Secdeler (Tilavet, Şükür, Sehiv)

0

Sehiv (Yanılma) Secdeleri ile İlgili Meseleler

Sehiv secdeleri, bir namazın vaciblerinden birini yanılarak terk etmekten veya geciktirmekten dolayı, o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile teşehhüdden, salâvat ve duaları okumaktan ibarettir. Şöyle yapılır: Son oturuşta yalnız “Tahiyyat” okunduktan sonra iki tarafa selâm verilir. Ondan sonra “Allahü Ekber” denilerek secdeye varılıp üç kez” Sübhane Rabbiye´l-alâ” okunur. Ondan sonra “Allahü Ekber” denilerek kalkılır. Bir tesbih miktarı duraklamadan sonra tekrar “Allahü Ekber” deyip ikinci secdeye varılır. Yine üç kez “Sübhane Rabbiye´l-alâ” okunduktan sonra “Allahü Ekber” denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat ve Salâvatlarla “Rabbena atina” okunup önce sağ tarafa, sonra sol tarafa selâm verilir.

Yalnız sağ tarafa selâm verdikten sonra sehiv secdelerinin yapılması daha faziletledir, ihtiyata uygundur. Bundan dolayı, cemaatla kılınan namazlarda cemaatın yanlışlıkla dağılmaması için, yalnız sağ tarafa selâm verdikten sonra sehiv secdesi yapılması tercih edilmiştir.

Sehiv secdeleri, vacibdir. Bilindiği gibi, gerek farz, gerek vacib veya sünnet olan herhangi bir namazın kıraat, rüku ve sûcud gibi farzları ve Fatiha, Sûre ilâvesi, sırayı gözetme gibi vacibleri ve Kadelerde (oturuşlarda) salâvatları okumak gibi sünnetleri vardır. Bunun için bunları gözetmek gerekir ki, namaz tam olarak kılınmış olsun.

O halde farz olsun, olmasın herhangi bir namazda bir farzın kasden veya sehven terk edilmesi, o namazın yeniden kılınmasını gerektirir. Böyle büyük bir noksanı gidermek için sehiv secdeleri yeterli değildir.

Bir vacibin kasden terki veya geciktirilmesi bir günahtır. Bundan dolayı sehiv secdeleri gerekmez, böyle bir namazı iade etmek uygundur. Bir vacibin sehven terk edilmesi veya geciktirilmesi, sehiv secdelerini gerektirir. Bu şekilde o noksan düzeltilmiş olur. Bir sünnetin kasden veya sehven terk edilmesi, sehiv secdelerini gerektirmez. Fakat kasden terk edilmesi bir kusurdur. Sevab ve faziletten mahrum olmayı gerektirir.

(Malikî´lere göre sehiv secdeleri sünnettir. Şâfiî´lere göre de sünnettir. Ancak imam sehiv secdelerini yaparsa, cemaatın imama uyması vaciptir. Hanbelilere göre sehiv secdeleri bazan vacib, bazan sünnet ve bazan da mübah olur. Namazın terk edilen bir sünnetinden dolayı yapılacak sehiv secdelerinin mübah olması gibi…

İmam Şafıî ve İmam Ahmed´e göre, iki tarafa selâm vermeden önce yapılır. İmam Malik´e göre sehiv (yanılma), bir ziyade sebebiyle ise, sehiv secdeleri selâmdan sonra yapılır. Eğer bir noksan veya bir noksan ile ziyade sebebiyle ise, selâmdan önce yapılır. Bu bir fazilet meselesidir; yoksa hepsi de caizdir.)

Bir namazın tam bir rüknünü, bir farzını öne almak veya sonraya bırakmak sehiv secdelerini gerektirir. Çünkü bu öne alma ve sonraya bırakma işi, vacibi terk etmekten sayılır. Kıyamda “Sübhaneke”den sonra, henüz kıraat yapmadan rükua varılıp ondan sonra hatırlanarak kıyama dönmekle farz olan kıraatın yerine getirilmesi; buna bir örnektir. Bu durumda önceki rüku geçerli olmaz. Kıraattan sonra yeni bir rüku yapılır. Böyle dönüp kıraat yapmadan ve ondan sonra rükua varmadan kılınacak namaz bozulur. Çünkü böyle bir rekatta rüku gibi tekrarlanmayan rükünler arasında sıraya riayet edilmesi farzdır.

Namazın rekatlarından birindeki iki secdeden biri yanılarak terk edilip ondan sonraki rekatın veya kadenin sonunda hatırlansa, bunun geciktirilmesinden dolayı namazı iade. gerekmez, hemen o secde kaza edilir. Eğer son orutuşta iken hatırlansa, bu secde yapılır ve ondan sonra bu oturuş (kade) iade edilir. Ondan sonra da sehiv secdeleri yapılır. Bu durumda son rekatta beş secde ile üç kade bulunmuş olur. Çünkü bir rekatta iki secde vardır. Böyle tekrarlanan bir rüknün kısmen sonraya bırakılması, farzı terketmek sayılmadığından namazın iadesini gerektirmez.

Fakat bir rekattaki iki secdeden ikisi de yanılarak öne alınsa, önce iki secde ve ondan sonra rüku yapılmış bulunsa, bu halde farz olan tertibe riayet için tekrar rüku ve ondan sonra secdelere gidilir. Bu tekrar ve iadelerden dolayı da namazın sonunda sehiv secdeleri yapılır.

Herhangi bir namazın bir rüknünü tekrar etmek, sehiv secdelerini gerektirir. Bir rekatta iki defa rüku veya üç defa secde yapılması gibi.

Birinci ve ikinci rekatlarda Fatiha´nın tekrarlanarak okunması veya arka arkaya okunması veya rüku, secde ve teşehhüdde Kur´an okunması da böyledir. Fakat üçüncü veya dördüncü rekatlarda Fatiha´nın iki defa okunması veya bunlarda Fatiha ile beraber başka bir sûrenin de okunması yahut yalnız başka bir sûrenin okunması sehiv secdelerini gerektirmez. Çünkü bu takdirde bir vacib terk edilmiş veya geciktirilmiş ve Kur´an da meşru olan yerin başkasında okunmuş olmaz. Ancak bu halde rekatlar, önceki, rekatlarden daha fazla uzatılmış ve cemaata da ağırlık verilmiş olursa, kerahetten korunmuş olmaz.

Bir vacibi yanılarak terk etmek, sehiv secdelerini gerektirir. Birinci oturuşu veya vitirde Kunut´u veya bayram namazlarında ziyade tekbirleri yahut birinci ve ikinci oturuşlarda Tahiyyat´ı okumayı terk etmek gibi.

Vitir namazında rükudan sonra Kunut duasının unutulduğu hatırlanmış olsa, artık onu okumak için geri kıyama dönülmez. Rükudan sonra okunması da gerekmez. Çünkü yeri kaçırılmıştır. Rüku halinde hatırlandığı halde de okunması gerekmez. Sahih olan rivayet böyledir. Bununla beraber okunsun veya okunmasın, her iki halde de sehiv secdeleri gerekir.

Kunut tekbirini unutup yapmamak, bir görüşe göre sehiv secdesi gerektirir, bir görüşe göre de gerektirmez.

Bir vacibin yanılarak geciktirilmesi de sehiv secdesini gerektirir. Birinci veya üçüncü rekattan sonra biraz oturulması, dördüncü rekattan sonra beşinci rekat için ayağa kalkılması, sabah namazının ikinci rekatından sonra üçüncü bir rekata ve akşam namazının üçüncü rekatından sonra dördüncü bir rekata kalkılması gibi…

Birinci oturuşta (Kade´de) teşehhüd miktarından fazla oturulup üçüncü rekata kalkmanın geciktirilmesi de böyledir.

Bir vacibin vasfını değiştirmek, sehiv secdesini gerektirir. İmamın aşikâre okuması gereken âyetleri gizlice okuması veya gizlice okunacak âyetleri aşikâre okuması gibi. Bu okuma miktarı, namaz sahih olacak kadar okumaktır. Fatiha sûresinin ilk âyetlerini okumak bu kısımdandır. Bununla beraber kısa bir âyet okunması da İmam Azam´a göre bu hükümdendir. İki imama göre ise, bu hükümde değildir.

Aşikâre okumanın en az derecesi, başkasının işitecegi miktardır. Gizlice (hafiyyen) okumanın en aşağı derecesi de, yalniz okuyanın işiteceği miktardır.

Gizli okunacak yerde, Fatiha´nın çoğu yanılarak aşikâre okunsa, geri kalanı yine gizlice okunur. Aksine olarak aşikâre olarak okunacak bir namazda Fatiha´nın bir kismı gizli okunup ondan sonra aşikâre okunacağı, hatırlansa, Fatiha yeni baştan aşikâre okunur. Böylece bir rekatta hem aşikâre, hem de gizli okumak toplanmış olmaz. Fakat diğer bir görüşe göre, Fatiha yeniden okunmaz, yalnız geri kalan kisim aşikâre okunur.

Tek başına namaz kılanin aşikâre veya gizli okumasından dolayı, tercih edilen görüşe göre, sehiv secdesi gerekmez. Ancak ögle namazı gibi gizli okunacak yerde kasden aşikâre okursa, günah işlemiş olur.

Tek başına namaz kilanın gündüzün kılacağı nafile namazlarda aşikâre okuması mekruhtur.

İmam sabah namazında Fatiha sûresini sehven gizlice okuyup sonra hatırlasa, ekleyeceği sûreyi aşikâre okur, Fatiha´yı iade etmez.

Cemaat halinde aşikâre Kur´an okunacak bir namaza başlamış olan ve Fatiha´yı gizli okumuş bulunan bir kimseye, başkası gelip uysa, o kimse imam olmayı arzu ederse sûreyi aşikâre okur, arzu etmezse, aşikâre okuması gerekmez.

Farz bir namazda ikinci rekattan sonra oturulmayıp da üçüncü rekata yanılarak kalkmaya yeltenenin durumuna bakılır: Eğer kalkışı oturmaya yakın ise, oturur, sehiv secdesi gerekmez. Fakat doğrulması kıyama yakın ise, kalkar ve ondan sonra sehiv secdelerini yapar. Çünkü bu durumda vacib olan birinci oturuş terk edilmiştir.

Bununla beraber bir rivayete göre de, namaz kılan henüz tam kıyama doğrulmamış ise, kadeye (oturuşa) döner, vacibi terk etmez. İmam tam doğrulup kalktıktan sonra kadeye dönerse, namazı bozulur. Çünkü bu takdirde farz olan kıyam bozulmuş ve namazın sırası büsbütün değiştirilmiş olur. Diğer bir görüşe göre, bu durumda namazı bozulmaz, kendisi günah işlemiş olur ve sehiv secdeleri gerekir.

Sünnet namazlarda ikinci rekatın arkasında oturulup da Tahiyyat okunmadığı üçüncü rekatta hatırlanırsa bakılır: Eğer bu üçüncü rekat daha secde ile bağlanmamış ise, oturmaya dönülür, eğer secde ile bağlanmışsa, dönülmez. Diğer bir görüşe göre, secde ile bağlansın veya bağlanmasın, artık oturmaya dönülmez. Her iki durumda da sehiv secdeleri yapmak gerekir.

Dört rekatlı farzlarda ikinci oturuş yapılmaksızın beşinci rekata kalkılacak olsa, henüz beşinci rekat için secde edilmedikçe oturuşa dönülür. Teşehhüdden sonra selâm verilip sehiv secdeleri yapılır: Çünkü farz olan son oturuş geciktirilmiştir. Bu geciktirme ise, vacibi terk sayılır. Fakat beşinci rekat için secde yapılmış olursa, bu namaz nafıleye dönmüş olur. Artık buna bir rekat daha ilâve edilir ve tam altı rekatlı bir nafile namaz kılınmış olur. Sahih olan görüşe göre, bu durumda sehiv secdesi gerekmez. Bu mesele İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf´a göredir. İmam Muhammed´e göre, beşinci rekatın secdesinden baş kaldırılınca, namaz tamamen batıl olmuş olur.

Dört rekatlı, bir farz namazın son oturuşunda selâm vermeden yanılarak ayağa kalkılsa, hemen oturuşa dönülüp selâm verilir ve sehiv secdesi yapılır. Fakat beşinci rekat için secdeye varılmış olunca, buna bir rekat daha ilâve edilir. Bu durumda önceki dört rekat ile farz tamamlanmış olur. Diğer iki rekat da nafıle sayılır. İstihsan olarak da sehiv secdeleri yapılır.

Akşam namazında ikinci oturuştan sonra bir dördüncü rekata, sabah namazında da oturuştan sonra bir üçüncü rekata kalkılması da bu hükümdedir. Onun için bunlara eklenen ikişer rekat da, nafile olmuş olur: Bu hareketler kasıdlı olarak yapılmadığı için mekruh sayılmaz. Tercih edilen görüş budur.

Dört veya üç rekatlı farz ve vitir namazlarında birinci oturuştan sonra yanılarak: “Allahümme Salli alâ Muhammedin ve alâ ali Muhammed” denilmesi, İmam Azam´dan bir rivayete göre de, bu teşehhüdden sonra bir harf bile ziyade edilmesi sehiv secdelerini gerektirir. Fakat son oturuşlarda teşehhüdden sonra Kur´an okunması, dua edilmesi ise sehiv secdelerini gerektirmez. Çünkü bu oturuş dua ve hamd yeridir. Kur´an ise hem duayı hem de hamdi kendisinde toplar.

Namazda zikirlerin, duaların ve teşehhüdün (Tahiyyat´ın) aşikâre okunması da sehiv secdelerini gerektirmez.

Farz namazların son üçüncü ve dördüncü rekatlarında kasden susarak Fatiha veya diğer bir sûre okunmaması bir hatadır; fakat sehiv secdelerini gerektirmez. Yanılarak sükût edilip Fatiha veya başka bir sûre okunmaması sehiv secdelerini gerektirir. İmam Ebû Yusuf´a göre, her iki halde de sehiv secdelerini yapmak gerekir.

Namaz içinde bir rükün yerine getirilecek kadar düşünceye dalınsa, başlangıç (iftitah) tekbirini aldım mı, almadım mı diye o kadar düşünülse de, sonra sonra tekbir alındığı hatırlansa veya alınmamış olması sanılarak tekrar bir tekbir daha alınsa, sehiv secdesi gerekir.

Yine: Üç rekat mı, dört rekat mı kıldığında şübhelenip durulsa, veya Fatiha okunduktan sonra hangi sûrenin okunacağı üzerinde düşünülse, yine sehiv secdeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda vacib geciktirilmiş olur.

Bir rüknü veya bir vacibi yerine getirirken meydana gelecek bir dalgınlık ve bir düşünce ise, sehiv secdelerini gerektirmez. Tam bir kalb huzuru ile namaz kılmak, öyle herkese nasib olacak bir fazilet değildir.

Bir kimse, kıldığı bir namazın rekatlarında şübhelense bakılır: Eğer bu şübhe kendisine ömründe ilk kez olmuşsa, o namazı yeniden kılar. Fakat bir kaç defa olmuşsa araştırır ve kanaatine göre hüküm verir. Namazı yeniden kılması icab etmez. Araştırmada kalbin şahidliği yeterlidir.

Örnek: Sabah namazını kılarken bir rekat mı kıldım, iki rekat mı diye şübhelenip de bir rekat kılmış olduğuna kalben hüküm verse, ihtiyaten buna bir rekat daha ilâve eder. Bu husustaki tereddütlerinden dolayı da sehiv secdeleri yapar. Aksine olarak iki rekat kılmış olduğuna hüküm verdiği takdirde oturur. Teşehhüdden ve selâmdan sonra sehiv secdelerini yapar. Hiç birine karar veremediği takdirde de, az olanı esas alır; çünkü az olanda kesinlik vardır. Bu durumda bir rekat daha kılar; ancak bu takdirde şübhelendiği rekatın sonunda oturur. Ondan sonra kalkıp o bir rekatı kılar. Çünkü önce iki rekat kılmış olması ihtimali vardır. Bu takdirde de namazın sonunda sehiv secdelerini yapar.

Dört rekatlı bir namaza başlamış olan kimse, kıldığı rekatın birinci rekat mı, ikinci rekat mı olduğunda şübhe edip bir tarafı seçemezse, kendisini bir rekat kılmış sayar ve her bir rekatın sonunda ihtiyat olarak bir kere teşehhüd miktarı oturur; bu şekilde dört defa kade yapılmış olur. Çünkü birinci sayılan rekatın ikinci ve üçüncü sayılan rekatın dördüncü rekat olması ihtimali vardır.

Bir kimse kıldığı rekatın ikinci rekat mı, üçüncü rekat mı olduğunda şübhelense, sahih olan görüşe göre, bu rekatın sonunda oturmaz. Bir tarafı tercih edemezse, bunu ikinci rekat sayar. Geri kalan rekatları da tamamlar. Akşam namazı ile vitir namazı bu hükmün dışındadır. Bu şübhelenme bu namazlardan birinde olsa, oturmak gerekir. Çünkü şübhelenilen rekatın üçüncü rekat olması muhtemeldir. Bu halde teşehhüdden sonra bir rekat daha ilâve edilir. Çünkü şübhelenilen rekatın ikinci rekat olması da mümkündür. Bunların sonunda da sehiv secdeleri yapılır.

Dört rekatlı namazlarda, kılınan rekatın dördüncü rekat mı, beşinci rekat mı olduğunda ve sabah namazında kılınan rekatın ikinci rekat mı, üçüncü rekat mı olduğunda, akşam ile vitir namazlarında da kılınan rekatın üçüncü rekat mı, dördüncü rekat mı, olduğunda şübheye düşülse, sonunda oturulur ve teşehhüdden sonra kalkılıp bir rekat daha kılınır. Çünkü bu rekatların üçüncü, dördüncü veya beşinci rekat olması mahtemeldir. O halde ilâve edilen birer rekat ile fazla olan miktar nafile olmuş olur. Sonundada sehiv secdeleri yapılır. Bu şübhe, kıyam veya rüku veya rükudan kıyama geçiş halinde olduğuna göredir.

İlk secde yapıldıktan sonra şübhelenme olursa, ittifakla namaz batıl olur. Çünkü şübhe edilen rekatın ziyade olup son oturuşun terk edilmiş bulunması muhtemeldir. İlk secde halinde şübhe olursa, yalnız İmam Muhammed´e göre, namaz batıl olmaz.

Namazda Fatiha´dan önce başka bir sûre bir harf olarak dahi yanılarak okunsa, iade edilerek önce Fatiha, sonra da o sûre okunur. Namazın sonunda da sehiv secdeleri yapılır. Bu sırada işinde yapılan noksan rüku halinde bile hatırlansa, kıyama dönülerek iadesi gerekir. Böyle bir yanılma çok olmaz. Onun için bunun az miktarı da bağışlanamaz. Fakat bir namazda okunan bir sûrenin altında bulunan sûre okunmak istenirken üstündeki sûre okunsa, bundan dolayı sehiv secdeleri gerekmez.

Bir kimse namazda, Fatiha okuyup okumadığında şübhe etse, bakılır: Eğer henüz başka sûre okumamış ise, Fatiha´yı okur. Fakat başka sûre okumuş ise, artık Fatiha´yı okumaz. Çünkü sûrenin Fatiha´dan sonra okunması meydandadır. Bununla beraber namaz kılanın bir görüşü varsa ona göre hareket eder.

Bir kimse, ilk rekatlerde birer sûre okuyup da Fatiha´yı okumamış bulunduğunu secdeye vardıktan sonra hatırlarsa, son rekatlerde Fatiha´yı iade etmez. Çünkü son rekatlarda zaten Fatiha okunacaktır. Bir rekatte iki Fatiha okunması ise, meşru değildir. Yalnız Hasan İbni Zeyyad´a göre, son rekatlarda Fatiha kaza edilir.

Dört veya üç rekatlı farz namazların ilk iki rekatinde Fatiha´dan sonra birer sûre veya bir miktar âyet eklenmemiş olsa, bu sûre veya âyetler üçüncü ve dördüncü rekatlarda Fatiha´dan sonra ilâve edilirse bu namaz cemaatle kılınan bir akşam veya yatsı namazı ise, üçüncü ve dördüncü rekatlarda hem Fatiha, hem de ilâve edilecek sûre aşikâre olarak okunur. Çünkü bir kıyamda olan kıraat birdir; bunun bir kısmı gizli olarak, bir kısmı da aşikâre olarak okunamaz. Yalnız sûrenin aşikâre okunacağını söyleyenler de vardır. İmam Ebû Yusuf´a göre, ikisi de gizlice okunur. Çünkü son rekatlerde gizlice okumak sünnettir. İmam Ebû Yusuf´dan diğer bir rivayete göre de, artık son rekatlerde bu sûre okunmaz. Çünkü bunun yeri geçmiştir. Bununla beraber her halde de sehiv secdeleri yapılır.

İmamın yanılması, kendi hakkında asaleten ve cemaat hakkında da uymuş olma bakımından sehiv secdelerini gerektirir. Fakat imama uyan cemaatten birinin yanılması ile ne kendisine de ne de imama sehiv secdesi yapmak gerekmez.

Sehiv secdelerini yapmakta olan bir imama uymak sahihtir. Gerek sehiv secdelerinin herhangi birinde ve gerek teşehhüdünde olsun eşittir. Sehiv secdelerinin ikincisinde imama uyan kimseye birinci secdeyi ve teşehhüdünde uyana her iki secdeyi kaza etmek gerekmez.

Mesbuk, imamla beraber sehiv secdelerini yapar. İmamın yanılması, mesbukun imama uymasından önce de olsa hüküm aynıdır. Çünkü mesbuk imama bağlıdır.

İmam teşehhüdde iken daha selâm vermeden önce mesbuk kalkarak kıraat veya rükuda bulunduktan sonra, İmam selâm verip sehiv secdelerine varacak olsa, mesbuk da, hemen bu secdelere uyar ve evvelce yaptığı kıraatla rükuu aradan çıkar, bunları sonradan kalkıp tekrar yerine getirir. Bununla beraber mesbuk bu secdelerde imama uymasa namazı bozulmaz. Namazı bitirince bu sehiv secdelerini kendi başına yapar.

Yine mesbuk secdeye vardıktan sonra, imam sehiv secdelerini yapacak olsa, imamına uymaz, namazını bitirir ve sonra sehiv secdelerini yapar. Eğer bu durumda imama uyacak olursa, namazı bozulur.

İmam selâm verdikten sonra, noksan kalan rekatlarını tamamlamak için ayağa kalkan bir mesbuk, bu rekatlarda yanılmış olursa, sehiv secdelerini yapması gerekir. Önceden imamla beraber sehiv secdeleri yapmış olsa bile bu hüküm değişmez. Çünkü mesbuk, noksan kalan rekatları tamamlarken tek başına namaz kılan gibidir.

Mesbuk imamla beraber yanılarak selâm verse ona sehiv secdeleri yapmak gerekmez. Fakat imamın selâmından sonra selâm verecek olsa, sehiv secdesini gerektirir. Çünkü birinci halde henüz muktedi, ikinci halde ise, münferid (yalnız başına namaz kılan) olmuştur. Muktediye, kendi yanılmasından dolayı sehiv secdesi lâzım gelmez.

Bir namazda yanılmaların birkaç tane olması ile sehiv secdelerinin o kadar yapılması gerekmez. Bir defa bunlar için sehiv secdelerini yapmak yeterlidir. Onun için bir kimse, bir namaz içinde iki ve üç defa yanılsa, bunlar için namazın sonunda yalnız bir defa sehiv secdelerini yapmak kâfıdir. Sehiv secdelerindeki bir yanılma da başka sehiv secdelerini gerektirmez.

Sehiv secdeleri kâsden veya yanılarak terk edilse, namaza aykırı bir hal olmadıkça, yine bunlar yapılır. Fakat teşehhüdden sonra gülmek, konuşmak gibi, namaza aykırı bir durum meydana gelirse veya kerahet vakti girerse, sehiv secdeleri düşer. Sabah namazında selâmın arkasından güneşin doğması veya ikindi namazında yine selâmdan sonra güneşin (sararak kamaştırıcılığının) değişmesi gibi…

Bir imam, sehiv secdesini terk edecek olsa, cemaat da terk eder. Cuma ve bayram namazlarında da, fazla kalabalıktan dolayı bir karışıklığa meydan vermemek için bu sehiv secdeleri terk edilir.

Sehiv secdesindeki iki secde ile Tahiyyat ve selâm vacibdir. Tahiyyattan sonra Salâvat ve dua okunması bu secdelerdeki tekbirler, secde halindeki tesbihler ve iki secde arasındaki oturuş sünnettir.

Bir kimse, namazını tam olarak kıldığını kesinlikle bildiği halde, sözüne inanılır bir adam ona eksik kıldığını haber verse, bunun sözünü kabul etmez. Fakat iki güvenilir adamın haber vermesine uyulur. Çünkü böyle bir haber, (iki kişinin şehadeti ile doğruluğu gerçekleşen) bir haldir. Böyle bir haber çok yerlerde geçerli ve bağlayıcıdır. İmam ve cemaat ihtilâf ettikleri takdirde, imamın bilgisi varsa, cemaatın sözü ile hareket etmez, kesinliği yoksa cemaatın sözünü kabul eder.

Tilâvet Secdesi ile İlgili Meseleler

Kur´an-ı Kerim´in sûrelerinde ondört secde âyeti vardır ki, bunlardan birini okuyan veya işiten her mükellef için bir secde gerekir. Şöyle ki:

Tilâvet secdesi niyeti ile, eller kaldırılmaksızın “Allahü Ekber” denilerek secdeye varılır. Üç kere “Sübhane Rabbiye´l-alâ” veya bir kere: “Sübhane Rebbena in kâne vadü Rabbina lemef´ûlâ” denilir. Ondan sonra “Allahü Ekber” denilerek kalkılır.

Tilâvet secdesinin rüknü, yüce Allah´a saygı ve tevazu gösterip secdeden kaçınanlara aykırı davranmak için alnı yere koymaktır: Fakat namaz içinde rüku ve hasta olan için imâ da aynı maksadı yerine getirdiğinden tilâvet secdesi yerine geçer. Bunlar aşağıda açıklanacaktır.

Tilâvet secdesine ayaktan yere inilmesi ve bu secdeden baş kaldırırken ayağa kadar kalkılması ve böyle kalkarken: “Gufraneke Rabbena ve ileyke´l-masîr” denilmesi müstahabdır. Bu secdeye gidilirken veya bundan kalkılırken alınan tekbirler de müstahabdır. Asıl secde ise, vacibdir.

(Üç İmama göre, Tilâvet Secdesi sünnettir.)

Tilâvet secdesini yapacak kimsenin abdestsizlikten ve pisliklerden temiz, avret yerlerinin örtülü ve kıbleye yönelik bulunması şarttır.

Tilâvet secdesi, secde âyetini okuyan bir mükellef için vacib olduğu gibi, bunu dinleyen bir mükellef için de vacibdir. İster dinlemeyi kasdetmiş olsun, ister olmasın, bu secdeyi yapar ve bu secdeyi yapmakla sevaba erer. Yapmayan da vacibi terk ettiğinden günaha girer.

Mümeyyiz bir çocuğun (henüz bulüğ çağına ermeyen yetişkin bir çocuğun), cünûbun, hayız veya nifas halinde olan kadının, bir sarhoşun veya müslüman olmayan birinin okuyacağı bir secde âyetini işiten her mükellefe de tilâvet secdesi vacib olur. Çünkü bunların bu okuyuşları, sahih bir okuyuştur. Müslüman olan bir cünûb veya sarhoş da, okuyacağı veya işiteceği bir secde âyetinden dolayı secde ile mükellef olur. Bunlar temizlendiği ve akılları başlarına geldiği zaman bu secdeyi yapmaları gerekir. Fakat hayız ve nifas halinde bulunan bir kadının ne okuyacağı, ne de işiteceği bir secde âyetinden dolayı ona tilâvet secdesi gerekmez. Çünkü bunlar bu halde namaz ile mükelef değillerdir.

Uyuyanın ve deli olanın okuyacakları secde âyetinden dolayı işitenlere, sahih olan görüşe göre tilâvet secdesi gerekmez. Kendileri de bu secde ile mükellef olmazlar. Çünkü bunların okumaları ve işitmeleri bir niyete ve tayine bağlı değildir. Fakat sahih kabul edilen diğer bir görüşe göre, uyku halinde secde âyetini okuyana, sonradan secde âyeti okuduğu haberi verilince, ona tilâvet secdesi vacib olur. İhtiyat olan da budur.

Öğretilen kuşlardan veya ses yansımasından veya sesleri ileten fonograf ve teyp gibi cihazlardan işitilen bir secde âyetinden dolayı tilâvet secdesi vacib olmaz. Fakat sahih görülen diğer bir görüşe göre, kuşlardan işitilen secde âyetinden dolayı tilâvet secdesi gerekir. Çünkü işitilen Allah kelâmıdır. İhtiyata uygun olan da budur.

Radyoya, gelince, bu sesi yansıtmaktan ziyade nakil sayılmaktadır. Kasde bağlı olarak okunan şeylerin hemen aynını nakletmektedir. Bundan işitilen sesler, ses yansıması gibi, sade bir benzeyişten ibaret değildir. Bunun için radyo aracılığı ile işitilen bir secde âyetinden dolayı secde edilmesi vacib olsa gerektir. Vacib olmasa bile, secde edilmesinde bir sakınca olmadığından her halde secde edilmesi ihtiyata uygundur ve Kur´an-ı Kerime bir saygı ve hürmeti gösterir.

(Şafiî´lere göre, tilâvetin meşru ve kasde bağlı olması şarttır. Bunun için cünûbun okumasından dolayı veya rüku halinde Kur´an okumak meşru olmadığı için burada Tilâvet secdesini gerektiren âyeti okumakla ne okuyana, ne de dinleyene tilâvet secdesi sünnet olmaz. Yine yanılarak meydana gelen veya öğretilmiş kuşlardan veya bir aletten işitilen bir tilâvetten dolayı da, niyete bağlı olmadığı için, secde edilmesi sünnet değildir.)

Tilâvet secdesi âyetinin hecelenerek okunması ile veya yalnız yazılması ile veya telâffuz edilmeksizin yalnız yazısına bakmakla tilâvet secdesi gerekmez. Çünkü bu hallerde okuyuş yoktur.

Bir secde âyetinin secdeyi gösteren ile, bunun evvelinden veya sonundan bir kelime daha eklenip beraberce okunsa veya dinlenmiş olsa, sahih olan görüşe göre secde gerekir. Diğer bir görüşe göre, secde âyetinin çoğu okunmadıkça secde vacib olmaz.

Secde âyetini işitmeyen bir mükellefe tilâvet secdesi vacib olmaz. âyet, bulunduğu mecliste okunmuş olsa bile hüküm aynıdır.

Bir secde âyeti olduğu gibi arabça okunursa, her işiten mükellefe bunun secde âyeti olduğu bildirilince, secde etmesi ittifakla vacibdir. Fakat bir secde âyetinin Farsça olan tercümesi okunacak olsa, bunu işittiği halde anlamayan kimseye sadece bildirmekle tilâvet secdesi vacib olmaz. Bu hüküm iki imama göredir. İmam Azam´a göre, bunun bir secde âyeti tercümesi olduğu haber verilirse, tilâvet secdesi vacib olur. İmam Azam´ın bu meselede iki imamın görüşüne döndüğü rivayet ediliyor. İtimat da bunun üzerinedir. Fakat bu secde âyetinin tercümesini okuyana secde etmesi ittifakla ihtiyat yönünden vacib olur. Bunu anlasın, anlamasın fark etmez.

Bir secde âyeti gerçekten veya hüküm bakımından bir sayılan bir mecliste tekrarlanarak okunsa, bir defa secde edilmesi yetişir. Fakat başka başka secde âyetleri okunursa veya meclis hakikaten veya hükmen değişirse, her okunan âyet için başka bir secde gerekir.

Bir mescid gibi muayyen bir yerde iki defa okunan bir secde âyetinin meclisi gerçekten bir bulunmuş olur. Gelenek bakımından bir mekân sayılan yerlerin cüzleri arasında beraberlik de hüküm bakımından bir birliktir. Meclisin gerçekte değişmesi de, bir odadan diğer bir odaya geçmiş olmak gibidir. Hüküm bakımından değişiklik ise, mescid veya bir oda gibi bir yerde secde âyeti okunduktan sonra orada başka bir işe başlamakla meydana gelir. Secde âyeti okunduktan sonra, üç kelime kadar konuşulması veya üç adım kadar yürünülmesi veya bir şeyden üç lokma yenilmesi veya bir sudan üç yudum içilmesi gibi…

Meclisin değişikliği, okuyucuya göre, kendisinin meclisi değiştirmesiyle, dinleyiciye göre de, onun meclisi değiştirmesiyle meydana gelir. Doğru olan budur. Bunun için bir meclis, bir şahsa göre bir sayıldığı halde, diğer bir şahsa göre değişmiş olabilir.

Tilâvet secdesi hususunda gemi, bir oda gibidir. Yürümekte olan araba veya bir hayvan üzerinde bulunuluyorsa, meclis daima değişmiş sayılır. Bunun için araba veya hayvan üzerinde namaz halinde olmaksızın tekrarlanacak bir secde âyetinden dolayı tekrar sayısınca tilâvet secdesi vacib olur.

Tilâvet secdesi yapmak için, okuyanın öne geçirilmesi, dinleyenlerin de onun arkasında saf tutmaları ve ondan önce secdeye varmayıp secdeden de kalkmamaları müstahabdır. Buna aykırı olarak bulundukları yerlerde secdeye varmaları ve secdeden daha önce kalkmaları da mekruh değildir. Çünkü bunların hepsi tek başına secde etmekle sorumludur.

Tilâvet secdesi için niyet etmek şarttır; fakat tayin şart değildir. Bu bakımdan birkaç secde âyetini okumuş veya dinlemiş olan bir kimse, bunların sayısınca tilâvet secdesi niyeti ile secde eder; fakat hangi secdenin hangi secde âyetine ait olduğunu belirlemez. Bu tilâvet secdesine namaz içinde yalnız kalb ile niyet edilir. Namaz dışında ise dil ile de niyet edilmesi sünnettir.

Vacib olan tilâvet secdesini hemen yerine getirmek zorunluluğu yoktur. Secde âyeti okunur okunmaz hemen secde edilmesi gerekmez. Bu secde uzun bir zaman sonra da yapılabilir. Yine eda olur, kaza sayılmaz. Kabul edilen hüküm budur. Bununla beraber, bir zaruret olmadıkça geciktirilmesi tenzihen mekruhtur. Namaz içinde ise, hemen yapılması vacibdir; çünkü bu, artık namazdan bir cüz olmuştur. Namaz dışında kaza edilemez. Bunu, secde âyeti okunduktan sonra üç âyetten sonraya bırakmamak gerekir. Bu mesele, aşağıdaki meselelerderi açıklığa kavuşacaktır. İmam Ebû Yusuf´a göre, tilâvet secdesi namazın dışında da hemen yapılması vacibdir.

Secde âyeti okununca, hemen secde edilmesi mümkün olmadığı zaman okuyan ve dinleyenlerin: “Semi´nâ ve eta´nâ ğufraneke Rabbena ve ileyke´lmasîr” demeleri müstahabdır.

Namazda kıyam halinde secde âyeti okununca, bakılır: Eğer bundan sonra üç âyetten çok okunmazsa, yapılacak rüku veya secde ile bu tilâvet secdesi de yerine getirilmiş olur. Gerek buna niyet edilmiş olsun ve gerek olmasın. Fakat tercih edilen görüşe göre, rüku ile olabilmesi için tilâvet secdesine niyet etmek lâzımdır. Fakat üç âyetten çok okunacaksa, bu secde âyetinden dolayı hemen sadece onun için rüku veya secde edilmesi gerekir. Secde yapılması daha faziletlidir. Namazın rüku ve secdesi ile bu secde yapılmış olmaz. Yalnız üç âyet okunacağı zaman ihtilâf vardır. Tercih edilen görüşe göre, bu secdenin hemen yapılma hükmü kalkmaz, namazın rüku ve secdesi ile bu tilâvet secdesi yapılmış olur.

Secde âyetini namaz içinde okuyan kimse, dilerse okuyacağı âyetlerin sayısına bakmaksızın hemen “Allahü Ekber” diye tilâvet secdesine varır. Tilâvet secdesi niyeti ile yalnız rükua varması da yeterlidir. Ondan sonra tekrar ayağa kalkar ve birkaç âyet daha okur. Ondan sonra namazın rüku ve secdelerini yapar, namazına devam eder. Eğer bir sûreyi bitirmiş ise, diğer bir sûreden birkaç âyet okur; çünkü tilâvet secdesinden kalkar kalkmaz böyle birkaç âyet okumadan namazın rüku ve secdesine gidilmesi mekruhtur. Namazın dışında ise, yalnız rükuda bulunarak tilâvet secdesi yapılmış olmaz. Çünkü tilâvet secdesi bir tazim ifadesidir, bir emri yerine getirmenin alâmetidir. Bunlar, namaz içinde rüku ile yerine getirilmiş olursa da, namaz dışında rüku ile yapılmış olamazlar.

Cemaatle namaz kılındığı zaman, imam olan zat, yukarıdaki meselede açıklandığı gibi, öyle rüku ile tilâvet secdesine niyet etmemelidir. Çünkü cemaat bunun farkına varamayacaklarından, böyle bir niyette bulunmamış olurlar. Bu takdirde de tilâvet secdesi onlardan düşmez. Bu durumda imamın selâmından sonra cemaatın tilâvet secdesi yaparak ondan sonra tekrar teşehhüdde bulunmaları gerekir ki, bunu da herkes yapamaz.

Secde âyeti bir namazda tekrarlansa, sahih olan görüşe göre, yalnız bir tilâvet secdesi gerekir. Bu tekrarlanma ister bir rekatta ve ister başka başka rekatlarda olsun fark etmez. Çünkü meclis birdir.

Bu mesele imam Ebû Yusuf´a göredir. İmam Muhammed´e göre, başka başka rekatlarda tekrarlansa, tilâvet secdesi de tekrarlanır, meclis değişmiş sayılır.

İmam secde âyetini okuyup secdeye varmakla cemaat, imamın rüku ve secdeye vardığını sanarak rüku ve secdeye varsalar, bununla namazları bozulmaz; fakat bir secde daha yapsalar bozulur.

İmamın cuma ve bayram namazlarında ve emsali cemaatın kalabalık olduğu namazlarda ve gizlice kıraat yapılacak namazlarda secde âyetinin okunması mekruhtur. Çünkü cemaatın şaşırmasına sebebiyet verilebilir. Ancak secde âyeti okunan surenin sonuna rastlamış olursa kerahet olmaz. O zaman namazın secdeleri ile tilâvet secdesi eda edilmiş ve engel kalkmış olur. Bu durumda imama uygun düşen, bu namazın rüku ile tilâvet secdesine niyet etmemektir. Tâ ki, bu vecibe namazın secdeleri ile bütün cemaat tarafından da yerine getirilmiş olsun:

Mesbuk ayağa kalktıktan sonra imam tilâvet secdesini hatırlayarak yapacak olsa, bakılır: Eğer mesbuk henüz secdeye varmamış ise, tilâvet secdesi için imama uyar, secdeye varır. Ondan sonra ayağa kalkarak kalan namazını tamamlar. Eğer imama uymazsa, namazı bozulur. Fakat secdeye varmış ise, artık imama uymaz. Eğer uyarsa, namazı bozulur.

Misafire uyan bir mukîm, misafirin yapacağı tilâvet secdesine iştirak eder. Sonra kalkıp namazını tamamlar. Eğer kendi başına kılacağı rekatlarda da bir secde âyeti okuyacak olursa, bundan dolayı da ayrıca secde etmesi gerekir.

Bir kimse namaz kılarken rüku, secde veya kade (oturuş) halinde veya imama uymuş olduğu halde onun arkasında secde âyetini okusa; ne kendisine, ne imama ve ne de bu imama uyan diğer cemaata tilâvet secdesi vacib olmaz. Çünkü namaz kılanlar, bu halde Kur´an okumaktan menedilmişlerdir. Bunların okuyuşu hükümsüzdür. Fakat bu okuyuşu dışardan duyanlara tilâvet secdesi gerekir. Bunlar gerek başka bir namazda tek başına veya topluca bulunmuş olsunlar ve gerek olmasınlar. Çünkü bunlar o yasaklık ve engel dışında kalmış olurlar.

Namaz içinde okunan secde âyetinden dolayı; namazı bitirdikten sonra secde edilemez. Çünkü bu secde, yukarıda da işaret olunduğu üzere namazın bir cüz´ü olmuştur; artık ondan ayrılamaz. Fakat namazda bulunan kimse, namazda bulunmayan bir kimsenin okuduğu secde âyetini işitecek olsa, namazını kıldıktan sonra secde eder. Daha namazda iken secde etmesi yeterli olmaz. Bununla beraber secde etse, bununla namazı bozulmaz.

Nitekim namazda okunan bir secde âyetini, dışardan işiten bir mükellef için de, namaz dışında secde etmek gerekir. Şu kadar var ki, bu mükellef, o secde âyetini okuyan kişiye uyar, onunla beraber bu secdeyi yaparsa, bu görevi yapmış olur. Eğer o secde yapıldıktan sonra, o rekatta uyarsa bu secdeyi o imamla beraber hükmen yapmış sayılır. Artık ne namazın içinde, ne de dışında tilâvet secdesi yapması gerekmez.

Hasta iken veya bir arabaya veya bir hayvana binmiş iken secde âyetini okuyan veya dinleyen bir mükellefin işaret sureti (ima) ile tilâvet secdesi yapması caizdir. Fakat bir mükellefin binici olmadığı halde, okuduğu veya dinlediği bir secde âyetinden dolayı bir özrü bulunmadıkça, binici olduğnz halde işaret (ima) ile secde etmesi caiz olmaz.

Secde âyetini, hazır olanlar secde için hazırlıklı iseler aşikâre olarak, hazırlıklı değillerse gizli okumak müstahabdır. Bunda cemaata karşı bir şefkat vardır.

Bir sûre okunup da, içindeki secde âyetinin bırakılması mekruhtur. Çünkü bu, secdeden bir nevi kaçınmak demektir. Yalnız secde âyetinin okunup da sûredeki diğer âyetlerin okunmamasında ise, kerahet yoktur. Fakat müstahab olan, fazilet ve tercih kuruntusunu kaldırmak için, secde âyeti ile beraber bir veya birkaç âyetin de okunmasıdır.

On dört secde âyetini bir mecliste okuyup her biri için okudukça ayrı bir secde yapan ve hepsini okuduktan sonra umumuna birden ondört secdede bulunan zatın dünya ve âhiret işlerinde kendisine üzüntü ve keder verecek hususta, Yüce Allah´ın onu koruyacağı rivayet olunmuştur.

Namazı bozan şeyler, tilSehiv)âvet secdesini de bozar. Daha tilâvet secdesinden kalkmadan meydana gelen abdestsizlik ve konuşma veya kahkaha ile gülme gibi… Ancak bu secdedeki kahkaha ile abdest bozulmuş olmaz ve kadınların da erkeklerle aynı hizada bulunmaları bu secdeyi bozmaz.

Şükür Secdesi

Şükür secdesi, bir nimetin kazanılmasından veya bir felâket ve musibetin kalkmasından ve bunların benzeri işlerden dolayı kıbleye yönelerek tekbir alıp secdeye varmak, hamd ile tesbihde bulunup şükrettikten sonra, yine tekbir ile secdeden kalkmaktır. Bu da tilâvet secdesi gibidir. Şükür secdesi müstahabdır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile ashabın ileri gelenlerinden çokları şükür secdesi yapmışlardır. Peygamber Efendimiz, Ebû Cehil´in başını kesilmiş görünce, beş defa şükür secdesine varmışlardı.

Bir nimetin yüz göstermesi ve bir musibetin kalkması gibi bir sebeb olmaksızın yapılacak şükür secdeleri ne bir sünnettir, ne de mekruhtur. Fakat namaz bittikten sonra bu şekilde secde yapılması mekruhtur. Çünkü bunu da, namazın vaciblerinden veya sünnetlerinden sanacak kimseler bulunabilir. Böyle bir inanca sebebiyet verecek her mübah şey kerahetten uzak kalmaz.

Share.

About Author

Leave A Reply