Hz.Ebu Bekir, Ömer ve Mus´ab Bin Umeyr´in İslam´a Davetleri

0

Hz. Ebubekir’in İslâm’a Davet Etmesi

– Ebubekir es-Sıddık, müslüman olup da bunu açığa vurduğunda insanları Allah’a davet etmeye başladı. O kavmi tarafından sevilen, iyi geçimli, yumuşak bir zattı. Kureyş’in soyunu bütün Kureyşlilerden daha iyi bilirdi. Aynı şekilde onların içindeki hayır ve şerri de bütün Kureyş’ten daha iyi bilirdi. Ticaret yapardı. Ahlaklıydı ve iyiliği severdi. Halk kendisine gelir, her durumda ondan istifade ederdi. İlmi vardı, ticareti bilir ve güzel sohbet ederdi. Kavminden kendi meclisine gelip oturanlar içinden güvendiklerini Allah’a ve İslâm’a davet ederdi. ondan gelen rivayetlere göre Hz. Zübeyr b. Avvam, Osman b. Affan, Talhâ b. Ubeydullah, Sa’d b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf gibi zatlar İslâm’a bu şekilde girmişlerdir. Onlar, yanlarında Ebubekir es-Sıddîk olduğu halde Hz. Peygamber’e gitmişlerdir. Hz. Peygamber de onlara İslâm’ı arzetmiş, Kur’an okumuş ve kendilerine İslâm hakkında bilgiler vermiş; onlar da iman etmişlerdir. Bu sekiz kişi İslâm dinine herkesten önce girenlerdir. Bunlar Hz. Peygamber’i herkesten önce tasdik edip Allah’tan gelene de ilk iman eden kimselerdir.[1] (Bu sekiz kişi Zübeyr, Osman, Talhâ, Sa’d, Abdurrahman, Ali, Zeyd b. Hârise ve Ebubekir’dir). [2]

——————————————————————————–

[1] Bidaye, III/29 (İbn İshak’tan)

[2] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/172.

HZ. ÖMER’İN İNSANLARI ALLAH’IN DİNİNE DAVET ETMESİ

Estak şöyle anlatıyor: Ben Hz. Ömer’in kölesiydim ve hristiyandım. Hz. Ömer ara ara bana İslâm’ı arzeder ve şöyle derdi: ‘Eğer müslüman olsaydın emanetim yani halifelik işinde seninle yardımlaşırdım. Fakat hristiyan olduğun için seni müslümanların emaneti hususunda yardımcı yapmam helal değildir’. Ama ben müslüman olmuyordum. O da ‘Dinde zorlama yoktur!’[1] buyuruyordu. Vefat edeceği zaman beni âzât etti. Ben hâlâ hristiyandım. Bana, ‘Dilediğin yere git’ dedi.[2]

Eslem şöyle anlatıyor: Şam’da iken Hz. Ömer’e abdest suyunu getirdim. Bana bu suyu nerden aldığımı sordu ve ‘Bunun gibi tatlı bir su görmedim. Yağmur suyu bile bu kadar güzel değildir’ dedi. Ben de onu yaşlı bir hristiyan kadının evinden aldığımı söyledim. Hz. Ömer abdest aldıktan sonra o hristiyan kadına gitti ve ‘Ey ihtiyar kadın! Müslüman ol. Allah Muhammed’i hak ile gönderdi’ dedi. Kadın başını açtı; ne görelim, saçları sagâme denilen bitki gibi bembeyaz. Kadın ‘Ben ihtiyar bir kadınım ve ölmek üzereyim’ dedi; İslâm’a girmeye razı olmadı. Bunun üzerine Hz. Ömer ‘Ey Allah’ım! Sen şahit ol. Onu dine davet ettim’ dedi.[3]

——————————————————————————–

[1] Bakara: 2/256

[2] Kenz, V/142 (İbn Sa’d’dan); yine Kenz, V/50 (Said b. Mansur, İbn Ebi Şeybe, İbn el-Münzir, İbn Ebi Hatim de bunun benzerini kısaca rivayet etmişlerdir); Hilye, IX/34 (Şöyle bir fazlalık vardır: ‘Müslümanların emanatleri hususunda müslüman olmayan birisinden yardım beklemek uygun değildir’. Buradan da anlaşılacağına göre gayr-i müslimler İslami bir sistemde önemli mevkilerde çalıştırılamaz).

[3] Kenz, V/142 (Darekutni ve İbn Asakir’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/173.

Mus’ab b. Umeyr’in Üseyd b. Hudayr’ı Dine Davet Etmesi ve Onun da Müslüman Olması

– Es’ad b. Zürâre yanına Mus’ab b. Umeyr’i de alarak Abdu’l-Eşhel ve Zafer kabilelerinin yurtlarına doğru yola çıktı. Sa’d b. Muaz Es’ad b. Zürâre’nin halasının oğluydu. Es’ad b. Zürâre, Mus’ab’ı Zafer kabilesinin malı olan bir bostana götürdü. Orada Merek isminde bir kuyu vardı. Onun başına oturdular. Biraz sonra müslümanlar oraya toplandı. Sa’d b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr o gün kavimleri olan Abdu’l-Eşhel’in önderleri idiler. İkisi de müşrikti; kavimlerinin eski dini üzerinde idiler. Bunların geldiğini işittiklerinde Sa’d, Üseyd’e şöyle dedi:

‘Onlara, bizim akılsızlarımızı saptırmak için yurdumuza gelen o iki kişiye git ve onları engelle! Eğer Es’ad b. Zürâre dayımın oğlu olmuş olmasaydı oraya ben giderdim’ dedi. Bunun üzerine Üseyd b. Hudayr mızrağını eline alarak onların yanına geldi. Es’ad b. Zürâre onu görünce Mus’ab b. Umeyr’e

‘Bu, kavminin önderidir. Sana geliyor, onu Allah Teâlâ’ya döndürmeye çalış!’ dedi. Mus’ab

‘Eğer oturursa onunla konuşurum’ dedi. Üseyd onların yanına gelir gelmez küfretmeye başladı:

‘Buraya niçin geldiniz Siz, akılsızlarımızı yoldan çıkarıyorsunuz. Bizden uzak durunuz! Eğer canlarınıza ihtiyacınız varsa, öldürülmek istemiyorsanız hemen gidiniz!’ dedi. Mus’ab

‘Acaba oturup da bizi dinleyemez misin Razı olursan kabul edersin. Yok eğer hoşuna gitmeyen bir şey görürsen artık biz de vazgeçeriz’ dedi. Üseyd

‘Vallâhi insaflı konuştun’ dedi ve mızrağını yere saplayarak oturdu. Mus’ab ona İslâm’ı anlattı, Kur’an okudu. Mus’ab ile Es’ad b. Zürâre onun halini şöyle anlatırlar:

‘Allah’a yemin ederiz ki o daha müslüman olduğunu söylemeden biz onun yüzünde müslüman olacağına dair bazı alametler gördük; çünkü yüzü parlamış ve kendisi de yumuşamıştı’. Sonra Üseyd

‘Bu ne güzel birşeydir! Siz bu dine girmek istediğiniz zaman ne yapıyorsunuz ’ dedi. İkisi birden ona

‘Yıkan, boy abdesti al. İki elbiseni de temizle. Sonra şu şekilde şehâdet getirip namaz kılacaksın’ dediler O da kalktı, yıkandı, elbiselerini temizledi. Şehadet getirdikten sonra da kalkarak iki rekat namaz kıldı ve onlara dedi ki:

‘Benim arkamda birisi daha vardır. (Sa’d b. Muaz’ı kastediyor). Eğer o da size tâbi olursa kavmimden hiç kimse imandan kaçamaz. Onu size göndereceğim’ dedi.[1]

——————————————————————————–

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/174.

Mus’ab b. Umeyr’in Sa’d b. Muaz’ı İslâm’a Davet Etmesi ve Onun da Müslüman Olması

Sonra Üseyd mızrağını alıp Sa’d’ın kavminin yanına gitti. Onlar hâlâ bıraktığı yerde duruyorlardı. Sa’d b. Muaz onun geldiğini görünce yanındakilere

‘Allah’a and içerim ki o buradan ayrıldığından daha farklı bir yüzle geliyor!’ dedi. Üseyd onların yanına geldiğinde Sa’d ona,

‘Ne yaptın ’ diye sordu. Üseyd şöyle cevap verdi:

‘Ben o iki kişiyle konuştum ve onlardan bir zarar da görmedim. Onlara bir daha bize gelmemelerini söyledim. Onlar da ‘İstediğini yaparız!’ dediler. Fakat duyduğuma göre Benî Hâris kabilesi Es’ad bin Zürâre’yi öldürmek üzere yola çıkmışlar. Onlar Es’ad’ın senin halanın oğlu olduğunu biliyorlar ve maksatları da seni tahkir etmektir’. (Bu cümleden anlaşılıyor ki İslâm’ın lehinde insan hilafi hakikati söyleyebilir).

Bu duruma öfkelenen Sa’d b. Muaz ayağa fırlayarak mızrağını kaptı ve

‘Ey Üseyd! Sen sana verilen görevi hakkıyla yerine getiremedin!’ dedi ve sonra Es’ad ile Mus’ab’ın yanına gitti. Onların sakin bir şekilde oturduklarını görünce Üseyd’in o sözleri kendisini tahrik etmek için söylemiş olduğunu anladı. Yanlarına vardı ve onlara sövüp saymaya başladı. Sonra Es’ad b. Zürâre’ye

‘Ey Ebâ Ümâme, andolsun, eğer sen benim akrabam olmasaydın bunu yapamazdın. Niye yurdumuza gelip de hoşumuza gitmeyen şeyler yapıyorsun ’ dedi. Es’ad, Mus’ab’a şöyle dedi:

‘Ey Mus’ab! Sana, arkasında bulunan kavmin efendisi, önderi geldi. Eğer o da sana tâbi olacak olursa onlardan iki kişi bile kalmaksızın kavmin hepsi tâbi olur’. Bunun üzerine Mus’ab

‘Yanımıza oturup da sözlerimizi dinlemek lütfunda bulunur musun Eğer hoşuna giden birşey olursa kabul edersin, şayet hoşuna gitmeyecek birşey olursa biz de konuşmayı bırakırız’ dedi. Bu sözleri işiten Sa’d

‘Sen insaflı bir söz söyledin’ dedikten sonra mızrağını yere saplayarak yanlarına çöktü. Mus’ab ona da İslâm’ı arzetti, Kur’an okudu. Musab. Ukbe’ye göre o Sa’d’a Zuhruf sûresinin baş tarafını okumuştur. Es’ad ile Mus’ab onun halini şöyle tasvir ederler:

‘O daha müslüman olacağını söylemeden biz onun yüzünde İslâm’ı görmeye başladık. Çünkü yüzü pırıl pırıl parlıyordu ve yumuşamıştı’. Sonra Sa’d onlara

‘Siz müslüman olmak, bu dine girmek istediğinizde ne yapıyorsunuz ’ diye sordu. Onlar

‘Yıkanacaksın. Boy abdesti alacak, her iki elbiseni de temizleyeceksin. Şehâdet getirecek ve sonra iki rekât namaz kılacaksın!’ dediler. O da kalktı, bunları yaptı. Sonra mızrağını alarak kavminin ve Üseyd b. Hudayr’ın bulunduğu yere döndü. [1]

——————————————————————————–

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/175.

Sa’d b. Muaz’ın Kabilesi Olan Abdu’l-Eşhel’i İslâm’a Davet Etmesi ve Onların da Müslüman Olması

Kavmi, Sa’d’ın karşıdan geldiğini gördüklerinde şöyle dediler:

‘Allah’a and içeriz ki o, yanımızdan ayrıldığı sıradaki yüzünden farklı bir yüze sahiptir. Daha yumuşamış ve öfkesiz görünmektedir’. Sa’d onların yanına geldiğinde

‘Ey Eşheloğulları! Siz beni nasıl tanıyorsunuz ’ dedi. Onlar da

‘Sen bizim efendimizsin. Fikir bakımından en üstünümüz, nefis bakımından da en temizimizsin’ dediler. Bunun üzetine Sa’d

‘Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edinceye kadar sizin erkekleriniz ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun. Ta ki siz Allah’a ve Rasûlü’ne iman edinceye kadar haram olsun!’ dedi. Andolsun ki daha akşam olmadan önce Abdu’l-Eşhel yurdundaki bütün erkekler ve kadınlar müslüman oldu.

Es’ad ile Mus’ab birlikte Es’ad b. Zürâre’nin evine gittiler. Onun yanında kalarak halkı İslâm’a davet ettiler. Böylece içinde müslüman kadın ve erkeklerin bulunmadığı hiçbir Ensar evi kalmadı. Ancak şunlar müstesnâ: Benî Ümeyye b. Zeyd, Benî Hatme, Benî Vâil ve Benî Vâkıf ki bunlar Evs’e bağlı idiler.[1]

Es’ad b. Zürâre, Mus’ab b. Umeyr’le birlikte Merek kuyusu başına veya ona yakın bir yere gelerek oturdular. Onlar çevre halkından olan müslümanlara haber gönderdiler. Onlar da gizlice gelerek bu ikisinin yanına oturdular. Mus’ab b. Umeyr müslümanlarla konuştu ve onlara Kur’an okudu. Fakat bunlar Sa’d b. Muaz’ın kulağına gitti. Sa’d silahını kuşanarak oraya geldi. Elinde bir mızrak olduğu halde yanlarında durdu ve şöyle dedi:

‘Siz neye güvenerek bu kimsesiz, garip kişiyi (Mus’ab) bizim mahallemize getiriyorsunuz. O bizim zayıflarımızı batıl şeylerle kandırıyor. Onları batıl şeylere davet ediyor. Siz ikinize gelince (Es’ad ve Mus’ab’a) bundan sonra bizim himâyemizi göremeyeceksiniz!’ dedi. Sonra onlar ikinci kez yine Merek kuyusuna veya yakınına geldiler. Sa’d b. Muaz’a ikinci kez haber verildi. Fakat bu sefer daha yumuşak bir tehdit savurdu. Es’ad onun bu yumuşaklığını görünce

‘Ey dayımın oğlu! Onun sözünü dinle! Eğer hoşuna gitmeyen birşey görürsen reddet. Hayır işitecek olursan ona icâbet et!’ dedi. Sa’d

‘Peki o ne diyor ’ diye sorunca Mus’ab ona şöyle dedi:

‘Hâ mîm! Apaçık (veya açıklayıcı) kitaba yemin ederim. Biz onu, akıl edesiniz diye Arapça bir Kur’an kıldık’.[2] Sa’d ‘Vallâhi ben ancak bildiğim şeyleri işitiyorum’ dedi. Böylece Allah’ın onu hidâyete erdirmesiyle dönüş yaptı. Fakat dönüş yapıncaya kadar da müslümanlığını açığa vurmadı. Kavmine döndü ve kabilesi olan Abdu’l-Eşhel kabilesini İslâm’a davet etti ve imanını açıklayarak şöyle dedi:

‘Küçük-büyük, erkek-kadın her kim bundan şüphe edecek olursa bundan daha iyi ve daha çok hidâyete erdirici birşeyler getirsin de ona tâbi olalım. Andolsun, bir emir gelmiştir. Boyunlar onun önünde yumuşacıktır’. Bunun üzerine Abdu’l-Eşhel kabilesi Sa’d’ın müslüman olduğunu anladılar ve onun kendilerini imana dâvet etmesiyle de, değersiz bazı kimseler dışında hepsi müslüman oldular. Bu suretle bu mahalle tamamı müslüman olan Ensar mahallelerinin ilki oldu. Bundan sonra da Mus’ab b. Umeyr Mekke’ye, Hz. Peygamber’e döndü.[3]

——————————————————————————–

[1] Bidaye, III/152 (İbn İshak; Abdullah b. Ebubekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm ve başkalarından).

[2] Zuhruf: 43/1/3

[3] Hilye, I/107 ve Tabarani (Urve b. Zübeyr’den). Bu hadisin baş tarafı Hz. Peygamber’in insanları Allah’a ve O’nun Rasulü’ne davet etmesi için fertleri göndermesi konusunda geçmişti.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/176-177.

Share.

About Author

Leave A Reply