Hayat İçin Mihenk Taşları

0
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adı İle.

Hamd yüceler yücesi olan alemlerin Rabbi Allah’a aittir.O,insanı yarattı ve onu yüceltti.Ona yüce insani ruhu lütuf eyledi.Böylece insan yaratılanlar arasında en yüce makama kavuşmuş oldu. Salat ve selam en büyük insan,en büyük peygamber,tüm manevi ve insani makamların sahibi, yaratılıs ağacının en kutlu meyvesi Efendimiz Hz.Muhammed’in ve O’nun tertemiz ehl-i beytinin ve yüce ashabının üzerine olsun.

Yüce Rabbimizin kendi katından çok büyük bir lütuf olarak peygamberleri göndermesi ve nübüvvet müessesesi ile alemi şereflendirmesi, insanoğlunun terbiyeye ve nefis tezkiyesine ne kadar muhtaç olduğunu göstermektedir.Tüm nebiler ve rasuller tarih boyunca ademoğlunun insaniyet makamına çıkması ve yeryüzünde şerefli bir hayat yasayabilmesi için çalıştılar.Bugün yeryüzünün neresinde ahlaka, imana, ihlasa, zühde, iffete,şecaate ve güzel ahlaka dair bir şey varsa, bunlar hepsi sayıları yüz yirmi dört bine varan o büyük peygamberlerin eseridir.Onların tebliğlerin ve irşadlarının sonucudur.

Son elçi olan Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) tüm insanlığa gönderilmiştir.O (s.a.v.) insanlığın kurtuluş ilkelerini içinde barındıran son ilahi kitap Kuran-ı Kerim ile şereflendirilmiştir. O’nun (s.a.v.) mesajı ve nübüvveti kıyamete kadar geçerli kılınmıştır.O’nun yüce mektebinde sahabeler, ehl-i beyt imamları,tabiin ve tebe-i tabinin büyükleri,büyük mezhep imamları,yüce müfessirler,büyük fazilet sahibi alimler,sayıları milyonları geçen salih ve fazıl zatlar yetişmiştir.Hali hazırda da yetişmeye devam etmektedir.Bu öyle bir nur ve öyle bir hidayet güneşidir ki eşi benzeri görülmemiştir.

Efendimiz (s.a.v.) bir gün bir seriyyeden dönen bir birliği karşılamış ve onlara büyük cihad ile mükellef olduklarını hatırlatmış,düşmanla cenk etmekten daha büyük bir savaşın onları beklediğini belirtmiştir. Bunu ise nefisle yapılan mücadele ve cihad-ı ekber olarak açıklamıştır.Bu ifadenin kullanılması çok önemlidir.Bu öyle önemli bir hadisedir ki,nefisle yapılan mücahede, büyük cihad olarak nitelenmekle makam ve mertebe olarak düşmanla savaşmaktan ve Allah (c.c.) yolunda şehid olmak için gayret göstermekten daha üstün tutulmuştur.Çünkü terbiye edilmemiş bir nefis sadece ve sadece kendi menfaatini düşünecek,hayır olarak görülen iş ve amelleri dahi kendi menfaati,kendi şöhretinin yayılması ve makamının artması için yapacaktır.

İnsan için terbiye ve eğitim kaçınılmaz bir zorunluluktur.Nefis tabipleri olan büyük alimler insan için terbiyenin çok erken yaşlarda başlaması gerektiğini belirtmişler ve her geçen günün ıslah işini biraz daha zorlaştırdığını söylemişlerdir.Her tezkiyesiz geçen gün, insani biraz daha dünyaya bağlamakta,onun manevi hastalıklarını biraz daha artırmaktadır.İnsan, ömrü sona ermeden kendisi için bir çıkış yolu bulmalı ve yüce erdemlerle,ilahi marifetlerle dolu olarak hayatını bitirebilmelidir.

Bu konu ile ilgili olarak son asrin en büyük alimlerinden ve mürşidlerinden birisi olan Şeyh Muhammed Haznevi Hazretleri (k.s.) bir sohbetlerinde söyle buyurmuşlardır:’İnsanın iki büyük düşmanı vardır.Bunlar şeytan ve dünyadır.Her ikisi de aldatıcı ve tuzak kurucudur.İnsanı kendilerine çekmekte ve onu yoldan çıkarmaktadırlar.Bu iki düşman herkesin malumudur. Bunlardan daha tehlikeli ve insanların çoğunun ondan gafil olduğu bir üçüncü düşman daha vardır ki bu nefistir.Onun daha tehlikeli olması her an insanla beraber olmasından ve hilesinin ne olacağının,nereden saldıracağının bilinmemesindendir. Herkesin bildiği gibi gizli düşmanla savaşmak savaşların en zorudur.Bu nefsin elinden kurtuluşun yolunu ise sadece Nakşibendi büyükleri ve kalb-i selim sahibi zatlar bilmektedirler.’

Nefsin Elinden Kurtulmak

Büyük velayet sahibi,yüce halleri ayan olmuş alim bir zat olan İmam Şibli Hazretleri (k.s.) tasavvuf ve nefsi terbiye yoluna nasıl girdiğini şöyle anlatmaktadır:’Sıcak bir yaz günü,bir dere kenarında serinlemeye çalışıyordum.Az sonra dere kenarına çok susamış bir köpek geldi.Suya doğru eğildi.Tam içecekken geri çekildi.Suda kendi aksini görmüş ve onu başka yabancı bir köpek sanmıştı.Tekrar suya doğru eğildi ve kendi aksini görünce hızla geri çekildi.Bunu birkaç kez tekrarladı.Suya yaklaşıyor fakat gördüğü köpek karşısında suyu içmekten vazgeçiyordu. Susuzluktan perişan olan köpek sonunda gözünü kararttı ve kendini suya olduğu gibi attı.Artık kana kana su içebiliyordu.Bu olay bana gösterdi ki ben kendim kendime perdeyim.O andan sonra benlik iddiasından vazgeçtim,gözümün önündeki perde açıldı.’

Nefse muhalefet etmek,onu hayırda sebat etmeye ve Allah (c.c.) için toparlanmaya çağırmak gerekmektedir.İnsan kendisi için bir çare aramalı,ebedi kurtuluş için bir çözüm yolu bulmaya çalışmalıdır. Şah-ı Nakşibend Hazretleri (k.s.) buyuruyorlardı ki; ’Allah’a (c.c.) ulaşmak sadece iki adımdır.Birinci adımda nefsinin üzerine bas,onu ez ikinci adımda Allah’a (c.c.) ulaşmış olacaksın.’

Aynı konuda Şeyh Muhammed Haznevi Hazretleri (k.s.) ise bir sohbetlerinde ; “Ey Nefs ! Sen değerli eşyaları ucuza almak istiyorsun. Maalesef çalışmadan ve amelsiz o değerli eşyalara sahip olman mümkün değildir. İnsan bal yemeyi istiyorsa, bal almaya gittiği zaman arıların sokmasına dayanması gerekir. Maksuda ve matluba varabilmesi için mutlaka meşakkatlere, eziyetlere ve sıkıntılara tahammül etmesi gerekir.’ buyurmuşlardır.

İnsan azmi oranında değer kazanmakta olan bir varlıktır.Gayretli olmak ve çalışmak insan için en büyük sermayedir.Bunun için yapılması gereken insanın bu yolda örnek alabileceği önder insanları bulması ve onlara tabi olmasıdır.Haznevi ilim havzasının kurucusu olan Şeyh Ahmed Haznevi Hazretleri( k.s.) de aynı konu ile ilgili olarak bir sohbetlerinde su hususlara dikkat çekmişleridir; ’Kardeşlerim! Terbiye edilmeden bakımsız olarak kendi kendine yetişmiş ağacın meyvesi yoktur.Şayet olsa da, tatsız olur. Her şeyin bir sebebi olmasının gerektiği, Allah’ın cari kıldığı adetidir.Çocuğun doğumu anne ve babasız olmadığı gibi, manevi ilerleme de,eğitimsiz mümkün değildir.Fırsat buldukça Sadatların (tasavvuf yolunun büyüklerinin) sohbetlerinden istifade etmek gereklidir. Zira sohbetlerinden hasıl olan manevi faydalar, uzun müddet yapılan şiddetli riyazet ve meşakkatli mücadele ile hasıl olmaz.Çünkü bu yol Sahabe-i kiramın (r.anhüm) yoludur.’

Bir gün bir talebe mürşidine şöyle bir soru sormuştu:’ Bütün üstadlarımız, mana hazinesini ancak kendi çabamız ve arayışımız sayesinde keşfedebileceğimizi söylüyorlar.Madem öyle neden burada bir aradayız?

Neden size bağlanmış,sizin halkanıza katılmış bulunuyoruz? Mürşidi ona şöyle cevap verdi:’Bir arada yaşıyoruz,bir arada bulunuyoruz.Çünkü bir orman her zaman tek bir ağaçtan daha güçlüdür.Orman nemi tutar,firtınalara karşı direnir ve toprağın verimli olmasına yardımcı olur.Ama bir ağacı güçlü yapan,kendi kökleridir.Ve bir ağacın kökleri, başka bir ağacın büyümesine yardımcı olamaz.Sözün kısası evlat,aynı gaye için bir arada olmak,herkesin kendi istidadınca büyümesine imkan tanımaktır.Rabbinin rızasına kavuşmak isteyenlerin beraberliği, işte bu sebeptendir.’

Şeyh Muhammed Muta (k.s.) söyle buyurmuştur: ’Değerli kardeşlerim, tezkiye edilen ruh, temizlenen ruh, onun yanında oturulup ondan istifade edilebilen bir ruhtur.Ondan menfaatler alınabilir.Ama ruhsuz beden, yani tezkiye edilmeyen ruh, onda fayda yoktur.Onun bir değeri yoktur ve onun yapacak hiçbir şeyi de yoktur.’

Allah’ı (c.c.) Hakkıyla Bilenler

Ahmed Bin Hanbel (r.a.) büyük bir hadisçi,koca bir mezhep imamı, büyük bir müçtehid olması yanında zühd sahibi dininden asla taviz vermeyen gerçek bir İslam alimiydi.Ümmetin en büyük önderlerinden birisiydi.O bunca ilmine ve faziletine rağmen Bişr-i Hafi(k.s.)’nin sohbet halkasına katılır ve onun feyzinden istifade ederdi.Öyle bir zaman geldi ki koca imamın bu sohbetlere iştirak etmesi kimilerince kınanmaya başlandı.Ahmet Bin Hanbel’e (r.a.) neden böyle yaptığı sorulduğunda şöyle cevap verdi:’ Evet ben Bişr-i Hafi’den ilim olarak daha üstün olduğumu biliyorum.Kuran ve sünneti ondan daha iyi biliyorum.Ama bir şey var ki o, onu benden daha iyi biliyor.Ben bundan dolayı onun yanına gidiyorum.O Allah’ı (c.c.) benden daha iyi biliyor.’

Ahmed Bin Hanbel hazretlerine (r.a.) alimlerin nasıl yol gösterici imamlar haline geldikleri,onlarda bunu hangi sıfatların sağladığı soruldu.Ahmed Bin Hanbel: ’Sıdk ve doğruluk.’diye cevap verdi.Bunun üzerine: “Peki sıdk nedir?” diye sordular. “İhlastır.” diye cevap verdi. “İhlas nedir?” diye soruldu. “Zühd sahibi olmaktır.” dedi.”Peki zühd nedir?’”denilince şu cevabı verdi: “Onu zahidlere,mesela Bişr b.Haris’e sorun.”

Büyük veli Şeyh Muhammed Haznevi Hazretleri (k.s.) bir sohbetlerinde söyle buyurmuşlardır:’Kişi kendini Allah´a kullukta ve ibadetlerde eksik görmeli ve Peygamberimizin (s.a.v) ahlakıyla ahlaklanmış edepli insanları örnek alıp, kendini onlara benzetmeye çalışmalıdır.Kendinizi iyi ve salih insanlara benzetin. Muhakkak ki salih insanlara benzemek kurtuluştur.Edepli olan bir kimse, Allah´a karşı edebine göre,Allah (c.c.) ona mükafat verir. Peygambere (s.a.v.) karşı edebine göre fayda görür ve evliyalara karşı edebine göre mükafat ve maneviyat kazanır.Bazı salikler, Allah´ın kudretini ve büyüklüğünü şuur ettikleri için, kendi odalarında ayaklarını uzatarak yatmaktan utanmaktadırlar.’

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri (r.a.) talebeleri ile bir sohbet halkası kurmuştu.Üzerinde yamalı elbiseler bulunan bir zat onlara doğru yaklaşıyordu.İmam-ı azam onu görünce tanıdı ve ‘Bu gelen Efendimiz İbrahim bin Ethem değil midir?’ diye sordu.Gelen zatın bir üstüne bir de İmam’ın onun için söylediği sözlerine bakan talebeler şaşırmışlardı. İçlerinden birisi sordu: ’Ey İmam ! Bu zat bu efendiliği ne ile elde etti ki!’ İmam-ı Azam şöyle cevap verdi:’Bizler kendi hizmet ve işlerimizle meşgul olduk.O ise, sadece Allah’a (c.c.) hizmetle meşgul oldu ve bundan dolayı efendimiz oldu.’

Şeyh Muhammed Haznevi (k.s.); ’Kalpteki dağınıklığı ancak Allah´a yönelmek, vahşeti ancak Allah´la ünsiyet giderir. Kalpteki şehvet ateşi ancak Allah´ın sevgisi, zikri, sıdk ve Allah´a karşı ihlaslı olmak ile söner.’ buyurmuşlardır. Yüce Allah’a (c.c.) gerçekten kulluk eden,O’na tüm varlığı ile yönelen abide şahsiyetler, Peygamberimiz Hz.Muhammed’in (s.a.v.) gerçek varisleridirler. İnsanlığın kurtuluşu onlarını tedrisine girmek,eğitimlerinde bulunmak, maneviyatlarından ve tecrübelerinden faydalanmaktan,onları rehber olarak kabul etmekten geçmektedir.

Maruf-u Kerhi (k.s.) hazretlerinin, İbn Semmak’ın bir sohbetini kendisine düstur edindiği gelen rivayetlerle bizlere ulaşmıştır.O sohbette İbn Semmak şöyle buyurmaktadır.’Bir kimse tamamıyla Allah’tan (c.c.) yüz çevirirse, Allah’da (c.c.) ondan yüz çevirir.Bir kimse kalbi ile Allah’a (c.c.) yönelirse, Allah’da (c.c.) rahmetiyle ona yönelir.Ayrıca bütün yaratıkların yüzlerini de ona yöneltir.Kim ara sıra Allah’a (c.c.) yönelirse, Allah’da (c.c.) ara sıra ona merhamet eder.’

Şeyh İzzeddin El-Haznevi Hazretleri( k.s.) bir sohbetlerinde :´Eğer evliya,nüceba,nükeba, ebdal, aktap denilen büyük zatlar olmazsa dünya harap olur,hayat durur,felaketler ardı ardına gelir. Çünkü insan ibadet için yaratılmıştır. Gerçek ibadeti yapanlar ise evliyaullah kesimidir.Diğer insanlar onların bereketi ile yaşamaktadırlar. Evliyaya yanaşın. Allah´ın (c.c.) lütfunu göreceksiniz. Ehadiyyet güneşinden nur ışınlarını müşahede edeceksiniz.´ buyurmaktadır.

Haznevi Üstadlarından (r.anhüm) Hayat İçin Mihenk Taşları

Şükür Vaciptir

Şükrün vücubunun,verilen nimetin miktarına göre olduğu da bilinmektedir. İnsana, nimet ne kadar çok gelse, şükrün vücubu, onda daha ziyadeleşir,daha çoğalır.Binaenaleyh, muhtelif maddi sınıflara göre fakirlere nisbeten zenginlerin üzerine,şükrün vücubu kat kat daha fazladır.

İnsan Kendi Ayıplarını Görmelidir

Kendi ayıplarını görmemezlikten geldiğinden şüphesiz sen hak ve doğru yolda değilsin.Kendi nefsinin ayıbıyla meşgul olup da başkasının ayıplarından konuşmayana ne mutlu.Halkı küçültmek, ayıplarından bahsetmek, vakti boş geçirmek, müslümanlar hakkında kötü zan beslemek gibi iş olmayan şeylerin terk edilmesi, kişinin İslâmiyet vasfının güzelliğindendir.

İnsanın Sermayesi Yaptığı İbadetleridir

Kardeş! Zaman fırsatı bir ganimettir.Kişi sıhhatini ve boş vaktini kendine bir ganimet olarak bilmelidir. Öyle ise, ömrünü faydasız şeylere harcaması uygun değildir.Belki hepsinin Allah´ın (c.c.) rızasının olduğu şeylerde sarf edilmesi,beş vakit namazın cemâatle edâ edilmesi, teheccüd namazının terk edilmemesi, seher vakitlerinde istiğfarın kaçırılmaması, tavşan uykusuna benzer uyku ile, ibâdet yapmaktan geri kalınmaması, hazır dünya nimetlerinin lezzetiyle aldanılmaması, ölüm ile âhiret ahvalinin anılıp göz önünde bulundurulması gereklidir. Hatta vakitlerin devamlı olarak ilâhi zikirde sarf edilmesi vâciptir.

İslam Dinine Uymak Zikirdir

Parlak İslâm şeriatına uygun olan her şey, alış veriş de olsa, kişiden vaki olan bütün ameller zikir sayılır. Öyle ise,bütün yapılan işlerin zikir olması için,bütün davranışlarda şeriatın ahkâmına riâyet edilmesi gereklidir.Şüphesiz zikir gafleti kovmaktan ibarettir. Bütün fiillerde Allah´ın emir ve nehiylerine riâyet edildiğinde, gafletin etkisinden kurtuluş mümkün olup, Allah-u Teâla’yı devamlı zikrin sevabı hasıl olur.

Kuran ve Sünnete Mutabakat Asıldır

Yine size şu tavsiye olunur ki: Ey kardeşler! Bu parlak şeriata ve mübarek sünnete mutabaat etmeniz lazımdır. Zira tarikat şeriatın çekirdeğidir. Hatta bu tarikatın İmam Şah-ı Nakşibend (Allah yüce sırlarını kutsasın) buyurdular ki: «Şeriata aykırı olan bir tarikat, zındıklıktır.»

Dünyanın Kıymeti Yoktur

Ehlullah nezdinde, dünyanın hiç bir değeri yoktur Zira dünya bir çok kere kulu yüce Rabbinden uzaklaştırıyor. Dünyaya,kulu yüce Rabbinin itâatinden alıkoyması,uzak tutması,kötü ve şer vasıflar yönünden ona kâfidir.Dünyanın kıymetinin ne derecede olduğunu anlamak isterseniz, kendilerinde dünya serveti bulunanlara bakiniz ki; o servet insanların iyilerinden daha çok, Cenâb-ı Hak nezdinde, en şerir olanların yanında bulunmaktadır.

Allah’ın (c.c.) Marifetini Tahsil Mecburidir

Ey kardeş! Fıkıh kitaplarının beyanına göre, şübhesiz yüce Allah (c.c.) kendi marifetini kullarının üzerine vacib farz kılmıştır.Öyle ise akıllı kimsenin,bunun tahsiline çalışması lazımdır.Muhabbetin tahsili için veliler birçok üsluplar geliştirmişlerdir. O yolların en kısası, Nakşibendiyye tarikatıdır.Çünkü esası, iki ana temel üzerinedir: Biri sünneti seniyye yolunu takip ederek Allah ve Resulü’nün onlardan razı olmadığı bidatlardan korunmak, diğeri ise salikin kendisine uyduğu mürşidini sevmesidir.

Kalbin Islahı İslamı Yaşamaya Bağlıdır

Kalbin ıslahı ve nefsin terbiyesi,ancak sağlam bir itikad, salih bir amel ve İslamın hükümlerini, helal ve haramı öğrenmekle mümkündür. Namazı düzgün ve sahih olmayan bir insan kalbini ıslah ve nefsini tezkiye edemez.

Haznevi Tarikatının Gayesi

Nakşi-Haznevi Tarikatının gayesi İslamın ameli yönünü uygulamaktır. Bir müride lazım olan şey; haramlardan kaçınması, vacipleri yapması,uygun değilse mübahları terk etmesidir.

Allah’a (c.c.) İnanç Güçlü Olmalıdır

İnsanın Allah´a inancı güçlü olursa, Allah´tan gelen her şeye razı olur. Sevgiliden gelen her şey hoştur der, Allah´a (c.c.)isyan etmez. Allah neyi takdir ettiyse ona boyun eğer ve dünyada da rahat eder.

Adabı Yaşamayan Güzelliğini Bilemez

Adabı tatmayan ve yaşamayan, bu insanlarla beraber olmayan bu yolu anlayamaz. Bu adabı yaşayan ve tatbik eden, ruhu pahasına dahi olsa bu yolu tercih eder.

Bu Adapların Bir Benzeri Yoktur

Allah ve Resulü için söylüyorum. Biz bu tarikatın adaplarını sadatlarımızdan aldık.Sözle aldık, gözlerimizle gördük. Bu temiz adaplar Peygamber (s.a.v.)´in şeriatına ve sünnetine uygundur. Bu adaplardan ne doğuda ne batıda, hiçbir yerde görmedik.

Esas Olan Allah’ı (c.c.) Razı Etmektir

Dünyayı isteyen kimse Allah´ı razı etmeye çalışmalı, ahireti isteyen kimse Allah´ı razı etmeye çalışmalıdır. Hem dünyayı hem ahireti isteyen kimse, yine Allah´ı razı etmeye çalışmalıdır. Allah´ın rızası her şeyden üstündür. Kişinin isteği her zaman Allah´ın rızası olmalıdır. Her şey O’nun elindedir.

Çalışmadan Hedefe Ulaşılamaz

Kim Şah-ı Nakşibend (k.s.)´in amelini yaparsa, onun mertebesine yükselir. Kim Şeyh Abdulkadir-i Geylani (k.s.)´ nin amelini yaparsa onun mertebesine varır. Ancak amel etmeden, çalışmadan, gayret göstermeden bu makamlara varmak mümkün değildir.

Davet Eden Menfaat Gütmemelidir

Cenab-ı Allah´ın yoluna davet eden insan, siyasetle uğraşmamalı ve insanların mallarını toplamamalıdır. Sadece Allah (c.c.) rızası için davasını yürütmelidir.

Tüm İnsanlığa Faydalı Olunuz

Kendinizi ıslah etmenizi, kardeşlerinize, komşularınıza, millet ve devletlerinize yararlı olmanızı istiyoruz. Bana ikramda bulunmak isterseniz, işte böyle ikram ediniz.

Edep Fayda Almanın Olmazsa Olmaz Şartıdır

Edep çok önemli bir vasıftır. Çünkü edebi olmayan bir kimse herhangi bir maksada, faydaya varamaz. Şah-ı Nakşibend (k.s.) buyurdu ki: “Yüce Allah´tan temennim odur ki beni edebe muvaffak eylesin. Çünkü edebi olmayan bir kimse Allah´ın lütfundan mahrumdur.´´

Haznevi Adapları Hastahane Gibidir

Nakşibendi-Haznevi tarikatının adapları hastahane gibidir. Bizler de bu hastahanenin hastalarıyız. Bizim hastalıklarımız manevi ve batıni hastalıklardır. Bu hastalıklar, zahiri hastalıklardan daha önemlidir. Kişi tedaviye başlayınca doktorun sözünü dinlemeye mecburdur. Doktorun verdiği ilaçları kullanmalıdır. Manevi hastalıkların ilaçları: bu adaplar, Allah´ın zikri ve murakabesidir.

Güzel Bir Şekilde Birbirimizi Uyarmalıyız

Günah işlemek ve hata yapmak suretiyle önümüzde hasta bir insan varsa, şefkat, merhamet, hikmet, güzel vaaz ve nasihat ilaçlarıyla onu tedavi edelim. Yani hikmetle, güzel bir şekilde birbirimizi uyaralım, ikaz edelim. İslam dini, ürkeklik, korkaklık, çekingenlik, dini değildir. Birbirimizi Allah için ikaz edelim.

Melekleşmek Bu Adaplarla Mümkündür

Tarikat ile kişi Allah´ın murakabesine varır ve şeriat onun yanında meleke, tabiat ve alışkanlık haline gelir. Mesela; kişinin nefsi şehvet nazarı ile yabancı kadına bakmayı sever. Ancak kendi kardeşine bu gözle bakamaz, tiksinir. İşte mürid adaplara riayet eder ve bunları yaşarsa kendi kız kardeşine şehvet nazarı ile bakamadığı gibi yabancı bir kadına da bu göz ile bakamaz.

Mümin Cesur ve Nasihatkardır

Eğer sizlerde İslami gayret ve haşmet mevcut ise, ben bu yolu değiştirir veya bu yoldan ayrılırsam, yakamdan tutup bana: “Sen Şeyh Hazretlerinin oğlusun, böyle yapma.” demelisiniz. İslam ın ve tarikatın adabı bunu gerektirir. İslam cesurdur, mümin cesur ve nasihatkar olmalı, korkak olmamalı daha doğrusu münafık olmamalıdır.

Dünyadan Müstağni Olmak Mümkündür

Allah, bizleri fazl ve keremiyle dünyanızdan müstağni kıldı. Şeyhin tüm ailesi ve alimleri sizin dünyanıza muhtaç değildir. Eğer, Hz.Muhammed (s.a.v.) Efendimizin izini takip edersek, Şeyhin adaplarını uygularsak hepimiz müstağni olacağız.

Ne Siyaset Ne de Mal Toplamakla Uğraşmıyoruz

Allah´a şükürler olsun, su iki şeyle hiç uğraşmıyorum. Birincisi; ne memleketimde, ne de başka bir yerde siyasetle uğraşmıyorum ve siyasi işlere müdahale etmiyorum. İkinci husus ise; kimseden dünya malı istemiyorum, verilse dahi kabul etmiyorum.

Tasavvuf İslam’ın Özüdür

Tasavvuf İslam´ın özü, cevheri ve atan kalbidir. Tasavvuf İslam´ı en güzel şekilde yaşamaktır. Tarikatın bütün gayesi Hz. Peygamber (s.a.v.)´in yolunu ihya etmek ve onun sünnetini neşretmektir. O halde hepinizden ricam su ki; hepiniz bana ayrı ayrı dua edin ki Allah, beni bu tarikatı en üstün bir şekilde yasamak ve onu muhafaza etmek için muvaffak etsin.

Tüm İnsanları Sevmek Gerekir

Bütün müslüman kardeşlerimi, tüm insanları sevmeye, onlara merhamet etmeye, birlik ve beraberliğe, ayrılıp bölük pörçük olmamaya davet ediyorum.

Gafletle Savaşmak Mecburidir

Gaflete teslim olmak zarardır. Bundan daha büyük zarar ise kişinin isteyerek gaflete dalmasıdır. Otururken, yatarken gafletle uğraşmamızın ne kadar büyük zarar olduğunu düşünmemiz lazım. Bu tarikat müride, Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)´in şeriatını tatbik etmek için yol gösterir. Bu yüzden bu tarikat şeriatın hizmetçisidir.

Bu Dava Menfaat Gütme Davası Değildir

Ey müslümanlar, size açık bir şekilde söylüyorum. Bizden bir mürid, bir talebe, bizim akrabalardan biri, kim olursa olsun, eğer sizden mal mülk istiyor, siyaset adına size geliyorsa biz ondan uzağız, o da bizden uzaktır. Bırakın talebeyi, akrabayı, ben dahi sizden mal mülk, para, makam mevki istesem, siyaset adına size gelsem bana, yanımızdan git; çünkü biz Şeyh Hazretlerinden böyle duymadık ve görmedik, deyin.

Şeytan Aldatıcı Büyük Bir Düşmandır

Şeytan gençlere derki: “Sen daha gençsin, gel günah işle eğlencelere katıl.” Zengine de: ” Sen zenginsin, insanlardan üstünsün, malınla zevk içerisinde, hayatını yaşa.” der. Bu durumlar böylece devam ederken ölüm gelip çatar ve o karanlık kabre girerler. İşte o zaman şeytanın kendilerini aldattığını anlarlar.

Haznevi Tarikatı Nurdur ve İzzet Sebebidir

Bazı beldeler İslam dininin adaplarından ve müslümanlarla birliktelikten uzak idiler. Şimdi ise eşi görülmemiş bir ikbal, uyanıklık, şuur, sevgi ve kardeşlik içindeler. İnsanlar dine koşuyor. Haznevi Tarikatına sarılıyor. İşte böyle yapanlar tercihlerini doğru kullanıyor. İslam dinini ve İslam dininin adabını tercih etmekten daha güzel bir tercih olamaz.

Müslümanlar Dost ve Düşmanlarını Bilmelidirler

Değerli kardeşlerim ! İslam dini ilk dönemden beri imtihan ile arz-i endam etmiştir. Bu dinin düşmanları, İslam binasını yıkmak, bu yüce ve mübarek dinin temelini sarsmak isteyen insanlar hep olmuştur. Bu günün müslümanları da büyük zorluklarla karşı karşıya kalmış, küfür dalgaları onların hayatlarını yok etmek , onları ifsad etmek, gençleri kandırmak istiyor. Helal haram tanımayan insanlar İslam diyarlarını doğudan batıya kasıp kavurmakta ve büyük tehlikeler arz etmektedir.

Herkes Kendi Makamına Göre Amel Etmelidir

Bize gereken, farz olan amelleri tatbik etmektedir. Herkes kendi makamına göre amel etmelidir. Okumamış olan bir kimse kendine göre, sofi kendine göre, alim kendine göre, salik kendine göre amel yapmalıdır. Alim olunca daha fazla, salik olunca, evrad, ezkar sahibi olunca daha fazla çalışmak gerekir. Kişi amel etmiyor ve bununla beraber ben bir şey görmüyorum diyorsa, bu kimin suçudur?

Ruhu Tezkiye Etmek Asıldır

Değerli kardeşlerim,insanda en önemli olan ruhdur.Eğer onun ruhu, masiyetlerin içinde gark olursa, kaybolur. Ondan hiçbir istifade olamaz.Ama kendi ruhunu tezkiye ettiği zaman, düzelttiği zaman, maneviyat sahibi olduğu zaman işte o ruhun gücü olur.Böylece Yüce Allah onu ne için yaratmış ise, Allah´ın emri ne ise onu tatbik etmeye gücü yeter.

İnsan Allah’ı (c.c.) Razı Etmeye Çalışmalıdır

Ey oğul! Bütün insanları razı etmek imkânsızdır.Çünkü birini razı edersen öbürünü kızdırırsın. Diğerini razı edersen ötekisi kızar. Çünkü her insanin akli, fikri ve düşüncesi ayrıdır.Eğer insanın, bütün insanları razı etmeye gücü yetmiyorsa,bu imkansızsa,o zaman insan en güzelini, en doğrusunu kendine seçmelidir. O da Allah-u Tealayı razı etmektir.İnsan, Allah-u Tealanın rızasını kazanmak için uğraşsın. Kendi ile Allah arasındaki alakayı düzeltsin.

Bu Topluluktan İbret Alalım

Değerli kardeşlerim, bizler uyanık olalım.Böyle mübarek bir topluluk içine girdiğimiz zaman, buradan faydasız dönmememiz lazımdır.Baktık birisi Allah´ı zikrediyor, ondan ibret alalım. Birisi ibadet yapıyor, ondan ibret alalım.Birisinin ahlaki güzeldir,mütevazi bir şahsiyettir. Ondan güzel ahlakı alalım.Diğeri onun sireti, onun adabı doğru ve dürüsttür.Ondan da ibret alalım ve bu şekilde bu mübarek toplumdan hayır ve bereketler kazanalım.

Musibetlere Tahammül Etmelidir

Müstakim olan bir kimse,musibetlere tahammüllü olmalıdır.Başına herhangi bir sıkıntı geldiğinde,çok tahammül etmesi lazımdır.Başkası tarafından ona haksızlık yapıldığında o kimse dayanıklı olmalı ve yolundan çıkmamalıdır. Böyle olduğu takdirde, işte o demek ki müstakimdir.

Şeyh Hazretlerinin Gayesi İnsanları Birleştirmektir

Şeyh Hazretleri (k.s.),insanların mezheplerine,mensubiyetlerine ve milliyetlerine bakmaksızın bütün insanları birbirleriyle kaynaşmaya, ülfet etmeye, birbirini sevmeye, birbirleriyle yardımlaşmaya davet ediyordu.Bunu yaparken de bir insanın hayatının ancak kardeşinin hayatı ile, onun sayesinde istikamet kazanabileceğini söylüyordu.Müslümanın kendi hayatının ancak barış ve birlik sayesinde kaim olabileceğini vurgulardı.Fertlerin birbirinden nefret ettiği, evlatlarının birbirini boğazladığı bir toplumun binası nasıl ayakta durabilir ki.

Share.

About Author

Leave A Reply