Hz.Peygamber´in Ashabı Cihada ve Fedakarlığa Teşvik Etmesi

0

Hz. Peygamber’in Bedir Gününde Ashabına Danışması ve Onların da Cevap Vermesi

– Ebu Eyyüb el-Ensârî şöyle anlatıyor: Bedir savaşı öncesinde Medine’de bulunuyorduk. Hz. Peygamber bize

“Ebu Süfyan’ın kervanının Şam’dan gelip Mekke’ye doğru gitmekte olduğunu haber aldım. Onların yoluna çıkmak ister misiniz Kimbilir belki Allah onu bize ganimet olarak verir” buyurdular. Biz de

“Evet, çıkarız!” diye cevap verdik. Sonra da hep birlikte yola çıktık. Bir-iki gün gittikten sonra Hz. Peygamber

“Kureyş’in kervanı hakkında ne düşünüyorsunuz onlar bizim geldiğimizi öğrenmişler. Ne dersiniz onlarla savaşalım mı ” diye sordular. Biz de

“Hayır Allah’a yemin ederiz ki onlarla savaşmaya gücümüz yetmez. Biz yalnızca kervanı ele geçirmek için çıkmıştık” dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber

“Kureyş’le savaş hususunda fikriniz nedir ” diye tekrar sordu. Biz yine

“Onlarla savaşamayız. Biz kervan için çıkmıştık!” dedik.

Bu esnada Mikdad b. Amr ayağa kalkarak şunları söyledi:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Biz sana Musa’nın kavminin Musa’ya “Sen ve Rabb’in gidiniz, savaşınız! Biz burada oturuyoruz dedikleri gibi demeyiz”. Mikdad’ın bu sözleri üzerine biz hepimiz

“Keşke biz de böyle söyleseydik de elimize hiç birşey geçmeseydi! dedik. Bu olaydan sonra Allah Teâlâ Peygamberine şu âyet-i kerimeyi indirdi:

“Rabb’ın seni evinden hak ile çıkardığında mü’minlerden bir kısmı bundan hoşlanmıyorlardı”. (Enfal: 8/5)[1]

Hz. Peygamber Bedir’e çıkıp çıkmamak hususunda ashâbıyla istişâre ettiler. Ebubekir “Çıkılsın!” dedi; fakat Hz. Peygamber bunu yeterli bulmayarak bir daha sordular. Bu kez de Hz. Ömer çıkılması yönünde görüş beyan etti. Hz. Peygamber bununla da yetinmeyerek Ensar’a dönüp sordu. O zaman Ensar’dan kimileri

“Ey Ensar! Allah’ın Rasûlü sizin görüşünüzü almak istiyor” dedi. Bunun üzerine içlerinden bazıları

“Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer ille de Bedir’e gidilecekse biz sana İsrailoğullarının Musa’ya dedikleri gibi “Sen ve Rabb’in gidiniz, savaşınız! Biz burada oturacağız” demeyeceğiz. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederiz ki eğer sen develerini Berkü’l-Ğumad’a kadar sürecek olsan biz yine de sana tâbi oluruz” dediler.[2]

– Hz. Peygamber Ebu Süfyan’ın kervanıyla geçip gittiğini haber alınca sahabileriyle istişarede bulundu. Ebubekir Sıddîk bu konuda konuştuysa da Hz. Peygamber ona bakmadı bile. Ondan sonra da Ömer birşeyler söyledi, Hz. Peygamber ona da bakmadı. Bunun üzerine Sa’d b. Übâde “Ey Ensar! Hz. Peygamber bizim görüşümüzü öğrenmek istiyor. Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki denize dalmamızı istesen dalar, develerimizi Berkü’l-Ğımada kadar sürmemizi istesen bunu da yaparız” dedi. Hz. Peygamber de Bedir savaşına katılma kararı verdi.[3]

– Hz. Peygamber Bedir’e doğru giderken Revhâ denilen yere gelindiğinde ashabına

“Bu konuda ne düşünüyorsunuz ” diye sordu. Ebubekir Sıddîk

“Ey Allah’ın Rasûlü! Duyduğumuza göre onlar şöyle şöyledirler” dedi. Hz. Peygamber yine

“Bu konuda ne düşünüyorsunuz ” diye sordular. Bu kez Hz. Ömer kalktı ve Ebubekir’in sözlerine benzer şeyler söyledi. Ama Hz. Peygamber bununla da yetinmeyerek sorusunu tekrarladı. Bunun üzerine Sa’d b. Muaz şunları söyledi!

“Ey Allah’ın Rasûlü! Yanılmıyorsam bizi kastediyorsun Seni şereflendiren ve sana Kur’anı indiren Allah’a yemin ederim ki ben bu yoldan hiç geçmedim ve onu bilmiyorum da. Eğer Yemen topraklarındaki Berkü’l-Ğımad’a kadar gidecek olsan yine de seninle beraber gideriz. Biz sana kavminin Musa’ya “Sen ve Rabb’in gidiniz, savaşınız! Biz burada oturacağız” dediği gibi demiyoruz. Aksine biz Sen ve Rabb’in, gidiniz, savaşınız! Biz de size tâbîyiz” diyoruz. Zannediyorum ki sen Medine’den bir gaye içinçıkmıştın. Ancak Allah Teâlâ sana başka bir görev vermiştir. Sen Allah Teâlâ’nın sana yüklediği görevi yerine getir. Dilediğini yap, istediğinle bağları kopar, istediğine düşman ol veya barış yap; bizim mallarımızdan da istediğini al!” Sa’d b. Muaz’ın bu sözleri üzerine onun söylediklerini tasdik eder mâhiyette âyetler indi. (Enfal: 8/5 ve sonrası).[4]

– Hz. Sa’d “Bizim mallarımızdan da istediğini al! sözlerinden sonra şunları söylemiştir: “Bize göre senin aldıkların bize bıraktıklarından çok daha sevimlidir. Ne ile emrolunmuşsan onları bize tebliğ et; biz senin emrine tâbiyiz. Allah’a yemin ederim ki eğer sen San’adaki Berkü’l-Ğımad köşküne kadar gidecek olsan yine de seninle beraber geliriz”[5]

– Sa’d b. Muaz “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu sözlerinle bizi mi kastediyorsun ” deyince Hz. Peygamber

‘‘Evet, sizi kastediyorum” dedi. Sa’d b. Muaz da

“Biz sana iman edip getirdiklerini tasdik ettik. Şahitlik ederiz ki bu din hakkın tâ kendisidir Bu hususta sana söz verdik, itaat edeceğimize dair de yeminler ettik. Ey Allah’ın Rasûlü! Dilediğin yere git, bizi hep seninle bulacaksın. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki eğer denize dalmamızı istesen hiç birimiz geri kalmamak şartıyla seninle birlikte oraya dalarız. Bizleri yarın düşmanlarımızla karşı karşıya getirmenden de hoşnutuz. Biz savaşta sabırlı, hakta doğru insanlarız. Allah Teâlâ’nın bizlerden senin hoşuna gidecek, göz aydınlığına sebep olacak şeyler göstermesini dileriz. Allah’ın bereketiyle yürü!” dedi. Sa’d’ın bu sözleri Hz. Peygamber’in çok hoşuna gitti, sevindi ve sonra da şöyle buyurdu:

“Yolunuza, Allah’ın bereketine doğru devam ediniz. Sizlere Allah Teâlâ’nın iki şeyden (kervan veya Bedir’deki zafer) birini va’dettiğini müjdelerim. Allah’a yemin ederim ki şu anda Kureyşlilerin ölü olarak düştükleri yerleri görür gibi oluyorum!”[6]

——————————————————————————–

[1] Bidaye III/263 (İbn Ebi Hatim ve İbn Merdeveyh, Ebu İmran’dan. Bu metin İbn Merdeveyh’e aittir); Mecma VI/73 (Tamamı vardır VI/74’de de Bezzar’ın tam olarak Taberani’ninse bir kısmı rivayet ettiği kaydedilir).

[2] Berkü’l-Ğımad, Yemen’de bir yer adıdır. Bazı kimseler Mekke’den beş gün uzaklıktaki bir yerin adı olduğunu söylemektedir. Bidaye III/263 (İmam Ahmed, Enes’ten).

[3] Bidaye III/263 (İmam Ahmed, Enes’ten); Kenz V/273.

[4] Bidaye III/264 (İbn Merdeveyh, Alkame b. Vakkas el-Leysi’den).

[5] Bidaye III/264 (Emevi, Megazi’sinde).

[6] Bidaye III/262 (İbn ishak’tan).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/403-405

Hz. Peygamber’in Savaştan Önce Cihada Teşvik Etmesi ve Umeyr b. Humam’ın Konuşması

– Hz. Enes şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber, Büsbüs adlı sahabiyi Kureyş kervanının durumunu öğrenip haber getirmek üzere gözcü olarak gönderdi. Büsbüs bu görevi yerine getirdi ve Medine’ye döndü. Haber vermek için geldiğinde evde Hz. Peygamber’le benden başka hiç kimse yoktu. Ancak Hz. Peygamber’in hanımlarından bazıları varmıydı bilmiyorum. Büsbüs öğrenebildiklerini anlattı. Bunun üzerine Hz. Peygamber çıkıp

“Bizim bir hedefimiz vardır. Kimin devesi hazırsa bizimle gelsin!” buyurdular. O zaman bazı kimseler

“Şu anda develerimiz Medine’nin dış mahallelerinde bulunmaktadır. İzin ver de gidip getirelim!” dediler. Hz. Peygamber de

“Hayır, o kadar bekleyemeyiz. Develeri hazır olanlar binsin!” dediler. Sonra ashabıyla birlikte yola çıkıp müşriklerden önce Bedir’e vardılar. Daha sonra da müşrikler geldi. Hz. Peygamber ashâbına

“Sakın ben izin vermeden hiç kimse herhangi birşeye teşebbüs etmesin!” buyurdular.

Kureyş müşrikleri müslümanlara yaklaştığında Hz. Peygamber sahabilerine

“Haydi, genişliği gökler ve yer kadar olan cenneti kazanabilmek için kalkınız!” buyurdular. Hz. Peygamber’in bu sözleri üzerine Umeyr b. Hümam el-Ensarî

“Ey Allah’ın Rasûlü! Cennetin genişliği gökler ve yer kadar mıdır ” diye sordu. Hz. Peygamber de

“Evet!” dediler. Bunun üzerine Umeyr

“Oh! Oh!” deyince Hz. Peygamber

“Niçin böyle söyledin ” diye sordu. Umeyr de

“Ey Allah’ın Rasûlü! Başka birşey için değil, ancak o cennet ehlinden olmayı ümit ettiğimden böyle söyledim” dedi. Hz. Peygamber’se

“Sen cennet ehlindensin” buyurdular. Bu sözlerden sonra Umeyr, sadağından birkaç hurma çıkarıp şunları söyledi:

“Bunları bitirinceye kadar hayatta kalacak olursam bu benim için uzun bir süre olacaktır”. Sonra da elindeki hurmaları attı ve şehit düşene dek savaştı.[1]

– Sonra Hz. Peygamber kalkarak ashâbını cihada teşvik edip şöyle buyurdular:

“Muhammed’in nefsini kudret elinde tutana yemin ederim ki, içinizden kim onlarla savaşırken sabır ve metânet gösterir; mükâfaatını yalnızca Allah’tan bekleyerek ve kaçmaksızın şehit düşerse Allah Teâlâ onu cennete iletir”. Benî Selime kabilesinden Umeyr b. Hümam o sırada elindeki hurmaları yiyordu. Bu sözleri işitince

“Oh! Oh! Benimle cennete girişim arasında Kureyş’in beni öldürmesinden başka bir engel yoktur değil mi’ ” dedi ve elindeki hurmaları attı. Sonra da kılıcını çekerek şehit düşene kadar kafirlere kılıç çaldı.[2]

– Umeyr savaşırken şu şiirleri okuyordu: “Cihatta sabır ve metânet göstererek Allah’a doğru ilerlemekteyim. Bu yolda takva, Allah rızası ve âhiret için yapılan amellerden başka da azığım yoktur. Zaten içinde takva, doğruluk ve hidâyet bulunmayan azıklar tükenmeye mahkumdur.”[3]

——————————————————————————–

[1] Bidaye III/277 (İmam Ahmed’den. Ayrıca Müslim’in de rivayet ettiği kaydedilmektedir); Beyhaki IX/99 (Uzun olarak); Hakim III/426 (Muhtasar olarak).

[2] Bidaye III/277 (İbn ishak’tan).

[3] Bidaye III/277 (İbn Cerir’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/405-406.

Tebük Savaşı ve Bu Savaşta Sahabilerin Can ve Mallarını Sarfetmeleri

– İbn Abbas şöyle anlatıyor: Taif’ten dönüşünden altı ay sonra Hz. Peygamber’in yanına gittim. Allah Teâlâ ona, Kur’an’da kendisinden “Sıkıntı saatı” diye bahsettiği Tebük savaşını emretti. Bu, Hicaz’da sıcaklığın en şiddetli olduğu bir zamana rastlıyordu. Münafıkların sayısı çoktu. Dahası o sırada Suffe ashabı da bir hayli artmıştı. Bunlar mescide bitişik bir evde kalıyorlardı. Hz. Peygamber’in ve diğer müslümanların verdikleri sadaka ve bağışlarla geçiniyorlardı. Savaş çıktığında müslümanlar onları kendi aralarında paylaşırlardı. Müslümanlardan durumu iyi olanlar ya onlardan birinin savaş donanımını ya da içlerinden dört kişinin yiyecek ihtiyacını kendi üzerine alırdı. Sonra da hep birlikte savaşa giderlerdi. Hz. Peygamber bu savaşta da müslümanlara mallarını Allah yolunda ve O’nun rızası için harcamalarını emretti. Onlar da bu emre uyarak Allah’ın rızasını kazanabilmek için mallarını infak ettiler. Bazı münafıklar da gösteriş için sarfediyorlardı. Fakir müslümanlardan bir kısmına binek temin edilebildi; ancak bazıları da yaya kaldı. O gün Abdurrahman b. Avf ikiyüz ukiyye (1 ukiyye 40 dirhem değerinde bir ağırlık ölçüsüdür.) para yardımında bulundu. Bu o gün müslümanların vermiş oldukları sadakaların en büyüğü idi. Hz. Ömer de yüz ukiyye sadaka verdi. Amir el-Ensârî (doğrusu Âsım b. Adiyy el-Ensârî olmalıdır) ise doksan deve yükü hurma verdi. Daha sonra Hz. Ömer

“Ey Allah’ın Rasûlü! Ben Abdurrahman’ın günahtan başka birşey kazanmadığına inanıyorum. Çünkü ailesine hiç bir şey bırakmadı!” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Abdurrahman’a

“Ailen için birşey bıraktın mı ” diye sordu. O da

“Evet infak ettiğimden daha fazlasını, daha iyisini bıraktım” dedi. Hz. Peygamber

“Peki, onlara ne bıraktın ” diye sorduğunda Abdurrahman

“Allah ve Rasûlünün va’dettiği rızık ve hayrı bıraktım” dedi.

Bir ara Ensar’dan Ebu Ukayl isimli bir zat sadaka olarak iki ölçek hurma getirdi. Orada bulunan münafıklar az bir sadaka verildiğinde birbirlerine kaş-göz işareti yaparak alay ediyorlardı. Büyük bir sadaka verildiğindeyse yine işaretleşerek

“Gösteriş içindir” diyorlardı. Ayrıca az getirenlerden kimine

“Hile yapıyor; daha fazlasına gücü yeterdi” diğer bazılarına ise

“Getirmese de olurdu; çünkü kendişi buna herkesten daha muhtaçtır” diyorlardı. Ebu Ukayl ise bu iki ölçek hurmayı getirdiğinde

“Allah’a yemin ederim ki bu iki ölçek hurmadan başka birşeyim yoktur. Onu kazanmak için de bütün bir gece su çektim. Yarısını evde, aileme bıraktım, yarısını ise buraya getirdim” diye özür beyan ediyordu. Münafıklarsa yine

“Kendisi bunlara herkesten daha muhtaçtır” diyorlar ve onu ayıplıyorlardı. Kendileri ise zengin-fakir, bu sadakalardan bize de birşey düşer mi acaba diye bekliyorlardı.

Savaşa, yola çıkma zamanı yaklaştıkça bu münafıklar çeşitli bahanelerle Hz. Peygamber’den izin koparmaya çalışıyorlardı. Sıcaktan şikayet ediyorlar, fitne çıkmasından korktuklarını söyleyerek Allah’a yalan yere yeminler ediyorlardı. Hz. Peygamber de içlerinde gizlemekte olduklarını bilmediği için onlara izin veriyordu. Bunların bir kısmı Mescid-i Dırar’ı (nifak mescidini) inşa etmişler ve Herakliyüs’e göndermiş oldukları Ebu Âmir’i beklemekteydiler. Kinâne b. Abdi Yâ Leyl ile Alkame b. Ülâse el-Âmiri de Ebu Âmir’le birlikte gitmişlerdi. O sırada Tevbe (Berâe) Sûresi bölüm bölüm inmekteydi. Bunların içerisinde “Gerek hafif ve gerek ağırlıklı olarak sefere çıkınız ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihat ediniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” (Tebve: 9/41) âyet-i kerimesi de vardı. Bu âyet indiğinde Hz. Peygamber’e gerçekten bağlı olan zayıf, hasta ve fakir kimseler ona gelip yakınarak şöyle dediler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu emirde hiç kimseye ruhsat tanınmamaktadır. Münafıklarda ise daha sonra ortaya çıkacak bazı gizli günahlar vardır”. İnanmayan ve bu işten huzursuz olan birtakım münafıklarsa geri kaldılar. Allah Teâlâ, Tebük’e varıncaya kadar bütün bunları Peygamberine ayrıntılı olarak Tevbe Sûresi’nde bildirdi.

Tebük’e varıldığında Hz. Peygamber, Alkame b. Mücezziz el-Müdricî’yi Filistin’e Halid b. Velid’i de Dûmetü’l-Cendel’e gönderdi. Halid’i gönderirken ona şunları söyledi:

“Çok çabuk git! Kim bilir belki Dûmetü’l-Cendel’in meliki Ukeyder b. Abdilmelik el-Kindî’yi avda yakalarsın!” dedi. Halid b. Velid çok hızlı bir şekilde oraya gitti ve gerçekten de oranın melikini ava çıkmış olduğu bir sırada yakaladı. Bu arada Medine’de kalmış olan münafıklar asılsız haberler yaymaktaydılar. Müslümanların sıkıntı içerisinde bulunduklarını haber aldıklarında “Biz bunun böyle olacağını biliyor ve onları da bu işten vazgeçirmeye çalışıyorduk” diye seviniyorlardı. Müslümanların başarılarını duydukça da üzülüyorlardı. Bunları yaparken de gizlemeye gerek görmediklerinden herkes onların halini biliyordu. Sonunda onların bu yaptıkları Allah tarafından vahiyle bildirildi. Öyle ki münafıklardan her birisi yapmış olduğu ameller hakkında Allah ne indirecek diye korku içerisinde bekler oldu. Bir taraftan da Tevbe Sûresi âyet âyet inmeye devam etmekteydi. Münafıklarsa küçük-büyük ne yaptılarsa hepsinin deşifre edilmesinden korkmaktaydılar. Nihayet Tevbe Sûresi tamamlandı ve hidâyet ile dalâlet’in dereceleri belirlenmiş oldu.[1]

——————————————————————————–

[1] İbn Asakir I/105; Kenz I/249 (İbn Asakir ve İbn Abid’den uzun olarak).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/407-408

Cedd b. Kays’ın Savaşa Gitmemek İçin İzin İstemesi, Hz. Peygamber’in Ona Söyledikleri ve Hakkında Âyet İnmesi

– Hz. Peygamber bir savaşa çıkacağı zaman nereye gidildiğini haber vermez; sanki başka yere gidiliyormuş gibi bir hava verirdi. Fakat Tebük savaşına çıkılırken böyle olmadı. Bunda Hz. Peygamber çıkıp açık açık “Rumlarla savaşmaya gidiyoruz” dedi ve hedefin de Tebük olduğunu haber verdi. Bu savaş o yılın en sıcak bir dönemine rastlıyordu. Ayrıca halk kıtlık içerisindeydi. Meyveler henüz yeni oluşuyor, insanlarsa meyve bahçelerinin gölgesinden çıkmak istemiyorlardı. Hazırlıklar sürerken Hz. Peygamber, Cedd b. Kays’a

“Ey Cedd! Esferoğulları (Rumlar) ile yapılacak savaşa katılmak istemez misin ” diye sordular. O da şunları söyledi:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Bana bu konuda izin ver, beni fitneye düşürme! Yemin ederim ki kavmim kadınlara benim kadar düşkün kimse olmadığını bilirler. Ben Rum kadınlarını gördüğümde fitneye düşmekten korkuyorum. Ey Allah’ın Rasûlü! İzin ver de bu savaşa katılmayayım”. Bu konudaki ısrarları üzerine Hz. Peygamber yüzünü ondan çevirerek, kendisine izin verdiğini söyledi.

Bunun üzerine Allah Teâlâ “Onlardan bazıları ‘Bana izin ver, beni fitneye sokma!’ dediler. İyi bilirsin ki onlar fitnenin tâ kendisine girmişlerdir”. (Tevbe: 9/49) âyet-i kerimesini indirdi. Allah Teâlâ burada onların Hz. Peygamber’den geri kalmak suretiyle kendilerini peygamberden üstün tutmalarının Rumların kadınlarından gelecek fitneden daha korkunç bir fitne olduğunu haber vermektedir. diğer taraftan bazı münafıklar da “Bu sıcakta nasıl yola çıkacaksınız ” gibi şeyler söylüyorlardı. Bunlar hakkında da “De ki ‘Eğer, bilselerdi cehennem ateşi daha sıcaktır” âyet-i kerimesi nâzil oldu. (Tevbe: 9/81). Bunlar Hz. Peygamber’i yolundan döndüremedi. O, cihada kesinkes çıkılacağını bildirdi. Zengin müslümanları cihada katılacak mücahitlere nafaka vermeye çağırdı. Onları Allah yolunda fakirler için binekler temin etmeye teşvik etti. Bunun üzerine zenginler bineği olmayanlara yardımlarda bulundular, bağışlar yaptılar. Bu seferde Hz. Osman herkesten daha çok sadaka verdi. Ayrıca fakirlerin binmeleri için de ikiyüz deve hediye etti.[1]

– Hz. Peygamber Tebük seferine çıkmak istediğinde Cedd b. Kays’ı çağırtarak ona

“Benî Esfer (Rumlar) savaşına katılmak ister misin ” diye sordu. O da

“Ey Allah’ın Rasûlü! Ben çok kadına sahip birisiyim. Rum kadınlarını görüp de fitneye düşmekten korkuyorum. İzin verirsen bu savaşa katılmayayım; böylece de fitneye düşmekten. kurtulurum” dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ “Onlardan bazıları, “Bana izin ver, beni fitneye sokma!” dediler. İyi bilinsin ki onlar fitnenin tâ kendisine girmişlerdir” (Tevbe: 9/49) âyetini indirdi.[2]

——————————————————————————–

[1] İbn Asakir’in Tarihi I/108 (Beyhaki, İbn İshak tarikiyle Abdullah b. Ebubekir b. Hazm’dan); Beyhaki, Siyer IX/33 (muhtasar olarak Urve’den); Bidaye V/3 (İbn İshak; Zühri, Yezid b. Rüman, Abdullah b. Ebubekir ve Asım b. Ömer’den bir benzerini).

[2] Heysemi VIII/30 (Taberani, İbn Abbas’tan).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/409-410

Hz. Peygamber’in Sahabilerini İnsanları Allah Yolunda Savaşa Çağırmaları İçin Arap Kabilelerine ve Mekke ye Göndermesi

Hz. Peygamber, Arap kabilelerine ve Mekke’lilere haber göndererek onları Allah yolunda düşmanla savaşmaya çağırdı. Büreyde b. el-Husayb’ı Eslemoğullarına gönderdi ve onlara Mekke ile Medine arasında bulunan ve Für’ denilen yere gelmelerini emretti. Ebu Ruhm el-Gıfârî’yi de gidip kendilerini savaşa çağırması için kendi kabilesi olan Gıfar’a gönderdi. Ebu Vâkıd el-Leysî ve Ebu Ca’d ed-Damrî’yi de aynı şekilde kendi kavimlerine elçi olarak yolladı. Diğer taraftan Râfi’ b. Mükeys ile Cünd b. Mükeys’i Cüheyne kabilesine Nuaym b. Mes’ud’u Eşca’ kabilelerine gönderdi. Benî Ka’b b. Amr’a da birkaç elçi yolladı. Bunlar Büdeyl b. Verkâ, Amr b. Sââlim ve Bişr b. Süfyan’dır. Ayrıca içlerinde Abbas b. Mirdas’ın da bulunduğu bir grubu ise süleymoğullarına gönderdi.[1]

——————————————————————————–

[1] İbn Asakir I/100

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/410

Ashâbın Tebük Savaşında İnfakta Bulunmaları

– Hz. Peygamber müslümanları cihada teşvik edip onlara sadaka vermelerini emretti. Müslümanlar güçleri yettiğince infakta bulundular. Ancak ilk sadakayı getiren Ebubekir Sıddîk olmuştur. O tüm malı olan dörtbin dirhemi verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona ailesi için birşey bırakıp bırakmadığını sordu. O da

“Allah ve Rasûlünü bıraktım!” dedi. Daha sonra da Hz. Ömer malının yarısını getirdi. Hz. Peygamber ona da “Ailene birşey bıraktın mı ” diye sordu. O ise

“Evet, malımın yarısını getirdim; diğer yarısını ise onlara bıraktım” dedi. Sonra Hz. Ebubekir’in malının tamamını getirdiğini işitince de

“Onunla yarıştığımız bütün hayır işlerinde o beni geçmiştir” dedi. Abbas b. Abdulmuttalib ile Talhâ b. Ubeydillah da sadakalarını getirdiler. Bunlardan sonra da Abdurrahman b. Avf ikiyüz ukiyye verdi. Sa’d b. Übâde ile Muhammed bin Mesleme de Hz. Peygamber’e mal getirdiler. Âsım b. Adiyy doksan deve yükü hurma getirdi. Hz. Osman ise ordunun üçte birisini teçhiz eyledi. Bu şekilde Hz. Osman herkesten fazla infakta bulunmuş oldu. Hatta onun yardımından sonra ordunun hiç bir ihtiyacı kalmamıştır denilse yalan olmazdı. Çünkü çuval dikmek için kullanılan çuvaldız ve biz’lere varıncaya kadar temin etmişti. O gün Hz. Peygamber onun hakkında şöyle demişti:

“Osman bundan sonra ne yapsa kendisine zarar vermez”.

Hz. Peygamber müslümanların zenginlerini hayra ve iyiliğe teşvik ettiler. Onlar da bu hususta yalnızca Allah’ın rızasını gözettiler. Bunların dışında durumu en zayıf olanları bile bir deve getiriyor; bunu iki kişiye vererek

“Bu ikinize aittir; artık nöbetleşe binersiniz” diyorlardı. Bazıları da bir fakirin tüm masraflarını kendi üzerine alıyordu. Hatta kadınlar bile güçleri oranında bu hayır yarışında yerlerini alıyorlardı. Bakınız bu hususta Ümmü Sinan el-Eslemiyye neler anlatıyor:

“Hz. Âişe’nin evinde, Hz. Peygamber’in önüne serilmiş bir yaygı gördüm. Üzeri müslüman kadınların bu gazve için hediye etmiş oldukları eşyalarla doluydu. Bunlar arasında fildişinden ve altından yapılmış bilezikler, halhallar, küpeler ve yüzükler görülüyordu. Halbuki halk o sıralarda büyük bir sıkıntı içerisindeydi. Çünkü mevsim henüz meyvelerin yetişme mevsimiydi. Hava çok sıcak olup halk gölgeliklerden çıkmak istemiyordu. İnsanlar bu savaşa yanaşmıyor ve buna cân u gönülden razı olamıyorlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber işe el koydu ve meseleye ciddiyetle eğildi. Ordugahını Seniyyetü’l-Vedâ denilen yere kurdurdu. Halk isimlerinin yazılamayacağı kadar çoktu. Bu yüzden de yazmak mümkün olmadı. Eğer haklarında vahiy inmesi korkusu olmasaydı birçok kişinin kaçıp gizlenmesi oldukça kolaydı”.

Hz. Peygamber bütün hazırlıkları tamamlayıp ordusuyla birlikte yola çıktılar. Sibâ’ b. Urfuta el-Gıfârî’yi (Bir rivâyete göre de Muhanımed b. Mesleme’yi) de Medine’de vekil olarak bıraktılar. Hz. Peygamber yola çıkmadan önce müslümanlara

“Yanınıza çok sayıda ayakkabı alınız; çünkü insan ayağında ayakkabı olduğu sürece yaya sayılmaz” buyurdular. Ordu yola çıktığı zaman Abdullah b. Übeyy ile diğer münafıklar ayrılarak gitmekten vazgeçtiler. Abdullah b. Übeyy reisleri olduğu münafıklara

“Muhammed bu sıkıntılı haliyle uzun bir yolculuğu göze alarak Rumlarla savaşmaya gidiyor. O altından kalkamayacağı birşeye kalkışıyor. Muhammed galiba onlarla savaşmayı bir oyun zannediyor. Yemin ederim ki Muhammed’in ve adamlarının esir alınıp iplerle bağlandığını görür gibi oluyorum” dedi.

Münafıklar bunları müslümanların morallerini bozup onları gevşekliğe sevketmek için söylüyorlardı. Hz. Peygamber, Seniyyetü’l-Vedâ’dan Tebük’e doğru hareket edildiğinde bayraklar ve sancaklar bağlattı. En büyük sancağı Ebubekir Sıddîk’a, en büyük bayrağı ise Zübeyr b. Avvam’a verdi. Evs kabilesinin sancağını Üseyd b. Hudayr’a, Hazrec’inkini ise Ebu Dücâne’ye (Başka bir rivâyette de Hübab b. Münzir’e) verdi. (Allah hepsinden razı olsun). Ordunun mevcudu otuzbinkişiydi. Beraberlerinde de onbin at vardı. Ensar’ın her bir ailesi için bir bayrak ve bir sancak bağlanmasını emretti. Ayrıca diğer Arap kabilelerinin de birer bayrak ve sancakları vardı.[1]

——————————————————————————–

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/410-412

Hz. PEYGAMBER’İN SON HASTALIKLARI SIRASINDA ÜSÂME KUMANDASINDA BİR ORDU GÖNDERMEK İSTEMESİ; ONUN VEFATINDAN SONRA DA HALİFE SEÇİLEN Hz. EBUBEKİR’İN BU KONUDA GAYRET GÖSTERMESİ

İlk Muhacirlerin Üsâme Hakkındaki Düşünceleri ve Peygamber’in Üsâme’nin Emirliğine Dil Uzatan Kimseleri Azarlaması

– Hz. Peygamber, Üsâme b. Zeyd’i Übnâ[1] denilen yere göndermek istedi. Kendisine oraya sabahın erken saatlerinde saldırmasını ve evlerini ateşe vermesini emretti. Sonra ona bir sancak vererek “Allah’ın ismi üzerine git!” buyurdular. Sancakla birlikte huzurdan çıkan Üsâme onu Büreyde b. el-Husayb el-Eslemî’ye verdi. O da onu Üsâme’nin evine götürdü. Üsâme Hz. Peygamber’in emri gereğince ordugâhını Medine yakınlarındaki Cürüf denilen yere kurdurdu. Halktan hazırlıklarını tamamlayanlar gidip Üsâme ordusuna katılıyorlardı. Diğerleri ise hazırlıklarını tamamlamak için gayret sarfediyorlardı. Sonunda ilk Muhacirlerden ve Ensar’dan istisnasız herkes bu orduya katıldılar. Bunlar arasında muhacirlerden Hz. Ömer, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Sa’d b. Ebî Vakkas, Ebu’l-A’ver Said b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl; Ensar’dan ise Katâde b. Numan ile Seleme b. Eslem b. Hureyş de bulunuyordu.

Muhacirlerden bazıları ki özellikle de Ayyaş b. Ebî Rabîa Üsâme’nin ordu kumandanlığına pek sıcak bakmadılar ve “Nasıl oluyor da Hz. Peygamber bu kadar genç birini ilk muhacirlerin başına kumandan tayin ediyor ” dediler. Bu konuda epey tartışmalar oldu. Hz. Ömer bunları işittiğinde gidip onları azarladı ve sonra da gelip bu olan bitenleri Hz. Peygamber’e haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber çok öfkelendiler. Başlarına bir bez bağlayıp üzerlerinde kadifeden bir elbise olduğu halde minbere çıktılar. Allah’a hamd u senâlar ettikten sonra şunları söylediler:

“Ey insanlar! Duyduğuma göre Üsâme’nin ordu kumandanlığı hakkında bazı şeyler söylüyormuşsunuz. Allah’a yemin ederim ki daha önce babasını emir tayin ettiğim zaman dil uzattığınız gibi bu kez de oğlunu kumandan tayin edişime dil uzatıyorsunuz. Fakat şunu biliniz ki onun babası emir olmaya hepinizden daha layıktı. Aynı şekilde bugün de oğlu içinizde ordu kumandanlığına en layık kişidir. Babası Zeyd benim için insanların hepsinden sevimliydi. Şu anda onun oğlu da benim katımda herkesden daha sevimlidir. O ikisi her zaman için hayırdadırlar. Üsâme’ye iyi davranınız; çünkü o sizin en hayırlılarınızdandır”. Daha sonra Hz. Peygamber minberden inerek evlerine gittiler.

Rebîü’l-Evvel ayının onuncu günü ve günlerden de cumartesi idi. Üsâme ile gidecek olan müslümanlar gelip Hz. Peygamber’e veda ettiler. Bunların arasında Hz. Ömer de vardı. Hz. Peygamber onlara “Gidiniz ey Üsâme ordusu!” buyurdular. Onların çıkışından sonra Üsâme’nin annesi Ümmü Eymen girerek

“Ey Allah’ın Rasûlü! Sen iyileşinceye kadar Üsâme’yi bekletsen olmaz mı Çünkü o bu şekilde giderse hiç birşey yapamaz!” dedi. Hz. Peygamber’se bunu kabul etmedi ve Üsâme ordusunun gönderilmesini emretti. Bunun üzerine orduyla gidecek olan halk ordugâha döndüler ve o geceyi orada geçirdiler. Ertesi günü ordugâha Hz. Peygamber’in durumunun ağırlaştığı ve baygınlık halinde bulunduğu haberi ulaştı. Bunun üzerine Üsâme Hz. Peygamber’i ziyaret etmek için Medine’ye geldi. Bundan sonrasını Üsâme şöyle anlatıyor:

“Ağlayarak içeri girdiğimde Hz. Abbas ve kadınların Hz. Peygamber’in etrafında toplanmış olduklarını gördüm. Eğilip onu öptüm, kendisi konuşamıyordu. Sadece ellerini göğe doğru kaldırıp sonra sanki oradan aldığı birşeyi üzerime döker gibi indirdiler. Onun benim için dua ettiğini anlamıştım. Sonra veda edip ordugâha döndüm. Pazartesi günü sabahleyin tekrar geldim. Hz. Peygamber’in yanına girdiğimde onu daha iyi buldum. Bana

“Allah’ın bereketiyle git!” buyurdular. kendisine veda edip ayrılırken onun iyileşmesine sevinen kadınlar saçlarını tarıyorlardı. O sırada Ebubekir Sıddîk Hz. Peygamber’in yanına girdi ve

“Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’a şükür seni bugün daha iyi görüyorum. Bugün Hârice’nin kızının (hanımı) günüdür. Bana izin ver de onun evine gideyim” dedi. Hz. Peygamber de kendisine izin verdi. Hz. Ebubekir çıktı; ben de ordugâha döndüm. Oraya varır varmaz askere toparlanmalarını emrettim ve sonra da hareket emri verdim. O sırada gün de bir hayli ilerlemişti”. [2]

——————————————————————————–

[1] Übna, Filistin’de Askalan ile Remle arasında bulunan ve bugün Yübna diye bilinen bir yerin adıdır.

[2] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/413-414

Hz. Peygamber’in Vefatı Üzerine Ashâbın Medine’ye Dönmesi

Üsâme ordusuyla birlikte yola çıkacağı sırada annesi Ümmü Eymen’in gönderdiği birisi gelerek Hz. Peygamber’in ölüm halinde bulunduğunu haber verdi. Bunun üzerine hareketten vazgeçen Üsâme yanına Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde’yi de alarak Medine’ye döndü. Hz. Peygamber Rebiü’l-Evvel’in onikinci, pazartesi günü öğleden sonra vefat ettiler. Ordugahta bulunan askerler de Medine’ye döndüler. Büreyde b. el-Husayb da Hz. Peygamber’in Üsâme’ye vermiş olduğu sancağı getirerek Hz. Peygamber’in kapısına dikti. Bu sancak Hz. Ebubekir’in halife seçilmesine kadar da orada kaldı. Biat gerçekleşip halife seçildikten sonra Hz. Ebubekir Büreyde’ye emretti. O da sancağı oradan alarak Üsâme’nin evine götürdü. Hz. Ebubekir

“Üsâme onu alıp savaşa gitmedikçe bu sancak açılmayacaktır” dedi. Büreyde şöyle diyor:

“Sancağı Üsâme’nin evine götürdüm. Sonra oradan yanımızda sancak da bulunduğu halde Üsâme ile birlikte çıktık ve Şam seferine gidip gelinceye kadar da onu ben taşıdım. Daha sonra bu sancak ölümüne kadar da Üsâme’nin evinde kaldı”. [1]

——————————————————————————–

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/414-415

Ebubekir Sıddîk’in Hz. Peygamber’in Emri Doğrultusunda Üsâme’yi Göndermekte Israr Etmesi

Hz. Peygamber’in vefatı üzerine Araplardan bazıları dinden döndü. Buna rağmen halife Ebubekir, Üsâme’ye Hz. Peygamber’in emrettiği yere gitmesini söyledi. Böylece halk tekrar Cürüf’te toplanmaya başladı. Büreyde de sancağı alarak oraya götürdü. Bu durum ilk muhacirlere çok ağır geldi. Hz. Ömer, Osman, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Sa’d b. Ebî Vakkas ve Said b. Zeyd hep birlikte Hz. Ebubekir’e giderek

“Ey Allah’ın Rasûlü’nün Halifesi! Her tarafta Araplar dinden dönüyorlar. Sense orduyu gönderiyorsun. Onları ne ile yola getireceksin. Bu askerleri gönderme de mürtedlere karşı savaşsınlar. Bu ordu senin dinden dönenlerin göğüslerine atacağın okların olsun. İkincisi, biz Medine’ye bir saldırı olmasından korkuyoruz. Bizim çoluk-çocuğumuz ve kadınlarımız da oradadır. İslam yerleşinceye kadar Rumlarla savaşı ertelesen olmaz mı Bu arada dinden dönenler de ya yola gelirler ya da kılıçla yok edilirler. Üsâme’yi ondan sonra gönderirsin. Bu suretle de bizler arkada bıraktıklarımızdan emin olarak Rumlarla karşılaşmaya gideriz” dediler.

Hz. Ebubekir bunları dinledikten sonra

“İçinizde daha başka birşey söylemek isteyen var mı ” diye sordu. Onlar da

“Hayır, söyleyeceklerimiz bu kadar” dediler. Bunun üzerine Hz. Ebubekir şöyle buyurdu:

“Nefsimi kudret elinde tutana yemin ederim ki Medine’de yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanacağımı bilsem yine de Hz. Peygamber’in emrini yerine getirir ve Üsâme’yi gönderirdim. Bundan asla vazgeçmeyeceğim. Hem kendisine gökten vahiy gelen Hz. Peygamber “Üsâme’nin ordusunu gönderiniz!” buyururken ben nasıl olur da ona karşı çıkabilirim. Ancak ondan Ömer’i bize bırakmasını isteyeceğim. Çünkü o benim yardımcımdır. Ama Üsâme’nin bunu kabul edip etmeyeceğini de henüz bilmiyorum. Yemin ederim ki kabul etmeyecek olursa onu bu konuda zorlamayacağım”.

Bu konuşmadan sonra sahabiler, Hz. Ebubekir’in Üsâme’yi gönderme konusunda taviz vermeyeceğini anladılar. Sonra Hz. Ebubekir yaya olarak Üsâme’nin evine gitti ve ondan Ömer’i Medine’de bırakmasını istedi. O da kabul etti. Bunun üzerine Hz. Ebubekir ona

“Ömer’i isteyerek, yani herhangi bir etki altında kalmaksızın mı bırakıyorsun ” diye sordu. Üsâme de

“Evet!” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir tellal çıkartarak şöyle bağırttı:

“Bu benim kesin emrimdir ki Hz. Peygamber’in hayatta iken göndermiş olduğu Üsâme ordusu hiç kimse geri kalmaksızın aynen yoluna devam edecektir. Birisi geri kalır da bana getirilecek olursa onu Üsâme ordusuna kadar yaya yürüme cezasına çarptıracağım!”.

Hz. Ebubekir daha sonra Üsâme’nin kumandanlığı hakkında ileri-geri şeyler söyleyen muhacirleri getirtti. Onları azarladı ve Üsâme’nin ordusuna katılmalarını emretti. Böylece içlerinden bir teki bile geri kalmaksızın hepsi orduya katıldılar. Hz. Ebubekir Cürüf’ten yola çıkmakta olan Üsâme ordusunu bir müddet takip ederek onları uğurladı. Ordu üçbin kişiden oluşup bin kadar da atları vardı. Ebubekir Sıddîk bir saat müddetle at üzerinde bulunan Üsâme’nin yanında yaya olarak yürüdü. Sonra da “Dininizi, görevinizi ve amellerinizin sonuçlarını Allah’a emanet ediyorum” dedi ve ekledi: “Bu görevi sana Allah’ın Rasûlü vermiştir. Üsame! Git Hz. Peygamber’in emirlerini yerine getir! Ben bu konuda sana emir vermeyeceğim gibi seni alıkoymayacağım da. Ben ancak Hz. Peygamber’in bir emrini yerine getirmeye çalışıyorum”. Böylece Üsâme hızlı bir şekilde yola devam ederek İslâm’dan dönen Cüheyne ve Kuzâa’nın diğer kabilelerini geçti ve Vâdi’l-Kurâ’da ordugah kurdu. Orada Benî Uzre’den Hureys isminde birini gözcü olarak çıkardı. Bu kişi Übnâ denilen yere varıncaya kadar gitti. Etrafı inceledi ve yolları iyice öğrenerek geri döndü. Üsâme ordusuyla Übnâ’dan iki günlük mesafede buluştu. Hemen Üsâme’ye çıktı ve halkın gaflet içerisinde olup ordunun gelişinden haberleri olmadığını söyledi. Ayrıca herhangi bir askerî hazırlıkta bulunmadıklarını da haber verdi. Bunun üzerine Üsâme onların toparlanmalarına fırsat vermemek için sür’atle hareket etti ve Rumları sabah saatlarında hazırlıksız olarak yakaladı.[1]

——————————————————————————–

[1] İbn Asakir I/120 (Zühri tarikiyle Urve’den o da Üsame b. Zeyd’den); Kenz V/312 (İbn Asakir’in Vakidi tarikiyle Üsame’den rivayet ettiği kaydedilir); Fethü’l-Bari VIII/107 (Buna işaret edilmektedir).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/415-416

Üsâme’nin Medine’ye Dönmek İçin İzin İstemesi ve Hz. Ebubekir’inse Buna Şiddetle Karşı Çıkması ve Bu Konuda Hz. Ömer’i Azarlaması

– Hz. Peygamber, vefatından önce Medine ve civarındakilerden bir ordu kurmuş ve kumandanlığına da Üsâme b. Zeyd’i getirmişti. Hz. Ömer de bu orduda bulunuyordu. Fakat bu ordu henüz hendeği geçmemişti ki Hz. Peygamber vefat etti. Bunun üzerine Üsâme b. Zeyd orduyu durdurdu ve Hz. Ömer’e,

“Allah Rasûlü’nün halifesine git ve ondan Medine’ye dönmemiz için izin iste. Çünkü halkın çoğu ve ileri gelenleri bu orduda bulunmaktadır. Onların gitmesiyle Medine zayıf düşecektir. Bu durumda da Allah Rasûlü’nün halifesinin çeşitli hilelere mâruz kalmayacağından emin değilim. Bizim gidişimizden sonra müslümanların çoluk çocuklarının müşriklerin saldırılarına uğramasından korkuyorum” dedi. Ensar da Hz. Ömer’e:

“Halife ille de gitmemizi istiyorsa bile söyle de başımıza Üsâme’den daha yaşlı birisini tayin etsin” dediler. Hz. Ömer, Üsâme’nin isteğini halife Hz. Ebubekir’e iletti. Ebubekir Sıddîk ise şu şekilde cevap verdi:

“Köpekler ve kurtlar tarafından parçalanacağımı bilsem yine de Hz. Peygamber’in bir emrini yerine getirmekten vazgeçmem”. Hz. Ömer bu kez de

“Ensar, başlarına Üsâme’den daha yaşlı birini geçirmeni istiyorlar” deyince Hz. Ebubekir oturduğu yerden sıçrayıp ayağa kalktı. Sonra da Hz. Ömer’in sakalından tutarak şöyle dedi:

“Ey Hattab’ın oğlu! Annen senin yasını tutsun. Üsâme’yi Hz. Peygamber tayin etmiştir. Sense benden Hz. Peygamber’in kumandanını azletmemi istiyorsun!”. Bunun üzerine Hz. Ömer kalkıp halkın yanına döndü. Onlar kendisine ne yaptığını sorunca Hz. Ömer şunları söyledi:

“Anneleriniz yasınızı tutsun! Siz yolunuza devam ediniz. Bana gelince ben bugün Allah’ın Rasûlü’nün halifesinden çok ağır sözler işittim”.[1]

——————————————————————————–

[1] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/417

Hz. Ebubekir Sıddîk’in Üsâme Ordusunu Uğurlaması

Hz. Ebubekir Medine’den çıkıp Cürüf’te bulunan ordugaha gitti. Onları teşvik etti ve uğurladı. Kendisi, at sırtında giden Üsâme’nin yanında yaya yürüyordu. Abdurrahman b. Avf da onun bineğini çekiyordu. Bir ara Üsâme, Hz. Ebubekir’e

“Ey Allah’ın Rasûlünün Halifesi! Allah’a yemin ederim ki eğer binmeyecek olursan ben de atımdan ineceğim” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir şunları söyledi:

“Vallâhi ne sen ineceksin, ne de ben bineceğim. Şu ayaklarım bir saat boyunca Allah yolunda tozlansa ne zararım olur Çünkü Allah, kendi yolunda atılan her adıma yediyüz sevap yazar. Sonra da bunların her biri yediyüz katına çıkarılır. Ayrıca Allah Teâlâ savaş alanına varılıncaya kadar atılan her adım için de yediyüz hatayı siler.”[1]

——————————————————————————–

[1] İbn Asakir, Muhtasar I/117 (Hasan b. Ebu’l-Hasen’den); Kenz V/314; Bidaye VI/305 (Seyf’ten, o da Hasen’den muhtasar olarak). İbn Asakir, Muhtasar I/118 (Urve’den); Kenz V/314.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/417-418

Ebubekir Sıddîk’ın Muhacir ve Ensar’ın, Üsâme Ordusunun Gönderilmemesi Şeklindeki Tekliflerine Karşı Çıkması

– Sahabiler Hz. Ebubekir’e biat edip ortalık sükûnete kavuştuktan sonra halife Hz. Ebubekir Üsâme’yi çağırtarak ona

“Hz. Peygamber’in gitmeni istediği yere git!” dedi. Bunun üzerine Muhacir ve Ensar’dan bazı kimseler Hz. Ebubekir’e müracaat ederek

“Üsâme ve ordusunu gönderme! Çünkü, Hz. Peygamber’in vefatını işiten Arapların bize saldırmalarından korkuyoruz!” dediler. Hepsinden daha doğru ve daha isabetli görüşlere sahip olan Hz. Ebubekir’se şunları söyledi:

“Hz. Peygamber’in göndermek istediği bir orduyu ben alıkoyayım öyle mi Bunu istemekle siz büyük bir emre karşı çıkmak cesaretini göstermiş oluyorsunuz. Nefsimi kudret elinde tutana yemin ederim ki Hz. Peygamber’in göndermek istediği bir orduyu alıkoymaktansa bütün Arapların üzerimize saldırması çok daha iyidir”. Sonra Üsâme’ye dönerek

“Ey Üsâme! Ordunun başına geç ve Hz. Peygamber’in sana emrettiği yerlere git!” Hz. Peygamber’in sana emrettiği şekilde Filistin topraklarında savaş! Sonra Mûte halkına karşı da savaş aç! Bize gelince, sen bizim için meraklanma. Çünkü Allah Teâlâ senin yerini dolduracaktır. Ancak senden Ömer b. Hattab’ı bana bırakmanı rica ediyorum. Çünkü onunla iştişâre ediyor ve bazı konularda ondan yardım taleb ediyorum. Onun çok güzel görüşleri vardır ve o her zaman için İslâm’ın dostu olmuştur. Bunun üzerine Üsâme Hz. Ömer’in Medine’de kalmasına izin verdi. Bu arada Arapların çoğu da dinden dönmüştü. Tayy kabilesi hâriç Gatafan, Benî Esed ve Benî Eşca’ gibi, doğudaki kabilelerin hepsi irtidat etmişlerdi. Hz. Peygamber’in sahabileri halifeye gelerek

“Üsâme ordusunu gönderme! Onu İslâm’dan dönen Gatafan ve diğer Arap kabilelerinin üzerine gönder!” dediler. Hz. Ebubekir, Üsâme ordusunu göndermekte ısrar etti ve şunları söyledi:

“Biliyorsunuz ki Hz. Peygamber bizlerle, hakkında âyet ve kendi sünneti bulunmayan konularda iştişâre ederlerdi. Bunun içindir ki ben de sizinle iştişârede bulunmak istiyorum. Ben görüşümü söyleyeceğim, sizler de görüşlerinizi bildireceksiniz. Bundan sonra da hangisi daha kuvvetliyse onu seçeriz. Allah Teâlâ sizleri dalâlet üzerine biraraya getirmez. Nefsimi kudret elinde bulundurana yemin ederim ki benim nazarımda, Hz. Peygamber’e verdikleri bir deve yularını bana da vermedikleri takdirde onlarla cihad etmekten daha üstün birşey yoktur.

Sonunda müslümanlar Hz. Ebubekir’in görüşünün daha isabetli ve daha doğru olduğuna karar verip ona tâbi oldular. Böylece Hz. Ebubekir Üsâme b. Zeyd ile ordusunu Hz. Peygamber’in emri doğrultusunda yola çıkardı. Onların gidişiyle kendisi büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalmıştı. Üsâme ordusu ise düşmanı yenerek büyük ganimetlerle sağ-sâlim Medine’ye döndü. Ordunun dönüşünden sonra Hz. Ebubekir, Ensar ve Muhacirleri de yanına alıp ordunun başında dinden dönenlerin üzerine yürüdü. Onların gelişini haber alan mürtedler çoluk-çocuklarını da alarak kaçtılar. Bunun üzerine müslümanlar Hz. Ebubekir’e müracaat edip

“Bizim başımıza birisini tayin et de sen Medine’ye, çoluk-çocuğun ve kadınların başına dön!” dediler. Hz. Ebubekir Medine’ye dönünceye kadar da bu fikirlerinde ısrar ettiler. O da Halid b. Velid’i onların başına geçirerek kendisine şunları söyledi:

“Göçebelerden irtidat edip de zekatı vermek üzere dönüş yapmak isteyenlerden bunu kabul et ve onları serbest bırak”. Sonra da Medine’ye döndü.[1]

– Muhacir ile Ensar arasında hilafet konusundaki ihtilaf giderilmiş, Hz. Ebubekir’e biat edilmişti. Hz. Ebubekir Üsâme’nin mutlaka gitmesi gerektiğini söyledi ve bunda da ısrar etti. Ancak o sırada büyük bir fitne çıktı ve Araplardan bazıları dinden döndüler. Yahudilik ve hristiyanlık boynunu uzattı; müslümanlar bir kış gecesinde sürüden ayrılmış ürkek koyunlara döndüler. Bu durum Hz. Peygamber’in yokluğundan ileri geliyordu. Müslümanlar az düşmanları ise çoktu. Halk Hz. Ebubekir’e başvurarak

“Gördüğün gibi Araplar ve müslümanların çoğu sana karşı isyan bayrağı açtılar. Durum bu merkezdeyken senin müslümanları sağa-sola göndermek suretiyle kuvvetlerimizi bölmen doğru değildir” dediler. Bu sözler üzerine Hz. Ebubekir şöyle dedi:

“Ebubekir’in nefsini kudret elinde tutana yemin ederim ki yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanacağımı bilsem yine de Üsâme ordusunu Hz. Peygamber’in emrettiği yere gönderirdim. Köy ve kasabalarda benden başka hiç kimse kalmasa da bu emri yerine getirmekten vazgeçmeyeceğim”[2]

– Hz. Âişe şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber vefat ettiğinde Arapların tamamı dinden döndüler; ortalığı büyük bir fitne kapladı. Allah’a yemin ederim ki babamın başına gelen felaket eğer koskoca dağların başına gelmiş olsaydı onları paramparça ederdi. Hz. Peygamber’in sahabeleri yağışlı bir gecede yırtıcı hayvanların kol gezdiği bir arazide bulunan ve yağış alan bir ağıldaki keçilere dönmüşlerdi. Yemin ederim ki onlar herhangi bir konuda ayrılığa düştüklerinde babam hemen atılarak onu göğüslüyor ve hallediyordu.[3]

– Ebu Hüreyre “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki eğer Ebubekir halife seçilmeseydi yeryüzünde Allah’a kulluk yapılmayacaktı” dedi ve bu sözünü üç defa tekrarladı. Ona

“Ey Ebâ Hüreyre! Biraz yavaş ol! Mübalağa yapmıyor musun’ ” denildi. Bunun üzerine Ebu Hüreyre şunları söyledi:

“Hz. Peygamber, Üsâme b. Zeyd’i yediyüz kişilik bir orduyla Şam taraflarına gönderdi. Bu ordu Zîhuşub mevkiine vardığında Hz. Peygamber vefat etti. Medine civarındaki Araplar da dinden döndüler. Hz. Peygamber’in sahabileri Ebubekir’e koşarak

“Ey Ebâbekir! Savaşa gitmekte olan Üsâme ordusunu geri çağır! Çünkü Medine’nin etrafındaki Araplar irtidat etti” dediler. O ise

“Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki eğer köpekler Hz. Peygamber’in hanımlarının ayaklarından tutup çekseler yine de onun gönderdiği bir orduyu yolundan alıkoyup Hz. Peygamber’in bizzat elleriyle bağladığı bir sancağı çözemem” buyurdu. Böylece Üsâme yoluna devam etti. O ve ordusu dinden dönen veya dönmek isteyen kabilelerin yanlarından geçtikçe onlar kendi aralarında şöyle diyorlardı:

“Eğer bunlar kuvvetli olmamış olsalardı bu kadar askerle Medine’den çıkarak Rumlara karşı savaşa gidemezlerdi. Öyleyse şu anda dinden dönmekten vazgeçelim de Rumlarla yapılan savaşın sonucunu bekleyelim”’. Üsâme ordusu istenilen yere vardı, Rumlarla karşılaştı. Onları kaçırdılar veya öldürdüler; sonra da sağ-sâlim Medine’ye döndüler. Bunun üzerine Medine civarındaki Araplar İslâm’da sebat kıldılar.”[4]

——————————————————————————–

[1] İbn Asakir, Muhtasar I/118 (Urve’den); Kenz V/314.

[2] Bidaye VI/30 (Seyf b. Ömer tarikiyle Hişam b. Urve’den, o da babasından).

[3] Heysemi IX/50 (Kasım ve Amre’den; ayrıca Heysemi, Taberani’nin de bu hadisi bir çok tarikle rivayet ettiğini kaydeder).

[4] Bidaye VI/305; Kenz III/129 (Sabuni’nin Mieteyn’de rivayet ettiği kaydedilir); İbn Asakir; Muhtasar I/124 (Ebu Hüreyre’den bir benzeri).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/418-420

Hz. Ebubekir’in Vefatı Anında Hz. Ömer’e Bazı Tavsiyelerde Bulunması

Halife Ebubekir, Halid b. Velid kumandasındaki orduyu Şam’a gönderdikten sonra hastalandı. Birkaç ay sonra da vefat etti. Müsennâ ölüm halinde bulunan Hz. Ebubekir’in huzuruna girmişti. Hz. Ebubekir, ona Ömer’i halife seçtiğini söyledi. Sonra da

“Bana Ömer’i çağırın!” dedi. Gidip çağırdılar. Geldiğinde halife ona şunları söyledi:

“Ey Ömer! Sana söyleyeceklerime iyi kulak ver. Sonra da bu dediklerimi yerine getir. Ben bugün öleceğimi zannediyorum. Eğer bugün ölecek olursam akşamı dahi beklemeden halkı Müsennâ’nın kumandası altında savaşa gönder. Eğer akşamdan sonra ölecek olursam sakın sabahı bekleme ve orduyu hemen yolla. Ne kadar büyük olursa olsun hiç bir musibet sizi dinin emirlerini yapmaktan alıkoymasın. Sen Hz. Peygamber’in vefatından sonra Üsâme ordusunu nasıl gönderdiğimi biliyorsun. Halbuki halk hiç bir zaman böyle bir musibetle (Hz. Peygamber’in vefatı) karşı karşıya kalmamıştır. Allah’a yemin ediyorum ki o gün ben Allah’ın ve Rasûlünün emirlerine uymayarak bunda gevşeklik göstermiş olsaydım cezaya çarptırılacaktık ve mahcup olacaktık. Medine’de ateşler içerisinde kalacaktı”[1]

——————————————————————————–

[1] İbn Cerir et. Taberi IV/43 (Seyf tarikiyle).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/420-421

Hz. Ebubekir’in Vefatı Anında Hz. Ömer’e Bazı Tavsiyelerde Bulunması

Halife Ebubekir, Halid b. Velid kumandasındaki orduyu Şam’a gönderdikten sonra hastalandı. Birkaç ay sonra da vefat etti. Müsennâ ölüm halinde bulunan Hz. Ebubekir’in huzuruna girmişti. Hz. Ebubekir, ona Ömer’i halife seçtiğini söyledi. Sonra da

“Bana Ömer’i çağırın!” dedi. Gidip çağırdılar. Geldiğinde halife ona şunları söyledi:

“Ey Ömer! Sana söyleyeceklerime iyi kulak ver. Sonra da bu dediklerimi yerine getir. Ben bugün öleceğimi zannediyorum. Eğer bugün ölecek olursam akşamı dahi beklemeden halkı Müsennâ’nın kumandası altında savaşa gönder. Eğer akşamdan sonra ölecek olursam sakın sabahı bekleme ve orduyu hemen yolla. Ne kadar büyük olursa olsun hiç bir musibet sizi dinin emirlerini yapmaktan alıkoymasın. Sen Hz. Peygamber’in vefatından sonra Üsâme ordusunu nasıl gönderdiğimi biliyorsun. Halbuki halk hiç bir zaman böyle bir musibetle (Hz. Peygamber’in vefatı) karşı karşıya kalmamıştır. Allah’a yemin ediyorum ki o gün ben Allah’ın ve Rasûlünün emirlerine uymayarak bunda gevşeklik göstermiş olsaydım cezaya çarptırılacaktık ve mahcup olacaktık. Medine’de ateşler içerisinde kalacaktı”[1]

——————————————————————————–

[1] İbn Cerir et. Taberi IV/43 (Seyf tarikiyle).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/420-421

 

Share.

About Author

Leave A Reply