Adaplarımız Hakkında

0

Hacegan Hatmesi

Hatme-i Hacegan bu tarikat-ı aliyenin en önemli rükunlarından biridir.İçinde çok büyük sırları ve bereketleri barındıran hatme-i şerif büyük hatme ve küçük hatme olmak üzere ikiye ayrılır.Yüce Allah’a (c.c.) karşı yapılan toplu bir dua,bir yakarış, acziyeti ifade ediş,bir zikir ve tefekkür halidir.Yüce Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz kendi meclislerinde sahabeleri ile birlikte bir halka şeklinde otururlardı.Böylece herkes birbirini ve Efendimizi (s.a.v.) rahatça görebilirdi.İşte bu oturuş şekli hatmeninde oturuş şeklidir.

Yüce Allah’ı zikretmek bilindiği gibi,kalbi dünyadan uzaklaştırıp,sadece O’na yönlendirmek ve dünyanın dağdağasından,sıkıntılarından, çirkefli ortamından kurtulup, huzura,saadete,takvaya ve ihlasa bir yol bulmak içindir.Allah’ı (c.c.) anacak kişinin, kendisini etrafının uyarıcı ve oyalayıcı etkisinden kurtarması,kalbi huzuru sağlayabilmesi için büyük önem arzetmektedir.İşte bu sebepten dolayıdır ki hatmey-i şerife başlarken gözlerin kapanması ve bitene kadar kapalı tutulması istenmektedir.Hacegan hatmesine girecek mürid edepli bir şekilde oturur, gözlerini kapar ve 25 defa estağfirullah getirerek tüm günahlarından af diler.Kendi eksikliklerini, hatalarını hatırlar.Yaptığı kulluğun eksikliğini görür.Yüce Allah’ın kapısından başka bir kapı bulunmadığından ve bu kapı umutsuzluk kapısı olmadığından Yüce Rabbine döner, günahlarından af dileyip, O’nun sonsuz rahmetine dalmak için hazırlanır.

Peygamber Efendimize(s.a.v) velinimetimize,o yüce Habibullah’a salavat-ı şerifeler getirilir.Böylece onun yüce önderliğine,eşsiz yol göstericiliğine ve risaletine bağlılık yenilenmiş,ona olan sevgi ve muhabbet tekrar dillendirilmiş olur.Bu yol onun sünnetine tabi olma,ona uyma,onun ahlakı ile ahlaklanma yoludur.Onun yolunu en güzel bir şekilde,aşkla,şevkle ve ilim-amel bütünlüğü içerisinde yaşayanların yoludur.Onların rehberliğinde,kendi nefsini ıslah etme ve o yüce ahlak hocalarının eli altında kendini eğitme yoludur.

Rasulullah’a (s.a.v.) olan beyatı tazeleyen salavat-ı şerifelerden sonra Fatiha-yı şerif suresi okunur.Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi olan ve Hamd sureside denilen bu sure ile Yüce Allah’a(c.c.) hamd edilir.O’nun sonsuz rahmetine,müminlere karşı olan özel lütuflarına,herkesi huzurunda toplayıp,hesap soracağına,tüm övgülerin O’na ait olduğuna iman tazelendikten sonra,niyaz makamına geçilip,hidayet talebinde bulunulur.Herkes kendi eksikliklerini aklına getirip,onlardan kurtuluş vesilelerini ve necatını Allah’tan (c.c.) ister.

1 – Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
2- Hamd o âlemlerin Rabbi,
3- O Rahmân ve Rahim,
4- O, din gününün maliki Allah’ın dır .
5- Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!).
6- Hidayet eyle bizi doğru yola,
7- O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil. (Amin.)

Daha sonra İnşirah suresi okunur.Sekiz ayet olan bu sure pek çok sırları içinde barınıdrmaktadır ve Peygamber Efendimize (s.a.v.) Yüce Allah’ın (c.c.) göstermiş olduğu rahmetin büyüklüğünü bizlere anımsatmaktadır.Bu yüce halkada oturan kişi de Rabbisine yönelir ve O’ndan göğsünü iman,ihlas,takva ve muhabbetle genişletip, nefsin, dünyanın ve meşakketlerinin yükünü almasını,kendisini ezen bu yükten kurtarmasını bu sure vesilesi ile diler.Bilir ve anlar ki alimlerin ve sünneti yaşayanların tarikatı olan bu tarikat onun şanının yüceleceği ve Allah’ın rızasının kazanılacağı yoldur.Elbetteki zorlukları vardır.Fakat samimiyet,ihlas,teslim ve muhabbet sayesinde ona bu yol kolaylaşacaktır.Öyleyse ibadete,sünnete ve adapları yaşamaya canla başla koyulmalıdır ki başarıyı elde edebilsin.

(Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adı İle)

1- Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı?

2- Senden yükünü indirmedik mi?

3- O senin sırtını ezen yükü.

4- Senin şanını yüceltmedik mi?

5- Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

6- Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

7- O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.

8-Ancak Rabbine yönel.

İnşirah suresinin sonunda ‘Ancak Rabbine yönel’ ayetinden sonra Yüce RABBİMİZİ en güzel ve en özlü şekilde anlatan, Tevhid sureside denilen İhlas suresi okunarak O’na yönelme pekiştirilmeye çalışılır.Rivayetlerde Kur’an-ı Kerim’in üçte biri olarak nitelenen bu önemli sure ile tevhid inancı kalplerde pekiştirilir.O’nun zatının sevgisi ile dolmak için,O’na yönelinir.

(Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adı İle)

1-De ki; O Allah bir tektir.

2-Allah eksiksiz, sameddir. (Bütün varlıklar O’na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir.)

3-Doğurmadı ve doğurulmadı.

4-O ‘na bir denk de olmadı.

Hacegan hatmesinin en sonunda dua ve silsiley-i şerifin okunması vardır.Silsile bilindiği gibi tarikatlarda çok önemli bir yere sahiptir. Peygamber Efendimize (s.a.v.) kadar uzanan bir icazetliler halkasıdır.Onun kitaplarda aktarılamayan,onunla yaşayanlara sirayet eden yüce halinin,nesilden nesile, elden ele,yaşanarak aktarılmış halidir.Yaşayan sünnettir. Asr-ı saadetin yansıması ve nurlu kokusunun yayılma alanıdır.Bu yüce insanlar O’nu görmüş,O’ndan ilim almış,sonra diğerine o hali ve ilmi aktarmış,o da diğerine aynısını devretmiş ve bu zamana kadar gelmiş olanların yolunu temsil etmektedirler.Onların isimlerini anmak en yüce bir kadirşinaslık ve büyük bir vefa örneğidir.Onlar velinimettirler.Ümmetin alimlerinin şehadeti ile en seçkin insanlardır. Allah (c.c.) onları sevmiştir. Onları sevenleri de sevmektedir.Onların anılması kalplerde bir sevgi doğurmaktadır.Bu yol sevgi olmadan yürünemeyecek bir yoldur.

Dua tamamlandıktan sonra 25 sefer estağfirullah denilerek,günahlardan tekrar tevbe edilir ve daha güzel bir hayat sürmek için gözler açılır.

Küçük hatmede Fatiha ve salavat-ı şeriflerden sonra ‘Ya Baki! Entel Baki” denilerek Yüce Allah zikredilir, tefekkür alemine dalınır.Baki olan Sensin!Sen Baki isen ve bunu bize bildirmişsen ki Yüce Kuran’ın da bu hakikatı bildirdin,biz de buna iman ettik! Ey baki Olan Allah’ım! Sen madem ki varsın ve Baki’sin.Öyle ise bana korku yoktur. Çünkü sana bağlanana beka yolunu açmak ve sınırsız nimetlerinle donatmak Senin şanındandır.Öyle ise ne mutlu bana ve senin yoluna bağlananlara!

Eski bir devirlerde büyük kıtlıklar,bela ve musibetler olduğunda Nakşibendi büyükleri toplanırlar ve sevenlerini de toplayıp,bela ve musibetlerin kalkması için hacegan hatmesini yaparlardı.Bu yüce dua vesilesi ile kurtuluş ararlardı.Artık ahirzamanda olduğumuzdan ve belalar,fitneler her yeri sardığından mümkünse hergün yapılması salık verilmektedir.

Kalb-i Zikir

Bu yüce yolda kalp ile yapılan zikre çok önem verilmiştir.Kalp öyle bir et parçasıdır ki onun ıslahı tüm bedenin ıslahı ve onun fesadı tüm bedenin fesadıdır.İmanın,teslimin, muhabbetin ve marifetin pekişmesi ve kemale doğru gidebilmesi için Allah’ı (c.c.) zikretmenin çok büyük önemi vardır.Namaz ile günde beş defa Rabbinin huzuruna çıkan kul, O’na olan bağlılığını ve sevgisini göstermektedir.Tarikat namazda hasıl olan bu huzur halinin,namaz dışındaki vakitlerde de devam ettirilmesini ve insanın tüm anlarını Yüce Allah’ın (c.c.) hizmetinde ve O’nun huzurunda olduğunun bilincinde geçirmesini arzulamaktadır.Bu makamda Hz.Ali (k.v.) bir dualarında şöyle niyazda bulunmaktadırlar:

‘ Ey Rabbim, ey Rabbim, ey Rabbim!

Hakkın, kudsiyetin, en yüce sıfatın ve ismin hürmetine senden dileğim şudur: Gece ve gündüzden oluşan vakitlerimi zikrinle canlandır, ve beni kendi hizmetinde tut ve amellerimi kendi indinde kabul buyur; öylesine ki, artık bütün amellerim ve zikirlerim tek zikir şekline dönüşsün ve bütün hallerim senin hizmetinde geçsin. ‘

Bu yüce makamı elde etmek,gayret göstermeyi ve eğitimi gerektirmektedir.Burada devreye Nakşibendi Sadatları(r.anhüm) girmektedirler.Kalbin eğitilmesinde uzman olan bu zatlar kalbi zikiri önermekte ve tarikatlarında bir usül olarak belirlemektedirler.Kalbe güç veren,insanın Allah (c.c.) ile olan huzurunu artıran,onu gayrete getirip,ihlas sahibi olmasını hızlandıran şey kalbin ‘Allah,Allah,Allah’ diye zikretmeye başlamasıdır.Bu zikir hali dakika dakika artıp,saatlere yayıldıkça,insan Allah’a (c.c.) daha yakınlaşacak ve makamı daha da artacaktır.Bu talep edilmesi gereken bir durumdur.Kalbin güç kazanması,ciddiyet elde etmesi ve yakine ermesi buna bağlıdır.Hz.Ali (k.v.) yukarıdaki duasına şöyle devam etmektedir:

‘ Ey Rabbim, ey Rabbim, ey Rabbim!

Uzuvlarımı hizmetin için güçlendir; sana yönelmemde kalbime güç ve sebat ver; senden korkmada ve hizmetini sürdürmede bana öylesine bir ciddiyet ver ki, sana kulluktaki yarış meydanlarında sana doğru koşayım, ve bu yolda mücadele verenler arasında yer alıp hızla sana doğru geleyim, ve sana gönül verenler arasında senin yakınlığına meyil edeyim, ve ihlaslılar gibi sana yakınlaşayım, ve senden yakiyn ehlinin korktuğu gibi korkayım ve indinde müminlerle bir araya geleyim. … Allah’ım! Ben sana zikrinle yaklaşmak istiyorum, ve seninle senden şefaat diliyorum; ve cömertliğin hakkına beni kendine yaklaştırmanı ve şükrünü eda etmeyi bana nasip kılmanı ve zikrini bana ilham etmeni istiyorum. ‘

Yüce Allah’ın (c.c.) her isminin ayrı bir manası ve ayrı tecellileri vardır.Her isim kendi mucibince tecelli etmek istemektedir.Rezzak ismi rızık vermeyi Şafi ismi şifa dağıtmayı,Aziz ismi izzetli kılmayı dilemektedir.Rızık isteyen O’nun Rezzak ve Rahman ismine,Şifa isteyen ise Şafi ismine sığınmalı ve bu isimleri çokça anarak,derdine çare bulmaya çalışmalı,Yüce Yaradanına onlarla sığınmalıdır.Kalbi hastalıkların tedavisinde bu isimlerin çok önemi vardır.Dünyada rızık telaşesi içinde olduğundan dolayı ibadet edemeyen ve güç sahiplerinden sanki gerçek rızık vericiler onlarmış gibi korkan bir kişinin kalbi hastadır.Onun kalbine Rezzak-ı Hakikinin Allah olduğu hakikatı girerse bu hastalıktan kurtulmuş olur.

Kalbe bir hakikatın girmesi ve onun kabul edilmesi zaman alan bir durumdur. İnsanın kalbinin bir hakikata inanması, ufak bir çoçuğun bir şeyi öğrenmesi durumuna benzemektedir.Nasıl ki bir çoçuğun herhangi birşeyi öğrenebilmesi için ona defalarca söylemek ve tekrar etmek gerekiyorsa,kalp için de durum aynıdır.Onun için bilmek ayrı bir şeydir,şuur etmek ve inanmak ise ayrı birşey,denilmiştir.Mesela çoğumuz bir ölünün bize zarar veremeyeceğini bildiğimiz halde,onunla aynı odada bir gece yatamayız.Oysa o canlı değildir ve hiçbirşeye gücü de yetmemektedir.Fakat kalp bu hakikatı bildiği halde onun şuurunda olmadığından insan korkmaktadır.Bu korkudan kurtulmak için kalbe bunun zarar vermeyeceğinin öğretilmesi ve inandırılması gerekmektedir.Bunun için tekrar ve tekrar bunun söylenmesi ve amel edilmesi gerekmektedir.

Allah-u Teala’nın isimlerinin teceli etmesi ve kalbe yerleşmesi de uğraşmayı,amel etmeyi ve tekrar tekrar isimleri ihtiva ettikleri manaları da düşünerek söylemeyi ve kalpte pekiştirmeyi gerekmektedir.Nakşibendi-Haznevi Sadatları burada da üstün anlayışlarını sergilemiş ve İsm-i cami olan Allah ismini müridlerine ders olarak vermişlerdir.Allah ismi tüm esma-ül hüsnayı içinde barındırmaktadır.Dolayısı ile onu vird olarak çeken kişi hangi kalbi hastalığa müptala ise,o isim tecelli etmekte ve ona şifa vermektedir.İnsan Yüce Allah’a sığınmalı ve kendisini de zikir ehlinden kılması için dua etmelidir.Ariflerin yolunda gitmek ve onlara benzemeye çalışmak en büyük saadetlerden birisidir.Hz.Ali(k.v.) duasının bir bölümünde bu hakikatı şöyle belirtmektedir:

‘ Ey ariflerin en yüce arzusu! Ey dileyenlerin imdadına yetişen! Ey sadık kalplerin dostu! Ve ey alemlerin ilahı   Ey ismi deva, zikri şifa ve itaati zenginlik olan! Sermayesi ümit ve silahı ağlamak olan bana merhamet eyle.  ‘

Rabıta

Şeyh İzzeddin Hazretleri (k.s.) bizim yolumuz sahabenin (r.anhüm) çoğunun üzerinde olduğu haldir,diyerek önemli bir hususa dikkat çekmiştir.Sahabeler Peygember Efendimize (s.a.v.) aşık olmuşlardı.Öyle bir halde idilerdi ki O’ndan ayrı kalmaya dayanamıyorlardı.O hiç akıllarından çıkmıyordu.O’nun hayali hep gözlerinin önündeydi.Bu hayal ediş O’na olan bağlılıklarını daha da pekiştiriyordu.O’nunla olmadıkları zamanlarda da sanki O’nunla beraberdiler.Hayal alemlerini hep O süslüyordu.O’nunla yaşadıkları hatıralar,O’nun anlattıkları,tavsiyeleri hep gözlerinin önündeydi.Bu halet-i ruhiye içinde olduklarından dolayı tüm dünyaya İslam’ın yayılmasında vesile oldular.Gökyüzünde yol gösteren yıldızlar gibi yeryüzünde yaşayanlara ilham kaynağı oldular.

Yüce Nakşibendi sadatları sahabelerdeki(r.anhüm) bu hali çok iyi anlamış ve bu halin insanın kemallere kavuşmasındaki önemi gördüklerinden tarikatlarında bir usül olarak,bunu yerleştirmişlerdir.İnsanın ruhunda olan bu hayal yeteneği iyi bir şekilde işlenebilirse,onu motive edici bir güce dönüşür.Bu öyle bir güçtür ki sahabeler bu sayede yücelmişlerdir.Eğer insan bir Allah dostu alim zatı bu şekilde sever,onun halini,onunla yaşadıklarını,onun sohbetlerini sürekli düşünürse,bu onda azim melekesinin gelişmesini sağlar.Onu harekete geçirir.Kendisini nurlanmış olarak hissetmesini sağlar.Saygın bir şahsiyeti hayal etmek,nefiste saygın olma azimini,ona benzeme aşkını doğurur.Örnek almak,numune insanlara bağlanmak ve onlardan istifade etmek, ancak onları sevmek ile olabilir.Sevgi ise paylaşımdır.Kendi dünyasını karşısındakine açmaktır.

Rabıta ile insan kendi iç alemini,düşüncelerini,sevgisini ve hayallerini Allah için sevenlere açmaktadır.O’nun dinini yücelteni,kendi içinde yüceltmek, onu düşünmek,nurlu yüzünü anımsamak,yaşayan sünneti görmek ve nuru kendi üzerine çekmek demektir.Bu fiili bir duadır.Bu hal, Allah’tan bu yüce zatların yolunu gerçekten yaşamayı ve onlara benzemeyi dilemektir.Onlarla farklı bedenlerde olmamıza rağmen tek bir ruh olmak demektir.Bu sahabenin sünnetidir.Onların yaşadığı haldir.Bu tarikat vesilesi ile bu sünnet ve bu aşk yolu yaşamaktadır.Şeyh Ahmed Haznevi(k.s.) bizim yolumuz iki esas üzerindedir buyurmuştur.Birincisi Kur’an ve sünnete tabi olmaktır. İkincisi ise bu yola ve bu yolu temsil eden mürşide ihlas,muhabbet ve teslim ile bağlanmaktır.

Kur’an- Kerim Okumak ve Teheccüd Namazı Kılmak

Osmanlıların en meşhur fıkıh âlimi ve velî İbn-i Âbidîn (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Kur’ân-ı Kerîm, Kadir gecesinde inmeye başlamış ve hepsinin inmesi yirmi üç sene sürmüştür. Tevrât, İncil ve bütün kitaplar ve sahifeler ise, hepsi birden, bir defâda inmişti. Hepsi, in­san sözüne benziyordu ve lafzları mûcize değildi. Onun için çabuk bo­zuldu, değiştirildiler.Kur’ân-ı Kerîm ise, Muhammed aleyhisselâmın mû­cizelerinin de en büyüğüdür ve insan sözüne benzememektedir.”

İlahi Kitabımız ilk indiği zamandan günümüze kadar güzelliğini,yüceliğini ve tüm üstünlüklarini korumakta ve hidayet dağıtmaya devam etmektedir.İslam ümmeti ondaki hakikatın değerini bilip,ona bağlandıkça yükselmiş,ondan uzaklaştıkça da gerilemişlerdir.Selef alimlerinin ve onların izinden giden sadatların(r.anhüm) ona bağlılıkta gösterdikleri çaba her zaman takdire şayan olmuştur. Mısır’da yetişen büyük velîlerden Zünnûn-i Mısrî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine; Kur’ân-ı Kerîm âlimlerinin durumunu sorduklarında; “Onlar bu yolda dizlerini çürüttü. Ömürlerini ve bedenlerini bu yolda har­cadılar. Böylece Kur’ân-ı Kerîm ilmine sâhib oldular. Bu ilme vâkıf ola­bilmek için, bu kadarla kalmadılar. Dudaklarında kan kalmadı. Göz yaş­ları sel olup aktı. Kur’ân-ı K erîm ilmini onlar böyle buldu. Hidâyete eren bunlar oldu. Îmânlarını emniyet altına bunlar aldı.” cevâbını ver miştir.

Evliyânın meşhûrlarından ve büyük İslâm âlimi Muhammed Ma’sûm Fârûkî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Kur’ân-ı Kerîm okumak, Allahü Teâlâ ile tekellüm (konuşmak) olur.” O’nun huzuruna,O’nun kelamını vesile kılarak çıkmak,rahmeti celbetmekte ve insanın kalbi feyiz ve bereketle dolmaktadır.Kur’an-ı Kerim şifadır.Şifa dağıtmakta ve hasta kalplere deva olmaktadır.Bundan dolayı Nakşibendi Sadatları kendi bağlılarından her gün bir cüz Kur’an okumalarını istemişlerdir. Mekke-i Mükerremenin büyük âlim ve velilerinden Vüheyb bin Verd (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Anlayarak ve düşünerek Kur’ân-ı K erîm okumaktan daha fazla kalpleri incelten, rikkate getirip hüzne sevk eden bir şey yoktur.” Hz. Ebû Ümâme radıyallahu anh, ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:”Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçı olarak gelecektir” buyururken işittim, demiştir

Resûlullâh (sav)’in şöyle buyurduğu Ebû Hüreyre (ra)’den rivâyet olunuyor:

Allahu Teâla buyurdu ki:

Her kim benim velilerimden bir veliye düşmanlık ederse, şüphesiz ben ona i’lân-ı harb ederim. Benim kulum, üzerine farz ettiğim şeyden daha sevgili hiç bir şey ile bana tekarrüb edemez. Bir de kulum nevâfil ile bana peyderpey tekarrüb ede ede nihâyet öyle bir hâle gelir ki, ben onu severim. Onu sevdiğim vakitte de onun işitmesine vâsıta olan kulağı, görmesine vâsıta olan gözü, tutup yakalamasına vâsıta olan eli, yürümesine vâsıta olan ayağı, (anlamasına vâsıta olan kalbi, söylemesine vâsıta olan dili) olurum. Öylesi benden (bir şey) isterse muhakkak veririm. Bana sığınırsa, onu hıfz ve siyânet ederim.

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, o dedi ki: “Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:”Rabbimiz Azze ve Celle her gece dünya semasına iner. Gecenin son üçte birlik vakti kalınca şöyle buyurur: “Her kim bana dua ederse, ona icabette bulunurum. Kim de bir şey is­terse, ona (istediğini) veririm. Her kim de ba­ğışlanmak isterse, onu bağışlarım . Yüce Allah’ ı n: “Her kim bana dua ederse, ona icabette bulunurum” sözü hakkında bir açıklama yapan İmam Kurtubî (rah.a): “el-Mufhem” adlı kitabında şöyle diyor: “Allah Azze ve Celle’nin bu sözü, hak olan bir vaadi olup, doğruluğu şüphesizdir. “Allah’tan ahdini (sö­zünü) kim daha çok yerine getirebilir ki .’

Hz. Ömer İbnü’l–Hattâb’ ı n torunu Sâlim’in, babası Abdullah İbni Ömer’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:”Abdullah ne iyi adam! Keşke bir de gece namazı kılsa!” buyurdu. Sâlim diyor ki:O günden sonra Abdullah geceleri pek az uyurd u.’

Hz. Abdullah İbni Selâm radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”Ey insanlar! Birbirinize selâm veriniz, yemek yediriniz, insanlar uyurken geceleyin namaz kılınız. Böyle yaparsanız selâmetle cennete girersiniz.”

Hz. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah’ ı n ayı olan muharremde tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz da gece namazıdır.”

Hz. Câbir radıyallahu anh şöyle dedi: ‘ Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:”Geceleyin öyle bir zaman vardır ki, müslüman bir kimse o zamana rastlayıp Allah’dan dünya ve âhirete daair hayırlı bir şey dilerse, Allah ona dilediğini verir. Bu her gece böyledir.” buyururken dinledim.’

Share.

About Author

Leave A Reply