Ölüm Ötesi Tarihi 3. Bölüm İbn Kesir

0

Cennetliklerin Bazı Nitelikleri Ve Onlar İçin Hazırlanan.

Bir Kısım Nimetler:

Cennetlikler Kaç Yaşında Olacaklar .

Cehennemin Ve Oradaki Elemli Azabın Niteliği:

Selmân-i Farisî Ve Onun Cehennem Korkusu:

Cehennem Ateşi Dünya Ateşinden Yetmiş Kat Daha Sıcaktır. Ondan Allah´a Sığınırız:

Cehennem Ateşi Üç Bin Yıl Yakılarak Simsiyah Ve Kapkaranlık Hale Gelmiştir:

Cehennem Ateşinin Harareti Sönmez Alevine De Yaslanılmaz:

Ebû Talib, Kıyamet Gününde En Hafif Azâb Görecek Olan Cehennemliklerden Biri Olacaktır:

Ateş´in, Kendi Kendini Yemekten Ötürü Allah´a Şikâyetçi Olması:

Şiddetli Sıcaklar, Cehennemin Kaynamasından Dolayıdır:

Dünyadayken Nimetler İçinde Yüzen Bir Kimse, Cehenneme Girince O Nimetlerin Tadım Unutur. Dünyada Sefalet İçinde Kıvranan Bir Kimse, Cennete Girince Çektiği O Sefaleti Unutur:

Kıyamet Gününde Kâfirin Yeryüzü Doluşunca Altını Olsa Ve Azâbdan Kurtulmak İçin O Altınları Fidye Olarak Vermek İstese, Bu İsteği Kabul Edilmez:

Kıyamet Gününde Şehitliğin Ve Şehitlerin Üstünlüğünü Gören Müminin, Allah Yolunda Savaşıp Şehid Olmak İçin Dünyaya Dönmek İsteyiş

Cehennemin Niteliği, Genişliği, Orada Azap Görenlerin Cüsselerinin İriliği. Yüce Allah Kendi Lütuf, Kerem Ve İhsamyla Bizi Korusun, Amin. O, Dilediğini Yaptıracak Güce Sahiptir:

Sonucunu Düşünmeden Söylenen Söz, Sahibini Dünyanın Batısıyla Doğusu Arasındaki Mesafeden Daha Derin Bir Şekilde Cehennem Ateşine Düşürür:

Cehennem O Kadar Derindir Ki, Oraya Atılan Bir Taş, Ancak Yetmiş Senede Dibine Ulaşır:

Cehennemliklerin Gövdeleri İrileştirilecektir. Allah Bizi Onların Halinden Korusun:

Kâfirin Kıyamet Gününde Cehennem Ateşinde Vücudunun İri Ve Çirkin Oluşu:

Deniz Tutuşturulur Ve Cehennemin Bir Parçası Haline Gelir:

Cehennemin Kapıları, Bekçi Ve Zebanilerinin Evsafı. Allah Bizi Cehennemden Ve Onlardan Korusun

Sıratın Vasfı Ve İnsanların Oradan Farklı Süratte Geçecekleri:

Cehennemi Kuşatan Surlar, Oradaki Demir Tokmaklar, Varyözler, Prangalar, Zincir Ve Bağlar…

Cehennemliklerin Çekecekleri Azâb Türleri:

Cehennemliklerin Yiyecek Ve İçeceği:

Cehennemin Adlarıyla İlgili Olarak Nakl Edilen Hadisler. Bunlardan Hangisinin Sahih, Hangisinin Sahih Olmadığının Beyanı:

Cehennemin Bols Adlı Zindanı:

Cübbü´I-Hazen:

Dünyadaki Pisliklerin, Kokuşmuş Şeylerin Ve Çöplerin Atıldığı Çöplüğü Andıran Bir Nehrin Cennette Var Olacağı:

Lemlem Vadisi:

Hebheb Vadisi Ve Kuyusu:

Veyl Ve Saûd:

Cehennemin Yılan Ve Akrepleri:

Kalbi Olana Veya Hazırken Kulak Verene Öğüt Olan, İmrendirip Korkutan Bir Hutbe.

Cehennemin Sıcağından Ve Soğuğundan İhlasla Aman Dileyenlere Allah´ın Rahmeti Yakındır:

Cehennemin Tabakaları:

Cehennem Yılanları:

Cehennemliklerin Ağlaması:

Cehennemin Ve Cehennemliklerin Evsafına Dâir Müteferrik Hadis-i Şerifler:

Garip Bir Eser Ve Tuhaf Bir İfade:

En Garip Haber Ve Eserlerden Biri Daha:

Kıyamet Gününde Rasûlullah (S.A.V)´in Şefaati İle İlgili Hadisler Ve Bunların Nevileri, Sayısı Büyük Şefaat (Şefaati Uzmâ)

Diğer Nebi Ve Mürselier Arasında Sadece Peygamberimiz (S.A.V.)´E Verilen Bazı Hususiyetler:

Şefaatin İkinci Ve Üçüncü Nevileri: Hz. Peygamberin, İyiliklerimle Kötülükleri Birbirine Eşit Olan Kimselere, Cennete Girmeleri İçin; Cehenneme Girmeleri Emredilmiş Olan Kimselere De, Cehenneme Girmemeleri İçin Şefaat Etmesi:

Hz. Peygamberin Şefaatinin Dördüncü Nev´i:

Şefaate Mazhar Olanların Bir Kısmı Hesaba Çekilmeksizin Cennete Girecek; Bir Kısmının Da Azabı Hafifletilecektir:

Şefaatin Yedinci Nev´i: Cennete Girmelerine İzin Verilmesi İçin Hz. Peygamberin Tüm Müminlere Şefaat Etmesi:

Şefaatin Sekizinci Nev´i: Muhammed Ümmetinin Büyük Günah İşlemişlerinin Cehennemde Olanlarına Hz. Peygamberin Şefaat Ederek Cehennemden Çıkarması:

Şefaat Bilgisi Kendilerine Gizli Kaldığı İçin Hariciler Ve Mutezile Şefaati İnkâr Etmişlerdir:

Mü´minler Kendi Ailelerine Şefaat Edeceklerdir:

Kıyamet Gününde Rasûlullah (S.A.V.) Nefsinin Yularını Salıveren Ve Günah Yükünü Ağırlaştıran Kimselere Şefaat Edecektir:

Kıyamet Gününde Şefaatçiler; Önce Peygamberler, Sonra Alimler, Sonra Da Şehidler Olacaktır:

Mü´minlerin Kendi Ailelerine Şefaatleri:

Lânetçiler Dışında Bütün Müminler Kıyamet Gününde Şefaat Edecektir:

Müminlerin Kendi Ailelerine Şefaat Edeceklerine Dâir Nakledilen Hadisler:

A´raftakiler:

Cehennemden Çıkıp Cennete Girecek İlk Kimseler:

Fasıl:

Cennetliklerin Evsafı Ve Cennetteki Nimetler

Cennete İlk Girecek Olan, Rasûlullah (s.a.v.)´dir:

Rasûlullah (S.A.V.)´in Ümmetinden Cennete Girecek İlk Kişi, Ebubekir Es-Sıddîk (R.A.)´Dır:

Sadece Oruç Tutatılar Reyyan Kapısından Cennete Girerler:

Fakirler, Zenginlerden Önce Cennete Girerler:

Cennetliklerin Çoğu Düşkünler Ve Fakirlerdir. Cehennemliklerin Çoğu İse Zenginler Ve Kadınlardır:

Cennete Girecek İlk Üç Kişi, Cehenneme Girecek İlk Üç Kişi:

Şehidlerin, İnsanları Affedenlerin, Darlıkta Ve Genişlikte Rablerine Hamdedenlerin Üstünlükleri:

Cennetteki Mahallerin Sayısı, Yükseklik Ve Genişliği:

Cennet Kapılarının Adları:

Cennetin Anahtarı Kelime-i Şehadettir. Salih Ameller De Bu Anahtarın Dişleridir:

Cennet Mahallerinin Sayısı, Yükseklik Ve Genişliği:

Allah Yolunda Az Bir Amel, Dünyadan Ve İçindeki Şeylerden Daha Hayırlıdır. Cennetteki Az Bir Şey De Dünyadan Ve İçindeki Şeylerden Daha Hayırlıdır:

Firdevs, Cennetin En Yüksek Derecesidir. Namaz ve Oruç´ta Yüce Allah´ın Bağışlanması İcâb Ettirirler:

Cennetin Nehirleri Firdevs´ten Kaynar:

Cennetin Dereceleri Farklıdır. Dereceler Arasındaki Farkın Miktarını Ancak Alemlerin Rabbi Allah Bilir:

Cennetliklerin En Düşük Mertebelisine De En Yüksek Merte Belisi Ne De Verilecek Geniş Ve Büyük Mülk:

Cennetin Odaları, Bu Odaların Genişlik Ve Büyüklüğü

Bu Odaları Bol Lutfuyla Bize Bahşetmesini Allah´tan Dileriz:

Allah İçin Birbirlerini Sevenlerin Cennetteki Yerleri Ve Mertebeleri:

Cennetteki En Yüksek Makam, Rasûlullah (s.a.v.)´in Vesile Adlı Makamıdır:

Vesile, Cennetteki En Yüksek Derecedir. Oraya Ancak RasûluIIah (s.a.v.) Ulaşabilir:

Cennet Köşklerinin Yapısı Nedendir .

Gece Namazının, Yemek Yedirmenin Ve Çok Oruç Tutmanın Fazileti:

Cennetteki Çadırlar:

Cennetin Toprağı:

Cennetin Irmakları, Ağaçları Ve Meyveleri:

Kevser Irmağının Vasfı

Cennetteki Beydah Irmağı:

Cennetin Kapısındaki Barık Irmağı:

Cennetin Ağaçları:

Cennette O Kadar Büyük Bir Ağaç Var Ki, Süratli Bir Binek Üzerindeki Süvari Yüz Senede Bile Onun Gölgesini Bir Baştan Bir Başa Katedemez:

Tûbâ Ağacı:

Cennetin Meyveleri:

Fasıl:

Cennetliklerin Yiyecek Ve İçecekleri

Cennetliklerden Biri Ekin Ekmek İstiyor. Allah Onun İsteğini Kabul Buyuruyor Ve Rasûlullah´ın (S.A.V.)´İ Güldüren Hoş Bir Söz:

Cennetliklerin Yiyeceği İlk Şey:

Cennet Ehlinin Hülleleri, Elbiseleri Ve Güzellikleri:

Cennet Ehlinin Yatakları:

Hurilerin Zinctlcri, Dünya Kadınlarının Onlardan Üstün Oluşu Ve Dünya Kadınlarından Her Birine Kaç Hizmetçinin Verileceği:

Cennet Ehlinin Kadınları Hakkında Ümmü Seleme´nin Sorduğu Sorulara Rasûlullâh (s.a.v.)´in Verdiği Cevaplar:

Hurilerin Cennette Şarkı Okumaları:

Cennet Ehlinin Kendi Kadınlarıyla Cinsel İlişki Kurmaları. Onlardan Biri Dilemedikçe De Çocuğu Olmaz:

Cennetliklere Doğum Yoluyla Çocuk Bahsedilmesi:

Hayatları Kâmil Olduğundan Cennetlikler Ölmezler:

Cennetlikler Uyumazlar:

Cennetliklerin İlahî Hoşnutluğa Mazhar Olmaları:

Onur Ve Üstünlük Sahibi Olan Allah, Cennet Ehlinin Üzerine Sürekli Hoşnutluğunu İndirir:

Mukaddes Olan Rabbin Cennetliklere Bakması Cennetliklerin de Münezzeh Olan Rabbe Bakmaları:

Cennet Ehlinin Aziz Ve Celil Olan Rablerini, Cuma Günleri Gibi Bu İş İçin Hazırlanan Bir Toplantı Yerinde Görmeleri

Cuma Günü Fazla İnsan, (Yani Cenab-ı Allah´ı Görme) Günüdür:

Cennetin Çarşısı:

Cennet Toprağının Niteliği, Kokusunun Güzel Olup Etrafa Saçılması:

Cennetin Esintisi, Kokusu Ve Kokusunun Etrafa Yayılması:

Cennetin Nuru, Pahası, Etrafının Hoşluğu, Sabah Akşam Manzarasının Güzelliği:

Cenneti İstemenin Emredilişi. Cenab-ı Allah´ın Kullarını Oraya Özendirmesi Ve Oraya Gitmek İçin Tez.

Davranmalarını Emretmesi:

Cehennemden Allah´a Sığınana Allah Aman Verir. Allah´tan Cennet İsteyeni Allah Cennete Koyar. Yalnız Niyetin Halis, Amelin de Dürüst Olması Şarttır:

Cennet İle Cehennem, Şefaatleri Kabul Edilen Şefaatçilerdir:

Olanca Gücünüzle Cenneti İsteyin

Var Kuvvetinizle De Cehennemden Kaçın:

Cennet, Hayırlı İşler Yapmak Ve Haramları Terketmek Gibi Zorluklarla Kuşatılmıştır. Cehennem İse Şehvetlerle Kuşatılmıştır:

Hurilerin Cennette Şarkı Okumaları:

Cennet Atları:

Cennetliklerin Ziyaretleşmeleri Dünyadaki Taât Ve Kusurlarını Birbirlerine Anlatmaları:

Cennetle Ve Müteferrik Bazı Hadisler Hakkındaki Hükümler Bahsi

Çocukların Salih Amellerinin Bereketi Sebebiyle Cenab-ı Allah´ın Babalara Lutufta Bulunması:

Cennet Ve Cehennem Hal-İ Hazırda Mevcuttur:

Cennetliklerle Cehennemliklerin Bazı Nitelikleri:

Fasıl:

Müslümanların Fakirleri, Zenginlerinden Beşyüz Sene Önce Cennete Gireceklerdir:

Cennete Girecek İlk Üç Kişi İle Cehenneme Girecek İlk Üç Kişi:93

Kıvançta Ve Tasada Aziz Ve Ceiil Olan Allah´a Hamdedenler, Kıyamet Gününde Cennete Girmeye Çağrılan İlk Kimseler Olacaktır:

Muhammed Ümmeti Cennetliklerin Çoğunluğunu Teşkil Edecek Ve Yer İle Rütbe Bakımından Diğer Ümmetlerden Üstün Olacaktır:

Hz. Peygamberin Ashabının İlkleri, İbn Mes´ud´un Da Dediği Gibi Bu Ümmetin En Hayırlılarıdır:

Bu Ümmetten Çok Sayıda İnsanın Hesap Sorulmaksızın Cennete Gireceğine Dâir Nakledilegelen Hadisler:

Cennet Ve Cehennem, Aksini İddia Eden Batıl Ehlinin Hilafına, Yaratılmış Ve Şu Anda Mevcutturlar

Dünyada Bir Kaç Koca Değiştirmiş Olan Kadın, Cennette Onların En Güzel Ahlaklısının Eşi Olacaktır:

Fasıl:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Rabbine andolsun ki; biz onları uydukları şeytanlarla beraber mutlaka hasredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduraca­ğız. Sonra her toplumdan rahmana en çok kimin baş kaldırdığını ortaya ko­yacağız. Cehenneme en lâyık olanları biz biliriz. Sizden cehenneme uğrama­yacak yoktur. Bu, Rabbinin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hüküm­dür. Sonra Biz, Allah´a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.” (Meryem, 19/68-72)

Yüce Allah kendi şerefli zâtına yemin ederek Âdem oğullarından şeyta­na itaat edenleri cehennemde diz çökmüş vaziyette toplayacağını bildirmiş­tir: “Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kitabına çağı­rılır.” (Câsiye, 45/28)

İbn Mes´ud, insanların ayakta bekler vaziyette toplanacaklarını ve onla­rın cehennemdeki korkunçlukları, hoşa gitmeyen manzaraları müşahede ede­ceklerini ve bu durumları görünce de artık cehenneme girmelerenini kesin-leştğine inanacaklarını bildrmiştir. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

“Bu ateş onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğul­tusunu işitirler. Elleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları za­man, orada, yok olup gitmeyi işlerler. “Bir kere yok olmayı değil, bir çok de­fa yok olmayı isteyin.” denir. De ki: “Bu mu iyidir, yoksa Allah´a karşı gelmkten sakınanlara mükâfat ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cen­net mi daha iyidir ” Temelli kalacakları cennette diledikleri şeyleri bulurlar. Bu rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vadidir.” (Furkan, 25/12-16)

“Andolsun ki, cehennemi göreceksiniz. Andolsun ki onu gözünüzle ke­sin olarak göreceksiniz. Sonra, o gün size verilmiş olan her nimetten sorgu­ya çekileceksiniz.” [1]

Sonra Cenab-ı Allah, herkesin cehennemi göreceğin yemin etmiştir. Şöyleki: “Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem, 19/71)

İbn Mes´ud, “Bu, gereğinin yapılması vacib olan bir yemindir” demiştir. Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Hüreyre´den rivayet olundu k; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sultandan aldığı ücretle değil de gönüllü olarak müslümanların gerile­rinde bekçilik yapan kimse, -yukarıdaki ayette geçen yeminin gereğinin ye­rine getirilmesi amacıyla bir defalığına hariç olmak üzere başka hiçbir za­man- cehennem ateşini görmeyecektir. Zira yüce Allah buyurmuş ki: “Siz­den cehenneme uğramayacak yoktur.” [2]

Tefsirciler bu uğramakla neyin kastedldiği hususunda farklı görüşler ile­ri sürmüşlerdir. Bizim de tefsirde (İbn Kesîr tefsirinde) benimsediğimizi be­lirttiğimiz kuvvetli görüşe göre mezkur ayetteki uğramak sözüyle, sırat köp­rüsünden yapılacak olan geçiş kastedilmiştir. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki: “Sonra biz, Alah´a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.” (Meryem, 19/72)

Mücahid dedi ki: “Sıtma, her müminin cehennem ateşindeki payı(na mahsub edilecek)dir.”

“Sizden cehenneme uğramayacak yoktur.” (Meryem, 19/68) İbn Cerir… Ebû Salih´ten rivâyt etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), sıtma nöbetine yakalanan bir sahabiyi ziyarete gitti. Ben de beraberindeydim. Şöyle dedi: “Yüce Allah buyuruyor ki: Bu sıtma nöbetini, ahirette cehennem ateşindeki payına mahsub edilsin diye dünyada kuluma musallat ediyorum.” Bu rivayetin senedi hasendir. [3]

“Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur.” âyet-i kerimesinin tefsiriyle İlgili olarak İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Mes´ud´dan rivayet etti k!; peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanların hepsi oraya gelirler ama sonra (iyi) amelleri sebebiyle ora­dan ayrllip giderler.” [4]

Esbat… Mürre´den rivayet etti ki; Abdullah b. Mes´ud şöyle demiştir:

“İnsanlardan hepsi sırat köprüsünden geçeceklerdir. Cehenneme uğra­maları, ateşin çevresinde durup bakmalarıdır. Sonra herkes kendi ameline göre o köprüden geçer. Kimi şimşek gibi, kimi rahvan at gibi, kimi hızlı ko­şan iyi cins develer gibi, kimi erkeklerin koşusu gibi hızlı bir geçişle geçip gider. En sondakileriyse, ışığı ayaklarının baş parmaklarında bulunan bir adamdır. Sırat onu yalpalatıp düşecek hale getirir. Sırat köprüsü kaygandır. Üzerindeki geven dikeni gibi dikenler vardır. İki tarafında da ellerinde ateş­ten kancalar bulunan ve bu kancalarla insanları yakalayan melekler vardır.”

Önceki sayfalarda bunu doğrulayan rivayetler olduğu gibi ileriki kısım­larda da bunu teyid edici rivayetleri inşaallah nakledeceğiz.

Süfyan-ı Sevrî… Ebü´z-Zehrâ´dan rivayet etti ki; Abdullah b. Mes´ud şöyle demiştir:

Cenab-ı Allah emir verir, sırat köprüsü cehennemin üzerine kurulur. İn­sanlar amellerine göre üzerindn geçerler. İlk baştakiler şimşek gibi çakıp ge­çerler. Bir sonrakiler rüzgar gibi esip geçerler. Bir sonrakiler en hızlı koşan hayvanlar gibi koşarak geçerlr. Bir sonra gelen adamlar yürüyerek geçip gi­derler. Nihayeten sondaki adam karınüstü sürünerek geçer. Sonra da, “Ya Rab! Beni niye geciktirdin ” diye sorar. Yüce Allah ona şöyle cevap verir: “Ben sen geciktirmedim. Seni geciktiren, yalnızca amelindir.”

Hafız Ebû Nasr el-Vaylî, el-İbane kitabında… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar bundan hoşlanmasalar da sünnetimi öğrenmişlerdir. Sen cen­nete girinceye dek sırat üzerinde bir göz açıp kapayacak kadar kısa bir an da­hi durdurulmamak istersen, dinde kendi görüşünle bir bid´at çıkarma.” [5]

Kurtubî´nin rivayet ettiği bu hadisin metni hasendir, ama senedi gariptir. Hasen b. Arefe… Halid b. Ma´dan´ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cennetlikler cennete girdikten sonra derler ki: “Rabbimiz cehenneme mutla­ka uğrayacağımızı bize söylememiş miydi ” Onlara şu cevap verilir: “Ateşi sönüp küllenmiş iken oraya uğradınız.”

Başkaları, ayette sözü edilen “cehenneme uğramanın” cehenneme gir­mek olduğu görüşüne kail olmuşlardır. Ebû Abbas, Abdullah b. Revaha, Ebû Meysere ve bir kaçı daha böyle demişlerdir.

İmam Ahmed b. Hanbel..´! Ebû Sümeyye´nin şöyle dediğini rivayet etrnştir: Ayette sözü edilen “Cehenneme uğrama” konusunda ihtilafa düştük.

Kimimiz, “Mümin kimse cehenneme girmez” dedi. Kimileri de: “Hepsi ora­ya girer. Sonra Cenab-ı Allah, gerçek inanmışları oradan kurtarır” dediler. Câbir b. Abdullah´a rastladım. Ona: “Biz, ayette sözü edilen ´Cehenneme uğrama´ konusunda ihtilafa düştük” dedim. O: “Herkes cehenneme girecek­tir” dedi.

Selman dedi ki: “Herkes cehenneme girecektir.” Böyle dedikten sonra da ellerini kulaklarına götürerek “Eğer ben Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­duğunu kendi kulaklarımla işitmemişsem sağır olayım!” dedi. “iyi kötü her­kes mutlaka cehenneme girecektir. Ama oranın ateş, müminler için serin ve selâmte olacaktır, tıpkı İbrahim (a.s.)´a olduğu gibi. Öyle ki, oraya girişleri nedeniyle insanlar gürültü koparacaklardır.”

Böyle dedikten sonra Selman şu âyet-i kerimeyi okudu: “Sonra bir, Al­lah´a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada diz üstü çökmüş Olarak bırakırız.” [6]

Ebubekir Ahmed b. Süleyman en-Neccar… Ya´lâ b. Münebbih´ten riva­yet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde cehennem ateşi, mümine der ki: Ey mümin! Az iler­le, bakalım. Çünkü senin nurun benim alevimi söndürdü.” [7]

İbn Mübarek… Halid b. Ma´dan´ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: (Cen­netlikler cennete girdikten sonra) derler ki: “Rabbimiz mutlaka ateşe gelec-ğimizi bize söylememiş miydi ” Onlara şöyle cevap verilir: “Siz, sönüp kül-lendiği bir esnada ateşe uğramıştınız.”

İbn Cerir… Guneym b. Kays´ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bazıları ayette sözü edilen “Cehenneme uğrama” konusunu ele aldılar. Dedim ki: Ateş, insanları yakalar. Yağlarını eritir. Hatta bazılarının tabanla­rı yanıp pişer, iyileri de kötüleri de bu sıkıntıya düşer. Sonra bir çağına, ate­şe: “Sana ait olanları tut, ama bana ait olanları bırak” der. Cehennemliklerin hepsi ateşe gömülür. Allah, kimlerin cehennemlik olduğunu, kişinin kendi çocuğunu tanımasından daha iyi tanır. Müminleri de kendi elleriyle cehen­nemden çıkarır.” [8]

İmam Ahmed b. Hanbel… Zeyd b. Harise´nin karısı Ümmü Meyse-re´den rivayet etti ki; Hafsa´nın evinde bulunduğu bir sırada Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bedir ve Hudeybiye savaşlarına katılan bir kimse ateşe girmez.” Hafsa sordu: Cenab-ı Allah: “Sizden cehenneme uğramayacak yoktur” demiyor mu Rasûlullah (s.a.v.) de Hafsa´ya cevap olarak şu âyeti okudu: “Sonra biz, Allah´a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada diz üs­tü çökmüş Olarak bırakırız.” [9]

İlerüd kısımlarda nakledilecek olan şefaat hadislerinde, müminlerin kendi amellerine göre sırat köprüsünden farklı süratlerde geçecekleri anlatı­lacaktır. Önceki kısımlarda da anlatıldığı gibi peygamberler arasında sadece peygamberimiz (s.a.v.) ilk olarak kendi ümmetiyle birlikte sırat köprüsünden eçecektir. Abdullah b. Selâm dedi ki: “Rasûllerden ilk olarak Muhamrned (s a.v.)´ sonra İsâ, sonra Mûsâ, sonra İbrahim, bunlardan sonra da Nûh (a.s.) irattan geçecektir. Müminler sıratı geçip kurtulduktan sonra cennet görevli­si melekler onları karşılayıp cennete götüreceklerdir.”

Sahih-i Buharî´de geçen bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş-

“Bir kimse kendi malından bir çift (deve, koyun v.s.)´i Allah yolunda in-fak ederse cennetin bütün kapılarından çağırılır; ki cennetin sekiz kapısı var­dır. Eğer o kimse namaz ehli insanlardansa namaz kapısından çağırılır. Zekât ehli insanlardansa zekât kapısından çağırılır. Oruç ehli insanlardansa Reyyan kapısından çağırılır.”

Ebubekir (r.a.) dedi ki: Ey Allah´ın Rasûlü! Anam babam sana feda ol­sun. Bir adamın bu kapıların tümünden çağırılması, kendisine ne zarar verir (Aksine bu, onun için bir şeref vesilesi olur.) Şu halde bir adam bu kapıların tümünden çağırılabilir mi ” Rasûlullah (s.a.v.), bu soruyu şöyle cevapladı: “Evet… Umarım ki sen de bunlardan biri olursun ey Ebubekir.” [10]

Bunlar cennete girdiklerinde orayı, dünyadaki evlerinden daha iyi tanır­lar. Nitekim bununla ilgili açıklama, ileriki kısımlarda Sahih-i Buharî´den alıntılar yapılarak verilecektir.

Taberanî… Selmân-ı Farisî´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete ancak şu izinname ile girilir: Bismillahirrahmanrrahim. Bu, Allah´tan falan kimseye yazılmış bir nâmedir. Onu meyveleri sarkmış yük­sek bir cennete (bahçeye) koyun.” [11]

Hafız Ziya… Selmân-ı Farisî´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Sırat üzerinde müminlere şöyle bir geçiş izinnamesi verilir: Bismilla-hirrahmanirrahim. Bu, aziz ve hakim olan Allah´tan falan kimseye yazılmış bir nâmedir. Onu meyveleri sarkmış yüksek bir cennete (bahçeye) koyun.”

Cami adlı eserinde Tirmizî… Muğire b. Şube´den rivayet etti ki; Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sırat üzerinde müminin sloganı ´Ya Rab! Koru´ olacaktır.” Bu garip bir rivayettir. [12]

Sahih-i Müslim´de de aynı hadis şu ilaveyle nakledilmektedir:

“…Sizin peygamberiniz de ´Rabbim koru, koru´ diyecektir.” [13]

Diğer peygamberlerin ve meleklerin de aynı sloganı söyleyeceklerine Pişkin bir rivayet vardır.

Sahih-i Buharî´de… Ebû Saîd el-Hudrî´den rivayet olundu ki; Rasûlul-*ah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Müminler sırattan kurtulunca-bu defa cennetle cehennem arasındaki bir köprüde bekletilir, dünyada aralarında geçen haksızlıkların Ödeşmes yapılır, arınıp tertemiz olmalarından sonra cennete girmelerine izin verilir. Onlardan (her) biri cennetteki konağını, dünyadaki konağından çok daha iyi tanır.” [14]

Tezkire adlı eserinde Kurtubî bu hadisten bahsederken bu köprünün sa­dece müminlerin geçişine özgü ikinci bir sırat olduğunu ve buradan geçen­lerden hiç birinin ateşe düşmeyeceğini bildirmiştir.

Ben derim ki: Bu, cehennemin üzerinden geçtikten sonra yaranılacak olan bir köprüdür ve başka bir korkulu yere kurulmuştur ki orasını biz bilme­yiz, ancak Allah bilir. O, her şeyi en iyi bilendir.

İbn Ebi´d-Dünyâ… Muhammed b. Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Ra-sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde Cenab-ı Allah: “Affını vesilesiyle ateşi geçin; rah­metim vesilesiyle cennete girin; amellerinizin fazilet ve üstünlüğü vesilesiy­le de cenneti paylaşın” der.” Bu garip bir hadistir. Ebû Muaviye de Abdul­lah´tan böyle bir rivayette bulunmuştur.

Tezkire adlı eserinde Kurtubî´nin naklettiğine göre vaizin biri şöyle de­miştir: “Ey kardeşim! Kendini sırat üzerinde yürürken, altındaki kapkara ce­hennem bakacağını bir düşün hele! O cehennem ki; çılgınca alevlenen ve ale­vi yükselen ateşi vardır. O köprüden geçmek için bazan yürüdüğünü, bazan da süründüğünü bir tahayyül et hele!” Vaiz böyle dedikten sonra şu şiiri okumuş:

“Nefsim geri dönmeye yanaşmıyor… Çarem nedir Kullar Allah´ın hu­zuruna vardıklarında ne yapacağım Onlar şaşkın vaziyette ve dağlar misali günahlarla kalktıklarında, geçmeleri için sırat kurulur. Kimi yüz üstü kapak­lanıp sola (cehenneme) gider. Kimi de Adn yurduna (cennetine) doğru ilrler. Gelinler onları pahalı hediyelerle karşılar.

Her şeyi hüküm ve kontrolü altına alan Allah ona der:[15]

Ey dostum! Günahlarını bağışladım ben Kalmasın sende hiç tasa ve keder.” [16]

Fasıl:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Sakınanları o gün Rahmân´ın huzurunda O´na gelmiş konuklar olarak toplarız. Suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz. Rahmân´ın huzurun­da bir ahd almamış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır.” (Meryem, 19/85-87)

İleriki kısımlarda da değinileceği gibi bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Müminler cennetten getirilen asil develere binmiş olarak (Rahmân´ın huzu­runa) getirileceklerdir.” Bu hadisin sahihliğinde ihtilâf vardır. Zira önceki bölümlerde nakledilen bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Herkes yaya olarak mahşere gelecek Rasûlullah (s.a.v.) ise bir deveye binmiş olarak gelecektir. Bilâl onun önünde ezan okuyacak; eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah dediğinde, “Onu evvelkiler ve sonrakiler tasdik et­tiler” diyecektir.” Rasûlullah (s.a.v.) böyle bir özelliğe sahib olduğuna göre müminlerin sıratı geçtikten sonra asil develere bindirilerek haşir yerine geti­rilmeleri akla uygun düşmektedir. Doğrusunu Allah bilir.

Sûr hadisinde de şöyle denilmişti: “Sıratı geçtikten sonra müminler için havuzlar kurulur. Cennetin kapısına vardıklarında önce Âdem´den, sonra Nuh´tan, sonra İbrahim´den, sonra Musa´dan, sonra İsa´dan, en sonunda da Muhammed´den -Allah´ın salât-ü selâmı hepsinin üzerine olsun- şefaat di­lenirler. Ama onlara şefaat eden zât, Rasûlullah (s.a.v.) olacaktır.

Sahih-i Müslim´de… Enes b. Mâlik´ten rivayet olunduğuna göre Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetin kapısına gelir, açmalarını söylerim. Cennetin bekçisi: “Sen kimsin ” diye sorar. Ben, “Muhammed” derim. O, der ki: “Senden önce bu kapıyı başkasına açmamakla emrolundum.” [17]

Müslim… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Kıyamet gününde peygamberler arasında tabileri en çok olan peygamber ben olacağım. Ve Cennetin kapısını ilk çalan da ben olacağım.” [18]

Sahih-i Müslim´deki bir hadiste şöyle denmektedir:

“Cenab-ı Allah kıyamet gününde insanları toplayacak; cennet kendileri­ne yakın geldiğinde mü´minler kalkıp Âdem (a.s.)´a gelecek ve ona: “Ey ba­bamız! Bize şefaatçi ol” diyecekler, o da onlara şöyle cevap verecektir: “Siz­leri cennetten çıkaran sebep, babanız Âdem´in günahından başka bir şey mi­dir ki Ben bu istediğinizi yapacak durumda değilim…” [19]

Bu hadis, sûr hadisinde anlatılanları teyid etmektedir. Orada anlatıldığı­na göre müminler ikinci kez peygamber ere uğıayarak onlardan, Allah katın­da kendilerine şefaatçi olmalarını ve cer nete gi -melerine ilişkin ilâhi bir izin sağlamalarını isteyecekler; nihayet ilk ve büyük şefaatte olduğu gibi bu defa da Rasûlullah (s.a.v.) şefaatçi olarak ortaya çıkacaktır. Nitekim bu husus ön­ceki bölümlerde de anlatılmıştı. Doğrusunu Allah bilir.

İmam Ahmed b. Hanbel´in oğlu Abdullah, Süveyd b, Saîd´in şöyle de­diğini rivayet etmiştir:

Ali (r.a.)´nin yanında oturmaktaydık. Biz şu îyet-i kerimeyi okudu: “Sa­kınanları o gün Rahmân´ın huzurunda O´na gelmiş konuklar olarak toplarız. Suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.” (Vleryem, 19/85-86) Âyeti oku­duktan sonra Ali (r.a.) dedi ki: “Vallahi onlar ayakları üzerine yaya olarak mahşere gelmezler. Çünkü konuklar yaya olarak getirilmezler. Aksine, hal­kın benzerini görmediği develer üzerinde gelirler ki; o develerin üzrinde, binmeleri için altın semerler vardır. İşte gelip cennetin kapısını çalıncaya ka­dar deve üzerinde olacaklardır.”

Abdurahman b. İshak tarafından nakledilen başka varyantda ise şu ifa­deler yer almaktadır: “O develerin üzerinde, zebercedi geride bırakacak al­tından mamul semerler vardır.” [20]

İbn Ebi Hatim… Mesleme b. Cafer el-Becelî´deı rivayet etti ki; Ebû Mu-az el-Mısrî şöyle demiştir:

“Bir gün Ali (r.a.), Rasulullah (s.a.v.)´in yanında idi. Şu âyeti okudu: “Sakınanları o gün Rahrnân´ın huzurunda O´na gelmiş konuklar olarak top­larız.” (Meryem, 19/85) Bu âyeti okuduktan sonra Ali (r.a.) şöyle dedi: “Ey Al­lah´ın Rasûlü! Ben Öyle sanıyorum ki, konuklar mutlaka binek üzerinde olur­lar. Öyle değil mi ” [21] Rasülullah (s.a.v.) ona şu cevabı verdi: “Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; onlar mezarlarından çıktıklarında kar­şılanırlar veya altın semerli, kanatlı, beyaz develere bindirilerek getirilirler. Kendilerinin ayakkabılarının bağlanysa nurdandır, ışık saçar. Develerin adımlan, göz alabildiğince uzaklara kadar ulaşır. Nihayet dibinden iki pınar kaynamakta olan bir ağacın yanına varırlar. Pınarlardan birinin suyunu içer­ler; içlerindeki pislikten aranırlar. Diğer pınarın suyuyla da yıkanırlar. Artık gözlerini hiç toz bürümez. Parlak nimetler üzerlerine akar. Nihayet cennetin kapısına varırlar. Kapının altın levhaları üzerinde kızıl yakuttan bir halka gö­rürler. Halkayı levhaya vururlar. Yüksek dozda bir tangırtı tungurtu duyulur. Huri kadınlar eşlerinin gelmekte olduğunu duyarlar. Kayyumlarını gönderip kapıyı açtırırlar. İçeri giren mümin, onu görür görmez secdeye kapanır. Kay-yum ona: “Başını kaldır. Ben senin kayyumunum. Emrine verildim” der. Adam onun peşine düşer, onu takib eder. Huri, hafif davranıp acele eder. İn­ci ve yakuttan yapılmış olan çadırından çıkar. Adamını kucaklar. Sonra ona şöyle der: “Sen benim sevgilimsin. Ben de senin sevgilimin. Ben, ölümsüz ve ebediyim. Ben yumuşağım, zarar vermem. Ben hoşnudum, kızmam. Ben burada kalıcıyım, göçmem.” Böyle dedikten sonra temelden tavana yüksek­liği yüz zira olan bir eve girerler. O ev, mercan kayaları üzerine inşâ edilmiş­tir. Yollan kızıl, yeşil ve sarı renkli (taşlarla döşenmiş)dir. Hiç bir yolu diğe­rine benzemez. Evin içinde yetmiş divan, her divânın üzerinde yetmiş min­der, her minderin üzerinde yetmiş zevce, her zevcenin üzerinde yetmiş elbi­se vardır. Bacaklarının ilikleri elbiselerinin üzerinden görülür. Onunla yapı­lan cinsel ilişki, sizin şu gecelerinizden bir gece kadar süren bir zamanda ta­mamlanır. Köşklerinin altlarından ırmaklar akar, o ırmakların suları saf ve te­mizdir. Bulanıklık yoktur onlarda. Orada tadı bozulmamış sütten ırmaklar vardır. O sütler davar memelerinden çıkmış değildir. Orada, içenlere lezzet verici şarap ırmakları vardır. O şarapları adamlar ayaklarıyla (üzüm) ezerek elde etmiş değildirler. Orada saf bal ırmakları vardır. O ballar, arılardan elde edilmiş değildir. Cennete girenler, hoş ve tatlı buldukları meyveleri dilerler­se ayakta yer, dilerlerse bir yere yaslanarak yerler.” Böyle dedikten sonra Ra-sûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu: “Meyve ağaçlarının gölgeleri üzer­lerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.” [22] Yukarı­daki hadisin devamında şöyle deniyor:

“Cennete giren müminin canı yemek ister. Ona beyaz (bazı rivayetler-deyse yeşil) bir kuş gelir, kanadını kaldırır, adam onun dilediği renkteki kısmır” yer, sonra kuş uçup gider. Melek gelip selâm verir ve şöyle der: “işle­diklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir.” (Zuhruf, 43/72) Eğer hurilerin saçlarından bir tel yeryüzüne düşse, güneş onun aydınlığı karşısın­da kararıp kalır.”

Ebü´l-Kasım el-Beğavî… Asım´dan rivayet etti ki; Hz. Ali cehennemden bahsederek onun ne denli korkunç olduğunu, ezberimde tutamadığı bazı ke­limelerle anlattı; sonra da şu âyet-i kerimeyi okudu: “Rablerine karşı gelmek­ten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler.” (Zümer, 39/83) Nihayet cen­netin kapılarından birinin yanına varırlar. Orada bir ağaçla karşılaşırlar. Ağa­cın gövdesinin altından iki pınarın kaynayıp akmakta olduğunu görürler. Bi-rjne yönelirler. Emrolunmuşlar gibi oradan su içerler. O suyla, içlerindeki pislikler veya eza yahut hastalık verici şeyler giderilir, içleri temizlenir. Son­ra diğer pınara yönelirler. Onun suyuyla (yıkanıp) temizlenirler. Üzerlerine nimetin parlaklığı akar. Artık saçları hiç değişmez; yağ sürünmüş gibi artık başlan hiç tozlan(ıp kirle*n)mez. Sonra cennete vardıklarında cennetin bekçi­leri onlara şöyle derler: “Selâm size, hoş geldiniz! Temeli olarak buraya gi­rin.” (Zümer, 39/73) Sonra çocuklar onları karşılarlar. Dünyadakilerin çocukla­rı gibi, ellerinde buhurdandıklan tüttürerek etraflarında dolanırlar. Yanlarına gelir ve: “Allah´ın sizin için hazırladığı konuklukları size müjdeiyoruz!” der­ler. Sonra bu çocuklardan biri kaçıp bu adamın iri gözlü huri eşlerinden biri­nin yanına gider ve -dünyadayken çağırıldığı adını vererek- “Falan adam geldi!” der. Huri: “Sen onu gördün mü ” diye sorunca çocuk: “Ben onu gör­düm ama o beni görmedi” der. Bu cevab alan huri, sevinçten (uçacak gibi) hafifler ve kendini kapının eşiğinde bulur. (Kocasını karşılayıp evine götü­rür. Kocası) evine vardığında binasının temellerine bakar. Binanın mercan kayası üzerine sarı, kırmızı, yeşil mücevher taşlarıyla inşâ edilmiş olduğunu görür. Sonra başım kaldırıp evin tavanına bakar. Şimşek gibi (parlamakta) olduğunu görür. Eğer Cenab-ı Allah (sağlam kalmasını) takdir etmiş olma­saydı, gözü kör olurdu o zaman. Sonra başını indirir. Eşlerini, yerleştirilmiş kâseleri, sıra sıra yastıkları ve serilmiş yumuşak tüylü halıları görür; sonra bir yastığa yaslanıp şöyle der: “Biri buraya eriştiren Allah´a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. Andolsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir.” derler. Onlara, “İşledi­ğinize karşılak işte mirasçısı olduğunuz cennet” diye seslenilir.” (A´râf, 7/43)

Sonra bir çağıncı şöyle seslenir: “Yaşayacaksınız; artık ebediyyen öl­meyeceksiniz. Burada ikamet edeceksiniz; artık ebediyyen göçmeyeceksiniz. Sağlıklı olacaksınız; artık ebediyyen Hastalanmayacaksınız.”

Bu, insanların dünyadayken içinde bulunmuş oldukları durumut değiş-besini, örneğin kişinin altmış zira´lık bir boya ve altı zîrahk bir ene sahib kı­lınmasını gerektirmemektedir. Nitekim bir hadiste cennetlik kimselerin evsa­fı böyle anlatılmaktadır. Bu durum o iki pınarın yanında tahakkuk edecektir. Bu pınarlardan birinin suyunu içince, içlerindeki pislikler yok olur ve içleri temizlenir. Diğer pınarın suyu ile yıkanırlar. Yıkanınca da üzerlerine nimette pırıltısı akar.”

Burada anlatılanların hepsi, önceki hadiste anlatılanlara uygun düşmek­tedir. Yine orada anlatıldığına göre bu durum, mahşer meydanında gerçekle­şecektir. Ama bu durum, mahşer meydanında gerçekleşecektir. Ama bu du­rumun, mahşer meydanında gerçekleşecektir. Ama bu durumun, insanların mezarlarından çıkışları esnasında gerçekleştiğini söyleyenlerin sözleri, haki­katten çok uzaktır. Çünkü bunun zıddını ispatlayan deliller vardır. Doğrusu­nu yüce Allah daha iyi bilir.

Abdullah b. Mübarek.., Hamid b. Hilal´ın şöyle dediğini rivayet etmiş­tir: Bize anlatıldı ki; bir adam cennete girip, cennetliklerin suretine büründü-rüldüğünde, onların elbiseleri kendisine giydirildiğinde, onların kılığına so­kulduğunda, eşleri ve hizmetçileri kendisine gösterildiğinde öyle bir coşku­ya kapılır ki; o anda ölmesi gerekse bile, şiddetli sevinç ve coşkusundan do­layı ölmez. Kendisine, “Ne kadar sevinip coştuğunu gördün mü İşte bu se­vinç ve coşkun, sende ebedi kalsın.” denir.

İbn Mübarek… Ebû Abdirrahman el-Hîlî´nin şöyle dediğini rivayet et­miştir: “Kul, cennete ilk girdiğinde kendisini mercanları andıran yetmiş bin hizmetçi karşılar.”

İbn Mübarek… Ebû Abdirrahman el-Meafirî´nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Cennetiklerden bir adamı için iki sıra hizmetçi dizilir. Bu sıraların uçları, onun hizmetçi delikanlıların çokluğundan dolayı görülmez. Kendisi geçip gittiğinde onlar da peşinden giderler.”

Ebû Nuaym… Dahhâk b. Müzahim´in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Mümin kişi cennete girdiğinde onun Önü sıra bir melekte içeri girer; onu cennettin sokaklarında doıaştırır ve ona şöyle der:

— Ne görüyorsun

— Karşılaştığın köşklerin çoğunun altın ve gümüşten yapılmış olduğu­nu görüyorum.

— Bunlar senindir!..

Köşklerin içindekiler dışarı çıkınca o adamı, “Biz seniniz” diyerek her kapıda ve her mekânda karşılarlar. Sonra melek, o adama şöyle der:

— Yürümene devam et. Söyle bakalım, ne görüyorsun

— Çadırlar görüyorum. Gördüğüm çadırların çoğunda askerler görüyo­rum ve bu askerlerin çoğuda tanıdık yüzlerdir.

— Bütün bunlar senindir!..

Çadırlardakiler dışarı çıkınca o adamı, “Biz seniniz” diyerek karşılarlar.” “Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.” [23] Ayet-i kerimesinin tefsiriyle ilgili olarak Ahmed b. Ebi´l-Havarî, Ebû Süleyman ed-Darânî´nin şöyle dediğini rivayet etmiştir;

“Melek, Aziz ve Celil olan Allah´ın dostuna armağan getirir, ama izin almaksızın ona ulaşması mümkün değildir. Allah dostunun kapıcısına “Allah dostunun yanına girmem için gerekli izni sağla” der. O kapıcı bu dileği bir üstüne, o üstü de kendi üstüne iletir. Onun evinden dârüsselâma (cennete) açılan bir kapı vardır. Kendisi dilediği takdirde izinsiz olarak Rabbinin huzu­runa varır. Ama yüce Rabbin elçisinin yanına izinsiz girilemez.”

İbn Ebi´d-Dünyâ… Bişr b. Saaf´in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ab­dullah h- Selâm´in yanında oturuyorduk. Bize dedi ki: Noksanlıklardan mü-zzeh olan yüce Allah katında yaratıkların en kıymetlisi Ebü´l-Kasım (Mu-hanımed) sallallahü aleyhi ve sellemdir. Cennet gökte, cehennem ise yerde­dir Kıyamet günü olduğunda Cenab-ı Allah, yaratıkları ümmet ümmet peş-pese ve peygamberleri de sırasıyla bir bir diriltir. Sonra cehennem üzerine köprü kurulur. Bunun ardısıra bir çağına, “Ahmed ve ümmeti nerede ” di­ye sorar. Ahmed (s.a.v.) kalkar, iyisiye kötüsüyle ümmeti O´nun ardına dü­şer; köprüyü tutarlar. Cenab-ı Allah, düşmanlarının gözlerini kör eder. Ora­da şaşkına döner, sağa sola çarpılırlar. Peygamber (s.a.v.) ve beraberindeki salih insanlar kurtulurlar. Melekler onları karşılarlar. Cennetteki evleri ve ko­naklan sağ ve sol taraflarınıza düşer. Nihayet peygamber (s.a.v.), Rabbinin huzuruna varır. Diğer taraftan onun için bir kürsü kurulur. Sonra diğer pey­gamberlerle ümmetler onun ardısıra gelirler. En sonda Nuh (a.s.) gelir.”

Bu, Abdullah b. SeMm´dan mevkuf olarak rivayet edilmiştir. (Yani bu, onun sözüdür.) Allah ondan razı olsun,

İbn Ebi´d-Dünyâ… Ebû Osman en-Nehdî´den rivayet etti ki; Selmân-ı Farisî şöyle demiştir:

“Kıyamet günü olduğunda sırat köprüsü kurulur. Ustura gibi bir keskinli­ği vardır. Melekler, “Rabbimiz! Bunun üzerinden kim geçecek ” diye soracak­lar. Yüce Rab: “Yaratıklarımdan dilediklerim geçecektir1´ deyince Melekler: “Rabbimiz! Biz sana hakkıyla ibadet edemedik.” karşılığını vereceklerdir.” [24]

Fasıl
Cennetliklerin Bazı Nitelikleri Ve Onlar İçin Hazırlanan
Bir Kısım Nimetler:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete girecek olan ilk zümrenin suretleri, dolunay gecesindeki ay gi­bi (parlak)dır. Cennetin içinde yere tükürmez, sümkürmez, dışkı yapmazlar. Tarakları altın ve gümüşten, buhurdanlıkları da öd ağacından olup kokuları da misktir. Her birinin iki zevcesi vardır. Bu zevceleri o kadar güzeldir ki, bacak kemiklerindeki ilikler, etin üstünden görünür. Aralarında anlaşmazlık ve düşmanlık yoktur. Gönül birliği vardır. Sabah akşam Allah´ı teşbih eder-ier.” [25]

Ebû Ya´lâ… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete ilk girecek olan zümrenin suretleri, dolunay gecesindeki ay gi­bi (parlak)dır. Onların peşi sıra gelenlerin suretleriyse gökteki en parlak yıl­dız gibi parlaktır. Orada küçük-büyük abdest bozmaz, tükürmez ve sümkür-niezer. Tarakları altından olup kokuları misk, buhurdanlıkları ise öd ağacm-dandır. Zevceleri, iri gözlü hurilerdir. Yaratılışları tek tip olup babaları Adem´in suretinde ve altmış zira´ boyundadırlar.” [26]

Cennetlikler Kaç Yaşında Olacaklar

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlul-lah(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler cennete tüysüz, kılsız, beyaz tenli, kıvırcık saçlı, gözleri sürmeli, yaşları otuz üç, tıpkı Adem (a.s.)´in yaratılışında, yani altmış zira boyunda ve altı zira eninde olarak gireceklerdir.” [27]

Taberanî… Muaz b. Cebel´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler cennete tüysüz, kılsız, gözleri sürmeli ve hepsi de otuz üç yaşında olarak gireceklerdir.” [28]

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:^

“Cennetlikler cennete Âdem (a.s.)´ın boyunda yani melik zirâıyla altmış zira boyunda, Yusuf (a.s.)´ın güzelliğinde ve Muhammed (s.a.v.)´in lisanın­da (anlatıldığı gibi) tüysüz, kılsız ve gözleri sürmeli olarak gireceklerdir.”

Ebubekir b. Ebi Dâvud… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlul-lah(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler Adem (a.s.)´in suretinde, onun yaşında yani otuz üç yaşın­da, tüysüz, kılsız, gözleri sürmeli olarak diriltilir, sonra cennetteki bir ağacın yanına götürülür, orada kendilerine giysi giydirilir. Elbiseleri pörsümez, gençlikleri de tükenmez.” [29]

Ebubekir b. Ebi Davud… Ebû Saîd el-Hudrî´den rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Büyük veya küçük, cennetliklerden biri ölünce yaşı otuz üçe getirilir, öylece cennete girer. Yaşları asla fazlalaşmaz artık. Cehennemlikler de böye [30] olacaklardır.” [31]

Cehennemin Ve Oradaki Elemli Azabın Niteliği:

Yüce Allah kendi rahmetiyle bizi oradan korusun. Doğrusu O, cömert ve âlicenaptır. Şöyle buyurmuştur: “Yapamazsanız -ki yapamıyacaksınız- o tak­dirde, inkâr edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sa-kmin.” (Bakara, 2/24)

“İşte, Allah´ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.” (Bakara, 2/161)

“Onlar doğruluk yerine sapıklığı, mağfiret yerine azabı alanlardır. Ate­şe ne kadar da dayanıklıdırlar!” (Bakara, 2/175)

“Doğrusu inkâr edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azâb onlaradır. Onların hiç yardımcıları da yoktur.” (âi-i imrân, 3/9D

“Doğrusu, âyetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokacağız. Derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakimdir.” (Nisa, 4/56)

“İnkâr edenleri ve zâlimleri Allah şüphesiz bağışlamaz. Onları içinde te­melli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah´a kolaydır.” (Nisa, 4/168-169)

“Doğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kâfir­lerin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler ka­bul edilmez. Onlara elem verici azâb vardır. Ateşten çıkmak isterler; çıka­mazlar. Onlara sürekli azâb vardır.” (Mâide, 5/36-37)

“Doğrusu âyetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapıları açılmaz. Deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de gi­remezler. Suçluları böyle cezalandırırız. Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtülür vardır. Zâlimleri böyle cezalandırırız.” (A´râf, 7/40-41)

“Sıcakta savaşa çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcak­tır” Keski buseydiler! Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsün­ler, çok ağlasınlar.” (Tevbe, 9/81-82)

“İnkârlarına karşılık, onlara çetin azabı tattıracağız.” (Yunus, 10/7) “Onlar orada ah edip inlerler. Rabbinin dilemesi bir yana, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır. Rabbin, şüphesiz, her istediğini ya­par.” (HÛd, 11/106-107)

“Biz onları kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlar oarak hasrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz-tutsa hemen alevini artırırız.” (isrâ, 17/97)

“İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O´nu inkâr edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına da kaynar su dökülür de bununla ka-rınlarındaküer ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. Orada uğra-dıkan gamdan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilir­ler. “Yakıcı azabı tadın” denir.” (Hacc, 22/19-22)

“Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır. Tartılan ha­fif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir; cehennemde temellidirler. Ateş onların yüzlerini yalar; dişleri sırıtıp kalır. Allah: “Âyetlerinin size oku­nurken onları yalanlıyordunuz değil mi ” der. Şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti. Sapık bir millet olmuştuk. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Tekrar günaha dönersek, doğrusu zulmetmiş oluruz.” Allah: “Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: ´Rabbimiz! inandık. Artık bizi bağışla. Bize acı…´ diyordu”der.” (Mü´minûn, 23/102-109)

“Zâten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalan­layanlara çılgın alevli bir ateş hazırlanıl sızdır. Bu ateş, onlara uzak bir yer­den gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına bağlanarak dar bir yerden atıldıkları zaman, orada yok olup gitmeyi isterler. “Bir kere yok olmayı değil, bir çok defa yok olmayı isteyin” denir.” (Furkân. 25/11-14)

“Onlar, azgınlar ve İblisin adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar. Ora­da putlarıyla çekişerek: “Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik. Çünkü biz si­zi âlemlerin rabbine eşit tutmuştuk. Bizi saptıranlar ancak suçlulardır. Şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur. Keski geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak” derer. Bunda şüphesiz bir ders vardır, ama çoğu inanma­mıştır. Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.” (Şuârâ, 26/94-104)

“Kötü azâb işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bun­lardır.” (Nahl, 16/5)

“Onları az bir süre geçindiririz. Sonra da ağır bir azaba sürükleriz.” (Lok­man. 31/24)

“Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: “Yalanlayıp durduğu­nuz ateşin azabını tadın” denir. Belki yollarından dönerler diye and olsun on­lara büyük azâbdan önce dünyâ azabından tattırırız.” (Secde, 32/20-21)

“Allah şüphesiz, inkarcılara Iânet etmiş ve onlara -içinde sonsuz olarak temelli kalacakları- çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar. Yüzleri ateşte çevrildiği gün: “Keski Allah´a itaat et­seydik; keski peygambere itaat etseydik!” derler. “Rabbimiz! Biz yöneticile­rimize ve büyüklerimize itaat etmiştik. Fakat onlar bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara iki kat azâb ver. Onları büyük bir lanete uğrat!” derler.” (Ahzâb, 33/64-68)

“İnkâr edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki öl­sünler. Kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böy­lece cezalandırırız. Orada: “Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, ya­rarlı iş işleyelim” diye bağinşırlar. O zaman onlara şöyle deriz: “Öğüt alacak kişinin öğüt aabileceği kaar bir süre sizi yaşatmadık mı Size uyarıcı da gel­mişti. Artık azabı tadınız. Zâlimlerin yardımcısı olmaz.” (Fâör, 35/36-37)

“İşte bu, size söz verilen cehennemdir. Bu gün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin. İşte o gün ağızlarını mühürleriz. Bizimle elleri konuşur; ayakla­rı da yaptıklarına şâhidlik eder. Dilesek; gözlerini kör ederdik de yol buma-ya çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi Dilesek, onları oldukları yerde dondurur­duk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi.” (Yasin, 36/63-67)

“Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah´ı bırakıp da taptıkları­nı derleyin. Onları cehennem yoluna koyun. Onları durdurun. Çünkü kendi­lerinden daha da sorulacaktır.” Şöyle sorulur: “Size ne oldu ki, birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz ” (Saffet, 37/22-25)

“Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır. Cehenneme girerler. Ne kötü bir konaktır! işte bu kaynar su ve irindir. Artık onu tatsınlar. Bunla­ra benzer daha başkaları da vardır. İnkarcıların ileri gelenlerine: “İşte bu top­luluk sizinle beraber gerçeğe karşı göğüs gerenlerdir. Behemehal ateşe gire­ceklerdir.” denir. “Onlar rahat yüzü görmesin” derler. Toplulukta bulunanlar ise: “Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin. Bizi buraya süren sizsiniz. Ne kö­tü bir duraktır!” derler. “Rabbimiz! Bizi buraya kim sürdüyse ateşte onun azabını kat kat artır.” derler. Şöyle derler: “Kendilerini dünyada iken, kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz Onları alaya alırdık. Yoksa şimdi gözlere görünmezler mi ” İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.” (Sâd. 38/55-64)

“İnkâr edener, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında ka­nıları açılır. Bekçileri onlara: “Size içinizden rabbinizin âyetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi ” derler. “Evet seldi” derler. Lâkin azâb sözü, inkarcıların aleyhine gerçekleşir. Onlara: “Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!” denir.” (Zümer, 39/71-72)

“Ama inkâr edenlere, “Allah´ın gazabı, sizin birbirinize olan öfkenizden daha büyüktür. İmana çağırıldığınızda inkâr ederdiniz” diye seslenilir. Onlar: “Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün. İki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik. Bir daha çıkmaya yol var mıdır ” derler. Onlara: “Yalnız Allah´a çağı­rıldığı zaman inkâr ederdiniz de, O´na eş koşulunca inanırdınız. Bugün hü­küm yüce Allah´ındır” denir.” {Mümin. 40/10-12)

“Allah o adamı, kurmak istedikleri tuzaktan korudu. Kötü azâb, fira-vun´un adamlarını sardı. Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çat­tığı gün, “Firavun´in adamlarını azabın en ağırına sokun” denir. Ateşin için­de birbirleriyle tartışırlarken, güçsüzler, büyüklük taslayanlara: “Doğrusu biz size uymuştuk. Şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savabilir misiniz ” derler. Büyüklük taslayanlar: “Doğrusu hepimiz onun içindeyiz. Allah, kul­lar arasında şüphesiz hüküm vermiştir” derler. Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: “Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün azabımızı hafiflet-sin”derer. Bekçiler: “Size, belgelerle peygamberlerimiz gelmemiş miydi ” derler. Onlar da: “Evet, gelmişti” derler. Bekçiler: “O halde kendiniz yalva-nn” derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır. Doğrusu biz peygam­berlerimize ve inananlara dünya hayatında ve şâhidlerin şâhidlik edecekleri günde yardım ederiz. O gün zâlimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Lanet onlaradır. Yurdun kötüsü de onlaradır.” (Mümin, 40/45-52)

“Kitabı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar elbette bileceklerdir. Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar. Sonra onlara: “Allah´ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerede ” denir. “Bizden uzaklaştılar; hayır biz zâten önceleri hiç bir şeye kulluk etmiyorduk” derler. İşte Allah inkarcıları böyle saptırır. Onlara: “İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Te­melli kalacağınız cehenneme, kapılarından girin” denir. Büyüklenenlerin du­rağı ne kötüdür!” (Mümin, 40/70-76)

“İşte Rabbinizi böyle sanmanız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz. İster sabretsinler ister etmesinler, onların durağı ateştir. Hoştutul-malarını isteseler de artık hoş tutulmazlar. Onların yanına bir takım yardak­çılar koyarız da geçmişlerini geleceklerini onlara güzel gösterirler. Verilen söz, gerek cinlerden ve gerekse insanlardan, gelip geçmiş ümmetler içinde, onların aeyhine gerçekeşmiştir. Doğrusu onlar hüsranda idiler. İnkâr edenler: “Bu Kur´ân´ı dinlemeyin. Okunurken gürültü yapmayın; belki bastırırsınız” dediler. İnkâr edenlere çetin bip azabı tattıracağız. İşledikleri en kötü işlere karşılık, onların cezasını vereceğiz. İşte böyle, Allah´ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkâr etmeleri karşılığı, orası onların temelli kalacakları yerdir. İnkâr edenler: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan, bizi saptıranları göster. Onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalanlardan olsunlar” derler.” (Fussilet, 41/23-29)

“Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler. Azaba hiç ara verilmez. Onlar orada tamamen umutsuzdurlar. Biz onlara zul­metmedik. Ama onlar zâlim kimselerdi. Cehennemde şöyle seslenirler: “Ey nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın.” Nöbetçi: “Siz böyle kalacaksı­nız” der. Andolsun ki, size gerçeği getirdik. Fakat çoğunuz gerçeği sevmi­yorsunuz.” (Zııhruf, 43/74-78)

“Doğrusu günahkârların yiyeceği, zakkum ağacıdır. Karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan erimiş maden gibidir. “Sucuyu yakalayın. Cehen­nemin ortasına sürükleyin. Sonra başına -azâb olarak- kaynar su dökün” de­nir. Sonra ona: “Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İş­te bu, şüphelenip durduğunuz şeydir” denir.” (Duhân, 44/43-50)

“Allah´a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rable-rinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli kalan ve bağırsakla-rım parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu ” (Muhammed, 47/15)

“O gün cehenneme; “Doldun mu ” deriz. O: “Daha var mı ” der.” (Kâf, 50/30)

“Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: “İşte yalanlayıp dur­duğunuz ateş budur. Bu bir büyümüdür, yoksa hala görmez misiniz Girin oraya. Sabr etseniz de etmeseniz de artık birdir. Ancak işlediklerinizin karşı­lığını görüyorsunuz” denir.” (Tûr, 52/13-16)

“Kıyamet, onların azâb ile vâdedildikleri gündür. O ne korkunç bir gün­dür, ne acı bir gündür! Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler. Ateşe yüz üstü sürüldükleri gün, onlara: “Cehennemin dokunan azabını ta­dın” denir. Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yaşatmışızdır.” (Kamer, 54/46-50)

“Suçlular simalarından tanınırlarda, perçemlerinden ve ayaklarından ya­kalanırlar, Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız İşte suçluların yalanladıkları cehennem budur. Onlar, cehennem ateşiyle kaynar-su arasında dolaşır dururlar. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız ” (Rahman, 55/41-45)

“Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, seriniği ve hoşluğu olmayan kara bir duma­nın gölgesinde bulunurlar. Çünkü onlar, bundan önce dünyada nimet içinde bulunurlarken büyük günah işlemekte direnir dururlardı. Şöyle söylerlerdi: “Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar diri­leceğiz Önce gelip geçmiş babalarımız mı ” (Vâfcta, 56/41-48)

“Bu gün sizden ve inkâr edenlerden fidye kabul edilmez. Varacağınız yer ateştir. Lâyığınız orasıdır. Ne kötü bir dönüştür!” (Hadid, 57/15)

“Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden ko­ruyun. Onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Görevlileri, Alah´ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyurulanları yerine getiren pek haşîn meeklerdir.” (Tahrîm, 66/6)

“Rablerini inkâr eden kimseler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür! Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitir­ler. Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bakçileri onlara: “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi ” diye sorarlar. Onlar: “Evet, doğrusu bize bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve ´Allah hiç bir şey indirmemiştir. Siz büyük bir sapıklık içindesiniz´ demiştik” derler. “Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemikler içinde ol­mazdık” derler. Böylece günahlarını itiraf ederler. Çıgm alevli cehennemlik­ler yok olsunlar!” (Mülk, 67/6-ii)

“İşte azâb böyledir. Ama ahiret azabı daha büyüktür; keski bilseler!” (Kalem, 68/33)

“Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: “Kitabım keski bana ve-rilmeseydi; keski hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keski son bul­muş olsaydı. Malım bana fayda vermedi. Gücüm de kalmadı.” der. İlgililere şöyle buyurulur: “Onu alın bağlayın. Sonra cehenneme yaslayın. Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun. Çünkü o, yüce Allah´a inanmazdı. Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi. Bu sebeple bu gün burada bu gün onun bir acıyanı yoktur. Günahkârların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiye­ceği de yoktur.” (Hakka, 69/25-37)

“Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kar­deşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister. Hayır, olmaz… Orada sırtı­nı çevirip yüz geri edeni, malını toplayıp kimseye hakkım vermeden sakla­yanı çağıran, deriyi soyup kavuran alevli ateş vardır.” (Meâric, 70/11-18)

“İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslıyacağım. Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nereden bilirsin O ne geri bırakır, ne de azâbdan vazgeçer. İnsanın de­risini kavurur. Orada andolsun bekçi vardır. Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkâr edenlerin de­nenmesini ve kendilerine kitab verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inanan­ların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitâb verilenler ve ina­nanlar şüpheye düşmesinler, Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: “Allah bu misâlle neyi murâd etti ” desinler. İşte Allah, böylece dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir.” (Müddessir, 74/26-31)

“Herkes kazancına bağlı bir rehindir. Ancak defteri sağdan verilenler böyle değildir. Onlar cennettedirler. Suçlulara: “Sizi bu yakıcı ateşe sürükle­yen nedir ” diye sorarlar. Onlar derler ki: “Namaz kılanlardan değildik. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk. Bâtıla dalanarla biz de dalardık. Ceza gününü yalanlardık. Ölüm bize o haldeyken geldi.” Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez. Öyleyken, bunlara ne oluyor ki, öğütten yüz çeviriyorlar ” (Müddessir, 74/38-49)

“Doğrusu inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehen­nem hazırladık.” (İnsan, 76/4)

“İnkarcılara o gün şöyle denir; “Yalanlayıp durduğunuz şeye gidin. Göl­ge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölge­sine gidin. O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer san devedir. Konak gibi de büyüktür. Yalanlamış olanların o gün vay haline!” (Mürselât, 77/29-34) “Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır. Orada sonsuz kalacaklardır. Orada serinlik bulamayacaklar; işlediklerine uy­gun olan kaynar su ve irin dışında bir içecek tadamıyacaklardır. Çünkü on­lar, hesaba çekileceklerim ummazlardı. Âyetlerimizi hep yalan sayıp durur­lardı. Biz de her şeyi yapıp saymışızdır. Şöyıe deriz: “Artık tadınız. Bundan böyle size azâbdan başka bir şey artırmayız.” Doğrusu, Allah´a karşı gelmek­ten sakınanlara kurtuuş, bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar ve dolu kadehler vardır,” (Nebe´, 78/21-34)

“Sakının; Allah´ın buyruğundan dışarı çıkanlar, muhakkak siccin adlı defterde yazılıdır. Siccîn´in ne olduğunu sen nereden bilirsin O, yazılmış bir kitabdır. Yalanlayanların o gün vay haline!” (Muttafiffîn, 83/7-1 D)

“Sizi alevler saçan ateşle uyardım. Oraya, yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz.” (Leyi, 92/14-16)

“Rabbine suçlu olarak gelen, bilsin ki; cehennem onun içindir. Orada ne öür, ne yaşar.” (Tâ-Hâ, 20/74)

“O gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür. Zor işler altında bitkin düş­müştür. Yakıcı ateşe yaslanırlar. Kızgın bir kaynaktan içirilirler. Semirtme­yen, açlığı gidermeyen kötü kokulu bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.”

(Ğaşiye, 88/2-7)

“Ama yer çarpılıp paralandığı zaman; meerler sırı sıra dizilip rabbinin buyruğu gelince, O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne “Keski bu hayatım için önceden bir şey yap-saymışım der. O gün hiç kimse, Allah´ın azâb ettiği gibi azâb edemez. Hiç omse O´nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.” {Fecr, 89/21-26)

“Ayetlerimizi inkâr edenler, işte onlar amel defterleri sollarından veri-enlerdir. Onlar her yönden ateşle kapatılacaklardır.” (Beled, 90/19-20)

“Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden âmsenin vay haline! Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır. Hayır; O, ınd olsun ki, Hutame´ye atılacaktır. Hutame´nin ne olduğunu sen bilir misin yüreklere çökecek olan, Allah´ın tutuşturulmuş ateşidir. Onlar, uzun sü-unlar arasında, her yönden o ateşle kapatılmışlardır.” (Hümeze, 104/1-9)

ibn Mübarek… Halid b. Ebi İmrân´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) öyle buyurmuştur:

“Ateş, cehennemlikleri yer (yakmaya başlar), yüreklerine çökünce dö­ner, yeniden onları karşılar (yakmaya başlar) yüreklerine çöker. Bu, ebediye­te kadar böyle devam eder.” Allah´ın ayetinde anlatılan da budur: “O, yürek­lere çökecek olan, Allah´ın tutuşturulmuş ateşidir.” (Hümeze, 104/8)

Konuyu fazla uzatmaktan korktuğumuz için ilgili birçok ayeti naklet­mekten vazgeçtik. Nakl ettiğimiz ayetlerde, nakletmediklerimize işaret var­dır. Her hususta yardımı dilenilecek olan zât, yüce Allah´tır. Cehennemin ev-safıya ilgili -ki Alalı bizi kendi güç ve kuvvetiyle ondan korusun, âmîn- ha­disler, güzel bir sıralama dahilinde gelecektir. Başarı Allah´tandır.

İbn Mübarek… Muhammed b. Münkedir´in şöyle dediğini rivayet etmiş­tir: “Cehennem yaratıldığında melekler paniğe kapıldılar, (korkudan) yürek­leri adeta uçtu. Adem (a.s.) yaratımca sâkinleştiler ve korkuları yok oldu.”

Cehennem Korkusu Ensârî Bir Genci öldürüyor!

İbn Mübarek, Muhammed b. Mutarrif´in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Ensarî bir gencin fçine cehennem korkusu düşmüştü. Yanında cehen­nemden bahsedildiğinde ağlardı. (Cehennem bahsini duymamak için) evine kapandı; dışarı çıkmaz oldu. Bu durum kendisine anlatıldığında Hz. Peygam­ber, gidip o genci evinde ziyaret etti. Hz. Peygamber içeri girince genç adam onu kucakladı ve hemen o anda vefat edip yere düştü. Hz. Peygamber, orada bulunanlara şu buyruğu verdi: “Arkadaşınızı kefenleyin ve diğer hazırlıkla­rını yapın. Çünkü cehennem korkusu onun ciğerini parçaladı.” [32]

Haraitî´nin Kitâb´üt-Tennur adlı eserde nakl ettiğine göre Kurtubî şöyle demiştir: Rivayet olunduğuna göre İsâ (a.s.) dört ı,in kadının yanına uğramış; onların renklerinin değişik olduğunu, üzerlerinde yün ve kıldan dokunmuş hırkalar bulunduğunu görmüş ve onlara şöyle bir soru sormuştu:

— Renginizi değiştiren sebep nedir ey kadınlar topluluğu

— Ey Meryem´in oğlu! Cehennem bahsi rengimizi değiştirdi. Çünkü oraya giren kimse, orada serinlik ve içecek bulamayacaklardır.” [33]

Selmân-i Farisî Ve Onun Cehennem Korkusu:

“Ve cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir.” (Hicr, 15/43)

Rivayete göre Selmân-ı Farisi bu âyet-i kerimeyi duyduğunda korkusun­dan aklı başından uçtu ve üç gün süre ile kaçıp gitti. Nihayet bulunup Rasû­lullah (s.a.v.)´in huzuruna getirildi. Bu davranışının sebebi kendisine sorul­duğunda şu cevabı verdi: “Ey Allah´ın Rasûlü! “Ve cehennem onların hepsi­nin toplanacağı yerdir” mealindeki âyet-i kerime nazi olduğunda -seni hak dinle gönderen zât´a yemin ederim ki; yüreğimi parçaladı.”

Bunun üzerine Cenâb-ı Allah şu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu: “Allah´a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarında-dır.” (Mürselât, 77/41) Bunu Saalibî aplatmiştir. [34]

Yüce Allah buyurdu ki: “De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır.” Keski buseydiler.” (Tevbe, 9/81)

“Tartılan hafif gelenler ise, onların yeri bir çukurdur. O çukurun ne ol­duğunu sen bilir misin O, kızgın bir ateştir.” (Kâria, 101/8-11)

“Kızgın bir kaynaktan içirilirler. Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.” (Gaşiye, 88/5-7)

“Onlar, cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır [35] dururlar.” [36]

Cehennem Ateşi Dünya Ateşinden Yetmiş Kat Daha Sıcaktır. Ondan Allah´a Sığınırız:

Muvatta´ adlı eserinde İmam Mâlik… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanların yakmış olduğu ateş, cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçadır.” Ashab:

“—Ey Allah´ın Rasûlii! Dünya ateşi (cezalandırmak için) yeterlidir” de­diler. Rasûlullah (s.a.v.) de:

“— Cehennem ateşi dünya ateşinden altmışdokuz derece daha şiddetli kilindi.” buyurdu. (Muvatta, Cehennem,

Buharı… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Doğrusu sizin bu ateşiniz, cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçadır. Denize de iki kez vurulmuştur. Eğer böyle olmasaydı Cenab-ı Al­lah onu hiç kimseye faydalı kılmazdı.” [37]

Bu hadis, Buharı ve Müslim´in sıhhat şartlarına uygundur.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (sa.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanların yaktığı şu ateşiniz, cehennem sıcaklığın yetmiş parçasından bir parçadır.” [38]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (sa.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanların yaktığı şu ateşiniz, cehennem sıcaklığın yetmiş, parçasından bir parçadır.” Ashab:

“— Vallahi bu (dünya) ateşi, (insanları cezalandırmak için) yeterlidir” dediler. Rasûlulah (s.a.v.) de şöyle buyurdu:

“— Cehennem ateşi dünyadaki ateşten altmış dokuz kat daha şiddetli kı­lındı. (Bu altmış dokuz katın) hepsi de sizin ateşiniz gibi sıcaktır.” [39]

İmanı Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bu (dünyadaki) ateş, cehennem ateşinin yüzde bir sıcaklığındadır.” Müslim´in sıhhat şartına uygun olan bu senedin lafzında gariplik vardır. Çünkü Ebû Hüreyre´den gelen rivayetlerin çoğunda, dünyadaki ateşin cehen­nem ateşinin yetmişte bir sıcaklığında olduğu bildirilmektedir.

Bezzâr… Abdullah´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu sizin şu ateşiniz, cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçadır. Onun her parçasında aynı sıcaklık vardır.” [40]

Taberanî… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cehennem ateşine göre şu ateşinizin derecesini biliyor musunuz Ce­hennem ateşi, sizin bu ateşinizin dumanından doksan kat daha siyahtır.”[41]

Cehennem Ateşi Üç Bin Yıl Yakılarak Simsiyah Ve Kapkaranlık Hale Gelmiştir:

Tirmizî… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cehennem ateşi binmene yakıldı; kızardı. Bin sene daha yakıldı; beyaz-laştı. Bin sene daha yakıldı; karardı. Artık o, simsiyah ve [42] kapkaranlıktır.” [43]

Cehennem Ateşinin Harareti Sönmez Alevine De Yaslanılmaz:

Hafız el-Beyhakî… Selman´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Cehennemdeki) ateşin harareti sönmez ve alevine de yaslanımaz.” Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu: “Yakıcı azabı tadın, diyeceğiz.” (Âl-i imrân, 3/181)

İbn Merdeveyh… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okumuştur:

“Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden ko­ruyun. Onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Görevlileri, Allah´ın kendisine ver­diği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyrulanları yerine getiren pek ha­şin meleklerdir.” (Tahrim, 66/6)

Bu âyet-i kerimeyi okuduktan sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Cehennem ateşi bin sene yakıldı; nihayet beyazlaştı. Bin sene daha yakıldı; nihayet kızardı. Bin sene daha yakıldı; nihayet karardı. Cehennem ateşi sim­siyahtır; alevi ışık Saçmaz.” [44]

İbn Merdeveyh… Adey b. Adiy´den rivayet etti ki; Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle demiştir: Cebrail, gelmeyi âdet edinmediği bir zamanda Peygamber (s.a.v.)´in yanma geldi. Peygamber (s.a.v.) ona dedi ki:

— Ey Cebrail! Bana ne olmuş ki, seni, rengin değişmiş olarak görüyo­rum!

— Ben sana gelecek değildim. Allah, ateşin açılmasını emredince sana geldim.

— Ey Cebrail! Bana ateşin evsafını ve cehennemin niteliklerini anlat.

— Doğrusu Cenab-ı Allah emretti de cehennem bin sene yakıldı; nihayet ateşi kızardı. Sonra bin sene daha yakıldı; nihayet ateşi beyazlaştı. Sonra bin sene daha yakıldı; nihayet ateşi karardı. Artık cehennem ateşi simsiyah ve kapkaranlıktır. Kıvılcımı ışık saçmaz, alevi de sönmez. Seni hak dinle gönde­ren zât´a yemin ederim ki; Allah´ın kendi kitabında anlattığı cehennem zincir­lerinden bir halka, dünya dağlarının üzerine konulacak olsa, o dağları eritir.

— Ey Cebrail! Bu anlattıkların bana yeter. Kalbim paralanmasın!..” Böyle dedikten sonra Peygamber (s.a.v.) Cebrâile baktı; ağlamakta ol­duğunu gördü. Ve ona şöyle dedi:

— Ey Cebrail! Allah katında böyle büyük bir yere sahib olduğun halde yine mi ağlıyorsun !

— Niye ağlamıyayım ki Allah´ın ilm-i ezelisinde bundan başka bir ha­le düşeceğim takdir edilmiş mi, edilmemiş mi, bilmiyorum ki. Örneğin daha önce İblis, meleklerle beraberdi. Harut ile Marut, meleklerdendi! (Bak sonra ne hale düştüler.)”

Peygamber (s.a.v.) ile Cebrail (a.s.) ağlamayı sürdürdüler. Nihayet onla­ra seslenildi ki: “Cenab-i Allah, gazaba uğramayacağınıza dair size âmân ver­miştir.” Bu sesi duyan Cebrail kalkıp gitti. Hz. Peygamber de dışarı çıktı. Ko­nuşup gülüşmekte olan bir gurup ashabının yanına gitti ve onlara şöyle dedi:

“İleri tarafınızda cehennem olduğu halde gülüyor musunuz Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlar, yüksek yerlere çıkıp Allah´a yük­sek sesle yakanrdınız!”

Bunun üzerine Cenab-ı Allah ona şöyle vahyetti: “Ey Muhammed! Se­ni müjdeleyici olarak gönderdim.” Bu vahyi alan Rasûlullah (s.a.v.), sahabi-îere şöyle buyurdu: “Size müjdeler olsun! Kendinizi ve amellerinizi düzeltin. Elden geldiğince (salah ve olgunluğa) yakın [45] olun.” [46]

Ebû Talib, Kıyamet Gününde En Hafif Azâb Görecek Olan Cehennemliklerden Biri Olacaktır:

Buharı… Ebû Saîd el-Hudrî´den rivayet etti ki; yanında amcası Ebû Ta-lip´den söz edildiğinde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Umarım ki kıyamet gününde şefaatim ona fayda verir de cehennemin sığ bir yerine bırakılır. (Ama yine de orada) ateş onun topuk kemiklerine ula­şır ve bu nedenle beyni kaynar!” [47]

Müslim… Ebû Saîd´aen rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cehennemliklerin en nafif azaplısı, ateşten bir ayakkabı giyecek ve ayakkabılarının harareti nedeniyle beyni kaynayacaktır!” [48]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemliklerin en hafif derecede azâb görecek olanı, ayaklarına (ateşten) bir çift ayakkabı giyip bu yüzden beyni kaynayacak olan bir adam­dır.” [49]

Buharı… Numan´dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur:

“Cehennemliklerin kıyamet gününde en hafif derecede azâb görecek olanı, ayaklarının tabanının altına bir ateş közü konulup da bu yüzden beyni, tencere ve gümgüm gibi kaynayan adamdır!” [50]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemliklerin en hafif derecede azâb görecek olanı, ateşten bir çift ayakkabı giyen ve bu yüzden beyni kaynayacak olan bir adamdır.” [51]

Bu senedle rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur: “Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Muhammed´in caşı kudret elinde bulunan zât´a yemin ederim ki; be­nim gördüklerimi görseydiniz çok ağlar az gülerdiniz.” Ashab: “Sen ne gör­dün Ya Rasûlullah ” diye sorduklarında, “Cenneti ve Cehennemi gördüm” diye cevap verdi. [52]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), Cebrail (a.s.)´a sordu:

— Bana ne olmuş ki Mikâil´i hiç gülerken görmedim

— Cehennem yaratılalı beri o hiç gülmemiştir.”[53]

Ateş´in, Kendi Kendini Yemekten Ötürü Allah´a Şikâyetçi Olması:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ateş, Rabbine şikâyetçi olup, “Ya Rab! Bir kısmım bir kısmımı yedi. Bana biraz soluk ver” dedi. Bunun üzerine ona yılda iki kez soluk alma izni verildi. Kışın hissettiğiniz en şiddetli soğuk, cehennemin zemherır soğuklu-ğundandır. (Yazın) hissettiğiniz en şiddetli sıcaklık ise, cehennem sıcaklığm-dandir.” [54]

Şiddetli Sıcaklar, Cehennemin Kaynamasından Dolayıdır:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ateş, Rabbine şikâyetçi olup, “Bir kısmım bir kısmımı yedi” dedi. Bu­nun üzerine biri yazın, biri de kışın olmak üzere (yılda) iki kez soluk olma­sına izin verildi. Şiddetli derecedeki sıcaklar, cehennemin kaynamasından dolayıdır.” [55]

Yine bu senedle rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Sıcaklar şiddetlendiğinde namazı serin vakte erteleyin. Çünkü sıcaklı­ğın şiddetlenmesi, cehennemin kaynamasından dolayıdır.” [56]

Yüce Allah bu hususta şöyle buyurdu:

“Yalanlayıp durduğunuz şeye gidin. Gölge yapmayan ve ateşten de ko­rumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin. O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir. Konak gibi de büyüktür. Yalanlamış olanların o gün vay haline!” (Mürselât, 77/29-35)

Taberanî… İbn Mes´ud´un, “O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım konak gibi büyüktür” (Mürselât, 77/32) mealindeki ayeti tefsir ederken şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“O kıvılcımlar, ağaç ve dağ büyüklüğünce değil, aksine şehir ve kaleler büyüklüğüncedir.”

Taberanî… Enes´ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur:[57]

“O kıvılcımlardan biri dünyanın doğusuna düşse, sıcaklığı dünyanın ba­tısında hissedilir!” [58]

Dünyadayken Nimetler İçinde Yüzen Bir Kimse, Cehenneme Girince O Nimetlerin Tadım Unutur. Dünyada Sefalet İçinde Kıvranan Bir Kimse, Cennete Girince Çektiği O Sefaleti Unutur:

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Dünyadayken en çok nimete mazhar olmuş cehennemliklerden biri, kı­yamet gününde getirilip ateşe bir kez daldırılır, sonra kendisine sorulur: “Ey Ademoğlu! Hiç hayır gördün mü Hiç nimete mazhar oldun mu ” O da şöy­le cevap verir: “Hayır, vallahi Ya Rab.”

Cennetliklerden dünyadayken en çok sefalete maruz kalmış biri getirilip Cennete konulur ve kendisine şöyle sorulur: “Ey Âdemoğlu! Hiç sefalete maruz kaldın mı Hiç sıkıntı çektin mi ” O da şöyle cevap verir: “Hayır val­lahi ya Rab. Hiç sefalete maruz kalmadım ve hiç sıkıntı [59] çekmedim.” [60]

Kıyamet Gününde Kâfirin Yeryüzü Doluşunca Altını Olsa Ve Azâbdan Kurtulmak İçin O Altınları Fidye Olarak Vermek İstese, Bu İsteği Kabul Edilmez:

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde kâfir, huzura getirilir ve kendisine şöyle denilir:

— Ne dersin Yeryüzü doluşunca altının olsa, azâbdan kurtulmak için o altınları fidye olarak verir misin

— Evet…

— Ama bundan daha fazlasını yağmalamışım.

İşte âyet-i kerimede söylenmek istenen budur:

“Doğrusu inkâr edip inkarcı olarak ölenlerin hiç birinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir.” (Âl-İmrân, 3/9i) Doğrusunu Allah bilir. [61]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kîvâmet gününde cehennemliklerden bir adama denilir ki:

— Yeryüzündeki herşey senin olsa, o şeyleri -azâbdan kurtulmak için-fidye olarak.verir misin

— Evet, veririm.

Onun bu cevabına karşı yüce Allah şöyle der:

— Bundan daha kolayım senden istemiştim. Sen daha Âdem´in sulbün­de iken bana hiç bir şeyi ortak koşmamanı senden istemiştim. Ama sen illâ da bana ortak [62] koştun!” [63]

Kıyamet Gününde Şehitliğin Ve Şehitlerin Üstünlüğünü Gören Müminin, Allah Yolunda Savaşıp Şehid Olmak İçin Dünyaya Dönmek İsteyişi:

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Kıyamet gününde) cennetliklerden biri huzura getirilir. Kendisine: “Ey Ademoğlu! Yerini nasıl buldun Beğendin mi Dile, ne dilersen!” deni­lir. O da şehitliğin fazilet ve üstünlüğünü gördüğü için şöyle der: “Tek dile­ğim, beni dünyaya geri göndermen ve orada Allah yolunda on kez öldürülüp şehit olmaktır!”

Bu kez cehennemliklerden biri huzura getirilir. Kendisine denilir ki:

— Ey Ademoğlu! Yerini nasıl buldun, beğendin mi

— Ya Rab! Yerim çok fenadır.

— Buradan kurtulmak için yeryüzü doluşunca altını fidye verir misin

— Evet ya Rab!

— Yalan söylüyorsun. Bundan daha azım ve kolayım senden istemiş­tim, yapmamıştın!”

Bundan sonra o tekrar cehenneme gönderilir. [64]

Bezzâr… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Ateş gibi görülmemiştir: Çünkü ondan kaçmakta olan kimse uyuyor!.. Cennet gibisi de yoktur; çünkü onu istemekte olan kimse de uyuyor!..”

Hafız Ebû Ya´lâ… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) Şöyle buyurmuştur:

“Eğer mescidin dibinde yüz bin veya daha fazla sayıda cemaat olsa, bunların arasında cehennemliklerden bir adam bulunsa ve o adam soluklan-sa, soluğu da onlara isabet etse, mescidi ve içindeki herkesi yakar!..” [65]

Cehennemin Niteliği, Genişliği, Orada Azap Görenlerin Cüsselerinin İriliği. Yüce Allah Kendi Lütuf, Kerem Ve İhsamyla Bizi Korusun, Amin. O, Dilediğini Yaptıracak Güce Sahiptir:

Noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allah buyurdu ki:

“Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yar­dımcı bulamayacaksın.” (Nisa, 4/145)

“Tartıları hafif gelenler ise, onun yeri bir çukurdur. O çukurun ne oldu­ğunu sen bilir misin O, kızgın bir ateştir.” (Kâria, lOl/8-li)

“Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zâlim­leri böyle cezalandırırız. İnanan ve yararlı iş işeyenler -ki kişiye ancak gücü­nün yeteceği kadar yükleriz- işte cennetlikler onlardır.” (A´râf, 7/41-42)

“Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: “İşte yalanlayıp dur­duğunuz ateş budur.” (denir).” (Tür, 52/13)

“Her inatçı inkarcıyı cehenneme atın!” (Kaf, 50/24)

“O gün cehenneme; “Doldun mu ” deriz. O: “Daha var mı ” der.” (Kaf, 50/30)

Buharı ve Müslim´in Sahihlerinin bir kaç yerinde rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehenneme habire (adam) atılır. O “Daha var mı ” der. Nihayet onur ve üstünlük sahibi Rab, ayaklarıyla onun üzerine basar da o büzülür ve: “Se­nin üstünlüğüne yemin ederim ki yeter, yeter!” der.”[66]

Sonucunu Düşünmeden Söylenen Söz, Sahibini Dünyanın Batısıyla Doğusu Arasındaki Mesafeden Daha Derin Bir Şekilde Cehennem Ateşine Düşürür:

Müslim… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Kul, meydana getireceği fitne ve şerri düşünmeksizin bir söz söylerse, doğuyla batı (ufku) arasındaki mesafeden daha fazla bir derinlikte cehennem ateşine düşer.” [67]

Abdullah b. Mübarek… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Adam bir kelime konuşur da kendisiyle aynı mecliste oturmakt olanlar onun bu söylediğine gülerlerse, bu yüzden o, Süreyya yıldızına kadar olan mesafeden daha faza miktarda cehennemin derinliğine düşer.”

Bu, garip bir hadistir.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hazim´den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah (s.a.v.)´in yanındaydık. Bir şeyin yere düştüğünü andıran bir ses duyduk. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

— Bu (sesin) ne olduğunu biliyor musunuz

— Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler.

— Bu, yetmiş bahardan (seneden) beri cehenneme gönderilen (sarkıtı­lan) bir taş(ın sesiy)di. Şu anda cehennemin dibine ulaştı.” [68]

Hafız Ebû Nuaym el-İsbahanî… Ebü´l-Habbab Saîd b. Yesar´dan riva­yet etti ki; Ebû Saîd el-Hudrî şöyle demiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) bir ses duydu. Bu ses onu ürküttü. Cebrail yanına gel­di. “Ey Cibril! Bu ses nedir ” diye sordu. Cebrail dedi ki: “Bu, cehennemin kenarından yetmiş yıl önce aşağısına doğru yuvarlanan ve az önce dibine dü­şen bir kaya parçasının sesidir. Cenab-ı Allah o sesi sana duyurmak istedi.”[69]

Sahih-i Müslim´de rivayet olunduğuna göre Utbe b. Gazvan bir hutbe­sinde şöyle demiştir: “Cehennemin kenarından aşağıya doğru yuvarlanan bir taş, yetmiş yıl sonra bile cehennemin dibini bulmaz. Allah´a yemin ederim ki (bu kadar derin olmasına rağmen cehennem) mutlaka dolacaktır. Siz buna şaştınız mı Oysa (bir hadis-i şerifte) bize şöyle anlatılmıştı: “Cennetin kapı­larının iki kanadı arasınHaki mesafe, kırk yıllık yoldur. Ama o öyle bir gün­le karşılaşacak ki; insanların meydana getirdiği kalabalık nedeniye çatırdaya-caktir.”[70]

Cenab-ı Allah kendi lütuf, kerem ve.rahmetiyle bizi o cennetliklerden kılsın. [71]

Cehennem O Kadar Derindir Ki, Oraya Atılan Bir Taş, Ancak Yetmiş Senede Dibine Ulaşır:

Hafız Ebû Ya´lâ… Ebû Musa el-Eş´arî´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir taş cehenneme atılacak olursa, ancak yetmiş bahar (yıl) sonra dibi­ne ulaşır.” [72]

Abdullah b. Mübarek… Mücahid´den rivayet etti ki; İbn Abbas şöyle de­miştir:

— Cehennemin ne kadar geniş olduğunu biliyor musunuz —- Hayır.

— Evet vallahi, gerçekten bilmiyorsunuz. (Cehennemliklerden) birinin kulak memesiyle omuzu arasmdaki mesafe, yetmiş bahar (yıl)lık bir yoldur.

— Hayır, olamaz!..

— Evet vallahi, gerçekten bilmiyorsunuz. Çünkü Âişe (r.a.) bana, şu ayet-i kerimeyi “Bütün yeryüzü, kıyamet günü O´nun avucundadır. Gökler, O´nun kudretiyle durulmuş olacaktır.” (ZUmer, 39/67) Rasûlullah (s.a.v.)´e nak­ledip “O gün insanlar nerede bulunacaklar ” diye sorduğunu; Rasûlullah (s.a.v.)´in de ona: “Cehennem köprüsü üzerinde olacaklar” dediğini naklet­ti.” [73]

Sahih-i Müslim´de… İbn Mes´ud´dan merfu olarak şöyle bir hadis riva­yet edilmiştir:

“Kıyamet gününde cehennen) yetmiş bin yuara çekilerek getirilecektir. Her yuları yetmiş bin melek tutup çekecektir.” Bu, İbn Mes´ud´dan mevkuf °larakta rivayet edilmiştir. Doğrusunu Allah bilir. [74]

Ali b. Mûsâ er-Rızâ… Hz. Ali´nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Siz şu âyetin tefsirini biliyor musunuz “Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman; melekler sıra sıra dizilip Rabbinin buyruğu gelince, o gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne ” (Fecr, 89/21-23)

Yukarıdaki soruyu sorup, peşinden bu âyeti okuduktan sonra Hz. Ali şöyle demiştir: “Kıyamet günü olduğunda cehennem yetmiş bin yularla çeki­lerek getirilir. Her yuları yetmiş bin meleğin elinde olacaktır. Cehennemin küçücük bir kıvılcımı etrafa saçılır. Eğer Allah onu tutmasaydı, gökleri ve yeri yakardı!”

imam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr´dan rivayet etti ki; Rasûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Şunun gibi (başına işaret ederek) bir kurşun gökten yere bırakılsa -ki bu, beşyüz senelik yoldur- gece olmadan önce yeryüzüne ulaşır. Eğer bu kur­şun cehennemdeki zincirin ucundan bırakılacak olsa, cehennemin dibine ulaşmadan önce aradan gecei gündüzlü kırk sene geçer.” Bunu Tirmizî de ri­vayet etmiştir. [75]

İmam Ahmed b. Hanbel… Makil´in babasından rivayet etti ki; Rasûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sıcaklık, cehennemin kendisidir.” [76]

Cehennemliklerin Gövdeleri İrileştirilecektir. Allah Bizi Onların Halinden Korusun:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Doğrusu âyetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokacağız. Derilerinin her ya­nışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güç­lüdür, hakimdir.” (Nisa, 4/56)

İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Ömer´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemlikler ateşin içinde irileştirilirler. Öyleki onlardan birinin ku­lak memesiyle omuzunun arası yediyüz senelik yol olur. Derisinin kalınlığı yetmiş zira´; azı dişi de Uhud dağı kadar olur!” [77]

Beyhakî de böyle bir rivayette bulunmuştur. Doğrusunu Allah bilir. Bu kelime ve cümleleriyle bu hadis gariptir. Ama başka varyantlarda bunun bir ksmmı doğrulayıcı ifadeler vardır. Ebû Hüreyre´den de bunu teyid edici bir rivayet vardır. Doğrusunu Allah bilir. [78]

Kâfirin Kıyamet Gününde Cehennem Ateşinde Vücudunun İri Ve Çirkin Oluşu:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde kâfirin (cehennemdeyken) azı dişi, Uhud dağı; baldırı kazan; ateşteki yeri Kudeyd vadisiyle Mekke arası; derisinin kalınlığı da Cibar zirâıyla kırk iki zira´ kadardır!”

Bezzâr… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur: “(Cehennemdeyken) kâfirin azı dişi Uhud dağı kadardır. Derisi­nin kalınlığı da kırk zirâ´dir.” [79]

Bezzâr… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Kâfirin azı dişi Uhud dağı gibidir. Cehennemdeki oturağı ise üç günlük yol (uzunluğunda ve büyüklüğü) kadardır.” [80]

Hasan b. Süfyan… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Cehennemdeki) kâfirin iki omuzunun arasındaki mesafe, hızlı giden bir süvari için beş günlük yoldur.” [81]

Hasan… Ebû Hazinf´den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir:

“Cehennemdeki kâfirin iki omuzu arasındaki mesafe, hızlı giden süvari için üç günlük yoldur.”[82]

Bezzâr… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“(Cehennemdeki) kâfirin azı dişi Uhud dağı; baldırı ise Verkan dağı ka­dardır. Derisinin kalınlığı da kırk Zİrâ´dir.” [83]

İmam Ahmed b. Hanbel… Amr b. Şebib´in dedesinden rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Büyüklük tasayanlar, kıyamet gününde insan suretindeki karıncalar gi­bi haşredileceklerdir. Bütün küçük şeyler bile onlardan yüksek olur. Öyleki bols denen bir cehennem zindanının ve ateşler ateşinin içine düşerler. Ken­dilerine cehennemliklerin vücutlarının sıkılmasıyla elde edilen bir sıvı içiri-UrL” [84]

Tirmizî, bunun hasen bir hadis olduğunu söylemiştir. Burada anlatılmak istenen şudur ki; onlar daha faza azab ve acı çeksinler diye, bu şekilde topla­nıp cehenneme sevkedildiklerinde vücutları irileştirilerek ateşe gireceklerdir. Nitekim azabı şiddetli olan Allah bunun sebebini şöyle açıklamıştır: “Azabı tadsınlar diye…” [85]

Deniz Tutuşturulur Ve Cehennemin Bir Parçası Haline Gelir:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ya´lâ b. Ümeyye´den rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Deniz, cehennemin kendisidir.”

“Cenab-ı Allah´ın şöyle buyurduğunu görmüyor musunuz: “Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışız-dır.” (Kehf, 18/29) Canım kudret elinde bulunan zât´a yemin ederim ki, ben Al­lah´a arzedilmeden o ateşe asla girmeyeceğim. Ben Aziz ve Celil olan Al­lah´ın huzuruna varmadan o ateşin bir katresi dahi bana isabet etmeyecektir.” [86]

Ebû Davud… Abdullah b. Amr´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ya hacılar, ya umreciler ya da Allah yolunda savaşa gidenler deniz yol­culuğu yaparlar. Doğrusu denizin altında ateş, ateşin altında da deniz [87] vardır.” [88]

Cehennemin Kapıları, Bekçi Ve Zebanilerinin Evsafı. Allah Bizi Cehennemden Ve Onlardan Korusun:

Yüce Allah buyurdu ki:

“İnkâr edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıkların Ja! x-pıları açılır. Bekçileri onlara: “Size içinizden Rabbinizin ayetlerini oku an ve bu güne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi ” derler “Evet geldi” derler. Lâkin azâb sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir. Onl -ra: “Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin c j-rağı ne kötüdür!” denir.” (Zümer, 39/71-72)

“O Cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri a} nl-mış bir kısım [89] vardır.” [90]

Sıratın Vasfı Ve İnsanların Oradan Farklı Süratte Geçecekleri:

Beyhakî… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Sırat köprüsü cehennemin iki yakasının üzerine kurulur. Kaygandır, üzerinde ayak durmaz. (İnsanlar geçerlerken) peygamberler, “Allah´ım selâ­met ver, selâmet ver.” derler. Kimi şimşek hızında geçer. Kimi göz açıp ka­payacak kadar kısa bir sürede geçer. Kimi rahvan atlar, katırlar ve merkepler gibi koşarak geçip gider. Kimi yara bere almadan, kimi yaralanıp berelene­rek geçip gider. Kimi de oraya düşer. Onun yedi kapısı olup, her kapıdan on­ların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.” [91]

Beyhakî… Halil b. Mürre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) yatma­dan önce mutlaka Mülk ve Secde surelerini okur ve şöyle derdi:

“Hamîmler yedi tanedir. Cehennemin kapılan da yedi tanedir: Hutame, cehennem, lezâ, sair, sakar, haviye ve cahim. Kıyamet gününde bu hamim(le başlayan sure)Ierden her biri cehennemin bir kapısına gelir durur ve şöyle der: “Allahım! Bana inanan ve beni okuyan kimseleri bu kapılardan içeri SOkma!” [92]

Ebubekir b. Ebi´d-Dünya… Asım b. Damüre´den rivayet etti ki; Hz. Ali şöyle demiştir:

“Cehennemin kapılan üst üstedirler. (Böyle derken hadisin râvilerinden Ebû Şihâb parmaklarıyla gösterdi) Önce bu, sonra bu, sonra bu, sonra da bu doldurulur.”

“Cehennemin yedi kapısı vardır” mealindeki hadisle ilgili olarak Ebube­kir b. Ebi´d-Dünyâ… İbn Cüreyc´in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Cehennemin yedi kapısının ilkinin adı cehennem; sonrakinin leza, sonrakinin Hu­tame, sonrakinin sair, sonrakinin sakar, sonrakinin cahim -ki orada Ebû Ce­hil vardır- sonrakininse Haviye´dir.” [93]

Tirmizî… İbn Ömer´den rivayet etti ki; Rasûullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cehennemin yedi kapısı vardır.” Tirmizî bu hadisi rivayet ettikten son­ra “Bu garip bir hadistir” demiştir.

Übeyy b. Kâ´b dedi ki: “Cehennemin yedi kapısı vardır. Bunlardan biri Haruriler içindir.” [94]

Vehb b. Münebbih dedi ki: “Cehennemin her iki kapısı arasındaki me­safe yetmiş senelik yoldur. Her kapı, bir üstündekinden yetmiş kat daha kuv­vetlidir.”

Yüce Allah buyurdu ki: “Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun. Onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Görevlileri, Allah´ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyrulan-lan yerine getiren pek haşin meleklerdir.” (Tahrim, 66/6)

Yani o görevliler, kendilerine verilen emirleri yerine getirecek güçtedir­ler. Bu emirleri uygulamak için azim sahibidirler. Büyük işleri yapabilecek kadar acı kuvvete, göz alıcı şiddete sahiptirler. Yüce Allah buyurdu ki:

“Orada on dokuz bekçi vardır. Cehennemin bekçilerini yalnız melekler­den kılmışızdır.” (Müddessir, 74/30-31). Çünkü onlar son derece itaatkâr ve kuv­vetlidirler. “Sayılarını bildirmekle de ancak inkâr edenlerin denenmesini sağ­ladık.” (Müddessir, 74/31) Bununla, kâfirleri deneyip imtihan etmek istedik. San­ki bu on dokuz görevi melek, kendilerine bağı yardımcılarının öncüleri gibi­dirler. Bunu şu ayetten; “Onu alın, bağlayın” (Hakka, 69/30) bahsederken riva­yet etmiştik. Sonra yüce Rab bu emri verince yetmiş bin zebanî o suçluyu he­men alıp götürürler. Yüce Allah buyurdu ki: “O gün hiç kimse Allah´ın azâb ettiği gibi azâb edemez. Hiç kimse onun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.”(Fecr, 89/25-26)

Hafız Ziya… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Canım kudret elinde bulunan zât´a yemin ederim ki; cehennem melek­leri, cehennemin yaratılmasından bin sene önce yaratılmıştır. Her gün güçle­rine güç katarlar. Öyle ki, yakalayacakları kimseleri perçem ve ayaklarından yakalarlar.” [95]

Cehennemi Kuşatan Surlar, Oradaki Demir Tokmaklar, Varyözler, Prangalar, Zincir Ve Bağlar…

Yüce Allah buyurdu ki;

“Şüphesiz zâlimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır. Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavu­ran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır!” (Kehf, 18/29)

“Onlar, uzun sütunlar arasında, her yönden o ateşle kapatılmışlardır.”

(Hümeze. 104/8-9}

“Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azâb vardır.” (Müzzemmil, 73/12-13)

“Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar.” (Gâfir, 40/71-72)

“Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün onlara: “Cehennemin dokunan azabını tadın” denir. Şüphesiz biz herşeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır. Bizim buy­ruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.” (Kamer, 54/48-50)

“Onlara üstlerinden kat kat ateş vardır. Altlarında da kat kattır. Allah kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, benden sakının.” (Zümer, 39/16)

“Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zâlim­leri böyle cezalandırırız.” (A´râf, 7/41)

“İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O´nu inkâr edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına da kaynar su dökülür de bununla ka­rini armdakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.” (Hacc, 22/19-21)

Hafız Ebû Ya´lâ… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemlikleri kuşatan dört duvar vardır. Duvarlardan her birinin uzunluğu kırk senelik yoldur.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemliklere (azâb için) tahsis edilen demir topuzlardan biri yere konuacak olursa, bütün cinler ve insanlar toplansalar bile onu yerden kaldı­ramazlar.” [96]

İbn Vehb… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:[97]

“(Cehennemdeki) demir topuzlardan biriyle bir dağa vuruacak olsa, o dağı parçalar ve toz haline getirir.” [98]

Cehennemliklerin Çekecekleri Azâb Türleri:

Aziz ve Celil olan Allah bizi o azâbdan korusun.

Hafız Ebubekir b. Merdeveyh, tefsirinde,.. Ya´lâ b. Münebbih´ten riva­yet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cenab-i Allah, cehennemlikler için kara bir bulut yaratır. Bu bulut on­ların üst tarafına gelince onlara şöyle seslenir: “Ey cehennemikler! Ne isti­yorsunuz, ne taleb ediyorsunuz ” Onlar da bu seslenme nedeniyle dünyanın bulutlarım ve o bulutlardan üzerlerine inen suları hatırlar ve “Ya Rab! İçecek istiyoruz” derler. Bunun üzerine boyunlanndaki prangalara ek olarak fazla­dan prangalar ve zincirler, üzerlerinde alevlenecek olan ateş korları üzerleri­ne yağar!” [99]

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Ebû Ahves´ten rivayet etti ki; İbn Mes´ud, bir adama şöyle bir soru sormuş:

— Cehennemliklerin en şiddetli azâb görecek olanları kimlerdir

— Münafıklardır.

— Doğru söyledin. Onların nasıl azâb göreceklerini biliyor musun

— Demirden tabutlara konulurlar. Tabutların kapakları üzerlerine kapa­nır. Sonra satranç karesinden daha küçük ve Cübbü´l-Hazen denen tandırla­ra -ki bunlar cehennemin en dibindeki vadidedir- atılırlar. Ve bu tandırlar, iç­lerine atılan kimselerin üzerine sonsuza dek kapalı kalırlar.”

İbn Ebi´d-Dünyâ… Ebû Seleme es-Sakafî´den rivayet etti ki; Vehb b. Münebbih şöyle demiştir: “Doğrusu Cehennem ehli ~ki onlar cehennemlikler ve ateşte olanlardır- kendilerine gelemez, uyuyamaz ve (azâbdan kurtulmak için de) ölmezler. Ateş üzerinde yürür, ateş üzerinde oturur, cehennemlikle­rin irinlerini içer, onların taamından yerler. Yorganları ateştendir, döşekleri ateştendir, gömlekleri a-teşten ve katrandandır. Yüzlerini ateş kapar. Bütün cehennemlikler, ucu zebanilerin elinde olan zincirlere vurulmuş olup ileriye ve geriye doğru çekilirer. İrinleri cehennemdeki bir çukura akar. Onların içe­cekleri işte budur.”

Böyle dedikten sonra Vehb ağladı; sonra da bayılıp yere düştü. Orada bulunan Bekir b. Huneys de kendini tutamayıp ağladı; nihayet kalktı ve ko­nuşamaz oldu. Orada bulunan Muhammed b. Cafer de hıçkıra hıçkıra ağladı.

Yukarıda naklettiğimiz sözlerin sahibi Vehb b. Münebbih el-Yemanî; öncekilerin kitaplarına bakar; Ehl-i kitabın muteber olan olmayan kaynakla­rından nakiller yapardı. Ancak onun bu sözlerini Kur´ân-ı Azim´de ve hadis­lerde doğrulayıcı deliller vardır. Zira Yüce Allah buyurmuş ki: “Doğrusu suç­lular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler. Azaba hiç ara veril­mez. Onlar orada tamamen umutsuzdurlar. Biz onlara zulmetmedik. Ama on­lar zâlim kimselerdi. Cehennemde şöyle seslenirler: “Ey nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın.” Nöbetçi: “Siz böyle kalacaksınız” der.” (Zuhruf, 43/74-77)

“Bu kâfirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremeyecekleri zamanı keşke bilseler. Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezer; kendileri de ertelenmez.” (En­biyâ, 21/39-40)

“İnkâr edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedimez ki öl­sünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böy­lece cezalandırırız. Orada; “Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, ya­rarlı iş işleyelim” diye bağırışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: “Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı Size uyarıcı da ge-rnişti. Artık azabı tadınız. Zâlimlerin yardımcısı olmaz.” (Fânr, 35/36-37)

“Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: “Rabbinize yalvarın da hiç de­ğilse bir gün azabımızı hafifletsin” derler. Bekçiler: “Size, belgelerle pey­gamberleriniz gelmemişmiydi ” derler. Onlar da; “Evet gelmişti” derler. Bekçiler: “O halde kendiniz yalvarın” derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır.” (Mü´min, 40/49-50)

“Bedbaht olan ondan kaçınacaktır. O, en büyük ateşe yaşlanacaktır. O, orada ne ölecektir ne de dirilecektir.” (A´Iâ, 87/11-13)

Önce geçen sahih bir hadiste şöyle denilmişti: “Doğrusu cehennem eh­li, cehennemliklerin kendileridir. Onlara orada ne ölürler, ne de dirilirler.”

Ölümün kendisinin de cennetle cehennem arasındaki bir yerde boğazla­nacağının anlatıldığı hadiste ifade edildiğine göre ölüm boğazlandıktan son­ra şöyle denilecektir: “Ey cennetlikler! Size ölümsüzlük ve ebediyet vardır. Ey cehennemlikler! Size de ölümsüzlük ve ebediyet vardır.” [100] Bir saat hatta bir an bile ara verilmeyen mütemadi azâb içindeki bir adam nasıl uyuyabilir !.. “Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artmnz.”(isrâ, 17/97)

“Orada, uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler her defasında oraya geri çevrilirler. “Yakıcı azabı tadın” deriz.” (Hacc, 22/22)

İmam Ahmed b. HanbeL. Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; cehennem­likler hakkında Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Onlardan birinin başına kaynar su dökülür. Bu su, kafatasından içeri gi­rip karnına ulaşır. Karnındaki (organ)lan yok eder, sonra da ayaklarından çı­kar!” [101]

Tirmizî ile Taberanî… Ebû Derdâ´dan rivayet ettiler ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemliklere bir açlık bırakılır da bu açlık, çekmekte oldukları aza­ba denk olur. Meded dileyerek yemek isterler. Kendilerine, boğazı tıkayan bir yemek verilir. (Boğazları tıkanınca) dünyadayken bu gibi durumlarda içe­cekler sayesinde kurtuduklarını hatırlarlar. Meded dileyerek içecek isterler; kendilerine ateşten kupalar içinde kaynar su verilir. Bu su onlara yaklaştırıl­dığında, yüzlerinin derisi soyulur. İçince, içleri parçalanır. Meded dilerler. Kendilerine denilir ki:

— “Size, belgelerle peygamberleriniz gelmemiş miydi ” (Mü´min, 40/50)

— Evet, gelmişti.

— O halde yalvarın. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır.

— Bize Mâlik´i (cehennem nöbetçisini) çağırın (Mâlik gelince ona şöy­le seslenirler):

~ Ey Mâlik! Rabbin hiç değilse canımızı alsın.

— Siz böyle kalacaksınız.” (Zuhruf, 43/77)

Cehennemlikler şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti. Sapık bir millet olmuştuk.” (Müminûn, 23/306)

Onlara şöyle denilir: “Sinin orada. Benimle konuşmayın.” [102]

Cehennemliklerin Yiyecek Ve İçeceği:

Yüce Allah buyurdu ki:

Âyetin aslında geçen ve “kötü kokulu bir diken” diye terceme ettiğimiz (£)arî´) kelimesi, Hicaz diyarında yetişen Şabrak adını alan bir dikendir; pis kokulu oluşu nedeniyle hayvanlar onu yemezler. Dahhâk´ın, İbn Abbas´tan nıerfu olarak rivayet ettiği bir hadiste anlatıldığına göre “Dan”; cehennemde­ki bir şeydir. Denildiğine göre dikene benzer. Sabir bitkisinden daha acı, leş­ten daha pis kokar. Ateşten daha sıcaktır. Kişi onu yer; ama karnına girmez, ağzına da yükselmez. Bu ikisi arasında kalır. Semirtmez; açlığı da gider-mez.” Bu, cidden garip bir hadistir. [103]

Yüce Allah buyurdu ki:

“Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azâb vardır.” (Müzzemmil, 73/12-13)

“Peygamberler yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı. Ar­dında cehennem vardır. Orada kendisine irinli su iç irilecektir. Onu yudum yudum alacak fakat yutamıyacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde öle-meyecek, arkasından da* çetin bir azâb gelecektir.” (İbrahim, 14/15-17)

“Sonra siz ey sapıklar, yalanlayanlar! Doğrusu zakkum ağacından yiye­ceksiniz. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız. Onun üzerine kaynar su içe­ceksiniz. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. İşte onla­ra, ceza günü sunulacak konukluk budur.” (Vakıa, 69/51-56)

“Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı Biz o ağacı, zâ­limler için bir dert yaptık. O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır. Tomur­cukları şeytan başı gibidir. [104] İşte cehennemlikler bundan yerler. Karınlarını onunla doldururlar. Sonra üzerine kaynar su katılmış içki, şüphesiz onlar içindir. Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.” (Saffât, 37/62-68)

“Orada kendisine irinli su iç irilecektir. Onu yudum yudum alacak fakat yutamayacaktır.” (İbrahim, 14/16-17)

Abdullah b. Mübarek… Ebû Ümame´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), yukarıdaki âyet-i kerimeyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“İrinli su, cehennemliğe yaklaştırıldığında yüzü yanıp kavrulacak ve ba­şının derisi içine düşecektir, içince bağırsakları paralanacak, öyleki anusun-dan dışarı çıkacaktır!” Yüce Allah buyurmuş ki: “Onlara kaynar su içirildi ve o su, bağırsaklarını paraladı.” (Muhammed, 47/15)

Yüce Allah buyurdu ki:

“Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecektir.” [105]

Ebû Davûd et-Tayalisî… İbn Abbas´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu: “Allah´tan, sakınılması gerektiği gibi sakı­nın sizler, ancak müslüman olarak can verin.” (Âi-i imrân, 3/102)

Rasûlullah (s.a.v.) yukarıdaki âyet-i kerimeyi okuduktan sonra şöyle bu­yurdu:

“Zakkumun bir damlası dünya denizlerine düşse, dünyalıların hayatını alt üst edeceğine göre, onu yiyenlerin durumu acaba nice olacaktır !.” [106]

Ebû Ya´lâ… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“(Cehennemliklerin irininden ibaret olan) gassak suyundan bir kova, dünyaya akıtılacak olsa, dünyalıları kokuşturur.” [107]

Tirmizî… Kâ´bü´l-Ahbar´ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Kıyamet gününde Cenab-ı Allah öfkeli bir halde kuluna bakıp, “Şunu yakalayın!” der ve yüzbin yahut daha fazla sayıda melek onu yakalar. Allah´ın ona gazaplan-ması nedeniyle onlar da o kula gazaplanarak perçemini ayaklarına bağlar ve yüz üstü onu cehenneme sürüklerler. Cehennem de ona onlardan yetmiş kat daha fazla gazaplanır. O kul meded dileyerek su ister. Kendisine bir su içiri-lir. İçtiği o sudan ötürü eti ve sinirleri (sıyrılıp) düşer; ateşte üst üste yığılır, Ateşten vay haline onun!”

Yine Kâ´b´üJ-Ahbar demiş ki:

— Gassak´ın ne olduğunu biliyor musunuz

— Hayır.

— O, cehennemde bir pınardır. Oraya yılan, akrep ve diğer zehirli hay­vanların tümünün zehiri akar. O zehirler bir çukurda yığııp bekler. Daha da zararlı ve tehlikeli olur. Sonra bir adam getirilip oraya bir kez daldırılır; çı­karıldığında derisi kemiklerinden sıyrılmış olur! Derisi ve eti topuk kemiği­ne takılır. Kişinin elbisesini ardından sürümesi gibi o da etini ve derisini ar­dından sürüyüp çeker.” [108]

Cehennemin Adlarıyla İlgili Olarak Nakl Edilen Hadisler. Bunlardan Hangisinin Sahih, Hangisinin Sahih Olmadığının Beyanı:

Haviye: İbn Cüreyc: “Haviye, cehennemin en alt tabakasıdır” demiştir. Yüce Allah buyurdu ki: “Tartıları hafif gelenler ise, onun yeri bir çukur (ha-Vİye)dİr.” (Karia, 101/8-9)

Bu âyeti şöyle man âl andıranlar da olmuştur: “Onun kafatası (cehenne­me) düşer!” Nitekim bir hadis-i şerifte de şöyle Duyurulmuştur: “Adam, Al­lah´ı gazaplandıracak bir söz söyler. Bu yüzden o, yetmiş bahar (yıl) boyun­ca cehennem ateşine düşer.” [109]

Başka bir rivayette ise şöyle denilmiştir: “O, doğuyla batı ufku arasın­daki mesafeden daha uzun bir derinlikteki cehennem ateşine düşer.” [110]

Bazıları demişler ki: Ayette geçen “Fe ümmühu Haviye”den kasıt; onun varacağı yer, cehennemin en alt tabakasıdır. Ya da bu söz, cehennem ateşi­nin mahiyetini bildiren bir vasıftır. Bu manayı takviye edici bir hadiste riva­yet edilmiştir: Doğrusunu Allah bilir.

Ebubekir Ahmed b. Mûsâ b. Merdeveyh… Enes b. Mâlik´ten rivayet et­ti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Mümin öldüğünde onu sorarlar. (Eğer erkekse) “Falan adam ne yap­tı “; (Eğer kadınsa) “Falan kadın ne yaptı ” derler. Eğer o mümin ölmüş te yanlarına gelmemişse, “O ters yoldan, annesi haviyeye (yani cehenneme) gö­türüldü. O ne kötü anadır! O ne kötü bir mürebbiyedir!” derler. Nihayet şu­nu da sorarlar: “Falan adam ne yaptı! Evlendi mi Falan kadın ne yaptı Ev­lendi mi ” Sonra da şöyle derler: “Bırakın da dinlensin. Çünkü o, (dünya de­nen) gemiden yeni çıkmıştır.”

İbn Cerir… Ma´mer´den rivayet etti ki; Eş´as b. Abdullah el-A´mâ´mn şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Mümin kişi öldüğünde ruhu, diğer mümin­lerin ruhlarının yanına gider. “Kardeşinizi evlendirin. Çünkü o, dünyanın gam ve kederi içindeydi.” derler. Ona: “Falan adam ne yaptı ” diye sorarlar. O da; “Öldü; yanınıza gelmedimi yoksa ” diye karşılık verir. Onlar derler ki: “Demek ki o, anası haviyeye (cehennemin en alt tabakasına) gitti!” [111]

Hafız Ziya… Abdullah b. Mes´ud´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) öyle buyurmuştur:

“Allah yolunda şehid olmak, emanet günahı dışında tüm günahları örter. Emanete hıyanet suçu işlemiş bir adam huzura getirilir. Ona, “Emanetini öde!” denir. O da der ki: “Ya Rab! Ben nasıl ve nereden öderim !. Dünya da geride kalmıştır artık.” Bu sözünü üç kez tekrarlar. “Onu Haviye´ye götü­rün!” denilir. Oraya atılır, dibine düşer. Emaneti orada, olduğu gibi görür. Alıp omuzuna koyar. Sonra onunla birlikte cehennem ateşinin içinde (yuka­rılara doğru) tırmanır. Tam çıkacağını sandığı bir sırada ayağı kayar ve geri­sin geri aşağıya düşer. Ve sonsuza dek orada kalır. Emanet, namazdadır. Emanet, oruçtadır. Emanet abdesttedir. Emanet, sözdedir. Bundan daha şid­detlisi, emanet olarak bırakılan eşyadadır.”

Bu hadisi rivayet edenlerden biri olan Zadân diyor ki: “Bera´a rastladım. Ona, “Abdullah´ın kardeşinin dediğini duymuyor musun ” diye sordum. O da: “O, doğru söylüyor” dedi.” [112] Bu hadis, müsnedde ve kütüb-ü sittede yok­tur. [113]

Cehennemin Bols Adlı Zindanı:

Aziz ve Celil olan Allah bizi oradan korusun. Bu zindanla ilgili olarak imam Ahmed b. Hanbel´in… Amr.b. Şuayb´m dedesinden rivayet ettiği ha­dis, önceki sayfalarda geçti. [114]

Cübbü´I-Hazen:

Ali b. Harb… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cübbü´l-Hazen´den Allah´a sığının.” Sahabîler, “Cübbü´I-Hazen nedir ya RasûlaJlah ” diye sordular. Buyurdu ki: “O, cehennem de bir vadidir. Ce­hennemin kendisi ondan her gün dört yüz kez Allah´a sığınır. O vadi, amel­leri ile gösteriş yapan kurrâlar için hazırlanmıştır. Allah´ın en çok öfke duy­duğu kurcalar, zalim ümerâya riyakârlık yapan kurrâlardır,” [115] Tirmizî ile İbn Mâce de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Tirmizî bunun ga­rip olduğunu söylemiştir. Onun rivayetinde, “Cehennemin kendisi, Cübbü´l-Hazan´den günde yüz kez Allah´a sığınır”[116] denmektedir.[117]

Dünyadaki Pisliklerin, Kokuşmuş Şeylerin Ve Çöplerin Atıldığı Çöplüğü Andıran Bir Nehrin Cennette Var Olacağı:

Yüce Allah kendi lütuf ve keremiyle bizi oradan korusun. Sürekli içki içen, akrabalık bağlarını koparan, sihri doğrulayan kimse cennete giremez.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Musa´dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Üç kişi, sürekli içki içen, akrabalık bağlarını koparan, sihri tasdik eden kimse cennete giremez. İçki içmeye devam ederek ölen kimseye Cenab-ı Al­lah, Gota ırmağından içirir.” Gota ırmağı nedir diye sorulduğunda buyurdu ki: “Fahişelerin tenasül organlarından akan bir ırmaktır. Onların tenasül or­ganlarının kokusu cehennemliklere ezâ verir.” [118]

Lemlem Vadisi:

Hasan b. Süfyân… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemde öyle bir vadi var ki, ona Lemlem denir. Cehennemin di­ğer vadileri onun sıcaklığından Allah´a sığınırlar.” [119] Bu, garip bir hadistir. [120]

Hebheb Vadisi Ve Kuyusu:

Ebubekir b. Ebi´d-Dünya… Ezher b. Süfyan´dan rivayet etti ki; Muham-med b. Vasi şöyle demiştir: Bilâl b. Ebi Bürde´nin yanma gittim. Kendisine dedim ki: Ey Bilâl! Baban, kendi babasından (yani senin dedenden) rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu cehennemde Hebheb denen bir vadi vardır. Her zorbayı oraya yerleştirmesi, Cenab-ı Allah´ın üzerinde haktır. Ey falan! Allah´ın oraya yer­leştirdiklerinden biri OİmayaSin Sakin!” [121]

Taberanî… Ezher b. Sinan´dan rivayet etti ki; Muhammed b. Vasi´, Bi­lâl b. Ebi Bürde b. Ebi Musa´nın yanına girdi ve ona şöyle dedi: Baban, de­denden rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu cehennemde bir vadi, o vadi de de Hebheb adında bir kuyu vardır. Her zorbayı oraya yerleştirmesi, Cenab-ı Allah´ın üzerinde [122] haktır.” [123]

Veyl Ve Saûd:

Veylin Anlamı:

Yüce Allah buyurdu ki: “O gün, yalanlamış olanlara veyl vardır.” [124]

“Onu sarp bir yokuşa (Saûd´a) sardıracağım.” (Müddessir, 74/17)

İmam Ahmed b. Hİnbel… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Veyl, cehennemde bir vadidir. Kâfirler oraya kırk bahar (sene) müddet­le düşerler, ama yine de dibine ulaşamazlar. Saûd ise ateşten bir dağdır. Ora­ya yetmiş baharda (senede) tırmanılır. Sonra aynı süre kadar oradan aşağıya düşülür. Bu, ebediyete kadar böyle devam eder.”[125]

Bu, garip, hatta münker bir hadistir.

Veyl kelimesi, kuvvetli görüşe göre şu manâya gelir: Veyl; selâmet ve kurtuluşun zıddıdır. Nitekim araplar; “Veyl ona olsun! Veyl ona!” derler.

Saûd´un Anlamı:

Bezzâr… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), Saûd kelime­sinin anlamı hakkında şöyle buyurmuştur:

“Saud, cehennemdeki bir dağdır. Kâfir, oraya tırmanmakla yükümlü kı­lınır. Elini üzerine koyduğunda erir. Elini kaldırdığında eski haline döner. Ayağını üzerine koyduğunda erir. Kaldırdığında da eski haline döner.”[126]

Katâde, İbn Abbas´ın şöye dediğini rivayet etmiştir:

“Saûd, cehennemdeki bir kayadır. Kâfir, onun üzerinde yüz üstü sürük­lenir.”

Süddî dedi ki: “Saûd, cehennemde düz ve kaygan bir kayadır. Kâfir ora­ya tırmanmakla yükümlü kılınır.” Mücahid dedi ki: “Onu sarp bir yokuşa (sa-ud´a) sardıracağım” (Müddessir, 74/17) âyetinde geçen Saûd kelimesi, zorlu azâb anlamına gelir. Katâde ise bu kelimenin, içinde rahat olmayan bir azâb anlâ-mına geldiğim söylemiş, İbn Cerir de bu görüşü benimsemiştir. [127]

Cehennemin Yılan Ve Akrepleri:

Allah bizi onlardan korusun. Kur´ân-ı Kerîm´de bu konuya şöyle deği­nilmektedir:

“Allah´ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayın olduğunu sanmasınlar. Bilâkis bu onların kotülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır.” (Âl-i İmrân,

3/180)

Sahih-i Buharî´de… Ebû Hüreyre´den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kenze (hazineye) sahib olup da zekâtını ödemeyen kimseye, kıya­met günü hazinesi, dazlak başlı bir yılan olarak karşısına gelecektir. O yıla­nın her bir gözünün üzerinde bir tane olmak üzere iki siyah noktası vardır. Sahibini iki çene kemiğiyle tutar ve ona: “Ben senin malınım. Ben senin ha-zinenim!” der.” Bu hadisin bir başka varyantında şöyle denmektedir: “… Sa­hibi o yılandan kaçar. Ama yılan onun peşini bırakmaz. Adam ona karşı eliy­le kendini korur. Ama yılan onun elini yutar, sonra da boynuna dolanır.”

“İnkâr eden, Allah´ın yolundan alıkoyanlara, bozgunculuklarına karşılık azâb üstüne azâb veririz:.” (Nahl, 16/88)

A´meş… Mesruk´tan rivayet etti ki; yukarıdaki âyet-i kerimenin tefsirin­de Abdullah b. Mes´ud şöyle demiştir: “Onlara azâb ettirmek için, uzun hur­ma ağacı gibi kuyrukları olan akrepler saldirtılır.”

Beyhakî… Abdullah b. Haris b. Cüz´ ez-Zebidî´den rivayet etti ki; Pey­gamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Cehennemde öyle yılanlar var ki, buhti develerinin boyunları gibi uzundurlar. Onlardan birinin ısırdığı kişi, zehirinin tesirini kırk bahar (yıl) boyunca hisseder.” [128]

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Peygamber (s.a.v.)´i gören ve onunla birlik­te Veda Hacci yapan Haccac b. Abdullah es-Sümalî´den rivayet etti ki; As-hab´ın önde gelenlerinden Nasr b. Necib, kendisine şöyle demiştir: “Doğru­su cehennemde yetmiş bin vâdî her vadide yetmiş bin mahalle, her mahalle­de yetmiş bin ev, her evde yetmiş bin daire, her dairede yetmiş bin yılan, her bir yılanın yanında yetmişbin akrep vardır. Kâfir ve münafık kimse, bunların hepsiyle karşılaşmadan varacağı yere varamaz.” (Beyhakî, ei-Ba´sü ve´n-Nüşur, 263)

Bu; mevkuf, cidden garip ve şiddetli derecede münker bir rivayettir. An­cak Buharî de Tarih´ül-Kebir´inde buna benzer bir rivayette bulunmuştur. Doğrusunu Allah bilir.

Bazı tefsirciler Gayy ve Esâm´dan da bahsetmişlerdir ki; bunlar, cehen­nem vadilerinden iki vadidir. Allah bizi bunlardan da korusun.

“Aralarına bir cehennem deresi koyarız.” (Kehf, 18/53)

Bazıları bu âyette sözü edilen derenin, cehennemdeki kan ve irin deresi olduğunu söylemişlerdir.

Abdullah b. Amr ile Mücahid, bunun cehennem derelerinden biri oldu­ğunu söylerken, Abdullah b. Amr şu eklemeyi yapmıştır: “Kıyamet günün­de, doğru yolda olanlarla sapıklıkta olanlar, birbirlerinden ayrılacaklardır.”

Beyhakî… Heşim b. Avvam b. Havşeb´den rivayet etti ki; Abdülcebbar el-Havlanî şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.v.)´in ashabından biri, dımışka,an geldi. İnsanların çok dünyalık peşinde olduklarını gördü. “Bununnlara ne yararı olacak İleride, önlerine galak çıkmayacak mı ” dedi. “Ga­lak nedir ” diye sorulunca, dedi ki: “Galak, cehennemde bir kuyudur. Acıl­ığında cehennemlikler oradan can havliyle kaçarlar.” Burada sadece “kaçar­lar” denmemiş; aksine “Can havliyle kaçarlar” denilmiştir. Bu dikkat edilmeci tereken bir noktadır. [129]

Kalbi Olana Veya Hazırken Kulak Verene Öğüt Olan, İmrendirip Korkutan Bir Hutbe[130]

Beyhakî… Mücahid´in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Yezid b. Şecere, zahid insanlardandı. Muaviye onu komutan olarak çalıştırırdı. Yezid bir gün bize bir hutbe irâd etti. Allah´a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

“Ey İnsanlar! Allah´ın üzerinizdeki nimetlerini anın. Kırmızı ile sarı ve diğer renkler arasında, yüklere ve onların içindekilerde gördüklerimi keski görebilseydiniz. Doğrusu namaz kılındığında göğün ve cennetin kapıları açı­lır. İri gözlü huriler süslenir. Sizden biri şahsen savaşa yöneldiğinde iri gözü huriler onun için süslenir ve koşup “Allahım! Ona sebat ver. Allahım! Ona yardım et” derler. Ama o adam arkasını düşmana dönerse huriler ona görün­mez ve “Allahım! Ona lanet et.” derler. Anam babam size feda olsun. Düş­manın kanını için. Bu uğurda sizin vücudunuzdan düşecek ilk kan damlası, ağacın yaprağının dalından düşürülmesi gibi sizin de günahlarınızı vücudu­nuzdan düşürür. Cephede biriniz yaralanıp yere düşünce o hurilerden iki ta­nesi hemen koşup onun yüzündeki toprağı siler ve “Sana kurban olalım” der­ler. O da “Ben size kurban olayım” der. Kendisine yüz elbise giydirilir. Bu elbiseler (o kadar incedirler ki,) şu iki parmağımın arasına konulsalar, sığar­lar. Çünkü insanlar tarafından dokunmamışlardır. Onlar cennet elbiseleridir.

Ey İnsanlar! Allah katında isimleriniz, simanız, fısıltılarınız, helal ve ha­ram işleriniz, meclisleriniz (oturduğunuz yerler ve o yerlerde yaptığınız ko­nuşmalar) yazılıdır. Kıyamet günü olduğunda “Ey falan! Şu senin nurundur. Ey falan! Şu da senin nurundur. Ey falan! Senin nurun yoktur.” denilir. Doğ­rusu cehennemin deniz kıyısı gibi bir kıyısı vardır. Orada buhatî (yani sekiz dokuz yaşlarındaki horasan) develeri kadar iri haşere ve yılanlar vardır. Ce­hennemlikler azâblarınm hafifletilmesini dilediklerinde onlara, “Kuyuya çı­kın” denilir. O kuyuya çıktıklarında haşere (ve yılan)lar onların dudaklarını, böğürlerini ve Allah´ın dilediği yerleri ısırırlar. Allah bu hayvanları onalra musallat kılar. Sonra o suçlular geri döner, ateşin göbeğine gömülürler. Son­ra uyuzluğa müptelâ olurlar. Öyleki onlardan biri, kemiği ortaya çıkıncaya dek derisini kaşır. Kendisine: “Ey falan! Bu sana eziyet veriyor mu ” diye sorulur. “Evet” deyince ona denilir ki: “İşte bu durum, dünyadayken mümin­lere eziyet vermiş olmandan ötürü başına geldi!”

Tirmizî… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Bir kimse Allah´tan üç kez cenneti isterse, cennet: “Allahım, onu cen­nete koy” der. Bir kimse de cehennem ateşinden kurtulmak için üç kez aman dilerse, cehennem: “Allahım! Onu cehennemden koru” der.” [131]

Cehennemin Sıcağından Ve Soğuğundan İhlasla Aman Dileyenlere Allah´ın Rahmeti Yakındır:

Beyhakî… Ebû Hüceyre´den (veya çoğu hadisçilere göre Ebû Hürey-re´den) rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sıcak bir gün olduğunda Cenab-ı Allah yer ve gök halkını dinleyip gö­zetler. Kul: “La ilahe illallah, bu gün ne kadar da çok sıcak! Allahım! Beni cehennem ateşinin sıcaklığından koru.” deyince, Cenab-ı Allah cehenneme şöyle der: “Kullarımdan biri senden bana sığındı. Şâhid ol ki sana karşı ben ona âmân verdim.” Şiddetli bir soğuk güne gelindiğinde de Cenab-ı Allah, yer ve gök halkım dinleyip gözetler. Kul “Lâ ilahe illallah, bu gün ne kadar da soğuk!” Allahım! Beni cehennemin zemheri soğuğundan koru!” deyince, Cenab-ı Allah cehenneme şöyle der: “Kullarımdan biri senin zemherinden bana sığındı. Şâhid ol ki, sana karşı ben ona âmân verdim.” Ashab: “Cehen­nemin zemherisi nedir ” diye sorduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı ver­mişti: “Cenab-ı Allah kâfiri cehenneme attığında cehennem, soğuğunun şid­detinden ötürü çatlayıp birbirinden [132] ayrılır.” [133]

Cehennemin Tabakaları:

Oralarda azâb görmekten Allah´a sığınırız.

Kurtubî, âlimlerin bu hususta şöyle dediklerini nakletmiştir: Cehenne­min en üstteki tabakası, Muhammed (s.a.v.)´in ümmetinin günahkâr ve asi­lerine mahsustur. Orası, içindekilerden tahliye edilecek ve rüzgar kapılarına çarpacaktır. Bundan sonraki tabakalar da sırasıyla şunlardır: Lezâ, Hutame, Şâir, Sakar, Cehim, Haviye.

Dahhâk dedi ki: “Cehennemin üst tabakasında (günahkâr) Muhammedi-ler, ikinci tabakasında hristiyanlar, üçüncü tabakasında yahudiler, dördüncü tabakasında yıldızperestler, bdşinci tabakasında mecusiler, altıncı tabakasın­da arap müşrikleri, yedinci tabakasında da münafıklar bulunacaktır.” [134]

Ben derim ki: Bu tabakaların adlarının belirlenmesi ve malum sınıflara tahsis edilmesinin kesinlik kazanması için, her bakımdan masum olan Pey-garaber (s.a.v.)´e dayanan sahih bir senede ihtiyaç hissettirmektedir. O ma­sum insan ki; kendiliğinden konuşmamaktadır. “Onun konuşması ancak bil­dirilen bir vahiy iledir. Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğ­retmiştir.” (Necm, 53/4-5)

Bilindiği gibi yukarıda serd edilen sınıfların hepsi ateşe gireceklerdir. Ama anlatılan şekil ve tertipte girip girmeyecekleri meselesine gelince, bununcak Allah bilir. Münafıkların cehennemin en alt tabakasında azâb görecek­leri kesiıdir ve bu hususta Kur´ân nassı vardır. Kurtubî dedi ki: “Bu isimler­den bazıları örneğin cehennem, saîr ve lezâ cehennem ateşinin genelini kap­ayan özel isimlerdir. Yani Cehennemin hususi manada bazı tabakalarının adları değildir. Bunu söyleyen doğru söylemiştir. Allah ondan razı olsun.” [135]

Cehennem Yılanları:

Onlardan Allah´a sığınırız.

Harmele… Abdullah b. Haris b. Cüz ez-Zebidî´den rivayet etti ki; Pey­gamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemde buhtî (horasan) develerinin boynu gibi (uzun ve kalın) yı­lanlar vardır. Onlardan birinin ısırdığı adam, onun zehirinin tesirini kırk ba­har (yıl) boyunca hisseder. [136]

Taberanî… Berâ´ b. Azib´den rivayet etti ki; “Onlara azâb üstüne azâb veririz.” (Nahi, 16/88) âyetinin tefsirini kendisine sorduklarında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Uzun hurma ağaçları gibi akrepler, cehennemde [137] onları ısırır.” [138]

Cehennemliklerin Ağlaması:

Allah Azze ve Celle bizi ondan kurtarsın.

Ebû Ya´lâ el-MavsıIî… Enes b. Mâlik´ten (r.a.) rivayet ettiğine göre Re-sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Ağlayınız; ağlayamazsanız ağlar gibi görününüz. Çünkü cehennemlikler, cehennemde, gözyaşları yanaklarından iplikler gibi akmca-ya kadar ağlarlar; nihayet gözyaşları kesilir, gözleri gemilerin yüzebileceği büyüklükte oyuklara dönüşür.”

İbn Mâce… Zeyd b. Refî´den merfu olarak, şöyle dediğini rivayet edi­yor:

“Cehennemlikler ateşe girdiklerinde bir zaman göz yaşı akıtarak ağlar­lar. Ondan sonra bir zamanda gözlerinden irin akıtarak ağlarlar. Cehennem nöbetçileri onlara: “Ey bahtsızlar topluluğu! Sakinlerine merhamet edilen bir diyarda, yani dünyada ağlamadınız. Şimdi medet dileyecek birini bulabilecek misiniz bakalım ” derler. Onlar da yüksek sesle şöyle derler: “Ey cennetlik­ler! Ey babalar, analar ve evlat topluluğu! Mezarlardan susamış olarak çık-ük. Mahşerde uzun süre susuz bekledik. Bu günde susamış haldeyiz. Bize bi­raz su ya da Allah´ın size rızık olarak bahşettiği şeylerden birazını gönderin.” Kırk sene müddetle kendi hallerine bırakılırlar. Onlara hiç kimse cevap ver­mez. Sonra onlara: “Siz bekleyeceksiniz” denilir ve onlar her hayırdan ümit keserler.” Nitekim yüce Allah buyurmuş ki: “Ateş onların yüzlerini yalar. ii sırıtıp kalır.” [139]

İmanı Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.), “Dişleri sırıtıp kalır.” mealindeki âyeti okuduktan sonra şöyle buyur­du:

“Adamın yüzünü ateş yakar, üst dudağı büzülür, başının tepesine kadar ekilir; alt dudağı da sarkıp göbeğine kadar uzanır.” [140]

Tirmizî de bu hadisi… Mübarek´ten rivayet etmiştir. Hasen ise bunun sa­hih ve garib olduğunu söylemiştir.

İbn Merdeveyh… Ebû Derdâ´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), “Ateş onların yüzlerini yalar” âyetiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“Ateş onların yüzlerini öyle bir yalar ki, (vücutlarının) etleri topukları­na akar!” [141]

Cehennemin Ve Cehennemliklerin Evsafına Dâir Müteferrik Hadis-i Şerifler:

Ebü´l-Kasım et-Taberanî… Ebû Musa´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemlikler -ateşe girmelerini Allah´ın dilemiş olduğu- kıble eh­linden bazıları ile bir araya gelip toplandıkları kâfirler, müslümanlara şöyle sorarlar:

— Siz müslüman değil miydiniz

— Evet müslümandık.

— Müslümanlık size yarar sağlamadı mı Siz de bizimle beraber Cehen­nemdesiniz!

— Bizler günahkârdık. Günahlarımız nedeniyle sorumlu tutulup yaka­landık.

Cenab´i Allah onların konuşmalarını duyar ve cehennemdeki ehl-i kıb­lenin çıkarılmalarını emr eder; çıkarılırlar. Cehennemde kalan kâfirler bu du­rumu görünce “Keşke biz de müslüman olmuş olsaydık ta bunlar gibi bura­dan çıksaydık” derler.” Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şunu okudu: “Kovulmuş şeytandan Allah´a sığınırım. Bunlar Kitabın ve apaçık olan Kur´ân´ın âyetleridir. İnkâr edenler, daha önceden müslüman olmuş bulun­malarını nice kereler dileyecekleri günler göreceklerdir.” [142]

Taberanî… Salih b. Ebi Tarifin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebû Sa-îd el-Hudrî´ye şöyle bir soru yönelttim: “Sen Rasûlullah (s.a.v.)´in, “İnkâr edenler, daha Önceden müslüman olmuş bulunmalarını nice kereler dileye­cekleri günler göreceklerdir.” âyet-i kerimesi hakkında bir şey söylediğini duydun mu ” cevaben şöyle dedi: Evet, onun şöyle dediğini duydum:

“Cenab-ı Allah, kendilerinden intikamını almadan (onlara azâb etme­den) bazı kimseleri cehennemden çıkaracaktır. Onları müşriklerle birlikte ce­henneme koyduğunda müşrikler onlara: “Siz, kendinizin Allah´ın dostları ol­duğunuzu iddia ediyorsunuz. Şu halde bizime beraber ateşte ne işiniz var !” derler. Cenab-ı Allah onların böyle dediklerini duyunca o günahkâr (müslüman)lara şefaat edilmesine izin verir. Bunun üzerine Melekler, peygamber-ıer ve müminler onlar için şefaatte bulunurlar. Nihayet Allah´ın izniyle ce­hennemden çıkarlar. Müşrikler bu durumu görünce “Keski biz de bunlar gi­bi olsaydık. Şefaate nail olur ve bunlarla birlikte cehennemden çıkardık.” derler. “İnkâr edenler, daha önceden müslüman olmuş bulunmalarını nice ke­reler dileyecekleri günler göreceklerdir.” âyetinin manâsı işte budur. Bunlar cennete girer ve orada (yanık lekesi olarak duran) yüzlerindeki siyahlık ne-deniye cehennemlikler adını alırlar. “Ya Rab! Bu adı üzerimizden kaldır” derler. Cenab-ı Allah onlara emir verir; Cennet ırmağında yıkanırlar ve üzer­lerindeki bu (leke, dolayısıyla o) ad yok olup gider.”

Taberanî… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Lâilâhe illallah diyenlerden bir kısım kimseler günahları sebebiyle ce­henneme girerler. Lâfa ve Uzzâ´ya tapanlar, onlara: “Lailahe illallah deme­nizin size yararı olmadı. ÎSakın, bizimle birlikte cehennemdesiniz!..” derler. Cenab-ı Allah onların bu sözüne kızar ve günahkâr müsümanları cehennem­den çıkarır, hayat nehrine atar. (O nehirde yıkanınca) tutulmanın ardısıra açı­ğa çıktığında ayın kara lekelerden arınışı gibi onlar da yanık izi ve lekelerin­den arınıp iyileşirler. Sonra da Cennete girerler. Cennete onlara cehennem­likler denir.”

Adamın biri bu hadisi nakleden Enes´e dedi ki: “Ey Enes! Sen, Rasûlull-lah (s.a.v.)´in, “Her kim bana yalan isnad ederse ateşteki yerini hazırlasın” dediğini işitmişsindir. Şimdi nakletmiş olduğun sözleri sen RasÛullah (s.a.v.)´in kendisinden duydun mu ” Enes: “Ben bunu Rasûlullah (s.a.v.)´in kendisinden duydum.” [143] diye cevap verdi.” [144]

Garip Bir Eser Ve Tuhaf Bir İfade:

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Şa´bî´den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir:

«Kıyamet gününde cehennem, her birini yetmiş bin meleğin tuttuğu yet­miş bin yulara bağlı olarak huzur-u ilâhîye getirilir. Cehennem üzerlerine meyleder. Nihayet götürülüp Arş´ın sağ yanında durdurulur. O gün Cenab-ı Allah cehennemi zelil kılar [145] ve ona: “Bu ne zillettir ” diye vahyeder. O da: “Ya Rab! Korkarım ki bu surette benden intikam alacaksın” der. Cenab-ı Al­lah ona: “Ben seni intikam aracı olarak yarattım. Senden alınacak intikamım yoktur” der. Sonra Cenab-ı Allah ona vahyeder. O da öyle bir kükrer ki göz­lerde olan yaşların tümü akar. Sonra yine kükrer. Bu defa rahmet peygambe­ri olan peygamberinizden başka bütün gözde melekler ve mürsel peygamber­ler düşüp bayılırlar. Ancak peygamberiniz: “Ya Rab! Ümmetim, ümmetim.” der.» [146]

En Garip Haber Ve Eserlerden Biri Daha:

Hafız Ebû Nuaym el-İsbahanî… Zadân´dan rivayet etti ki; Kâ´b´ül-Ah-bâr şöyle demiştir:

“Kıyamet günü olduğunda Cenab-ı Allah, evvelki ve sonraki ümmetleri aynı alanda toplar. Melekler inip sıra halinde dizilirler. “Ey Cibril! Cehenne­mi bana getir” denir. Cibril, yetmiş bin yulara bağlanmış olarak güdülen ce­hennemi getirir. Sonra yaratıkların üzerinden yüz yıl kadar bir zaman geçer. Cehennem bir daha kükrer; halkın (korkudan adeta) yüreği uçar. İkinci kez kükrer; gözde meleklerin ve mürsel peygamberlerin hepsi diz üstü çökerler. Üçüncü kez üfieyince yürekler ağızara gelir; akıllar baştan gider. O zaman herkes kendi ameli nedeniyle paniğe kapılır. Öyle ki İbrahim Halil (a.s.) bi­le; “Seninle olan dostluğum hatırına senden ancak nefsimin bağışlanmasını diliyorum ya Rab!” der. İsâ (a.s.)´da; “Beni üstün ve şerefli kılman hürmeti­ne senden beni doğuran Meryem´in değil, sadece nefsimin bağışlanmasını diliyorum.” der. Muhammed (s.a.v-)´e gelince O, “Bu gün senden kendi nef­simin değil, ümmetimin bağışlanmasını diliyorum Ya Rab!” der. Yüce Allah ona şöyle cevap verir: “Ümmetinden olan dostlarıma korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de. Onur ve üstünlüğüme yemin ederim ki; ümmetin ko­nusunda senin gözünü aydınlatacağım.”

Bundan sonra meleker, Aziz ve Celil olan Allah´ın huzurunda durur, kendilerine verilecek olan emirleri beklerler. Yüce ve Mukaddes Rab onlara der ki: “Ey zebaniler topluluğu! Muhammed (s.a.v.)´in ümmetinden olup bü­yük günah işlemekte ısrar edenleri alın, ateşe götürün! Dünyadayken emrimi Önemsememeleri, hakkımı hafife almaları ve saygınlığım hiçe saymaları ne­deniyle onlara karşı gazabım şiddetlenmiştir. Kötülüklerini insanlardan giz­liyorlar, ama bana açıklıyorlar. Oysa ben kendilerim diğer ümmetlerden üs­tün ve kıymetli kılmıştım. Benim lutfumu ve nimetimin büyüklüğünü takdir etmediler.”

O esnada Zebaniler erkeklerin sakalından, kadınlarında saç örgülerinden tutarak onları cehenneme götürürler. Bu ümmetten başka cehenneme götürü­len her kulun yüzü mutlaka kara olacaktır. Götürülürlerken ayaklarına buka­ğı, boynuna da pranga vurulacaktır. Ama bu ümmetten cehenneme götürü­lenler kendi aslî renkleriyle götürüleceklerdir. Bunlar cehennem bekçisinin yanına götürüldüklerinde bekçi onlara der ki:

— Ey bahtsızlar topluluğu! Siz hangi ümmettensiniz Şimdiye kadar ya­nıma sizden daha güzel yüzlü kimse gelmedi!

— Ey bekçi! Biz Kur´ân ümmetiyiz.

— Ey bahtsızlar topluuğu! Kur´ân, Muhammed (s.a.v.)´e inmedi mi

Bundan sonra o bahtsızlar yüksek sesle feryâd edip ağlayarak “ey Mu­hammed! Ya Muhammed! Ümmetinden ateşe götürülmeleri emredilenler için şefaat et” derler. Cehennem nöbetçisine (Mâlik´e) şöyle seslenilir: “Ey Mâlik! O bahtsızları kınamanı, onları muhakeme etmeni, onları azâb içine sokmakta gecikmeni kim sana emretti Ey Mâlik, onların yüzleri kararmayaçaktır. Çünkü onlar dâr-ı dünyadayken âlemlerin Rabbi Allah´a secde eder­lerdi. Ey Mâlik! Onların vücutlarını prangalarla ağırlaştırma. Çünkü onlar cünüb olunca guslederlerdi. Ey Mâlik! Onların ayaklarını bukağı vurma. Çünkü onlar, saygın olan beytimi tavaf ederlerdi. Ey Mâlik! Onlara katran­dan giysiler giydirme. Çünkü onlar ihrama girmek için elbiselerini çıkarıp soyunmuşlardı. Ey Mâlik! Ateşe de ki: Onları amellerine göre yakalasın. Ateş onları ve hakettikleri cezanın miktarını, annenin kendi evladını tanıma­sından daha iyi tanıyıp bilirler. Ateş onardan kimini topuklarına, kimini diz­lerine, kimini göbeğine, kimini göğsüne kadar yakalar. Cenab-ı Allah onla­rın günahları, taşkınlıkları ve masiyet işlemekteki ısrarları nispetinde onları cezalandırdıktan sonra onlarla müşriklerin arasında bir kapı açar. Onlar, ce­hennemin üst tabakasında bulunup orada ne bir soğukluk ne de içecek tadar­lar. Ağlayıp şöyle derler: “Ey Muhammed! Bahtsız ümmetine merhamet ve şefaat et. Çünkü ateş, onların kanlarını, etlerini ve kemiklerini yedi.” Bu de­fa bahtsızlar Rablerine seslenirler: “Ey Rabbimiz, ey efendimiz! Her ne ka­dar kötülük yapmış, günah işlemiş ve haddi aşmışsa da dâr-ı dünyada sana ortak koşmamış olanlara merhamet et.” O esnada müşrikler, onlara: “Allah´a ve Muhammed´e inanmanız size yarar sağlamadı.” derler. Müşriklerin bu sö­züne Cenab-ı Allah gazaplanıp “Ey Cibril! Hadi bakalım; Muhammed (s.a.v.)´in ümmetinden cehennemde olanları çıkar” diye emreder. Cibril´de onları yanmış vaziyette cemaatler halinde cehennemden çıkarır ve cennetin kapısındaki bir nehire atar. O nehire hayat nehri denir. O nehirde kalırlar. Derken eskisinden daha parlak bir hale gelirler. Sonra yüce Allah, melekle­re; Muhammed (s.a.v.)´in ümmetinden olan o bahtsızları Rahmanın azatlıla­rı olarak cennete koymalarını emreder. Bunlar (vücutlarındaki yanık izleri nedeniyle) cennetlikler arasında tanınırlar. O izleri vücutlarından silmesi için Allah´a yalvarıp yakarırlar. Allah da o izleri siler. Artık cennetliklerden ayır-dedilemez hale gelirler.”[147]

Bu eserleri teyid edici bazı hadisler vardır. Doğrusunu Allah bilir. Yüce Allah dilerse, şefaatle ilgili hadisler nakledildikten sonra, cehennemden çıka­rılıp cennete konuacak kimselerle ilgili başka rivayetler de aktarılacaktır. [148]

Kıyamet Gününde Rasûlullah (S.A.V)´in Şefaati İleİlgili Hadisler Ve Bunların Nevileri, SayısıBüyük Şefaat (Şefaati Uzmâ)

Bunların birinci nev´i, Rasûlullah (s.a.v.)´in ilk şefaati yani şefaat-ı uz-mâdır. Bu, onun kardeşleri olan diğer müminlerin ve Rasûllerin arasında sa­dece kendisine özgü olan şefaattir. Allah´ın salât-ü selâmı hepsinin üzerine olsun. Bütün insanlar, hatta İbrahim Halilullah, Musa Kelimullah bile Rasû­lullah (s.a.v.)´in bu şefaatine rağbet edip yönelirler. İnsanlar önce şefaat ta­lebiyle Âdem (a.s.)´a, sonra sırasıyla diğer peygamberlerle müracatta bulu­nurlar. Hepsi, şefaatte bulunamayacaklarını söyler ve onlardan yüz çevirirler. Nihayet iş gelip dünya ve ahirette, her zaman insanların efendisi ve Allah Ra-sûlü Muhammed (s.a.v.)´e dayanır. O: “Ben buna varım. Ben buna varım” der. Gidip Aziz ve Celil olan Allah katında şefaatte bulunur. Gelip kullan arasında hüküm vermesini, onları mahşerde beklemekten kurtarmasını, mü-minlere cennet mükâfatını, kâfirlere de cehennem cezasını vererek mümin­lerle kâfirleri birbirlerinden ayırmasını diler. Nitekim biz bu şefaat-ı uzmâyı (İbn Kesir tefsirinde) şu âyet-i kerimeyi açıklarken anlatmıştık:

“Ey Muhammed! Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Belki de Rabbin seni övülecek bir makama yükseltir.” (isrâ, 17/79)

Bu şefaat makamını yeterince anlatan hadisleri önceki kısımlarda nak-letmişizdir. Hamd ve minnet Allah´adır. [149]

Diğer Nebi Ve Mürselier Arasında Sadece Peygamberimiz (S.A.V.)´E Verilen Bazı Hususiyetler:

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Câbir b. Abdullah´tan rivayet olun­du ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benden önce hiç bir peygambere verilmeyen beş şey bana verildi: Bir aylık mesafeye kadar korkumun uzamasıyla bana yardım edildi. Yeryüzü be­nim için mescit ve temizleyici kılındı. Benden önce hiç kimseye helâl kılın­mamışken ganimetler bana helâl kılındı. Bana şefaat hakkı verildi. Daha ön­celeri bir peygamber sadece kendi kavmine gönderildi. Bense bütün insanlı­ğa gönderildim.” [150]

“Bana şefaat (hakkı) verildi” sözüyle, şefaat-ı uzmâ makamı kastedil­miştir ki bu, Rasûlullah (s.a.v.)´in Aziz ve Celil olan Allah katında yapacağı ilk şefaattir. Mahşerde bekleşen kullar arasında gelip hüküm vermesini, bu şefaati yaparken Allah´tan dileyecektir. Bütün insanlar, hatta İbrahim Halilullah, Musa Kelimullah, diğer nebi ve rasûllerle müminler de bu şefaate rağ­bet edecek ve imreneceklerdir. Öncekiler ve sonrakiler bu makamın üstünlü­ğünü kabulleneceklerdir. Bu sadece Peygamber (s.a.v.) efendimize özgü bir şefaattir.

Günahkârlar için yapılacak olan şefaate gelince, bunu peygamberimiz yapacağı gibi diğer peygamberler ve melekler de yapacaklardır. Bununla il­gili açıklamayı inşaallah nakledeceğimiz sahih hadislerde vereceğiz.

Evzaî… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Kendisi için yerin yarılarak (mezardan ilk çıkacak) kişi ben olacağım. İlk şefaat eden ve şefaati ilk kabul edilen kişi de ben olacağım.”

Beyhakî… Abdullah b. Selâm´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Ben A demoğull arının efendisiyim. Bunu söylemekle övünmüyorum. Kendisi için yerin yarılarak (mezardan ilk çıkacak) kişi ben olacağım. İlk şe­faat eden ve şefaati ilk kabul edilen ben olacağım. Elimde livâül hamd (hamd sancağı) bulunacaktır. Adem´e ve onun alt seviyesinde bulunanlara da şefa­at edeceğim.” [151]

Sahih-i Müslim´de… Übey b. Kâ´b´dan rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Rabbim Kur´ân´ı bir harf (kıraat) üzere okumam için bana va­hiy gönderdi. Ben O´na müracaatta bulunarak “Ya Rab! Bu hususta ümme­time kolaylık ver” dedim. Bu ikincide müracaatımı reddederek Kur´ân´ı bir harf üzere okumamı emretti. “Ya Rab! Bu hususta ümmetime kolaylık ihsan et.” dedim. Bu üçüncüde, Kur´ân´ı yedi harf (kıraat) üzere okumamı vahyet-ti. Ve “Her reddettiğim müracaatına karşılık, bir dilekte bulun ki o dileğini kabul edeyim” dedi. Ben: “Allahım! Ümmetimi bağışla” dedim. İkinci dile­ğimi ise, bütün halkın hatta İbrahim (a.s.)´m bile bana (ve şefaatime) rağbet edip yöneleceği güne [152] erteledim.” [153]

Şefaatin İkinci Ve Üçüncü Nevileri: Hz. Peygamberin, İyiliklerimle Kötülükleri Birbirine Eşit Olan Kimselere, Cennete Girmeleri İçin; Cehenneme Girmeleri Emredilmiş Olan Kimselere De, Cehenneme Girmemeleri İçin Şefaat Etmesi:

Kitabü´l-Ehvâl adlı eserinde Hafız Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Abdullah b. Abbas´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde peygamberler için altından minberler kurulur. Bu minberlerin üzerine otururlar. Benim minberim kurulu kalır. Üzerine otur­mam. Ben cennete götürülürm de benden sonra ümmetim arkada kalır kor­kusuyla minbere oturmam; Aziz ve Celil olan Allah´ın huzurunda ayakta bekler ve “Ya Rab! Ümmetim” /lerim. Yüce Allah: “Ya Muhammed! Üm­metine ne yapmamı istiyorsun ” der. “Ya Rab! Hesaplarını çabuk gör.” de­rim. Onları çağırır; hesaba çekilirler. Kimi yüce Allah´ın rahmetiyle, kimi de benim şefaatimle cennete girer. Şefaate devam ederim. Nihayet cehenneme gönderilen bazı adamların kurtuluş vesikası bana verilir. Öyleki cehennem bekçisi Mâlik bana şöyle der: “Ya Muhammedi Rabbinin gazabının senin ümmetinden intikam almasına imkân bırakmadın.” [154]

Yine Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Pey­gamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar çıplak olarak hasredilirler. Gözlerini semaya dikmiş olarak toplanır ve haklarında hüküm verilmesini göğe bakarak kırk sene müddetle beklerler. Aziz ve CeJiI olan Allah, Arş´tan kürsüye iner. İlk çağırılan İbra­him Halil (a.s.) olur. Ona ince ve beyaz dokumalı iki cennet elbisesi giydiri­lir. Sonra Aziz ve Celil olan Allah: “Ümmî peygamber Muhammed´i çağı­rın” der. Ben kalkar (ve huzura gider)im. Bana bir cennet elbisesi giydirilir. Havuzdan benim için su fışkırtılır. Havuzun genişliği, Eyle´den Kabe´ye ka­dardır. İnsanların susuzluktan boğazlan parçalanmış olduğu halde ben o ha­vuzun suyundan içer ve o suyla yıkanırım. Sonra kalkıp Arş´in sağ tarafına gider dururum. O makamda benden başkası duramaz. Sonra: “Dilekte bulun ki, dileğin verilsin; şefaat et ki, şefaatin kabul edilsin.” denilir.”

Adamın biri “Ebeveynin için bir şey umuyor musun ey Allah´ın Rasû-lü ” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) şöye cevap verdi: “İstediğim şey bana verilse de verilmese de onlar için mutlaka şefaat edeceğim. Onlar için bir şey ummuyorum.”

Minhal, Abdullah b. Haris´ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden bir topluluğun cehenneme götürülmeleri emredilir. “Ya Muhammed! Senden şefaat diliyoruz.” derler. Meleklere, onları durdurmala­rını emrederim. Hemen gider, Aziz ve Celil olan Rabbimden izin isterim. Ba­na izin verilir, secdeye kapanırım ve: “Ya Rab! Ümmetimden bir topluluğun cehenneme gönderilmesini emretmişsin!” derim. Yüce Rab: “Git bakalım; çıkarılmalarını Allah´ın dilediği kimseleri cehennemden çıkar” der. Bu defa cehennemde kalan diğerleri; “Ya Muhammed! Senden şefaat diliyoruz. Rab-bine tekrar git ve (bizim de buradan çıkarılmamız için) izin iste.” diye sesle­nirler. Tekrar Rabbime gidip izin isterim. Bana izin verilir; secdeye kapanı­rım. Yüce Rab, bana: “Başını secdeden kaldır. Dile ki, dileğin yerine getiril­sin. Şefaat et ki, şefaatin kabul edilsin.” der. Ben secdeden kalkar ve Allah´ı daha önce hiç kimsenin övmediği bir şekilde överim. Sonra, “Ümmetimden bir topluluğun cehenneme gönderilmesi emredilmiştir” derim. Yüce Allah: “Git bakalım; onlardan ´lâilahe illallah´ diyenleri cehennemden çıkar.” der. Ben: “Kalbinde bir habbe ağırlığınca imân bulunanlarıda cehennemden çıka­rayım mı ” diye sorarım. Yüce Allah: “Ya Muhammed! Bu sana değil, bana mahsustur” der. Ben hemen gidip, “çıkarılmalarını Allah´ın dilediği kimse­leri cehennemden çıkarırım.” Geride bazı kimseler kalır ve onlar cehenneme girerler. Cehennemlikler onları ayıplayarak, “Siz Allah´a ibadet etmiş ve

O´na ortak koşmamış olduğunuz halde Allah sizi cehenneme koydu!” derler. Cehenneme girmiş olan günahkâr müminler bu ayıplanma nedeniyle hüzün-lenirler. Bunun üzerine Cenab-ı Allah, meleklerden birini bir avuç suyla ora­ya gönderir. Melek o suyu ateşe serper. La ilahe illallah ehli günahkârların tümünün yüzüne o sudan birer damla isabet eder. O su damlacağıyla belli olup tanınırlar. Diğer cehennemlikler onlara imrenirler. Sonra Cehennemden çıkıp cennete girerler. Onlara: “İlerleyin bakalım” denilir. İnsanları konuke-derler. İnsanların hepsi onlardan sadece birine konuk olsa, yine de hepsini alabilecek yeri olur ve ikram da bulunabilir! Onlara “Tecrid edilmişler” adı verilir.” [155]

Bu ifadeler şefaatin birden fazla olacağını ve ateşe girmeleri emredilmiş olanlara üç kez ateşe girmesinler diye -şefaat edileceğini gerektirmektedir. Yüce Allah´ın, Hz. Peygambere “Çıkar” yani cehennemden kurtar diye bir kaç kez emir vermesi ve bundan sonra bile bazı kimselerin cehenneme girip orada kalmaları, şefaatin bir kaç kez yapılacağını ispatlamaktadır. Doğrusu­nu yüce Allah daha iyi bilir. [156]

Hz. Peygamberin Şefaatinin Dördüncü Nev´i:

Bu, cennete girenlerin orada amellerinin sevabının gerektirdiğinden da­ha üst erecelere çıkarılmalarını sağlayacak olan şefaattir. Mutezile mezhebi, diğerlerine değil de sadece bu nevi şefaatin olacağına muvafakat etmiştir. Bu mezhep, bu konuda mütevatir hadisler varid olmasına rağmen şefaatin diğer nevi ve makamlarına inanmamakta ve muhalefet etmektedir. Bu husus inşa-allah yakında açıklanacaktır. Güvencimiz ve dayanağımız Allah´tır.

Bu nevi şefaatin mevcudiyetinin delili, Buharı ve Müslim´in sahihlerin­de, Ebû Mûsâ el-Eş´arî tarafından rivayet edilmiştir:

Ebû Musa´nın amcası Ebû Âmir, Evtas muharebesinde yaralanıp ta Ebû Musa bu durumu kendisine haber verdiğinde, Rasûlullah (s.a.v.), ellerini kal­dırıp şöyle duâ etmişti: “Allahım! Ubeyd Ebû Amir´i bağışla ve kıyamet gü­nünde onu halkının çoğuna üstün kıl.” [157]

Ümmü Seleme´nin hadisi de böyledir: Ebû Seleme vefat ettikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) onun için şöyle duâ etti:

“Allahım! Ebû Seleme´yi bağışla. Hidayete ermişler arasında onun de­recesini yükselt. Hayatta kalanlar arasında onun için (hayırlı) bir halef yarat. Bizi ve onu bağışla ey âlemlerin Rabbi. Mezarını genişlet ve nûrlandır.” [158]

Şefaate Mazhar Olanların Bir Kısmı Hesaba Çekilmeksizin Cennete Girecek; Bir Kısmının Da Azabı Hafifletilecektir:

Kadı İyaz ve başkaları, beşinci nevi bir şefaatten bahsetmişlerdir. Bu, bazı kimselerin hesaba çekilmeksizin cennete girmelerini sağlayacak olan bir şefaattir. Ancak bildiğim kadarıyla ben bu nevi şefaatin varlığını teyid edici bir delile rastlamadım. Gördüğüm kadarıyla Kadı İyaz da bunun dayanağın­dan bahsetmemiştir. Sonra ben Ukkâşe b. Mihsan´m hadisini hatırladım: Bir zaman Rasûlullah (s.a.v.), Ukkâşe b. Mihsan´ı, hesaba çekilmeksizin cennete girecek olan yetmiş bin kişinin arasına katmasını yüce Allah´tan dilemişti.

Önceki kısımlarda da geçtiği gibi bu hadis, Buharı ve Müslim´in sahih­lerinde tahric (nakl) edilmiştir. Bu hadis, şefaatin bu makamına münasiptir.

Tezkire adlı eserinde Ebû Abdullah el-Kurtubî, altıncı nevi olarak şefa­atin bir nevinden daha bahsetmiştir. Bu, Hz. Peygamberin, amcası Ebû Ta-lib´in azabının hafifletilmesi için yapacağı şefaattir. Bu nevi şefaatin varlığı­na delil olarak Sahih-i Müslim´de yer alan ve Ebû Saîd tarafından rivayet edilen şu hadis gösterilmektedir. Yanında Ebû Talib´den bahsedildiğinde Ra­sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Belki kıyamet gününde şefaatim ona fayda verir de o, ateşin sığ bir ye­rine konulur ve orada ateş onun topuk kemiklerine kadar ulaşır. (Buna rağ­men ateşin tesiriyle) beyni kaynar.” [159]

Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) sözünü şöyle sürdürdü: “Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.” [160] Eğer, yüce Allah böyle buyurmuş denilecek olursa, böyle diyen şöyle cevap verilir: Şefaat, ce­hennemden çıkıp cennete giren tevhid ehli günahkârlara fayda verdiği gibi Ebû Talib´e, cehennemden çıkacak kadar fayda vermez (sadece azabı hafifler).” [161]

Şefaatin Yedinci Nev´i: Cennete Girmelerine İzin Verilmesi İçin Hz. Peygamberin Tüm Müminlere Şefaat Etmesi:

Sahih-i Müslim´de… Enes b. Mâlik´ten rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet(e giriş hususun)da ilk şefaat edecek olan benim.” [162]

Sûr hadisinde, insanların sırat köprüsünü geçmeleri anlatıldıktan sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Cennetlikler cennetin kapısına vardıklarında, “Rabbimizin katında, cennete girmemiz için kim bize şefaat edecek ” derler. Sonra da; “Bu husus­ta babanız Adem´den daha liyakatli kim vardır ! Çünkü Allah onu kendi eliyle yarattı, ona kendi ruhundan üfledi ve önce onunla konuştu.” diyerek Adem (a.s.)´in yanma gider; ondan şefaat talebinde bulunurlar. O da bir gü­nah işlemiş olduğunu hatırlatarak “Ben şefaat edecek durumda değilim ama Nûh (a.s.)´m yanına gidin. Çünkü O, Allah´ın ilk elçisidir.” der. Nûh (a.s.)´ın yanına gidip şefaat talebinde bulunurlar, ama o da bir günah işlemiş olduğu­nu hatırlatara “Ben şefaat edecek durumda değilim, ama Mûsâ (a.s.)ıın yanı­na gidin.” der. Mûsâ (a.s.)´ın yanına gider, ondan şefaat talebinde bulunur­lar, ama o da bir günah işlemiş olduğunu hatırlatarak “Ben şefaat edecek du­rumda değilim, ama Muhammed (s.a.v.)´in yanına gidin” der.

Yanıma gelirler. Aziz ve Celil olan Rabbimin nezdinde O´nun bana söz vermiş olduğu üç şefaat hakkı vardır. Koşup cennetin kapısına gider, kapının halkasını tutar, açmalarını söylerim. Kapıyı bana açar ve bana selâm verip merhaba derler. Cennete girip Aziz ve Celil olan Rabbime baktığımda, huzu­rundan hiç birine vermediği kadar bana, kendisine hamdedip temcitte bulun­mama izin verir. Sonra bana: “Ya Muhammed! Başını secdeden kaldır. Şefa­at et ki, şefaatin kabul edilsin. Dile ki, dilediğin verilsin.” der. Başımı kaldır­dığımda durumumu daha iyi bildiği halde bana sorar:

— Durumun nedir Ne istiyorsun

— Ya Rab! Şefaat hakkı vermiştin bana. Şimdi cennete girebilmeleri için, cennetliklere şefaat etmeme izin ver.

— Seni onlara şefaatçi kıldım. Onların cennete girmelerine izin ver­dim.”

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle derdi: “Beni hak dinle gönderen zât´a yemin ederim ki; sizler, cennetliklerin cennette eşlerini ve meskenlerini tanıdıkları kadar dünyada eşlerinizi ve meskenlerinizi tanıyor değilsiniz.”

“Cennetliklerden rjer bir erkek, Aziz ve Celil olan Allah´ın yaratmış ol­duğu yetmiş iki zevcenin ve Adem´in neslinden olan iki kızın yanına (gerde­ğe) girecektir. Bu iki kız dünyada Allah´a ibadet ettiklerinden dolayı, (huri­lerden) Allah´ın dilediklerine üstün kılınacaklardır.” [163]

Şefaatin Sekizinci Nev´i: Muhammed Ümmetinin Büyük Günah İşlemişlerinin Cehennemde Olanlarına Hz. Peygamberin Şefaat Ederek Cehennemden Çıkarması:

Bu neviden şefaatin mevcudiyetine ilişkin mütevatir hadisler rivayet edilmiştir. [164]

Şefaat Bilgisi Kendilerine Gizli Kaldığı İçin Hariciler Ve Mutezile Şefaati İnkâr Etmişlerdir:

Bazıları da işi inada bindirdiklerinden dolayı ´şefaat vardır´ demeyi red­detmişlerdir. Haricîler ve Mutezile bu konuda bilgi sahibi olmadıklarından ilgili hadislerin sıhhatini bilmediklerinden ve bunu bilenlere karşı inatçılık­larından dolayı muhalefet etmişler ve bidatlerini devam ettirmişlerdir. Bu şe­faate melekler, peygamberler ve müminler iştirak ederler. Peygamber (s.a.v.) bu şefaati tekrarla yapacaktır. [165]

Mü´minler Kendi Ailelerine Şefaat Edeceklerdir:

İbn Ebi´d-Dünya… Übey b. Kâ´b´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde ben peygamberlerin hatibi, imamı ve şefaat sahibi olacağım.” [166]

İbn Ebi´d-Dünya… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Kıyamet gününde) ben onların (mezardan) ilk çıkanı, geldiklerinde rehberleri, sustuklarında sözcüleri, alıkonulduklarında şefaatçileri, ümitsizli­ğe düştüklerinde müjdecileri olacağını. O gün anahtarlar elimde olacaktır. Livâül hamd (hanıd sancağı) elimde olacaktır. Aziz ve Celil olan Allah ka­tında insanların en kıymetisi benim. Etrafımda bin hizmetçi dolaşacaktır. On­lar Örtülü yumurta ve saçılmış inci gibidirler.” [167]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Şefaatim, ümmetimin büyük günah işlemiş ol ani armadır.” [168]

Müsned adlı eserinde Hafız Ebubekir el-Bezzâr, Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Şefaatim, ümmetimin büyük günah işlemiş ol ani armadır.” [169]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Her peygamber bir dilekte bulundu” Ya da şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin yaptığı bir duâ vardır ve bu duası kabul edilmiştir. Cenab-ı Al­lah benim duamı da, kıyamet gününde ümmetime şefaat etmekliğim şeklin­de kabul buyurmuştur.” [170]

İbn Ebi´d-Dünya… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Kıyamet günü olduğunda bana şefaat hakkı verilir. Kalbinde zerre ağır­lığınca imân bulunan kimselere şefaat ederim. Öyle ki kalbinde şu kadar iman bulunan bir kimse dahi (cehennemde) kalmaz.” Rasûlullah (s.a.v.) böy­le buyururken baş parmağıyla işaret parmağını oynatmıştı. [171]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Her peygamberin yaptığı ve kabul edilen bir duası vardır. Ben duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak gizledim.” [172]

Müslim… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde müminler toplanır ve şefaati derinden derine düşün­meye başlarlar. Sonra da “Bizi şu bulunduğumuz yerden kurtarıp rahata er­dirmesi için birini Rabbimiz şefaatçi gönderse” diyerek ve Hz. Âdem´in ya­nına gidip ona şöyle derler; “Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliy­le yarattı. Ruhundan sana üfledi. Meleklere emredip onları sana secde ettir­di. Bizi şu bulunduğumuz yerden kurtarıp rahata erdirmesi için Rabbin katın­da bize şefaatçi ol.” Hz. Âdem: “Ben bunu size sağlayamam” der; işlemiş ol­duğu bir günahı hatırlatır; bu nedenle Rabbinden utanır.”

Ebû Avane´den nakledilen bir hadiste Peygamber (s.a.v.) şefaatin aşa­malarını anlatırken şöyle buyurmuştur: “Sonra dördüncü kez Allah´ın huzu­runa gidip şöyle derim: Ya Rab! Kur´ân´ın hapsettiklerinden başkası kalma­dı.” [173]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde müminler (toplanma yerinde) bekletilirler. Bu işten kurtulmanın çaresini derinden derine düşünmeye başlarlar. “Bizi şu bulundu­ğumuz yerden kurtarıp rahata erdirmesi için Rabbimize birini şefaatçi olarak göndersek” derler. Âdem´ (a.s.)´e gidip şöyle derler: “Sen babamızsm. Yüce Allah seni kendi eliyle yarattı. Meleklerini sana secde ettirdi. Her şeyin ismi­ni sana öğretti. Rabbin katında bize şefaatçi ol.” Âdem (a.s.): “Ben bunu si­ze sağlayamam” der. Yasaklanmış olduğu halde ağacın meyvesinden yediği­ni, böylece günah işlediğini söyleyerek Nuh (a.s.)´a gitmelerini salık verir. Onun allah tarafından yeryüzü halkına gönderilen (ulül-azm) peygamberle­rin ilki olduğunu söyler. Bunun üzerine insanlar Hz. Nuh´a giderler. O da on­lara: “Ben bunu size sağlayamam” der. Bilmediği bir konuda Rabbinden (kâ­fir oğlunu affedip kurtarması gibi) bir istekte bulunma günahını işlediğini ha­tırlatır ve Hz. İbrahim´e gitmelerini salık verir. Onlar da Hz. İbrahim´e gider­ler. Ancak Hz. İbrahim onlara: “Ben bunu size sağlayamam” der. Ve üç kez yalan söyleyerek günah işlemiş olduğunu beyan eder. [174] Ve Allah´la konuş­ma şerefine dünyadayken ermiş ve kendisine Tevrat gönderilmiş olan Musa peygambere gitmelerini salık verir. Yanına gittiklerinde Hz. Musa onlara: “Ben bunu size sağlayamam” der. Adam öldürerek günah işlemiş olduğunu beyan eder ve: “İsa´ya gidin. O, Allah´ın kelimesi ve ruhu olan bir kuldur.” der. Hz. İsa´ya giderler. Hz. İsâ onlara: “Ben bunu size sağlayamam. Ama siz Muhammed´e gidin. O, önceki ve sonraki günahları Allah tarafından bağış­lanmış bir kuldur.” der. Bana gelirler. Ben de konağına [175] gitmek için Rab-bim´den izin isterim. Bu izin verilir. Gidip kendisini gördüğümde secdeye kapanırım. Rabblm beni dilediği kadar o halde bırakır. Sonra da: “Ya Mu­hammed! Başını secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecektir. Şefaat et, şe­faatin kabul edilecektir. Dile, dileğin gerçekleşecektir.” der. Başımı secdeden kaldırırım. Rabbimi, O´nun bana öğrettiği şekilde hamd edip överim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır konulur. (Günahkârları) cennete koya­rım.” Hemmam dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)´ın şöyle buyurduğunu da işittim: “Onları cehennemden çıkarıp cennete koyarım. Yanına ikinci kez gitmek için Rabbimden izin isterim. Bana bu izin verilir. Onu görünce secdeye ka­panırım. Rabbim beni dilediği kadar o halde bırakır. Sonra da: “Ya Muham-med başını kaldır. Konuş, dinleneceksin. Şefaat et; şefaatin kabul edilecek­tir. Dile; dileğin gerçekleşecektir.” der. Başımı secdeden kaldırırım. Rabbi­mi, O´nun bana öğrettiği şekilde hamdedip överim. Sonra şefaat ederim. Be­nim için bir sınır konulur. Günahkârları cehennemden çıkarıp cennete koya­rım. Yanına üçüncü kez gitmek için Rabbimden izin isterim. Bana bu izin ve­rilir. Yanma gidip O´nu görünce secdeye kapanırım. Rabbim beni dilediği kadar o halde bırakır. Sonra da, “Ya Muhammedi Başını secdeden kaldır. Konuş, dinleneceksin. Şefaat et; şefaatin kabul edilecektir. Dile; dileğin ger­çekleşecektir.” der. Başımı secdeden kaldırırım. Rabbimi, O´nun bana öğret­tiği şekilde hamd edip överim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır ko­nulur. Günahkârları cehennemden çıkarıp cennete koyarım. Cehennemde sa­dece Kur´ân´ın hapsettikleri kalır.” Yani orada ebediyyen kalmaları vacib olanlar kalırlar. Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu:

“Belki de Rabbin seni övülecek bir makam yükseltir.” (îsrâ, 17/79)

Bu âyette sözü edilen makam, yüce Allanın Peygamberi (s.a.v.)´e ver­meyi vaadettiği Makam-ı Mahmud´dur. [176]

Sahih-i Buharî´nin Kitâb´üt-Tevhid bölümünde… Hammad b. Zeyd´den rivayet olundu ki; Mabed b. Hilal el-Beğavî şöyle demiştir:

Basra´da bir gurup oluşturup Sabit el-Benanî´yi de yanımıza alarak, sa­bit kendisine bizim için şefaat hadisini sorsun diye Enes b. Mâlik´in yanına gittik. Evine vardığımızda Enes ´in kuşluk namazı kılmakta olduğunu gördük. Bekledik, namazını tamamladı. Yanına girmek için izin istedik. Bize izin verdi. Yatağının üzerinde oturmaktaydı. Sabit´e: “Şefaat hadisinden daha ön­celikli bir şeyi ona sorma” dedik. Sabit ona dedi ki: “Ey Hamza´nın babası! Bunlar, Basra´dan gelen kardeşlerin… Şefaat hakkında senden (hadis) sorma­ya gelmişler.” Bunun üzerine Enes, söze şöyle başladı: Muhammed (s.a.v.) bize dedi ki: “Kıyamet günü olduğunda insanlar dalgalar halinde birbirlerine karışırlar. Adem (a.s.)´e gelip, “Rabbin katında bize şefaat et” derler. Âdem (a.s.): “Ben bunu yapamam. Ama siz İbrahim (a.s.)´e gidin” der. İnsanlar ya­nına gittiklerinde ibrahim (a.s.): “Ben bunu yapamam. Ama siz Musa (a.s.)´a gidin. Çünkü o, Allah´ın ruhu ve kelimesidir.” der. Yanına gittiklerinde İsâ (a.s.), insanlara: “Ben bunu yapamam. Ama siz Muhammed (s.a.v.)´e gidin.” der. Bana gelirler. Ben de: “Ben bu işe varım” der ve Rabbimden izin isterim. Bana izin verilir. [177] Kendisini övmem için şu anda hatırlayamadığım ba­zı cümleleri bana ilham eder. Huzurunda secdeye kapanırım. “Ya Muham­med! Başını secdeden kaldır. Konuş; sözün dinlenecektir. Şefaat et; şefaatin kabul edilecektir. Dile; ne dilersen sana verilecektir.” denir. “Ya Rab! Üm­metim!” derim. O zaman bana: “Hadi git bakalım. Kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca imân bulunan kimseleri cehennemden çıkar.” denilir. Hemen gi­der, emri yerine getiririm. Tekrar dönüp aynı övgülerle Rabbimi över, sonra da secdeye kapanırım. Bana: “Ya Muhammed! Başını secdeden kaldır. Ko­nuş; sözün dinlenecektir. Şefaat et; şefaatin kabul edilecektir. Dile; ne diler­sen sana verilecektir.” denir. “Ya Rab! Ümmetim.” derim. O zaman bana: “Hadi git bakalım. Kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca imân bulunan kimse­leri cehennemden çıkar” denilir. Hemen gider, emri yerine getiririm. Tekrar dönüp aynı övgülerle Rabbimi över, sonra da secdeye kapanırım. Bana: “Ya Muhammed! Başını secdeden kaldır. Konuş; sözün dinlenecektir. Şefaat et; şefaatin kabul edilecekfir. Dile; ne dilersen sana verilecektir.” denir. “Ya Rab! Ümmetim.” derim. O zaman bana: “Hadi git bakalım. Kalbinde en kü­çük bir hardal tanesi ağırlığınca imân bulunan kimseleri cehennemden çıkar” denilir. Hemen gider, emri yerine getiririm.”

Bu hadisi rivayet eden Mabed b. Hilâl diyor ki: Enes´in yanından çıktı­ğımızda arkadaşlarımdan bazısına “Keski bir de Hasan´a uğrasak. O babam Halifenin evinde gizleniyor.” dedim. Yanına gittik. Enes b. Mâlik´in bize ri­vayet ettiği hadisi ona naklettik. Enes´in şefaat konusunda bize rivayet ettiği hadisi onaylamadı. “Onun rivayet ettiği hadisi bana nakledin bakalım” dedi. Hadisin şu kısmına geldiğimizde, “O böyle rivayet etmemişti bana. Yirmi se­ne önce bu hadisi bana rivayet etmişti. Bilemiyorum; şimdi hadisi unutmuş mudur, yoksa sizinle fazla konuşmak mı istememiştir ” dedi. Hasan´a: “Ey Saîd´in babası! Onun yirmi sene önce rivayet etmiş olduğu şekliyle bu hadi­si sen bize naklet” dedik. Gülüp “Esasen insanoğlu acelecidir” (îsrâ, n/l D me­alindeki âyeti okudu ve şöyle dedi: Bu hadisi sırf size nakletmek için ağzıma alıyorum. Enes, bunu size rivayet ettiği gibi bana da rivayet etti. Size rivayet ettiği kısmın devamında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“… Dördüncü kez Rabbimin yanıma dönüp O´nu aynı cümlelerle över, sonra da huzurunda secdeye kapanırım. Bana: “Ya Muhammed! Başını sec­deden kaldır. Konuş, sözün dinlenecek; şefaat et, şefaatin kabul edilecek; di­le, ne dilersen verilecektir.” denir. “Ya Rab! Lailahe illallah diyenleri de ce­hennemden çıkarmama izin ver” derim. Cenab-ı Allah; “İzzet ve kibriyama, azametime yemin ederim ki; lailahe illallah diyenleri mutlaka cehennemden çıkaracağım” der.” [178]

Ebû Ya´lâ da… Enes´ten böyle bir rivayette bulunarak hadisi uzun uzadıya nakletmiş, şefaatin üç aşamasını anlatmış ve sonuncusunu anlatırken de Rasûlullah (s.a.v.)´in şu sözlerini nakletmiştir:

“Ben, “Ümmetim” derim. Bana şöyle cevap verilir: “İhlaslı olarak laila-he illallah diyen kimseler sana bağışlandılar.” [179]

Bezzâr… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benden şefaat istenilmeye ve ben de şefaat etmeye devam ederim. Aziz ve Celil Rabbim de şefaatimi kabul buyurur. Nihayet ben derim ki: Ya Rab! Beni lâ ilahe illallah diyen kimselere şefaatçi kıl.” [180]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes´ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ben ayakta durup ümmetimin sıratı geçmesini beklerken İsa bana gelip şöye der: “Ya Muhammed! Şu Peygamberler toplanıp sana gelmişler. Bütün ümmetler hakkında gerekli hükmü verip gidecekleri yere göndermesi ve on­ları içinde bulundukları şu durumdan kurtarması için Allaha dua etmeni sen­den istiyorlar. Bütün insanlar (maşherde) ağızlarına kadar tere batmışlardır. Mümin kimse, nezleye tutulmuş gibidir. Kâfiri ise ölüm bürür. Ben isa´ya: “Ben dönünceye kadar burada bekle” derim. Hemen gidip Arş´in altında du­rurum. Seçkin ve mürsel peygamberlerin karşılaşmadıkları bir ikramla karşı­laşırım. Cenab-ı Allah, Cebrail´e şöyle vahyeder: “Muhammed´e git ve ona de ki: Başını secdeden kaldır. Dile, ne dilersen sana verilecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” Ümmetim için şefaat eder ve her doksan dokuz kişiden birin cehennemden çıkarırım. Şefaat için sürekli Rabbimin yanına gi­derim. Huzurunda her duruşumda mutlaka şefaat ederim. Nihayet Allah ba­na dilediğimi verir. Bu cümleden olmak üzere bana şöyle der: “Ey Muham­med! Ümmetinden bir gün dahi ihlaslı olarak Allah´tan başka ilah bulunma­dığına şehadet eden ve bu şehadet üzere vefat eden herkesi cennete koy.”[181]

İbn Ebi´d-Dünyâ… Nadr b. Enes´ten rivayet etti ki; Enes şöyle demiştir:

“Kulların başına gelenler gelmiş iken Cibril, Peygamber (s.a.v.)´in yanı­na gelir ve “Rabbinden izin iste; ümmetin için şefaatçi olmayı dile.” der. Ben de arşın yanına yaklaşır, orada dururum. Orada hiç bir peygamberin ve göz­de meleğin karşılaşmadığı bir ikramla karşılaşırım. Yüce Allah: “Dile ne di­lersen verilecektir; şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” der. Ben de: “Üm­metim” der.”

İbn Ebi´d-Dünya… Ebû Büreyde´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden taşlar ve kerpiçler sayısınca insanlara şefaat edeceğimi umuyorum.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah´tan rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[182]

“Her peygamberin yaptığı bir duâ vardır. Ben duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak gizledim.” [183]

Kıyamet Gününde Rasûlullah (S.A.V.) Nefsinin Yularını Salıveren Ve Günah Yükünü Ağırlaştıran Kimselere Şefaat Edecektir:

Hafız el-Beyhakî… Câbir b. Abdullah´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyen kimse­leredir.”

Bu hadisi Câbir´den rivayet eden Muhammed diyor ki: Ben, “Ey Câbir bu nedir ” diye sordum. Câbir şöyle cevap verdi: Evet ey Muhammed. Bir kimsenin iyilikleri kötülüklerinden fazla olursa, o kimse hesaba çekilmeksi-zin cennete girer. Bir kimsenin iyilikleriyle kötülükleri eşit sayıda olarsa, o kimse kolay bir hesaba çekilir, sonra da cennete girer. Rasûlullah (s.a.v.)´in şefaati, nefsinin yularım salıverip sırtının günah yükünü ağırlaştıran kimse­leredir.”

Beyhakî… Câbir´der^ rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerîme­yi okudu:

“Onlar Allah´ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. O´nun korkusundan titrerler.” (Enbiyâ, 21/28) Bu âyeti okuduktan sonra Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şefaatim; ümmetimden büyük günah işleyen­leredir.”

Beyhakî dedi ki: Bu âyet ve hadisin zahirinden anlaşılıyor ki, büyük gü­nah işleyenlere şefaat etmek, Rasûlullah (s.a.y.)´e özgüdür. Melekler, ancak küçük günah işleyenlere şefaat edeceklerdir. Âyetten anlaşılıyor ki, kendisi­ne şefaat edilecek olan kimse; her ne kadar şirkten aşağı derecede büyük gü­nahları olsa da, imânı nedeniyle Allah´ın kendisinden hoşnud olduğu kimse­dir. Şu halde âyetten anlaşılıyor ki; kâfirlere şefaat edilmeyecektir. Zira Ce­nab-ı Allah buna izin vermemiştir. Kâfire şefaatin caizliğine inanmaya da ra­zı olmamıştır. [184]

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah´tan rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Her peygamberin kendi ümmeti için yaptığı müstecab bir duası vardır. Ben de duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak sakladım.” [185]

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) Şöyle buyurmuştur:

“Cennetliklerle cehennemlikler birbirlerinden ayrılıp da cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdiklerinde, peygamberler kalkıp Şefaat ederler. Onlara: “Haydi gidin bakalım. Kalbinde zerre kadar bir kırat kadar imân bulduğunuz kimseyi cehennemden çıkarın” denir. O denilen va­sıftaki kimseleri cehennemden çabucak çıkarırlar. Sonra yine şefaat ederler. Kendilerine: “Haydi gidin bakalım. Kalbinde bir hardal tanesi ağırlığınca imân bulduğunuz kimseleri cehennemden çıkarın” denir.

Sonra Cenab-ı Allah: “Şimdi de ben kendi ilim ve rahmetimle bazıları­nı cehennemden çıkaracağım.” der. Peygamberlerin cehennemden çıkardıklanndan kat kat fazlasını çıkarır. Çıkardıklarının boyunlarına “Allah´ın azat ettikleri” ibaresi yazılır. Sonra onlar cennete girerler. Orada onlara “Cehen­nemlikler” adı verilir.”

İbn Ebi´d-Dünyâ… Saîd b. Mühelleb´den rivayet etti ki; Talk b. Habib şöyle demiştir:

“Ben önceleri şefaati şiddetle inkâr edenlerdenim. Derken Câbir b. Ab­dullah´la karşılaştım. Cehennemliklerin cehennemde ebedi kalacaklarını ifa­de eden âyetlerden bildiğim kadarını ona okudum. Bana dedi ki: “Ey Talk! Kendini Allah´ın kitabım benden daha çok okuyan ve Rasûlünün sünnetini de benden daha iyi bilen biri mi sanıyorsun Okuduğun âyetlerde kastedilen­ler, müşriklerdir. Ama şefaate mazhar olacak olanlar; bazı günahlar işleyen­ler ve bu günahlar nedeniyle azâb görenler, sonra da cehennemden çıkarılan­lardır.” Böyle dedikten sonra Câbir, eliyle kulaklarım göstererek, “Eğer şim­di okumakta olduğumuz bu âyetleri de o zaman da okumakta olduğumuz hal­de Rasûlullah (s.a.v.)´in şefaatten bahsettiğini duymamış isem bu kulaklarım sağır olsunlar!”

İmam Ahmed b. Hanbel… Ali b. Zeyd b. Ebi Nadre´nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: İbn Abbas, Basra Camiinin minberinde bize bir hutbe irâd etti. Hutbede bize Rasûlullah (s.a.v.)´in şu hadisini aktardı:

“Her peygamberin mutlaka dünyada karşılığını aldığı bir duası olmuş­tur. Ben duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak sakladım. Kıya­met gününde ben Âdemoğullannın efendisiyim. Bunu övünmek kastıyla söy­lemiyorum. Mezarı açılıp yerden ilk çıkacak olan benim. Bunu da övünmek kastıyla söylemiyorum. Livâül hamd (hamd sancağı) o zaman elimde olacak­tır. Bunu da övünmek kastıyla söyemiyorum. Âdem (a.s.) ve ondan sonraki­ler, sancağımın altında duracaklardır. Bunu da övünmek kastıyla söylemiyo­rum. Kıyamet gününde insanların (haşir yerinde) bekleyişi uzayacaktır. Bir­birlerine, “Beşeriyetin babası Adem´e gidelim de aramızda hüküm vermesi için Rabbimiz katında bize şefaatçi olsun.” derler. Yanına gidip ona derler ki: ´´Ey Adem! Sen Allah´ın kendi eliyle yarattığı, Cennetine yerleştirdiği, me­leklerini de secde ettirdiği bir kimsesin. Rabbinin katında bize şefaatçi ol da hakkımızda hüküm versin.” Âdem (a.s.) onlara şöyle cevap verir: “Ben bu is­tediğinizi yapacak durumda değilim. Çünkü ben, işlediğim bir günah nede­niyle cennetten çıkarıldım.” [186] Bugün ben ancak kendi nefsimi düşünmekteyim. Ama siz İbrahim Halil (a.s.)´e gidin.” İbrahim (a.s.)´a gider ve: “Ey İb­rahim! Rabbin katında bizim için şefaat et de aramızda hüküm versin.” der­ler. İbrahim (a.s.) onlara şöyle der: “Ben bu istediğinizi yapacak durumda de­ğilim. Çünkü ben İslâm için üç kez yalan söyledim.” Vallahi o bunları söy­lerken sadece dini savunmaya çabalamıştı. “Ben rahatsızım” (Saffat, 37/89) de­mişti. Oysa rahatsız değildi. Putları kimin kırdığını soranlara demişti ki: “Belki onu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun.” (Enbiya, 21/ 63). Hükümdarın huzuruna getirildiğinde karısı için, “Bu benim kardeşim­dir” demişti. [187] “Bugün ben sadece kendi nefsimi düşünüyorum. Ama siz, Allah´ın elçi yaparak ve dünyada kendisiyle konuşarak seçtiği Musa´ya gi­din.” Hz. Musa´nın yanma gidip şöyle derler: “Rabbin katında bizim için şe­faat et de aramızda hüküm versin.” Hz. Musa onlara der ki: “Ben bu istedi­ğinizi yapacak durumda değilim. Çünkü ben hiç kimseyi öldürmemiş bir adamı öldürdüm. [188] Bugün ben ancak kendi nefsimi düşünüyorum. Ama siz: Allah´ın ruhu ve kelimdsi İsa´ya gidin.” Hz. İsa´ya gider ve ona: “Rabbin ka­tında bizim için şefaat et de aramızda hüküm versin.” derler. İsâ (a.s.) onla­ra cevaben der ki: “Ben bu istediğinizi yapacak durumda değilim. Çünkü ben, Allah´tan başka bir tanrı edinildim. [189] Bugün ben ancak kendi nefsimi düşünüyorum. Bakın hele siz şu işe ne dersiniz Ağzı mühürlü bir kabın için­deki şeyi, mührü kırmadan ele geçirmek mümkün müdür ” İnsanlar “Hayır” deyince, sözüne şöyle devam eder: “Doğrusu Muhammed (s.a.v.) peygam­berlerin hatemi(mührü)dir. Bugün o burada hazırdır. Onun önceki ve sonra­ki günahları bağışlanmıştır.” İnsanlar yanıma gelir ve “Ya Muhammed! Rab­bin katında bizim için şefaat et de hakkımızda hüküm versin.” derler. Onla­ra: “Ben buna varım” derim. Nihayet Cenab-ı Allah, dilediği ve Razı olduğu kimselere şefaat etmeme izin verir. Yaratıkları arasında hüküm vermek iste­diğinde, bir seslenici şöyle ünler: “Muhammed ve ümmeti nerede ” Biz hem sonrakileriz hem de öncekileriz..Son geln ümmetiz, ama ilk hesaba çekilecek ümmetiz. Ümmetler, geçmemiz için bize yol açarlar. Yüzümüz, el ve ayak­larımız abdestin etkisiyle parıldar vaziyette yolumuza devam ederiz. Bizim için ´Neredeyse bu ümmetin hepsi peygamber olacaktı.´ denilir. Cennetin ka­pısına gelir, kapının halkasını tutar, kapıyı çalarım. Sen kimsin derler. “Ben Muhammedinı” derim. Kapı açılır. Aziz ve Celil olan Rabbimi, kürsüsünün (ya da tahtının) üstünde görürüm. [190] Huzurunda hemen secdeye kapanırım. O´nu benden önce hiç kimsenin söyleyemediği sözlerle överim. Benden son­ra da hiç kimse O´nu bu şekilde övemeyecektir. “Ey Muhammedi Başını sec­deden kaldır. Dile, ne dilersen verilecektir. Konuş, sözün dinlenecektir. Şe­faat et, şefaatin kabul edilecektir.” denir. Ben: “Ey Rabbim! Ümmetim, üm­metim…” derim. Cenab-ı Allah: “Kalbinde şöyle ve şöyle ağırlıkta (neyin ağırlığında olacağını Rasûlullah bildirmiş, ama Ravi Hammad, o kelimeyi aklında tutamamıştır.) imân bulunan kimseleri cehennemden çıkar.” diye emreder. Tekrar secdeye kapanır ve diyeceklerimi derim. Cenab-ı Allah: “Başını secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecektir. Dile, ne dilersen veri­lecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” der. Ben: “Ey Rabbim! Ümme­tim, ümmetim…” derim. Cenab-ı Allah: “Kalbinde şöyle ve şöyle ağırlıkta (bu defa öncekinden küçük bir şeyin adını verir) imân bulunan kimseleri ce­hennemden çıkar.” diye emreder. Tekrar dönüp Rabbimin huzurunda secde­ye kapanır ve aynı şeyleri söylerim. Cenab-ı Allah bana: “Başını secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” der. Ben: “Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim…” derim. Cenab-ı Allah buyurur: “Kalbinde şöyle ve şöyle ağırlıkta (bu defa öncekinden daha küçük bir şeyin adını verir) imân bulunan kimseleri cehennemden çıkar.” [191]

Taberanî… İbn Abbas´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Şefaatim, ümmetimin büyük günah işleyenleri içindir.” [192]

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Ömer´den rivayet etti ki; Pey­gamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Şefaat etmek ve ümmetimin yarısının cennete konulması ikilemi ara­sında bir seçim yapmak durumunda bırakıldım. Ben şefaat etmeyi seçtim. Çünkü şefaat daha genel ve daha yeterlidir. Siz şefaatin takvahlar için yapı­lacağını mı sanıyorsunuz Hayır, o Allaha dönen günahkârlar içindir.” [193]

Müslim… Abdullah b. Amr b. Âs´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), Hz. İbrahim´in sözlerini nakleden şu âyet-i kerimeyi okudu:

“Rabbim! O putlar çok insanları saptırdı. Bana uyan bendendir. Bana karşı gelen kimseyi sana bırakırım; sen bağışlarsın, merhamet edersin.” (İbra­him, 14/36}

Sonra, Hz. isa´nın sözlerini nakleden şu âyet-i kerimeyi okudu: “Onlara azâb edersen, doğrusu onlar senin kullarındır. Onları bağışlarsan, güçlü olan, Hakim olan şüphesiz ancak sensin.” (Mâide, 5/118)

Sonra da Hz. Nuh´un sözlerini nakleden şu âyet-i kerimeyi okudu: “Rabbim! Yeryüzünde hiç bir inkarcı bırakma.” (Nûh, 71/26)

Bu âyetleri okuduktan sonra Rasûlullah (s.a.v.) ellerini kaldırıp “Alla-hım! Ümmetim, ümmetim…” dedi ve ağladı. Bunun üzerine Cenab-ı Allah buyurdu ki: “Ey Cibril! Muhammed´e git. Niçin ağladığını (onun niçin ağla­dığını Rabbini daha iyi bilir.) ona sor.” Cebrail ona gelip niçin ağladığını sor­du. Rasûlullah (s.a.v.),.ağlamasının nedenini ona bildirdi. Cebrail de gidip bu nedeni Rabbine bildirdi (oysa o nedeni Rabbin -kendisine anlatılmasa da-çok iyi biliyordu.) Bunun üzerine yüce Allah buyurdu: “Ey Cibril! Muham­med´e git ve ona de ki: Doğrusu biz seni ümmetin konusunda memnun ede­cek ve Üzmeyeceğiz.” [194]

Beyhakî… Abdurrahman b. Ebi Ukayl´ın şöyle dediğim rivayet etmiştir: Bir heyetle birlikte Peygamber (s.a.v.)´in yanına gittik. Kapıda oturup bekledik. Yanına varıp kendisiyle görüşeceğimiz adam (yani Hz. Peygam­ber) kadar kendisine kızdığımız hiç kimse yoktu. Görüşüp yanından ayrıldı­ğımızda, kendisiyle görüştüğümüz adam kadar sevdiğimiz hiç bir kimse yok­tu.

Heyettekilerden biri, “Ya Rasûlallah! Rabbinden, Süleyman Peygambe­rin mülkü gibi bir mülk istedin mi ” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) güldü. Sonra şöyle buyurdu: “Belki de ihtiyaçlarınıza yetecek kadarının size veril­mesi, Allah katında Süleyman´ın mülkünden daha üstün ve iyidir. Şüphesiz, Allah göndermiş olduğu her peygambere bir duâ vermiştir. Kimi bu duâsıy-la dünyalık istedi. Kendisine dünyalık verildi. Kimi bu hakkını kendisine is­yan ettiklerinde kavmine karşı beddua olarak kullandı ve kavmi de bu yüz­den helak oldu. Allah bana bir duâ verdi. Ben bunu kıyamet gününde ümme­time şefaat etmek üzere Rabbimin katında gizledim.” [195]

Ben derim ki; bu hadis de, senedi de gariptir. [196]

Kıyamet Gününde Şefaatçiler; Önce Peygamberler, Sonra Alimler, Sonra Da Şehidler Olacaktır:

Hafız Ebû Ya´lâ… Müminlerin emiri Osman b. Affan (r.a.)´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde üç sınıf insan şefaat edecektir: Peygamberler, sonra âlimler, sonra da şehidler.”[197]

Bezzâr… Osman (r.a.)´dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Kıyamet gününde ilkin peygamberler, sonra şehidler, sonra da mümin­ler şefaat edeceklerdir.”[198]

Ebubekir el-Bezzâr… Harb b. Şüreyh el-Bezzâr´ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebû Cafer Muhammed b. Ali´ye dedim ki:

— Iraklıların sözünü ettiklerî şu şefaat hakkında ne diyorsun Gerçek­ten şefaat var mıdır

— Neyin (kimin) şefaatini soruyorsun

— Muhammed (s.a.v.)´in şefaatini soruyorum.

— Evet. Vallahi bu şefaat vardır. Allah´a yemin ederim ki; amcam Mu­hammed b. Ali b. Hanefiye, Ali´den naklederek Rasûlullah (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Ümmetim için o kadar çok şefaat ederim ki, niha­yet Aziz ve Celil olan Rabbim bana seslenerek, “Razı oldun mu ey Muham­med ” diye sorar. Ben de: “Razı oldum ya Rab.” derim.”

İbn Ebi´d-Dünyâ… Avf b. Mâlik el-Eşcaî´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Dün gece Rabbimin katından biri yanıma gelerek beni, ümmetimin ya­rısının cennete girmesi ve şefaat ikilemi arasında seçim yapmak durumunda bıraktı. Ben de şefaati seçtim. Sahabîler: “Ey Allah´ın Rasûlii! Allah aşkına ve sahabilerin olmamız hatırına bizi de kendilerine şefaat edeceklerin arası­na kat. ” deyince Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Burada hazır bulunan­lar şahid olsunlar ki; şefaatim, ümmetimden, hiç bir şeyi Allah´a ortak koş-maksızın ölen kimseleredir.” [199]

Yakub b. Süfyan… Avf b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Rabbimin katından Cibril (a.s.) yanıma gelip beni iki şeyden birini seç­me durumunda bıraktı: Ya Ümmetimin yarısı cennete girecekti. Ya da şefa­atte bulunacaktım. Ben şefaatte bulunmayı seçtim.”[200]

Beyhakî… Şa´bî´den rivayet etti ki; Kâ´b b. Ucre şöyle demiştir:

“Ya Rasûlallah! Şefaat, şefaat…” dedim. Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: “Şefaatim, ümmetimin büyük günah işleyenlerdedir.” [201]

İmam Ahmed b. Hanbel… Huzeyfe´den rivayet etti ki; Ebubekir es-Sid-dık (r.a.) şöyle demiştir:

“Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) sabahladı, namazını kıldı. Sonra oturdu. Kuşluk vakti olunca güldü. Sonra yerinde oturdu. Derken öğlen, ikinci ve ak­şam namazlarını da kıldı. Bütün bunlar olup biterken o hiç konuşmuyordu. Nihayet yatsı namazını da kıldı. Sonra kalkıp ailesinin yanına gitti. İnsanlar bana “Rasûlullah (s.a.v.)´e durumunu sormayacak mısın Çünkü o bugün da­ha önce hiç yapmadığını yaptı!” dediler. Ben de durumu kendisine sordum. Bana şu açıklamada bulundu:

“Evet. Bana dünya ve ahiret halleriyle ilgili manzaralar gösterildi. (Kı­yamet gününde Cenab-ı Allah, önceki ve sonraki ümmetleri aynı alanda top­layacak. İnsanlar şöyle kıtalara ayrılacaklar, nihayet çenelerine kadar tere gö­mülecekler ve o halde Âdem (a.s.)´e gidip diyecekler ki: “Şen beşeriyetin atasısın. Allah seni seçti. Rabbin katında bize şefaatçi ol.” Âdem (a.s.) ise şöyle cevap verir: “Sizin karşılaştığınız şelerle ben de karşılaştım. Siz, baba­nız (Adem)´den sonra (ikinci) babanız olan Nûh (a.s.)´a gidin.”

“AHah, Adem´i, Nuh´u, İbrahim ailesini, İmrân ailesini âlemlere tercih etti.” (Âl-i İmrân. 3/33)

İnsanlar Hz. Nuh´un yanma gider ve derler ki: “Rabbin katında bize şe­faat et. Sen Allanın seçtiği, tercih ettiği, duasını kabul buyurduğu bir kimse­dir. Peygamberlerden hiç biri seninki gibi bir duâ yapmamıştır.” [202] Hz. Nûh, onlara: “İstediğiniz şey yanımda yoktur. Ama siz İbrahim´e gidin. Çünkü Al­lah onu dost edinmiştir.” Yanına gittiklerinde Hz. İbrahim onlara: “İstediği­niz şey yanımda yoktur. Ama siz Musa´ya gidin. Çünkü Allah onunla konuş­muş ta konuşmuştur.” der. Yanına gittiklerinde Hz. Mûsâ onlara: “İstediği­niz şey yanımda yoktur. Ama siz Ademoğullannın efendisinin yanına gidin. Çünkü yer ilk olarak onun için yarılacak ve o, mezarından ilk çıkacak kişi olacaktır. Siz, Muhammed (s.a.v.)´e gidin.” der.

Yanıma gelirler. (Şefaat için) Rabbimden izin isterim. Bana izin verilir. O´nu gördüğümde [203] secdeye kapanırım. Yüce Allah dilediği bir süre kadar beni o halde bırakır. Sonra şöyle buyurur: “Başını secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” Başını kaldırıpta Aziz ve Celil olan Rabbim bana baktığında O´nun huzurunda secdeye kapa­nırım. O vaziyette bir cuma (hafta) kadar daha beklerim. Yüce Allah: “Başı­nı secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edi­lecektir.” der. Başımı kaldırıp ta Aziz ve Celil olan Rabbim bana baktığında O´nun huzurunda secdeye kapanırım. O vaziyette bir cuma (hafta) kadar da­ha beklerim. Yüce Allah: “Başını secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecek­tir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” der. Tekrar secdeye kapanmak Rab­bimin huzuruna vardığımda Cebrail pazumdan tutar ve hiç bir beşere öğret­mediği bir duayı bana öğretir. Ben de derim ki: “Ey Rabbim! Beni Âdemo-ğullarının efendisi olarak yarattın. Bunu övünmek için söylemiyorum. Kıya­met gününde yer ilk olarak benim için yarılacak ve mezardan çıkacak ilk ki­şi ben olacağım. Bunu da Övünmek için söylemiyorum.” Derken Eyle ile San´a arasındaki mesafeden daha fazla bir yeri dolduracak kadar ümmetim­den çok sayıda kişi. Kevser havuzuna (su içmeye) gelecektir. Sonra peygam­berler çağırılırlar. Allah´ın salât-ü selâmı üzerlerine olsun. Kimi peygamber bir toplulukla gelecek; kimi peygamber beş altı kişiyle gelecek, kimi pey­gamber de yalnız başına gelecektir. Sonra şehidler çağırılır. Onlar, diledikle­ri kimselere şefaat ederler. Şehidler böyle yaptıktan sonra yüce Allah: “Ben merhametlilerin en merhametlisiyim. Allah´a hiç bir şeyi ortak koşmayan kimseleri de cennete koyun.” diye emreder. Onları da cennete koyarlar. Son­ra yüce Allah “Cehenneme bakın bakalım. Orada hiç bir hayırlı amel bulabi­lecek misiniz ” diye sorar. Cehenneme bakar, orada bir adama rastlar ve ona: “Hiçbir hayırlı amel işledin mi ” diye sorarlar. O da şöyle cevap verir: “Ha­yır. Sadece alışverişte insanlara müsamahalı davranırdım.” Bunun üzerine Cenab-ı Allah: “Kendisi diğer kullarıma nasıl müsamahalı davranmışsa siz de bu kuluma müsamaha gösterin.” der. Sonra cehennemden bir adam çıka­rırlar. Ona: “Hiç hayır yaptın mı ” diye sorarlar. O da: “Hayır. Yalnız çocuk­larıma şu vasiyette bulunmuştum: ´Ben öldüğümde beni ateşle yakm. Sonra beni öğütür gibi ufalayın. Sürme haline geldiğimde beni deniz kıyısına götü­rüp rüzgara vererek savuran. Vallahi o zaman âlemlerin Rabbi beni artık hiç yakalayıp azablandıramaz´!” Yüce Allah o adama sorar:

— Neden böyle yaptın

— Senden korktuğum için.

— En büyük mülke sahib olan hükümdara bak! Onun mülkü kadar mülk ve on kat fazlası sana verilecektir!

— Sen en büyük hükümdar olduğun halde benimle niye alay ediyorsun Resûlullah (s.a.v.): “Kuşluk vaktinden beri beni güldüren, işte buydu.”dedi. [204]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sırat köprüsü cehennemin iki yakasının üzerine kurulur. Üzerinde hur­ma dikeni gibi dikenler vardır. Sonra insanlar onun üzerinden geçerler. Kimi selâmetle geçip kurtulur. Kimi yaralanarak geçip gider. Kimi yakalanıp ce­henneme düşer. Cenab-ı Allah, kullar arasında hüküm verme işini tamamla­dıktan sonra müminler, dünyadayken kendileri gibi namaz kılıp, zekât veren, oruç tutan, hac eden, gaza yapan bazı adamları aramaya başlar ve şöyle der­ler: “Ya Rab! Kullarından bazıları dünyadayken bizimle beraber ve bizim gi­bi namaz kılar, zekât verir, oruç tutar, hacceder ve gaza yaparlardı. Ama şim­di onları göremiyoruz !” Cenab-ı Allah, müminlere der ki: “Cehenneme gi­din. Bu dediklerinizden orada bulduklarınızı ateşten çıkarın.” Müminler ce­henneme gider, onları orada bulurlar. Ateş onları amellerine göre yakalamış­tır: Kimini ayaklarına kadar, kimini bacaklarının yarı yerine kadar, kimini dizlerine kadar, kimini beline kadar yakalamıştır. Ama yüzlerini bürümemiş-tir. Onları ateşten çıkarıp hayat suyuna atarlar.” Ashab: “Hayat suyu nedir ey Allah´ın Rasûlü ” diye sorduklarında, Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: “Cennetliklerin yıkandığı sudur. (O suda yıkanınca) tarladaki ekin gibi biter-ler” fBir defasinda da şöyle demişti: Ekin, selin (ardı sıra yerde kalan) köpü­ğünün içinde biter.) Sonra peygamberler, ihlâslı olarak ´Allah´tan başka ilâh yoktur1 diye şehadet getirmiş olanlar için şefaatte bulunarak onları cehen­nemden çıkarırlar. Sonra da Cenab-ı Allah kendi rahmetiyle, cehennemdeki-lere tecelli eden ve kalbinde zerre ağırlığınca imân bulunan hiç bir kulu ora­da bırakmaz, mutlaka çıkarır.” [205]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemlikler, o ateş ehlidir ki, onlar orada ölmezler ve dirilmezler. Cenab-ı Allah, kendilerine merhamet etmek istediği kimseleri cehennemde öldürür. Sonra onları gurup halinde hayat nehrine koyar. Onları dağıtır. (Ya­hut onlar hayat nehrine ya da cennet nehrine açılırlar.) Sonra da sel artığı su­lardaki bitkiler gibi biterler. Ağacı hiç görmüyor musunuz Önce yeşerir, sonra sararır, ardından tekrar yeşil olur.” Bazıları dediler ki: Rasûlullah (s.a.v.) böyle derken badiyedeymiş gibiydi. [206]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemlikler, o ateş ehlidir ki; orada ölmez ve dirilmezler. Onlar o kimselerdir ki suçları (ya da günahları) sebebiyle cehenneme girerler. Yüce Allah onları öyle bir öldürüşle öldürür ki adeta kömür haline gelirler. İşte o zaman Cenab-ı Allah ohlara şefaat edilmesine izin verir. Onlar toplu olarak getirilip cennet ırmaklarına serpiştirilirler. Cenab-ı Allah: “Ey Cennetlikler! Bunlara su gönderin” der. Sonra onlar, sel köpüğünde biten tahıllar gibi bi­terler.” Bu hadisi dinleyen ashaptan biri: “Rasûlullah (s.a.v.) böyle derken badiyedeymiş gibiydi.” dedi. [207]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Nadre´den rivayet etti ki; Ebû Saîd el-Hudrî şöyle demiştir:

İnsanlar üzerinde kancalar, dikenler ve çengeller bulunan ve bunlara ta­kılmaktan da kurtulamayacakları cehennem köprüsünden geçmek durumun­da bırakılırlar. Kimi o köprüden yıldırım gibi, kimi rüzgar gibi, kimi rahvan at gibi geçip gider. Kimileri de sürünerek geçip giderler.

Cehennemliklere gelince onlar orada ölmezler ve dirilmezler. Günah­kârlar ise günahları nedeniyle yakalanıp yakılırlar. Adeta kömür haline gelir­ler. Sonra Cenab-ı Allah onlara şefaat edilmesine izin verir de guruplar ha­linde cehennemden alınıp bir ırmağa atılırlar. Orada sel köpüklerinde biten bitki gibi biterler. Evet, Rasûlullah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurdu:

“Cehenneme en yakın bir adam çıkarılıp cehennemin kenarına getirilir. Yüce Allah´a şöyle der:

— Ya Rab! Yüzümüzü cehennemden başka tarafa çevir.

— Bundan başka bir şeyi benden istemeyeceğine dâir ahdine ve zimme­tine yemin eder misin

— Ahdime ve zimmetime yemin ederim ki, başka bir şeyi istemeyece­ğim senden.

Cenab-ı Allah onun yüzünü başka tarafa çevirir. O esnada bir ağaç gö­rür ve şöyle der:

— Ya Rab! Beni şu ağaca yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim ve mey­vesinden yiyeyim.

— Bundan başka bir şeyi benden istemeyeceğine dâir ahdine ve zimme­tine yemin eder misin

— Ahdime ve zimmetime yemin ederim ki, başka bir şeyi istemeyece­ğim senden.

Cenab-ı Allah onu o ağaca yaklaştırır. Ama adam o esnada öncekinden daha güzel bir ağaç görür ve şöyle der:

— Ya Rab Beni şu ağacın yanına götür de gölgesinde gölgeleneyim ve meyvesinden yiyeyim.

— Bundan başka bir şeyi benden istemeyeceğine dâir ahdine ve zimme­tine yemin eder misin

— Ahdime ve zimmetime yemin ederim ki, başka bir şeyi istemeyece­ğim senden.

Cenab-ı Allah onu o güzel ağacın yanına götürür. O esnada adam (önce­kilerden daha güzel) üçüncü bir ağaç görür ve şöyle der:

— Ya Rab Beni şu ağacın yanına götür de gölgesinde gölgeleneyim ve meyvesinden yiyeyim.

—- Bundan başka bir şeyi benden istemeyeceğine dâir ahdine ve zimme­tine yemin eder misin

— Ahdime ve zimmetime yemin ederim ki, başka bir şeyi istemeyece­ğim senden.

Cenab-ı Allah onu o ağacın yanına götürür. Adam insan topluluğunu (cennette) görüp seslerini işitince ´Ya Rab! Beni cennete koy´ der. Adam cennete konulur. Kendisine dünya ve bir o kadarı daha verilir. (Başka bir ri­vayette ise şöyle denilmiştir: Adam cennete girer. Kendisine dünya ve on ka­tı daha verilir).” [208]

İmam Ahmed b. Hanbel… Amr b. Saîd´den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.)´e: “Kıyamet gününde senin şefaatin sebe­biyle en fazla bahtiyar olacak insan hangisidir ” diye sordum. Buyurdu ki:

“Ey Ebû Hüreyre! Senin hadise tutkun olduğunu gördüğüm için bu ha­disi senden önce hiç kimsenin bana sormayacağını tahmin etmiştim doğrusu. Kıyamet gününde benim şefaatim sebebiyle en fazla bahtiyar olacak insan, kendiliğinden ihlâslı olarak lâilahe illallah diyen kimsedir.” [209]

Bu, Buharî ve Müslim´in sıhhat şartlarına uygun sahih bir hadistir.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebü Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu her peygamberin kabulle karşılanan bir duası vardır. Peygam­berlerin hepsi acele ederek dualarını (dünyadayken) yaptılar. Bense, duamı, ümmetime şefaat olarak gizledim. Allah´a hiç bir şeyi ortak koşmamış ola­rak ölen kimse, inşaallahü taala şefaatime nail olacaktır.” [210]

İmam Ahmed b. Hanbel… Muaviye b. Ma´teb el-Hüzelfden rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)´e: “Şefaat konusunda Rabbin senden ve murâd eyledi ” diye sordum. Buyurdu ki:

“Muhammed´in cam kudret elinde bulunan zât´a yemin ederim ki; senin ilme tutkun olduğunu gördüğümden dolayı ümmetimden ilk senin bu soruyu bana soracağını tahmin etmiştim doğrusu. Muhammed´in canı kudret elinde bulunan zât´a yemin ederim ki; insanların cennet kapısında durmaları beni şefaatimin tamam olmasından daha çok ilgilendirip düşündürmektedir. Şefa­atim, “Allah´tan başka ilâh yoktur” diyerek ihlaslıca şehadette bulunan, kal­bi dilini ve dili de kalbini doğrulayan kimseleredir.” [211]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Her peygamberin yaptığı bir duâ vardır. Ben duamı âhirette ümmetime şefaat olarak gizlemek istiyorum.” [212]

Müslim… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Her peygamberin yaptığı bir duâ vardır. İnşaallah ben, duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak gizlemek istiyorum.”

Kâ´b´ül Ahbar, bu hadisi kendisine nakleden Ebû Hüreyre´ye: “Sen bu­nu Rasûlullah (s.a.v.)´in kendisinden mi işittin ” diye sormuş, Ebû Hüreyre de “Evet” diye cevap germişti.

Müslim, bu hadisi nıünferid olarak rivayet etmiştir. [213]

İmam Ahmed b. Hanbel… Hz. Osman´ın azatlısı Ebû Dâre´nin şöyle de­diğini rivayet etmiştir:

Bakî´ mezarlığında Ebû Hüreyre ile beraberdik. Bir ara onun şöyle de­diğini duyduk: “Kıyamet gününde Muhammed (s.a.v.)´in şefaatini insanlar arasında en iyi bilen benim!” Böyle demesi üzerine insanlar gelip etrafında toplandılar ve: “Haydi, Allah sana rahmet etsin. Sözün gerisini getir.” dedi­ler. Ebû Hüreyre dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle duâ etti: “Allahım! Sana inanmış ve sana ortak koşmamış olarak huzuruna gelen her kulu bağışla.”[214]

Beyhakî… Ümmü Habibe´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benden sonra ümmetimin ne gibi durumlarla karşılaşacakları, birbirle­rinin kanlarını akıtacakları hakkında sen ne dersin Önceki ümmetler hakkın­da Cenab-ı Allah bu hususta ne karar vermiş ise ümmetim hakkında da öyle karar vermiştir. Bu nedenle ben, Cenab-ı Allah´tan beni ümmetime şefaatte yetkili kılmasını diledim. Oda yetkili kıldı.”

Beyhakî bunun senedinin sahih olduğunu söylemiştir. [215]

Mü´minlerin Kendi Ailelerine Şefaatleri:

Önceki sayfalarda da geçen Ebû Hüreyre hadisinde Emirül müminin Os­man (r.a.)´den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde ilk şefaat edecek olanlar peygamberler, sonra şehid-ler sonra da müminlerdir.” İbn Mâce´nin rivayetine göre ise Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde üç sınıf (insan) şefaat edecek­tir: “Peyamberler, sonra âlimler, sonra şehidler.” [216]

Tezkire adlı eserinde Kurtubî… İbn Mes´ud´un şöyle dediğini nakletmiş-tir:

“Peygamberiniz (s.a.v.), dört kişinin dördüncüsü olarak şefaat edecektir: Cibril, sonra İbrahim, sonra Mûsâ ya da İsâ, sonra peygamberiniz, sonra me­lekler, sonra sıddıklar, sonra da şehidler.” [217]

Ebû Davud et-Tayalisî de bunu rivayet etmiş, ancak onun rivayetinde şu ilave kısım vardır: “Peygamberinizden sonra, ondan daha büyük biri şefaat etmeyecektir.” İşte Makam-ı Mahmud budur ki, bu makam hakkında yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Belki de Rabbin seni övülecek bir makama yük­seltir.” (Isrâ, 17/79)

Bu cidden garip bir hadistir. Sahih-i Buharî´de Atâ b. Yesar tariki ile Ebû Saîd´den merfu olarak şöyle bir rivayette bulunulmuştur:

Müminler sırattan kurtulup ta necata erdiklerini gördüklerinde, siz hak hususunda onlardan daha şiddetli değilsinizdir. Cehennemdeki (mümin) kar­deşleri için tavırları Rablerine açıklandıktan sonra derler ki: “Ey Rabbimiz! Bunlar bizim kardeşlerimizdi. Bizimle beraber namaz kılar, oruç tutar, hacce­der ve okurlardı.” Yüce Allah da onlara şu buyruğu verir: “Gidin bakalım. Kalbinde zerre ağırlığınca imân bulduğunuz kimseleri cehennemden çıkarın.”

Bu hadisi rivayet eden Ebû Saîd dedi ki: Dilerseniz şu âyet-i kerimeyi okuyun: “Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz. Zerre kadar iyilik ol­sa onu kat kat artırır ve yapana büyük ecir verir.” (Nisa, 4/40)

Yüce Allah buyurur ki: “Melekler şefaat ettiler, peygamberler şefaat et­tiler, müminler şefaat ettiler. Sadece merhamet edicilerin en merhametlisi kaldı.” Böyle dedikten sonra Cenab-ı Allah cehenneme avucunu uzatır. Ora­dan asla hayırlı bir amel yapmamış ve yanarak adeta kömüre dönüşmüş olan bir kavmi çıkarıp cennetin önlerindeki bir nehire atar. O nehire hayat nehri denir. Oradan, selin ardında kalan köpük ve birikintilerde biten bitkiler gibi bitip çıkarlar. İnci gibi olurlar. Ancak boyunlarında mühürler olur. Cennet­likler onları bu mühürlerden tanırlar ve şöyle derler: “Bunlar Allah´ın azâd ettiği kimselerdir. Allah bunları işledikleri (salih) bir amelleri ve önceden sundukları bir hayırları olmaksızın cennete koydu!”

Sonra Cenab-ı Allah onlara şöyle buyurur:

— Cennete girin. Her gördüğünüz şey sizin olsun.

— Ey Rabbimiz! Bundan daha üstün bir şey mi var ki Alemlerden kim­selere vermediğini bize verdin.

— Benim katımda bundan daha üstün ve faziletli şeyler vardır.

— Ey Rabbimiz! Bundan daha üstün olan nedir

— Hoşnutluğum ve rızâmdır. Artık size hiç kızmayacağım.” [218]

Lânetçiler Dışında Bütün Müminler Kıyamet Gününde Şefaat Edecektir:

İsmail b. Rafi… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) cen­nete girişi anlattıktan sonra şöyle buyurmuştur:

“… Sonra derim ki: “Ya Rab! Ümmetimden cehenneme düşenler için be­ni şefaatçi kıl.” Cenab-ı Allah buyurur ki: “Evet. Kalbinde dinarın üçte ikisi, yarısı, üçte biri, dörtte biri, hatta iki kırat ağırlığınca imân bulunan kimsele­ri cehennemden çıkarın. Hiç hayırlı amel işlememiş kimseleri de cehennem­den çıkarın.” Sonra (müminlerin) şefaat etmelerine izin verilir. Herkes şefa­at eder. Şefaat etmeyen kalmaz. Yalnız lânetçi hariç. O şefaat edemez. İblis bile o gün Allanın bol rahmetim gördüğü için kendisine şefaat edileceğini umarak cehennemde ayağa kalkarak boynunu uzatıp bakar. Artık şefaat ede­cek kimse kalmayanıca Cenab-ı Allah: “Şefaatçi olarak merhametlilerin en merhametlisi olan ben kaldım.” der ve sayılarını ancak kendisinin bildiği miktarda çok kimseyi cehennemden çıkarır. -Onlar yanmış tahtalar gibidir­ler.- Onları cennet kapısının bitişiğindeki hayat ırmağına atar. Orada sel ar­tığı su ve birikintilerde yetişen bitkiler gibi bitip çıkarlar.”

Hafız Ebû Ya´lâ… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cehennemliklere sıra halinde resm-i geçit yatırılır. Müminler onların yanından geçerler. Cehennemliklerden biri, dünyadan tanıdığı bir mümini onlonn arasında görür ve ona şöyle der: Ey falan! Söyleve şöyle bir ihtiyaç için benden yardım istediğin günü hatırlıyor musun İhtiyaç duyduğun o şe­yi sana verdiğm günü hatırlıyor musun (Ravi diyor ki: Bence o ´Şöyle ve şöyle bir şeylerden daha bahseder.´ Mümin kişi, cehennemlik adamın anlat­tıklarını hatırlar. Onu tanır; Rabbinin katında onun için şefaat eder ve Rabbi de onun hakkında yaptığı şefaati kabul eder.” [219]

Bu hadisin senedinde zayıflık vardır.

İbn Mâce… Hasan´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Kıyamet gününde cennetliklerden bir adam şöyle der: “Ya Rab! Dün­yadayken falan adam bana bir içim su içirdi. Beni ona şefaatçi kıl.” Cenab-ı Allah ona: “Git, onu cehennemden çıkar bakalım! der. O da gidip araştırır ve onu cehennemden çıkarır.” [220]

Müminlerin Kendi Ailelerine Şefaat Edeceklerine Dâir Nakledilen Hadisler:

Bazıları Hz. Davud´un Zebur´unda şu âyetlerin yazılı olduğunu naklederler:

“Zahid kullarıma kıyamet gününde şöyle derim: ´Ey kullarım! Buna gö­re çok basit olduğunuz için dünyayı sizden uzaklaştırmadım. Ama bu gün na­sibinizi tam almanızı istedim. İnsan saflarının arasına girip araştırın. Beni ve hoşnutluğunu kazanmak amacıyla dünyada size bir lokma yemek yediren ve­ya gıyabınızda sizi savunan veya bir ihtiyacınızı karşılayan sevdiğiniz kim­seleri, elinden tutup cennete koyun.”

Tirmizî ve Beyhakî… Ebû Saîd´den rivayet ettiler ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu ümmetimden öyle adamlar vardır ki; onlardan bazısı bir insan topluluğuna şefaat eder ve onun şefaat ettiği kimseler cennete girerler. Yine onlardan bazısı bir kabileye şefaat eder ve o kabile, onun şefaati sayesinde cennete girer. Yine onlardan bazısı bir erkeğe ve ailesine şefaat eder ve on­lar da onun şefaati sayesinde cennete girerler.” [221]

Bezzâr´ın kendi senediyle yaptığı merfu bir rivayette ise şöyle denmek­tedir: “Şüphesiz, bir adam, iki üç kişiye şefaat eder.” [222]

Bezzâr… İbn Ömer´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Adama, “Ey Falan! Kalk ta şefaat et” denir. Adam kalkar; kendi (salih) ameline göze ya bir kabileye, ya bir aile efradına, ya bir adama, ya da iki ada­ma şefaat eder.”

Bezzâr… Ebû Sümame´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Ümmetimden bir adamın şefaati sayesinde Mudar kabilesinin nüfusun­dan daha fazla sayıda insan cennete girer. Adam, kendi aile efradına şefaat eder. Kişi, kendi salih ameli nisbetinde şefaat eder.” [223]

Hâkim… Ebû Ümame´den rivayet etti ki; Rasûlullah {s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Hasan veya Hüseyin gibi kadar olmayan bir adamın şefaati sayesinde Rebia veya Mudar kabilelerinin nüfusu kadar insan cennete girecektir.” Ada­mın biri: “Ey Allah´ın Rasûlü! Mudar kabilesine göre Rebia kabilesi ne olur ki ” deyince Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben diyeceğimi dedim.” [224]

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Şakik´in şöyle dediğim rivayet etmiştir: Kudüs´te üç kişilik bir cemaatin yanına oturarak dördüncüleri ben oldum. Onlardan biri dedi ki: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu işittim:

“Ümmetimden bir adamın şefaati sayesinde Benî Temim kabilesinin nü­fusundan daha çok insan cennete girecektir.” Bizler, “Ey Allah´ın Rasûlüî Senden başka değil mi ” diye sorduk; şu cevabı verdi: “Evet, benden baş­ka…” Ben kendisine: “Bunu sen Rasûlullah´tan işittin mi ” diye sordum. “Evet” dedi. Kalkıp gittikten sonra da oradakilere: “Bu kimdir ” diye sor­dum. İbn Ebi Hazza olduğunu söylediler. [225]

Ebû Ömer b. Semmâk… Ebû Ümame´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden bir adamın şefaati sayesinde Rebia ve Mudar kabilelerin­den birinin nüfusu kadar insan cennete girecektir.” Rebia ve Mudar kabilele­rinin nüfusu ne ki ey Allah´ın Rasûü! diye sorulunca Rasûlullah (s.a.v.): “Ben diyeceğimi dedim” dedi. Sahabilerbu şefaatçinin Osman b. Affan (r.a.) Olduğu görüşündeydiler. [226]

Muhammed b. Yusuf el-Feryabî… Abdullah b. Şakik el-Ukaylî´nin şöy­le dediğini rivayet etmiştir: Peygamber (s.a.v.)´in ashabından bir topluluğun yanında oturdum. Aralarında Abdullah b. Ebi Ced´â da vardı. Abdullah dedi ki: Ben_ Rasûlullah (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu işittim:

“Ümmetimden bir adamın şefaati sayesinde Beni Temim kabilesinin nü­fusundan fazla insan cennete girecektir.” Sahabiler: “O adam senden başka­larına şefaat edecek, öyle değil mi ” diye sorunca, Rasûlullah (s.a.v.): “Ben­den başkalarına şefaat edecek” diye cevap verdi.

Feryabî dedi ki: “Bu hadiste sözü edilen şefaatçinin Osman b. Affan (r.a.) olduğunu Söylenir.” [227]

Tirmizî… Haris b. Kays´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:[228]

“Doğrusu ümmetimde öyle bir adam vardır ki; onun şefaati sayesinde Rebia ve Mudar kabilelerinin nüfusundan daha fazla sayıda insan cennete gi­recektir.” [229]

A´raftakiler:

Yüce Allah buyurdu ki:

“İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da sımala­rından tanıyan adamlar vardır. Cennetliklere: “Size selâm olsun” derler. Bun­lar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir. Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: “Rabbimiz! Bizi zâlimlerle beraber bulundurma” derler.” (A´râf, 7/46-47)

İbn Abbas ve başkası dediler ki: “A´râf, cennetle cehennem arasındaki bir surdur.”

Utbî… Huzeyfe´nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “A´raftakiler; sevap­ları kendilerini cehennemden kurtaran ama günahları da cennete girmelerine engel olan kimselerdir.”

“Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: “Rabbimiz! Bizi zâlimlerle beraber bulundurma” derler.” (A´râf, 7/47)

Onlar bu haldeyken Rabbin onlara görünüp şöyle buyurur: “Kalkın, cen­nete girin. Şüphesiz, ben SİZİ bağışladım!” [230]

Beyhakî… Mücahid´den rivayet etti ki; Abdullah b. Haris b. Nevfel şöy­le demiştir:

“A´raftakiler, iyilikleriyle kötülükleri birbirine eşit olan kimselerdir. Onlar, hayat ırmağı denen bir ırmağa götürülürler. O ırmağın toprağı, alaçeh-re ve safrandır, kıyıları ise altundan kamıştır ve inci ile taçlanmıştır. Arafta-kiler işte o ırmakta yıkanırlar; gerdanlarında beyaz bir ben oluşur. Yine yıka­nırlar; beyazlıkları daha da artar. Sonra onlara: “Her ne dilerseniz dileyin.” denir. Onlar da dilediklerini dilerler. Daha sonra onlara şöyle denir: “Dile­dikleriniz yetmiş kat fazlasıyla size verildi. İşte bunlar, cennetin miskinleri­dir.”[231]

A´raftakiler ve onların evsafı hakkında bazı hadisler daha varid olmuş­tur. Ancak o hadisler gariplik içermektedir. Zayıf oluşları nedeniyle onları burada nakletmedik. [232]

Cehennemden Çıkıp Cennete Girecek İlk Kimseler:

Sahih-i Müslim´de… Ebû Hüreyre´den rivayet olundu ki; bazı kimseler Rasûlullah (s.a.v.)´e şöyle demişlerdir:

— Ey Allahın Rasülü! Kıyamet gününde Rabbimizi görür müyüz

-— Dolunay olduğu gecede ayı görürken bir sıkışıklığa düşer misiniz

— Hayır ya Rasulallah.

— Berisinde bir bulut olmadığında güneşi görmekte bir sıkışıklığa dü­şer misiniz

— Hayır.

— Şüphesiz siz Allah´ı işte böyle göreceksiniz. Allah, kıyamet gününde insanları toplayacak ve: “Kim neye tapiyorduysa şimdi de ona tabi olsun” der. Bunun üzerine, güneşe tapanlar güneşe; aya tapanlar aya; tağutlara ta­panlar tağutlara tabi olurlar. Aralarında münafıkları da olmak üzere bu üm­met (haşir yerinde) kalır. Derken Cenab-ı Allah onlara, daha önceden tanı­madıkları bir surette gelir. [233] “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Senden Allah´a sığınırız. Rabbimiz yanımıza gelinceye dek biz buradan ayrılmaya­cağız. Rabbimiz gelince [234] biz O´nu tanırız.” derler. Cenab-ı Allah, tanıdıka-rı bir surette onlara gelir [235] ve “Ben Rabbinizim”der. Onlar da: “Evet, sen Rabbimizsin” der ve O´na tabi olurlar. Sırat köprüsü, cehennemin iki yaka­sının üzerine kurulur. Oradan ilk olarak ben ve ümmetim geçeriz. O gün pey-gambererden başkası konuşmaz. O gün peygamberler: “Allahım! Selâmet ver, selâmet ver.” diye duâ ederler. Cehennemde deve dikenini andıran kan­calar vardır. Siz deve dikenini gördünüz mü hiç ” Sahabiler: Evet, ya Rasu­lallah, diye cevap verince Rasûlullah (s.a.v.), sözünü şöyle sürdürdü: “İşte o kancalar deve dikeni gibidir. Yalnız ne kadar büyük olduklarını ancak Allah bilir. Amelleri sebebiyle insanlar kapılıp götürülürler. Kimi ameli sebebiyle heiâk olur; kimi ceza görür. Cenab-ı Allah kullar arasında yargılama işini ta-mamlayıpta cehennemliklerden bazılarını kendi rahmetiyle ateşten çıkarmak istediğinde; cehennemliklerden lâilahe diyenlerden, rahmetine mazhar kıl­mak istediklerinden ve Allah´a hiç bir şeyi ortak koşmayanlardan bazı kim­seleri ateşten çıkarmaları için meleklere emir verir. Melekler cehennemde onları secde izlerinden tanırlar. Ateş, Âdemoğlunun her tarafını yakar, secde yaparken yere gelen organlarını yakmaz. Melekler onları yanmış vaziyette cehennemden çıkarırlar. Üzerlerine hayat suyu dökülür. Bu nedenle onlar sel artığı köpüklerde yeşeren bitkiler gibi bitip yeşerirler.

Cenab-ı Allah, kullar arasında yargılama işini tamamlar. Bir adam, yü­zü cehenneme yönelik olarak kalır. O, cehennemliklerin cennete en son gire­ni olacaktır. “Ya Rab! Yüzümü ateşten başka tarafa çevir. Kokusu beni ra­hatsız etti. Alevi beni yaktı.” der. Allah´ın dilediği şekilde Allah´a duâ eder. Sonra Allah ona: “Bu isteğini yerine getirirsem, benden başka bir istekte bu­lunmayacağından emin misin ” sorar. O da: “Senden başka bir istekte bulun­mayacağım.” der ve Rabbine, dilediği söz ve teminatları verir. Rabbi de onun yüzünü cehennemden başka tarafa çevirir. Cennete taraf dönüp cenneti gö­rünce, Allahın dilediği kadar bir süre susar. Sonra “Ya Rab! Beni cennetin kapısına götür” der. Allah´ta ona şu karşılığı verir: “Sana verdiğimden başka bir şeyi benden istemeyeceğine dair bana söz ve teminatlar vermemiş miy­din Yazıklar olsun sana ey Âdemoğlu! Sen ne kadar dönekmişsin!” Yine “Ey Rabbim!..” deyip duaya başlar. Nihayet Cenab-ı Allah ona: “Bunu sana verdiğim takdirde benden başka bir istekte bulunmayacağından emin misin ” diye sorar. O da: “Senin 6nur ve üstünlüğüne yemin ederim ki artık senden başka bir istekte bulunmayacağım.” der. Rabbine, diediği söz ve teminatları verir. Rabbi de onu cennetin kapısına getirir. Cennetin kapısında durup ta cennet açılıp genişeyerek ona görünür ve o da cennetteki hayırları ve sevin­dirici şeyleri görünce, Allah´ın dilediği kadar bir süre susar. Sonra: “Ya Rab! Beni cennete koy.” der. Cenab-ı Allah ona: “Sana verdiğimden başka bir şe­yi benden istemeyeceğine dâir bana söz ve teminatlar vermemiş miydin ” di­ye sorar. O da: “Ey Rabbim! Senin en bahtsız kulun ben olmıyayım.” der ve Allah´a duâ etmeye devam eder. Nihayet Allah güler ve ona: “Cennete gir” der. O da cennete girer. Sonra Allah ona: “Dilekte bulun.”der. O da bazı di­lek ve isteklerde bulunur. Öyleki Allah ona “Şunu da, şunu da iste” der. Ar­tık dileyeceği bir şey kalmayınca Allah ona şöyle der: “Dileğin bir kat fazla­sıyla sana verildi.” Bu hadisin râvilerinden Ata b. Yezid dedi ki: Ebû Saîd el-Hudrî, bu hadisi bize nakletmekte olduğu esnada Ebû Hüreyre´nin yanında duruyordu. Ebû Hüreyre´nin söylediklerine itiraz etmiyordu. Ebû Hüreyre: “Allah o adama: ´Dileğin bir kat fazlasıyla sana verildi´ der” deyince, Ebû Saîd: “Ey Ebû Hüreyre! O adama dileği on kat fazlasıyla verildi” dedi. Ebû Hüreyre ise: Ben “Dileğin bir kat fazlasıyla sana verildi” şeklinde ezberle­miştim bu hadisi, dedi. Ebû Saîd de: “Tanıklık ederim ki ben bu hadisi, Ra­sûlullah (s.a.v.)´den şu şekilde ezberlemişim: “Dileğin on kat fazlasıyla sana verildi.” Sözün sonunu Ebû Hüreyre şöyle bağladı: “İşte o adam, cennetlik­lerin, cennete en son girecek olanıdır.”

Bu hadisin bazı varyantlarında şu ifadelere rastlanmaktadır: “O adam cehennemden cennetin kapısına ancak üç aşamada ulaşabilir. Her aşamada bir ağacın altında oturur. O ağaçlardan her bir öncekinden daha güzeldir.”[236]

Buharî… Abdullah b. Mes´ud´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Doğrusu ben cehennemliklerin ateşten en son çıkacak olanını, cennetliklerin de cennete en son girecek olanını çok iyi biliyorum. Adamın biri sü­rünerek cehennemden çıkar, Cenab-ı Allah ona: “Git, cennete gir” der. Adam cennete gelir; oranın dolu olduğu hayalen kendisine görünür ve geri dönüp: “Ya Rab! Cennetin dolu olduğunu gördüm” der. Cenab-ı Allah ona: “Git, cennete gir. Sana dünya ve on kat fazlası kadar yer verildi.” der. Adam da şöyle der: “Sen bir hükümdar olduğun halde benimle alay mı ediyorsun (ve­ya bana gülüyor musun !.” Ravi diyor ki: Böyle dediği esnada Rasûlullah (s.a.v.)´in, azı dişleri görünecek kadar güldüğünü gördüm.” İşte o adam, cen­netliklerin en düşük derecelisidir, deniyordu.” [237]

Müslim… Ebû Zer´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Doğrusu ben, cennetliklerin cennete en son girecek olanını ve cehen­nemliklerin de cehennemden en son çıkacak olanım çok iyi biliyorum. Kıya­met gününde bir adam (hesap yerine) getirilir. Kendisine: “Falan günde fa­lan ve falanca işi yaptım. Falan günde şöyle ve şöyle bir şey yaptın mı ” di­ye sorulur. O da inkâr edemeyip “Evet…” der. O, büyük günahlarının kendi­sine gösterilmesinden korkar. Kendisine: “Her kötülüğünün yerine sana bir iyilik yazılmıştır” denir. O da: “Ya Rab! İşlediğin bazı fiilleri şurada (amel defterinde) göremiyorum! “der.” Râvi diyor ki: Böyle dediği esnada Rasûlul­lah (s.a.v.)´in, azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm.”[238]

Taberanî… Ebû Ümame´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cennete en son girecek olan adam, sırat köprüsü üzerinde babasından dayak yiyen çocuk gibi debelenen ve kaçmak isteyen ama kaçmasına ameli engel olan kimsedir. “Ya Rab! Beni cennete kavuştur ve cehennemden kur­tar” der. Cenab-ı Allah da ona şöyle der: “Ey kulum! Seni cehennemden kur­tarıp cennete koyarsam suçlarım ve günahlarını bana itiraf eder misin ” Kul: “Evet ey Rabbim. Senin izzetine yemin ederim ki; eğer beni cehennemden kurtarırsan, suçlarımı ve günahlarımı sana mutlaka itiraf ederim.” der. Köp­rüyü geçer. Kendi kendine: “Eğer suçlarımı ve günahlarımı itiraf edersem Allah beni mutlaka cehenneme geri gönderir” der. Allah´ta ona: “Suçlarını ve günahlarım itiraf etki senin için onları affedeyim ve seni cennete koya­yım” diye vahyeder. Kul: “Hayır, izzet ve üstünlüğüne yemin ederim ki; ben asla suç işlemedim ve hiç mi hiç günaha girmedim” der. Cenab-ı Allah, ona: “Ey kulum! Sana karşı benim ispatlayıcı kanıtım vardır.” diye vahyeder. Kul: “Ya Rab! Kanıtını bana göster” der. Cenab-ı Allah da cildini konuşturarak günahlarını itiraf ettirir. Kul bu durumu görünce: “Ya Rab! Senin onuruna yemin ederim ki; benim büyük günaharım vardır.” der. Cenab-ı Allah ona: “Ben bunu senden daha iyi biliyorum. Bu günahlarını itiraf et de seni affede­yim ve cennete koyayım.” diye vahyeder. Kul, günahlarını itiraf eder, Al­lah´ta onu cennete koyar.”

Böyle derken Rasûlullah (s.a.v.), azı dişleri görününceye kadar güldü ve şöyle buyurdu: “Bu adam, cennetliklerin en küçük mertebelisidir. Ondan üst dereceli olanların durumu nasıldır (Varın siz düşünün).”

İmam Ahmed b. Hanbel. Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu cehennemde bir kul bin yıl müddetle ´Ya Hannân, ya Men-nan!´ (Ey şefkati bol, eyiutfu ve nimeti bol Allahım!..) diye seslenir, Yüce Allah, Cibril´e: “Git, şu kulumu bana getir” der. Cibril gider, cehennemlik­lerin yüzü ütü yere kapanıp ağlamakta olduklarını görür; Rabbine dönüp du­rumu O´na haber verir. Cenab-ı Allah: “Onu bana getir. O, şöyle ve şöyle bir yerdedir.” der. Cibril onu getirir. Rabbinin durdurmasını emrettiği yerde dur­durur. Cenab-ı Allah ona: “Ey kulum! Mekânını ve istirahatgâhmı nasıl bul­dun ” diye sorar. Kul da: “Mekânım çok fena bir mekân; istirahatgahım da çok kötü bir istirahatgahtır” der. Cenab-ı Allah: “Onu geri (cehenneme) gö­türün!” deyince kul: “Beni cehennemden çıkardığında tekrar cehenneme göndereceğini senden ıSmmamıştım” der. Bunun üzerine Cenab-ı Allah: “Kulumu rahat bırakın” diye emir verir.” [239]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.av.) şöyle buyurmuştur:

“Dört kişi (Sabit´in ifadesine göre iki kişi) cehennemden çıkarılıp Al­lah´ın huzuruna götürülürler. Sonra tekrar cehenneme gönderilmeleri emre­dilince onlardan biri dönüp: “Ya Rab! Beni cehennemden çıkardığında tek­rar geri göndereceğini ummamıştım” der. Böyle demesi üzerine Cenab-ı Al­lah onu cehennemden kurtarır.” [240]

Abdullah b. Mübarek… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehenneme girenlerden iki kişinin çığlıkları şiddetlenir. Şanı yüce Rab: “Bunları cehennemden çıkarın” diye emreder. Çıkarılırar. Sânı yüce Rab, onlara: “Çığlığınız neden şiddetlendi ” diye sorar. Onlar: “Bize merha­met edesin diye böyle yaptık” deyince Aziz ve Celil olan Allah: “Rahmetim size şu şekilde tecelli edecektir: Cehenneme gideceksiniz!” der. Cehenneme gidince onlardan biri kendini cehenneme atar. Ama Cenab-ı Allah ateşi ona serin ve selâmet kılar. Diğeri ise kendini cehenneme atmaz. Cenab-ı Allah ona: “Seninde kendini arkadaşın gibi ateşe atmana engel olan nedir ” diye sorar. O da şu cevabı verir: “Ey Rabbim! Beni cehennemden çıkardıktan son­ra tekrar oraya göndermeyeceğini ummuştum.” Yüce Rab: “Umduğun sana verilecektir” der ve her ikisi de Aziz ve Celil olan Allah´ın rahmetiye cenne­te girerler.”

Bilâl b. Sa´d, hutbesinde bunun devamını şöyle getirir;

“… Doğrusu Cenab-ı Allah onlara, cehenneme geri dönmelerim emretti­ğinde onlardan biri, zincir ve prangalarına gidip onları açar. Diğeri duraksar. Cenab-ı Allah, ilkine: “Neden böye yaptın ” diye sorunca şu cevabı verir: “Sana isyan edişimizin vebalinderi korkarak kendimi acıklı azaba attım ki, senin gazabına ikinci maruz kalmıyayım.” Diğeri de şu cevâbı verir: “Beni cehennemden çıkardığında oraya tekrar göndermeyeceğine dair hüsnü zan-nım beni böyle davranmaya şevketti.” Cenab-ı Allah onlara merhamet eder ve ikisini de cennete koyar.” [241]

Fasıl:

Günahkârlar cehennemden çıkarılıp da orada kâfirlerden başka kimse kalmadığında, kâfirler orada ne ölür ne de dirilirler. Nitekim yüce Allah bu­yurmuş ki: “O gün oradan çıkarılmazlar.” (Câsiye, 45/24)

Oradan çıkıp sapacakları başka bir yer yoktur. Aksine orada temelli ka­lıcıdırlar onlar. Kur´ân´ın cehennemde hapsettiği kimselerdir onlar. Orada te­melli kalmalarına hükmettiği kimselerdir onlar.

Nitekim Yüce Allah buyurmuş ki: “Allah´a ve peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temeli kalınacak cehennem ateşi vardır. Sonun­da, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güç­süz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.” (Cin, 72/23-24)

“Allah şüphesiz, inkarcılara lanet etmiş ve onlara -içinde sonsuz olarak temelli kalacakları- çılgın alevli cehennemi hazırlamış izdir. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar.” (Ahzâb, 33/64-65)

“İnkâr edenleri ve zâlimleri Allah şüphesiz bağışlamaz. Onları içinde te­melli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah´a kolaydır.” (Nisa, 4/168-169)

Bu üç ayetle, kâfirlerin cehennemde temelli kalacaklarına dâir hüküm vardır. Ama Kur´ân-ı Kerîm´de şu âyetler de vardır. Bunlara ne diyeceksiniz:

“Cehennem, Allah´ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız dura-ğınızdır” der.” (En´âm, 6/128)

“Bedbaht olanlar cehennemdedirler. Onar orada âh edip inlerler. Rabbi-nin dilemesi bir yana, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır. Rabbin, şüphesiz, her istediğini yapar.” (Hûd, il/106-107)

İbn Cerir ve diğer tefsirciler bu âyet üzerinde uzun uzadıya açıklamalar­da bulunmuşlardır. Bu hususta sahabilerden garip eserler ve tuhaf haberler de nakledimiştir. Burası bu hususta açıkama yapmanın yeri değildir. Başka bir yerde buna değineceğiz. Allah çok daha bilen ve hikmet sahibi olandır.

İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Ömer´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennete cehennem arasındaki bir yerde durdurulur; sonra da boğaz­lanır. Ardı sıra bir ünleyici: “Ey Cennetikler! Ebedîlik var, ölüm yok. Ey ce­hennemlikler! Ebedîlik var, ölüm yok.” diye seslenir. Bunun üzerine cennet­liklerin sevincine sevinç; cehennemliklerin üzüntüsüne de üzüntü eklenir.” [242]

Buharı… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Ölüm, alaca bir koç suretinde getirilip cennetle cehennem arası bir yerde durdurulur. “Ey Cennetlikler!..” denilir. Cennettekiler, boyunlarını uzatıp bakarlar. Sonra “Ey Cehennemlikler!..” denilir. Onlar da boyunlarını uzatıp bakarlar ve düzüğe kavuşma vaktinin geldiğini görürler. (Koç suretine bü­rünmüş olan) ölüm boğazlanır ve “Ebedilik var, ölüm yok” denir…” [243]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ölüm kıyamet gününde getirilip sırat köprüsünün üzerinde durdurulur ve “Ey Cennet halkı!..” diye seslenilir. Onlar da içinde bulundukları mekân­dan çıkarılacakları endişesiye korkarak boyunlarını uzatıp bakarlar. Onlara: “Şunu tanıyor musunuz ” denilir. Onlarda: “Evet ey Rabbimiz. Bu ölümdür” derler. Sonra “Ey Cehennem halkı!..” diye seslenilir. Onlar da içinde bulun­dukları mekândan çıkarılacakları ümidiyle sevinerek boyunlarını uzatıp ba­karlar. Onlara: “Şunu tanıyor musunuz ” denilir. Onlar da: “Evet, bu ölüm­dür” derler. Sonra emir verilir ve ölüm, sırat köprüsü üzerinde boğazlanır. Sonra da her iki fırkaya: “İçinde bulunduğunuz yerde temelli kalacaksınız. Artık size ebediyyen ölüm yoktur.” denilir. Bu hadisin senedi kuvvetli olup Sahihin sıhhat şartına uygundur. [244]

Hafız Ebubekir el-Bezzar… Enes´ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ölüm, kıyamet gününde getirilip cennetle cehennem arası bir yerde durdurularak boğazlanır. Ardı sıra, “Ey Cennet halkı! Size ebedilik var, ölüm yok. Ey Cehennem halkı! Size de ebedilik var, [245] ölüm yok” denir.” [246]

Cennetliklerin Evsafı Ve Cennetteki Nimetler

Aziz ve Celil olan Allah´tan, kendi rahmetiyle hepimizi oraya koyması­nı diliyoruz. [247]

Cennete İlk Girecek Olan, Rasûlullah (s.a.v.)´dir:

O, bütün peygamberlerden ve ümmetlerden önce cennete girecektir.

Nitekim Sahih-i Müslim´de… Enes´ten rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetin kapısını ilk çalacak olan benim.”

Yine aynı senedle rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cennetin kapısına gelir, açmalarını söylerim. Bekçi: “Sen kimsin ” di­ye sorar. “Muhammed´im” derim. O da der ki: “Senden önce bu kapıyı hiç kimseye açmama emrini aldım.” [248]

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Hüreyre´den rivayet olundu ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Biz sonda (gelen bir ümmetiz), kıyamet günündeyse önde olacağız ve biz, cennete ilk girenler olacağız.”

Hafız Ziya… Ömer b. Hattab´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Ben içine girmedikçe diğer peygamberlerin cennete girmeleri haram kılınmıştır. Ümmetim içine girmedikçe ve diğer ümmetlerin cennete girme­leri haram kılınmıştır.” [249]

Rasûlullah (S.A.V.)´in Ümmetinden Cennete Girecek İlk Kişi, Ebubekir Es-Sıddîk (R.A.)´Dır:

Sünen-i Ebû Davûd´da.., Ebû Hüreyre´den rivayet olundu ki; Peygam­ber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cibril bana geldi ve ümmetimin gireceği Cennet kapısını bana göster­di.” Hz. Ebubekir dedi ki:

— Ey Allah´ın Rasûü! O kapıya bakmak için (o zaman) senin yanında olmayı isterdim.

— Ama sen ey Ebû Bekir, ümmetimden cennete girecek ilk kişisin!” Sahih-i Buharî´de sabit olduğuna göre Cenab-ı Allah, Rasûlullah´a şöy­le buyuracaktır:

“Ümmetinden üzerinde hesap bulunmayanları sağ kapıdan cennete koy. Onlar diğer kapılarda da insanlara ortaktıklar.”

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Hüreyre´den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Her kim Allah yolunda malından bir çift şeyi infak ederse o kişi, cen­netin kapılarından çağırılır. Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz ehlinden olan kişi, namaz kapıcından çağırılır. Sadaka ehlinden olan kişi, sadaka ka­pısın çağırılır. Cihâd ehlinden olan kişi, cihad kapısından çağırılır. Oruç eh­linden olan kişi, oruç kapısından çağırılır.”

Ebubekir (r.a.) dedi ki: “Bir kimse bu kapılardan hangisinden çağırılacak olursa olsun, vallahi o kimseye zarar yoktur. Ey Allah´ın Rasûlü! Bir adamın bu kapıların tümünden çağırılması mümkün müdür ” [250] Rasûlullah buyurdu ki: “Evet. Senin de onlardan biri olacağını umuyorum.” [251]

Sadece Oruç Tutatılar Reyyan Kapısından Cennete Girerler:

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Sehl b. Sa´d´dan rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cennetin sekiz kapısı vardır. Onlar­dan birine Reyyan kapısı denir. Bu kapıdan, ancak oruç tutanlar cennete gi­rerler. Girince de kapı kilitlenir. Onlardan başkası o kapıdan giremez.” [252]

Fakirler, Zenginlerden Önce Cennete Girerler:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Müslümanların fakirleri, zenginlerinden yarım gün Önce -ki o da beş-yüz senedir- cennete girerler.” [253]

Bu hadisin bir varyantında.ise Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz, müminlerin fakirleri, zenginlerinden yarım gün önce -ki o da beş-yüz senedir- cennete girerler.” [254]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Abdirrahman el-Hanbelî´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu muhacirlerin fakirleri kıyamet gününde zenginlerden kırk ba­har (yıl) önce cennete girerler.” [255]

imam Ahmed b. Hanbel… İbn Abbas´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Dünyadayken biri zengin diğeri de fakir olan iki mümin, cennetin ka­pısında karşılaşırlar. Fakir olan cennete konulur. Zengin olansa, Allah´ın di­lediği bir süre alıkonulur. Sonra cennete konulur. Fakir olan cennette onunla karşılaşır ve ona: “Ey kardeşim! Seni alıkoyan sebep neydi Vallahi o kadar bekletildin ki, doğrusu senin adına korktum.” der. O da şöyle cevap verir: “Ey kardeşim, senden sonra çok feei ve rahatsız edici bir yerde hapsedildim. Üzerimden su gibi ter aktıktan sonra ancak sana ulaşabildim. Üzerimden akan terleri bin deve içmeye gelseydi ve onların hepsi de hims yeyicisi [256] ol­saydı yine de kanıp giderlerdi.” [257]

Cennetliklerin Çoğu Düşkünler Ve Fakirlerdir. Cehennemliklerin Çoğu İse Zenginler Ve Kadınlardır:

İmam Ahmed b. Hanbel… Üsâme b. Zeyd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetin kapısında durdum; oraya girenlerin çoğunu düşkünlerin oluş­turduğunu gördüm. Cehennemin kapısında durdum; oraya girenlerin çoğunu İse kadınların oluşturduğunu gördüm.” [258]

Abdürrezzak… İmrân b. Husayn´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete baktım; oradakilerin çoğunun fakir olduğunu gördüm. Cehen­neme baktım; oradakilerin çoğunun da zengin olduğunu gördüm.” [259]

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr´dan rivayet etti ki: Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete baktım; oradakilerin çoğunun fakir olduğunu gördüm. Cehen­neme baktım; oradakilerinse çoğunun zenginler ve kadınlar olduğunu [260] gör­düm.” [261]

Cennete Girecek İlk Üç Kişi, Cehenneme Girecek İlk Üç Kişi:

Ebubekir b. Ebi Şeybe… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden cennete girecek ilk üç kişiyle, cehenneme girecek ilk üç kişi bana arz edildi. Cennete girecek ilk üç kişi şunlardır: Şehid. Dünyadaki köleliğin, kendisim Rabbinin taat (ve ibadetinden alıkoymadığı köle ve ço­luk çocuk sahibi olup (dilenmekten utanan) iffetli fakir. Cehenneme girecek ilk üç kişi ise şunlardır: Zorba hakim. Malındaki Allah hakkını (zekâtı) öde­meyen mal ve servet sahibi ve kibirli fakir.” [262]

Şehidlerin, İnsanları Affedenlerin, Darlıkta Ve Genişlikte Rablerine Hamdedenlerin Üstünlükleri:

Galib el-Kattân… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Kullar hesap için (mahşerde) durduklarında, kılıçlarım boyunlarına koymuş ve kılıçlarından kan damlamakta olan bir topluluk gelir. Cennetin kapısında sıkışıhk meydana getirirer. “Bunlar kimlerdir ” diye sorulur. “Bu-nar şehidlerdir. Diri idiler ve (Rableri katında) nzıklanmaktaydılar.” derler. Sonra bir ünleyici: “Ücreti Allah´a âid olanlar kalkıp cennete girsinler” diye seslenir. İkinci kez, “Ücreti Allah´a âid olanlar kalkıp cennete girsinler” di­ye seslenir. Ücreti Allah´a âid olanlar kimlerdir diye sorulur. “İnsanları af­fedenlerdir” diye cevap verilir. Aynı ünleyici üçüncü kez: “Ücreti Allah´a âid olanlar kalkıp cennete girsinler” diye seslenir. Şu kadar ve şu kadar bin kişi kalkıp hesapsız olarak cennete girer.” [263]

Habib b. Ebi Sabit… İbn Abbas´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[264]

“Kıyamet gününde cennete ilk davet edilecek olanlar, hamd edicilerdir. Onlar ki darlıkta ve bollukta (Allah´a) hamdederler.” [265]

Cennetteki Mahallerin Sayısı, Yükseklik Ve Genişliği:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları* açıldığında, bekçileri onlara: “Selâm size, hoş geldi­niz! Temelli olarak buraya girin” derler. Onlar: “Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere vâris kılan Allah´a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde otura­biliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!” derler.” (Zümer, 39/73-74)

“Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.” (Sâd, 38/50)

“Melekler her kapıdan yanlarına girip: “Sabretmenize karşılık size se­lâm olsun. Burası dünyanın ne güzel bir sonucudur” derler.” (Ra´d, 13/23-24)

Önceki kısımlarda geçen hadislerden birinde şöyle denmekteydi:

“Müminler cennetin kapısına vardıklarında kilitli olduğunu görürler.´ [266] Kapının açılmasını sağlamak için Aziz ve Celil olan Allah´tan, aracılık yap­masını dilerler.”

Sûr hadisinde ise şöyle denilmektedir:

“İnsanlar Âdem´e, sonra Nuh´a, sonra İbrahim´e, sonra Musa´ya, sonra İsa´ya gelirler. Hepsi onların şefaat isteminden yüz çevirir. Sonra o insanlar Rasûlullah (s.a.v.)´e gelirler. O, gidip cennetin kapısının halkasını şiddete vurur. Bekçi: “Kim O ” der. O da: “Ben Muhammed´im” der. Bunun üzeri­ne bekçi: “Bu kapıyı senden önce kimseye açmama emrini adım.” der. (Ka­pı açılır. Rasûlullah) cennete girer. Allah katında, müminlerin keramet yur­duna girmeleri için şefatte bulunur. Allah onun şefaatini kabul eder. Böylece Rasûlullah (s.a-.v.), cennete ilk giren peygamber olur. Onun ümmeti de cen­nete ilk giren ümmet olur.”

Sahih´de rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[267]

“Cennette ilk şefaat edecek olan ve cennetin kapısına şiddetle ilk vura­cak olan benim.”

Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmaktadır efendimiz:

“Cennetin anahtarı lâ ilahe illâllahür.” [268]

İmam Ahmed b. Hanbel… Müminlerin emiri Ömer b. Hattab´dan riva­yet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Abdestini güzelce aldıktan sonra gözlerini semâya dikip ´eşhedü en la ilahe illallahü vahdehu la şerike leh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Rasûlüh´ derse, ona cennetin sekiz kapısı açılır. Dilediği kapıdan içeri gi­rer.” [269]

İmam Ahmed b. Hanbel… Sehl b. Sa´d´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu cennette bir kapı vardır. Ona Reyyan denir. Oruçlular kıyamet gününde o kapıdan cennete davet edilirler. “Oruçlular nerede ” denilir. Oruçlular içeri girince de kapı kilitlenir. Artık onlardan başkası o kapıdan içeri giremez.” [270]

Taberanî… Sehl b. Sa´d´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cennette sekiz kapı vardır. Onlardan birine Reyyan kapısı denir. Ora­dan ancak oruç tutanlar içeri girebilirler.” [271]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse Allah yolunda kendi malından bir çift (şeyi) infak ederse, Cennet´in (bütün) kapılarından çağırılır. Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz kılanlardan olan kişi, sadaka kapısından çağırılır. Oruç tutanlardan olun kişi, Reyyan kapısından çağırılır.” Ebubekir (r.a.): “Vallahi ey Allah´ın Rasûlü! Bir kimse bu kapıların her hangi birinden çağınhrsa ona zarar yoktur. Bir kimse bu kapıların tümünden çağırılabilir mi ya Rasûlallah ” diye sordu. Ra­sûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Evet… Senin de onlardan biri olacağını umarım.” [272]

İmam Ahmed b. Hanbel´in oğlu Abdullah… Utbe b. Abdullah es-Süle-mî´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir müslümanın buluğa ermemiş üç çocuğu vefat ederse, onun bu ço­cukları kendisini cennetin sekiz kapısında karşılarlar. Dilediği kapıdan içeri girer.” [273]

Beyhakî… ihlaslının, günahkârın ve münafıkın savaşımıyla ilgili olarak Utbe b. Abdullah es-Sülemî´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cennetin sekiz kapısı vardır. Doğrusu kılıç, günahları silendir, ama münafıklığı Sİlmez.” [274]

Buharî ve Müslim´in sahihliğinde ittifak ettikleri şefaat hadisinde… Ebû Hüreyre, Rasûlullah (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Allah der ki: ´Ya Muhammed! Ümmetinden üzerinde hesab bulunma­yan kimseleri sağ kapıdan cennete koy. Onlar diğer kapılarda da insanlara or­taktırlar.´ Muhammed´in canı elinde bulunan zâta yemin ederim ki; cennet kapısının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile Hecer (ya da Mekke ile Busrâ) arasındaki mesafe kadardır.”

Müslim, Halid b, Umeyr el-Adevî´den rivayet etti ki; Utbe b. Gazvan, kendilerine bir hutbe irâd etmiş, Allah´a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle demiştir:

“İmdi, dünyâ, sonu geldiğini ilân etmiş olup arkasını dönüp kaçmakta­dır. Onda, kabın dibinde kaan ve kabın sahibi tarafından (yere) boşaltılan (su) birikinti(si) kadar az bir (zaman) birikinti(si) kalmıştır. Siz dünyadayken ebedi bir diyara intikal edeceksiniz. (Bari) hayırlı amelinizle birlikte oraya intikal edin. Bize anlatıldığına göre cennetin kapısının iki kanadı arasında kırk senelik bir yol vardır. Orası öyle bir gün görecek ki, sıkışıklıktan adeta cızırdayacaktır.” [275]

Bu hadisin Saîd el-Harirî b. Muaviye tarafından gelen bir varyantında ise şöyle denilmektedir:

“Doğrusu cennetin kapısının iki kanadı arasında yetmiş senelik yol vardır.”

Yakub b. Süfyân… Salim´in babası Abdullah´tan rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimin, içinden geçerek cennete gireceği kapının genişliği, rahvan ata binmiş bir süvarinin üç günde katedeceği yol mesafesi kadardır. Sonra onlar o kapıda öyle bir sıkışıklık meydana getirirler ki, neredeyse omuzları yerinden çıkar.” [276]

Utbe b. Gazvan´ın rivayet ettiği hadiste anlatıldığına göre o kapının iki kanadı arasındaki mesafe, “kırk senelik yol kadardır.” Bu, esahh bir rivayet­tir. [277]

Müsned adlı eserinde Abd b. Humeyd… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Ra­sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz, cehennemin yedi kapısı vardır. O kapılardan her birinin ge­nişliği, bir süvarinin ancak yetmiş senede alabileceği yol kadardır.”

Bu meşhur bir hadistir. Bazı alimler bu mesafenin bir kapının iki kana­dı arasındaki genişliği değil de her iki kapı arasındaki genişilği ifade ettiğini söylemişlerdir ki, bununla önceki hadis arasında bir çelişki meydana gelme­sin. Doğrusunu Allah bilir.

Kurtubî, cennetin on üç kapısı olduğunu iddia etmiş ancak bunu ispatla­ma sadedinde kuvvetli bir delil ibraz edememiş, en fazla şöyle demiştir: Cen­netin kapılarının sekizden fazla olduğunu gösteren delillerden biri, Hz. Ömer´in Tirmizî ve diğerleri tarafından rivayet edilen şu hadisidir:

“Abdest alıp ´Eşhedü en lailâhe illallah´ diyen kimseye cennetin kapıla­rından sekiz tanesi açılır. Bunlardan dilediği birinden cennete girer.” [278]

Kitabu´n-Nasîha adlı eserinde Acurî… merfu olarak Ebû Hüreyre´den şöyle bir rivayette bulunmuştur:[279]

“Doğrusu cennette duhâ (kuşluk) kapısı denen bir kapı vardır. Bir ünle-yici şöyle seslenir: Nerede kuşluk namazı kılmaya devam edenler Bu, sizin kapınızdır!.. (Buradan) cennete girin.” [280]

Cennet Kapılarının Adları:

Halimi dedi ki: “Cennetin kapılarından biri Muhammed (s.a.v.)´in kapı­sıdır ki, bu, tevbe kapısıdır. Ondan başka şu kapılar da vardır: Namaz kapı­sı, oruç kapısı, zekât kapısı, sadaka kapısı, Hac kapısı, Umre kapısı, Cihâd kapısı ve sıla kapısı.”

Başkaları şu ilâveyi yapmışlardır: “Öfkelerini yutanların kapısı, razı olanların kapısı ve eymen (sağ) kapısı ki, üzerinde hesap bulunmayan kim­seler bu kapıdan cennete girerler.”

Tirmizî tarafından da rivayet edildiği gibi Kurtubî, “İki kanadı arasında­ki genişliğin rahvan ata binmiş bir süvari tarafından üç günde katedilebilen yol kadar olduğu kapı ön üçüncü kapıdır” demiştir. [281] Doğrusunu Allah bilir. [282]

Cennetin Anahtarı Kelime-i Şehadettir. Salih Ameller De Bu Anahtarın Dişleridir:

Hasan b. Arefe… Muaz b. Cebel´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) ona şöyle demiştir:

“Cennetin anahtarı, ´Allah´tan başka ilâh yoktur´ diye şehadet getirmek­tir.”

Sahih-i Buharî´de şöyle denmektedir: Vehb b. Münebbih´e: “Allah´tan başka ilâh yoktur” şeklindeki şehadet, Cennetin anahtarı değil midir diye sorulduğunda Vehb şu cevabı verdi: “Evet, öyledir. Ama dişleri olan bir anahtar getirirsen, kapı sana açılır; Yoksa açılmaz. Yani tevhidin yanı sıra ki­şiye, haramları terketmek, taatlerde bulunmak gibi salih ameller de gerekli­dir.” [283]

Cennet Mahallerinin Sayısı, Yükseklik Ve Genişliği:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Bu iki cennet türlü ağaç­larla doludur. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Bu cennetlerde akan iki kaynak vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Bu cennetlerde her türlü meyveden çift çift vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Orada, örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin meyvelerini de kolayca top­larlar. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Oralarda, bakışlarını yalnız erkeklerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne de cinlerin dokunmuş olduğu eşler vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisi­ni yalanlarsınız Onlar yakut ve mercan gibidirler. Öyleyken Rabbinizin ni­metlerinden hangisini yalanlarsınız İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil mi-dir Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Bu iki cen­netten başka iki cennet daha vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Renkleri koyu yeşildir. Öyleyken Rabbinizin nimetle­rinden hangisini yalanlarsınız İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak var­dır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır. Öyleyken Rabbini­zin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Onlara daha önce insan da cin de dokunmamış tır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Cennetlikler orada yeşil yastıklara ve harikulade işlemeli döşeklere yaslanırlar. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Büyük ve pek cömert olan Rabbinin adı ne yücedir.” (Rahman, 55/46-78)

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Musa el-Eş´a´rî´den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kendileri, kapları :ve içlerindeki her şeyleriyle altundan mamul olan iki cennet vardır. Kendileri, kapları ve içlerindeki her şeyleriyle gümüşten mamul olan iki cennet vardır. Adn cennetinde insanların, Aziz ve Celil olan iki cen­net vardır. Adn cennetinde insanların, Aziz ve Celil olan Rablerinin görmele­rine engel olan, sadece O´nun yüzündeki ululuk örtüşüdür.” [284]

Beyhakî… Ebû Musa el-Eş´arî´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Hayırda öne geçmiş olanlar için altundan iki cennet vardır. Amel def­terleri sağ ellerine verilenler için de gümüşten iki cennet vardır.” [285]

Buharî… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Ümmü Harise, Rasûlullah (s.a.v.)´in yanına geldi -oğlu Harise, Bedir savaşında bir ok darbesiyle şehit düşmüştü- ve dedi ki: “Ey Allah´ın Rasûlü! Oğlum Hârise´nin, kalbimdeki yerini (onu ne kadar çok sevdiğimi) biliyorsun. Eğer o, cennette ise ona ağla­mayacağım. Ama değilse gör ne yapacağım!” Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:[286]

“Sadece bir cennet mi yoksa bir çok cennet mi var Harise, Firdevs-i ala cennetindedir.” [287]

Allah Yolunda Az Bir Amel, Dünyadan Ve İçindeki Şeylerden Daha Hayırlıdır. Cennetteki Az Bir Şey De Dünyadan Ve İçindeki Şeylerden Daha Hayırlıdır:

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

“Öğlenden önce veya sonra bir kerecik Allah yolunda yola çıkmış, dün­yadan ve içindeki şeylerden daha hayırlıdır. Birinizin yayının ve kırbacının miktarı kadar (cennetteki) bir yer, dünyadan ve içindeki herşeyden daha ha­yırlıdır. Şayet cennet kadınlarından biri uzanıp da göktekilere ve yerdekilere bakacak olursa, gök ile yerin arasını aydınlatır ve gök ile yerin arasım kendi kokusuyla doldurur. Onun başörtüsü, dünyadan ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.”[288]

Katâde´den gelen bir rivayette ise şöyle buyurulmuş:

“Firdevs, cennetin ortasındaki en yüksek ve en faziletli yeridir.”

Bu hususta yüce Allah´ta şöyle buyurmuştur:

“Yüksek bir cennette (bahçede)dir.” (Hakka, 69/22)

“İşte onlara en üstün dereceler vardır.” (Tâ-Ha, 20/75)

“Rabbinizin mağfiretine, ve Allah´a karşı gelmekten sakınanlar için ha­zırlanmış, eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.” (Âi-imrân, 3/133)

“Ey insanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah´a ve peygambe­rine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşuşun. Bu, Allah´ın dilediğine verdiği lütufdur. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Hadid, 57/21)

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah´a ve Rasûlüne inanan, namaz kılan, Ramazan orucunu tutan kim­se, Allah yolunda hicret etse de doğduğu yerde ikamet etse de, onu cennete koymak, Allah´ın üzerine bir haktır.” Sahabiler, ´Bunu insanlara bildirelim mi ey Allah´ın Rasûlü ´ diye sorduklarında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi:[289]

“Cennette yüz derece vardır. Cenab~ı Allah orayı, kendi yolunda cihâd eden kimselere hazırlamıştır. Her derecenin arasında gökle yer arası kadar uzaklık vardır. Allah´tan istediğinizde firdevs cennetini isteyin. Çünkü orası cennetin orta yerinin en üst katıdır. Üzerinde Rahman´in arşı vardır. Cennet nehri (veya nehirleri) oradan kaynarlar.” [290]

Firdevs, Cennetin En Yüksek Derecesidir. Namaz ve Oruç´ta Yüce Allah´ın Bağışlanması İcâb Ettirirler:

Ebü´l-Kasım et-Taberanî… Muaz b. Cebel´den rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Şu beş vakit namazı kılan, Ramazan orucunu tutan (zekâttan söz etti mi, etmedi mi Bilmiyorum) bir kimse hicret etmişte olsa veya anasının ken­disini doğurduğu yerde oturmuşta olsa onu bağışlamak, Allah´ın üzerine bir haktır.”

Muaz diyor ki: “Bunu çıkıp insanlara duyurayım mı ” diye sordum. Ra­sûlullah (s.a.v.) bana buyurdu ki:

“Bırak insanları, amellerini yapmaya devam etsinler. Cennette yüz dere­ce vardır. Her iki derecenin arasında, gök ile yer arası kadar mesafe vardır. Bu derecelerin en yükseği Firdevs´tir. Onun da üzerinde Arş vardır. O, [291] cen­netin ortasının en üst katıdır. Cennetin nehirleri oradan kaynayıp çıkarlar. Al­lah´tan dilekte bulunduğunuzda Firdevs cennetini dileyin.” [292]

Cennetin Nehirleri Firdevs´ten Kaynar:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ubade b. Samit´ten rivayet etti ki; Peygam­ber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet yüz derecedir. Her iki derecenin arası yüz senelik yoldur.” İbn Affan dedi ki: “Cennetin her iki derecesinin arası, yer ile göğün bir­birine olan uzaklığı kadar uzaktır. Firdevs, cennetin en yüksek derecesidir. Dört nehir oradan kaynayıp çıkar. Arşta onun üstündedir. Allah´tan dilekte bulunduğunuzda Firdevs cennetini isteyin.”[293]

Ben derim ki: Cennet, kubbemsi bir yapıdır. Kubbenin en yüksek yeri de orta noktasıdır. Doğrusunu Allah bilir. [294]

Cennetin Dereceleri Farklıdır. Dereceler Arasındaki Farkın Miktarını Ancak Alemlerin Rabbi Allah Bilir:

Ebubekir b. Ebi Davûd… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet yüz derecedir. Her iki derecenin arası, beşyüz senelik yoldur.”

Tirmizî´nin… Yezid b. Harun´dan rivayet ettiğine göre; “her iki derece arasındaki mesafe, yüz senelik yoldur.”

Hafız Ebû Ya´lâ… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[295]

“Cennet yüz derecedir. Bütün âlemler bunlardan birinde toplanacak ol­sa, yine de hepsine yeter.” [296]

Cennetliklerin En Düşük Mertebelisine De En Yüksek Merte Belisi Ne De Verilecek Geniş Ve Büyük Mülk:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.” (insan, 76/20)

Önceki kısımlarda geçen, sahihliği üzerinde Buharî ile Müslim´in ittifak ettikleri ve İbn Mes´ud´un Peygamber (s.a.v.)´den rivayet ettiği bir hadiste ifade edildiğine göre Muhammed ümmetinden cennete en son girecek olan şahsa Cenab-ı Allah şöyle buyuracaktır:

“Dünya ve on katı kadar yerin sana verilmesine razı olmaz mısın ”

İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Ömer´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetliklerin mertebece en düşük olanı kendi bahçesine, nimetlerine, hizmetçilerine ard arda gelen bağışlarına bakar. Cennetinin genişliği bin se­nelik yoldur. Cennetliklerin Allah katında en üstün olanı ise sabah akşam Rabbinin mübarek yüzüne bakar.” Hz. Peygamber böyle dedikten sonra şu âyeti okudu:

“O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.” [297]

Yine İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Ömer´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetliklerin en küçük mertebelisi iki bin senede bir ucundan diğer ucuna gidilebilecek olan bir mülke bakar. O mükün yakınını gördüğü gibi en uzak noktasını da görebilir. (Mülküne), eşlerini ve hizmetmetçilerini görür. Cennetliklerin en yüksek mertebelisi ise her gün Allah´ın mübarek yüzüne [298] İki kez bakar.”[299]

Müslim… Muğire b. Şube´den rivayet etti ki; Musa (a.s.) şöyle demiştir: “Ya Rab! Cennetliklerin mertebece en düşük olanım bana bildir(ir mi­sin )” Yüce Allah buyurdu ki: “Evet. O, insanların cennetteki yerlerine yer­leşmelerinden ve alacaklarım almalarından sonra gelecek olan bir adamdır. Kendisine, “Cennete gir” denilir. O da der ki:

— Ya Rab! Nasıl gireyim ki Herkes yerine yerleşmiş ve alacağını al­mıştır.

— Dünya meliklerinden birinin mülkü kadar sana verilmesine razı ol­maz mısın

— Razı oldum ya Rab.

— Sana onun mülkü bir kat fazlasıyla verildi (Böyle derken hadisin ra-visi Süfyan beş parmağını yumdu).

— Razı oldum ya Rab.

Musa (a.s.) demiş ki: “Ya Rab! Bana cennetliklerin en yüksek mertebe-lisini bildir(ir misin )”. Yüce Allah buyurdu ki: “Evet… Zaten kasdettiğim de onlardır. Onlar hakkında sana haber vereceğim. Şeref (ve üstünlük)lerini el­lerimle diktim, üzerini mühürledim. Onlara vereceğim şeyleri hiç bir göz görmemiştir. O şeyleri hiç bir kulak işitmemiştir ve o şeyler hiç bir insanın kalbinden geçmemiştir.” Bunu doğrulayan ölçü, Allah´ın kitabındadır: “Yap­tıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.” [300]

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Hüreyre´den rivayet olunduğu­na göre Peygamber (s.a.v.), yüce Allah´ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve beşer kalbinden geçme­yen şeyleri salih kullarım için hazırladım.” Bunu doğrulayan ölçü, yüce Al­lah´ın kitabındadır: “Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.” [301]

İmam Ahmed b. Hanbel… Sehl b. Sa´d´ın şöyle dediğini rivayet etmiş­tir: Rasûlullah (s.a.v.)´in bir oturumunda hazır bulundum. O oturumunda cennetin evsafını anlattı. Sözlerinin sonuna geldiğinde şöyle dedi:

“Cennette gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve beşer kalbinden geçmeyen şeyler vardır.” Böyle dedikten sonra da şu âyeti okudu:[302]

“Ayetlerimize ancak vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır. Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.” [303]

Cennetin Odaları, Bu Odaların Genişlik Ve Büyüklüğü.
Bu Odaları Bol Lutfuyla Bize Bahşetmesini Allah´tan Dileriz:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Fakat Rablerinden sakınanlara, üst üste bina edilmiş köşkler vardır. Altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah´ın verdiği sözdür. Allah verdiği sözden caymaz.” (Zümer. 39/20)

“İşte onların yaptıklarına karşılık mükâfatları kat kattır. îşte onlar, yük­sek derecelerde, güven içindedirler.” (Scbe\ 34/37)

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Saîd el-Hudrî´den rivayet olun­du ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu cennetlikler, üzerlerindeki (yani içinde bulundukları) odalar­dan görünürler. Tıpkı ufukta doğudan batıya giden inci gibi parlak yıldızları gördüğünüz gibi. Aralarındaki fazilet farkı onları böyle yukarıda gösterir.” [304]

Bunun üzerine asha^: “Ey Allah´ın Rasûlü! Bu söylediğiniz, peygam­berlerin makamı olmalı. Başkaları oraya ulaşamamalı.” dedi. Ancak Rasûlul­lah (s.a.v.) buyurdular ki: “Canım kudret elinde bulunan zât´a yemin ederim ki, o odalarda kalanlar, Allah´a inanıp peygamberleri tasdik eden kimseler­dir.” [305]

Allah İçin Birbirlerini Sevenlerin Cennetteki Yerleri Ve Mertebeleri:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd el-Hudrî´den rivayet etti ki; Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah için birbirlerini sevenlerin [306] cennetteki odaları doğu veya batı ufkunda doğan yıldız gibi görünür. “Bu odalardakiler kimlerdir ” diye soru­lur. “Bunlar, Allah için birbirlerini sevenlerdir.” diye cevap verilir.” [307]

Atiyye, Ebû Saîd´den merfu olarak şöyle bir rivayette bulunmuştur:

“(Cennetin) İlliyyin tabakasındaki kimseleri, başkaları -sizin göğün uf-kundaki yıldızı görmeniz gibi- görürler. Şüphesiz, Ebubekir ve Ömer de on­lardandır.” [308]

Cennetteki En Yüksek Makam, Rasûlullah (s.a.v.)´in Vesile Adlı Makamıdır:

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde… Câbir b. Abdullah´tan rivayet olun­du ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse ezanı duyduğunda: “Allahümme Rabbe hâzihi´d-da´veti´t-tâmmeti ve´s-salâti´I-kâimeti âti Muhammeden el-vesilete ve´1-fazilete veb´ashü makamen mahmuden´illezi vaadtehu. (Ey bu eksiksiz davetin ve kılınan namazın sahibi! Muhammed´e vesileyi ve fazileti ver. Onu, va´d et­tiğin makamı mahmuda gönder) derse, kıyamet gününde şefaatim ona helâl Olur.” [309]

Sahih-i Müslim´de… Abdullah b. Amr b. Âs´tan rivayet olundu ki; Ra-sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[310]

“Müezzini(n ezanını) duyduğunuzda onun dediklerini tekrarlayın. Son­ra bana salât okuyun. Çünkü bana bir salât okuyana Allahtan, benim için ve­sileyi isteyin. Doğrusu kim benim için Allah´tan vesileyi isterse, ona şefa­attim) helâl olur.” [311]

Vesile, Cennetteki En Yüksek Derecedir. Oraya Ancak RasûluIIah (s.a.v.) Ulaşabilir:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bana salât okuduğunuzda Allahtan benim için vesileyi isteyin.” Ashab: “Ey Allah´ın Rasûlü! Vesile nedir ” diye sordu. RasûluIIah (s.a.v.) buyurdu ki: “Cennetteki en yüksek derecedir. Oraya ancak bir adam ulaşacaktır. Uma­rım ki o adam da ben olurum.” [312]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd el-Hudrî´den rivayet etti ki; Rasû­luIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Vesile, Allah katında bir derecedir. Onun üstünde bir derece daha yoktur. Vesileyi bana bahşetmesini Allah´tan dile­yin.” [313]

İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Abbas´tan rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah´tan benim için vesileyi isteyin. O makamı dünyadayken benim için isteyen kula kıyamet gününde mutlaka şefaatçi -bir rivayete göre şahid-Oİumm.” [314]

Cennet Köşklerinin Yapısı Nedendir

imam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´nin şöyle dediğini rivayet etmiş­tir: Bizler, Allah Rasûlü (s.a.v.)´e dedik ki:

— Ya Rasulallah! Seni gördüğümüz de kalbimiz yufkahyor ve ahiret eh­li kimseler oluyoruz. Ama senin yanından ayrıldığımızda dünya hoşumuza gidiyor, kadınlar ve çocuklar bizi kendilerine bağlıyorlar.

— Benim yanımdayken büründüğünüz halinizi her zaman devam ettire­cek olsanız, melekler ellerini uzatıp sizinle tokalaşır ve sizi evlerinizde ziya­ret ederler. Hiç günah işlemeseniz, Allah -kendilerini bağışlamak için- gü­nah işleyen bir kavim getirir.[315]

— Ey Allah´ın Rasûlü! Bize cennetten bahset. Onun yapısı nedendir, na­sıldır

— Bir kerpiç gümüşten, bir kerpiç altındandır. Harcı misktir. Kumu, in­ci ve yakuttur. Toprağı safrandır. Cennete giren, nimete garkolur. Asla peri­şan olmaz. Ebediliğe ve ölümsüzlüğe erer. Elbiseleri çürümez. Gençliği yok

Olmaz.” [316]

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Enes´ten rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cenab-ı Allah Adn cennetini kendi eliyle yarattı. Bir kerpiç beyaz in­ciden, bir kerpiç kızı) yakuttan, bir kerpiçten yeşil zebercedden. Harcı misk­tir. Kumu incidir. Otu safrandır. Sonra Cenab-ı Allah, cennete: “Konuş” der. Cennet şöyle der: “Müminler saadete ermişlerdir.” [317] Yüce Allah da: “Onur ve üstünlüğüme yemin ederim ki; senin içinde cimri kimse bana komşu olamaz.” Böyle dedikten sonra RasûluIIah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu: “Nefsinin tamahkârlığından korunan kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.” [318]

Ebubekir b. Merdeveyh… tbn Ömer´den rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) -kendisine cennet sorulduğunda- şöyle buyurmuştur:

“Cennete giren (ebedi) yaşar, ölmez. Nimete gark olur, mahrumiyet gör­mez. Elbiseleri çürümez, gençliği de yok olmaz.” Ashab: “Onun yapısı nasıl­dır ya Rasulallah ” diye sorunca buyurdu ki: “Bir kerpiç ahundan, bir ker­piçte gümüştendir. Harcı, halis misktir. Kumu, inci ve yakut, toprağı da saf­randır.” [319]

Bezzâr… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cenab-ı Allah, cenneti bir kerpiç altundan, bir kerpiç gümüşten, harcı da miskten olarak bina etti. Sonra ona: “Konuş” dedi. O da: “Müminler sa­adete ermişlerdir” [320] dedi. Melekler, ona: “Ne mutlu sana! Hü­kümdarların konağısın sen” dediler.” [321]

Beyhakî´nin ve diğerlerinin rivayetine göre bu sözü ona Cenab-ı Allah Söylemiştir. [322]

Davud b. Ebi Hind… Enes´ten merfu olarak şöyle bir rivayette bulun­muştur:

“Doğrusu Cenab-ı Allah, firdevs cennetini kendi eliyle yarattı. Onu müşrik ve içkiye devam eden her sarhoşa yasaklamıştır.”

Ebubekir b. Ebi Şeybe… İbn Ömer´den rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) -cennetin yapısı nasıldır diye sorulduğunda- şöyle buyurmuştur:

“Bir kerpiç gümüşten, bir kerpiç altundan. Harcı misktir. Kumu, inci ve yakuttur. Toprağı da safrandır.” [323]

Taberanî… Muhacir b. Meymun´dan rivayet etti ki; Hz. Fatıma, Pey­gamber (s.a.v.) efendimize şöyle bir soru sormuş:

— Annemiz Hatice nerededir

— İçi delikli inciden yapılmıştır köşktedir. Orada boş sözler ve yorgun­luk yoktur. Meryem ile Firavun´un karısı Âsiye´nin arasındadır.

— Kamıştan yapılmış bir evde midir [324]

— Hayır. İnci, mercan ve yakutla örülü bir köşktedir.”

Ben derim ki: Bu garip bir hadistir. Ancak Sahih-i Buharî´de bunu teyid edici bir rivayet vardır. Şöyle ki: “Doğrusu Allah bana, Hatice´ye, kendisi için cennette inciden yapılma bir köşk hazırlandığını müjdelememi emretti. Orada gürültü ve yorgunluk yoktur.”

Bazı alimler dediler ki: Hz. Hatice´nin cennetteki köşkü, tele geçirilmiş inci dizileriyle inşâ edilmiştir. Çünkü o, ´Bi´setin başlangıcı´ hadisinin de de­lâlet ettiği gibi, Aziz ve Celil olan Allah tarafından elçi olarak gönderildiğin­de Hz. Peygamberi tasdik yarışında ipi göğüslemişti. ilk imân eden, o olmuş­tu. İlk vahiy geldiğinde Hz. Peygamber: “Vallahi aklımı yitireceğimden korktum” deyince Hz. Hatice ona şöyle demişti: “Hayır, yemin ederim ki Al­lah seni asa rüsvay etmeyecektir. Çünkü sen akrabalık bağlarını muhafaza ediyor, sözünü doğru söylüyor, sabrediyor, yoksulu kazandırıyor ve zamanın musibetlerine maruz kalanlara yardım ediyorsun.”

Bu hadiste Meryem ile Âsiye´den bahsedilmesi, Rasûlullah (s.a.v.)´m âhiret yurdunda bunlarla evleneceğine bir işarettir. Bazıları bu manâyı şu âyetlerden çıkarmaya çalışmışlardır:

“Ey peygamber! Allah´ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine yasak edi­yorsun ” (Tahrim, 66/1)

“Rabbi ona^dul ve bakire eşler verebilir.” (Tahrîm, 66/5) Sonra da bu sure­nin nihâyetinde Âsiye ile Meryem´den söz edilmiştir.[325]

Berâ´ b. Azib´den veya ondan başka seleften bu yolda rivayetler varid olmuştur. Doğrusunu Allah bilir. [326]

Gece Namazının, Yemek Yedirmenin Ve Çok Oruç Tutmanın Fazileti:

Ebubekir b. Ebi Davud… Ali b. Ebi Tâlib´den rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu cennette; dışı içinden, içi de dışından görünen odalar vardır. Cenab-ı Allah bu odaları; yemek yediren, oruca devam eden ve insanlar uyurken geceleyin namaz kılan kimseler için hazırlamıştır.” [327]

Taberanî… Ebû Musa el-Eş´arî´den rivayet etti ki; Rasûiullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu cennette; dışı içinden içi de dışından görünen odalar vardır. Bunlar, konuşmayı güzel yapan, yemek yediren, insanlar uyurken kendileri geceyi namaz kılarak geçirenler içindir.” [328]

Yine Taberanî… Abdullah b. Amr´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) Şoylebuyurmuştur:

“Doğrusu cennette; dışı içinden içi de dışından görünen odalar vardır.”

Ebû Mâlik el-Eş´arî: “Ey Allah´ın Rasûlü! O odalar kimler içindir ” di­ye sordu.

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

“Konuşmayı güzel yapan, yemek yediren, insanlar uyurken kendileri ge­ceyi namaz kılarak geçirenler içindir.” [329]

Bazı hadislerde anlatıldığına göre; cennetteki köşk kapıları, kapı kanat­ları ve tavanlarıyla birlikte yekpare inciden yapılmıştır.

Başka bir hadis-i şerifteyse şöyle buyurulmuştur:

“Cennetin çatıları nurdandır. Çakan şimşek gibi parıldar. Cenab-ı Allah insanların gözlerini sabitleştirmeseydi, bu parlaklık onların gözlerini kısa sü­rede kör ederdi.”

Beyhakî… Câbir b. Abdullah´ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlu­lah (s.a.v.) bize şöyle buyurdu:

— Size cennetin odalarından bahsedeyim mi

— Evet, anlat ya Rasulallah, anamız babamız sana feda olsun.

— Cennette öyle odalar var ki, yapımında bütün mücevher çeşitleri kul­lanılmıştır. Dışı içinden, içi de dışından.görünür. Oralarda gözlerin görmedi­ği, kulakların duymadığı nimetler, lezzetler ve imrenilecek şeyler vardır.

— O odalar kimler içinde ya Rasulallah

— Selâmı yayan, yemek yediren, oruca devam eden ve insanlar uyurken geceleyin namaz kılanlar içindir.

— Ey Allah´ın Rasûlü! Buna kim güç yetirebilir

— Ümmetim buna güç yetirebilir. Bunu size haber vereceğim. Şöyleki: Bir kimse müslüman kardeşiyle karşılaştığında ona selâm verir, kardeşi de selâmını alırsa selâmı yaymış olur. Ailesine ve hâne halkına doyurasıya ye­mek yediren kişi, yemek yedirmiş olur. Ramazan ayını ve her ayın da üç gü­nünü oruçlu geçiren kimse, oruca devam etmiş olur. Yatsı ve sabah namaza-nnı cemaatle eda eden kimse, insanlar yani yahudi, hristiyan ve mecusiler uyurken geceleyin namaz kılmış olur.” [330]

Beyhakî… İmrân b. Husayn ile Übeyy´den rivayet etti ki; “Sizi Adn cen­netlerinde hoş yerlere koyar.” (Tevbe, 9/73) âyet-i kerimesini kendisine sorduk­larında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnciden bir saray… Bu sarayda, yakuttan inşâ edilmiş yetmiş bina; her binada yeşil zümrütten yetmiş oda; her odada bir kanepe; her kanepede her renkten yetmiş yatak; her yatakta iri gözlü hurilerden bir zevce; her odada yetmiş sofra; her sofrada yetmiş türlü yemek; her evde de yetmiş câriye bu­lunacak ve bu anlatılanların hepsine varacak kadar bir güç, mümine verilir.” [331]

Ben derim ki: Bu hadis gariptir. [332] Bu (sened) köprü(sü) cidden zayıftır.

Köprü zayıf olunca, onunla bir yere ulaşmak mümkün olmaz.[333]

Abdullah b. Vehb… Zeyd b. Eslem´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Cennette) bir tek kişiye mükâfat olarak yekpare inciden yapılma bir saray verilir. O sarayda yetmiş oda, her odada iri gözlü hurilerden bir zevce, her odada bir kapı vardır. Her kapıdan cennetin ayrı bir kokusu içeri girer.”

Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu âyeti okudu: “Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.” (Secde, 32/17)

Kurtubî… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Doğrusu cennette öyle odalar vardır ki; onları üstten tutan askılar olma­dığı gibi, alttan tutan direkler de yoktur.” “O odalar kimler içindir ya Rasû-lallah ” diye sorulduğunda buyurdu ki: “Hastalanan, ağrılarla sancılarla ve belâlara müptelâ olan kimseler [334] içindir.”[335]

Cennetteki Çadırlar:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetle­rinden hangisini yalanlarsınız.” (Rahman, 55/72-73)

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Musa el-Eş´arî´den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu mümin kişiye cennette içi delik yekpare inciden, altmış mil uzunluğunda bir çadır verilir. Müminin o çadırda aile efradı vardır. Dolaşıp onlara uğrar ve birbirlerini görmezler.”

Buharî´ye ait bir rivayette, bu çadırın uzunluğunun “otuz mil” olduğu ifade edilmiştir. Ama “altmış mil” olduğunu ifade eden rivayet daha sahihtir. [336]

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Ebû Salih´ten rivayet etti ki; İbn Abbas şöy­le demiştir:

“(Cennetteki) çadır, içi oyuk inciden yapılmıştır. Uzunluğu bir fersah, eni de bir fersahtır. Onun altundan yapılmış bir kapısı vardır. Oraya Aziz ve Celil olan Allah´tan bir hediye ile her kapıdan girilir. Yüce Allah´ın şu sö­zünde anlatılan´da budur: [337] “Melekler her kapıdan yanlarına girerler.” (Ra´d, 13/23)

İbn Mübarek… İkrime´den rivayet etti ki; İbn Abbas şöyle demiştir: “(Cennetteki) çadır, içi oyuk inciden yapılmıştır. Eni, boyu birer fersahtır. Altundan mamul dört bin kapısı vardır.”[338]

Katâde… Ebû Derdâ´nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “(Cennetteki) çadır, yekpare inciden yapılmıştır. Ve toprağı da misktir.” [339]

Cennetin Toprağı:

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde yer alan Miraç hadisinde… Ebû Zer´den rivayet olundu ki; fRasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete girdirildim. Orada çok büyük incilerle karşıaştım. Toprağının da misk olduğunu gördüm.” [340]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), İbn Sâid´e cennetin toprağını sorduğunda İbn Sâid şöyle cevap verdi:

“(Elbise ağartmada kullanılan) bembeyaz taş gibidir ve katıksız misk­tendir.” Rasûlullah (s.a.v.) de: “Doğru söyledi” dedi. [341]

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah´tan rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.), yahudiler hakkında şöyle buyurmuştur:

“Onlara cennetin toprağını soracağım. O toprak (elbise ağartan) bembe­yaz taş gibidir.” Bunu yahudilere sorduğunda onlar: “O toprak, hubzedir ey Ebû Kasım” diye cevap verdiler. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Hubz da in­cidendir.” [342]

Cennetin binasının evsafı hakkında önceki kısımlarda geçen ve Ebû Hü-reyre ile İbn Ömer´den ve diğerlerinden rivayet edilen bir hadiste şöyle bu-yurulmaktadır:

“Cennet binasının harcı misk, kumu inci ve yakut, toprağı da safrandır.” Belki de toprağının bir kısmı misk, bir kısmı da safrandır. Doğrusunu Allah bilir.

Cennet bu kadar geniş ve büyük olmakla birlikte, Sahih-i Buharî´de… Enes´ten rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinizin yayının miktarınca cennetin yeri veya kılıcınızın mik-tarmca cennetin yeri, dünyadan ve içindeki herşeyden daha hayırlıdır.” [343]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinin kırbacının kapladığı kadar cennetteki bir yer, gökten ve yerden daha hayırlıdır.” [344]

İbn Vehb… Sa´d b. Ebi Vakkas´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Şayet cennetten azıcık bir nûr dünyaya görünecek olsa, o nûr sayesin­de gök ile yerin arası parıldar.” [345]

Cennetin Irmakları, Ağaçları Ve Meyveleri:

Yüce Allah buyurdu ki:

“İnananlar ve yararlı işler yapanlara, onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele.” (Bakara, 2/25)

“Cennette altlarından ırmaklar akar.” (A´râf, 7/43)

“Allah´a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rable-rinden mağfiret vardır.” (Muhammed, 47/15)

“Allah´a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin altından ır­maklar akar. Oranın yiyecekleri ve gölgeleri süreklidir. Bu, sakınanların mü­kâfatıdır. İnkarcıların cezası ise ateştir.” (Ra´d, 13/35)

İmam Ahmed b. Hanbel… Muaviye b. Ebi Behz´den rivayet etti ki; Ra­sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette süt denizi, su denizi, bal denizi ve şarap denizi vardır. Bun­dan sonra ırmaklar (kollara) ayrılırlar.” [346]

Tirmizî… Abdullah b. Kays´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ırmaklarının yer üzerinde bir sınır gibi (akıp gittiğini) sanıyor­sunuz. Hayır vallahi o ırmaklar (bir şerit ve çığır takib etmeksizin) yerin üs­tüne yayılarak akarlar. Kıyıları inci, kubbeleri inci, kokusu da katıksız misk­tir.”

İbn Ebi´d-Dünyâ… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Allah´ın âhirette kendisine şarâp içirmesin-den hoşlanıyorsa onu dünyada içmeyi bıraksın. Bir kimse Allah´ın âhirette kendisine ipek (elbise) giydirmesinden hoşlanıyorsa, onu dünyada giymeyi bıraksın. Cennetin ırmakları, misk tepelerinin (veya dağlarının) altından çı­kar. Cennetliklerin en kıymetsiz elbiselisinin elbisesi ile dünyadakilerin tü­münün elbiseleri karşılaştırılacak olursa, o cennetliğin elbisesinin, dünyada­ki herkesin elbisesinden daha üstün olduğu görülür.”

Ebû Muaviye… Meserre´den rivayet etti ki; Abdullah şöyle demiştir: “Cennetin ırmakları, misk dağının altından çıkar.” [347]

Kevser Irmağının Vasfı

Bu, Cennet ırmaklarının en meşhurudur. Yüce Allah, kendi lütuf ve ke-remiyle bize ondan içmeyi nasib eylesin.

Bununla ilgili olarak Kurân-ı Kerim´de şöyle buyurulmaktadır:

“Ey Muhammed! Doğrusu sana Kevser´i vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.” (Kevser, 108/1-3)

Sahih-i Müslim´de… Enes´ten rivayet olundu ki; bu sûre kendisine nazil olduğu zaman Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kevser´in ne olduğunu biliyor musunuz ”

Sahabiler dediler ki:

— Allah ve Rasûlü daha iyi bilir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“O bir nehirdir, Allahj, azze ve celle bana vaad etmiştir; onda birçok ha­yır vardır.” [348]

Sahihayn´da… Enes´ten rivayet olundu ki; Mirâc hadisinin bir bölümün­de Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir ırmağın yanına götürüldüm. O ırmağın kıyılarında içi oyuk iri inci­ler vardı. “Ey Cibril! Bu nedir ” diye sordum. “Bu, Aziz ve Celil olan Al­lah´ın sana bahşetmiş olduğu Kevser´dir.” dedi.”

Bu hadisin bir varyantında şöyle bir ifadeye rastlanmaktadır: “Elimi su­yun açtığı yere vurduğumda su yatağının katıksız bir misk olduğunu gör­düm.” [349]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes´ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kevser, cennette bir ırmaktır. Aziz ve Celil olan Rabbim onu bana va-adettî.” [350]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes´ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bana Kevser verildi. Onun yer üzerinde akan bir ırmak olduğunu gör­düm. Kıyılarında iri inciler vardır. Üstü kapalı değildir. Elimi toprağına (ya­tağına) vurduğumda katıksız misk olduğunu gördüm. Çakılları da incidendi.” [351]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; kendisine Kevser´in ne olduğu sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kevser, Allah´ın bana bahşettiği bir cennet ırmağıdır. Toprağı misktir. Suyu sütten beyaz, baldan tatlıdır. Oraya boyunları deve boynu gibi (uzun) kuşlar su içmeye gelirler.”

Ebubekir dedi ki:

— Ey Allah´ın Rasûlü! O çok hoştur.

— Onu yemek çok daha hoştur.” [352] Hâkim… Huzeyfe´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cennette horasan devesi gibi (iri) bir kuş vardır.” Ebubekir dedi ki:

— O çok hoştur ya Rasulaüah.

— Onu yiyenler daha hoştur. Ve ey Ebubekir! Sen de onu yiyenlerden biri olacaksın.” [353]

İmam Alımed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; kendisine Kevser´in ne olduğunu sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kevser, Aziz ve Celil olan Allah´ın bana bahşettiği bir ırmaktır, (suyu) sütten beyaz, baldan tatlıdır. Onda boyunları deve boynu gibi (iri) kuşlar var­dır.”

Ömer (r.a.) dedi ki:

— Ey Allah´ın Rasûlü! O kuşlar hoştur.

— Onu yemek daha hoştur ey Ömer.” [354]

İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Ömer´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

´Kevser, cennetteki bir ırmaktır. Kıyıları altundandır. Suyu, incinin üze­rinden akar. Suyu sütten beyaz, baldan tatlıdır.” [355]

İsmail b. Aliyye… İbn Ömer´den merfu olarak, şöyle bir rivayette bulun­muştur:

“Kevser, cennetteki bir ırmaktır. Kıyıları altundandır. Yatağı, inci ve ya­kuttandır. Toprağı miskten daha hoştur. Suyu, kardan daha beyazdır.” [356]

Bu hadisin bir varyantında şöyle bir ifade vardır: “Suyu sütten daha be­yaz, baldan tatlıdır; süt, kaymak ve köpüktür.” [357]

Buharı… Saîd b. Cübeyr´den rivayet etti ki; İbn Abbas, Kevser hakkın­da şöyle demiştir:

“O, Allah´ın Muhammed (s.a.v.)´e verdiği bir hayırdır.”

İbn Bişr dedi ki: Ben Saîd b. Cübeyr´e şöyle dedim:

— Bazi kimseler Kevser´in cennette bir ırmak olduğunu söylüyorlar. Buna sen ne dersin

— Cennetteki ırmak, Cenab-ı Allah´ın, Peygamber (s.a.v.)´e bahşetmiş Olduğu hayırdandır.” [358]

İbn Cerir… İbn Abbas´ın Kevser hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Kevser, Cennetteki bir ırmaktır. Kıyıları altın ve gümüştendir. înci ve yakut(tan yapılma bir su yatağının) üzerinden akar. Suyu kardan beyaz, bal­dan tatildir.” [359]

Buharî… Ebû İshak´tan rivayet etti ki; Ebû Ubeyde şöyle demiştir: “Ey Muhammed! Doğrusu sana Kevser´i vermişizdir.” (Kevser, 108/1) âye­tinin ne mânaya geldiğini Hz. Âişe´ye sordum. Bana şu cevabı verdi: “Kev­ser, Peygamberiniz (s.a.v.)´e verilen bir ırmaktır. Kıyıları, içi oyuk inciden­dir. Susakları yıldızlar sayisincadir.” [360] Mücahid, Kevser´in, “Cennetin kendisi” olduğunu söylemiştir. Hz. Aişe dedi ki: “Kevser, cennetteki bir ırmaktır. Parmaklarını kulaklarına koyduğunda bile bu ırmağın şırıltısını duymayan bir kimse yoktur.”[361]

İbn Cerir… Hz. Âişe´nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Kevser ırma­ğının şırıltısını duymak isteyen kimse, o sesi gözüyle duyamaz. Aksine o akıntının uğultusu, insanın parmaklarını kulaklarına koyduğunda duyduğu uğultu gibidir.” [362]

Cennetteki Beydah Irmağı:

İmam Ahmed b. Hanbel… Sabit´ten rivayet etti ki; Enes şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) güzel rüyadan hoşlanırdı. Bazı kereler, “Bir rüya gö­reniniz oldu mu ” diye sorrardı. Bir adam bir rüya görmüşse (tabirini) ona sorardı. Eğer sakıncası yoksa rüyasını hoş gösterirdi o adama. Kadının biri gelip dedi ki: “Ya Rasûlallah! Rüyada cennete girdiğimi gördüm. Bir gürül­tü duydum orada. O gürültü nedeniyle bütün cennetlikler yüksek sesle ağla­yıp feryâd ettiler. Bir de fie göreyim: Falan oğlu falanı, falan oğlu falanı… ge­tirdiler.” Kadın, on iki adamın adını verdi: Bu olaydan bir süre önce Rasûlul­lah (s.a.v.) bir seriyye göndermişti. Kadın, anlatmaya devam etti rüyasını: “O adamlar (on iki kişi) getirildi. Üzerlerinde eski püskü elbiseler vardı. Şah da­marlarından kan akıyordu. ´Bunları Beydaha (ya da Beydah ırmağına) götü­rün´ denildi. Irmağa daldılar. Çıktıklarında, yüzleri dolunay gecesindeki ay gibiydi. Sonra altın kürsüler getirildi. O kürsülerin üzerine oturdular. İçinde taze yiyecekler bulunan bir tabak veya kâse getirildi. Ondaki yiyecekleri ye­diler. Hangi tarafa çevirdilerse, tabağın o tarafında diledikleri yiyecekleri mutlaka yediler. Ben de onlarla beraber yedim.” Kadın rüyasını anlatırken mezkûr seriyenin habercisi gelip şöyle dedi: “Ya Rasûlallah! Başımıza şun­lar ve şunlar geldi. Falan vuruldu; falan vuruldu…” Rüya sahibi kadının ad­larını vermiş olduğu on iki adamı saydı. Rasûlullah (s.a.v.): “O kadını bana çağırın” dedi. Kadın geldi. Rasûlullah (s.a.v.): “Rüyanı şu adama da anlat” diye emretti. Kadın anlattı. Seriyyenin habercisi: “Tıpkı şu kadının anlattığı gibi oldu ya Rasûlallah” dedi. [363]

Cennetin Kapısındaki Barık Irmağı:

İsrâ hadisinde Rasûlullah (s.a.v.) Sidre-i Müntehadan bahsederken şöy­le buyurmuştur:

“Baktım ki oranın dibinden ikisi açık, ikisi de gizli (olmak üzere dört) ırmak çıkıyor. Gizli olanlar cennettedir. Açık olanlarsa Nil ile Fırat´tır.” [364]

İmam Ahmed b. Hanbel´in Müsned´inde ve Müslim´in Sahih´inde… Ebû Berire´den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[365]

“Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil. Bütün bunlar Cennet ırmaklarındandır.[366]

İbn Abbas, Peygamber (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Cenab-ı Allah, cennetten şu beş ırmağı (dünyaya) indirdi: [367] Seyhun… Bu, Hindistan´daki bir ırmaktır. Ceyhun. Bu, Belh´teki bir ırmaktır. [368] Dicle ve Fırat… Bunlar, Irak ırmaklarıdır. Nü. Bu da Mısır´daki bir ırmaktır. Ce­nab-ı Allah bunları cennetin en alt derecelerinden Cebrail´in iki kanadı üze­rinde (dünyaya) indirmiş, dağlara bırakmış ve sonra da yeryüzüne akıtmıştır. Maişetlerinin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere o ırmaklarda çeşitli fayda­lar meydana getirmiştir.

Şu ayette kastedilen manâ da budur: “Gökten suyu ölçü ile indirdik de onu yerde durdurduk.” (Müminûn, 23/18)

Ye´cuc ve Me´cuc ortaya çıktığında Cenab-ı Allah Cibril´i dünyaya gönderir. O da yeryüzünden Kur´ân-ı Azim´i, bütün ilimleri, Makam-ı İbra­him´den taraf Beytin köşesindeki Hacer-i Esved´i, içindekilerle birlikte Mu­sa´nın tabutunu ve bu beş ırmağın hepsini kaldıracaktır. Şu âyete anlatılmak istenen de budur: “Şüphesiz onu gidermeğe de kadiriz.” (Müminûn, 23/18)

Bu eşyalar yeryüzünden kaldırılınca, yeryüzü halkı dünyâ ve ahiret ha­yırlarından yoksun kalmış Olur.” [369]

Bu, cidden garip, hatta münker bir hadistir. Bunun râvilerinden Mesle-me b. Ali, hadis imamları nazarında zayıf bir râvidir.

Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, cennet ırmaklarını çok akan ırmaklar olarak nitelemiş ve cennetliklerin o ırmakları diledikleri tara­fa çekebildiklerini bildirmiştir. Onlara bu ırmaklar vesilesiyle çeşitli pınarlar ve otlaklar yaratır. İbn Mes´ud bu hususta şöyle demiştir: “Cennetteki her pı­nar mutlaka bir misk dağının altından kaynayıp çıkar.” [370]

Müstedrek adlı eserinde Hâkim… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ahirette Cenab-ı Allah´ın kendisine şarâb içirmesinden hoşlanan kimse, onu dünyada içmeyi bıraksın. Ahirette Cenab-ı Allah´ın kendisine ipek (elbise) giydirmesinden hoşlanan kimse, dünyada onu giymesin. Cennetin ır­makları, misk tepelerinin (veya dağlarının) altından kaynayıp çıkar. Cennet­liklerin en kıymetsiz elbiselisinin elbisesiyle dünyalıların tümünün elbiseleri mukayese edilecek olsa, ahirette Cenab-ı Allah´ın o cennetliğe giydirmiş ola­cağı elbise, dünyalıların tümünün elbiselerine [371] üstün gelir.” [372]

Cennetin Ağaçları:

Yüce Allah buyurdu ki:

“İnanıp yararlı iş işleyenleri, içinde temelli ve ebedi kalacakları, altların­dan ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada ter temiz eşler vardır. Onları en koyu gölgeliklere yerleştireceğiz.” (Nisa, 4/56)

“Bu iki cennet, türlü ağaçlarla doludur. Öyleyken Rabbinizin nimetle­rinden hangisini yalanlarsınız ” (Rahman, 55/48-49)

“Renkleri yemyeşildir.” (Rahman, 55/64)

Yani koyu yeşil renkte olduklarından ve ağaçlarının dallan birbirine gir­diğinden dolayı siyaha mail bir renktedirler.

“Orada, örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin mey­velerini de kolayca toplarlar.” (Rahman, 55/54)

Yani onlar yataklarında oldukarı halde ağaçların meyveleri, ellerini uza­tıp koparacak kadar kendilerine yakındır. “Artık o, meyveleri sarkmış yük­sek bir bahçedir.” (Hakka, 69/22-23)

“Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.” (İnsan, 76/14)

“Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Onlar dikensiz sedir ağaçlan, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında, yüksekdösekler üzerindedirler.” (Vakıa, 56/28-34)

“İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır.” (Rahman, 55/68)

“Bu cennetlerde her türlü meyveden çift çift vardır.” (Rahman, 55/52)

Ebubekir b. Ebi Dâvud… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûiullah (s.a.v.) şöye buyurmuştur:[373]

“Cennetteki ağaçların tümünün gövdeleri altundandır.”[374]

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Saîd b. Cübeyr´den rivayet etti ki; İbn Ab­bas şöyle demiştir:

“Cenneti hurma ağacının gövdesi yeşil zümrütten, dalları da kızıl altun­dandır. Yaprakları, cennetlikler için giysidir. Çeşitli elbiseleri hep ondan ya­pılır. O ağaçların meyveleri testi ve kovalar gibi (iri) olup sütten beyaz, [375]baldan tatlıdır. Sütün kaymağı gibidir. Ve de çekirdeksizdir.[376]

İbn Ebi´d-Dünyâ… İkrime´den rivayet etti ki; İbn Abbas şöyle demiştir: “Zıll-i Memdud, cennette bir ağaçtır. Gövde üzerindedir. (Gölgesi o ka­dar uzundur ki,) rahvan ata binmiş bir süvari, onun gölgesinde, yani her ta­raftan gölgesinde yüz yıl gider. Cennetlikler, cennetteki özel odalarda (gur-felerde) bulunanlar ve diğerleri o ağacın altına gider, gölgesinde konuşup sohbet ederler. Bazısının arzuları kabarır. Dünya eğlencelerini hatırlar. Ce-nab´i Allah cennetten bir rüzgarı o tarafa estirir. Rüzgar dünya eğlenceleri­nin her çeşidiyle o ağacı hareketlendirip oynatır.” [377]

Cennette O Kadar Büyük Bir Ağaç Var Ki, Süratli Bir Binek Üzerindeki Süvari Yüz Senede Bile Onun Gölgesini Bir Baştan Bir Başa Katedemez:

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Sehl b. Sa´d´den rivayet olundu ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette öyle bir ağaç var ki, süvari onun gölgesinde yüz yıl gittiği hal­de yine de gölgenin sonuna ulaşamaz.” [378]

Bu hadisin râvisi Sehl diyor ki: Ben bu hadisi Numan b. Ebi´l-Abbas er-Rızkî´ye anlattığımda bana dedi ki: Ebû Saîd el-Hudrî de Peygamber (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu bana nakletti:[379]

“Cennette öyle bir ağaç var ki, seri ve rahvan ata binen bir süvari (onun gölgesinde) yüz yıl gittiği halde (gölgesinin) sonuna ulaşamaz.” [380]

Sahih-i Buharî´de… Enes´ten rivayet olundu ki; “Ve zillin memdûd” âyet-i kerimesiyle ilgili olarak Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette öyle bir ağaç var ki, süvari onun gölgesinde yüz yıl gittiği hal­de yine de sonunu getiremez.” [381]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette öyle bir ağaç var ki; süvari bir kimse onun gölgesinde yüz se­ne yol gider.” [382]

Dilerseniz “Ve zillin memdud” âyetini okuyun.

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

“Cennette bir yay ve kırbaç kadar yer, güneşin üzerine doğup battığı yerlerle sahib olmak)dan daha hayırlıdır.” [383]

Müslim… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cennette öyle bir ağaç var ki, süvari onun gölgesinde yüz yıl gittiği hal­de yine de sonunu getiremez.”[384]

İmam Ahmed b. Hanbel, Haccac tarikıyla… Ebû Hüreyre´den rivayet et­ti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette öyle bir ağaç var ki, süvari onun gölgesinde yüz yıl yol gi­der.” [385]

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman tarikıyla… Ebû Hüreyre´den ri­vayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette öyle bir* ağaç var ki, süvari onun gölgesinde yüz yıl yol gi­der.”

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman ve Hammad tarikıyla… Ebû Hü­reyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette öyle bir ağaç var ki, süvari onun gölgesinde yüz yıl yol gitti­ği halde yine de sonunu getiremez.” [386]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu cennette öyle bir ağaç var ki, süvari bir kimse onun gölgesin­de yetmiş (veya yüz) yıl yol gider. O, ebediyet ağacıdır.” [387]

Tûbâ Ağacı:

İmam Ahmed b. Hanbel… Utbe b. Ubeydullah es-Sülemî´nin şöyle de­diğini rivayet etmiştir:

Bedevinin biri Peygamber (s.a.v.)´e gelerek (cennetteki) havuzu sordu. Peygamber (s.a.v.), ona cenneti anlattı. Bedevi sordu:

— Orada meyve var mı

— Evet…

— Orada tuba adında bir ağaç var mı

Peygamber (s.a.v.) ona, anlamadığım bir şeyler söyledi. Bedevî sordu:

— Memleketimizin hangi ağacına benzer

—- Senin memleketindeki hiç bir ağaca benzemez. Sen Şam´a gittin mi

— Hayır.

— Tûbâ ağacı, Şam´da yetişen, tek gövde üzerinde biten, tepe kısmı açı­lıp yayılan cevze denen bir ağaca benzer.

— Gövdesinin büyüklüğü ne kadardır

—- Senin kabilenin develerinden güçlü bir deve onun gövdesinin etrafın­da dolansa, arka ayaklarının diz bağı çözülünceye ve ihtiyarlayıncaya kadar yol alsa, yine de gövdenin etrafındaki turunu tamamlayamaz.

— Orada üzüm var mıdır

— Evet.

— Üzüm salkımlarının büyüklüğü ne kadardır

— Alaca karganın kesintisiz olarak uçması halinde bir ayda alabileceği yol kadar uzun ve büyüktür.

— Üzüm taneleri ne kadar iridir Bir taneyle bir kovayı doldurabilir miyiz

— Evet…

— Anlattığın bu cennet, beni ve ailemi içine alabilecek kadar büyük mü­dür

— Hem de aşiretinin tümünü içine alabilecek kadar büyüktür.” [388]

Harmele… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; adamın biri Peygamber (s.a.v.)´e şöyle dedi:

— Ey Allah´ın Rasûlü! Seni gören ve sana inanan kimseye ne mutlu!

— Beni gören ve bana inanan kimseye ne mutlu! Beni görmediği halde bana inanan kimseye ne mutlu, hem de ne mutlu!..

— Tûbâ nedir ya Rasûlallah

— Cennetteki bir ağaçtır. Büyüklüğü, yüz senelik yoldur. [389] Cennetliklerin elbiseleri, onun kapçıklarından elde edilir.” [390]

Sidretü´l-Müntehâ

Yüce Allah buyurdu ki:

“Andolsun ki Muhammed, Cebrail´i sınırın sonunda (Sidretü´l-Münte-hâ´da) başka bir inişinde de görmüştür. Orada Me´vâ cenneti vardır. Sidre´yi bürüyen buruyordu. Muhammed´in gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı. Andolsun ki, Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.” (Necm, 53/J3-1S)

Tefsirde (İbn Kesir tefsirinde) demiştik ki: “Sidretü´l-Müntehâ´yı yüce Rabbin nuru bürür. Onu melekler adeta kargalar gibi örterler. Onu altundan kelebekler kaplar. Onu çeşitli renkler bürür.”

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Onu, ne olduğunu anlayamadığım ve kimsenin nitelemeyeceği renkler bürür.”

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde yer alan mirâc hadisinde Rasûlullah (s.a.v.)´in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“… Sonra yedinci gök tabakasındaki Sidretü´l-Münteha´ya yükseltildim. Meyvesinin Hacer testisi, yaprağının fil kulağı kadar iri olduğunu gördüm. Kökünden de ikisi zahir, ikisi de batın olan (dört) ırmağın çıkmakta olduğu­nu gördüm. Ey Cibril, bu nedir diye sordum. Dedi ki: “Batın olan iki ırmak, [391] cennettedir. Zahir olan iki ırmağınsa biri Nil, diğeri Fırat´tır.” [392]

Hafız Ebû Ya´lâ… Esma binti Ebi Bekir´den rivayet etti ki; Rasûlullah (Ş-a.v.), Sidretü´l-Müntehâ´dan bahsederek şöyle buyurmuştur:

– “Sidretü´l-Müntehada´ki pınarın gölgesinde bir süvari yüz yıl yol alır (veya şöyle demiştir: Onun gölgesinde yüz süvari gölgelenir). Orada altun­dan bitkiler vardır. O bitkilerin meyveleri testi iriliğindedir.” [393]

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Süleym b. Âmir´den rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.)´in ashabı şöyle diyorlardı: “Doğrusu Allah bizi bedevilerden ve onların sordukları sorulardan yararlandırıyor.” Süleym diyor ki: Bir gün be­devinin biri gelip dedi ki: “Ya Rasûlallah! Cenab-ı Allah cennette, dikeniyle sahibine eziyet veren bir ağaç bulunduğunu bildirmiş.” Rasûlullah (s.a.v.) ona şu cevabı verdi: “Cenab-ı Allah, ´Onlar dikensiz sedir ağaçlarındadırlar.´ (Vakıa, 28) diye buyurmamış mı Cenab-ı Allah onun dikenlerini kesmiş, her dikenin yerinde bir meyve yaratmıştır. O ağaç öyle bir meyve verir ki, ondan da yetmiş iki renk (tür) meyve çıkar ve bunların hiç biri diğerine benzemez.” [394]

Ebubekir b. Ebi Dâvûd… Habib b. Utbe b. Abdüsselâm´ın şöyle dediği­ni rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)´in yanında oturmaktaydım. Bedevinin biri gelip şöyle dedi: “Ey Allah´ın Rasûlü! Duyuyorum ki sen cennette bir ağaçtan bahsediyorsun. Ben ondan daha büyük bir ağaç bulunduğunu bilmi­yorum. (Bununla muz ağacım kasd etmişti.)” Rasûlullah (s.a.v.) ona şu ceva­bı verdi:

“Doğrusu Cenab-ı Allah o ağaçtaki her dikenin yerinde bir meyve .yarat­mıştır. O meyveler de yapağısı birbirine yapışmış tekenin testisi iriliğincedir. Ondan yetmiş renk (tür) taam çıkar ve o taamların hiç biri diğerine benze­mez.” [395]

Tirmizî… Abdullah b. Mes´ud´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İsrâ gecesinde İbrahim (a.s.) ile karşılaştım. Bana dedi ki: “Ya Muham­med! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara Cennetin toprağının hoş, su­yunun tatlı, yerinin ova, oraya dikilen şeylerin xie Sübhanallah, Elhamdülil­lah, Lailahe illallah ve Allahü ekber olduğunu bildir.” Tirmizî: Bu, hasen ve garip bir hadistir, demiştir.

Aynı bapta İbn Mâce… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), ağaç dikmekte olduğu bir sırada Ebû Hüreyre´ye uğrayarak ona şöy­le buyurmuş:

“Sana bundan daha hayırlı bir fidanı bildireyim mi Sübhanallah, El­hamdülillah, Lailahe illallah ve Allahü ekber. Bunları söylediğin takdirde her biri karşılığında cennette senin için bir ağaç dikilir.”

Tirmizî… Câbir´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur:

“Sübhanallahil azim ve bihamdih” diyen bir kimse için cennette bir ağaç dikilir.” [396]

Tirmizî: Bu, hasen, sahih ve garip bir hadistir, demiştir. [397]

Cennetin Meyveleri:

Cenab-ı Allah´tan, kendi lütuf ve keremiyle bize o meyvelerden yedir­mesini diliyoruz. Amin.

Cennet meyveleriyle ilgili olarak Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle buyurulmak-tadır:

“İkisinde de türlü türlü meyveler hurmalıklar ve nar ağaçlan vardır.” (Rahman, 55/68)

“Bu cennetlerde her türlü meyveden çift çift vardır.” (Rahman, 55/52)

“Orada örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin meyve­lerini de kolayca toplarlar.” (Rahman, 55/54)

“Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.” (İnsan, 76/14)

“Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında, bitip tükünmeyen ve yasak da edilmeyen bol mey­veler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.” (Vakıa, 56/27-34)

“Oranın yiyecekleri ve gölgeleri devamlıdır. Bu, sakınanların elde ede­ceği sonuçtur.” (Ra´d, 13/35)

Orası, yani cennet; meyveleri bazı mevsimlerde ortaya çıkan, bazı mev­simlerde yok olan, ağaçları bir zaman yapraklanan, bir zaman da ağaçları yaprak döken dünyâ gibi değildir. Meyveleri her zaman mevcud olup yasak da değildir. İsteyene vardır ve elde edilmesi de kolaydır. Meyvelerle, onları koparmak isteyenler arasında bir engel yoktur. Hatta meyve, ağacın en yük­sek yerinde olsa bile -kişi onu koparmak istediğinde- aşağı doğru sarkıp kendisini koparmak isteyene yaklaşır.

“Onların koparılması kolaylaştırılmıştır.” (insan, 76/14) Yani onlar uya-maktayken meyveler onlara yaklaştırılır ki koparabilsinler. Ebû İshak, Berâ´ın bu âyeti böyle açıkladığını söylemiştir. Nitekim Yüce Allah buyurmuş ki:

“İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğun müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak veril­diğinde “Bu, daha önce de rızıklandığımizdır” derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada te­melli kalırlar.” (Bakara, 2/25)

“Allah´a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pı­nar başlarındadırlar. Canlarının istediği meyveler arasmdadrılar. Onlara de­nir ki: “İşlediklerinize karşılık afiyetle yeyiniz, içiniz. Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.” (Mürselât, 77/41-44)

“Seçecekleri meyveler, arzu 1 ayacakları kuş eti ile dolaşırlar. İşledikleri­ne karşılık olarak, sedeflerdeki inciler gibi ceylan gözlüler vardır.” (Vakıa, 56/20-24)

“Orada güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.” (Duhân, 44/55)

Önceki sayfalarda naklettiğimiz hadislerde anlatıldığına göre Cennetin toprağı misk ve safrandır. Oradaki her ağacın gövdesi de altundur. Cennetin toprağı ve ağaç gövdeleri böyle olduğuna göre, bu ağaçların verdiği parlak, olgun ve o güzelim meyveleri varın siz düşünün. O meyveler ki, dünyada kendileri değil, sadece isimleri vardır.

İbn Abbas (r.a.) demiş ki: “Dünyada cennetten sadece isimler vardır.” [398]

Örneğin dünyadaki sedir ağacı, sadece nebak gibi zayıf bir meyve ve çok diken veriyor. Muğaylan ağacı da dünyada sadece gölgesinden yararlan­mak amacıyla dikiliyor. İşte bu iki ağaç, cennette çok güzel ve bol meyveler verecektir. Hatta bunların bir meyvesi yarılarak ondan, tad ve renk bakımın­dan birbirine benzer yetmiş çeşit meyve daha çıkacaktır. Dünyadayken de güzel meyveler veren elma, hurma ve üzüm ağaçlarının cennette ne kadar lezzetli meyveler vereceklerini artık siz düşünün. Ya güzel kokular saçan bit­ki ve çiçeklere ne dersiniz !. Hülâsa cennette gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve insanın kalbinden geçmemiş güzel şeyler ve nimetler vardır. Bizi o nimetlere kavuşturmasını yüce Allah´ın lutfundan diliyoruz.

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde… Güneş tutulması namazıyla ilgili ha­diste İbn Abbas´ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: Sahabiler: Ey Allah´ın Rasûlü! Şuracıkta elini bir şeye uzattığını ama sonra da (o göremediğimiz şeyden) geri çektiğini gördük. (Bu ne demek oluyor ) Rasûlullah (s.a.v.) bu­yurdu ki:

“Cenneti gördüm. Elimi oradaki bir üzüm salkımına uzattım. Eğer onu almış olsaydım ve siz de yeseydiniz dünya yerinde durmazdı!” [399]

Müsned´de, Abdullah b. Muhammed b. Akil´in naklettiği hadiste, Câ-bir´in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Cennet, ondaki çiçekler ve parlaklık bana arzedildi. Getirip size ver­mek niyetiyle oradan bir salkım üzüm koparmak için elimi uzattığımda be­nimle o salkımın arasına bir engel girdi (koparamadım). Şayet onu size ge­tirmiş olsaydım ve gökle yer arasındakilerin tümü ondan yeseydi yine de on­dan bir şey eksiltemezlerdi.”[400]

Sahih-i Müslim´de yine Câbir´den nakledilen bir rivayet bunu teyid et­mektedir.

Önceki sayfalarda da nakedildiği gibi İmam Ahmed b. Hanbel´in Müs~ nedinde… Abdullah b. Utbe es-Sülemî´den rivayet olundu ki; bedevinin biri Rasûlullah (s.a.v.)´e sormuş:

— Cennette üzüm var mıdır

— Evet, vardır.

— Salkımı ne kadar büyüktür

— Dazlak karganın ara vermeksizin bir ay müddetle uçarak katedeceği mesafe kadar büyüktür.”

Kasım et-Taberanî… Sevbân´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Adam cennetten bir meyve kopardığında yerinde bir başkası biter.” [401]

Hafız´ın ifadesine göre bu hadisin râvilerinden Abbad, bazı âlimler tara­fından eleştirilmiştir.

Taberanî… Ebû Musa´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:[402]

“Âdem (a.s.) cennetten yeryüzüne indirildiğinde Cenab-ı Allah ona her işi yapmayı öğretti. Azık olarak ona cennet meyvelerini verdi. Şu yedikleri­niz cennet meyvelerindendir. Şu farkla ki bunlar değişirler ama, cennetteki meyveler değişikliğe uğramazlar.” [403]

Fasıl:

Yüce Allah buyurdu ki:

“(Cennetlikler) seçecekleri meyveler ve arzulayacakları kuş elleriyle do­laşırlar.” (Vakıa, 56/20-21)

Hasan b. Arefe… Mesud´dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cennetteyken bir kuşa bakar, onu iştahın çeker ve hemen pişmiş olarak O, senin Önüne düşer.” [404]

Tirmizî´nin hasen saydığı ve kendi Sünen´inde yer verdiği bir rivayete göre Enes (r.a.) şöyle demiştir: Kendisine Kevser´i sorduklarında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“O, Aziz ve Celil olan Allah´ın bana bahşettiği bir ırmaktır. Suyu sütten beyaz, baldan tatlıdır. Onda, boyunları develerinki gibi uzun olan kuşlar var­dır.” [405]

Ömer (r.a.): “Onlar çok hoştur ya Rasûlallah” deyince Rasûlullah (s.a.v.): “Onları yemek daha hoştur” diye cevap verdi.

Sa´lebî´nin [406] tefsirinde Ebû Derdâ´dan merfu olarak şöyle rivayet edil­miştir: “Cennette boyunları horasan develerininki gibi uzun olan kuşlar var­dır. Bunlar Allah´ın veli kulunun eline konup sıra halinde dizilirler. Bunlar­dan biri: “Ey Allah´ın dostu! Ben, arşın altındaki altun kırıntılarını yiyerek yayıldım. Nesim pınarlarının suyundan içtim. Beni ye.” der. Adamın karşı­sında kendini över. Nihayet adam, onlardan birin yemeyi içinden geçirir. Kuş, çeşitli şekillerde ve renklerde pişmiş olarak önüne düşer. Adam doyun­caya kadar ondan yer. Doyduktan sonra o kuşun kemikleri toparlanır ve cen­netin dilediği yerinde dolaşıp yayılmaya başlar.” Ömer (r.a.): “Ey Allah´ın Rasûlü! O çok hoştur” deyince Rasûlullah (s.a.v.): “Onu yemek daha hoştur” [407] diye cevap verdi. [408]

Cennetliklerin Yiyecek Ve İçecekleri

Yüce Allah´ın lutfundan bize de o yiyecek ve içeceklerden ihsan etme-sini diliyoruz.

Kur´ân-i Kerîm´de bu hususta şöyle buyurulmuştur: “Onlara şöye denir: “Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle y ey iniz, içiniz.” (Hakka, 69/24)

“Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazar. Sadece selâma karşı­lık selâm sözü işitirler.” (Vakıa, 56/25-26)

“Orada azıklarını sabalı akşam hazır bulurlar.” (Meryem, 19/62)

“(Cennetlikler) seçecekleri meyveler ve arzulayacakları kuş eti ile dola­şırlar.” (Vakıa, 56/20)

“Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır. Canlarının istediği ve göz­lerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada temellisiniz.” (Zuhraf, 43/71)

“Şüphesiz iyiler kâfur katılmış bir tastan içerler. Bu, ancak Allahm kul­larının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.” (İnsan, 76/5-6)

“Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kâseler dolaştırılır. Billurları gü­müş gibi parlaktır. Onları ölçüp ölçüp dağıtırlar.” (insan, 76/15-16)

Çevrelerinde dolaştırılan kaseler, parlaklık ve saflıkta gümüş gibi olup dünyada benzerleri yoktur. O kâselerin hacmi, Allah´ın velisine yetecek mik­tarda içeceği içine alır. Ne fazla ne de eksik. Bu da onlara ne kadar özen gös­terildiği ve ne kadar şerefli olduğunu gösteriyor.

“Orada, zencefil karışık bir tasa içirilirier. O pınara selsebil (tatlı su) de­nir.” (İnsan, 76/17-18)

“Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde: “Bu daha önce de n-zıklandırdığımızdır” derler. Bunlar söylediklerinin benzerleri olarak sunul­muştur.” (Bakara, 2/25)

Hizmetçileri cennetliklere öncekinden değişik bir meyve getirdiğinde onlar, hakikatte değişik olmakla birlikte görünürde benzer oluşundan dolayı bunu, önceki meyvenin aynısı sanırlar. Şekil bakımından birbirlerine benzer­ler, ama hakikat, tad ve koku bakımından birbirlerine benzemezler.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu cennetliklerin mertebece en düşük olanının yedi katlı binası ve üç yüz hizmetçisi vardır. Bunlar sabah akşam ona üç yüz tabak (öyle sa­nıyorum ki, altın tabak dedi) içinde her birinde ayrı turdan yemekler sunar­lar. O, evvelkinden lezzet aldığı gibi ondakinden de lezzet alır. Ona, her bi­rinde ayrı türden olmak üzere üç kap içinde de içecek sunarlar. Öncekinden lezzet aldığı gibi sondakinden de lezzet alır ve şöyle der: “Ya Rab! İzin ver­sen de bunlardan cennetliklere de yedirip içirsem. Onların yeyip içmesiyle yanımdaki erzaktan bir şey eksilmez.” O cennetlik adama, dünyadaki zevce­lerinden ayrı olarak iri gözlü yetmiş iki huri verilir. [409] Onlardan birinin oturağı, bir millik yeri kaplar.”[410]

Bunu İmam Ahmed b. Hanbel, münferid olarak rivayet etmiştir. Bunda gariplik ve inkıta vardır.

İmam Ahmed b. Hanbel… Stimame b. Ukbe´den rivayet etti ki; Zeyd b. Erkam şöyle demiştir: Yahudilerden biri Peygamber (s.a.v.)´e gelip şöyle de­di: “Ey Ebu´l-Kasım! Sen cennetliklerin (cennette) yeyip içtiklerini İddia ediyorsun, değil mi ” Bu adam, Rasûlullah (s.a.v.)´m yanına gelirken arka­daşlarına: “Muhammed eğer bu soruma evet diye cevap verirse ben onu tar­tışmada yenerim” demişti. Onun bu sorusuna Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Evet. Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki, onlardan bi­rine; yeme, içme ve cinsel iktidar bakımından yüz erkeğin gücü verilir.” [411] Yahudi: “Yeyip içen kimsenin def-i hacette bulunması gerekmez mi ” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) ona şu cevabı verdi: “Onların def-i hacetleri ter halinde derilerinin dışına çıkar ve misk gibi bir koku saçar. Bir de bakarsınız ki karınlan zayıftır.” [412]

Bu hadisin Ebû Cafer er~Razî kanalıya A´meş´ten nakledilen bir varyan­tında şöyle denmektedir: Yahudi: “Yeyip içen kimsenin def-i hacette bulun­ması gerekir. Peki cennette def-i hacette bulunmak yok mudur ” diye sorun­ca, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Onların def-i hacetleri derilerinden çıkan ter şeklinde olur. Misk gibi koku saçar ve karınları zayıf kalır.” [413]

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ehli kimseler cennette yeyip içerler ama büyük-küçük def-i ha­cette bulunmaz, sümkürmez ve tükürmezler. Yiyecekleri de misk gibi bir ter­leme ve geğirmeyle (sindirilir ve) dışarı çıkar.” [414]

Müslim de… Câbir´den böyle bir rivayette bulunmuştur. Bu rivayette Câbir´in anlattığına göre sahabiler: Ya yemek nasıl hazmedilecek ve artığı nasıl dışarı atılacak diye sormuşlar; Rasûlullah (s.a.v.) de onlara şöyle ce­vap vermiş:

“Geğirme ve misk gibi kokan bir terle dışarı atılır. Teşbih ve hamd ge­tirmeleri, kendilerine ilham edilir.”

Bu hadisin bir varyantında da şöyle denmektedir:

“Onların bu yedikleri misk gibi kokan bir geğirmeyle sindirilir. Nefes alıp vermeleri kendilerine ilham edildiği gibi, teşbih ve tekbir getirmeleri de kendilerine ilham edilir.” [415]

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah´tan rivayet etti ki; Peygam­ber (s.a.v.) kendisine “Cennetlikler bir şeyler yerler mi ” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir:

“Evet… Yerler ve içerler. Ama büyük-küçük abdest bozmazlar ve süm-kürmezler. Ancak gerek akacak şekilde çok gerek zerrecikler halinde terle­yerek misk gibi koku saçan bir ter ciltlerinden çıkar. Kendilerine nefes alıp vermeleri ilham edildiği gibi, teşbih ve tahmidde bulunmaları ilham edilir.” [416]

Müsned adlı eserinde Hafız Ebubekir el-Bezzâr… Câbir b. Abdullah´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler yerler, içerler ama dışkı yapmaz ve sümkürmezler. Nefes alıp vermeleri kendilerine ilham edildiği gibi, teşbih ve hamdde bulunmaları da kendilerine ilham edilir.” [417]

Hasan b. Arefe… Abdullah b. Mes´ud´un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) bana buyurdu ki:

“(Cennetteyken) sen kuşa bakarsın. İştahın onu çeker. O da pişmiş ola­rak senin Önüne düşer.”[418]

Cennetliklerden Biri Ekin Ekmek İstiyor. Allah Onun İsteğini Kabul Buyuruyor Ve Rasûlullah´ın (S.A.V.)´İ Güldüren Hoş Bir Söz:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ali b. Atâ b. Yesar´dan rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: pir gün yanında bedevilerden bir adam varken Ra­sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Cennetliklerden bir adam, ekin ekmek için Aziz ve Celil olan Rabbin-den izin istedi. Rabbi ona dedi ki:

— Dilediğin şeyin içinde değil misin

— Evet ama kendim ekin ekmek istiyorum.

İzin verildi. Ekin ekti. Ekini hemen tuttu. Köklerinin üstünde dikilip durdu. Biçilmeye hazır hale geldi. Dağlar kadar oldu. Aziz ve Celil olan Rab­bi ona: “Ekinden geri dur. Çünkü seni hiç bir şey doyurmaz!” dedi.[419]

Rasûlullah (s.a.v.)´in yanında oturmakta olan bedevî dedi ki: “O adam mutlaka Kureyşli ya da Ensarî olmalı. Çünkü ekin sahipleri onlardır. Bize ge­lince biz ekin sahibi değiliz.” Bedevinin bu sözüne Rasûlullah (s.a.v.) gül­dü.” [420]

Cennetliklerin Yiyeceği İlk Şey:

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Abdullah b. Selâm´dan rivayet etti ki; Medine´ye geldiğinde Rasûlullah (s.a.v.)´e sorulan suallerden biri de şuydu: “Cennetliklerin yiyeceği ilk şey nedir ” Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

“Ballk Cİğerİn Üzerindeki fazlalıktır.” [421]

Sahih-i Müslim´de… Sevbân´dan rivayet olunduğuna göre bir yahudi Rasûlullah (s.a.v.)´e: “Cennete girdiklerinde müminlere ilk ikram edilecek şey nedir ” diye sormuş; Rasûlullah (s.a.v.) de şöyle cevap vermiş: “Balık ci­ğerinin fazlalığıdır.” Yahudi: “Onun peşi sıra yiyecekleri nedir ” diye sorun­ca Rasûlullah (s.a.v.): “Cennetin etrafından (yayılıp) yiyen cennet sığın (piş­miş olarak) önlerine düşer.” diye cevap vermiş. Yahudi: “Bunun üzerine on­ların içecekleri nedir ” sorusunu sorunca Rasûlullah (s.a.v.) buyurmuş ki: “Selsebil (tatlı su) denen bir pınardan içerler.” Bu cevaplan alan Yahudi:

“Doğru Söyledin” diye karşılık verrnİŞ. [422]

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Saîd´den rivayet olundu ki; Ra­sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde yer yüzü bir ekmek parçası gibi olur. Her şeye güç yetiren Allah onu -tıpkı sizden birinin seferdeyken ekmeğini evirip çevirme­si gibi- elinde evirip çevirir. Bu, cennetliklere sunulan bir konukluktur.” Ya­hudilerden biri gelip dedi ki:

— Allah sana bereket ihsan eylesin ey Ebâ Kasım. Kıyamet gününde cennetliklere sunulacak bir konukluk var mıdır

— Evet vardır. Kıyamet gününde onlara konukluk olarak sunulacak şe­yi sana bildireyim mi

— Evet, bildir.

— Kıyamet gününde yer (yüzü) bir ekmek parçası gibi olur (ve onlara sunulur).

— Onlara yerilecek katığı da sana bildiriyem mi

— Evet, bildir.

— Katıkları sığır ve balıktır.

— O da ne

— Sığır ve balık… Yetmiş bin kişi bunlardan birinin ciğerinin üzerinde­ki fazlalıktan yer.” [423]

“Sonunda misk kokusu bırakan, ağzı kapalı saf bir içecekten içerler.” [424]

A´meş… Bu âyet-i kerimeyi İbn Mes´ud´un şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir: Âyet-i kerimede geçen ve ´içecek´ diye tercüme ettiğimiz rahik, ağ­zı kapalı bir kapta olup onu içtikten sonra misk kokusu duyarlar.”

“Onun katkısı gözdelerin içtiği tesnîm (yüce kaynak)dandır.” [425]

Süfyân b. Atâ b. Sayib… Bu âyet-i kerimeyi İbn Abbas´ın şöyle tefsir et­tiğini rivayet etmiştir: “Tesnim, cennetliklerin en üstün içeceğidir. Mukarreb (Allah´a çok yakın) olanlar onu katıksız olarak içerler. Defterleri sağ ellerin­den verilenlere ise karışık olarak içirilir.”

Ben derim ki: Aziz ve Celil olan Allah, cennet içeceklerini, dünya içe­ceklerinin sahib olmadığı çok güzel sıfatlarla nitelemiştir. Onların akmakta olan ırmaklar olduğunu anlatmıştır. Allah Teâlâ´nın buyurduğu gibi:[426]

“Orada akan kaynak vardır.” (öâşiye, 88/12)

“Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarâb ırmakları, süzme bal ırmakları vardır.” (Muhammed, 47/15)

Bu içecekler akan ırmaklardadır. Bu ırmaklar; oralardaki büyük deniz­lerden, misk tepelerinin altından çıkan pınarlardan ve Aziz ve Celil olan Al­lah´ın dilediği yerlerden kaynayıp çıkarlar. Bu ırmaklar, adamların ayaklan altında akmakta olan perişan haldeki ırmaklar değildirler. Bu ırmaklardaki içecekler, içkiler, içenlere zevk ve lezzet verirler. Dünyadaki içkiler gibi ta­dı pis değildir bunların. İçenin aklını bozmazlar. Karın ağrıtmazlar, baş dön­dürmezler. Yüce Allah, cennet içkilerini bu pis nitelikteliklerden tenzih et­miştir:[427]

“Karın ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bah´ş eden bem­beyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.”[428]

Bu ayette bembeyaz kaynak sözüyle, güze görünümü bir kaynak; içen­lere zevk bahşeden sözüyle, tadı hoş ve güzel içki kastedilmiştir. İçki içmek­le aşırı derecede gönül süruru amaçlanır. İşte bu amaç, cennet içkileriyle el­de edilir. Akim baştan gitmesi ve içein, ortada bir hayvan ya da cansız var­lık gibi kalması bir kusur ve ayıptır ki, bu da dünya içkisini içme nedeniyle meydana gelir. Cennet içkilerini içmekle bu gibi ayıplar ortaya çıkmaz. O iç­kilerle sevinç, güzellik ve neşe meydana gelir. Bu nedenle yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Karın ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen…” (Saffât, 37/45)

“Ölümsüz gençler yanlarında, başağrısı ve dönmesi vermeyen bembe­yaz bir kaynaktan doldurulmuş kâseler, ibrikler, kadehler ile dolaşırlar.” (Vâ-kıa, 56/17-19)

“Onun katkısı gözdelerin içtiği yüce kaynak (tesnim)dandır.” (Mutaffifîn, 83/27)

Tefsirimizde (İbn Kesir tefsirinde) Abdullah b. Abbas´tan şöyle bir riva­yette bulunmuştuk: “Cennetliklerden bir cemaat, -dünyadakilerin yaptıkları gibi- şaraplarının çevresinde toplanırlar. O esnada üzerlerinden bir bulut ge­çer. Diledikleri her şey, o buluttan üzerlerine yağdırılır. Hatta onlardan biri: “Bize, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar yağdır” der ve bulut, onlara, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar yağdırır.”

Önceki kısımlarda nakledilen bir rivayette de şöyle denilmişti: “Cennet­likler Tûbâ ağacının yanında toplanıp dünya eğlencelerini anlatmaya başlar­lar. (O eğlence de sarhoşluk ve neşedir) Cenab-ı Allah onlara cennet tarafın­dan bir rüzgar estirir ve bu rüzgarın etkisiyle o ağaç, dünyadaki bütün eğlen­celerle hareketlenir.”

Eserlerden birinde de şöyle denmektedir: “Cennetliklerden bir cemaat, cennetin asil develerine binmiş olarak geçip giderken saf halinde ki ağaçarın karşısına çıkarlar. Toplulukları dağılmasın diye o ağaçlar sağa sola açılarak onlara yol verirler. Bütün bunlar onlara Allah´ın lutfu ve rahmetidir. Hamd ve minnet Allah´adır.”

“Dolu kadehler vardır.” (Nebe\ 78/34)

“Orada boş ve yalan söz işitmezler.” (Nebe\ 78/35)

İçki içtiklerinden ötürü orada boş ve kötü söz ağızlarından çıkmaz. Ya­lan da söylemezler. Nitekim yüce Allah buyurdu ki:

“Orada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler.” (Meryem, 19/62)

“Fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.” (Tûr, 52/23)

“Orada boş söz işitmezler.” (Ğâşiye, 88/11)

“Orada boş ve günâha sokacak bir söz duymazlar. Sadece selâma karşı­lık selâm sözü işitirler.” (Vakıa, 56/25-26)

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde… Huzeyfe´den rivayet olundu ki: Ra-sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[429]

“Altın ve gümüş kaplarda ve tabaklarda içmeyiniz. Çünkü bunlar dün­yada (inkarcıların) âhirette ise sizlerindir.” [430]

Cennet Ehlinin Hülleleri, Elbiseleri Ve Güzellikleri:

Allah´tan onlardan bize vermesini dileriz.

Yüce Allah buyurdu ki:

“Üzerlerinde ince yeşil ipekleri, parlak atlastan giyimlikler vardır. Gü­müş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.” (in­san, 76/12)

“Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir.” (Fâtır, 35/33}

“Doğrusu inanıp iyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. İşte onlara, alt­larından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınır­lar. İnce ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükâfat ve ne güzel duraktır!” (Kehf, 18/30-31)

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde rivayet olunduğuna göre RasûluUah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Cennetteki) müminin hüllesi (elbise ve zineti) abdest alırken suyun ulaştığı yere kadar uzanır.”[431]

Hasan-ı Basrî dedi ki: “Cennette erkekler üzerindeki hülle kadınlar üze-rindekinden daha güzeldir.”

Ibn Vehb… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Ebû Ümame kendisine şöy­le demiştir: RasûluUah (s.a.v.) bizimle sohbet ederken cennetliklerden de söz edip şöyle buyurdu:

“Onlar altın ve gümüş bilezikler, inciden taçlarla süslenirler. Üzerlerin­de inci ve yakuttan taçlar vardır. Üzerlerinde hükümdarların tacı gibi taç var­dır. Genç, tüysüz ve sürmelidirler.”

îbn Ebi´d-Dünyâ… Davud b. Âmir b. Sa´d b. Ebi Vakkas´ın babası ve dedesinden rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Eğer cennetliklerden bir adam bileziğinin bağını çıkarıp (dünyaya) gösterecek olursa, güneşin yıldızların ışığını bastırışı gibi o da güneşin ışığı­nı bastırır (karartır).”

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete giren, nimete gark olur, ümitsiz olmaz, elbiseleri çürümez, gençliği tükenmez. Cennette gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve beşer kalbinden geçmeyen nimetler vardır.” [432]

Müslim… Hammâd b. Seleme´den rivayet etmiştir ki:

“Orada elbisesi eskimez ve gençliği gitmez.” [433]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Rafi´den rivayet etti ki; Allah´ın pey­gamberi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Cennette) müminin iki zevcesi olur ki, bunların bacak (kemik)lerinde-ki ilik, elbiselerinin üstünden dahi görünür.” [434]

Taberanî… Abdullah´tan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cennete giren ilk zümrenin yüzleri, dolunay gecesindeki ayın ışığı gi­bidir. İkinci zümrenin yüzleri ise, semadaki en güzel ve en parlak yıldız gi­bidir. Cennetliklerden her birinin iri ve güzel gözlü hurilerden ikişer zevcesi olur. Bu zevcelerden her birinin üzerinde yetmiş elbise olur. Bunların bacak (kemek)lerindeki ilik -kırmızı şarâbın beyaz bardakta görünüşü gibi- etleri­nin ve elbiselerinin üstünden görünür.” [435]

Ziya dedi ki: Bu hadis bana göre sıhhat şartlarım taşımaktadır.

İmam Ahmed b. Hjanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinin cennette kırbacının kaplayacağı kadar bir yer, dünyâdan ve dünyha ile birlikte bir mislinden daha hayırlıdır. Cennet ehlinin kadınla­rından biri dünyaya görünecek olsa, gök ile yerin arasım güzel kokularla dol­durur. Onun başındaki örtü, dünyâdan ve içindeki her şeyden daha hayırlı­dır.” [436]

Harmele… Ebû Saîd el-Hudrî´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Cennetteki bir adam kımüdamaksızın yetmiş sene müddetle bir yere yaslanır. Sonra zevcesi gelip omuzlarına vurur. Adam, zevcesinin yanağına bakar. Yanağının aynadan daha saf olduğunu görür. Zevcesinin üzerindeki en düşük değerli inci dahi doğu ile batı arasını aydınlatır. Zevcesi ona selâm verir. O da selâmını alır ve “Sen kimsin ” diye sorar. O da: “Aziz ve Celil olan Allah´ın bol lütuf ve ihsanındanım” diye cevap verir. O kadının üzerin­de yetmiş elbise vardır. En düşük değerisi, Tûbâ ağacından olup kan gibi (kırmızı renkli)dir. Gözlerini o kadına dikip iyice bakar. İçini görür. Hatta bunun ötesinde bacağının (kemiğindeki) iliği görür. O kadının üzerinde taç­lar vardır. Onun üzerindeki en düşük değerli inci dahi doğu ile batı arasını aydınlatır.” [437]

“Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bileziklerle süslenirler.” (Fâtır, 35/33)

İbn Vehb´in… Ebû Saîd´den rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v.) yukarı­daki âyet-i kerimeyi okuduktan sonra şöyle buyurmuştur:

“Cennetliklerin üzerinde taçlar vardır. O taçlardaki incilerin en düşük değerli olanı dahi doğu ile batı arasım aydınlatır.” [438]

İmam Ahmed b. Hanbel… Cebbar b. Harice es-Sülemî´den rivayet etti ki; Abdullah b. Ömer şöye demiştir: Adamın biri Hz. Peygamber´e gelip; “Ey Allah´ın Rasûlü! Bize cennet elbiseleri hakkında bilgi ver: Bunlar hazır

olarak mı yaratılmışlardır Yoksa dokunarak mı imâl edilmişlerdir ” diye sordu. Orada bulunanların bir kısmı buna gülünce Rasûlullah (s.a.v.): “Ne­den gülüyorsunuz Cahil birinin bilen birine sormasına mı gülüyorsunuz ” dedi. Sonra başını önüne eğip sustu. Ardından, “Soru sahibi nerede ” diye sordu. Adam: “İşte buradayım ey Allah´ın Rasûlü!” deyince Rasûlullah (s.a.v.) ona şu cevabı verdi: “Hayır o elbiseler, cennet ağacının meyvelerin­den çıkarlar.” Bu cevabı üç kez tekrarladı. [439]

İmam Ahmed b. Hanbel de… Ebû Saîd´den böyle bir rivayette bulun­muştur: Adamın biri: “Tûbâ nedir ya Rasûlallah ” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) ona şöyle cevap verdi:

“Cennette bir ağaç olup büyüklüğü yüz senelik yol kadardır. Cennet eh­linin elbiseleri onun tomurcuklarından çıkar.” [440]

Ebubekir Abdullah b. Muhammed b. Ebi´d-Dünyâ… Ebû Ümame´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sizden cennete giren herkes mutlaka tûbâ ağacının yanma götürülür. Tûbâ da ona tomurcuklarını açar. Adam da gelincik gibi hatta daha ince da­ha güzel olan bu tomurcuklardan dilediğini alır. Dilerse beyazını, dilerse ye­şilini, dilerse sarısını, dilerse siyahını alır.”

Bu, garip ve hasen bir hadistir.

İbn Ebi´d-Dünyâ… Simâk´ın, İbn Abbas´a şöyle bir soru sorduğunu ri­vayet etmiştir:

— Cennetliklerin elbiseleri nedir

— Cennette bir ağaç vardır. O ağacın nar gibi meyveleri vardır. Cenab-ı Allah bir dostuna elbise giydirmek istediğinde o ağacın dalı o dosta doğru eğilip uzanır ve (ucundaki meyvesinden) rengârenk yetmiş elbise çıkar ve sonra o dal eski yerine ve eski haline döner.”

Önceki kısımlarda da nakledildiği gibi Sevrî… İbn Abbas´m şöyle dedi-diğini rivayet etmiştir:

“Cennetteki hurma ağaçlarının kökü zümrütten, dalları kızıl altındandır. [441] Yaprakları da cennet ehli için giysidir. Çamaşırları ve hülleleri (güzel elbise­leri) de ondan yapılır.”[442]

Cennet Ehlinin Yatakları:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Orada astarlan parlak atlastan yataklara yaslanırlar; iki cennetin mey­velerini de kolayca toplarlar.” (Rahman, 55/54)

İbn Mes´ud dedi ki: “O yatakların astarları parlak atlastan olduğuna gö­re yüzleri acaba nedendir dersiniz ”

Yüce Allah buyurdu ki:

“Yüksek döşekler üzerindedirler.” (Vakıa, 56/34)

İmam Ahmed b. Hanbel ile Tirmizî… Ebû Saîd´den rivayet ettiler ki; Ra­sûlullah (s.a.v.) yukarıdaki âyet-i kerimeyi okudu ve sonra da şöyle buyurdu:

“Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; o döşeklerin yük­sekliği, yer ile gök arasındaki kadardır. [443] Yer ile gök arasındaki yükseklik İse beşyÜZ senelik yoldur,” [444]

Tirmizî dedi ki: Bazı ilim ehli bu hadisi açıklarken şöyle demişlerdir: “Bu hadiste anlatılan yatakların yüksekliğinden kasıt, manevi derece yüksek­liğidir. Her iki derecedeki yatakların arası da yerle gök arası kadardır.”

Ben derim ki: Bu manâyı teyid sadedinde Abdullah b. Vehb… Ebû Sa­îd´den rivayet etti ki; “Onlar yüksek yataklar üzerindedir” mealindeki âyet-i kerimeyi açıklarken Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İki yatak arasındaki mesafe, gök ile yer arası kadardır.”

Hammad b. Seleme… “Onlar yüksek yataklar üzerindedir” mealindeki âyet-i kerimeyle ilgili olarak Kâ´b´ül-Ahbâr´ın şöyle dediğini rivayet etmiş­tir: “O yatakların yüksekliği kırk senelik yol kadardır.”

Yani cennetin her yerinde -ihtiyaç duyulacağı düşünülerek- hazır du­rumda yataklar vardır. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

“Orada akan kaynak vardır. Orada, yükseltilmiş tahtlar vardır. Yerleşti­rilmiş kâseler, sıra sıra yastıklar, serilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır.” [445]

Cennetin şurasında, burasında, bir çok yerinde dizili yastıklar vardır. Ni­tekim yüce Allah buyurmuş ki:

“Cennetlikler orada yeşil yastıklara ve harikulade işlemeli döşeklere yaslanırlar.” (Rahman, 55/76)

Bu âyet-i kerimelerde araplara, nazarlarında en güzel, gönüllerde en mu­azzam ve en kıymetli olan şeylerle, zevk ve manzara cinsinin her sınıf ve nev´i ile hitab edimiştir.

Yardımına başvurulacak olan zât, yüce Allah´tır. [446]

Hurilerin Zinctlcri, Dünya Kadınlarının Onlardan Üstün Oluşu Ve Dünya Kadınlarından Her Birine Kaç Hizmetçinin Verileceği:

Yüce Allah buyurdu ki;

“Orada örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin meyve­lerini de kolayca toplarlar. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini ya­lanlarsınız Oralarda, bakışlarını yalnız erkeklerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne de cinlerin dokunmuş olduğu eşler vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Onlar yakut ve mercan gibidirler. Öy­leyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini ya­lanlarsınız ” (Rahman, 55/54-61)

“Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır. Öyleyken Rabbinizin nimet­lerinden hangisini yalanlarsınız Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır. Öy­leyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız Onlara daha önce insan da, cin de dokunmamıştır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangi­sini yalanlarsınız Cennetlikler orada yeşil yastıklara ve harikulade işiemei döşeklere yaslanırlar. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlar­sınız Büyük ve pek cömert olan Rabbinin adı ne yücedir!” (Rahman, 55/70-78)

“Onlara orada tertemiz eşler vardır.” (Bakara, 2/25) Yani âdet kanamasın­dan, lohusalıktan, idrardan, dışkıdan, tükürük ve balgamdan arınmış eşler vardır. Bu gibi şeyler onlardan çıkmaz. Aynı şekilde huyları, nefesleri, söz­leri karakterleri ve elbiseleri de temizdir.

“Onlara orada tertemiz eşler vardır” mealindeki âyet-i kerime hakkında Abdullah b. Mübarek… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur: .

“Ö eşler; âdet kanamasından, dışkıdan, balgam ve tükürükten arınmış­lardır.” [447]

“Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır.” (Rahman, 55/72) mealindeki âyet-i kerimeyle ilgili olarak Ebü´l-Ahves şöyle demiştir:

“Bize ulaşan bir rivayette anlatıldığına göre arşın altında ki bir buluttan yağmur yağmış. O yağmurun damlalarından ceylan gözlü huriler yaratılmış­tır. Sonra nehir kıyılarında o ceylan gözlülerden her birinin üzerine bir çadır kurulmuştur. O çadırların genişliği kırk mil olup kapıları yoktur. Öyleki Al­lah dostu bir kul o çadıra girmek istediğinde kapı tarafı (denebilecek bir yer­de) bir yarılma olur (ve o yarıktan içeri girer) ki Allah dostu o kul, melek ve hizmetçi gibi yaratıkların dahi o ceylan gözlüleri görmemiş olduklarım anla­sın. O ceylan gözlüler çadırlarda ve yaratıklarından gözlerinden uzaktadır­lar.”

Yüce Allah buyurdu ki:

“İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki incifer gibi ceyan gözlüler var­dır.” (Vakıa, 56/22-23)

“Onlar (huriler) örtülü yumurta gibidirler.” (SaiTât, 37/49)

Denildi ki: Bu ayette geçen yumurta kelimesiyle, kumlarda saklı devekuşu yumurtasıdır. Bu yumurtanın beyazlığı, araplara göre beyazın en güzel tonudur.

Şöyle diyenler de olmuştur: Ayette geçen yumurta kelimesiyle, sedefin­de çıkmamış inci kastedilmiştir.

Yüce Allah buyurdu ki:

“Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmı-şısizdır. Onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kilmışızdır.” (Vâ-kıa, 56/35-38)

Yani dünyada yaşlılık, acizlik ve zayıflıklarından sonra âhirette onları Cenâb-ı Allah yeniden yarattı. Hepsi de taze, bakire, aynı yaşta kızlar oldu-ar. Defterleri sağdan verilen kocaları tarafından sevilen ve onlarla aynı yaşta kızlar oldular. [448]

Cennet Ehlinin Kadınları Hakkında Ümmü Seleme´nin Sorduğu Sorulara Rasûlullâh (s.a.v.)´in Verdiği Cevaplar:

Taberânî… Ümmü Seleme´nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben de­dim ki:

— Ya Rasûlallah, âyette geçen ´Hûr-ı în´ ne demektir Bana anlatır mı­sın

—., Hûr-ı în, iri özlü demektir. Onların kiprikleri, kartal kanadı gibidir.

— “Sedefteki inciler gibi” sözünü biraz açıklar mısın , .

— Henüz sedeflerinden çıkarılmamış ve el değmemiş inciler gibi saf ve temizdirler.

— “Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır” ne demek

— Yani cennette huyu iyi, yüzü güzel kadınlar vardır. ,

— “Onlar (huriler) Örtülü yumurta gibidirler” âyetini bana açıklar mi-; sın ´;

—- Derileri yumurta akının üzerindeki zar kadar incedir.,

— “Onları eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır” âyetini açık­lar mısın

— Yani onlar dünyada gözü çapaklı acuzeler olduktan sonra cennette kocalarına düşkün ve aynı yaşta (genç) kadınlar olurlar.

— Ya Rasûlallah! Dünya kadınları mı yoksa huriler mi daha üstündürler

— Elbisenin yüzünün astarından üstün oluşu gibi dünya kadınları da hu­rilerden üstündürler.

— Neden ya Rasûlallah

— Namaz kılmalarından, oruç tutmalarından ve Allah´a ibadet etmele­rinden dolayı… Cenab-ı Allah onların yüzlerine nûr, bedenlerine ipek giydir-miştir. Tenleri beyaz, elbiseleri yeşil, zinetleri san, buhurdanlıkları inci, ta­rakları altındır, Şöyle derler: “Biz ebedi yaşayacaklarız; ölmeyiz. Nimete gark olmuşlarız; asla yoksul düşmeyiz. Biz mukim kimseleriz; göçmeyiz. Razı olanlarız; asla darılmayız. Bize koca olarak verilenlere, zevce olarak kendilerine verildiğimiz kimselere ne mutlu!”

— Ya Rasulallah! Bir kadın bu dünyada (bir), iki, üç veya dört evlilik yapar, sonra Ölür, cennete girer. Kocaları da kendisiyle birlikte cennete girer­ler. Orada kocası hangisi olur ”

— Ey Ümmü Seleme! O kadın seçim yapar. Onları en güze ahlâklısını seçer ve: “Ya Rab! Bu, dünyadayken de benimle en iyi geçinen kocamdı. Bu­rada da ona eş olarak beni ver” der. Ey Ümmü Seleme! Güzel ahlak(lı kim­se) dünyanın da ahiretin de iyiliklerini elde eder.” [449]

Ebubekir b. Ebi Şeybe… Saîd b. Müseyyeb´den rivayet etti ki; Âişe (r.a.) şöyle demiştir: Ensarilerden bir kocakarı Hz. Peygambere gelip: “Ya Rasu­lallah! Allaha duâ et de beni cennete koysun” dedi. Hz. Peygamber ona: “Cennete kocakarı girmez” diye cevap verdi. Ve gidip namaz kıldı. Sonra Âişe (r.a.)´nin yanma döndü. Âişe (r.a.) ona: ´”Kadıncağız senin sözünden çok rahatsız oldu” deyince Hz. Peygamber buyurdu ki:

“Evet tıpkı dediğim gibidir. Cenab-ı Allah yaşlı kadınları cennete koyar­ken onu bakirelere dönüştürür.” [450]

Önceki sayfalarda geçen sûr hadisinde müminlerin cennete girişinin ni­teliği anlatılırken şöyle buyurulmuştu:

“Erkek, Allah´ın yarattığı (hurilerden) yetmiş iki zevceyle cinsel ilişki­de bulunur. Âdem neslinden gelen iki kadınla da temas kurar. Ancak bunlar dünyadayken ibadet ettiklerinden dolayı, Allah´ın dilediği kimselerden üstün olurlar. Yakuttan bir odada, inciyle taçlanmış altın karyola üzerinde bu ka­dınlardan biriyle yatar. O odada atlas ve ibrişim giysilerle dolu yetmiş dolap vardır. Adam elini o kadının omuzlan arasına koyar, sonra dönüp göğsünden bakınca kendi elini o kadının etinin, cildinin ve elbisesinin içinden görür (çünkü o kadının her tarafı saydamdır). Kadının bacaklarına bakar. Kemikle-rindeki iliği görür. Tıpkı yakuta geçirilen gümüş tel bacaklarındaki iliği gö­rür. O bu haldeyken kendisine şöyle seslenilir: [451] Senin bıkmayacağını ve bıktırmayacağını anladık. Ancak senin bundan başka zevcelerin de vardır.” Adam o karısının yanından çıkar. Diğer eşleriyle de birer birer ilişkide bulu­nur. Onlardan her birine uğradığında şöyle der: “Vallahi cennette senden da­ha güzel bir şey yoktur. Cennette senden daha çok sevdiğim bir şey yoktur.” [452]

Önceki sayfalarda da nakledildiği gibi İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kişinin dünyadaki zevcelerinden ayrı olarak hurilerden de yetmiş iki eşi olacaktır. [453] Onlardan birinin makadmın kapladığı yer, bir mil kadardır. “[454]

Harmele… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cennetliklerin mertebece en düşük olanının seksen bin hizmetçisi ve yetmiş iki zevcesi olacaktır. [455] Onun için Câbiye ile San´a arasındaki mesafe büyüklüğünce inci, zeberced ve yakuttan bir kubbe kurulur.”[456]

Muhammed b. Cafer el-Feryabî… Ebû Ümâme´den rivayet etti ki; Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete giren her kul mutlaka yetmiş iki eşle evlenir. Bunların ikisi ceylan gözlü hurilerden, yetmişi de kendi zamanındaki dünya kadınlarından­dır.”[457]

Bu cidden garip bir hadistir. Çünkü önceki sayfalarda nakledilen mah­fuz rivayet bunun hilaf/nadir. O rivayete göre cennetteki müminin yetmiş iki eşinden ikisi dünya kadınlarından, yetmişi de ceylan gözlü hurilerdendir. Doğrusunu Allah bilir. Bu garip hadisin râvilerinden olan Halid b. Yezid b. Ebi Mâlik´i, İmam Ahmed b. Hanbel eleştirmiştir. Diğer râvisi ise Yahya b. Mâin´dir. Bunlar bazan yanlış rivayetlerde bulunmuşlardır. Kendilerine pek güvenilemez. [458]

İmam Ahmed b. Hanbel, Tirmizî ve İbn Mâce… Mikdam b. Madike-rib´den rivayet ettiler ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Allah katında şehid için altı şey vardır: Kanının ilk damlası yere düştüğünde Allah onu bağışlar. O da cennetteki yerini görür. Kendisine imân elbisesi giydirilir. Kabir azabından emin kılınır. (Kıyametteki) büyük korkudan emin olur. Başına vakar tacı konulur. O tâcdaki bir yakut parçası, dünyâdan ve içindeki her şeyden daha iyidir. Şehid yetmişiki tane ceylan gözlü huri ile evlenir. Akrabalarından da yetmiş kişiye şefaatçi olur.” [459]

Sahih adlı eserinde Müslim… İbn Aliyye´den rivayet etti ki; Eyyub b. Muhammed şöyle demiştir: “Cennette erkeklerin mi, yoksa kadınların mı çok olduğu konusunu niye övünerek müzakere etmiyorsunuz ” Eyyub´un bu sözü üzerine söze giren Ebû Hüreyre dedi ki: Ebü´l-Kasım (s.a.v.) şöyle bu-yurmadı mı:

“Cennete giren ilk zümre, dolunay gecesindeki ay suretindedirler. Bun­ların ardından gelen zümrenin suretleri, semadaki en parlak yıldız gibi ışık saçar. Onlardan her birinin yetmiş iki eşi vardır. Eşlerinin bacaklarındaki (kemiklerin) ilikleri, etlerinin dışından görünür. Cennette bekâr kimse olma­yacaktır.” [460]

Bu eşlerden ikisi, dünya kadınlarındandır. Beraberlerinde Aziz ve Celil olan Allanın dilediği sayıda ceylan gözlü huriler vardır. Nitekim bununla il­gili açıklama, az önce geçti. Doğrusunu Allah bilir.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ehlinden (her) bir adamın ceylan gözlü hurilerden iki zevcesi olur. Bu hurilerden her birinin üzerinde yetmiş güzel elbise olur. Bacakların­daki (kemiklerin) ilikleri, elbiselerinin üstünden görünür.”

(Ahmed b. Hanbel, Bu hadisler, Buharı ve Müslim´in sahihlerinde yer alan şu hadisle çeliş­memektedir:

“Cehenneme baktım; oradakilerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm.”[461]

Cennet ehlinin, cehennem ehlinin veya sadece cehennem ehlinin çoğun­luğunu kadınlar teşkil edebilirler. Ama bu kadınların bir kısmı şefaat saye­sinde cehennemden çıkıp cennete gider ve oranın sâkinlerinin sayısını artırır. Doğrusunu Allah bilir.

Derâc… merfu olarak Ebû Saîd´den şöyle bir rivayette bulunmuştur:

“Adam cennette yetmiş sene müddetle hiç bir tarafa dönmeden (yastığa) dayanıp oturur. Sonra bir kadın gelip omuzlarına vurur. Kadının yüzüne, ya­nağına bakar. Yüzünün aynadan daha saf olduğunu görür. Kadının üzerinde­ki en basit inci bile doğuyla batı (ufkunun) arasını aydınlatır. Kadın ona se­lâm verir. Selâmım alır ve kadına: “Sen kimsin ” diye sorar. Kadın da: “Ben, yüce Allah´ın bol lutfundan ve ihsanındanım.” diye cevap verir. Üzerinde de yetmiş elbise vardır. O elbiselerin en basiti, kan kırmızısı rengindedir. Ada­mın gözü, kadının iç kısımlarını görebilir. Öyle ki onun bacak (kemik)lerin-deki iliği [462] elbisesinin dışından görür.”[463]

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûİullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Öğleden Önce veya sonra Allah yolunda yola çıkış, dünyadan ve için­deki şeylerden daha hayırlıdır. Sizden birinin yayı ve kamçısı kadar cennet­te bir yer, dünyadan ve içindeki şeylerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinin ka­dınlarından biri arza görünecek olsa gök ile yerin arasını güzel kokuyla dol­durur. İkisinin arası hoş kokar. O kadının baş örtüsü, dünyadan ve içindeki şeylerden daha hayırlıdır.” [464]

Buharî… Enes´den bu hadisin bir benzerini rivayet etmektedir. Bunun tamamını sifatu´l-cennet babının başında nakletmiştir:

“Cennet ehlinin kadınlarından biri arza görünecek olsa gök ile yerin ara­sını güzel kokuyla doldurur. İkisinin arası hoş kokar. O kadının baş örtüsü, dünyadan ve içindeki şeylerden daha hayırlıdır.” [465]

Ebubekir b. Ebi´d-Dtinyâ… Saîd b. Cübeyr´den rivayet etti ki; İbn Ab-bas şöyle demiştir:

“Hurilerden biri elini semâ ile arzın arasında çıkaracak olsaydı onun gü­zelliği nedeniyle halkın tümü fitneye düşerdi. Baş Örtüsünü çıkarıp göstere­cek olsaydı, onun güzelliğinin yanında güneş, ışıksız bir fitil gibi kalırdı. Yü­zünü gösterecek olsaydı, güzelliği yerle göğün arasını aydınlatırdı.”

İbn Vehb, Muhammed b. Kâ´b el-Kurazî´nin şöyle dediğini rivayet et­miştir:

“Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah´a yemin ederim ki; ceylân gözlü hurilerden biri, Arf´ın yanından bileziğini gösterecek olsaydı, bileziği­nin ışıltısı, ay ile güneşin ışığını söndürürdü. Ya yüzünü gösterseydi acaba nasıl olurdu Giyenlerin giydiği Allah yaratığı elbiseler, hurilerin giydikleri elbise ve zinetli giysilerden daha iyi ve daha güzel değildir.”

Ebû Hüreyre dedi ki: “Cennette kendisine ´Ceylan gözlü´ denen bir hu­ri vardır ki; yürürken etrafında yetmiş bin hizmetçi de yürür ve kendisi: “İyi­liği emredip kötülüğü yasaklayanlar nerede ” der.” [466]

Kurtubî… Mücahid b. Ebi Üsâme´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Huriler zaferandan yaratılmışlardır.” Bu hadis, garip bir hadistir. [467]

İkrime´nin mürsel rivayetlerinden biri şudur:

“Ceylan gözlü huriler, henüz dünyada bulunan eşleri için şöyle dua ederler: ´Allahım! Ona, senin dinine bağlı kalması hususunda yardım et. Kal­bini, sana itaate yönelt. Kendi gücünle onu bize ulaştır ey merhametlilerin en merhametlisi!”

İmam Ahmed b. Hanbel*in Müsned´inde Kesir b. Mürre, merfu olarak Muaz´dan şöyle bir rivayette bulunmuştur:

“Dünyadayken bir kadın, kocasına eziyet ederse, o kocanın huri eşi mut­laka o kadına şöyle beddua eder: ´Allah seni kahretsin! O misafirdir. Yakın­da senden ayrılıp yanımıza gelecektir!” [468]

Hurilerin Cennette Şarkı Okumaları:

Tirmizî… Ali (r.a.)´den rivayet etti ki; Rasûİullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cennette kara gözlülerin (hurilerin) toplanma yerleri vardır. Orada ben­zerini mahlukatın hiç işitmediği güzel bir sesle şarkı okurlar ve şöyle derler:

“Bizler ebedileriz, hiç ölmeyiz!

Bizler nimetlere mazhanz, yoksulluk görmeyiz.

Rabbimizden razıyız, kederlenmeyiz.

Bize koca olanlara ve kendilerine zevce olduklarımıza ne mutlu!” [469]

İbn Ebi Züeyb… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ehlinin zevceleri kocalarına hiç kimsenin duymadığı en güzel sesle şarkı okurlar. Şarkılarından biri şudur:

“Bizler ebedileriz, hiç ölmeyiz. Bizler güvendeyiz, hiç korkmayız.

Bizler kalıcıyız, hiç göç etmeyiz.” [470]

Leys b. Sa´d… Velid b. Abde´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) Ceb­rail´e: “Beni ceylan gözlü hurilerin yanında durdur.” dedi. Cebrail onu götü­rüp orada durdurdu. O da onlara: “Siz kimlersiniz ” diye sordu. Onlar şu ce­vabı verdiler: “Bizler; yerleşen ve göçmeyen, gençleşen ve ihtiyarlamayan, takvalı olan ve günah işlemeyen bir kavmin cariyeleriyiz.”

Kurtubî, ceylan gözlü hurilerin şarkı okumalarıyla ilgili olarak yukarıda geçen hadisi naklettikten sonra der ki: Onlar bu şarkıyı okuduktan sonra dün­yalı mümine kadınlar da onlara şöyle karşılık verirler:

“Bizler namaz kılanlarız; siz kılmadınız. Bizler oruç tutanlarız; sit tut­madınız. Bizler abdest alanlarız; siz almadınız. Bizler sadaka verenleriz; siz vermediniz.” [471]

Hz. Âişe dedi ki: “Böylece dünyalı kadınlar, hurileri mağiub ederler.”

Doğrusunu Allah bilir. Kurtubî, Tezkire adlı eserinde böyle demiştir. Bu dediklerini hiç bir kitaba dayandırmamıştır. Doğrusunu Allah bilir. [472]

Cennet Ehlinin Kendi Kadınlarıyla Cinsel İlişki Kurmaları. Onlardan Biri Dilemedikçe De Çocuğu Olmaz:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Doğrusu bugün cennetlikler eğlenceyle meşguldürler. Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır. Orada meyveler ve her istedik­leri onlarındır. Merhametli olan Rab katından onlara selâm vardır.” (Yasin. 36/55-58)

İbn Mes´ud, İbn Abbas ve diğer bazı tefsircüer, ayette geçen meşguli­yetle, hurilerin bekâret zarını parçalama meşguliyetinin kastedilmiş olduğu­nu söylemişlerdir.[473]

Yüce Allah buyurdu ki:

“Allah´a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçe­lerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek kar­şılıklı otururlar. Bu böyledir. Onları iri siyah gözlülerle evlendiririz. Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler. Orada ilk ölümden başka bir ölüm tadmazlar. Rabbin lutfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İş­te büyük kurtuluş budur.” (Duhân, 44/51-57)

Ebû Davud et-Tayalisî… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Cennette mümin kişiye şu kadar ve şu kadar erkeğin kuvveti verilir.” Ben, “Ya Rasulallah, bu kadar gücü olur mu ” diye sorduğumda buyurdu ki: “Ona yüz kişinin kuvveti verilir.” [474]

Taberanî… Muhammed b. Sîrin´den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir:

“Denildi ki: ´Ey Allah´ın Rasûlü! Adam cennette cinsel ilişkide bulunur mu ” (Başka bir rivayete göre ise şu soru soruldu: ´Cennette kadınlarımızla cinsel ilişkide bulunur muyuz ´)

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

“Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; adam sadece bir sa­bahta, yüz bakireyle cinsel ilişkide bulunur!”

Hafız Ziya: Benim görüşüme göre bu hadis sıhhat şartlarını taşımakta­dır, demiştir.

Bezzâr… Ammare b. Raşid´den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiş­tir: Rasûlullah (s.a.v.)´e: “Cennet ehli kimseler zevceleriyle cinsel ilişkide bulunurlar mı ” [475] diye sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: “[476]

Harmele… Abdurrahman b. Humeyre´den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)´e: “Cennette cinsel ilişkide bulunur mu­yuz ” diye sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Evet… Ca­nım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; hem de bastıra bastıra ya­parsınız. [477] Adam, cinsel temasta bulunduktan sonra karısı tekrar temiz ve bakire olur.” [478]

Taberanî… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cennet ehli kimseler kadınlarıyla cinsel ilişkide bulunduktan sonra ka­dınları tekrar bakire olurlar.” [479]

Taberanî… Ebû Ümame´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.)´e: “Cen­netlikler cinsel ilişkide bulunurlar mı ” diye sorulduğunda şu cevabı verdi: “Hem de bastıra bastıra. Ama meni (dölsuyu) ve ölüm yoktur orada.”[480]

Taberanî… Ebû Ümame´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), kendisine: Cennetlikler cinsel ilişkide bulunurlar [481] mı ” diye sorulduğunda şu cevabı verdi:[482]

Cennetliklere Doğum Yoluyla Çocuk Bahsedilmesi:

Cennetliklerden biri, dünyadaki gibi çocuk sahibi olma arzusuna kapılır-sa (ona hemen bir çocuk bahşedilir). Bununla ilgili olarak şöyle bir hadis va-rid olmuştur: İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Allah´ın Peygamberi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette mümin kişi çocuk sahibi olmayı arzulayınca (karısının) hami­le kalıp doğurması ve çocuğunun da yaşını doldurması, arzu duyduğu o an­da hemen oluverir.” [483]

Tirmizî ve îbn Mâce de… Muaz´dan böyle bir rivayette bulunmuşlardır. Ancak Tirmizî, bunun hasen ve garib olduğunu söylemiştir. .

Süfyan-ı Sevrî… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; RasÛlullah (s.a.v.)´e şöyle bir, sual soruldu; “Ey Allah´ın Rasûlü! Cennetliklerin çocukları olur mu Çünkü çocuklar, mutluluğu tamamlayan faktörlerdendir.”

RasÛlullah (s.a.v,) buyurdu ki: ,

“Evet… Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; sizden biri­nin orada çocuk sahibi olmayı dilemesiyle karısının hamile kalıp (doğurma­sı) emzirmesi ve çocuğun yetişip gençleşmesi hemen hemen aynı anda olur.”

Bu ifadeler gösteriyor ki; cennette bu iş -Buharî ve Tirmizî´nin rivayet­lerinin aksine-gerçekleşecektir.

Yalnız şunu da söylemek gerekir ki, cennetlik, eğer isterse çocuk sahibi ölür. Ama o böyle bir istekte bulunmayacaktır ki Tavus, Mücahid, İbrahim en-Nehaî ve diğer bazı tabiilerden şöyle bir rivayet varid olmuştur:

“Doğrusu cennette çocuk doğurulmaz.”[484]

Bu doğrudur. Çünkü cennetliklerin cinsel ilişkileri -dünyadaki gibi ol­mayıp- çocuk doğumunu gerektirmez. Çünkü dünya, varlığını sürdürmek için neslin bekası için bir diyardır. Cennet ise mülkün bekası için bir diyar­dır. Bu nedenle cennettekilerin cinsel ilişkilerinde lezzeti sona erdirici meni (döl suyu) akmaz. Ama onlardan biri, çocuk sahibi olmayı dileyince, dileği doğrultusunda çocuğu doğar. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

“Onlara, Rablerinin katında diledikleri şeyler vardır. Bu» iyilerin mükâ­fatıdır.” [485]

Hayatları Kâmil Olduğundan Cennetlikler Ölmezler:

Ayrıca onların gençliklerinin kuvveti, yüzlerinin parlaklığı, görünümle­rinin güzelliği, yaşamlarının hoşluğu artar. Bu nedenle bazı hadislerde anla­tılmıştır ki; lezzetlerden ve mutlu yaşantıdan alıkonmamak için uyumazlar. Allah bizleri de cennetliklerden kılsın..

Yüce Allah buyurmuş ki:

“Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tadmazlar. Rabbin lutfuyla onları cehennem azabından korumuştur.” (Duhân, 44/56)

“Ama inanıp yararlı iş işleyenlerin konakları firdevs cennetleridir. Ora­da temelli kalırlar. Başka bir yere gitmek istemezler.” (Kelıf, i8/]Q7-i()8)

Yani oradan başka bİT konağı seçmezler. Aksine en çok orayı arzularlar. Orada sıkılıp usanmazlar. Oysa dünyada insan, hoş ve lezzetli, de olsa bazı durumlarda mekânlarından sıkılıp usanırlar. Şairler ve fesahat sahibi edipler ne güzel söylemişler:

“Süveyda, gönlüme yerleşti. Ondan başkasını istemiyorum.

Bu halimden başka bir hale dönmeyi de taleb etmiyorum.”

Önceki kısımlarda nakedilen bir hadiste anlatıldığı gibi ölüm, cennet ile cehennem arasında boğazlanacak ve o esnada bir ünleyici şöyle seslenecektir:

“Ey cennetlikler! Size ebediyet var, ölüm yok. Ey Cehennemlikler! Si­ze de ebediyet var, ölümjyok. Herkes bulunduğu yerde sonsuza dek kalacak­tır.” [486]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre ile Ebû Saîd´den rivayet etti ki; RasÛlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: .

“O ünleyici şunları da söyleyecektir: ´Sizler yaşayacak, hiç ölmeyecek­siniz. Sağlıklı olacak, hiç hastalanmayacaksınız, Genç kalacak, hiç ihtiyarla­mayacaksınız. Nimete mazhar olacak, hiç yoksulluk görmeyeceksiniz.´ Evet, işte bu dört husus da ilân edecektir.” [487]

Nitekim şu âyet-i kerimede de buna değinilmektedir:[488]

“Onlara: ´İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet´ diye ses­lenilir.” [489]

Cennetlikler Uyumazlar:

Hafız Ebubekir b. Merdeveyh… Câbir´den rivayet etti ki; RasÛlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Uyku ölümün kardeşidir ve cennetlikler uyumazlar.”

Taberanî… Câbir´den rivayet etti ki; RasÛlullah (s.a.v.); kendisine. ´Cen­netlikler uyurlar mı ´diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

“Uyku, ölümün kardeşidir ve cennetlikler uyumazlar,” [490]

Beyhakî… Abdullah b. Ebi Evfâ´dan rivayet etti ki; adamın biri, RasÛ­lullah (s.a.v.)´e şöyle bir suâl sordu: “Cenab-ı Allah, dünyada gözlerimizi uy­kuyla dinlendiriyor. Şu halde cennetlikler de uyurlar mı ” RasÛlullah (s.a.v.) ona şöyle cevap verdi:

“Doğrusu uyku Ölümün ortağıdır. Cennette Ölüm yoktur.”

Peki ya cennetliklerin dinlenmesi nasıl olacaktır diye sorduklarında RasÛlullah (s.a.v.) şöyle cevaplandırdı:

“Doğrusu orada usanç yoktur. Onların bütün işleri rahattır.”

Bunun ardından Cenab-ı Allah şu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu:[491]

“Orada bize ne bir yorgunluk gelecek, ne de bir usanç gelecektir.” [492]

Cennetliklerin İlahî Hoşnutluğa Mazhar Olmaları:

Bu da onlardaki fazilet ve üstünlükten dolayıdır.

Yüce Allah buyurdu ki:

“Allah´a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve rable-rinden mağfiret vardır.” {Muhammed, 47/15)

“Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, içlerin­den ırmaklar akan cennetler, Adn [493]cennetlerinde hoş meskenler vâdetmiştir. Al­lah´ın hoşnud olması en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur.” [494]

Onur Ve Üstünlük Sahibi Olan Allah, Cennet Ehlinin Üzerine Sürekli Hoşnutluğunu İndirir:

Mâlik b. Enes… Ebû Saîd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah, cennetliklere şöyle seslenir:

— Ey cennet ehli!.

— Buyur ey Rabbimiz. Emrine amadeyiz.

— Hoşnud oldunuz mu

— Yaratıklarından hiç birine vermediğini bize verdin. Artık ne diye hoş­nud olmıyalım !

— Size bundan daha üstün olanını verdim.

— Ey Rabbimiz! Bundan daha üstün olan nedir

— Hoşnudluğumu üzerinize indireceğim ve bundan sonra size artık hiç kızmayacağım.” [495]

Ebubekir eI~Bezzar… Câbir´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler cennete girdiklerinde yüce Allah onlara: “Size bundan da­ha üstün olanı vereyim mi ” der. Onlar da: “Bundan daha üstün olan şey ne­dir ki ey Rabbimiz ” diye sorarlar. Yüce Allah: “Hoşnudluğum bundan daha büyüktür” diye cevap verir.”[496]

Bu hadis, Buharî´nin sıhhat şartlarını taşımaktadır ama diğer hadis kitap­larının sahipleri bunu bu kelimelere tahric etmiş değildirler. [497]

Mukaddes Olan Rabbin Cennetliklere Bakması Cennetliklerin de Münezzeh Olan Rabbe Bakmaları:

Yüce Allah buyurdu ki:

“O´na kavuştuklan gün müminlere yapılacak dirlik temennileri “Selâm” demek olacaktır. Onlara cömertçe verilecek ecir hazırlanmıştır.” (Ahzâb, 33/44)

“Merhametli Rab katından onlara selâm vardır.” (Yasin, 36/58)

Sünen adlı eserinde îbn Mâce… Câbir b. Abdullah´tan rivayet etti ki; Ra­sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler nimetleri içindeyken bir ara kendilerine bir nurun parılda­dığını görürler. Başlarını kaldırıp baktıklarında Aziz ve Celil olan Rabbin, kendi lutfuyla üst taraftan kendilerine bakmakta olduğunu görürler. Rableri onlara: “Selâm size ey cennet ehli!” der. Şu âyette söylenen de budur:

“Merhametli Rab katından onlara selâm vardır.” (Yasin, 36/58}

Rableri onlara, onlar da Rablerine bakarlar.[498]

Cenab-ı Allah´ın zâtını temaşa ettikleri sürece başka hiç bir nimete dö­nüp bakmazlar. Nihayet Cenab-ı Allah gözlerine görünmez olur. Ama diyar­larında O´nun nûr ve bereketi üzerlerinde kalır.” [499]

Beyhakî… Câbir´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur:

“Cennetikler kendi rheclislerinde oturmaktayken bir ara cennetin kapı­sında kendierine bir nûr parıldar. Başlarını kaldırıp baktıklarında yüce Rab­bin kendilerine azametinin nurları ve rahmetiyİe tecelli etmekte olduğunu görürler. Onlara şöyle der:

— Ey cennet ehli! Benden dilekte bulunun.

— Bizden hoşnud olmanı senden diliyoruz.

— Diyarımı vererek hoşnud oldum sizden. Size ikramda bulunacağım. İşte şimdi dilekte bulunmanın zamanıdır. Benden dilekte bulunun.

— Senden, daha fazlasını diliyoruz.”

Yularları kızılyakut ve yeşil zümrütten olan kızıl renkli yakut develer getirilir. [500] Bunlar o develere bindirilirler. O develer, adımlarını gözlerinin görebildiği en uzak noktaya atarlar. Yüce Allah emreder: Ceylan gözlü hım cariyeler, şöyle diyerek gelirler:

“Bizler nimete mazhar olmuşuz; yoksul düşmeyiz. Ebediyiz; ölmeyiz. İnanmış, âlicenap kimselerin eşleriyiz.” [501]

Sonra Cenab-ı Allah emir verir. Katıksız., beyaz misk tepeleri getirilir. Onların üzerine mensere denen bir koku saçılır. Nihayet Adn cennetine gö­türülürler. Melekler: “Ya Rab! Kavim geldi” derler. Cenab-ı Allah: “Sadık­lara merhaba. İtaatkârlara merhaba” der. Aradan perde kalkar onlar için. Aziz ve Celil olan Allah´a bakarlar. Rahman´in nuruyla gözlerini ihya olur. Öyle ki birbirlerini dahi göremezler. Cenab-ı Allah: “Bunları armağanlarla köşk­lerine gönderin” der. Köşklerine dönerler ve artık birbirlerini görürler.” Ra­sûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Şu âyette anlatılan da budur: “Bağışlayan ve acı­yan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur.” (Fussılei, 41/32)

Yukarıda anlatılanları naklettikten sonra Beyhakî şöyle demiştir: “Rü´yet kitabında, rivayet ettiğimiz bu hadisi teyid edici ifadeler vardır.”

Doğrusunu Allah bilir.[502]

Ebü´l-Meâlî El-Cüveynî, Secerî´ye reddiye olarak şöyle demiştir: “Kut­lu ve yüce Allah, aradaki perdeyi kaldırıp cennetliklere tecellide bulundu­ğunda ırmaklar hızla akar, ağaçların dalları birbirine girer, fırtına eserek oda­lar ve kanepeler târ-ü mâr olur, gözlerden şırıl şırıl yaşlar akar, fırtınalar eser, evlerle köşkler kâfur ve katıksız misk kokar, kuşlar öter, ceylân gözlü huri­ler ortaya çıkarlar.” [503]

Cennet Ehlinin Aziz Ve Celil Olan Rablerini, Cuma Günleri Gibi Bu İş İçin Hazırlanan Bir Toplantı Yerinde Görmeleri

Yüce Allah buyurdu ki:

“O gün bir takım yüzler, Rablerine bakıp parlayacaktır.” (Kıyamet, 75/22-23)

“İyiler, şüphesiz, nimet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyrederler. On­ları, yüzlerindeki nimet pırıltısından tanırsın.” (Mutaffifm, 83/22-24)

Önceki kısımlarda geçen ve Ebû Musa eKEş´arî tarafından rivayet edi­len bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

“İki cennetin bitkileri ve içindeki her şey altındandır. İki cennet daha var ki; bunların bitkileri ve içindeki her şey gümüştendir. Oradakilerin Rablerini görmelerini engelleyen şey, sadece O´nun mübarek yüzündeki ululuk örtüşü­dür. Onlar adn cennetlerindendirler.” [504]

Bu hadisin bir varyantında şöyle denmektedir:

“Onların en üstünleri, günde iki kez Allah´a bakar.”

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde, müminlerin kıyamet gününde Aziz ve “Celil olan Rablerini görmeleri bahsinde Cerir´den merfu olarak gelen bir rivayette bunu doğrulamaktadır:

“Güneşi ve Ay´ı gördükleri gibi müminler, Rablerini de görürler. Eğer güneşin doğuşundan ve batışından önce namazdan gafil kalmayabiliyorsanız, bunu yapın.” Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu âyeti okudu:

“Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce Överek teşbih et.” (Raf.” 50/39)

Sahih-i Buharî´de de şöyle bir hadis vardır: “Doğrusu siz, Rabbinizi apaçık göreceksiniz.” [505]

Bu ifadelerden anlaşılıyor ki; müminler cennette Cenab-ı Allah´ı, ibadet vakitleri gibi vakitlerde göreceklerdir. Bunu dileyen seçkin müminler, Aziz ve Celil olan Allah´ı gündüzün iki ucunda, sabahleyin ve akşamleyin göre­ceklerdir ki bu, yüksek bir makamdır. Hatta onlar koltuklarında ve kanepele­rinde oturmaktayken -dünyada bu gibi hallerde ay´ı gördükleri gibi- Cenab-ı Allah´ı da daha genel ve daha kapsamlı bir toplantıda göreceklerdir. Cuma gününün toplantısını andıran toplantılar düzenlenir. Cennet ehli, beyaz misk akan geniş bir vadide toplanırlar. Herkes orada menziline göre oturur. Kimi nurdan, kimi altından, kimi cevherden, kimi de başka madenlerden mamul minberler üzerinde oturur. Sonra üzerlerine hilaller giydirilir. Önlerine gözle­rin görmediği, kulakların işitmediği, hiç bir insanın kalbinden geçmemiş yi­yecek ve içeceklerle dolu safralar konulur. Sonra aynı şekilde onlara çeşitli kokular sürülür. Daha önce hiç kimsenin aklından dahi geçmemiş olan çeşit­li ikramlara mazhar olurlar. Sonra sânı yüce, noksanlıklardan münezzeh olan Hak Teâla onlara birer birer hitab eder. Nitekim hadisler de bunun böyle ola­cağına delâlet etmektedirler. Bu husus, inşaallah yakında da anlatılacaktır.

Bazı âlimler, kadınlar hususunda ihtilafa düşmüşlerdir. Şöyle ki: Erkek­ler gibi kadınlar da Allah´ı cennette görebilecekler mi Kimi, onların çadır­larda kapalı kalmaları nedeniyle Allah´ı göremeyeceklerini söylerken; kimi çadırlardayken dahi Allah´ın görülmesine engel bulunmadığı gerekçesiyle kadınların da cennette Allah´ı görebileceklerini söylemişlerdir. Zira yüce Al­lah buyurmuş ki:

“İyiler, şüphesiz, nimet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyrederler.” (MutaffiJîn, 22-23)

“Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.” (Yasin;36/56)

Rasûlullah (s.a.v) buyurdu ki:

“Doğrusu sizler, Aziz ve Celil olan Rabbinizi, şu ay´r gördüğünüz gibi göreceksiniz. Ö´nu görebilmek için birbirinizle tartışmazsınız (yani rahatça görebilir, itişip kalkışmazsınız). Eğer yapabiliyorsanız güneşin doğuşundan önce, batışından önce namaz kılmaya devam edin.” [506]

Bu hüküm genel olup kadınları da erkekleri de içine alır. Doğrusunu Al­lah bilir.

Bazı âlimler üçüncü bir görüş daha iler sürmüşlerdir. Şöyle ki: ´Mümin­ler Cenab-ı Allah´ı bayram gibi günlerde görürler. Yüce Allah bayram gibi günlerde cennet ehline genel bir tecellide bulunur. O´nu başka değil, ancak bu gibi hallerde görürler. Ancak bu görüşü doğru kabul etmek için özel bir delile ihtiyaç vardır. Doğrusunu Allah bilir. Nitekim şöyle buyurmuştur:

“İyi davrananlara, daima daha iyisi ve fazlası verilir.” (Yunus, 10/26)

Bu âyette geçen “fazlası” kelimesini bir sahabe topluluğu, Aziz ve Celil olan Allah´ın mübarek yüzünü görmek şeklinde tefsir etmişlerdir. Bu sahabe cemaati arasında Ebubekir es-Sıddîk, Übey b. Kâ´b, Kâ´b b. Ucre, Huzeyfe b. Yeman, Ebû Mûsâ el-Eş´arî, Abdullah b. Abbas, Saîd b. Müseyyeb, Mü-cahid, İkrime, Abdurrahman b. Ebi Leylâ, Abdurrahman b. İshak da vardır. Ayrıca halef ve seleften bazı âlimler de bu kelimeyi böyle tefsir etmişlerdir. Allah onlara rahmet etsin. Hepsinin makamını da âlî kılsın.

Müminlerin âhiret yurdunda Aziz ve Celil olan Rablerini göreceklerini bildiren hadis, aralarında Ebubekir es-Sıddîk´ın da bulunduğu bir sahabe ce­maatından rivayet edilmiştir. Ebubekir es-Sıddîk´ın rivayet etmiş olduğu uzun hadis, önceki kısımlarda geçti.

Allah´ın görüleceğini bildiren /hadisi rivayet edenlerden biri de Hz. Ali´dir.

Onun bu hadisini Yakub b. Süfyân, şu senedle rivayet etmiştir: Muhammed b. Musaffa… Ali b. Ebi Talib´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ehli yüce Rabbi her cuma görür.” [507] Yakub, hadisin tamamını nakletmiş olup o hadiste şu ifadeler de vardır: “Perde açıl(ip yüce Rab tekrar göründüğünde) daha önce sanki hiç gö­rülmemiş gibi olur.”

Yüce Allah buyurmuş ki: “Katımızda fazlası da vardır.” (Kaf, 50/35)

Rüyetullah hadisini rivayet eden sahabe topluluğu arasında şu zâtlar da vardır: Übey b. Kâ´b, Enes b. Mâlik, Büreyde b. Hasîb, Câbir b. Abdullah, Huzeyfe, Zeyd b. Sabit, Selmân-ı Farisî, Ebû Saîd Sa´d b. Mâlik b. Sinan el-Hudrî, Ebû Umame Südâ b. Aclân el-Bahilî, Suheyb b. Sinan er-Rûmî, Uba-de b. Sâmit, Abdullah b. Abbas, İbn Ömer, Abdullah b. Amr, Ebû Mûsâ Ab­dullah b, Kays, Abdullah b. Mes´ud, Adiyy b. Hatim, Ammar b. Yasir, Am-mare b. Rüveybe, Ebû Rezîn el-Ukaylî, Ebû Hüreyre, Sahabilerden (adı ha­tırlanmayan) bir adam ve müminlerin annesi Âişe. Allah hepsinden razı ol­sun.

Konuyla ilgili rivayetlerin çoğu önceki kısımlarda geçti. Bu makama uy­gun bazı rivayetler de inşaallah müteakip kısımlarda gelecektir. Güvencimiz ve dayanağımız Allah´tır. [508]

Cuma Günü Fazla İnsan, (Yani Cenab-ı Allah´ı Görme) Günüdür:

İmam Ahmed b. Hanbel… Suheyb´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.);

“İyi davrananlara, daima daha iyisi ve fazlası verilir.” (Yunus, 10/26) âyet-i kerimesini okudu ve sonra şöyle buyurdu:

“Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme girdiklerinde bir ün-leyici: “Ey Cennet ehli! Allah katında size verilmiş bir vaad vardır. O, bu va­adini sizin için gerçekleştirmek istiyor.” diye seslenir. Cennet ehli: “Nedir o vaad Terazimiz (iyiliklerimizle) ağır gelmedi mi Yüzümüz ağarmadi mı Bizi ateşten uzaklaştırıp cennete koymadı mı (Bundan öte ne var ki )” diye sorarlar. Cenab-ı Allah onlarla arasındaki perdeyi kaldırır. Onlar da O´na ba­kar ve O´nu temaşa ederler. Yemin ederim ki; Cenab-ı Allah onlara, kendi­sini temaşa etmelerinden daha çok hoşlarına gidecek ve gözlerini aydın kıla­cak bir şeyi onlara vermiş değildir.” [509]

Abdullah b. Mübarek… Ebû Musa el-Eş´arî´nin, Basra Cami´inin min­berinde şöyle bir hutbe irâd ettiğini rivayet etmiştir:

“Doğrusu Cenab-ı Allah kıyamet gününde Cennet ehline bir melek gön­derir. Bu melek onlara: “Ey cennet ehli! Cenab-ı Allah size verdiği sözü ye­rine getirdi mi ” diye sorar. Cennet ehli, etraflarına bakar; zinetleri, elbisele­ri, ırmakları ve tertemiz zevceleri görürler ve üç kez; “Evet. Bize verdiği sö­zü yerine getirdi.” derler. Melekler der ki: Bir şey kaldı. Cenab-ı Allah bu­yuruyor ki: “İyi davrananlara daima daha iyisi ve fazlası verilir.” Bilesiniz ki daha iyisi cennettir. Fazlası ise Aziz ve Celil olan Allah´ın mübarek zâtını te­maşa etmektir.” Bu mevkuf bir rivayettir. [510]

İbn Cerîr… Ebû Musa el Eş´ârî´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Cenab-ı Allah kıyamet gününde bir ünleyici gönderir. Bu, şöyle seslenir:

“Ey Cennet ehli! (Onun bu sesini baştakiler de sondakiler de duyarlar.) Şüphesiz, Cenab-ı Allah size daha iyiyi ve fazlasını vaad etmiştir. Daha iyi olan, cennettir. Fazlası ise, Rahman olan Allah´ın mübarek zâtını temaşa et­mektir.” [511]

İbn Cerir… Kâ´b b. Ucre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.), “İyi davrananlara daima daha iyisi ve fazlası verilir.” ayetiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“Dünyadayken salih amelde bulunanlara daha iyisi olan cennet ve fazla­sı olarakta Aziz ve Celil olan Allah´ın mübarek zâtını seyretme imkânı veri­lir.” [512]

Müsned´inin Kitâb´ül-Hücce bölümünde İmam Şafiî… Umeyr´den riva­yet etti ki; Enes b. Mâlik şöyle demiştir:

“Cebrail, üzerinde bir nokta bulunan beyaz bir aynayı Peygamber (s.a.v)´e getirdi. Peygamber (s.a.v.) ona sordu:

— Bu nedir

— Bu cumadır. Bu vesileyle sen ve ümmetin üstün kılındınız. Bu hususa insanlar yani yahudi ve hristiyanlar size tabidirler. Bunda sizin için hayır var­dır. Bu günde öyle bir an vardır ki, o anda Allah´a hayır duada bulunan kim­senin duasına mutlaka icabet edilir. Bizim yanımızda Cuma, mezid günüdür.

— Ey Cebrail! Mezid günü ne demektir

— Şüphesiz, Rabbin firdevs cennetinde geniş bir vadi edinmiştir. Orada bir misk tepesi vardır. Cuma günü olduğunda, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah oraya iner. [513] Dilediği miktarda meleklerim de oraya indirir. O vadinin çevresinde nurdan minberler vardır. O minberlerin üzerinde pey­gamberlerin kürsüleri vardır. O minberlerin etrafında altın kürsüler vardır. Kürsüler, yakut ve zeberced taçlıdır. Bu kürsülerin üzerine şehidler ve sıd-dıklar otururlar. Evet, bunlar, peygamberlerin arka plânında otururlar. Aziz ve Celil olan Allah: “Ben Rabbinizim, ben Rabbinizim. Size vermiş olduğum sözü yerine getirdim. Dileyin benden, vereyim size.” der. Onlar da: ´Ey Rab-bimiz! Senden hoşnudluğunu diliyoruz´ derler. Yüce Allah buyurur ki: “Siz­den hoşnud oldum. Dileğiniz yerine getirilecektir. Benim katımda daha faz­lası (mezid) de vardır. ”

Rablerinin kendilerine cuma gününde hayırlı şeyler vermesi nedeniyle müminler o günü çok severler. O, Rablerinin Arş üzerinde istiva ettiği bir gündür. O günde Adem (a.s.) yaratıldı. O günde kıyamet kopacaktır.” [514]

Bezzâr… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cibril, elinde beyaz bir aynayla bana geldi. Aynanın üzerinde siyah bir nokta vardı. Ona dedim ki:

— Ey Cibril, bu nedir

— Bu Cumadır. Rabbin bunu sana sunacak ve bu, senin için, senden sonra da kavmin için bir bayram olacaktır. Bu hususta sen ilk olacaksın. Ya­hudi ve hristiyanlarsa senden sonra geleceklerdir.

— Cumada bizim için ne vardır

— O günde Öyle bir an vardır ki; mümin kişi o anda Rabbine -kendisi için taksim edilmiş- bir hayır duâ bulunursa, Rabbi, dilediğini ona mutlaka verir. Kendisi için taksim edilmemiş bir hayır duada bulunursa Rabbi ona, di­lediği o şeyden daha büyük bir şeyi onun için yanında tutar. Mü´min kişi o anda -kaderine yazılmış olan- bir kötülükten Rabbine sığınırsa Rabbi onu, o kötülükten daha büyük bir kötülükten korur.

— Şu siyah nokta nedir

— Kıyamet günündeki o (eşref) andır. Bizim yanımızda Cuma, günlerin efendisidir. Ahirette biz ona mezid günü deriz.

— Mezid günü ne demektir

— Rabbin cennette, beyaz misk akıtan geniş bir vadi edindi. Cuma gü­nü olunca yüksek oan illiyyîn makamından oraya inip [515] kürsüsünün üzerine oturur. Sonra o kürsünün çevresine nurdan minberler kurulur. Peygamberler gelip o minberlere otururar. Sonra o minberlerin çevresine altundan kürsüler konulur. Sıddıklar ve şehider gelip o kürsülere otururlar. Daha sonra cennet ehli gelip (miskten) tepenin üzerine otururar. Aziz ve Celil olan Rableri on­lara tecellîde buunur ki onlarda O´nun mübarek zâtını seyretsinler. Rableri onlara: “Size verdiğim sözü yerine getirdim. Nimetimi size tamamladım. Bu­rası benim ikramda bulunacağım yerdir. Dileyin benden ne dilerseniz.” der. Onlar da artık hiç bir istek ve arzuları kalmaymcaya dek dilekte bulunurlar. O esnada Rableri onlara gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insanın kalbinden geçmemiş şeyleri verir. İnsanların Cuma namazından sonra (cami­den) ayrılıp gitmeleri kadar bir zaman geçtikten sonra yüce Allah kürsüye çı­kar. O´nunla birlikte şehidler ve sıddıklar da yerlerine otururlar. Oda (gurfe) sahipleri de beyaz inciden veya kızıl yakuttan, yahut yeşil zebercedden ma­mul olan odalarına dönerler. O odaların kapıları süslü olup yanlarında mey­veleri aşağı sarkmış ağaçlar vardır. Odalarda (müminlerin) eşleri ve hizmet­çileri de vardır. Daha fazla ikram görmek ve yüce Rabbin mübarek zâtını seyretmek için onlar, Cuma gününe ihtiyaç duydukları kadar başka bir şeye ihtiyaç duymazlar. Bu nedenle cumaya, mezid günü denilmiştir.” [516]

Bezzâr… Huzeyfe´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cebrail bana gelip mezid gününü anlattı ve şöyle dedi: Cenab-ı Allah arşı taşıyan meleklere, onlarla kendisi arasındaki perdeleri kaldırmalarını vahyeder. O´ndan duyacakları ilk söz şu olur: “Beni görmedikleri halde gı­yaben bana itaat eden, elçilerime tabi olan, emrimi tasdik eden kullarım ne­rede Benden dilekte bulunun. Bu, mezid günüdür.” Kullar da hep bir ağız­dan “Razı olduk. Sen de bizden razı ol.” derler. Yüce Allah sözünü şöyle sür­dürür: “Ey Cennet ehli! Eğer sizden razı olmasaydım sizi cennetime yerleş-tirmezdim. Bu gün, mezid günüdür. Benden dilekte bulunun.” Bunun üzeri­ne kullar, hep bir ağızdan, “Ya Rab! Bize yüzünü göster de seni görelim” derler. Cenab-ı Allah perdeyi açar. Onlara nûrû ile tecelli eder. Eğer ölme­melerini hükme bağlamış olmasaydı, bu tecelli nedeniyle kullar yanarlardı. Sonra onlara: [517] “Konaklarınıza dönün” denilir. Onlar da konaklarına dönerler. Her yedi günde bir onlaf için bir gün vardır ki, o da cuma günüdür.” [518]

Cennetin Çarşısı:

Hafız Ebubekir b. Ebi Asım… Ebû Hüreyre´nin kendisiyle karşılaşan Saîd b. Müseyyeb´e şöyle dediğini rivayet etmişti: “Allah´tan dilerim ki; se­ninle beni cennet çarşısında bir araya getirsin.” Saîd: “Orada çarşı var mı ki ” diye sorunca, Ebû Hüreyre dedi ki: “Evet vardır. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) bana şu haberi vermişti:

“Cennetlikler, amellerinin üstünlüğü sayesinde cennete girdiklerinde, dünyâ günlerinden cuma günü kadar olan bir zaman süresince kendilerine izin verilir. Cennet bahçelerinden birinde Cenab-ı Allah´ı ziyaret ederler. Onlar için nurdan, inciden, zebercedden, yakuttan, altundan, gümüşten, min­berler kurulur. Onların en aşağı mertebelisi -gerçi onların aşağı mertebelisi yoktur- misk ve kâfur tepeleri üzerinde oturur. Kürsülerde oturanların yerle­rinin kendilerinkinden üstün olmadığını görürler.”

Ebû Hüreyre dedi ki:

— Ya Rasûlallah (cennette) Rabbimizi görür müyüz

— Evet göreceksiniz. Güneşi ve dolunay gecesinde ay´ı görme hususun­dan birbirinizle hiç tartışır mısınız

— Hayır.

— Aynı şekilde Rabbinizi görme hususunda da tartışmazsınız. O mec­liste hazır bulunan herkesle, Rabbi muhakkak konuşur. Dünyadayken onun yapmış olduğu bazı haksızlıkları hatırlatarak der ki:

— Ey falan oğlu falan! Şöyle ve şöyle yaptığın günü hatırlıyor musun

— Evet, ama beni affetmedin mi

— Affettiğin için bu mertebeye ulaştın.

Onlar bu haldeyken üzerlerini bir bulut kaplar, üzerlerine bir koku yağ­dırır. Onun kadar güzel bir kokuyu asla görmemişlerdir. Sonra Aziz ve Celil olan Rabbimiz: “Sizin için hazırladığım ikramların başına gelin ve arzuladık­larınızı alın” der. Bir çarşı görürler ki, orada bulunan eşyaları melekler koru­ma altına alıp çevrelemişlerdir. O eşyaların benzerini daha önce gözler gör­memiş, kulaklar duymamış ve onlar hiç bir beşer kalbinden de geçmemiştir. Arzuladığımız eşyalar bize getirilir. O çarşı da alış veriş olmaz. Orada cen­netlikler birbirleriyle karşılaşırlar. Üzerinde kıymetli elbiseler bulunan biri gelir. Kendisinden aşağı derecede olan -gerçi orada aşağı dereceli kimse yoktur- biri onun karşısına çıkar. Üzerindeki kıymetli elbiseler onu çok e!ki-ler. Karşısındaki adam sözünü daha tamamlamadan, diğerini kendisininkin­den daha güzel bir elbiseye karşısına dikilmiş olarak görür. Çünkü cennette hiç bir kimsenin hüzünlenmemesi gerekir.

Sonra konaklarımıza döneriz. Zevcelerimiz bizi karşılar, bize: “Hoşgel-diniz, safâlar getirdiniz. Sizi seviyoruz. Gidişinden daha güzel kokulu ve alımlı bir halde yanımıza döndün” derler. Biz de onlara deriz ki: “Her dile­diğini yaptıran, Aziz ve Celil olan rabbimizle oturduk. Elbette ki böyle güzel bir halde yanınıza dönmemiz gerekir. Bu, tabiîdir.” [519]

İbn Mâce bunu böyle rivayet etmiş ve bunun garib olduğunu söylemiştir.

Müslim… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Cennette bir çarşı vardır. Cennetlikler her cuma oraya gelirler. Şimal rüzgarı eser, yüzlerine ve elbiselerine savurulur. Daha bir güzelleşip hoş olurlar. Sonra ailelerinin yanına dönerler. Aileleri onlara: “Vallahi bizim ya­nımızdan gittikten sonra daha bir güzelleşip hoş olmuşsunuz” derler. Onlar da kendilerine: “Yanınızdan ayrıldıktan sonra Vallahi siz de daha bir güzel ve hoş olmuşsunuz.” cevabını verirler.” [520]

Bu hadisin İmam Ahmed b. Hanbel tarafından nakledilen varyantında ise şöyle denilmektedir:

“Doğrusu cennette -içinde misk tepeleri bulunan- bir çarşı vardır. Cen­netlikler o çarşıya vardıklarında rüzgâr eser (ve o kokular üzerlerine savrulur).” [521]

Cennet Toprağının Niteliği, Kokusunun Güzel Olup Etrafa Saçılması:

Ebubekir b. Ebi Şeybe… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur

“Cennetin toprağı bembeyazdır. Arsasında kâfur [522] kayaları vardır. Kum tepeleri gibi miskle çevrelenmiştir. Orada sürekli ve düzenli akan ır­maklar vardır. Cennet ehli orada toplanıp tanışırlar. Cenab-i Allah rahmet rüzgarını estirir. Üzerlerine misk kokusu eser. Adam daha yakışıklı ve daha güzel kokar halde zevcesinin yanma döner. Zevcesi ona der ki: “Sen yanım­dan çıkıp giderken de seni beğeniyordum. Ama şimdi daha çok beğeniyo­rum.”

Tirmizî… Hz. Ali´den rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette bir çarşı vardır. Ancak orada ne alış, ne de satış vardır. Sade­ce erkek ve kadın suretleri vardır. Erkek bunlardan bir suret arzu ederse o sıı-rete girer.”

Tirmizî´nin de dediği gibi bu, garip bir hadistir. Bu şöyie yorumlanabi­lir: Erkekler ancak beğendikleri erkek suretlerine girmeyi arzularlar. Aynı şekilde kadınlar da beğendikleri kadın suretlerine girmeyi arzularlar. Bu, ön­ceki hadisle açıklanabilir. Orada kişinin gölünümünden, şeklinden, elbisesin­den, kılık-kıyafetinden bahsedilmişti. Nitekim Cennetin çarşısıyla ilgili ola­rak Ebû Hüreyre´nin rivayet ettiği hadiste şöyle buyurulmuştu:

“… Üzerinde kıymetli elbiseler bulunan biri gelir. Kendisinden aşağı de­recede olan -gerçi orada aşağı derecede kimse yoktur- biri onun karşısına çı­kar. Üzerindeki kıymetli elbiseler onu çok etkiler. Karşısındaki adam sözünü daha tamamlamadan, diğerini kendisininkinden daha güzel bir elbiseyle kar­şısına dikilmiş olarak görür. Çünkü cennette hiç kimsenin hüzünlenmemesi gerekir,”

Matar lakabıyla meşhur olan Hafız Muhammed b. Abdullah el-Hadre-mî… Câbir b. Abdullah´ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Biz toplanmış iken RasûluIIah (s.a.v.) evinden çıkıp yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:[523]

“Ey Müslümanlar topluluğu! Doğrusu cennette bir çarşı vardır. Orada alış veriş yapılmaz. Sadece suretler vardır. Bir kimse erkek veya kadın suret­lerinden birini beğenirse, o surete girer.” [524]

Cennetin Esintisi, Kokusu Ve Kokusunun Etrafa Yayılması:

Cennetin güzel kokusu bir kaç senelik yoldan ve çok uzak mesafelerden dahi hissedilir.

Bununla ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz. Onları doğ­ru yola eriştirir, durumlarını düzeltir. Onları, kendileri için kokulandırdığı cennete koyar.” (Muhammed, 47/4-6)

Ebû Davud et-Tayalisî… Abdullah b. Amr b. As´tan rivayet etti ki; Ra­sûluIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse gerçek babasından başka bir adamın oğlu olduğu iddiasında bulunursa. Cennetin kokusunu alamaz. Oysa cennetin kokusu, elli senelik -başka bir rivayete göre ise yetmiş senelik- yoldan hissedilir.” [525]

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr´dan rivayet etti ki; RasûluI­Iah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse gerçek babasından başka bir adamın oğlu olduğu iddiasında bulunursa, cennetin kokusunu alamaz. Oysa cennetin kokusu yetmiş senelik yoıdan hissedilir. Kasıtlı olarak bana yalan isnadında bulunan kimse, ateşte­ki yerini hazırlasın.” [526]

Buharî… Abdullah b. Anır´dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir zİmmîyi öldüren kimse, cennetin kokusunu alamaz. Oysa cennetin kokusu kırk senelik yoldan hissedilir.” [527]

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr´dan rivayet etti ki; Rasûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Zimmilerden bir maktulü öldürmüş olan kimse, cennetin kokusunu ala­maz. Oysa cennetin kokusu bir senelik yoldan hissedilir.”[528]

Ebû Davud ile Tirmizî´nin… merfb olarak Ebû Hüreyre´den yaptıkları rivayette ise şöyle denilmektedir:

“(Oysa cennetin kokusu) yetmiş güzlük (senelik) yoldan hissedilir.” [529]Abdürrezzak… Ebû Bekre´nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a-v.)´in şöyle buyurduğunu işittim:

“Cennetin kokusu, yüz senelik yoldan hissedilir.”

Saîd b. Arube´nin, Katâde´den yaptığı rivâyetteyse şöyle denilmektedir:

“…Cennetin kokusu beşyüz senelik yoldan hissedilir.” [530]

Hafız Ebû Nuaym Isfahanî´nin, Sifatu´l-Cennet kitabında Ebû Hüreyre´den yaptığı merfu rivayet ise şöyledir:

“Cennetin kokusu beşyüz senelik yoldan hissedilir.”

Mâlik… Ebû Hüreyre´den şöyle bir rivayette bulunmuştur:

“Giyinik -çıplak (yani yan çıplak), erkeklere meyleden, erkekleri de kendilerine meylettiren kadınlar cennete girmezler ve cennetin kokusunu da almazlar. Oysa cennetin kokusu beşyüz senelik yoldan hissedilir.” [531]

Taberanî… Câbir´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cennetin kokusu bin senelik yoldan hissedilir. Ana babasına ezâ ve ce­fâ eden, akrabalık bağlarını koparan kimse -Allah´a yemin ederim ki- Cen­netin kokusunu alamaz.”

Buharî ve Müslim ´i/ı sahihlerinde şöyle anlatılır:

Sa´d b. Muaz, Uhud savaşında şehid edilen Enes b. Nadr´m cesedinin yanı başına gitti. Vücudundaki yaraların çokluğu nedeniyle onu tanıyamadı. Kız kardeşi Rebi binti Nadr de onu ancak parmak uçlarından tanıyabildi. Vu´-cudunda seksen küsur kılıç, mızrak ve ok darbesi gördü. Allah ondan razı ol­sun. Sa´d dedi ki: “Enes, Cennetin kokusunu aldı.” [532] Enes´in kendisi yer­deydi. Cennet ise göktedir!.. Ancak Uhud gününde cennet, müminlere yak­laşmış olabilir. Doğrusunu Allah bilir. [533]

Cennetin Nuru, Pahası, Etrafının Hoşluğu, Sabah Akşam Manzarasının Güzelliği:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün. Üzerle­rinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan giyimlikler vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.” (İnsan, 76/20-21)

“Orada temellidirler. Ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır.” (Furkân. 25/76) “Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın. Orada ne susarsın. ne de güneşin sıcağında kalırsın.” (Tâ-Hâ. 20/118-119)

“Orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler.” (İnşân, 76/13) Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Simâk´m şöyle dediğini rivayet etmiştir: Gözlerini kaybetmesinden sonra Medine´de Abdullah b. Abbas´la karşılaş­tım. Ona dedim ki:

— Cennetin toprağı nedir

— Gümüş gibi bembeyaz mermerdir. Tıpkı ayna gibidir.

— Onun aydınlığı nasıldır

— Güneşin doğuşundan önceki anı görmemiş misin Oranın aydınlığı da işte öyledir. Yalnız orada güneş ve dondurucu sıcaklık yoktur.”

İbn Sayyad´ın bir sorusuna cevab olarak Rasûiullah (s.a.v.), cennet top­rağı hakkında şöyle buyurmuştu:

“O, beyaz taşın tozu gibi bembeyaz katıksız misktendir.” [534]

Ahmed b. Mansur er-Remadî… İbn Abbas´tan rivayet elti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cenab-ı Allah, cenneti beyaz renkte yarattı. O´nun en çok sevdiği elbi­se, beyaz renkli olanıdır. Dirileriniz beyaz renkli elbise giysin. Ölülerinizi de beyaz renkli kefene koyun.” Sonra Rasûlullah (s.a.v.) koyun çobanlarını top­lantıya çağırdı. Toplandılar. Onlara: “Koyunu olan, sürüsüne beyaz koyunla­rı katsın” dedi. Kadının biri gelip: “Ey Allah´ın Rasûlü! Ben kara koyunlar edindim. Çoğalacaklarım sanmıyorum” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) de ona: “Ka­ra koyunlarının arasına beyazları da kat” diye emretti.

Ebubekir ei-Bezzâr… Üsame b. Zeyd´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

“Cennete gitmek üzere paçalarını sıvayacak kimse yok mu Doğrusu -Kabe´nin Rabbine yemin ederim ki- cennetin misli yoktur. O; parlayan bir nûr, titreyip salınan bir reyhan, sağlam yapılı bir saray, düzgün ve sürekli akan bir ırmak, olgunlaşmış bir meyve, alımlı ve çok güzel bir zevce, ebedî makamda ve rahat bir diyardaki çok elbiseler sebze ve meyve, kıymetli ve yüksek yerdeki beyaz taşlar ve nimetlerdir.” Ashab: “Ey Allah´ın Rasûlü! Biz paçamızı sıvayıp oraya gideriz” deyince Rasûlullah (s.a.v.): “lnşaaliah deyin” dedi. Onlar da; “İnşaallah” dediler.” [535]

İbn Mâce… Ebû Hüreyre´den merfu olarak şöyle bir rivayette bulunmuş­tur:

“Cennetin yeri beyazdır. Arsasında kâfur kayaları vardır. Çevresi kum tepelerini andıran misk tepeleri ile kuşatılmıştır. Orada sürekli ve düzgün akan ırmaklar vardır. Cennet ehli o arsada toplanıp tanışırlar. Cenab-ı Allah rahmet rüzgarını estirir. Bu sebeple üzerlerine misk kokusu ve güzellik siner. (Sonra) Adam karısının yanına döndüğünde karısı ona: “Sen yanımdan çıkıp gittiğinde seni beğeniyordum. Ama şimdi seni daha çok beğeniyorum” der.”[536]

Cenneti İstemenin Emredilişi. Cenab-ı Allah´ın Kullarını Oraya Özendirmesi Ve Oraya Gitmek İçin Tez
Davranmalarını Emretmesi:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Allah, Dâr´üs-Selâm´a (cennete) çağırır.” (Yunus, 10/25)

“Rabbinizin mağfiretine ve Allah´a karşı gemekten sakınanlar için ha­zırlanmış, eni gökler ve yer kadar olan cennete koşusun.” (Âl-i imrân, 3/133)

“Ey İnsanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah´a ve peygambe­rine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşusun. Bu, Allah´ın dilediğine verdiği lutfudur. Allah, büyük lutuf sahibidir.” (Hadid, 57/21)

“Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminle­rin canlarını ve mallarını cennete karşılık satın almıştır.” (Tevbe, 9/111)

Buharı… Saîd b. Minâ´dan rivayet etti ki; Câbir şöyle demiştir: Melek­ler, Rasûlullah (s.a.v.) uyamaktayken yanına gediler. Bazıları: “O uyuyor” dediler. Bazıları da dediler ki: “Gözleri uyuyor ama kalbi uyanıktır. Onun durumu şu adama benzer ki; adam bir ev yaptırır. Orada bir sofra kurar. Sof­raya insanları çağırması için dışarıya bir dâvetçi gönderir. Dâvetçiye icabet eden, eve girer ve sofradaki yemekleri yer.” İşte bu misâli Rasûlullah (s.a.v.)´e yorumladılar. Bazıları: “O uyuyor” dedi. Bazıları da: “Göz uyuyor ama kalb uyanıktır” dedi. Dediler ki: Ev, cennettir. Dâvetçi, Muhammeddir. Muhammed´e itaat eden, Allah´a itaat etmiş; Muhammed´e isyan eden de Allah´a isyan etmiş olur. Muhammed insanları birbirinden (seçip) ayırdı.” [537]

Tinnizî´nin rivayeti ise şöyledir:

“Rasûlullah (s.a.v.) bir gün çıkıp yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: “Rü­yada Cebrail´i baş tarafımda, Mikâil´i de ayak tarafımda gördüm. Biri diğe­rine: ´Şunun hakkında bir misal ver´ dedi. Diğeri de dedi ki: “Duy; kulakla­rın da duysun. Anla; kalbin de anlasın. Senin ve ümmetinin misali şu hüküm­darın durumuna benzer: Hükümdar bir konak edinir. Konakta bir oda yapar. O odada bir sofra kurar. Sonra insanları o sofraya davet etmesi için bir elçi gönderir. Kimileri o elçinin çağrısına icabet eder; kimileri de etmez. Bu mi­sâldeki hükümdar, Allah´tır. Konak, İslâmiyettir. Oda, cennettir. Sen de ey Muhammed, elçisin. Senin dâvetine icabet eden, İslama girer. İslama giren, cennete girer. Cennete giren de oradaki taamı yer.” [538]

Hammad b. Seleme… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir bey, bir ev edindi. O evde bir sofra kurdu. (İnsanları yemeğe çağır­ması için) bir dâvetçi gönderdi. Dâvetçiye icabet edenler konağa girdiler ve sofradaki yemekleri yediler. Bey de onlardan hoşnud oldu. Bilesiniz ki (bu misâlde sözü edilen) bey-Allah´tır, ev İslâmiyettir, sofra cennettir, dâvetçi de Muhammed ´dir.” [539]

Cehennemden Allah´a Sığınana Allah Aman Verir. Allah´tan Cennet İsteyeni Allah Cennete Koyar. Yalnız Niyetin Halis, Amelin de Dürüst Olması Şarttır:

Ebû Ya´lâ… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kul üç kez cehennemden âmân dilerse, mutlaka cehennem şöyle der: “Ya Rab! Falan kulun benden aman diledi, ona aman ver.” Bir kul da ye­di kez ceneneti dilerse, mutlaka cennet şöyle der: “Ya Rab! Falan kulun be­ni diedi. Onu cennete koy.” [540]

Bu hadis, Müslim´e göre sıhhat şartlarını taşımaktadır.

Tirmizî ve Neseî, İbn Mâce kanalıyla… Enes´ten rivayet ettiler ki; Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse Allah´tan üç kez cenneti isterse, cennet: ´Allahım! Onu cen­nete koy´ der. Bir kimse cehennemden üç kez Allah´a sığınırsa, cehennem: ´Allahım! Onu ateşten koru´ der.” [541]

Cennet İle Cehennem, Şefaatleri Kabul Edilen Şefaatçilerdir:

Hasan b. Süfyân… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cenneti çokça isteyin ve cehennemden ona sığının. Çünkü cennet ile cehennem, şefaatleri kabul edilen iki şefaatçidir. Kul cenneti çokça isterse, cennet der ki; “Ya Rab! Beni senden isteyen şu kulunu bende iskân et.” Ce­hennem de der ki: “Ya Rab! Benden sana sığman şu kuluna âmân ver.” [542]

Olanca Gücünüzle Cenneti İsteyin,
Var Kuvvetinizle De Cehennemden Kaçın:

Ebubekir eş-Şafıî, Küleyb b. Harb´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Olanca gücünüzle cenneti isteyin. Var kuvvetiyle cehennemden kaçın. Doğrusu cenneti taleb eden uyumaz (uyumamalıdır). Cehennemden kaçan da uyumaz (uyumamalıdır). Şüphesiz, âhiret zorluklarla kuşatılmıştır. Dünyâ ise şehvetlerle kuşatılmıştır. Dünyâ sizi âhiretten alıkoymasın.” [543]

Cennet, Hayırlı İşler Yapmak Ve Haramları Terketmek Gibi Zorluklarla Kuşatılmıştır. Cehennem İse Şehvetlerle Kuşatılmıştır:

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet, zorluklarla kuşatılmıştır. Cehennem ise şehvetlerle kuşatılmış­tır.” [544]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet, zorluklarla kuşatılmıştır. Cehennem ise şehvetlerle kuşatılmış­tır.1´ [545]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cenab-ı Allah cenneti yarattığında Cebrail´i oraya gönderdi ve ona: ´”Cennete ve cennetlikler için hazırlamış olduğum şeylere bak” dedi. Cebrail gelip cennete ve Allah´ın cennetlikler için hazırlamış olduğu şeylere baktı. Dönüp yüce Allah´ın katma vardığında: “Senin onur ve üstünlüğüne yemin ederim ki; cenneti duyan bir kimse, mutlaka cennete (girmek için gerekeni yapar ve) girer” dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Allah emir verdi; Cennet, zor­luklarla kuşatıldı. Sonra Cebrail´e: “Tekrar gidip cennete bak” dedi. Cebrail gelip baktı. Cennetin zorluklarla kuşatılmış olduğunu gördü; yüce Rabbin huzuruna dönüp dedi ki: “Senin onur ve üstünlüğüne yemin ederim ki; ora­dan kimsenin kurtulamayacağından korktum.” [546]

Bunu İmam Ahmed b. Hanbel münferid olarak rivayet etmiştir. Senedi sahihtir.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlııilah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanı en fazla cehenneme koyan iki delik; yani tenasül organı ve ağız­dır. İnsanı en fazla cennete koyan şeyler de Allah´a karşı gelmekten sakın­mak ve güzel ahlâktır.” [547]

Dikkat edin! Cehennem şehvetlerle kuşatılmıştır. Bütün muzır ve haşe­reler oraya girecektir. Cennet ise zorluklarla kuşatılmıştır. Orada gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve beşer kalbinden dahi geçmemiş lezzet ve memnuniyetler vardır. Nitekim muhkem âyetlerde ve sabit hadislerde bunla­rı nakletmiştik.

Cennetliklerin kalıcı nimetlerinden ve sürekli lezzetlerinden biri de mis­lini kulakların duymamış olduğu bir neşe ve coşkudur.

Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

“Ama inanıp yararlı iş işleyenler, ağırlanacakları bir cennette bulunur­lar.” (Rûm, 30/15)

Evzaî, Yahya b. Kesir´in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Cennetliklerin neşesi, orada yapılacak olan semâdır.” [548]

Hurilerin Cennette Şarkı Okumaları:

Önceki sayfalarda da naklettiğimiz gibi Tirmizî… Hz. Ali´den rivayet et­ti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette siyah gözlü hurilerin bir toplantı yeri vardı. Orada yaratıkla­rın mislini duymadıkları bir sesle şarkı okurlar. (Şarkılarında) derler ki:

Bizler ebedi olanlarız. Asla helak olmayız.

Bizler nimete mazhar olanlarız. Asla yoksul düşmeyiz.

Kendilerine eş olarak verildiğimiz erkeklere ve bize koca kılman erkek­lere ne mutlu!” [549]

Cafer el-Feryabı… Ebû Salih´ten rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle de­miştir:

“Cennette boydan boya uzanan bir ırmak vardır. İki kıyısında karşılıklı oturan bakireler, halkın duyacağı bir sesle şarkı okurlar. Cennette insanlar onun kadar lezzetli byr şey göremezler.” Ben: “Ey Ebû Hüreyre o şarkı ne­dir ” diye sorduğumda şu cevabı verdi: “İnşaallah teşbih, tahmid, takdis ve onur ve üstünlük sahibi Allah´ı övmektir.” [550]

Cennetin evsafım anlatırken Ebû Nuaym… Ebû Hüreyre´den merfu ola­rak şöyle bir rivayette bulunmuştur:

“Cennette kökü altından, dallan inci ve zebercedden olan bir ağaç var­dır. O ağacın üzerine bir rüzgar eser; dalları birbirine girer. Duyanlar ondan daha lezzet verici bir şey duymazlar.”

Önceki sayfalarda İbn Abbas´tan şöyle bir rivayette bulunulmuştu:

“O ağacı rüzgarlar sallar. O da dünyadaki her eğlencenin sesiyle hareket eder.”

İbn Ebi´d-Dünyâ… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Doğrusu siyah gözlü huriler cennette (şöyle bir) şarkı okurlar: Bizler güzel hurileriz. Kıymetli kocalar için yaratılmışız.”

Hafız Ebû Nuaym Muhammed b. Cafer b. Asîle… İbn Ebi Evfâ´dan ri­vayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetliklerden her bir adam, dört bin bakire, sekiz bin dul ve yüz hu­ri ile evlenir. Bunlar, her yedi günde bir toplanır ve yaratıkların mislini duy-madıkan güzel sesle şöyle bir şarkı okurlar:

Bizler mazhar olanlarız. Yoksul düşmeyiz.

Nimete mazhar olanlarız. Yoksul düşmeyiz.

Razı olanlarız. Kırgınlık nedir bilmeyiz.

Kalıcılarız asla göç etmeyiz.

Bize koca kılınan erkeklere ve kendilerine eş olarak verildiklerimize ne mutlu!”[551]

Taberanî… İbn Ömer´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.aiv.) şöyle buyur­muştur:

“Doğrusu cennetliklerin zevceleri, kocalarına, hiç kimsenin duymadığı en güzel süslerle şarkı okurlar. Okudukları şarkılardan biri şudur:

Biz ebedileriz, asla ölmeyiz. Güvende olanlarız, hiç-korkmayız.

Kalıcılarız, hiç göç etmeyiz.” [552] Cafer el-Feryabî… Ebû Ümâme´den rivayet etti ki; RasûkıUah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete giren her erkeğin baş tarafına ve ayaklarının yanına mutlaka ceylan gözlü iki huri oturur. Ona, insanların ve cinlerin duyabileceği en gü­zel sesli şarkı olurlar. Bunlar, şeytanın zurnaları değildirler.” [553]

İbn Vehb, Saîd b. Ebi Eyyub´un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kureyş´ten biri İbn Şihab´a dedi ki: Cennette semâ var mıdır Çünkü o samâi çok seviyordu. İbn Şihab dedi ki: İbn Şihab´ın canı elinde olana yemin olsun ki, Cennette bir ağaç vardır ki üzerinde inci ve zebercedler bulunur. Al­tında da memeleri tomurcuklanmış huriler şarkı okuyarak derler ki: Biz nimete mazhar olanlarız, yoksulluğu düşmeyiz. Biz ebedileriz, hiç ölmeyiz.

İbn Vehb, Halid b. Yezid´in rivayetine göre şöyle demiştir: “Cariyeler (yani huriler) kocalarına şu şarkıyı okurlar: Bir hayırlı güzelleriz, âlicenap gençlerin eşleriyiz. Biz ebedileriz, ölmeyiz.

Nimete mazhar olanlarız, yoksulluğa düşmeyiz. Razı olanlarız; küslük nedir bilmeyiz. Kalıcılarız; göç etmeyiz.

Onlardan birinin göğsünde şu yazılıdır: “Sen benim se- gilimsin, ben de senin. Gözlerim senin gibisini asla görmedi.” (Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 212^ İbn Mübarek… Yahya b. Ebi Kesir´in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Siyah gözlü huriler, cennetin kapısı yanında kocalarını karşılayıp du­yulmamış güzellikteki bir sesle onlara şöyle derler: “Sizi uzun zamandan be­ri bekliyoruz. Biz razı olanlarız. Küskünlük nedir bilmeyiz. Kalıcılarız; göç etmeyiz. Ebedileriz, Ölmeyiz.” Bir huri de kocasına şöyle der- “Sen benim sevgilirnsin, ben de senin. Senden başka bir hedefim yoktur. Seni bırakıp ta başka yere sapmam.”

İbn Ebi´d-Dünyâ.,. Saîd b. Ebi Saîd´in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “´Cennette altun ve inciden san.y ve kaleler vardır. İnci yüklüdürler. Cennetlikler bir ses duymak istediklerinde Cenab-i Allah o saray ve kalele­rin üstünden bir rüzgar estirir. Bu rüzgar onlara, arzuladıkları her sesi geti­rir.”

Hammad b. Seleme… Şehr b. Havşeb´den rivayet etti ki; Aziz ve Celil olan Allah, meleklerine şöyle buyurur:

“Doğrusu kullarım dünyadayken güzel sesi severlerdi. Ama benim için önu terkettiler. Şimdi kullanma güzel sesler dinletin.” Bunun üzerine melek­ler, asla misli duyulmamış güzel seslerle teşbih tekbir ve tehlil getirmeye başlarlar.

İbn Ebi´d-Dünyâ… Mâlik b. Enes´ten rivayet etti ki; Muhammed b. Münkedir şöyle demiştir:

“Kıyamet günü olduğunda bir ünleyici şöyle seslenir: ´Kulaklarını ve nefislerini eğlence meclislerinde ve şeytan zurnalarından uzak tutanlar nere­de ! Onları misk bahçelerine yerleştirin.´ Sonra Cenab-ı Allah meleklere: ´Onlara tahmid ve temcidlerini dinletin.´ diye ferman buyurur.´”

İbn Ebi´d-Dünyâ:.. Evzaî´nİn şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Duyduğuma göre Allah´ın yaratıkları arasında İsrafil´den daha güzel sesli biri yokmuş. Cenab-ı Allah ona emir verir. O da bir şeyer okumaya ve herkese dinletmeye başlar. Onun sesini duyup ta namazını bırakıp onu dinle­meyen bir tek melek kalmaz. Gökteki bütün melekler onu dinlerler. Cenab-ı Allah´ın dilediği müddetçe böyle kalınır. Sonra onur ve üstünlük sahibi Al­lah buyurur ki: “İzzetime yemin ederim ki; eğer kullar benim azametimin miktarını bilselerdi, benden başkasına tapmazlardı.”

“Doğrusu onun katîmizda yüksek bir makamı ve güzel bir istikbali var­dır.” (Sâd, 38/40)

Mâlik b. Dinar bu âyet-i kerime hakkında şöyle demiştir:

“Kıyâmel günü olduğunda yüksek bir minberin kurulması emredilir. Bu minber cennette kurulur. Sonra şöyle bir ses duyulur: “Ey Dâvûd! Dâr-ı dün­yâda beni temcid etmekte olduğun o sesinle beni temcid et (medhiyemi oku).” Dâvûd (a.s.), bütün cennetliklere duyuracak yüksek bir sesle medhi-yesini okur. Şu âyette anlatılmak istenen de budur: “Doğrusunu onun katı­mızda yüksek bir makamı ve güzel bir istikbal vardır.” [554]

Yani konuşmasını dinlemek için cennetlikler yüce ve mukaddes Rabbin huzurunda toplandıklarında O, her birine ayrı ayrı hitab eder ve dünyada yap­tıklarını ona hatırlatır. Aynı şekilde onlara apaçık bir surette tecelli ettiğinde de onlara selâm verir. Nitekim bunu, şu âyet-i kerimeyi tefsir ederken de söy­lemiştik: “Merhametli olan Rab katından onlara selâm vardır.” (Yasin, 36/58)

Ebü´ş-Şeyh el-İsbahanî… Abdullah b. Büreyde´nin şöyle dediğini riva­yet etmiştir:

“Cennet ehli her gün zorlu gücün sahibi Allah´ın huzuruna varırlar. O, onlara Kur´ân okur. Herkes, kendisi için tahsis edilen inci, yakut, zeberced, altın ve Zümrüt minberlere oturur. Cenab-ı Allah´ın Kur´ân okumasından başka hiç bir şey onların gözlerini aydın kılmaz. O´nun Kur´ân okuyuşundan daha muazzam ve daha güzel bir şey duymuş değildirler. Sonra gözleri aydın olarak barınaklarına dönerler. Ertesi günün oturumuna kadar gözlerinin ay­dınlığı devam ede-.”

Ebû Nuaym… Merfu olarak Ebû Berze el-Eslemî´den .şöyle bir rivayet­te bulunmuştur:

“Cennetlikler Öğleden önce başka, öğleden sonra başka bir elbiseyle -si­zin dünyâ hükümdarlarından birini1 ziyaret edişiniz gibi- Aziz ve Celil olan Rablerini öğleden önce ve öğleden sonra ziyarete giderler. Bunu da kendilerine verilen bir ölçü ve prensip çerçevesinde yaparlar. Aziz ve Celil olan Rablerini ziyaret edecekleri saati bilirler.” [555]

Cennet Atları:

Tirmizî… Ebû Büreyde´den rivayet etti ki; adamın biri Rasûlullah (s.a.v.)´e şöyle bir suâl sordu:

— Ya Rasûlulah! Cennette at var mıdır

— Cenab-i Allah seni cennete koyduğunda ata binmek isteyecek olur­san seni mutlaka kızıl yakuttan bir ata bindirir. [556] O at da cennette seni dile­diğin yere uçurur.”

Adamın biri, Rasûlullah (s.a.v.)´e şöyle bir suâl sordu:

— Ey Allah´ın Rasûlü! Ben, at seven bir adamım. Cennette at var mı­dır

— Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; Cennette hızlı koşan, ince karınlı, sık eyerli at ve develer vardır. Cennet (ağaçların)ın yap­rakları arasında yürürler. Cennetlikler onlara binerek birbirlerini ziyarete gi­derler.” [557]

Tirmizî… Ebû Eyyub´un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bedevinin biri Hz. Peygambere gelip şöyle bir sual sordu:

— Ya Rasûlallah! Ben at severim. Cennette at var mıdır

— Cennete girdiğinde sana yakuttan, iki kanatlı bir at getirilir ve ona bindirilsin. Sonra o, seni dilediğin yere uçurur.”

Sonra Tirmizî, râvilerî arasında Ebû Eyyub´un kardeşi oğlu Ebû Sevre de bulunduğundan dolayı bu rivayetin senedinin zayıf olduğunu söylemiştir. Buharı de onun bu hadisinin münker olduğunu bildirmiştir. Doğrusunu Allah bilir. [558]

Kurtubî… Hasan-ı Basrî´den nakilde bulunarak Rasûlullah (s.a.v)´in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Cennetliklerin mertebece en düşük olanı, bir milyon ölümsüz genç hiz-metçisiyle birlikte altın kanatlı kızıl yakuttan ata biner.” Rasûlullah (s.a.v.) böyle buyurduktan sonra şu âyet-i kerimeyi okudu: “Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.” (İnşân, 76/20)

Ben derim ki: Bu hadisin senedinde Abdurrahman b. Zeyd ile -ki o za­yıf bir ravidir- Hasan-ı Basrî arasında apaçık bir munkatilik vardır. Ayrıca bu, mürsel bir hadistir. [559]

Ebû Nuaym… Ebû Eyyub´dan şöyle bir merfu rivayette bulunmuştur:

“Cennet ehli, yakutu andıran beyaz develer üzerinde birbirlerini ziyare­te giderler. Cennette at ve deve dışında hayvan yoktur.” [560]

Abdullah b. Mübarek… Katâde´den rivayet etti ki; Abdullah b. Ömer şöyle demiştir:

Cennette iyi cins atlar ve asil develer vardır. Cennetlikler bunlara bi­nerler.”

Ebû Nuaym´in rivayet ettiği hadiste, cennette at ve deve dışında hayvan bulunmadığı bildiriliyor, ama bu hadisle böyle bir ifade yoktur. Buna göre orada at ve deve dışında hayvanların da mevcud olacağı anlaşılıyor. Kaldı ki Ebû Nuaym´ın rivayet ettiği hadisle İbn Mâce´nin Sünen´inde Abdullah b. Ömer´den rivayet edilen şu hadis arasında çelişki vardır. Şöyle ki: “Koyun cennet hayvanlanndandır.” Ancak bu, münker bir hadistir. [561]

Bezzâr´ın Müsned´inde, Peygamber (s.a.v.)´in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Keçiye iyi davranın. Eziyet verici şeyleri ondan uzaklaştırın. Çünkü o, cennet hayvanlanndandır.”

Ebü´ş-Şeyh el-İsbahanî… Câbir b. Abdullah´ten rivayet etti ki; Peygam­ber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler cennete girdiklerinde onlara kızıl yakuttan, kanatlı atlar gelir. O atlar işemez ve dışkı yapmazlar. Cennetlikler onlara biner ve cenne­tin içinde uçarlar. Her istediğini yapacak güçte olan Allah, onlara tecellide bulunur. O´nu görünce secdeye kapanırlar. Cebbar (yani her dilediğini yap­ma gücüne sahib) olan Allah, onlara: “Başınızı secdeden kaldırın. Çünkü bu­gün amel (çalışma) günü değil, nimete mazhar olma ve ikram görme günü­dür.” der. Onlar da başlarını kaldırırlar. Cenab-ı Allah, üzerlerine güzel ko­kular yağdırır. Sonra anlır misk tepelerine götürür. O tepelerin üzerine bir rüzgar estirir. Misk kokusu üzerlerine siner. Nihayet onlar, ailelerinin yanına dönerler. Üzerlerine dağınık ve tozludur.”[562]

İbn Ebi´d-Dünyâ… Ali (r.a.)´den rivayet etti ki; RasüluIIah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Cennette bir ağaç vardır. O ağacın üstünden ve altından inci eğerli, ya­kut gemli altun atlar çıkar. Bunlar dışkı yapmaz ve işemezler. Kanatlıdırlar. Adımlarını, göz alabildiğince uzak mesafelere atarlar. Cennet ehli bunlara bi­nerler ve bunlar, cennetlikleri diledikleri yerlere uçururlar. Derece bakımın­dan kendilerinden aşağıda olanlar: “Ey Rabbimiz! Şu kulların neyle bütün bu ikramlara nail oldular ” diye sorarlar. Onlara şu cevap verilir: “Siz uyurken onlar geceleyin namaz kılıyorlardı. Siz yerken onlar oruç tutuyorlardı. Siz cimrilik yaparken onlar mallarını Allah yolunda harcıyorlardı. Siz korkuyor-ken onlar savaşıyorlardı.” [563]

Cennetliklerin Ziyaretleşmeleri Dünyadaki Taât Ve Kusurlarını Birbirlerine Anlatmaları:

Yüce Allah buyurdu ki:

“Birbirlerine dönüp soruşurlar: “Doğrusu bundan Önce ailemizin yanın­da bile korku içindeydik. Allah lütfedip bizi kavurucu azâbdan korudu. Doğ­rusu bundan önce de O´na yalvanyorduk. Şüphesiz O, iyilik yapandır, acı­yandır” derler.” (Tür, 52/25-28)

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Enes´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler cennete girip kardeşler birbirlerini özlediklerinde birinin tahtı diğerininkinin yanma doğru ilerler ve nihayet ikisi bir araya gelir. Biri diğerine: “Cenabı Allah´ın bizi ne zaman bağışladığını biliyor musun ” diye sorar. Diğeri cevap verir: “Şöyle ve şöyle bir yerdeydik. Allah´a duâ ettik. O da bizi bağişadı.” [564]

Yüce Allah buyurdu ki:

“Birbirlerine dönüp soruşurlar: İçlerinden biri şöyle der: “Benim bir dostum vardı. Bana: ´Sen de mi ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman di-rilerek ceza göreceğimizi tasdik edenerdensin ´ derdi.” Yanındakilere: “Siz onu bilir misiniz ” der. Bir bakıp onu cehennemin ortasında görür. Ona der ki: “Allah´a andolsun ki; az kalsın beni de mahvedecektin. Eğer Rabbimin lutfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum. Birinci ölümden son­ra bir daha ölmeyeceğiz değil mi Azâb da görmeyeceğiz.” İşte büyük kur­tuluş şüphesiz budur. Çalışanlar bunun için çalışsın.” (Saftat, 37/49-61)

Bu kurtuluş insanları da cinleri de kapsamına alır.

Dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerden biri diyecek ki: Bir arka­daşım vardı. Bana vesvese vererek ahiret hayatını inkâr etmemi ve kâfir ol­mamı telkin ederdi. Ben Allah´ın rahmeti sayesinde ondan kurtuldum. Gelin cehenneme bakalım. Gidip cehenneme baktıklarında onu azabın derinlikle­rinde görürler. Cennetlik arkadaşı da, kendisini ondan kurtardığı için Allah´a hamd eder:

“Allah´a and olsun ki; az kalsın beni de mahvedecektin. Eğer Rabbimin lutfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum.” Sonra içinde bulun­duğu mazhariyeti anlatır:Ve bu nedenle Allah´a şükreder. “Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi Azâb da görmeyeceğiz.” Yani biz ölümden ve azâbdan kurtulduk. Çünkü artık cennete girdik. “İşte büyük kur­tuluş, şüphesiz budur. Çalışanlar bunun için çalışsın.” Tırnak içindeki bu sözler onun sözü olabileceği gibi, Aziz ve Celil olan Allah´ın da sözü olabi­lir. Zira bir âyette yüce Allah şöyle buyurmuştu: “İyi şeyler için yarışanlar, bunun için yarışsınlar.” [565]

Buna benzer bir çok âyet vardır. Tefsirimizde bir kısmından bahsetmiş­tik.

Sahih-i Buharî´nin Kitâbü´1-İmân bölümünde rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Harise b. Sürâka´ya şöyle demiştir:

— Nasıl sabahladın

— Allah´a hakkıyla imân eden biri olarak sabahladım.

— Senin imanının hakikati nedir

— Kendim dünyadan yüz çevirdim. Geceleri uykusuz, gündüzleri de su­suz kaldım (yani geceleyin namaz kıldım; gündüzleyin de oruç tuttum.) Rab­bimin Arş´ını açıkça görür gibi oluyorum. Cennet ehlini, cennette birbirleri­ni ziyaret ederlerken ve cehennemlikleri de cehennemde azâb görürken gö­rür gibi oluyorum.

— (Sen) Allah´ın kalbini nûrlandırdığı bir kulsun.” [566]

Süleyman b. Muğire, Humeyd b. Hilâl´in şöyle dediğini rivâyte etmiş­tir:

“Duyduğumuza göre cennetliklerin üstte olanları altta olanlarını ziyaret ederlermiş ama altta olanları üsttekileri ziyaret etmezlermiş.”

Ben derim ki: Bu, iki mânaya gelebilir:

1- Alt rütbenin sahibi, rütbesini aşamaz. Zaten bunu yapmaya yetki ve ehliyeti de yoktur.

2- Alt rütbedeki insan, üsttekilerin mazhar oldukları nimetleri görüp te üzülmesin diye üst rütbedekilerin yanına gidemez. Cennette üzüntü yok­tur.´[567]

Taberânî… Ebû Ümame´den rivayet etti ki; “Cennetlikler birbirlerini zi­yaret ederler mi ” diye sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) .şöyle buyurmuştur:

“Üsttekiler, alttakileri ziyaret ederler. Ama alttakiler üsttekileri ziyaret etmezler. Ancak Allah için birbirlerini sevenler develerinin sırtına halı ve yastıkları bağlayıp Allah´ın dilediği yere gider (ziyaretleşir)ler.”

İbn Ebi´d-Dünyâ… Şefi b. Mati´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet nimetlerinden biri de şudur ki; cennetlikler, bineklere ve buhtî develere binerek birbirlerini ziyarete giderler. Eğeri, gemli, işemeyen, dışkı yapmayan atlara biner, Aziz ve Celil olan Allah´ın dilediği yerlere giderler. Üzerlerine bulut gibi bir şey gelir. Onda gözlerin görmediği, kulakların duy­madığı şeyler vardır. “Bize yağdır.” derler. Sonuna kadar üzerlerine yağdırır. Sonra Cenab-ı Allah, rahatsız edici olmayan bir rüzgar estirir. Bu rüzgar, sağlarından ve sollarından misk tepelerini savurur. Bu miskin eseri atlarının alınlarında, mafsallarında, başlarında görülür. Onlardan her bir adam, arzu ettiği yöne gider. Üzerlerine, altlarına, elbiselerine misk bulaşır. Sonra yolla­rına devam ederler. Aziz ve Celil olan Allah´ın dilediği yere varırlar. Kadın­lar, bunlardan bazısına seslenirler:

— Ey Allah´ın kulu! Senin bize ihtiyacın yokmudur

— Sen kimsin

— Eşin ve sevgilinim.

— Yerini bilmiyordum.

— Cenab-ı Allah´ın şöyle buyurduğunu duymadın mı : “Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.” (Secde. 32/17)

— Rabbim´e yemin ederim ki, öyledir.

Belki de içinde bulunduğu nimetler ve gördüğü ikramlar bundan sonra onu meşgul edip oyalar o da dönüp o kadına bakmaz.” Bu, mürsel ve cidden garip bir hadistir.[568]

İbn Mübarek… Ebû Hüreyre´nin şöyle dediği rivayet etmiştir:

“Cennetlikler, ince ve güze develere binerek birbirlerine ziyarete gider­ler. O develerin sırtında miskten palan vardır. Genizlerinde misk tozu olup onlardan birinin yuları, dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.”

İbn Ebi´d-Dünyâ… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.), Cebrail´e şu âyet-i kerimeyi sormuş:

“Sûr´a üflenince, Allah´ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar baygın düşer.” (Zümer, 39/68) Cebrail de şu cevabı vermiş: “Onlar şe-hidlerdir. Cenab-ı Allah onları, Arş´ının etrafında kılıçlarını kuşanmış olarak diriltir. Mahşerden bazı melekler onlara beyaz yakuttan develer getirirler. Bu develerin palanı altundan, yuları ince ipekten ve atlastan, dayanılacak yastık­ları da ipektendir. Adamların gözlerinin görebildiği kadar uzakları görürler. Şehider cennette atlarına binerek gezerlerken, “Hadi bizi götür de Cenab-ı Allah´ın kulları arasında nasıl hüküm verdiğini görelim” derler. Aziz ve Ce­lil olan Allah onlara güler. Cenab-ı Allah bir kula gülünce de ona hesap so­rulmaz artık.” [569]

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Muafa b. İmrân´dan rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennette, Tûbâ denen bir ağaç vardır. Eğer imkân verilseydi de rahvan ata binmiş bir süvari onun gölgesinde gitmiş olsaydı, yüz sene müddete onun gölgesinde giderdi. Yaprağı yeşil zümrüttendir. Çiçekleri sarı örtülerdir. Et­rafı (dalları) ipek ve atlastandır. Meyvesi, güzel elbiselerdir. Zamkı, zencefil ve baldır. Vadisi, kızıl yakuttan ve yeşil zümrüttendir. Toprağı misk, otları da safrandır. Yakıtsız ısınır. Dibinden selsebil (tatlı su) ve saf şarap ırmağı fışkırır. Gölgesi, cennet ehlinin meclislerinden biridir. Ona alışıp ısınırlar. Orada hepsi konuşurlar. Bir gün onlar orada konuşup sohbet etmekleyken melekler onlara yakuttan develeri sürüp getirirler. O develere ruh üflenmiş-tir. Yularları altın zincirdir. Yüzleri kandil gibidir. Üzerlerinde, levhaları in­ci ve yakuttan olan palanlar vardır. Palanlar, inci ve mercanla işlenmiştir. As­tarları kızıl altındandır. Atlas ve erguvanla örtülmüştür. Melekler bu devele­ri cennetlikler için çöktürürler. Onlara: “Rabbiniz size selâm söylüyor. Du­rumunuzu görmek için sizi ziyaret etmek istiyor ki, siz de O´nu gorebilesi-niz; O´na selam veresiniz, O da sizi sevsin, O´nunla konuşasınız, size olan lutfunu artırsın. Çünkü O büyük lütuf ve geniş rahmet sahibidir.

Cennetliklerden her biri bineğinin başına geçer. Sonra düzgün bir saf ha­linde yola koyulurlar. Bu kafilede kimse kimseyi geçmez. Birinin devesinin kulağı, diğerinin kulağının hizasını geçmez. Bir devenin dizi, diğerinin dizi­nin hizasını geçmez. Cennet ağaçlarından hangisinin yanına varırlarsa, o ağaç onlara mutlaka meyvesini hediye olarak verir. Saflarının bozulmasını istemediğinden dolayı, yollarından çıkıp bir kenara çekilir ki iki kişinin ara­sını ayırmasın.

Her istediğini yapacak gücosahib olan Allah´ın huzuruna çıkarıldıkla­rında Allah onlara mübarek yüzünü gösterir. Büyüklük ve yücelikle onlara tecellide bulunur. Onlar Rablerini görünce: “Rabbimiz sen selâmsın. Selâm sendendir. Ululuk ve ikram hakkı senindir.” derler. Aziz ve Celi) olan Rab-leri de onlara der ki: “Doğrusu selâm benim. Selâm bendendir. Ululuk ve ik­ram hakkı benimdir. Vasiyetimi yerine getiren, hukukuma riâyet eden, gıya­ben benden korkan, her hâl-ü kârda benden çekinen kullarıma merhaba diyo­rum.” Kullar O´na derler ki: “Üstünlüğüne ve mekânının yüceliğine yemin ederiz ki; senin kadrini hakkıyla bilemedik. Bütün haklarını sana ödemedik. Sana secde etmemize izin ver.” Rableri onlara der ki: “Sizden ibadet yükünü kaldırdım. Bedenlerinizi rahatlandırdım. Çünkü (dünyadayken) bedenlerini­zi benim için çok yordunuz; yüzlerinizi zelil kıldınız. Şimdi ise ruhuma, rah­metime, ikramıma kavuştunuz. Dileyin benden ne dilerseniz. Temennide bu­lunun ki temenni ettiğiniz şeyleri size vereyim. Bugün sizleri amelleriniz ka­dar değil, rahmetim, ikramım, geniş lutfum, ululuğum, mekânımın üstünlü­ğü ve sânımın yüceliği kadar mükâfatlandıracağım.”

Kullar dilek ve temennilerde bulunmaya devam ederer. Öyle ki en az di­lekte bulunan kimse, -Cenab-ı Allah´ın yarattığı günden yok edeceği güne kadar İçinde var olmuş ve olacak şeyler de dahil olmak üzere- tüm dünya ka­dar dilekte bulunur. Aziz ve Celil olan Allah onlara şöyle buyurur: “Çok az dilekte bulundunuz. Size lâyık olmayan şeylerle yetindiniz. Dileyip temenni ettiğiniz şeyleri sizin için vacip kıldım, (onları muhakkak size vereceğim) soylarınızı size kalacağım. Dilemekte hayal edemediğiniz şeyleri dahi size vereceğim.”

Bu zayıf, garip ve mürsel bir hadistir. En iyimser deyişle bu, seleften bi­rinin sözü olabilir. Bazı râvilerinin vehmi bunu merfu bir rivayet olarak gös­termiştir. Aslında öyle değildir. Doğrusunu Allah bilir. [570]

Cennetle Ve Müteferrik Bazı Hadisler Hakkındaki Hükümler Bahsi

Yüce Allah buyurdu ki:

“İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da ka­tarız. Onların işlediklerinden hiç bir şey eksiltilmez.” [571]

Bunun manâsı şudur: Cenab-ı Allah cennette çocukları -her ne kadar onların amelleri gibi amelde bulunmuş olmasalar da- babalarının derecesine yükseltir. Babaların amellerinden eksiltme de yapmaz. Nihayet babalarla ço­cuklarını bir araya getirir. Babalar, hak ettikleri cennette çocuklarıyla topla­nıp birleşirler. Yükselip bir araya gelerek gözeri aydınlansın diye hepsini bir araya getirmek maksadıyla nakıs olanı, yüksek seviyedekiyle eşitlemek için derece bakımından yükseltir.

Sevrî… Saîd b. Cübeyr´den rivayet etti ki; İbn Abbas şöyle demiştir:

“Cenab-ı Allah, mümin zürriyetini -amel bakımından kendisinden aşa­ğı derecede olsalar bile- kendisinin derecesine yükseltir ki bu sayede gözü aydın olsun.”

İbn Abbas böyle söyledikten sonra şu âyet-i kerimeyi okudu: “İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da ka­tarız. Onların işlediklerinden hiç bir şey eksiltmeyiz.” [572]

İbn Ebi´d-Dünyâ… Saîd b. Cübeyr´den rivayet etti ki; İbn Abbas bu âyet hakkında şöyle demiştir: “Bunlar, müminlerin imân üzere ölen zürriyetidir. Bunların babalarının mertebeleri kendilerinkinden yüksekse, kendileri baba­larının mertebesine katılırlar ve babalarının işlemiş oldukları amelden de hiç bir şey eksiltilmez.”

Taberanî… İbn Abbas´tan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Adam cennete girdiğinde annesini, babasını, eşini ve çocuğun sorar. Kendisine: ´Onlar senin derecene ulaşmadılar´ denir. O da: ´Ya Rab! Ben hem kendim hem de onlar için salih amel işledim´ der. Bunun üzerine onla­rında kendisine katılmaları emredilir.”

Bu hadisi rivayet ettikten sonra İbn Abbas şu âyeti okudu:

“İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da ka­tarız.”[573]

Avfî, İbn Abbas´frı bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Cenab-ı Allah buyuruyor ki: “Zürriyetleri (soyları) inanıp bana taatte bulunan kimselerin o zürriyetlerini de cennette babalarına ilhak edelim. On­ların küçük çocukları da onlara katılır.”

Bazı âlimler ayette geçen zürriyet kelimesinin küçük çocukları kapsadı­ğını söylerken başka bazı âlimlerse bu kelimenin küçükleri de büyükleri de kapsadığını söylemişlerdir. Yukarıdaki ayette geçen zürriyet (soy) kelime­siyle küçükler kastedilmiştir. Ama şu ayetlerde geçen zürriyet kelimesi ile hem küçükler hem de büyükler kastedilmiştir:

“Daha önce Nuh´u ve soyundan Davud´u, Süleyman´ı… Dünyalara üs­tün kıldık.” (En´âm, 6/84)

“Ey Nuh´la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olan­lar!” (İsrâ. 17/3)

Bu ayetlerde geçen soy (zürriyet) kelimesi, büyükleri kapsamına aldığı gibi küçükleride kapsamına almıştır. Bu da babaların işledikleri salih amel­lerin bereketi vesilesiyle Cenab-ı Allah´ın evlatlara bir lütuf ve merhameti­dir. [574]

Çocukların Salih Amellerinin Bereketi Sebebiyle Cenab-ı Allah´ın Babalara Lutufta Bulunması:

Çocukların duaları sebebiyle Cenab-ı Allah´ın babalara lutufta bulun­masına gelince İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cenab-ı Allah cennette salih kulun derecesini yükseltir. ´Ya Rab! Bu yüksek derece bana nereden geldi ´ diye sorar. Cenab-ı Allah da ona: “Oğ­lunun senin için mağfiret dilemesi sebebiyle oldu” diye cevap verir.”

Bu kütüb-ü sittede yer almamakla birlikte senedi sahihtir. Ayrıca Sahih-i Müslim´de… Ebû Hüreyre´den rivayet edilen şu hadis de bunu teyid etmek­tedir:

“Âdem oğlu Ölünce şu üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i cariye ve­ya kendisinden yararlanılan bir ilim, yahut kendisi için hayır duada bulunan Salih bir evlât.” [575]

Cennet Ve Cehennem Hal-İ Hazırda Mevcuttur:

Cennet ve Cehennem şu anda mevcutturlar. Sahipleri için hazır hale ge­tirilmişlerdir. Nitekim Kur´ân-ı Kerîm böyle demiştir. Rasûlullah (s.a.v.)´den de bu hususta mütevatir haberler gelmiştir. Bu kopmak bilmeyen sağlam kul­pa sarılmış olan ehl-i sünnet ve cemaatin inancıdır. Bu kulp, kıyamete kadar sağlam kalacak olan ideal sünnettir. Ama bazıları bunun aksine Cennet ve Cehennemin henüz mevcut olmadığı, ancak kıyamet gününde yaratılacağı inancındadır. Bu, Buharı ve Müslim´in sahihlerinde, mütevatir ve meşhur ol­duklarından dolayı reddi mümkün olmayan sahih ve hasen senedli, diğer şöh­retli, mutemed îslâmî kitaplarda yer alan ve sahihliğinde ittifak edilen hadis­lerden haberi olmayan kimselerin söylediği bir sözdür. Buharı ve Müslim´in sahihlerinde rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), İsrâ gecesinde Cen­neti ve Cehennemi görmüştür. Ve bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur:

´´Cehennem, Rabbine şikâyette bulunup ´Ya Rab! Bir kısmım bir kısmı­mı yedi´ dedi. Rabbi de biri kışın, biri de yazın olmak üzere onun iki kez ne­fes almasına izin verdi. Kışın gördüğünüz zemheri soğuğu, cehennemin so-ğuğundandır. Yazın gördüğünüz şiddetli sıcak da cehennemin kaynamasın-dandir. Sıcak olunca (öğle) namazi(ni) serin vakte erteleyin.” [576]

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Hüreyre´den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ve cehennem aralarında tartıştılar. Cehennem: “Ben mütekeb-birler (dünyada büyüklük taslayanlar) ve mütecebbirler (zorbalık yapanlar) için tercih edildim” diye övündü. Cennet de: “(Ey Rabbim!) Bana niçin sa­dece hitâb etti: “Sen benim rahmetimsin. Kullarımdan dilediklerime rahme­timi seninle ulaştıracağım.” Sonra da cehenneme hitâb etti: “Sen de benim azâbimsın. Kızlarımdan dilediğimi seninle azâblandıracağım!” (Her ikisine yönelerek): “İkiniz (inde vazifesi var; ikiniz de) dolacaksınız!” buyurdu. An­cak cehennem, bir türlü dolmak bilmedi. Yüce Allah da ayağını üzerine bas­tı. Derken cehennem: “Yeter! Yeter!” diye inledi. Bu suretle dolmuş olan ce­hennemin ağzı birbirine kavuştu. Allah, mahlukatından hiç bir ferde asla zul­metmez. Cennete gelince, yeni mahlukat yaratarak onu dolduracaktır.” [577]

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Enes´ten rivayet olundu ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennem, içine asiler atıldıkça: “Daha var mı ” demekten geri dur­maz. Bu hal, yüce Allah´ın cehennemin üzerine ayağını koyup, iki yakasını durup birleştirmesine kadar devam eder. İşte o zaman cehennem: “Yeter, ye­ter! İzzet ve keremine yemin olsun ki yeter!” der. Cennette fazlalık devam eder. Allah, ona mahsus yeni bir halk yaratır ve bunları cennetin fazla kısmı­na yerleştirir.” [578]

Sahih-i Buharî´de… Ebû Hüreyre´den rivayet olunduğuna göre Peygam­ber (s.a.v.) buyurmuş ki; Cenab-ı Allah, Cehennem için de yeni mahluklar yaratacak ve onları cehennemin içine atacak, cehennem de: “Daha var mı ”

diyecek.

Yukarıdaki iki rivayet arasında uyumsuzluk vardır. Bazı hadis hafızları, bunun, râvilerden bazısının yanılmasından kaynaklandığını söylemişlerdir. Yanılan ravi, kelimeleri birbirine karıştırmış, dolayısıyla cennet hakkında söylenen bir hususu, cehennem hakkında söylenmiş gibi algılamıştır. Doğru­sunu Allah bilir.

Ben derim ki: Eğer yanılgı olmayıp bu iki rivayet de doğruysa; olabilir ki Cenab-ı Allah, dünyada aleyhlerinde bir delil bulunmayan başkalarını im­tihan ettiği gibi onları da hesap yerinde imtihan eder. Asi olanları cehenne­me, çağrıya uyanları da eennete koyar. Çünkü O, şöyle buyurmuştur:

“Biz peygamber göndermedikçe kimseye azâb etmeyiz.” (isrâ, [7/15)

“Peygamberlerden sonra insanların Allah´a karşı bir hüccetleri olmama­sı için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha ön­ce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musâya hitâbetmişti. Allah güçlüdür, [579] hakimdir.” [580]

Cennetliklerle Cehennemliklerin Bazı Nitelikleri:

Önceki kısımlarda cennetliklerin cennete girmeleri halinde bazı nitelik­lerini; örneğin oraya girerlerken bedenlerinin yedi zira´ genişliğinde ve alt­mış zira´ uzunluğunda olacağını, tüysüz, sürmeli ve otuz üçer yaşında ola­caklarını söylemiştik.

Ebubekir b. Ebi´d-Dünyâ… Enes b. Mâlik´ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler cennete melik ziraıyla altmış zira´ uzunluğunda (yani) Adem (a.s.)´inboyunda Yusuf (a.s.)´in güzelliğinde, İsâ (a.s.)´ın yaşında (ya­ni) otuz yaşında girerler ve orada Muhammed (s.a.v.)´in lisanıyla konuşur­lar,” [581]

Dâvud b. Husayn… İbn Abbas´ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Cennet ehlinin dili arapçadir.”

Beyhakî… Ebû Kerime Mikdam b. Madikerib´den rivayet etti ki; Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanlardan düşük olarak doğup ölen, yaşlanarak ölen veya bu ikisinin arası bir durumda ölen herkesi Cenab-ı Allah (ahirette) mutlaka otuz (veya başka bir rivayete göre otuzüç) yaşında diriltir. Kişi eğer cennetliklerdense, Yusuf (a.s.)´ın suretinde, Eyyub (a.s.)´ın kalbi gibi bir kalbe sahib, gözleri sürmeli ve bedeni tüysüz olur. Ama cehennemliklerdense onların vücutları genişletilip büyütülerek dağlar gibî iri hale getirilirler.” [582]

Başka bir rivayette şöyle denilmektedir:

“Öyle ki, onlardan birinin elinin derisi kırk zira´ kalınlığında ve hatta onlardan birinin sivri dişi Uhud dağı kadar büyük olur.”

Sahih bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“Cennetlikler yerler, içerler ama işemez ve dışkı yapmazlar. Onların ye­dikleri, katıksız misk gibi kokan bir ter halinde vücutlarından dışarı çıkar. Nefesleri de tahmid tekbir ve teşbihtir.” [583]

Bir başka sahih hadiste de şöyle Duyurulmuştur:

“Cennete girenlerin ilk zümresinin yüzleri ay gibidir. Onlardan sonra gelenlerinkiyse kıymet ve paha bakımından gökteki en parlak yıldız gibidir. Onlar eşleriyle cinsel ilişkide bulunurlar, ama dilemedikçe doğurmaz ve üre-mezler. Ölmezler, uyumazlar… Çünkü lezzetlerinin çokluğu, yiyecek ve içe­ceklerinin sürekliliği nedeniyle yaşantıları eksiksiz ve tamdır. Oradaki ebe­dilikleri arttıkça güzellikleri, gençlikleri, kuvvet ve olgunlukları da artar. Cennet onların hoşluk, yakışıklılık, güzellik ve parlaklıklarını da arttırır. Cennete olan rağbet ve tutkuları daha bir artar. Cennet, onlar için çok kıy­metli, pahalı, lezzetli ve tatlı olur. Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmuştur: “Orada temelli kalırlar, hiç ayrılmak istemezler.” [584]

Fasıl:

Önceki kısımlarda demiştik ki; cennete girecek ilk âdemoğlu, mutlak su­rette Rasûlullah (s.a.v.)´dir. Çünkü o, âdemoğuHarım mertebece en yüksek olanıdır. Cennete girecek ilk ümmet, onun ümmetidir. Bu ümmetten cennete girecek ilk kişi de Ebubekir es-Sıddik (r.a.)´dır. Önceki sayfalarda da anlatıl­dığı gibi bu ümmet, cennetliklerin çoğunluğunu, oradakilerin üçte ikisini teş­kil edeceklerdir. Nitekim önceki bölümlerde denilmişti ki:

“Cennetlikler yüz yirmi saftır. Onların seksen safını bu ümmet teşkil edecektir.” [585]

Müslümanların Fakirleri, Zenginlerinden Beşyüz Sene Önce Cennete Gireceklerdir:

Ahmed b. Hanbel´in Müsned´inde, Tirmizî´nin Câmii´nde, İbn Mâ-ce´nin Sünen´inde… merfu olarak Ebû Hüreyre´den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:

“Müslümanların fakirleri, zenginlerinden yarım gün -yani beşyüz sene-önce cennete gireceklerdir.” [586] İsnadı Müslim´in şartlarına göre sahihtir. Tirmizî dedi ki: Bu hadis, hasen sahihtir.

Müslim… Abdullah b. Ömer´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Muhacirlerin fakirleri kıyamet gününde zenginleri kırk yıl geride bıra­kacaklardır.” [587]

Tirmizî de Câbir b. Abdullah´tan merfu olarak böyle bir rivayette bulun­muş ve sahih olduğunu söylemiştir. Onun Enes´ten de bunun gibi bir rivaye­ti vardır. Ancak bu rivayeti garip saymıştır.

Ben derim ki: Eğer birinci rivayet sağlam olarak hıfz edilmiş ise; bu de­mektir ki; cennete önce giren fakirlerin ilki ile sonda giren zenginlerin so­nuncusu arasında bu kadar zamanlık bir öncelik ve sonralık farkı vardır. Doğrusunu Allah bilir! [588]

Cennete Girecek İlk Üç Kişi İle Cehenneme Girecek İlk Üç Kişi:

İmam Ahrned b. Hanbel… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete girecek ilk üç kişi ile cehenneme girecek ilk üç kişi bana arze-dildi. Cennete girecek ilk üç kişi şunlardır: Şehid. Dünya köleliği kendisini Rabbine taatte bulunmaktan alıkoymayan köle. Çoluk çocuk sahibi olan (di­lenmekten utanan) iffetli fakir. Cehenneme girecek ilk üç kişi de şunlardır: (Halkına) musallat olan emir. Malındaki Allah hakkını ödemeyen servet sa­hibi. Böbürlenen fakir.” [589]

Sahih-i Müslim´de İyaz b. Muharhmed el-Mücaşiî´den rivayet olundu­ğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ehli şu üç kişidir: Sadaka veren, adaletli, başarılı sultan. Tüm yakınlarına karşı kalbi merhametli olan adam. Çoluk çocuk sahibi, dilenme­yen, iffetli müslüman. Cehennem ehli de şu beş kişidir: Her hususta size uyan, mal ve aile talebinde bulunmayan, yakışıksız işlerde bulunmasını en­gel olucu aklı olmayan zayıf (iradeli) kimse. [590] Tamahkârlığı gizli olmayan, az bir şey için dahi hıyanette bulunan hâin kimse. (Geceleyin) sabaha varma­dan, (gündüzleyin de) akşama ermeden ailende veya malında sana mutlaka tuzak kuran adam. Cimri (ya da yalancı) adam. Hayadan uzak olan çok utan­maz adam.” [591]

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Harise b. Vehb´den rivayet olundu ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Size cennetlikleri haber vereyim mi (Onlar, şu kimselerdir): Horlanan her zayıf kimse ki, Allah´a yemin verse, Allah onun yemininin gereğini mut­laka yerine getirir. Cehennemlikleri size haber vereyim mi (Onlar da şu kimselerdir): Her kaba tabiatlı, büyüklük taslayan mütekebbir kimse.” [592]

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr´dan rivayet etti ki; Rasûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cehennemlikler; kötü huylu, kaba tabiatlı, büyüklük taslayan, mal top­layan, iyiliği meneden kimselerdir. Cennetliklerse zayıf ve mağluplardır.”[593]

Taberanî… İbn Abbas´tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cennetlik kişi o kimsedir ki; Allah, kulağım hakkında halkın hayırlı övgüleriyle doldurmuştur. Kendisi de hayırla yâd edildiğini işitir. Cehen­nemlik olan da, kendi kulakları, halkın hakkındaki kötü anmalarıyla doian ve bunu bizzat işiten kimsedir.” [594]

Kadı Ebû Ubeyd Ali b. Hüseyin… İbn Abbas´tan rivayet etti ki; Peygam­ber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete girecek adamlarınızı size haber vereyim: Peygamber cennette­dir. Sıddık cennettedir. Şehid cennettedir. Şehrin en uç noktasındaki kardeşi­ni sırf Allah rızası için ziyaret eden adam cennettedir. Cennetlik kadınlarınız da şunlardır: Şefkati doğurgan, kocası kendisine darıldığmda gelip elini ko­casının üzerine koyan. Sonra da: ´Sen benden hoşnud olmadıkça Allah´a ye­min ederim ki, uykuyu tadmayacağım´ diyen kadındır.”

Önceki kısımlarda geçen sahih hadislerden birinde Rasûlullah (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu görmüştük:

“Cennete baktım. Oradakilerin çoğunun fakirler olduğunu gördüm. Ce­henneme baktım. Oradakilerin çoğunun [595]zenginler olduğunu gördüm.” [596]

Kıvançta Ve Tasada Aziz Ve Ceiil Olan Allah´a Hamdedenler, Kıyamet Gününde Cennete Girmeye Çağrılan İlk Kimseler Olacaktır:

Habib b. Ebi Sabit kanalıyla önceki bölümlerde İbn Abbas´tan merfu olarak şöyle bir hadis rivayet edilmişti:

“Kıyamet gününde cennete ilk davet edilenler, kıvançta ve tasada Al­lah´a hamd edenler olacaktır.” [597]

Muhammed Ümmeti Cennetliklerin Çoğunluğunu Teşkil Edecek Ve Yer İle Rütbe Bakımından Diğer Ümmetlerden Üstün Olacaktır:

Cennetliklerin çoğu bu ümmettendir. Bunlar orada en zengin ve merte­bece en yüksek kimseler olacaklardır, Cennetliklerin Önde gelenleri bu üm­mettir. Nitekim Yüce Allah, kendisine yakın gözdelerin evsafını bildirirken şöyle buyurmuştur:

“Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.”[598]

Defterleri sağ ellerine verilecek kimselerin evsafını bildirirken de yüce lı şöyle buyurmuştur:

“Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.”[599]

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde yer alan bir hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Nesillerin en hayırlısı benim dönemimdekilerdir. Sonra onların ardı sı­ra gelenler sonra onların ardı sıra gelenlerdir. Daha sonra güneşin (veya Se­mânın) altında bir kavim meydana çıkacak; bunlar adakta bulunacaklar ama adaklarını yerine getirmeyecekler, şahitlikleri istenmeyecek ama kendileri şahitlik edecekler, hıyanet edeceklerdir. Kendilerine güvenilmeyecektir.” [600]

Hz. Peygamberin Ashabının İlkleri, İbn Mes´ud´un Da Dediği Gibi Bu Ümmetin En Hayırlılarıdır:

“Sizden uyacak biri olunca, ölmüş olanlara uysun. Çünkü onlar, Mu­hammed (s.a.v.)´in ashabıdır. Onlar, bu ümmetin kalben en imanlıları, ilmen en büyükleri, tekellüf bakımından en azlarıdırlar. Onlar, Cenab-ı Allah´ın, Peygamberinin sohbeti ve dinine yardım için seçtiği kimselerdir. Onların kadrini bilin, onlara uyun. Çünkü onlar dosdoğru hidâyet yolundadırlar.” [601]

Bu Ümmetten Çok Sayıda İnsanın Hesap Sorulmaksızın Cennete Gireceğine Dâir Nakledilegelen Hadisler:

Önceki sayfalarda bildirildiği gibi bu ümmetten yetmiş bin kişi, hesap sorulmadan cennete girecektir. Sahih-i Müslim´deki bir rivayette şu ifade yer almaktadır:

“Onlardan her bin kişi ile birlikte yetmiş bin kişi daha cennete girecek­tir.” [602]

İmam Ahmed b. Hanbel´in rivayet ettiği bir hadisteyse şöyle denmektedir:

“Onlardan her bir kişiyle yetmiş bin kişi daha cennete girecektir.”

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Hüreyre´den rivayet olunduğu­na göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden bir zümre cennete girecektir. Onlar yetmiş bin kişi olup yüzleri, dolunay gecesindeki ay gibi parlaktır.” Orada hazır bulunan Ukkâşe b. Mihsan kalkıp: “Ey Allah´ın Rasûlü! Beni de o zümreden kılması için Al­lah´a duâ et” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) onu cennetliklerden kılması için Al­lah´a dua etti. Bunun üzerine Ensar´dan bir adam kalkıp dedi ki: Ya Rasülal-lah, beni de onlardan kılması için Allaha dua et. Rasûlullah (s.a.v.) ona şöy­le cevap verdi: “Bu hususta Ukkâşe seni geride bıraktı.” [603]

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde… İbn Abbas´tan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetler bana arz edildi. Bir peygamber gördüm; beraberinde bir top­luluk vardı. Bir peygamber gördüm;, beraberinde bir iki adam vardı. Bir pey­gamber de gördüm ki, beraberinde hiç kimse yoktu. Kalabalık bir topluluk

gördüm. Onları kendi ümmetim sandım. Bana: “Bu, Musa ve kavmidir. Ama sen ufuka bak” denildi. Baktım; öncekinden daha büyük bir topluluk gör­düm. Bana denildi ki: “Bu, senin ümmetindir. Beraberlerinde yetmiş bin ki­şi daha hesaba çekilmeden ve azâb görmeden cennete girecektir.” Bu hadisin bir yerinde şu ifade de mevcuttur: “… Onlar ki, hırsızlık yapmazlar. Uğursuz­luğa inanmaz ve Rablerine güvenip dayanırlar.”

Müslim… İmrân b. Husayn´dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeksizin ve azaba uğramak-sızın cennete girecektir. Onlar, vücutlarına dağlama yaptırmaz, uğursuzluğa inanmaz ve Rablerine güvenip dayanırlar.” [604]

Hişâm b, Amman,. Ebû Ümame´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişiyi, onlardan her bin kişiyle birlik­te yetmiş bin kişiyi daha hesaba çekmeksizin ve azaba uğratmaksızın cenne­te koyacağını; ayrıca Aziz ve Celil olan Rabbimin avucuyla üç avuç insanı da cennete koyacağını bana va´detti.” [605]

Cennet Ve Cehennem, Aksini İddia Eden Batıl Ehlinin Hilafına, Yaratılmış Ve Şu Anda Mevcutturlar

Yüce Allah buyurdu ki:

“Rabbinizin mağfiretine ve Allah´a karşı gelmekten sakınanlara hazır­lanmış, eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.” (Âl-i İmrân. 3/133)

“Ey İnsanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah´a ve peygambe­rine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşuşun. Bu, Allah´ın dilediğine verdiği lutfudur. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Hadid, 57/21)

“İnkâr edenler için hazırlanmış ateşten sakının.” (Âl-i tmrân, 3/131)

Cenab-ı Allah, Firavun hanedanı hakkında şöyle buyurmuştur:

“Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, “Firavun´un adamlarım azabın en ağırına sokun” denir.” (Mü´min, 40/46)

“Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.” (Secde,32/17)

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde Ebû Hüreyre´den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah buyuruyor ki: ´Salih kullarım için gözlerin görmediği, ku­lakların işitmediği ve insan beşer kalbinden geçmemiş ve sizin muttali olduk­larınızdan başka şeyleri hazırladım.´ Böyle dedikten sonra Rasûlulah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu: “Onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.”[606]

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde Mâlik´ten rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri öldüğünde sabah akşam yeri kendisine gösterilir. Eğer cennetliklerden s e cennetliktir. Cehennemliklerdense cehennemliktir. Kendisine denilir ki: Allah kıyamet gününde seni diriltinceye kadar yerin burasıdır.” [607]

Sahih-i Müslim´de Ebû Mes´ud´dan şöyle bir rivayette bulunmuştur:

“Şehidlerin ruhları, yeşil kuşların kursağındadır. Cennette dilediği yere giderler. Sonra Arş´a asılı kandillere gidip barınırlar.” [608]

İmam Ahmed b. Hanbel… Kâ´b b. Mâlik´ten riâyet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Mü´minin ruhu, cennet ağacına takılı bir kuştadır. Allah onu diriltece­ği günde bedenine gönderinceye kadar orada tutacaktır.” [609]

Önceki kısımlarda Ebû Hüreyre tarafından rivayet edilen ve sahihliğin-de Buharı ile Müslim´in ittifak ettikleri bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet zorluklarla kuşatılmıştır. Cehennemse şehvetlerle kuşatılmış­tır.” [610]

Hammad b. Seleme, şu hadisi Ebû Hüreyre´den merfu olarak rivayet et­miştir:

“Cenab-ı Allah cenneti yarattığında Cebrail´e: ´Git cennete bak´ dedi.”[611]

Önceki bölümlerde geçen diğer bir hadiste şöyle denilmekteydi: “Cenab-ı Allah cenneti yarattığında ona: ´Konuş´ dedi. O da: ´Mümin­ler saadete ermişlerdir´ dedi.”

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde yer alan bir hadis-i şerifte Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ile Cehennem birbirleriyle tartıştılar.” [612] Aynı kitaplarda İbn Ömer´den merfu olarak rivayet edilen bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:

“Sıtma, cehennemin sıcaklığmdandır.” [613] Aynı kitaplarda Ebû Zer´den merfu olarak rivayet edilen bir hadiste şöy­le buyurulmaktadır:

“Sıcaklar şiddetlendiğinde namazı serin vakte erteleyin. Çünkü sıcaklı­ğın şiddeti, cehennemin kaynamasmdandır.” [614]

Buharî ve Müslim´in sahihlerindeki bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Ramazan ayı girdiğinde cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kilitlenir.” [615]

İsrâ hadisinde de anlattığımız gibi Rasûlullah (s.a.v.) İsrâ gecesinde cen­net ve cehennemi görmüştür.

Yüce Allah buyurdu ki:

“Andolsun ki Muhammed, Cebrail´i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür. Orada varılacak olan cennet vardır.” [616]

Ayette sınırın sonu diye tercüme ettiğimiz Sidretü´l-Müntehâ´nın vasfı hakkında Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Onun dibinden ikisi zahir, ikisi de batın (olmak üzere dört) ırmak çı­kar.” [617] Batın olan iki ırmağın cennette olduğunu bil­dirmiştir Peygamber efendimiz.

Buharı ve Müslim´in sahihlerinde yer alan bir hadiste Peygamber efen­dimiz şöyle buyurmuştur:

“Sonra cennete konuldum. Orada iri mercan kayaları vardır. Toprağı da misktir.”

Sahih-i Müslim´de Enes´ten rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir ara ben cennette yürümekteyken iki kıyısında oyuk incilerden ya­pılmış kubbemsi çadırlar bulunan bir ırmak gördüm. “Bu nedir ” diye sor­dum. “Bu, Rabbinin sana verdiği Kevser´dir” diye cevap verdiler.” [618]

Hz. Ömer´in menakıbında anlatıldığına göre, Rasûlullah (s.a.v.), kendi­sine göre demiştir:

“Cennete konuldum. Bir köşkün yanında abdest almakta olan bir cariye gördüm. Ona: “Sen kime aitsin ” diye sordum. “Ömer b. Hattab´a aidim” de­di. Ona duhûl etmek istedim ama senin kıskanacağını düşünerek vazgeçtim.” Hz. Ömer ağlayarak, “Sana karşı mı kıskanacağım ya Rasûlallah ” dedi.” [619]

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde Câbir´den rivayet olunduğuna göre RasûluJIah (s.a.v.) Bilâl (r.a.)´e şöyle demiştir:

“Cennete konuldum. Orada, önümde senin ayakkabılarının sesini duy­dum. (Şimdi sen) İslâmiyette yaptığın en ümit verici amelini bana bildir.” Bi­lâl şöyle cevap verdi: “İslâmiyette yaptığım en ümit verici bir amel olarak sa­dece şunu yaptım: Gece veya gündüzün her hangi bir saatinde tam bir abdest aldığımda mutlaka o abdestimle Allah´ın bana müyesser kıldığı kadar namaz kılardım.”

Yine Bilâl (r.a.) dedi ki:[620]

“Rasûlullah (s.a.v.), Rümeysa´yı cennette gördüğünü de bana haber ver­di.”[621]

Güneş tutulması (küsuf) namazıyla ilgili olarak Câbir b. Abdullah´tan ri­vayet olunduğuna göre; Cennet ve Cehennem Rasûlullah (s.a.v.)´e arz edil­miş, cennet ona yaklaştırılmış; o da cennetten bir salkım üzüm koparmak istemiştir. Câbir diyor ki: “Eğer koparsaydı siz, dünya durdukça o üzümden yerdiniz.”

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde… Ebû Hüreyre´den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Amr b. Amir b. Luhay el-Huzaî´yi cehennemde bağırsaklarını (ardın­dan) çekip sürerken [622] gÖfdÜm.”[623]

Başka bir hadiste de Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[624]

“Cehennemde baston sahibini gördüm.”[625]

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

“Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamiştl.” [626]

“O kedinin cehennemde onu gazab ve öfkeyle sevkedip ittiğini gör­düm.”

Rasûlullah (s.a.v.)J geçenlerin yolundan diken dallarını alıp bir kenara atan adam hakkında şöyle buyurmuştur:

“O adamın cennette o diken dallarının gölgesinde gölgelendiğini gör­düm.”

Buharî ve Müslim´in sahihlerinde İmrân b. Husayn´dan rivayet olundu­ğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cennete muttali oldum. Oradakilerin çoğunun fakirler olduğunu gör­düm. Cehenneme de muttali oldum. Oradakilerin çoğunun ise kadınlar oldu­ğunu gördüm.” [627]

Sahih-i Müslim´de… Enes´ten rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; benim gördükleri­mi görseydiniz az güler çok ağlardınız.” Ey Allah´ın Rasûlü ne gördünüz di­ye sordular. “Cennet ve cehennemi gördüm” diye cevap verdi.” [628]

Bir hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Abdest alan kişi, abdestten sonra kelime-i şehadet getirirse, kendisine cennet kapılan açılır. O kapılardan dilediği birinden içeri girer.” [629]

Sahih-i Buharî´de… Berâ b. Azib´in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ra­sûlullah (s.a.v.), oğlu İbrahim vefat ettiğinde şöyle buyurdu:

“Şüphesiz, onun için cennette bir emzirici vardır.” [630]

Beyhakî… Ebû Hüreyre´den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

•´Müminlerin çocukları cennet dağındadırlar. Kıyamet gününde onları babalarına geri verinceye kadar Hz. İbrahim ve Sara onlara bakacaklardır.”

Yine Veki´, Süfyan es-Sevrî´den bu hususta birçok hadis rivayet etmiş­tir. Biz bunların çoğunu sened ve metinleriyle geçmiş bölümlerde aktarmış­tık… [631]

Yüce Allah buyurdu ki:

“Ey Âdem! Eşin ve sen cennette kal. Orada olandan istediğiniz yerde bol bol yeyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın.” (Bakara, 2/35)

Cumhur-u ulemâya göre bu ayette sözü edilen Cennet, ahirette kalına­cak olan cennettir. Başka bir ulema gurubuna göre ise bu, Cenab-ı Allah´ın yeryüzünde Hz. Âdem için yarattığı, sonra da onu oradan çıkardığı bir bah­çedir. Bunu el-Bidaye ve´n-Nihaye (Büyük İslâm Tarihi) adlı kitabımızın ´Hz. Âdem´in Kıssası´ bölümünde -burada tekrarlamaya gerek bırakmaya­cak kadar- teferruatlı olarak anlatmıştık. Yardımına baş vurulacak olan zât; yüce Allah´tır.

Sahih-i Müslim´de… Abdullah b. Amr´dan rivayet olunduğuna göre Ra-sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde Muhacirlerin fakirleri zenginlerden kırk sene önce cennete girerler.” [632]

Tirmizî´nin Ebû Hüreyre´den yaptığı rivayete göre;

“Fakirler, zenginlerden yarım gün, yani beşyüz sene önce cennete gire­ceklerdir.” [633]

Ben derim ki: Eğer Tirmizî´nin de sahih gördüğü gibi bu hadis sağlam ve sahih bir hadis olarak hıfzedilmişse şöyle bir sonuç ortaya çıkar: Fakirle­rin ilkinin cennete girmesiyle zenginlerin sonuncusunun cennete girmesi ara­sında kırk senelik bir zaman geçer. Doğrusunu Allah bilir.

Kurtubî de Tezkire´de buna şöyle işaret etmiştir:

“Bu, fakirlerle zenginlerin durumuna göre değişir.” [634]

Zührî dedi ki:

“Cennetliklerin konuşması arapçadır. Bize ulaşan bir habere göre insan­lar kıyamet gününde Süryanice konuşacaklar, cennete girince de arapça ko­nuşacaklardır.”[635]

Dünyada Bir Kaç Koca Değiştirmiş Olan Kadın, Cennette Onların En Güzel Ahlaklısının Eşi Olacaktır:

Tezkire adlı eserinde Kurtubî´nin… Malik´ten rivayet ettiğine göre Hz. Ebubekir´in kızı Esma, kocası Zübeyr´i babasına şikâyet etmiş; babası Ebu-bekir de ona şöyle demiş: “Ey kızcağızım, sabret. Zübeyr iyi bir adamdır. Belki o, cennette de senin kocan olacaktır.”

Bana ulaşan bir´rivayette anlatıldığına göre bakire bir kadınla evlenen bir adam, cennette de o kadınla evlenecektir. Ebubekir b. Arabi, bunun garip bir hadis olduğunu söylemiştir.

Ebü´d-Derdâ ile Huzeyfe b. Yeman´dan rivayet olunduğuna göre dün­yaya (birkaç koca değiştirmiş olan) kadm, ahirette son kocasıyla beraber ola­caktır En güzel ahlaklısıyla beraber olacağına dâir bir haber de rivayet edil­miştir.

Ebubekir en-Necc^d… Humeyd b. Enes´ten rivayet etti ki; Ummü Habıbe, Hz. Peygambere şöyle sormuş:

— Ya Rasûlallah! Dünyada eş değiştirmiş olan bir kadm, ahirette hangi kocasıyla beraber olacaktır

— Dünya da kendisiyle beraberken en güzel ahlaklısı hangisi ise ahiret­te ona eş olacaktır. Ey Ümmü Habibe! Güzel ahlak, dünyanın da ahiretin de altınıdır.”

Ümmü Seleme´den de buna benzer bir rivayette bulunulmuştur. [636]

Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allah daha ıyı bilir. Dönüş O´nadir.

Mehmet Keskin, 06.07.1995[637]

[1] Tekâsiir, 102/6-8

[2] Meryem, 19/68) (Taberî, Câmi´ul-Beyân,16/114

[3] Taberi, Câ-rni´ul Beyân, 16/111

[4] Ahmed b. Hanbel, 1/435

[5] Kur-tubî, Tezkire, 366

[6] Meryem, 19/72) (Ahmed b. Hanbel, 3/329

[7] Bk. Heysemî. Mec-ma´uz-Zevâid, 10/360, Ebû Saîd´den

[8] Taberî, Câmi´ul-Beyan, 16/109

[9] Meryem, 19/72) (Ahmed b. Hanbel, 6/362

[10] Buharı, Savm,2/4

[11] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 1/398, Taberaııî´den

[12] Tirmizî, Kıyame, 4/9

[13] Kurtubî, Tezk´re, 366

[14] Buharî, Mezalim, 3/1

[15] Kurtubî, Tezkire, 358-359

[16] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 315-320.

[17] Müslim, İman, 1/333

[18] Mösüm, ı/i88

[19] Müslim, İman, 1/180

[20] Taberî, Câmi´ul-Beyân, 16/126

[21] Büliin uzunluk ve tafsilatıyla bu hadis mevzu hadislerdendir, Çünkü Hz. Peygamberin ve Aii (r.a.)´nin böyle bir şey demiş olduğu iddiasını şiddetle reddediyoruz. Okuyucu buna ve benze­ri uydurmalara aldanmaktan

sakınsın. Çünkü bu hasta ve habis bir İsrâiliyat hayalidir.

[22] İnsan, 76/4

[23] İnsan: 20

[24] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 320-325.

[25] Müslim, Cennet. 3/17

[26] Müslim, Cennet, 3/15 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 325.

[27] Ahmed b. Hanbel, 2/295

[28] Tirmizî, Cennet, 4/12

[29] Beyhakî, El-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 230

[30] Tirmizî, Cennet, 4/23

[31] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 326.

[32] Kenzul´1-Um-mâl, 8526-5900

[33] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 326-333.

[34] Kurtubî, Tezkire, 414

[35] Rahman, 55/44

[36] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 333-334.

[37] Buhari, Bed´ül-Halk, 4/10

[38] Ahmed b. Hanbel, 2/467

[39] Muvatta, Cehennem, 3

[40] Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/388. Bezzâr´dan

[41] î. Mecma´uz-Zevâid. 10/386, Taberanî´den İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 334-335.

[42] Tirmizî, Cehennem, 4/710

[43] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 335.

[44] Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/387, İbn Merdeveyh´den

[45] Heysemî, Mecma´uz-Zevâid. 10/387

[46] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 335-336.

[47] Buharî. Menakıb 4/247 (40

[48] Müslim, îman, 1/361

[49] Ahmed b. Hanbel, 2/432

[50] Buharî, Rikak, 7/51

[51] Ahmed b. Hanbel, 4/271

[52] Ahmed b. Hanbel, 2/432

[53] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Ze-yâid, 10/385, Enes b. Mâlik´den İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 236-237.

[54] Buharı, Mevakit, 1/9 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 337.

[55] Buharî, Mevakit, 1/9; Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/388

[56] Buharî, Mevakit, 1/9

[57] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/387, Taberanî´den

[58] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 337-338.

[59] Müslim. Münafikun. 3/55

[60] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 338.

[61] Ahmed b. Hanbel, 3/218

[62] Ahmed b. Hanbel, 3/127

[63] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 338-339.

[64] Ahmed b. Hanbel, 3/208

[65] Bk. Hey-semî, Mecma´uz-Zevâid, 10/391, Ebû Hüreyre´den İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 339.

[66] Buharî, imanveNüzur, 7/12 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 340.

[67] Müslim, Zühd, 3/2290

[68] Müslim, Cennet, 3/31

[69] Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/389

[70] Müslim, Zühd, 3/14

[71] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 340-341.

[72] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/389

[73] Ahmed b. Hanbel, 6/117

[74] Tirmizî, Cehennem, 4/1

[75] Tirmizî, Cehennem, 4/6

[76] Ahmed b. Hanbel, 2/257 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 341-342.

[77] Ahmed b. Hanbel, 2/26

[78] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 342.

[79] Ahmed b. Hanbei, 2/334

[80] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/391

[81] Buharî, Rikak, 7/201

[82] Buharî, Rikak, 7/201

[83] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/391

[84] Tirmizî, Sıfat-ı Kıyame, 4/47

[85] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 342-343.

[86] Ahmed b. Hanbel, 4/223

[87] Ebû Davud, Cihad, 3/9

[88] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 343-344.

[89] Hicr, 15/44

[90] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 344.

[91] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşur, 254

[92] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşur, 254

[93] Beyhakî, el-Ba´sü vc´n-Nüşur, 255

[94] Ahmed b. Hanbei, 2/94

[95] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 344-345.

[96] Ahmed b. Hanbel, 3/29

[97] Ahmed b. Hanbel, 3/29; Bk. Mecma´uz-Zevâid, 10/388, Ebû Ya´lâ´dan

[98] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 345-346.

[99] Bk. Mecma´uz-Zevâid, 10/390, Ebû Ya´lâ´dan

[100] Buharî, Rikak, 7/50

[101] Tirmizî, Cehennem, 4/4

[102] Müminûn, 23/108) (Tirmizî, Cehennem, 4/5 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 346-348.

[103] Tirmizî, Cehennem, 4/5

[104] Zakkum ağacının tomurcuğu, çirkin görünümlü olduğundan dolayı şeytan başına benzetilmiş­tir. Çünkü insanlar, şeytanın başını, çok çirkin ve gönüllerle gözlere şiddetli derecede menfur bir görünümde tahayyül ederler. Örneğin araplar hafit” cisimli, dilini çıkaran ve ısırdığını ânın­da öldüren yılanı şeytana benzetirler. Bâ´zj alimler, “Tomurcuklan şeytan başı gibidir” âyetini bu manâda bir benzetme olarak kabul etmişlerdir ki bu da makbul ve makuldür. Çünkü şey­tan, haya edilemeyecek kadar çirkindir.

[105] Kehf, 18/29 Tirmizî, Cehennem, 4/4

[106] Tirmi­zî, Cehennem, 4/4

[107] Tirmizî, Cehennem, 4/4

[108] Kurtubî, Tezkire, 456 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 348-350.

[109] İbn Mâce, Fiten, 2/12

[110] Müslim, Zühd, 3/2290

[111] Taberî, câ-mi´ul-Beyân, 30/282

[112] Tirmizî, Cihad, 4/13

[113] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 350-351.

[114] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 351.

[115] Tirmizî, Zühd, 4/48

[116] İbn Mâce, Mukaddime 23

[117] Burada dört yüz veya yüz denirken sayı değil, çokiuk kastedilmiştir. Nitekim bir âyette de şöy­le denmektedir: “Onlarayetmiş defa bağışlanma dilesen Allah onları bağışlamayacaklar.” (Tevbe. 9/80) Rasûlullah (s.a.v.) de haklarında bu âyetin nazil olduğu kimseler için şöyle demiştir: “Vallahi bunlar için yetmiş defadan fazla bağışlanma dilediğim takdirde bağışlanacaklarını bil­seydim, dilerdim.” Demek ki yukarıdaki hadiste 40ü veya 100 rakamlarıyla sayı değil, çokluk kastedilmiştir. Nitekim aynı cümleden olmaz üzere yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Bir aksak­lık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak. Ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yor­gun düşer.” (Mülk, 67/4) Alimlerin dediği gibi göz, iki kez boşuna dönmez, mutlaka bir şey görür. Bu nedenledir ki, iki. rivayetteki sayı farklılığı nedeniyle bir çelişki görülmemekledir. İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 351-352.

[118] Neseî, Eşribe, 5/76 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 352.

[119] Kurtubî, Tezkire, 440

[120] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 352.

[121] Bk. Mecma´uz-Zevâid, 10/393, İbn Ebi Diinyâ´dan

[122] Bk- Mecma´uz-Zevâid, 10/393, Taberanî´den

[123] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 352-353.

[124] Murselât. 77/15

[125] Tirmizî, Tefsiru´l-Kur´ân 21. su­re/4; Ahmed b. Hanbel, 3/75

[126] Bey-hakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşur, 268

[127] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 353.

[128] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/390

[129] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşur, 264 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 353-355.

[130] Bkz. Kaf suresi: 37

[131] Tirmizî, Cennet, 4/27 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 355-356.

[132] Kurtubî, Tezkire, 414

[133] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 356.

[134] Kurtubî, Tezkire, 416

[135] Kurtubî. Tezkire, 417 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 356-357.

[136] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/390

[137] el-Ba´sü ve´n-Nüşur, 615

[138] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 357.

[139] Müminim, 23/104 Kitabü´l-Ehval, 170

[140] Tirmizî, Cehennem, 4/5

[141] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 357-358.

[142] Hicr, 15/1-2 Taberi, Câmi´ul-Beyân, 2/14

[143] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/380. Enes b. Mâlik´ten

[144] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 358-359.

[145] Cenab-ı Allah cehennemi azâb yurdu kıldığı ve onun vasıtasıyla kâfirlere sapıklardan inlikâm aldığı halde onu ne diye zelil kılıyor

[146] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 359.

[147] İbn Cevzî, el-Mevduat, 1/272

[148] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 360-361.

[149] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 362.

[150] Buharı, Teyemmüm, 1/1

[151] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/372, bu Ya´lâ´dan

[152] Ahmed b. Hanbel, 5/127

[153] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 362-363.

[154] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâ-id, 10/380; Kitabü´I-Ehval (İstidrakât), 5

[155] Kitabü´l-Ehval (îstirdakât), 6

[156] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 363-365.

[157] Buhari, Megazi, 5/55

[158] Müs­lim, Cenaiz, 1/7 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 365.

[159] Müslim, İman, 1/195

[160] Mtiddessir, 74/48

[161] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 365-366.

[162] Müslim, İman, 1/188

[163] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nü-şûr, 332 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 366-367.

[164] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 367.

[165] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 367.

[166] Ahmed b. Hanbel, 5/175

[167] Bk. Delâilü´n-Nübüvve, 5/484

[168] Tirmjzî, Kıya-mc, 4/11

[169] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/378

[170] Ahmed b. Hanbel, 3/319

[171] Kurtubî, Tezkire, 378

[172] Ahmed b. Hanbel, 3/258

[173] Müslim, İman, 1/180

[174] Hz. İbrahim asla yalan söylememiştir. Allah´ın peygamberlerinden birinin yalancı olması, hâ­şâ mümkün değildir. Hz. İbrahim, kendi inançsız kavmine mecazi manâlarla tarizde bulun­muştur. O, lafızların zahiri manâlarını kasdetmemiştir. Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Ki-nayeü sözierie yalandan kurtulabilirsiniz.” Şu halde Hz. İbrahim “Ben hastayım” derken, kav­minin nakdine davete aldırış etmeyip yüz çevirmeleri, peygamberliğini yalanlamaları nedeniy­le çektiği manevi sıkıntılar! kasdetmişti. Putları kimin kırdığım soranlara da “Büyükleri kırdı” demekle de; akıldan ve fikirden yoksun kalarak, görmeyen, işitmeyen, kendilerini savunama­yan taştan yapılma putlara tapa kimselerle alay etmek istemişti.

Karısını soran görevlilere “Bu benim kardeşimdir” demekie de imân ve islâm kardeşliğini kas-detmİştir ki; bu, kardeşliğin en kıymetlisi ve en yücesidir. Zira yüce Allah: “Müminler ancak kardeştirler” (Hucurât: 10) buyurmuştur. Şu halde Aliah´ın masum peygamberi İbrahim Halil-lullah asla yalan söylemiş değildir.

[175] Yüce Allah´ın mekânı yoktur. O, yönlere ve mekânlara girmekten münezzehtir; Bu dini bir ha­kikattir. Selim akıl ve sahih akide sahipleri arasında bu hususta ihtilaf yoktur. “O´nun benzen hiç bir şey yoktur. O, işitendir, görendir.” (Şûra, 42/11)

Kesinleşen bu İslâmî ilke karşısında bu ve benzeri hadislerde geçen konak kelimesini ikamet konağı olarak yorumlayanlayız, Bu ancak şeref ve keramet makamı olarak yorumlanabilir. Ra­sûlullah (s.a.v.)´e verilen ziyaret izni ise ancak yüce Rabbin onu onurlandırması şeklinde açık­lanabilir. Kendisinden önce hiç bir peygambere verilmeyen bir şerefe mazhar olarak, göz ka­maştıran ilâhî nur basamaklarından çıkarak ilâhi rızâ makamlarına yükselir. Duâ eder, duası kabul edilir. Allah´ın tutfu büyüktür.

[176] Buharî, Tevhid, 8/24

[177] Hz. Peygamberin izin istemesi, günahkârlara şefaat hususunda kutlu ve yüce Rabbin ona müs-maha etmesini bekleyip ümid etmesidir. -Ancak Allah´ın izin vermesi durumunda şefaatin fay­da vereceği günde günahkârların bağışlanmalarını umarak Rasûlullah (s.a.v.) şefaaı izni ister. “O´nun izni olmadan kalında şefaat edecek kimdir ” (Bakara, 2/255)

[178] Buharı, Tevhid, 8/36

[179] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/373

[180] Kitabü´l-Ehval (îstidrakât), 6

[181] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/373

[182] Müslim, îman, 1/334

[183] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 367-372.

[184] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 23

[185] Ahmed b. Hanbel, 3/292

[186] Âdem (a.s.)´in günahı, yasaklandığı haidc unutarak cennetteki ağacın meyvesini yemesidir. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki: ´”And olsun ki daha önce Âdem´e and vermiştik. Fakat unut­tu. Onu azimli bulmadık.” (Tâ-Hâ, 20/115) O, sata makamlarının en yükseği olan peygamber­lik makamına münasip olmayacak şekilde münacat ve ibadet yönüyle kendini Allah´a verme­yip sürekli O´nu düşünüp zikretmeye, O´nunla bağlantı halinde olmaya ters düşecek tarzda unutkanlığa girdi ve bu nedenle sorumlu tutuldu. Hz. Âdem´in günahı, belki de “iyiler için ha-sene sayılan şey, gözdeler için seyyie hükmündedir” kuralının kapsamına giren davranışlar­dandır. Zira peygamberlerden başkalarının unutmaları af kapsamına girer. Hz. Âdem, Allah (c.c.) ile irtibattan gafil kalınca kınandı; sonra bağışlayıcı olan Allah onu affetti. “Âdem, Rab-bine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı. Rabbi yine de onu sevip tevbesini kabul buyurdu. Ona doğ­ru yoîu gösterdi.”

[187] Hz. İbrahim´in yalandır dediği bu sözlerle ilgili (Tâ-Hâ, 20/121-122) açıklama Önceki kısım­larda dipnotta verilmiştir.

[188] Hz. Musa o adamı Öldürmek İstememiş, yardım isteyen müminin imdadına yetişmek için o adama değneğiyle vurmuş ve o darbenin etkisiyle düşüp ölmüştü. Çünkü eceli tamam olmuş­tu. Her vâdenin bir bitimi vardır. Hz. Musa bu duruma üzülmüş, Rabbinden mağfiret dilemiş, Rabbi de onu bağışlamıştı. “Musa: “Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim. Beni bağışla.” dedi. Allah´da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır. Merhamet edendir.” (Kasas, 28/16)

[189] Kendisinin izin ve rızâsı olmaksızın bazı insanların onu tanrı sayarak kendisine ibadet etmiş olmalarında İsâ peygamberin ne suçu vardır Kendisi insanları bir Allah´a ibadete çağırıyor­du. Kendisinin, Allah´ın kulu ve elçisi olduğu gerçeğini kavminin zihinlerine ve kalblerine yerleştirmeye çalışıyordu. “Ben onla/a sadece ´Rabbim ve Rabbiniz olan Allah´a kulluk edin´ diye bana emretiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe onlar hakkında şâ-hiddim. Beni öldürdüğünde onları sen göziüyordun. Sen herşeye şâhidsin.” (Mâide, 5/117)

[190] Cenab-ı Allah, bir nicelik ve sınır çerçevesinde olmaksızın görülecektir. Çünkü onur ve üs-tunluk sahibi olan yüce Rab, cesed ve bir şeye hulûf etmekten münezzehtir. Gönül ve akıl sa­hiplerinin imânı böyledir.

[191] Ahmed b. Hanbel, 2/281-282

[192] Mu´cemu´l-Kebir, 11/11454

[193] Ah­med b. Hanbel, 2/75

[194] Müslim, İman, 1/346

[195] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid. 10/380

[196] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 373-377.

[197] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/381

[198] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/381

[199] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid. 10/369

[200] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Ze-vâid, 10/369

[201] Beyhakî, el-Ba´s ve´n-Nuşûr, 23

[202] Hz. Nûh, Kur´ân-ı Kerîm´de de anlatıldığı gibi inançsız kavmine şöyle beddua etmişti: “Rab­bim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma. Doğrusu sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar. Sadece ahlâksız ve çok inkarcıdan başkasına doğurup yetiştirmezler.” (Nûh, 71/26-27) Hz. Nuh´tan başka hiç bir peygamber böyle bir bedduada bulunmamıştı. Çünkü bu, kâfirlerinin köklerinin kazınması, varlıklarına son verilmesi, nesillerinin sona ermesi İçin yapılan bir bedduaydı. Hz. Musa´nın kendi kavmine yapmış olduğu beddua, şiddetli olmakla birlikte Hz. Nuh´unkinin derecesine ulaşmamıştı. Çünkü o, kavminin kalblerinin mühürlenerek, malları telef edilerek dünya azabına çarptırılmasını istemişti. Nitekim onun bedduasını da Kur´ân-ı Kerim bize şöyle nakletmektedir: “Rabbimiz! Doğrusu sen Firavuna ve erkânına zinetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan şaşırtmaları için mî Rabbimiz! Mallarını yok et, kalblerini sık. Çünkü oıalar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar.” (Yu­nus, 10/88)

[203] Bu görme, sınırsız ve keyfiyetsiz bir görme olacaktır.

[204] Ahmed b. Hanbel, 1/4

[205] Ahmed b. Hanbel, 3/12

[206] Ahmed b. Hanbel, 3/5

[207] Ahmed b. Hanbel. i/306

[208] Ahmed b. Hanbel, 3/25

[209] Buharî, ilim, 1/33

[210] Müslim, îman, 1/338

[211] Ahmed b. Hanbel, 2/307

[212] Müslim, İman, 1/334

[213] Müslim, İman, 1/335

[214] Ahmed b. Hanbel, 2/454

[215] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 377-383.

[216] İbn Mâce, Zühd, 2/37

[217] Kurtubî, Tezkire, 372

[218] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 383-384.

[219] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/382, Ebû Ya´lâ ve Taberanî´dcn

[220] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 384-385.

[221] Tirmîzî, Kıyame, 4/12

[222] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/382

[223] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Ze-vâid, 10/382, Taberânî´den

[224] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/381, Taberânî´den

[225] Ahmed b. Hanbel, 3/469

[226] Ahmed b. Hanbel, 5/257

[227] Ahmed b. Hanbel, 5/366; Tirmizî, Kıyame, 4/12

[228] Ahmed b. Hanbel, 5/267

[229] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 385-387.

[230] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 82

[231] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 86

[232] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 387.

[233] Yani aziz ve celil olan Allah´a inanan kalblerinin görünce rahatlayıp tatmin olacağı, sükûnel bulup saadete ereceği bir suretten ayrı bir surette onlara gelir. Seçkin ve takvâlı kimseler, rabbani bir iîham ile o sureti bilip tanırlar.

[234] Yani keyfiyetsiz ve vasıfsız olarak kullarına tecelli edince.

[235] Yani basiretlerinin tanıdığı, görünce ruhlarının aydınlandığı bir surette yanlarına gelir. Çün­kü aziz ve celil olan Allah´ın gözlerle algılanacak bir sureti yoktur. O´nu görünce kirpikler adeta sürmelenir. “Gözler O´nu görmez. O, bütün gözleri görür. O lâtiftir haberdârdır” CEn´âm, 6/103)

[236] Buharı, Rikak. 7/204

[237] Buharı, Rikak, 7/204

[238] Müslim, İman, 1/314

[239] Ahmed b. Hanbel, 3/230

[240] Müslim, İman, 1/321

[241] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 388-392.

[242] Ahmedb. Hanbel, 2/118

[243] Buharî, Tefsir 19 (Meryem)/5

[244] Ahmed b. hanbel, 2/261

[245] Timizi, Sı-fatü´l-Cenne, 4/20

[246] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 392-393.

[247] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 394.

[248] Müslim, İman, 1031

[249] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 394.

[250] Müslim, Zekât, 1/85

[251] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 394-395.

[252] Müs­lim,Siyam, 1/166 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 395.

[253] İbn Mâce, Zühd, 2/6

[254] İbn Mâce, Zühd, 2/6

[255] Ahmed b. Hanbel, 2/169

[256] Hims: Suları çok uzakta olan yerler. Öyleki deve, ilk su içiminden sonra ikinci içime ancak beşinci günde ulaşabilir. Ya da iki su kaynağı arasında üç günlük yol bulunan bir yer.

[257] Ahmed b. Hanbel, 1/304 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 395-396.

[258] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 129

[259] Tirmizî, Ce­hennem, 4/1

[260] Ahmed b. Hanbel, 1/234

[261] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 396.

[262] Ahmed b. Hanbel, 2/425 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 396.

[263] Kîtabü´l-Ehval, 63

[264] Kenzü´l-Ummâl, 3/6410

[265] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 396-397.

[266] Bu ifade yüce Allah´ın Kur´an-ı Kerim´indeki apaçık olan; “Cennetlikler oraya geldiklerin­de Cennetin kapıları açılacaktır” âyet-i kerimesindeki ifadeyle çelişmektedir. Belki de bura­da bir vav harfinin düşmüş olması mümkündür. Çünkü âyetler de anlaşıldığı gibi cennet eh­li burada toplandıklarında cennet kapıfarı onlara açılmış olacaktır. Ama cehennemlikler gel­diklerinde cehennem kapıları oniar için kapalıdır. Allah bizler için cehennem kapılarının açıl­masından bizi korusun.

[267] Müslim, İman, 1/330

[268] Ahmed b. Hanbel, 5/242

[269] Müslim, Taharet, 1/17

[270] Buharî, Savm, 1/4

[271] Buharî, Bed´ül-Halk, 4/9

[272] Ahmed b. Hanbel, 2/268

[273] Ahmed b. Hanbel, 5/159

[274] Beyhakî, cl-Ba´süve´n-Nüşür. 148

[275] Müslim, zuhd, 3/14

[276] Tirmizî, Cennet, 4/2548

[277] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 150

[278] Tirmizî, Taharc, 1/55

[279] Kurtubî, Tezkire, 449

[280] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 397-399.

[281] Kurtubî, Tezkire, 498

[282] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 400.

[283] Ahmed b. Hanbel, 5/242 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 400.

[284] Buharî, Tevhid, 8/24

[285] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 141

[286] Buharî, Rikak, 7/51

[287] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 400-401.

[288] Buharî, Cihad, 6/3

[289] Buharı, Cihad. 3/4

[290] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 401-402.

[291] Tirmizî, Cennet, 4/4

[292] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 402.

[293] Tirmizî, Cennet, 4/4

[294] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 402-403.

[295] Tirmizî, Cennet, 4/4

[296] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 403.

[297] Kıyâme, 75/22 Tirmizî, Cennet, 4/17

[298] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 238

[299] Allah´ı görmek keyfiyetle sınırlı değildir. O, yönlerden hiç biriyle kayıtlı değildir. Cisimde değildir. O zayıflığı hususunda alimlerin icma´ ettikleri ve bu hadisin ravisi olan Süveyr b. Ebi Fahite´nin durumu üzerinde düşünmek gerekir.

[300] Secde, 32/17 Müslim, İman. 1/312

[301] Secde, 32/17 Buharî, Tevhid, 8/35

[302] Secde, 32/16-17 Müslim, İman, 1/312

[303] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 403-404.

[304] Müslim, Cennet, 3/11

[305] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 405.

[306] Allah için birbirlerini sevenler, dünyevi bir menfaat veya kişisel çıkarlar olmaksızın Allah sevgisi üzerinde kalbleri bir araya gelen kimselerdir.

[307] Ahmed b. Hanbel, 3/87

[308] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 405.

[309] Buharî, Ezan, 1/8

[310] Müslim, Salât, 1/11

[311] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 405-406.

[312] Ahmed b. Hanbel, 2/265

[313] Ahmed b. Hanbel, 3/83

[314] Neseî, Ezan, 2/37 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 406.

[315] Rasûlulah (s.a.v.), Allah´ın rahmetinin kendilerine yakın olduğuna müminlerin kanaat getir­melerini sağlamak; ilâhi rahmetin, tevbe edenlerin günahlarım sileceğine, kendisine dönme­leri halinde de inananları kendi lütfuyla örteceğine gönüllerini kandırmak ve dolayısıyla da korku onları ümitsizlik çölüne düşürmesin istemiştir. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki: “Ey Muhammedi De ki: “Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah´ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü o bağışlayandır, merhametlidir.” (Zümc, 39/53)

[316] Ahmed b. Hanbel, 2/305

[317] Müminûn. 23/1

[318] Teğabün, 64/16 Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/397, Taberanî´den

[319] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/397, Taberanî´den

[320] Mü´minûn, 23/1

[321] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/397, Bez­zâr´dan

[322] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 138

[323] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/397, Taberanî´den

[324] Kaseb: Kamış anlamına da geldiği için Fatıma (r.a.) anamız böyle bir soruyu babasına (s.a.v.) sormuştur, (çeviren)

[325] Buharı, Bed´ul-Vahy, 1/3

[326] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 406-408.

[327] Tirmizî Cennet, 3/4

[328] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/419. Ahmed´den

[329] Ahmed b. Hanbel, 1/156

[330] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr. 158

[331] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/420, Taberanî´den

[332] Bu hadisin senedi ve isnadı gariptir. Amit özü ve manası daha gariptir. Bu nedenledir ki; bir aklın bunu doğrulamasına, mümin bir kalbin buna inanıp güven duymasına imkân görüleme­mektedir. Çünkü bu, İslâmın reddettiği, Hz. Peygamberin söylemeyeceği, akıllı bir müslümanın onaylamayacağı zayıf ve merdud İsrâİHy âttandır. Zira her kanepede yetmiş yatak ve her yatakta da bir huri bulunması nasıl mümkün olur Ve biz mümine yukarıdaki uyduruk hadiste anlatılan o güzel şeylerin tümünden yararlanacak güç nasıl verilir Sonra İnsanlığa hikmetin özünü ve hakkın cevherini öğreten Rasûlullah (s.a.v.)´e, böyle bir şeyi gerçekten söylemiş olacağına nasıl inanırız Böyle bir inanca sahib olması hususnda nefsimize nasıl izin veririz Bu, İsrailiyattandır.

[333] Hayret, hem de çok hayret!.. Kadri yüce bir âlim olan İbn Kesir, bu hadisin senedini -zayıf­lığından dolayı- reddediyor da; aklın, zevkin ve İslâmın kesinlikle kabul etmeyeceği ve ke­sinlikle Hz. Peygambere isnad edilemeyecek olan bu mevzu hadisin içeriğine dikkat çekmi­yor.

[334] Kurtubî, Tezkire, 507

[335] Hastalanan, ağrılarla sancılara ve belâlara müptela olan ama bu imtihan karşısında sabreden, kazaya rızâ gösteren ve Rablerine küsmeyenler, işte onlar şu âyetle müjdelenen kimselerdir “Sabredenlere müjdele. Onlara bir musibet geldiğinde: “Biz Allah´ınız ve elbette O´na dö­neceğiz” derler. Rablcrinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O´nun yolunda olanlar da onlar­dır.” (Bakara, 2/155-157) İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 408-410.

[336] Müslim, Cennet, 3/9

[337] Bu âyet-İ kerimenin, İbn Abbas´a isnâd edilen bu yalanla ne ilgisi vardır Bu masalın dinî bir hakikat diye kadri yüce bir sahabiye nispeti haram, hem de çok haramdır. Bundan daha da günah olanı, bu masalın, önünden ve arkasından batılın karışmadığı Allah´ın kitabından bir âyetle irtibatlandırılmasıdır. Gönlü inciten, şuurlu ve güçlü bir iman sahibi kimsenin duy* gularını rencide eden husus, İbn Kesir gibi büyük bir âlimin kaleminden böyle kelimelerin çıkması ve sonra da kendisinin, bu kelimelerdeki asılsızlığa dikkat çekmemesi ve gözlerimi­zi açmamasıdır.

[338] Beyhakî, el-Ba´süve´n-Nüşûr. 202

[339] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 410-411.

[340] Buharî, Salât, l/l

[341] Müslim, Fiten, 3/92-93

[342] Ahmed b. Hanbel. 3/361

[343] Buha­rî, Cihad, 3/5

[344] Ahmed b. Hanbel, 2/315

[345] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 411-412.

[346] Tirmizî, Cennet, 4/27

[347] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 166 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 412.

[348] Müslim, Salât, 1/53; Ahmed b. Hanbel, 3/102

[349] Ahmed b. Hanbel, 3/232

[350] Ahmed b. Hanbel, 2/112

[351] Ahmed b. Hanbel, 3/247

[352] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 92

[353] Beyhakî, et~Ba´sü vc´n-Nüşûr, 189

[354] Tirmizî, Cennet, 4/10

[355] Ahmed b. Hanbel, 2/112

[356] Beyha­kî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 95

[357] Tirmizî, Cennet, 4/10

[358] Buharî, Tefsiru´l-Kur´ân, 6/108

[359] Ahmed b. Hanbel. 2/112

[360] Buharî, Tefsiru´l-Kur´ân, 6/108

[361] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Niişûr, 95

[362] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 413-415.

[363] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 415.

[364] Ah­med b. Hanbel, 3/174

[365] Ahmed b. Hanbel, 2/289

[366] Yani bu isimler, cennetteki bazı ırmaklara verilmiştir. Ama bu demek değildir ki dünyada bu adlarla bilinen ırmaklar, cennetten gelmektedir.

[367] Bu, realiteyle çelişen bir sözdür. Bu nedenle Rasûiullah (s.a.v.) ve iftira edildiği kesindir. Yağmurun gökten iniş sebebi bellidir. Bu ayette geçen gök kelimesiyle bulut kastedilmiştir. Buluta -yüksekte oluşu nedeniye- gök denilmiştir. Çünkü lügate göre, yüksekte olan herşey göktür. Bu hadis münker olduğuna göre. -Allah affetsin- İbn Kesir, neden bunu burada nak­letmiş !.. O her ne kadar garip ve münker saymışsada bu hadisi nakletmemeliydi. Özelikle bu hadisin zımmında bazı Kur´ân ayetlerini nakletmesi, insanların akıllarını şaşırtmaktadır. Kaldı ki bu uydurma hadisin satırları arasına serpiştirilen bu ayetler, bu asılsız sözle ispat­lanmak istenen husus için bir delil veya delile benzer bir şey de değildir. Kur´ân ayetlerini duygu ve mantığa ters düşen manalarda yorumlamak merduttur, gayr-ı makbuldür. Bu, İsra­illilerin yalanlarından, heveslerine göre orîaya koydukları sapıklıklarından ve işleri körü kö­rüne karıştırmalarından başka birşey değildir.

[368] Belh: Horasan´ın büyük şehirlerinden biridir. Onunla Seyhun Irmağı arasında on fersahlık bir mesafe vardır. Hz. Osman´ın zamanında Abdullah b. Amir b. Küreyz´in komutasındaki Ahnef b. Kays tarafından feth edilmiştir. Bu şehir hakkında Hafız Ubcydullah b. Abdullah şöyle demiştir:

“Derim ki: İstemeye islemeye Bağdat´tan ayrıldım. Katîa ve Kerh halkına selâm olsun. Gönlüm arkada kaldığı halde ileriye doğru gidiyorum. Gönlüm Kerh´tedir ama yönüm Belh tarafınadır.”

[369] Kurtubî, Tezkire, 490

[370] Bcyhakî, el-Ba´sü ve´nNUşûr, 166

[371] Beyhakî, el-Ba´süve´n-Nüşûr, 166

[372] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 415-417.

[373] Tirmizî, Cennet,1/4

[374] Gövdesi altundandır. Yani hakikaten değil de renk ve görüntü bakımından altun gibidir.

[375] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 173

[376] Yani safiyet, güzelik ve görüntü parlaklığı bakımından gövdesi zümrüt, dallan altım gibidir. Yoksa hakikaten altun ve zümrüt değildir. Aksi takdirde bu, ağacın yeşillik parlaklık ve mey­ve vermesini sağayan canlılığa ters düşer. “İki cennetin meyvelerini de kolayca toplarlar.” (Rahman, 55/54). “Bu cennetlerde her türlü meyveden iki çift vardır.” (Rahman, 55/52) Şu halde bu yoruma göre, bu bapta nakledilen rivayetler sahih sayılmalıdır.

[377] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 417-418.

[378] Buharî, Rikak, 7/51

[379] Buharî, Rikak. 7/51

[380] Cennette gövdesi bu kadar kalın, gölgesi bu kadar enli ve uzun bir ağacın bulunması imkân­sız değildir: Çünkü bu ağaç, genişliği göklerle yer kadar olan bir cennettedir. Çünkü büyük­lüğü bir milyon ikiyüzelli bin kat dünyadan fazla olduğu ilmen tespit edilen güneşin, sema­nın sadece bir bölümünü aydınlattığını görüyoruz. Yedi kat göğün büyüklüğü ne kadardır Varın siz düşünün. Buna Kur´an´ın İfadesine göre yer de eklendikten sonra cennetin eni, yer ile göklerin toplam büyüklüğü kadar oluyor. Cennetin eni bu kadarsa kim biiir uzunluğu ne kadardır. Bunu ancak Allah bilir.

[381] Buharî, Rikak, 7/51

[382] Tirmizî, Cennet, 1/4

[383] Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/415, Bezzâr´dan

[384] Buharî, Bed´ül-Halk, 4/8

[385] Tİrmtzî, Cennet, 1/4

[386] Ahmed b. Hanbel, 2/257

[387] Dârimî, Rikak, 2/114 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 418-419.

[388] Ahmed b. Hanbel, 4/183-184

[389] Ahmed b. Hanbel, 3/71

[390] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 419-420.

[391] Buharı, Bed´ul-Halk, 4/6

[392] Bu hadisle ilgili açıklama önceki sayfalarda verildi.

[393] Tirmizî, Sıfatu´l-Cennet, 4/9

[394] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid. 10/414, Taberânî´den

[395] Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/414, Taberânî´den

[396] İbn Mâce, Edeb, 2/56

[397] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 420-421.

[398] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 193

[399] Buharî, Ezan,1/91

[400] Ahmed b. Hanbel, 3/353

[401] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/414, Taberânî ve Bezzâr´dan

[402] Kenzü´l-Ummâl, 35323

[403] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 422-424.

[404] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/414, Bezzâr´dan

[405] Tirmizî, Cennet, 4/10

[406] Sa´lebî ya da Saaiibî: Hafız, vaiz, müellif, müfessir, kurrâ Ebu İshak Ahmed b. İbrahim en” Nisabûrî es-Sa´lebî. Tefsir ilminde zamanının yegane âlimiydi. İbn Hallikân´da onu böyle nitelemiştir. H. 427. senede vefat etmiştir. Sa´lebî, onun lakabıdır. Nesebini bidıren bir keli­me değildir bu. Hl-Keşfii ve´1-Beyân an tefsir´il-Kur´ân; onun büyük tefsirinin adıdır.

[407] Kurtubî, Tezkire, 526

[408] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 424.

[409] Ahmed b. Hanbel, 2/537

[410] Bu cümlenin Hz. Peygamberin ağzından çıkmış olması mümkün değildir. Çünkü oturağı bir mil veya yarım millik yer tutacak irilikte bir kadının var olması mümkün değildir. Olsa olsa bir milin binde biri kadar yer tutar.

[411] Hz. Peygamberin böyle bir şey söylemiş olacağına doğrusu insanın inanası gelmiyor. Cen­nete yerleşen bir kimseyi şehvete batmış bir cinsellik suretine büründürerek tasvir etmek, mümine şeref kazandırmaz ve onun kadrini yüceltmez.

[412] Ahmed b. Hanbel, 4/367

[413] Bk. Heysemî, Mccma´uz-Zevâid, 10/416, Bezzâr´dan

[414] Ahmed b. Hanbel, 3/316

[415] Müslim, Cennet, 3/18

[416] Ahmed b. Hanbel, 3/349

[417] Müslim, Cennet, 3/7

[418] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/414 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 424-427.

[419] Buharı, Muzaraa, 3/20

[420] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 427.

[421] Buharî, Enbiya, 1/4; el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 187

[422] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 187

[423] Buharı, Rikak, 7/44

[424] Mutaffifîn, 83/25-26

[425] Mutaffifîn,83/27

[426] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 191-192

[427] Saffât, 37/45-47

[428] Müellif, âyet-i kerîmede geçen ğavl kelimesini baş ağrısı değil de karın ağrısı olarak tefsir etmeyi yeğlemiştir. İbn Abbas, Katade, İbn Zübeyr ve Mücahid´İn de bu kelimeyi böyle tef­sir ettikleri rivayet edilmiştir. Bazı âlimler, bununla aklın baştan gitmesinin kastedilmiş ol­duğu görüşündedirler. Nitekim dünya” şarabı da içenlerin akiını başından götürür. Kelimenin iki anlamda da kullanılmasına mani yoktur. Çünkü dünya şarabı insanın hem akıl hem de be­den sağlığına zarar verir ve bu nedenle müslümanlıkta haram kılınmıştır.

[429] Müslim, Libas, 2/2

[430] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 427-430.

[431] Müslim, Taharet, 1/40

[432] Ahmed b. Hanbel, 2/407

[433] Müslim, Cennet, 3/21

[434] Müslim, Cennet, 3/21

[435] Ahmed b. Hanbel, 3/16

[436] Ahmed b. Hanbel, 3/157

[437] Ahmed b. Hanbel, 3/75

[438] Tirmizî, Cennet, 4/23

[439] Ahmed b. Hanbel, 3/203

[440] Ahmed b. Hanbel, 3/71

[441] Beyhakî, e!-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 173

[442] Yani renk ve manzara güzelliği bakımından kökü zümrüt, daiları da kızıl altın gibidir. Yoksa kökü gerçekten zümrüt, dalları da kızıl altın gibidir. Yoksa kökü gerçekten zümrüt, dalları da kızıl altın değildir. İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 430-432.

[443] Bu hadisin manasındaki gariplik, senedindeki gariplikten daha derindir. Yatakların bu dere­cede veya buna yakın derecede yüksek oluşu bir kıymet ifade etmez. Sonra bu, cennet nimet­lerinde bir artma ve fazlalaşma da değildir. Allah´ın kitabında anlatılan yatakların yüksekli­ği, o yataklardaki cennet kadınlarının temiz ve yüksek şerefli oluşunun dolaylı bir ifadesi de­ğil midir Nitekim bazı zeki, basiret sahibi ve ileri görüşlü alimler de bu düşüncededirler. Yatakların yüksekliğini bu mecazi manâda anlamak kastedümediğine göre en uygun ve en lâyık olan şey, bu yatakların manen yüksek oluşlarıdır ki; bu yükseklik onların kıymetini yüksek ve pahalı kılar. Nitekim bazı basiret sahipleride bu görüşe kail olmuşlardır. Rivayet edilen bazı hadisler de buna delâlet etmektedirler. Yani cennet yataklarının kıymet ve nefa­setinin üstünlüğü, -çok pahalı ve yüksek kaliteli de olsa- dünyamızdaki yataklaruıkine kı­yasla gök ile yer arasındaki mesafe kadar yüksektir. Toprak nerede, süreyya yıldızı nerede Dünyâ nimetleri nerede, cennet nimetleri nerede Cennette zerre ağırlığınca bir şey, dünyâ­dan ve dünyâdaki her şeyden daha hayırlıdır. Nitekim doğru söyleyen, kendisine doğru va­hiy gelen, kendi havasına (ve kafasına) göje konuşmayan Rasûlullah (s.a.v.}´de böyle buyur­muştur. Kaldıkt yukarıda geçen, hadis, Derrac Ebu Semh tarafından rivayet edilmiştir. O, münker hadis rivayet etme yoluna koyulmuştur. Âlimler onun rivayetlerine güven duymaz-lar.

[444] Tirmizî, Tefsir Sûre: 56/5

[445] Gâ-siye, 88/12-15 Tirmizî, Sıfatü´l-Cennet. 4/8

[446] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 432-433.

[447] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr. 203

[448] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 434-435.

[449] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/417

[450] Bk. Heysemî. Mecma´uz-Zevâid, 10/419

[451] Burada insanı utandıran, edebe mugayir ve aynı zamanda bu hadisin uydurma olduğunu is­patlayan bazı ifadeleri nakletmedik. Zira Rasûlullah (s.a.v.), konuşma adabı ve utanma hu­susunda kâmil bir örnekti. “Haya imandandır.”, “Haya, imândan bir şubedir,”, “Hayanın hepsi hayırdır.”, “Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâmın ahlâkı da hayadır.” diyen odur. Bu ha­disin râvileri arasında bir adamın adı geçmektedir ki onun adı, bu hadise olan güveni sıyırıp atmaktadır. Bu hadis, İsmail b. Rafi b. Ebi Rafiin rivayet ettiği hadislerdendir. Tirmizî, ´´Ba­zı ilim sahipleri onun zayıf bir ravi olduğunu söylemişlerdir.” dedi. Münzirî de onun boş ve kof olduğunu söylemiştir. Bazıları onun normal olduğunu söylemişlerdir.

[452] Beyhakî. el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 327

[453] Ahmed b. Hanbel, 2/537

[454] Bu sözlerde uydurmahk karakteri hâkimdir. Çünkü bir kadının makadmın bir millik yeri kap­laması aklen kabul edilir bir şey değildir. Rasûlullah (s.a.v.) böyle bir şey söylemez. İçinde tutarsızlık olmasına rağmen İbn Kesir´in bunu rahatlıkla nakletmesi hayret vericidir. Kaldı ki bunun ravisi Daric Ebu´s-Semh, münker rivayetleriyle tanınmış birisidir. Hele Ebu Hey­sem kanalıyla Ebu Said´den rivayette bulunması da bunun uydurma olduğu ihtimalini fazla-iaştırmaktadır.

[455] Tirmizî, Cen­net, 4/23

[456] Câbiye: Şam yakınlarında ve oraya bağli bir kasaba. Hz. Ömer orada meşhur nutkunu irâd etmişti. Oraya Câbiyet´ül-Colân da denir.

[457] Arap dilinde sayılarla sınırlama değil, çokluk kastedilir. Biz bu garip hadisin son kısmını, kâ­mil nübüvvet edebine ters düştüğü için nakletmedik. Bu da bunun rivayeti, hatta tedvin ve yazılışı caiz olmayan mevzu ve müslehcen sözlerden olduğunu kesinleştiriyor.

[458] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 206, 333

[459] Ahmed I. Hanbel, 4/131

[460] Müslim, Cennet, 3/14

[461] Buharî, Rikak, 7/16

[462] Ahmed b. Hanbel, 3/75

[463] Cennetliklerden bir adam sağa sola dönmeksizin bir yere .yaslanmış olarak yetmiş, senesini geçiriyor. Öyle mi Ne kadar az bir zamanmış bu Daric Ebu´s-Semh´c ve rivayetlerine ye­ter artık! Hayret ona ve rivayetine!.. Sonra Merhum İbn Kesir´in de bu tür hadisleri kabul ve tasdik ederek nakletmesi, doğrusu çok şaşırtıcı bir durumdur.

[464] Buharî, Cihad, 3/5

[465] Buharî, Cihad, 3/6

[466] Kurtubî, Tezkire. 518

[467] Bk. Heysemı, Mecma´uz-Zevâid, 10/419, Taberânî´den

[468] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 435-439.

[469] Tirmizî, Cennet, 4/24

[470] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/419. Ta-berânî´den

[471] Kurtubî, Tezkire, 518

[472] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 439-440.

[473] Bu. Kur´ân-ı Kerîm´in azametine yakışmayan bir yorumdur.

[474] Tirmizî, Cennet, 4/6

[475] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/417, Bezzâr´dan

[476] Bu. Rasûlullah (s.a.v.)´in söyleyeceği bir söz olmadığından biz de bunu kitaptan çıkarıp al­tık. Merhum İbn Kesir´in de bunu nakletmemesi gerekirdi.

[477] Bu da Rasûiullah (s.a.v.}´in söyleyeceği bir söz değildir. Bunun ravileri arasında Daric Ebu´s-Semh de vardır.

[478] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/416, Bezzâr´dan

[479] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/417. Bezzâr ve Tabe­ranî´den

[480] Bu hadis Sûveyd b. Saîd´in rivayetİerindendir. Sika olmayan bir ravidir, özellikle ama olma­sından sonraki rivayetlerinde. Neseî onun hakkında şöyie demiştir.: “O sika ve güvenilir ol­mayan bindir.”

[481] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâıd, 10/416, Tabcrânî´den

[482] Bu da daha önceki gibi Rasûİullah´ın (s.a.v.) söyleyeceği bir söz olamayacağından hadisin ifadelerini buraya almadık. İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 440-442.

[483] Tirmizî, Cennet. 4/23

[484] Beyhakî. el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 220

[485] Zümer, 39/34 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 442.

[486] Tirmizî, Cennet; 4/20

[487] Ahmed b.-Hanbel, 3/95

[488] A´râf, 7/42

[489] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 442-443.

[490] Bk. Heysemî, Meç–ma´uz-Zevâİd, 10/415,´Taberânî ve Bezzâr´dan

[491] Fâtır,35/35 Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 244

[492] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 443-444.

[493] Tevbe, 9/72

[494] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 444.

[495] Müslim, Cennet, 3/9

[496] Kurtubî, Tezkire, 533

[497] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 444.

[498] Sınırsız bir şekilde bakışırlar. Müminler o zaman nura, sevinç ve neşeye gark olurlar. Öyle-ki diğer bütün nimetler önemsizleşir. Çünkü onlar ilâhî hoşnutluk ve ikram sağanağına tutu­lurlar.

[499] ibn Mâce, Mukaddime, 13

[500] Yani güzel görünüm ve renk bakımından kızıl yakuta benzer o develer. Yoksa o develer ger­çekten yakut değildirler. Çünkü yakutluk, hayvaniyele ve hayata ters düşen bir şeydir.

[501] Heysemî, Mecmâ´uz-Zevâid, 10/418, Taberâ-nî´den

[502] Beyhakî. el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 249

[503] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 444-446.

[504] Buharî, Tevhid, 8/24

[505] Buharî, Tevhid, 8/24

[506] ibn Mâce, Mukaddime, 1/13

[507] Kurtubî, Tezkire, 537

[508] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 446-448.

[509] İbn Mâce, Mukaddime, 1/13

[510] Beyhakî, el-Ba´sü vc´n-Nüşûr, 249

[511] Kurtubî, Tezkire. 534

[512] Kurtubî, Tezkire. 535

[513] Rahmetiyle tecelli eder. Tevbekâr kutlarına da hoşnudluk kapılarını açar.

[514] Heysc-mî, Mecma´uz-Zevâid, 10/421, Bezzâr, Taberânî ve Ebû Yaİâ´dan.

[515] Bu iniş, Allah´ın rahmetinin İnişi ve kableriye kendisine yönelen, ihsan ve lutfunu uman mü­min kullarına ilâhî esintilerini yönellmesidir. Yoksa burada mekân ve cihet çemberine giril­miş olarak bedeni bir iniş söz konusu değildir. Cenabı Allah bu gibi durumlardan münezzeh. Üstün ve de çok yücedir.

[516] Heysemî, Mecma´uz-Zevâid. 10/421, Enes´den

[517] Heyse­mî, Mecma´uz-Zevâid, 10/422, Bezzâr´dan

[518] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 448-451.

[519] Tiimizî, Sıfatu´l-Ccnnci, 4/15

[520] Müslim, Cennet, 3/5

[521] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 451-452.

[522] Kâl´ur: Şeffaf ve keskin kokulu bir madde (çeviren)

[523] Beyhakî. ei-Ba\sü ve´H-NUş£r, 2îO

[524] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 452-453.

[525] Ahmed b. Han­bel, 2/171

[526] Ahmed b. Hanbei, 2/171

[527] Buharî, Kiiabu´d-Diyat, 8/30

[528] Ahmcd b. Hatibe

[529] Tirmizî. Kıtabu´d-Diyâî. 4/11

[530] Ahmcd b. Hanbel,5/27

[531] Ahmed b. Hanbel, 2/356

[532] Enes, şehid edildikten sonra cennete giui. “Allah yolunda öldürülenleri Ölü saymayın. Bilâ­kis Rableri kalında diridirler. Allah´ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde r> Zlklanilar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.” (Âl-i İmrân, 3/169)

[533] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 453-454.

[534] Müslim. Fiten. 3/92-93

[535] İbn Mâce, Züiul. 2/39

[536] ct-Tcrhib ve´t-Tergib, 4/514 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 455-456.

[537] Buharı, nisam, 2/8

[538] Tİrraizî, Edeb, 5/86

[539] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 456-457.

[540] Ebû Ya´lâ, Müsned, 1 i/6192

[541] Tirmizî, Cennet. 4/27 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 457.

[542] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 457.

[543] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 457.

[544] Tirmizî, Cennet, 4/21

[545] Ahmed b. Hanbel. 3/254

[546] Tirmizî, Cennet. 4/21

[547] Ahmed b. Hanbel, 2/29!

[548] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 458.

[549] Tirmizî. Sıfatu´l-Cennet, 4/24

[550] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 213

[551] Beyhakî. el-Ba´sü vc´n-Niişûr. 207

[552] Bk, Heysemî, M«<:ma´uz-Zevâid, 10/419

[553] Beyhakî, el-Ba´sü ve´n-Nüşûr, 212´

[554] Sâd, 38/40 Beyhakî, el-Ba´sü ve´ıı-Nüşûr, 213

[555] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 459-462.

[556] Yani renk bakımından kızı! yakut gibidir ya da at şeklinde kızıl yakuttan yapılmış bir cihaz­dır. Çünkü at, gerçeklen yakut olsa, kendisinde canlılık olmaz.

[557] Tirmizî. Cennet, 4/11

[558] Tirmizî, Ccnneı, 4/11

[559] Kurtubî. Tezkire, 532

[560] Taberânî, Mu´cemu´l-Ke-bir, 4/4069

[561] Kenzü´l-Umrnâl, 12/35225

[562] Aziz ve Ceiil olan Allah´ın cennetinin illa da altın, gümüş, ve çeşitli mücevherattan olacağı hususunda raviler acaba neden ısrar ediyorlar Bazılarının iddialarına göre cennetin köşkie-ri, surlarının taşları, toprağı, nehirlerinin kıyılan, bitkieri, ağaçlarının dalları, atları, deve .sü­rüleri, çeşitli kuşları hep mücevherattanmış!.. Bu gibi sözleri ısrarla Rasûiullah (s.a.v.)´e is-nad etmenin sebebi nedir acaba Yoksa hastalık. İslama bir tuzak mı kurmak istiyor Yoksa aymazlık, bütün mutluluk ve şerefi mücevherlerde mi görüyor Ya da bu ikisi, sebep oarak birleşiyor mu Bunlardan birincisi nedeniyle hadis uyduruluyor ve yalanlar hadis diye orta­ya sürülüyor, (kincisi, yani aymazlık nedeniyle de düşünmeden körü körüne bir kabûlcülük onaya çıkıyor. Cenneti ve eşyalarını değerlendirmek, dünyadaki ölçülerden başka ölçüerle yapılmalıdır. Bunun başka bir yolu da yoktur. Dünyamızda bir şeyin kıymeti, azlığına ve çokluğuna göre değişir. Arz ve talep dengesindeki gerçek konumuna göre değer sahibi veya değersiz olur. Bu nedenledir ki susamaktan Ölmek üzere oan bir kimseye göre bir yudum saf ve temiz su, dünyanın bütün hazinelerinden daha kıymetlidir. Allah´ın cennetinde muhtaç kimse yoktur. Orada arz ve taep kanunu işlemez. Çünkü orada alış veriş yapılmaz. Bu nok­tadan hareketle diyebiliriz ki; dünyanın mücevherleri, cennette, insanların bu dünyadaki ha­yatlarında işgal elliği konumdan bambaşka bir konumda olacaktır. Cennetin hakikati; orada­ki çeşitli nimetler; zannedenlerin zannından daha üstün, değer takdir edenlerin takdir ellikle­ri değerden çok daha değerlidir. Rahmet peygamberinin hikmet lisanıyla, cennette nelerin bulunacağı şöyle ifade edilmiştir: “Orada gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve beşer kalbinden dahi geçmemiş şeyler vardır.” “Cennette zerre ağırlığınca bir şey, üzerinde güne­şin doğduğu ve battığı her şeyden daha hayırlıdır.” Cennetin kıymetini ve kadrinin yüceliği­ni gördünüz mü Bunlarda, akılları ve kalpleri, Abdullah b. Abbas´tan rivayet edilen şu ışık saçıcı söze (hadis´e) yöneltecek bir etken yok mudur : “Dünyada cennetten (yani oradaki eş-yalardanj sadece isimler vardır.”

Şimdi de .511 iki gerçeğe işaret etmemiz gerekiyor: I- Kur´ân-i Kerim, bu ravilerin ısrar ettik­leri şeylere hiç bir ayetinde işarette bulunmuyor. Onun apaçık âyetleri sadece bildiriyor ki: Cennette allın, gümüş ve mticevheret, müminlerin süsü olacaktır. Mutluluklarını sağlayacak Ölçüde fıtrî ve makul bir şekilde bunlardan yararlanacaklardır. “Orada allın bilezikler ve in­ciler takınırar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.” (Hacc, 22/23) “Gümüş bileziklerle süslen­mişlerdir. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.” (İnsan, 76/21) “:Orada altın bilezikler ta­kınırlar.” (Kehf, 18/31) “Bunlar Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler.” (Fatır, 35/33) 2- Bitkilerin bitkiliği, hayvanların hayvaniydi, -akın, inci veya başka bir mücevher de olsa- ccmadatın cansızlığına zıttır. Bazı raviler bu bu gibi şeylerin cennette hesapsız denecek derecede çok bulunduğunu söylemekten haz duyuyorar. Hatla bunlardan bazıları, cennetteki ağaçların meyvelerinin, .sofralardaki yemeklerin ve kupalarla kâselerdeki içeceklerin de mücevherattan olduğunu ileri sürüyorlar !.

[563] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 462-464.

[564] Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/421, BezzârMan

[565] Mutaffifîn, 83/26

[566] Taberânî, Mu´cemu´l-Kebır, 3367

[567] Bu, Cenab-ı Allah´ın, kalplerini kin ve düşmanlıktan arındırıp saflık, ihlâs ve sevgiyle dol­durduğu cennetliklerin hakikatini bilmemekten dolayı söylenmiş bir sözdür: “Bizonların gö­nüllerinde olan kini çıkardık; artık onlar şeditler üzerinde karşılıklı oturan kardeştirler.” (Hicr, 15/47). ´Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. “Bi­zi buraya eriştiren Allah´a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iietmeseydi, biz doğru yo­lu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir” derler. On­lara: “İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet´ diye seslenilir.” (A´râf, 7/43) Cennette alt rütbe yoktur ki, ´Alt rütbe sahibi´ gibi bir söz sarfetmek veya cennetin bazı yer­leri için ´alt derecedeki yerler´ demek caiz olsun. Rasûliillah (s.a.v.)´in “Cennette zerre ağır­lığınca bir şey, dünyâdan ve dünyâ üzerindeki herşeyden daha hayırlıdır” dediği sabit iken böyle bir vasıflandırma nasıl caiz olur Üst rütbelilerin ait rütbelileri ziyaret edeceklerine da­ir nakledilen hadisin sahihi iği çok şüphelidir. Rasûlullah (s.a.v.) cennetliklerin en yüksek rüt­belisi olduğu halde müminler onu ziyarel edeceklerdir. Bundan şüphelenenlerin vay haline!..

[568] Bu hadis değildir. Aksine bu, içinde nübüvvet aydınlığı ve hidayeti bulunmayan bir sözdür. Râvilen arasında Eyyub b. Beşir el-İclı vardır ki, Zehebî, onun meçhul bir râvi olduğunu söy­lemiştir.

[569] Kitabü´l-Ehval, 62

[570] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 464-468.

[571] Tûr, 52/21

[572] Tûr, 52/21

[573] Tûr, 52/21 Taberâııî, Mu´cemu´I-Kebir. 11/12248

[574] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 468-469.

[575] Dârimî, Mukaddime, 1/36 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 469-470.

[576] Tiimîzî, Cehen­nem, 4/9

[577] Müs­lim, Cennet, 3/36

[578] Müslim, Cennet, 3/38

[579] Nisa, 4/164-165

[580] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 470-471.

[581] Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/398-99, Taberânî´den

[582] Beyhakî, el-Ba´sii ve´n-Nüşûr. 232

[583] Müslim, Sıfatu´l-Cennet, 3/18

[584] Kehf, ıs/108 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 471-472.

[585] Bk. Heysemî, Mecma´uz-Zevâid, 10/403, Taberânî´den İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 472.

[586] Tirmizî,Zühd,4/37

[587] Ahmed b. Hanbel, 2/169

[588] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 472-473.

[589] Ahmed b. Hanbel, 2/425

[590] Yani bunlar, yaptıkları ve yapmadıkları her işle başkalarına uyan, hayırda ve serde, hakla ve batılda başkalarıyla birlikte hareket eden, şahsiyet, görüş ve akıl gibi bir keramete sahib ol­mayan, şahsiyetleri başkalarında eriyen, Rasûlullah (s.a.v.)´in: “Hiç biriniz kendini hakir gör­mesin” sözüyle dikkatlerimizi yönelttiği selîm litral edebine karşı kör ve sağır olan kimseler­dir. İrşâd edici diğer bir hadisinde de peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Hiç biriniz kararsız olmasın. İnsanlar iyilik yaparlarsa ben de yaparım. Kötülük yaparlarsa bende yapa­rım´ demesin. Aksine: ´İnsanlar iyilik yaparlarsa ben de yaparım. Onlar kötülük yaparlarsa, onların yaptıklarından uzak dururum´ desin.” “Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır.” (Raf, 50/37)

[591] Ahmed b. Hanbel. 4/262

[592] Ken-zü´l-Ummâl. 3/5934

[593] Ahmed b. Hanbel, 2/214

[594] İbn Mâcc, Zuhd, 2/25

[595] Ahmed b. Hanbel, 2/173;

[596] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 473-474.

[597] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 474.

[598] Vakıa, 56/13

[599] Vakıa. 56/39-40

[600] Buharı, Rikak, 7/7 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 474-475.

[601] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 475.

[602] Müslim, İman. 1/371

[603] Ahmed b. Hanbel, 2/40!

[604] Bubarî, Rikak. 7/50

[605] Tirmizî, Kıyamc, 4/12 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 475-476.

[606] Seo de, 32/17 Müslim. Cennet. 3/2

[607] Ahmedb. Hanbei.2/51

[608] Müslim, İmare, 2/12!

[609] Ahmcd b. Hanbel, 3/455

[610]Tirmizî. Cennet. 4/21

[611] Tırmizî. Cennet, 4/21

[612] Müslim, Cennet. 3/12

[613] Buharî. Bed´ul-Halk. 4/10

[614] Buharî, Bed´ul-Halk, 4/10

[615] Buharî, Savm, 2/5

[616] Neon, 53/13-14

[617] Ahmed b. Haübel, 4/208, 209

[618] Tirmizî, TefsinTI-Kur´ân, 5/108

[619] Buharî, Ashabu´n-Nebi, 4/6

[620] Müslim. Fczâilü´s-Sahâbe. 2/21

[621] Rümeysâ: Künyesi Ümmii Süleym oiup Ebu Talha (r.a.)´nın zevcesidir. Rasûlullah (s.a.v.) onun hakkında şöyle buyurmuştur: ´”Kendimi (rüyada) cennete girmiş gördüm. Orada Ebu Talha´nın zevcesi Rumeysâ ile karşılaştım.” Ebu Talha onunla evlendiğinde mehri, İslamiyet idi. Rümeysâ, Ebu Talha´dan önce müslüman olmuştu. Ebu Talha onunla evlenmek istedi. O da: “Eğer Müslüman olursan seninle evlenirim.” dedi. Ebu Talha müslüman oldu ve onunla evlendi. Mehri de Islhamiyel oldu.

Burada faziletli sahabi kadınlardan Enes b. Mâlik´in annesi Gumeysa binti Melhan hatun hakkında peygamber bir şehftdet ve Muhammedi bir müjde daha vardır: Hammad b. Sele­me… Enes´ten rivayet etti.ki Rasûluîlah (s.a.v.} şöyle buyurmuştur: “Cennete girdim. Orada bir ayakkabı sesi duydum. “Bu kimdir ” diye sordum. ´´Bu. Enes b. Mâlik´in annesi Gumey-sa binti Mcîhan´dır” dediler.”

[622] Buharı, Menakıb, 4/9

[623] Amr b. Amir b. Luhayy el-Huzaî, cahiliyet döneminde develeri tesyib eden ilk kişidir. (Tes-yib: Dişi deveyi ilahlara bırakmak, sırtına yük vurmamak, yününü kırkmamaktır. Bu deve, dilediği her tarafta otlanır.) Oysa İslâmiyet bunu yasaklamıştır: “Allah, kulağı çentüen, salı­verilen… hayvanların adanmasını emretmemiştir.” (Mâide, 5/103)

[624] Müslim, Küsuf, io/i

[625] Cahiliyet devrinde bastonlu bir adam varmış. Yollarda bekleyip insanların dalgınlık ve meş­guliyetini gözetler, bastonunun eğri ucriyla onların eşyalarını peyder pey çalarmıs. Adamlar farkına varırlarsa kendi kastı olmaksızın bastonunun o eşyalara takıldığını söyler ve Özür di-lermiş.

[626] Müslim. Küsuf, 1/9

[627] Buharî, Rikak, 7/16

[628] Ahmed b. Han-bel, 3/102

[629] Müslim. Ta­haret, 1/17

[630] Buharî. Cenaiz, 2/92

[631] Beyhakî. el-Ba´sü ve´n-Niişûr, 231

[632] Ahmed b. Hanbel, 2/169

[633] Tirmızî, Zühd, 4/37

[634] Kurtubî, Tezkire, 513

[635] İnsanların kıyamet gününde hangi dille, cennette hangi dille konuşacaklarına dair Zührî´den rivayet edilen bu sözün bir delil ve hücceti yoktur. Cennetliklerin lisanı hususunda rivayet edilen hadisin münkerattan olduğuna önceki kısımlarda dikkat çekmiştik. Bu husustaki güze! .sözlerden biri şudur: “Gözlerin gördüğü acaipliklerden biri, kabir suâlinin Süryanice olaca­ğının söylenmesidir. Şeyhimiz Belkinî bu hususla şöyle fetva vermiştir. Başkasının böyle de­diğini görmedim. Allah´ın yaratıklarıyla ilgili çeşitli durumları vardır.” İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 476-480.

[636] Kurtubî,Tezkire, 523

[637] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 481. –

Share.

About Author

Leave A Reply