmış ve onun üstün vasıflarını
böylelikle açıkça teyit etmişlerdir.
Şeyh Arabi Kabbani, Lübnan müftüsü
ve Lübnan'ın ileri gelen değerli alimleri, Suriye Diyanet İşleri Başkanı,
Türkiye, Mısır ve Sudan'dan gelen alimler ve yazarlar Telmaruf'a yaptıkları
ziyaretlerinde ve katıldıkları münasebetlerde Şeyh Hazretlerinden ve
Haznevi mürşidlerinden her zaman büyük üstatlar, saygı değer alimler,
muttaki önderler olarak övgüyle bahsetmişlerdir. Bu sadece onlarla sınırlı
bir olay değildir. Kuveyt'in ve diğer beldelerin selefi alimleri de
Şeyh Muhammed Hazretlerini tanıdıkları zaman onun değerini hemen anlamış,
ona ve fikirlerine büyük bir saygı gösterip, tasavvufi anlayışına
ve izledikleri yola büyük değer vermişlerdir.
Fıkıh alanında İslam
dünyası içersinde çok ileri bir yerde olan, belki de ilk sırada yer
alan alim zat Vehbe Zuhayli de Telmaruf'a davetli olarak gelmişlerdi.
Tasavvufa ve tarikat ehline o kadar da sıcak bakmıyorlardı. Fakat Şeyh
Hazretleriyle tanıştıktan, onun ilminin büyüklüğünü, tevazu ve takvadaki
benzersizliğini, halim ve sevecen tavırlarını, o üstün ahlâki meziyetlerini
gördüklerinde nasıl bir zat ile karşı karşıya olduklarını anlamışlardı.
Bu sıradan bir zat değildi ve bu karşılaşma da sıradan bir karşılaşma
değildi. Kalpler yumuşadı ve fikirler değişti.
Şeyh Muhammed (k.s.)
gibi zatlar nurani bir çekicilik ile süslenmişlerdir. Bu onların mayalarında
olan bir haldir. İlahi feyz altında olmaktan ortaya çıkan bu hal insanların
onlara yönelmelerine, onları sevmelerine ve böylece doğan samimi sevgi
dolu durum ise karşılıklı bir yakınlaşmaya sebep olmaktadır. Bu yakınlaşma
onların terbiyesi altına girmeyi ve onların meşrebine uymayı doğurmaktadır.
Meşrepleri Allah'ın muhabbeti olan bu zatlar kendilerine bağlanan kişilere
güneş olmakta, onların Hakka olan bağlılıklarını sağlamakta ve imanlarına
güç üstüne güç katmaktadırlar.
Her insaf sahibi kişi tarafından bilindiği
gibi insanın tek başına, bir ustası veya öğreteni olmadan herhangi bir
işte başarılı olması hem çok zor (bazen imkansız) ve hem de çok çetrefilli
bir iştir. Tecrübeli, o işin ilmini yapmış kişilerden alınacak kılavuzluk
elbetteki bulunmaz bir nimettir. Bu dünyevi işlerde böyle olduğu gibi
uhrevi işlerde de böyledir. İnsanın ahlâkını düzeltebilmesi, imanını
kâmil hale getirebilmesi, olgun bir zat olabilmesi için terbiye edici
mürşidlere ve ahlâk hocalarına ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç zamanımızda
her zamankinden daha fazladır. Çünkü fitne ve fesat bu asırda diğer
zamanlardan daha sistemli ve güçlü bir durumdadır. Bu kasıp kavurucu
çığıra karşı durabilmek ancak Şeyh Muhammed Haznevi(k.s.) ve Şeyh Muhammed Muta(k.s.) gibi büyük mürşid-i
kâmil zatların gözetimi altında,onların edepleriyle edeplenip,talebeleri
arasına girmekle mümkündür. Gerek onların şahıslarının çekiciliği ve
maneviyatlarının yüceliği, gerek sahip oldukları silsilenin bereketi
ve gerekse de tahsil ettirdikleri edepler ve içerisinde yer alınan cemaatları;
nefsi, dünyevi şehvet ve hevalardan soğutucu ve uzaklaştırıcı bir özelliktedir.
Bu zamanın insanları için bu Allah'ın bulunmaz bir nimetidir.
Şeyh Hazretleri
bu zamanda kendisinden ilim alınabilecek olan ender alimlerden birisi idi.
Kişinin ona baktığı zaman Allah'ı hatırlayacağı, onun imanını kuvvetlendirecek,
ahlâkını güzelleştirecek alimlerden ilmi tahsil etmesi gerektiği, diğer
durumda ise sonucun tam bir felaket olacağı selef-i salih zatlar tarafından
bizlere bildirilmiştir. Şeyh Hazretlerinin yüzleri bir ay gibi parlamakta
kendisine bakanlara huzur vermekte, iç âlemlerindeki o enginliği ve
kalp huzurunu adeta haykırmaktaydı. Onun tebessümü ona ayrı bir güzellik
katmakta ve insanı çok ötelere asr-ı saadete götürmekte, o iklimden
hoş esintiler getirmekte idi. Allah yoluna insanları davet edenlerin
insanların en büyük dostları olduğu tartışılmaz bir hakikattır. Bu işi
üzerine alan zatlar peygamberlerin mesleğini devam ettiren kişilerdir.
Elbetteki ehil olmak şartı ile çok büyük bir makamdadırlar ve çok büyük
bir hizmeti görmektedirler. Bu görevi üstlenmiş olan Şeyh Muhammed Hazretleri
hakkın net bir şekilde anlaşılabilmesi ve her türlü şüphenin berteraf
edilebilmesi için azami derecede dikkat göstermekte idi. Her fırsatta
dünya malı toplamadığını ve herhangi bir dünyevi makama gelmek, bir
çıkar elde etmek peşinde olmadığını yani siyasi işlerle ilgilenmediğini
bildiriyordu. Amacı insanları Allah'ın yoluna davet etmek ve bunu yaparken
onları hiçbir şekilde kullanmamaktı. Bu onun gerçekten de övülen, ihlasları
ile gökleri titreten o selefi salih zatlardan olduğunun en büyük delillerinden
birisidir.
Şeyh hazretleri insanların mallarını toplamadığı ve dünyevi
siyaset ile uğraşmadığı gibi tüm mesaisini, tüm gücünü, tüm imkânlarını
ve malını İslam davasının duyurulması, kelime-i tevhidin en yükseğe
çıkarılması için harcamaktaydı. Dergâhlarına gelen ve onlara intisap
eden kişileri incelediğinizde çok kısa bir zaman içerisinde değiştikleri,
imani ve İslami sıfatları kapıp, dini mübini yaşamaya başladıkları görülmektedir.
Bunlar arasında öyle kişiler vardır ki daha önce kumar, uyuşturucu,gayri
meşru kazançlar içersinde olup, insanların mallarını zorla gasp etmekte
idiler. Oysa insan şimdi onları görse sanki melekleşmiş olduklarını
sanacaktır. Artık öyle bir hal almışlardır ki haramlardan kaçmaya son
derece dikkat etmekte, farzları eda edip, sünnetlere çok itina göstermektedirler.
Bu hale gelişleri yüce Şeyhin himmeti ve bu tarikatın adaplarına uymaları
sonucudur.
Şeyh Hazretlerinin dergâhı ilim üzeredir. Haznevi mürşidleri
zamanlarının en büyük alimleri arasındadırlar. Bu kol, alimden alime
devredile gelmiş bir yoldur. Şeyh Muhammed(k.s.) Telmaruf'taki şer-i ilimler
medresesinde iki bine yakın talebe okutup,bunların yeme, içme,
barınma gibi tüm ihtiyaçlarını kendi öz malından karşılamaktaydı. Fakir
olan, durumu olmayan ama İslami ilimleri öğrenme aşkı içinde olanlara
kapılarını ve tüm imkanlarını açmakta, onları İslam ümmeti için faydalı
bir hale getirmeye çalışmaktaydı. Bu destek sadece okul yılları ile
sınırlı kalmamakta, mezun olanlardan durumu iyi olmayanları da kendi
imkanları ile münasip bir şekilde evlendirmekteydiler. Bu talebelerden
istediği; gittikleri beldelerde İslam'ı öğretmeleri, emr-i bilmaruf
ve nehy-i anil münker farizasını yerine getirip, bu yüce adapları hem
yaşamaları ve hem de yaygınlaşması için gayret göstermeleriydi.
Şeyh
Hazretleri çıktıkları irşat amaçlı seyahatlerinde toplumun her tabakasından
insan ile ilgilenir ve dini şuur oluşması ya da daha da kuvvetlenmesi
için gayret gösterirdi.Resmi yetkililerin ve medeniyetin pek
uğramadığı öyle ücra yerlere dahi gitmekteydiler ki oranın ahalisi bile
bu hale şaşırmaktaydılar. Fakat bu yüce zatı tanıyınca, onun sohbetini
dinleyince ona öylesine bağlanmaktaydılar ki bu tariflere sığmaz bir
haldi.Şeyh hazretleri onlara dinlerini öğretecek bir alim göndermeyi teklif
ettiğinde onlar bunu hemen kabul etmekteydiler. Böylece hem bu yüce
tarikata girmekte ve hem de dünya ve ahiret saadetini elde etmekteydiler.
Şeyh Muhammed (k.s) çok büyük bir sabır, tahammül ve müslümanlara karşı
yüce bir şefkat içerisindeydi. Onları bir baba gibi kucaklamakta ve
sorunlarının çözümü için uğraşmaktaydı. Bazen öyle olurdu ki saatlerce
onların sorunlarını dinler, onlara nasihatler ederdi. Ayakları
geçirdikleri trafik kazasından dolayı platinli olmasına rağmen dört-beş
saat dizleri kıvrık bir şekilde edepte oturur ve onlarla ilgilenirdi.
Pek çok ihtilafı çözdükleri, sorunları hikmetle giderdikleri gibi pek
çok çözülemez denen meseleyi çözmüş ve bir çok kan davasının sulh ile
sonuçlanmasına da vesile olmuşlardı. Varlıkları bir barış, huzur ve
bereket kaynağıydı.
|