Fevc Fevc İslam’a Koşanlar

0

Benî Havlan Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi
Benî Havlanların Kimlikleri, Yurtları ve Temsilcilerin Medine’ye Geliş Tarihi
Benî Havlan Temsilcilerinin İslâmiyet Hakkında Bilmediklerini Öğrenerek Yurtlarına Dönmeleri
Cebrail Aleyhisselamın Peygamberimiz Aleyhisselama Gelip Sorduğu Sorularla Müslümanlara Müslümanlığı Öğretişi
Hz. Ali’nin Mezhiclerin Yurduna Gönderilişi
Mezhiclerin Kimlikleri
Mezhic’den Türeyen Kabileler
Cefd b. Mezhic’den Türeyen Kabileler
Murad b. Mezhicferden Türeyen Kabileler
Benî Sa’du’l-Âşire’den Türeyen Kabileler
Hz. Ali’nin Mezhiclere Gönderiliş Sebebi,Tarihi ve Mezhiclerin Yurtları
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali’ye Emir ve Direktifleri
Yahudi Hahamlarından Ka’bu’l-Ahbâr’ın Müslüman Oluşu
Mücahidlerden Bazılarının Hz. Ali’den Şikâyetlenmeleri
Benî Gâmid Temsilcilerinin Medine’ye Gelişleri ve Müslüman Oluşları
Benî Gâmidlerin Kimlikleri ve Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Benî Gassanlardan Medine’ye Gelip Müslüman Olan Kişiler
Benî Gassanların Kimlikleri ve Yurtları
Benî Becîlelerin İki Kafile Halinde Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Becîlelerin Kimlikleri
Benî Becîlelerden İkinci Kafilenin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Ahmesîlerin Kimlikleri
Cerir b. Abdullah’ın Zülhalasa Puthanesini ve Putunu Yıkmaya Gönderilişi
Zülhalasa Bakıcısının Müslüman Oluşu
Cerir b. Abdullah’ın Medine’ye Dönüşü
Ezd Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Ezdlerin Kimlikleri, Temsilcilerinin Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ezd Temsilcilerine Tavsiyeleri
Kavminin Üstün Kişisi Olan Sured b. Abdullah’ın Vali ve Kumandan Tayin Edilişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Cüreş Halkının Şekr’de Öldürülmekte Olduğunu Haber Verişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Halid b.Dımadü’l-Ezdî Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Cünâdetü’l-Ezdî ve Kavmi ile Kendisine Bağlı Olanlar Hakkındaki Yazısı
Benî Has’am Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Benî Has’amların Kimlikleri ve Yurtları
Benî Selâman Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Benî Selâmanların Kimlikleri, Yurtları ve Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Ferve b. Müseyk’in Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Muradların ve Ferve’nin Kimliği
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ferve’ye Redm ve Rezm Günlerini Soruşu
Ferve b. Müseyk’in Umumî Vali Tayin Edilişi
Ferve’nin Müşriklerle Savaşmasına İzin Verilişi
Benî Zübeyd Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Benî Kinde Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Kindelerin Kimlikleri, Yurtları,Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hadramevt Kayllarına ve Ulularına Yazılar Gönderişi
Hadramevtlerin Kimlikleri ve Yurtları
Hadramevt Kayl ve Ulularının İslâmiyete Davet Edilişi
Hadramevt Krallarından Bazılarının Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Vâil b. Hucr’un Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu
Vâil b. Hucr’un Kimliği
Vâil b. Hucr İçin Yazılar Yazılışı
Vâil b. Hucr’un Hadramevt Baş Krallığına Tayin Edilişi
Küleyb b. Esed’in Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Rehâ Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Rehâların Kimlikleri, Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Peygamberimiz Aleyhisselamın Suayr b. Addâ’yı Koruyucu Tayin Edişi
Suayr’ın Kimliği
Benî Gâfık Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi
Benî Gâfıkların Kimlikleri
Benî Bârık Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Bârıkların Kimlikleri
Sa’du’l-Âşirelerden Zübab’ın Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Sa’du’l-Âşirelerin Kimlikleri
Benî Cu’fî Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olduktan Sonra İrtidat Etmeleri
Benî Cu’filerin Kimliği
Cu’fîlerden Ebu Sebre’nin İki Oğluyla Birlikte Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu
Ebu Sebre’nin Kimliği
Benî Anslerden Rebia b. Reva’ın Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Anslerin Kimliği
Benî Mehre Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları
Benî Mehrelerin Kimlikleri ve Yurtları
Benî Mehrelerden Züheyr b. Kırdım’ın Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Sadif Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi
Benî Sadiflerin Kimliği ve Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Benî Ceyşan Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi
Benî Ceyşanların Kimliği
Benî Hanîfe Temsilcilerinin Medine’ye Gelmeleri ve Müslüman Olmaları
Benî Hanîfelerin Kimlikleri ve Yurtları
Benî Hanîfe Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Hanîfe Temsilcilerine Emir ve Tavsiyeleri
Vebr b. Yuhannis’in Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu ve Müslümanlığını Ebnâlar Arasında Yayışı
Vebr’in Kimliği ve Medine’ye Geliş Tarihi
Feyruz b. Deylemî ile Arkadaşlarının Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları
Feyruz b. Deylemî’nin Kimliği, İkâmetgâhı, Ne Zaman ve Nasıl Müslüman Olduğu

FEVC FEVC İSLÂM’A KOŞANLAR

Benî Havlan Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi

Benî Havlanların Kimlikleri, Yurtları ve Temsilcilerin Medine’ye Geliş Tarihi

Kahtan kabilelerinden olan Benî Havlanların ata soyları şöyle sıralanır: Havlan (Fekl) b. Amr, b. Malik, b. Haris, b. Mürre, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1. Havlan (Fekl)’in: LHabib,
2. Amr,
3. Eshab,
4. Kays,
5. Nabt,
6. Bekr,
7. Sa’d isimlerinde yedi oğlu vardı.[1]
Benî Havlanların yurtlan Yemen ülkesinde ve bu ülkenin doğusunda idi. [2]
Benî Havlan temsilcileri on kişi olup, [3] Medine’ye Hicretin 10. yılında Şaban ayında geldiler. [4]
Remle binti Hâris’in konağına indirildiler.
Peygamberimiz Aleyhisselamin emriyle orada ağırlandılar. [5]
Temsilciler:
“Yâ Rasûlalları! Bizler Allah’a iman ve Allah’ın Resûlünü tasdik ediyoruz.
Bizim bu ikrarımız, gerimizdeki kavmimizden olanlara da şâmildir.
Biz, develer koltuklarda, yedeklerde; [6] sert ve katı yerlerde, ovalarda ise binitli olarak[7] sana gelmiş bulunuyoruz. [8]
Allah’ın ve Resûlünün üzerimizdeki nimeti sayesindedir ki, seni ziyarete geldik!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Siz bana kadar nasıl ve ne için geldiğinizi dile getirdiniz.
Muhakkak ki, her birinizin devesinin attığı her adım karşılığında size bir hasene ve sevap vardır!
‘Seni ziyarete geldik!’ sözünüze gelince; beni Medine’de ziyaret eden kişi, Kıyamet günü benim yanımda ve himayemde olacaktır!” buyurdu.
Benî Havlan temsilcileri:
“Yâ Rasulâlları! Bu o yolculuk ki, onun üzerinde bizim için bir mal helaki, kaybı yoktur!” dediler. [9]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
“Ammu Enes ne haldedir?” diye sordu.
Ammu Enes (Ümyânes) Benî Havlanların tapageldikleri bir sanem, bir puttu.
Benî Havlan temsilcileri:
“Allah onun kötülüğünü senin bize getirdiğin dinle değiştirip giderdi[10]
Bizlerden ona bağlananlardan, ancak çok yaşlanmış bir kimse ile çok yaşlanmış koca bir kan bağlı kalmıştır.
İnşaallah, [11] dönüp[12] yanına varırsak onu yıkacağız! [13]
Biz ona aldanmış, fitneye tutulmuş durmuştuk!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
“Gördüğünüz fitnelerden en büyüğü ne idi?” diye sordu.
Benî Havlan temsilcileri:
“Gördüğümüz fitne, biryıl kuraklığa uğramış, açlıktan çürümüş kemikve eski urgan parçalarını yiye­cek dereceye gelmiştik!
Gücümüzün yetebildiği şeyi toplayıp yüz öküz satın aldık!
Bir sabah onlan Ammu Enes için kurban olarak boğazlayıp yırtıcı hayvanlara bıraktık.
Halbuki, bizim ona kurtlardan kuşlardan daha çok ihtiyacımız vardı!
O sırada, bize yağmur geldi.
Yerlerin otlandığını gördüğümüzde, söz sahibimiz:
‘Ammu Enes bize ihsan etti!’ dedi.
Biz ekin eker, orta kısmını puta ayınr ve orayı onun adıyla anardık. Ekinin bir tarafını da Allah’a ayınrve orayı Allah’ın adıyla anardık.
Allah’a tahsis ettiğimiz ekin iyi yetiştiği ve geliştiği zaman, döner, onu Ammu Enes’e tahsis ederdik.
Ammu Enes’e tahsis ettiğimiz ekin iyi yetiştiği ve geliştiği zaman, onu Allah’a tahsis etmezdik!” dediler. [14]
“Allah içindir” denilen ve iyi yetişen ekinler put adına çevrilirken, “Allah ganîdir, buna muhtaç değildir. Put ise züğürttür!” denirdi. [15]
Allah’a tahsis edilen şeyler misafirlere, yoksullara; puta ayrılan şeyler ise put masraflarına, ayinler­ine, kurbanlara ve put bakıcılarına harcanırdı. [16]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Allah, bu hususta bana:
‘Onlar, Allah için, O’nun yarattığı ekin ve meyvelerle hayvanlardan bir hisse ayırdılar da, kendi boş zanlarınca ‘Şu Allah’ındır, şu da ortaklarımız olan putlarındır!1 dediler.
Ortaklarına ait olan Allah’a ulaşmaz, ama Allah’a ait olanlar, evet onlar ortaklarına gider!
Onların hükmedegeldikleri bu şeyler ne kötüdür!’ [En’âm: 136] âyetini indirdi” buyurdu.
Benî Havlan temsilcileri:
“Biz Ammu Enes’in önüne vanr, muhakeme olunurduk da, o konuşurdu!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Sizinle konuşanlar, şeytanlardır!” buyurdu. [17]

Benî Havlan Temsilcilerinin İslâmiyet Hakkında Bilmediklerini Öğrenerek Yurtlarına Dönmeleri

Benî Havlan temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselama İslâm dinine ait işlerden. [18] dinin farzların-dan[19] sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sorularının cevaplarını onlara bildirdi. [20]
Kendilerine Kur’ân-ı Kerîm ve sünnetlerin öğretilmesini ashabına[21] emir buyurup, onlara da, ahde vefayı, emaneti edayı, komşularına iyi komşuluk etmelerini, hiç kimseye haksızlık yapmamalarını emret­ti ve:
“Çünkü, zulüm Kıyamet günü karanlıklarındandır!” buyurdu. [22]
Benî Havlan temsilcileri, birkaç günden sonra, Peygamberimiz Aleyhisselama veda etmeye geldil­er. [23]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlardan her birine onikişer ukiyye gümüş bahşiş verilmesini emir buy urdu. [24]
Benî Havlan temsilcileri, bahşişlerini alıp kavimlerinin yanına döndüler. Ammu Enes putunu yık-madıkça, düğümü çözemediler. [25]
Peygamberimiz Aleyhisselamın kendilerine haram kıldığı şeyleri haram, helâl kıldığı şeyleri de helâl kıldılar. [26]

Cebrail Aleyhisselamın Peygamberimiz Aleyhisselama Gelip Sorduğu Sorularla Müslümanlara Müslümanlığı Öğretişi

Hicretin 10. yılında bir gün Cebrail Aleyhisselam, Müslümanlara Müslümanlığı öğretmek için beşer suretine girerek Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi. [27]
Abdullah b. Ömer’in bildirdiğine göre, Hz. Ömer demiştir ki:
“Biz bir gün[28] Resûlullah Aleyhisselamla ve ashabından yanındaki bir cemaatle birlikte[29] otur­duğumuz sırada[30] güzel yüzlü, [31] başının saçı kulak yumuşaklarına kadar uzamış, [32] güzel saçlı, [33] saçına güzel koku sürünmüş, [34] üzerindeki[35] elbisesi bembeyaz, [36] saçı ise simsiyah, [37] genç ve güzel, [38] üzerinde yolculuk eseri görünmeyen, bununla birlikte içimizden hiçbirinin tanımadığı bir adam[39] çıkageldi. [40]
Orada bulunan cemaat:
‘Bu, ne tanıdığımız bir kimsedir, ne de bu bir yolcuya benzer! Aceb kim ola?1 der gibi birbirlerine bakıştılar. [41]
Adam:
‘Esselamü aleyke!1 diyerek Resûlullah Aleyhisselama, ‘Esselamü aleyküm!1 diyerek de bizlere selam verdi.
Resûlullah Aleyhisselam, onun selamına karşılık verdi. Biz de onunla birlikte karşılık verdik. [42]
Adam:
‘Yâ Rasûlallah! Ben sana geldim!’ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Evet!’ buyurdu. [43]
Adam, Resûlullah Aleyhisselamın yanına kadar vanp karşısına oturdu[44] ve:
‘Bana biraz yaklaş yâ Rasûlallah!’ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam biraz yaklaştı. [45]
Adam tekrar:
‘Yâ Rasûlallah! Biraz daha yaklaş!’ dedi.
Resûlullah Aleyhisselam, diz kapakları onun diz kapaklarına değecek kadar yaklaştı. [46]
Sonra da, adam, ona saygı olmak üzere ayağa kalkıp oturdu, [47] ellerini dizlerinin üzerine koydu. [48]
‘Yâ Rasûlallah! [49] Ya Muhammed! [50] Bana imandan haber ver! [51] İman nedir?’ diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
‘İman;
1. Allah’a,
2. Allah’ın meleklerine,
3. Allah’ın kitablarına,
4. Allah’ın resûllerine,
5. Ahi ret gününe,
6. Bir de, hayır ve şer kadere inanmandır!’ buyurdu. [52]
Adam:
‘Ben böyle yaparsam iman etmiş olur muyum?1 diye sordu. Resûlullah Aleyhisselam: ‘Evet, olursun!’ buyurdu. [53] Adam:
‘Doğru söyledin!’ dedi. [54]
Adamın ‘Doğru söyledin!’ diyerek Resûlullah Aleyhisselamı tanıyormuşcasına tasdik edişine, [55] ‘Hem soruyor, hem de onu tasdik ediyor?!’ diye şaştık. Adam, bundan sonra: “Yâ Muhammedi Bana İslâm’dan haber ver! [56] Nedir o?’ diye sordu. [57] Resûlullah Aleyhisselam: ‘İslâm:
1. Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in Resûlullah olduğuna şehadet etmen,
2. Namazı dosdoğru kılman,
3. Zekatı vermen,
4. Ramazan orucunu tutman,
5. Yoluna gücün yeterse Beytullah’ı haccetmendir!’ buyurdu. [58]
Adam:
‘Ben böyle yaparsam Müslüman olur muyum?” diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Evet, olursun!’ buyurdu. [59]
Adam yine:
‘Doğru söyledin!’ dedi. [60]
Biz yine adamın ‘Doğru söyledin!’ deyişine, [61] ‘Hem soruyor, hem de onu tasdik ediyor!’ diye ken­disinin haline şaştık.
Adam, böyle her defasında:
‘Doğru söyledin! Doğru söyledin!’ dedikçe, cemaat:
‘Biz Resûlullah Aleyhisselama bu adamdan daha çok saygı gösterenini görmedik! Sanki Resûlullah Aleyhisselamı tanıyor!’ demekte idiler. [62]
Bundan sonra, adam:
‘Yâ Rasûlallah! [63] Sen bana ihsandan haber ver! [64] İhsan nedir?’ diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
İhsan, Allah’a-Kendisini görüyormussun gibi-ibadet etmendir.
Sen O’nu görmesen de, hiç şüphesiz O seni görür!’ buyurdu. [65]
Adam:
‘Ben böyle yapınca ibadeti ihsan derecesinde yapmış olur muyum?’ diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Evet!’ buyurdu. [66]
Adam yine doğruladı. [67]
Adam böyle her defasında ‘Doğru söyledin! Doğru söyledin!’ dedikçe, biz de ‘Resûlullah Aleyhisselama bundan daha çok saygı gösterenini görmedik!’ diyorduk. [68]
Adam:
‘Yâ Rasûlallah! [69] Bana Kıyametten haber ver! [70] Ne zaman kopacak o?’ diye sordu. [71]
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Bu sorunda, sorulan, sorandan daha bilgili değildir!’ buyurdu. [72]
Adam:
‘Doğru söylüyorsun! [73] Öyle ise, bana onun alâmetlerinden haber ver! [74] Onun alâmetleri nelerdir?’ dedi. [75]
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Cariyenin kendi sahibesini doğurduğunu, yalınayak, çıplak, yoksul davar çobanlarının zenginleşip yüksek bina kurmakta birbirleriyle yarıştıklarını, övündüklerini görmendir!’ buyurdu. [76]
Adam:
‘Doğru söyledin!’ dedi, sonra dönüp gitti. [77]
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Adamı bana geri çeviriniz!’ buyurdu. [78]
Hemen kalkıp adamın ardına düştük.
Ne kendisinin nereye yönelip gittiğini bilebildik, ne de izini-tozunu görebildik. Bunu Peygamber Aleyhisselama haber verdik.[79]
‘Ey İbn Hattab! [80] Ey Ömer! [81] Sen o sorucunun kim olduğunu biliyor musun?’ diye sordu. [82]
‘Allah ve Resûlü daha iyi bilir’ dedim . [83]
Resûlullah Aleyhisselam:
‘O, Cebrail Aleyhisselam idi! Size dininizi öğretmek için gelmişti!1 buyurdu.” [84]

Hz. Ali’nin Mezhiclerin Yurduna Gönderilişi

Mezhiclerin Kimlikleri

Mezhic, Malik b. Üded olup Kahtan’a kadar ata soyu şöyle sıralanır Malik b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arîb, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe’, [85] b. Yeşcüb, b. Ya’rüb, b. Karıtan. [86]

Mezhic’den Türeyen Kabileler

1. Celd b. Mezhicler,
2. Murad b. Mezhicler,
3. Sa’du’l-Âşire b. Mezhicler. [87]

Cefd b. Mezhic’den Türeyen Kabileler

1. Benî Reha b. Harb, b. Ule, b. Celdler,
2. Beni Suda’lar,
3. BenîCenbler,
4. BenîYezid b. Harb, b. Ule, b. Celdler,
5. Benî Naha1 b. Amr, b. Ule, b. Celdler,
6. Benî Müsliye b. Âmir, b. Amr, b. Ule, b. Celdler,
7. Benî Harise b. Ka’b, b. Amr, b. Ule, b. Celdler. [88]

Murad b. Mezhicferden Türeyen Kabileler

1. Karen b. Redman, b. Naciye, b. Muradlar,
2. Benî Cemel b. Ki nane, b. Naciye, b. Muradlar,
3-4. Rabaz ve Sunabihler diye anılan BenîZehran b. Muradlar.[89]

Benî Sa’du’l-Âşire’den Türeyen Kabileler

1. Benî Hakem b. Sa’du’l-Âşireler,
2. Benî Cu’fî b. Sa’du’l-Âşireler,
3. Evd b. Sa’b, b. Sa’du’l-Âşireler,
4. Zübeyd b. Sa’b, b. Sa’du’l-Âşireler. [90]
Rivayete göre; Üded ölünce, karısı kocaya gitmeyip oğulları Malik b. Cülhüme (Tayyi’)in yanında oturduğu için, “Oğullarının yanında oturdu!” denilmiş ve bunun üzerine Malik ile Tayyi1 “Mezhic” diye anılmış, Tayyi’lerden türeyen bütün kabileler de Mezhiclerden sayıImiştir. [91]

Hz. Ali’nin Mezhiclere Gönderiliş Sebebi,Tarihi ve Mezhiclerin Yurtları

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretin 10. yılında, Ramazan ayında[92] Hz. Ali’yi Yemen ülkesinde­ki Mezhiclerin yurtlarına gitmek[93] ve onlan İslâmiyete davet etmek üzere görevlendirdi. [94]
Ona Küba köyünde ordugâh kurmasını emretti.
Karargâh kurulup askerler orada toplanınca, Peygamberimiz Aleyhisselam, bir sangı bir kargının başına bağlayıp:
“Sancak böyledir!” buyurdu ve onu Hz. Ali’ye verdi.
Hz. Ali’nin başına da, üç dürgülü bir sank sardı.
Sarığın bir ucunu bir zira kadar önüne, öteki ucunu da bir karış kadar arkasına sarkıttıktan sonra:
“Sarık böyle sarılır, böyle!” buyurdu. [95]
Hz. Ali’nin maiyyetine üçyüz süvari verdi.
Uğurlarken, ona:
“Hiçbirtarafına bakmadan ilerleyip git!” buyurdu. [96]
Hz. Ali:
“Yâ Rasûlallah! Neler ve nasıl yapacağım?” diye sordu. [97]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali’ye Emir ve Direktifleri

Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Meydanlarına varıp konduğun zaman, seninle çarpışmaya kalkmadıkça, onlarla çarpışma! [98]
Eğer seninle çarpışmaya kalkarlarsa, sizden birini öldürünceye kadar onlarla çarpışma!
Sizden öldürürlerse, bir müddet ne yapacaklarını beklemeden onlarla çarpışmaya kalkma!
Sonra onlara:
‘Sizler ‘Lâ ilahe illallah=AlIah’tan başka hiçbir ilah yoktur1 demeyi kabul eder misiniz?1 diye sor.
‘Evet!’ derlerse, onlara:
‘Siz, mallarınızın sadaka ve zekatını çıkarıp fakirlerinize vermeyi kabul eder misiniz?’ diye sor.
‘Evet!’ derlerse, artık onlardan bundan başkasını isteme!
Vallahi senin elinle Allah’ın bir tek adamı hidayete, doğru yola eriştirmesi, senin için, üzerine güneşin doğduğu veya battığı herşeyden daha hayırlı dir! [99]
Daha önce Yemen’e gitmiş bulunan Halid’in arkadaşlarına emret: Onlardan, geri dönüp seninle git­mek isteyenler, geri dönüp gitsinler; Medine’ye gelmek isteyenler de gelsinler!” buyurdu. [100]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali’ye:
“Eğer Halid b. Velid’le biraraya gelirseniz, âmir (başkumandan) Ali b. Ebu Talib’dir!” buyurduğu da rivayet edilir. [101]
Hz. Ali, üçyüz süvarinin başında yola devam etti.
Nihayet, süvarilerin öncüleri Mezhiclerin yurduna yaklaştılar.
Hz. Ali arkadaşlarını akıncı birliklerine ayırdı.
Bunlar, yaptıkları akınlar neticesinde birçok kadın, erkek, çocuk esir aldılar. Deve, davar, vesair ganimet mallan ele geçirip getirdiler.
Hz. Ali, ganimet mallarıyla Büreyde b. Husayb’ı görevlendirdi.
Hz. Ali, Mezhiclerin bir cemaatine rastladı, onları İslâmiyeti kabule davet ve teşvik etti.
Fakat Mezhicler İslâmiyete girmeye yanaşmadılar, İslâm mücahidlerini oka ve taşa tuttular.
Bunun üzerine, Hz. Ali, eline sancak verip Mes’ud b. Sinanü’s-Sülemîyi ileri etti. [102]
Mezhiclerden bir adam meydana çıkıp kendisiyle çarpışacak er diledi.
Ona karşı, Esved b. Huzâiyyü’s-Sülemî meydana çıktı.
İki süvari bir müddet birbirlerine saldırdılar.
En sonunda Esved b. Huzâî onu öldürüp elbise ve silahlarını aldı . [103]
Sonra, Hz. Ali, yanındaki süvarilerle birlikte hücuma geçti.
Mezhiclerden yirmi kişi öldürülünce, Mezhicler dağıldılar. [104]
Hz. Ali, onları takip etmekten vazgeçip kendilerini tekrar İslâmiyete davet etti. Mezhicler Müslüman olmayı kabul ettiler. Reislerinden bazı kişiler gelip Hz. Ali’ye İslâmiyet üzerine bey’at ettiler ve:
“Bizler, arkamızdaki kavmimiz adına da bey’at ediyoruz!
İşte, zekat ve sadakalarımız! Onların içinden, Allah’ın hakkını da al!” dediler.
Hz. Ali ganimet mallarını biraraya toplattıktan sonra beşe ayırıp bir okun üzerine “Allah’a aittir!” yazısını yazdı, kur’a çekti.
İlk çıkan, Allah’a ait beşte bir hisse oldu! [105]
Bu hisse içinde Yemen elbise balyaları, ganimet develeri, Mezhiclerin zekat develeri bulunuyor­du. [106]
Hz. Ali, kalan dört hisseyi de mücahidler arasında bölüştürdü. [107]
Hz. Ali, Mezhiclerin durumunu Peygamberimiz Aleyhisselama yazdığı bir yazı ile bildirdi ve yazıyı Abdullah b. Amr b. Avfü’l-Müzenî ile gönderdi.
Yazısında; Zübeyd ve başka cemaatlara rastlayıp kendilerini İslâmiyete davet ettiğini, Müslüman olurlarsa kendileriyle çarpışmaktan el çektiğini bildirdiğini, bunu yanaşmayanlarla çarpışmak zorunda kaldığını, Yüce Allah’ın zafer ihsan ettiğini, onlardan öldürülenlerin öldürüldüğünü, sonra teklif olunduk­ları şeyi kabul edip İslâmiyete girdiklerini ve zekat vermeye boyun eğdiklerini ve kendilerinden bazı kim­selerin geldiklerini ve onlara Kur’ân-ı Kerîm okumayı da öğrettiklerini bildirdi. [108]
Ebu Saîd el-Hudrî’nin bildirdiğine göre; Hz. Ali Yemen’den Peygamberimiz Aleyhisselama dabak-lanmış bir deri içinde daha toprağından temizlenmemiş altın cevheri de göndermişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam bu altın cevherini Uyeyne b. Hısn, Akra’ b. Habis, Zeydü’l-Hayr ve Alkame arasında paylaştırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın altın cevherini paylaştırdığı sırada, bir adam:
“Biz bu ihsana şu adamlardan daha müstahak idik!?” dedi.
Adamın bu sözü Peygamberimiz Aleyhisselama erişince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Demek siz bana itimad etmiyorsunuz ha!?
Halbuki, ben göktekilerin bile emîniyimdir! Sabah-akşam bana gökyüzünün haberi gelip duruyor!” buyurdu.
Bunun üzerine, iki gözü çökük, yanağının elmacıkları çıkık, alnı yüksek, gür sakallı, başı traşlı, izarını yukarı çemremiş bir adam ayağa kalkıp:
“Yâ Rasûlalları! Allah’tan kork!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
“Yazıklar olsun sana! Ben, yeryüzündeki insanların, Allahtan korkmaya en lâyık olanı, en çok korkanı değil miyim?!” buyurdu.
Adam arkasını dönüp gitti.
Halid b.Velid:
“Yâ Rasûl alları! İzin ver de şunun boynunu vurayım!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Hayır! Bunun, ileride namaz kılan bir kişi olması umulur!” buyurdu.
Halid b.Velid:
“Namaz kılanlardan öyle kimseler var ki, onlar gönüllerinde olmayan şeyleri dilleriyle söylerler!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ben halkın kalblerini açmaya, karınlarını yarmaya memur değilim!” buyurdu, sonra da o adam dönüp giderken, arkasından:
“Şunun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki, onlar her zaman Allah’ın Kitabını güzel sesle okuy­acaklar, fakat Kur’ân’ın halâveti onların hançerelerinden ileri geçmeyecek!
Onlar, ok avı süratle delip çıktığı gibi, dinden fırlayıp çıkacaklar! [109]
Eğer ben onların zamanına yetişmiş olsaydım, Semûd kavminin toptan helak olduğu gibi, muhakkak, bunları da toptan helak etmesini Allah’tan dilerdim!”
buyurdu. [110]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ali’ye, hac mevsimine kadarYemen’de kalmasını ve hac mevsi­minde gelip Mekke’de kendisiyle buluşmasını emretti. [111]

Yahudi Hahamlarından Ka’bu’l-Ahbâr’ın Müslüman Oluşu

Ka’bu’l-Ahbâr der ki:
“Ali Aleyhisselam Yemen’e geldiği zaman, kendisiyle buluşup:
‘Muhammed’in sıfatlarını bana haber ver!1 dedim.
Haber verince, gülümsedim.
Bana:
‘Ne için gülümsedin?1 diye sordu.
‘O’nun sıfatları, bizim yanımızda bulunan Kitabdakine uyuyor da, onun için gülümsedim! O, bizim yanımızda da, senin tavsif ettiğin gibi tavsif edilmiş bulunmaktadır1 dedim.
Resûlullah Aleyhisselamın peygamberliğini tasdik ve kendisine iman ettim.
Bilginlerimizden bazılarını çağırdım. Kendilerine bir kitap çıkardım ve:
‘Bunu babam benim için mühürlemiş, kapamış ve ‘Yesrib’den (Medine’den) Peygamberin çıktığını işitinceye kadar bunu açma!’ demişti’ dedim.
Resûlullah Aleyhisselamın vefatına kadar Yemen’de Müslüman olarak oturdum.
E bu Bekir de vefat etti.
Ömer b. Hattab halife olunca Medine’ye geldim.
Ne olurdu, hicrette öne geçmiş olsaydım!” [112]

Mücahidlerden Bazılarının Hz. Ali’den Şikâyetlenmeleri

Mücahidler, beşte bir hisseden kendilerine birşeyler vermesini Hz. Ali’den istediler.
Hz. Ali vermekten kaçındı ve:
“Ben bunu Resûlullah Aleyhisselamın yanına kadar taşıyacağım! Kendisi bu hususta uygun gördüğünü yapar.
İşte, Resûlullah Aleyhisselam hacda bulunuyor. Onunla buluşuruz! O, bunun üzerinde Allah’ın ken­disine gösterdiği şeyi yapar!” dedi.
Hz. Ali, zekat develerine binilmesini de yasakladı.
Beşte bir hisseyi hayvanlara yükledi.
Ganimet mallarından birlikte sürülüp götürülecek olanları da, birlikte sürdürdü.
Hz. Ali, Taif’in Futuk karyesinde bulundukları zaman, Ebu Râfi’i hem arkadaşları hem de beşte bir mallar üzerine bırakarak, arkadaşlarından önce Mekke’ye gitmek istedi ve acele gitti.
Mücahidler, beşte bir mallar arasında bulunan elbiselerden giymek üzere Ebu Râfi’den ikişer tane elbise istediler ve aldılar.
Mekke’ye girdikleri ve Sidre mevkiinde bulundukları sırada, Hz. Ali inecekleri konak yerlerine getirmek için onları karşılayıp herkesin üzerlerine ikişer ikişer elbise giymiş olduklarını görünce, elbiselerin beşte bir hisseye ait olduğunu anladı.
Ebu Râfi’e:
“Nedir bu?” diye sordu.
Ebu Râfi':
“Benimle konuştular, senden bana şikâyetlendiler. Senin hakkındaki şikâyetlerin bununla hafi-fleneceğini sandım. Senden önce bazı kumandanlar onlara böyle
yapmakta imişler!” dedi.
Hz. Ali:
“Onların üzerinde gördüğün, sana vermiş olduğum bu elbiseleri muhafaza etmeni sana emretmiş­tim!
Yoksa, seni bunları onlara veresin diye geride bırakmamıştım!?” dedi ve bazılarının da üzerinden soyup aldı.
Mücahidler, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldikleri zaman, Hz. Ali’yi Peygamberimiz Aleyhisselama şikâyet ettiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ali’yi çağırdı ve:
“Arkadaşların senden niye şikâyet ediyorlar?” diye sordu.
Hz. Ali:
“Onların şikâyet ettikleri şey herhalde şudur: Ganimetleri onlara bölüştürmüş, ayrılan beşte bir hisseyi ise sana getirip teslim etmek üzere tutmuştum. Onun hakkında uygun gördüğün işlemi sen yapacaktın.
[Başkan ve kumandanlar beşte bir hisseden istedikleri kimselere pay vermek suretiyle iş yaparlardı.]
Ben bu hususta uygun gördüğünü sen yapasın diye onu sana getirip teslim etmeyi münasip gördüm!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, birşey söylemedi. [113]

Benî Gâmid Temsilcilerinin Medine’ye Gelişleri ve Müslüman Oluşları

Benî Gâmidlerin Kimlikleri ve Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri

Benî Gâmidler, Kahtan’ın soyundan gelen Ezd kabilelerindendi. [114] Benî Gâmidlerin ata soyları şöyle sıralanır: Benî Gâmid (Amr) b. Abdullah, b. Ka’b, b. Haris, b. Ka’b, b. Abdullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs, [115] b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe[116]
Gâmid’in:
1. Sa’d-ı Menat,
2. Zubyan,
3. Malik,
4. Mahmiyye isimlerinde dört oğlu vardı.
Zubyan ile Malik’ten birer kabile türemiştir.
Sa’d-ı Menafin:

1. Düel,
2. Salebe adında iki oğlu olup, Salebe kabile babası olmuştur.
Düel’in:

1. Salebe,
2. Mazin,
3. Küseyr,
4. Vâlibe isimlerindeki oğullarının her birinden birer kabile türem iştir. [117]
Benî Gâmid temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Hicretin 10. yılında, [118] Ramazan ayında geldiler. [119]
On kişi idiler.
Bakiyyu’l-Garkad’a indiler. [120] İyi elbiselerini giydiler. [121] Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına git­tiler. [122]
İçlerinden yaşça en küçük olanını, hayvanlarının, ağırlıklarının yanında arkada bıraktılar. O da uyuyakaldı.
Bir hırsız gelip temsilcilerden birinin içerisinde elbisesi bulunan heybesini çaldı. [123]
Temsilciler Peygamberimiz Aleyhisselama selam verdiler ve Müslüman olduklarını ikrar ettiler. [124]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
“Konak yerinizde yerinize kimi bıraktınız?” diye sordu.
“Yâ Rasûlallah! Yaşça en gencimizi!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“O uyudu, metâınızdan gafil oldu. Bir gidici gidip birinizin heybesini aldı!” buyurdu.
Temsilcilerden birisi:
“Yâ Rasûlallah! Benden gayrı, bunlardan hiçbirinin heybesi yok!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“O, alındı ve yerine geri çevrildi!” buyurunca, temsilciler hemen konak yerlerine gittiler ve adamlarını buldular. Peygamberimiz Aleyhisselamın haberverdiği şeyi ona sordular.
Genç:
“Uykumdan uyanınca, heybeyi kaybettim, aramaya kalktım. Oturmuş bulunan bir adamla karşılaştım.
Adam, beni görünce, benden uzaklaşmak, kaybolmak istedi. O nereye gittiyse, ben de oraya kadar vanp ulaştım.
Nihayet, bir kazı izi gördüm. Kaybolan heybeyi oradan çekip çıkardım!” dedi.
Temsilciler:
“Biz şehadet ederiz ki; o, Resûlullahtır! Bize heybenin alınıp yerine iade edilmiş olduğunu haber ver­mişti!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına dönüp hadiseyi anlattılar. Geride bıraktıkları genç de gelip Müslüman oldu.
Yüce Allah hepsinden razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Übeyy b. Ka’b’a emretti. [125] O da gitti, [126] onlara Kur’ân-ı Kerîm öğretti. [127]
Benî Gâmidler için, ayrıca, içinde İslâm şeriatları bildirilen bir yazı da yazdırıldı. [128]
Peygamberimiz Aleyhisselam, başka elçilere verdiği gibi, Benî Gâmid temsilcilerine de bahşişlerini verdi. Benî Gâmid temsilcileri yurtlarına döndüler. [129]

Benî Gassanlardan Medine’ye Gelip Müslüman Olan Kişiler

Benî Gassanların Kimlikleri ve Yurtları

Benî Gassanlar, Kahtan’ın soyundan gelen Ezd kabilesinden idiler. [130]
Gassan Yemen’in Me’rib Şeddinde, [131] Zebid ve Rimâ’ arasında[132] bir su, [133] Rimâ1 da Yemen vadilerinden bir vadi olup; Gassan diye anılan su, Rimâ’nın alt tarafında idi. [134] Zebid, Yemen’in Husayb şehrinin birvadisidir. Şehir vadi ismiyle anılagelmiştir. [135]
Mazin b. Esed, b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1, b. Yeşcüb, b. Ya’rüb, b. Kahtan’ın soyundan gelen kabileler Gassan suyundan içtikleri için, kendilerine Gassan adı ver­ilmiştir. [136]
Gassanlar:
1. Benî Harisler,
2. Hafneler,
3. Malikler,
4. Ka’blar,
5. Benî Amr (Müzeykıyâ)’lardır. [137]
Hemdânî’ye göre; Gassanlardan bir kısmı Belkâ’da, bir kısmı Hımsta, pek çoğu da Yermük’te toplanm ı şiardı. [138]
Benî Gassanlardan Medine’ye gelenler, Hicretin 10. yılında Ramazan ayında geldiler. [139]
Üç kişi idiler. [140]
Remle binti Hâris’in konağına indirildiler.
O zaman, Arap kabilelerinden gelen elçiler, Peygamberimiz Aleyhisselama zekatlarını da getirip teslim etmekte idiler.
Gassan’dan gelenler, aralarında:
“Acaba, bizi Araplardan kötü gördüğü kimseler gibi mi görür?” diye konuştular. [141]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına varıp Müslüman oldular. [142] Peygamberimiz Aleyhisselamın Allah’tan getirip tebliğ ettiği şeylerin hak ve gerçek olduğuna şehadet ettiler. [143]
“Kavmimiz bize uyar mı, yoksa uymaz mı; orasını pek bilmiyoruz.
Çünkü, onlar saltanatlarının sürüp gitmesini ve Kayser’e yakın olmayı severler!” dediler. [144]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Gassânîlere bahşişlerini verdi.
Onlar yurtlarına dönüp kavimlerinin yanına vardılar.
Gassanlar, onların elçiliklerini kabul ettiler. [145]
Müslüman olmadılar. [146]
Bunlar da, kavimlerinin tutum ve davranışlarına bakarak Müslümanlıklarını gizli tuttular. [147]
Elçi Gassânîlerden ikisi, Müslüman olarak vefat etti.
Üçüncüsü ise, Hz. Ömer’in devrine yetişti. Yermük Savaşı sırasında Ebu Ubeyde b. Cerrah ile görüşüp, Müslüman olduğunu ona haber verdi. [148] Hürmete ve ikrama nail oldu. [149]
Yüce Allah, üçünden de razı olsun![150]

Benî Becîlelerin İki Kafile Halinde Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları

Benî Becîlelerin Kimlikleri

Benî Becîleler, Kahtan’ın soyundan gelen kabilelerdendir. [151]
Benî Becîlelerin ata soyları şöyle sıralanır Enmar b. İraş, b. Amr, b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe[152] Enmar b. İraş’ın:
1. Akbar,
2. Gavs,
3. Şuhye,
4. Eşhel,
5. Şeni,
6. Tarif,
7. Süniyye,
8. Haris,
9. Cedea isimlerindeki oğullarının hepsinin anası Becîle binti Sa’b b. Sa’du’l-Âşire olduğu için, bun­lardan türeyen kabileler, analarına nisbetle Becîle diye anılmışlardır.
Akbar’ın soyundan gelen kabileye mensup Cerir b. Abdullah, Kelb b. Veberelerle Becîleler arasın­da Ficar’da vuku bulan şiddetli çarpışma esnasında Arap kabileleri arasına dağılmış bulunan Becîleleri, sonradan biraraya toplamıştır.
Gavs b. Enmar’ın oğlu Ahmes b. Gavs’ın da soyundan birtakım kabileler türem iştir. [153] Benî Becîlelerden 150 kişilik ilk kafile, Medine’ye Hicretin 10. yılında, [154] Ramazan ayında geldi. [155]
Bu kafilenin başında Cerir b. Abdullah bulunuyordu. [156]
Cerir b. Abdullah kabilesinin başkanı idi. [157]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanlara irad buyurduğu hutbesinde:
“Sizin yanınıza şu kapıdan Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir ki, onun yüzünde melek, melik alâmeti vardır” buyurdu.
O sırada Cerir b. Abdullah, hayvanının üzerinde ve kavmi de yanında bulunduğu sırada çıkageldi. [158]
Cerir b. Abdullah der ki:
“Medine’ye varınca, devemi indirdim. Heybemi açıp altlı-üstlü elbisemi giydikten sonra, Mescide girdim.
O sırada, Resûlullah Aleyhisselam hutbe irad buyuruyordu.
Kendisine selam verdim.
Halk, beni göz ucuyla süzüyordu.
Yanımda oturan zâta:
“Ey Abdullah! Resûlullah Aleyhisselam beni andı mı?” diye sordum.
“Evet! Biraz önce, seni en güzel anışla andı. Hutbesinin arasında, ‘Şu kapıdan, şu yoldan, Yemenli, hayırlı bir zât girecektir! Onun yüzünde ancak bir melek, melik nişanı vardır!1 buyurdu1 dedi.
Yüce Allah’a hamd ettim. [159]
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Ey Cerir! Ne için geldin?1 diye sordu.
‘Yâ Rasûlallah! Senin elinde Müslüman olayım diye geldim!’ dedim. [160]
‘Yâ Rasûlallah! [161] Getir, uzat elini banali[162] İslâmiyet üzerine bey’at edeyim sana[163]
Sen şartlarını biliyorsun, bana koşacağın sarfları koş!” dedim. [164]
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Ey Cerir! Seni, Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına, kendimin de Resûlullah olduğuma şehadet getimneye,
Allah’a,
Ahi ret gününe,
Hayır ve şer kadere inanmaya,
Farz olan namazları kılmaya,
Farz olan zekatı da vermeye davet ediyorum . [165]
Sen Allah’a hiçbir şeyi şerik koşmaksızın ibadet edeceksin.
Farz olan namazı kılacaksın!
Farz olan zekatı vereceksin!
Her Müslüman için hayırhah olacaksın!
Kâfirlerden, müşriklerden uzak duracaksın! [166]
Sen, Allahtan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim de Resûlullah olduğuma şehadet[167] Allah’a hiçbir şeyi şerik koşmaksızın ibadet etmek, [168] namazı kılmak, [169] Ramazan orucunu tutmak, [170] Müslümanlara hayırhah olmak, [171] Habeşî (Zenci) bir köle de olsa, valiye itaat etmek, [172] müşriklerden ayrılmak üzere bey’at edeceksin!” buyurdu. [173]
‘Olur!’ dedim.
Resûlullah Aleyhisselam elini uzattı. [174]
Ben de:
‘Namazı kılmak, zekatı vermek, [175] Habeşli (zenci) bir köle bile olsa valiye[176] itaat etmek, [177] ver­ilen emirleri dinlemek. [178] bütün Müslümanlar için hayırhah olmak, [179] müşriklerden aynlmak, [180] üzere Resûlullah Aleyhisselama bey’at ettim. [181]
Resûlullah Aleyhisselam:
‘İslâm beş şey üzerine kurulmuştur.
1. Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet etmek,
2. Namazı kılmak,
3. Zekatı vermek,
4. Beytullah’ı haccetmek,
5. Ramazan orucunu tutmak’ buyurdu.” [182]
Cerir b. Abdullah’ın kavminden yanında bulunanlar da Müslüman olup bey’at ettiler. [183] Yüce Allah hepsinden razı olsun!
Cerir b. Abdullah der ki:
“Müslüman olduğumdan beri, hiçbir vakit Resûlullah Aleyhisselam yanına girmekten beni men etmemiş ve beni gördüğü zaman da muhakkak yüzüme gülmüş, gülümsemiştir.” [184]
Peygamberimiz Aleyhisselamın ashabıyla birlikte oturduğu sırada, Cerir b. Abdullah gelmişti.
Nasılsa, oturanların hiçbiri ona yer açmamıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisinin üzerindeki pelerinini ona attı ve:
“Ey Ebu Amr! Yanındakini al da, üzerine otur!” buyurdu.
Cerir b. Abdullah onun üzerine oturdu, elini göğsüne koyup:
“Yâ Rasûlallah!
Senin bana ikram ettiğin gibi, Allah da sana ikram buyursun!” dedi. [185]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Size bir kavmin kerem ve şeref sahibi, ulusu geldiği zaman, ona ikram ve ihtiram ediniz!” buyur­du. [186]
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisine Arap heyetleri geldikçe, Cerir b. Abdullah’a haber salar; o da temiz elbisesini giyip yanına varır, otururdu. [187]

Benî Becîlelerden İkinci Kafilenin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu

Ahmesîlerin Kimlikleri

Ahmesîler, Becîlelerden Gavs b. Enmar’ın soyundan idiler. [188]
Benî Becîlelerin Medine’ye gelip Müslüman olan ilk kafilesini, başlarında Kays b. Garbetü’l-Ahmesî bulunan Ahmesîlerden 250 kişilik ikinci kafile takip etti. Peygamberimiz Aleyhisselam: “Sizler kimlersiniz?” diye sordu. “Biz Ahmesullah’ız!” dediler. Cahiliye çağında onlara böyle denirdi. Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Siz, bugün, Allah’ınsınız, Allah’ın Müslüman kullarısınız!” buyurdu. [189] Allah onlardan razı olsun!
Benî Becîleler yurtlarına dönecekleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam Bilal-i Habeşî’ye: “Benî Becîl elere binit hayvanları verve vermeye Ahmesîlerden başla!” buyurdu. Bilal-i Habeşî de öyle yaptı. [190] Kays b. Garbe, yurduna dönünce, kavmi olan Ahmesîleri İslâmiyete davet etti. [191]

Cerir b. Abdullah’ın Zülhalasa Puthanesini ve Putunu Yıkmaya Gönderilişi

Cerir b. Abdullah, Medine’ye geldikçe, Fetve b. Amrü’l-Beyâzî’ye iner, Peygamberimiz Aleyhisselam da ona arkasındaki kavmini sorardı.
Cerir b. Abdullah:
“Yâ Rasûlallah! Yüce Allah İslâmiyeti aşikâr ve üstün kıldı.
Kabilelerin mescidlerinde ve meydanlarında ezanlar okunuyor.
Kabileler, tapageldikleri putlarını yıktılar!” dedi.
Peygamberimiz Al eyhisselam, ona:
“Zülhalasa ne yapıyor, ne oldu?” diye sordu.
Cerirb. Abdullah:
“O, olduğu hal üzere duruyor!” dedi.
Peygamberimiz Al eyhisselam:
“Vallahi, inşaallah, ondan da kurtulacak, rahatlayacağım!” buyurdu[192] ve ona:
“Ey Cehr! [193] Sen beni Zülhalasa’dan kurtarmaya yetmez, [194] beni ondan rahatlandırmaz mısın?” diye sordu. [195]
Cerirb. Abdullah:
“Evet! Rahatlandırınm!” dedi. [196]
Zülhalasa; Devs, [197] Has’am ve Becîlelere ait olup, [198] Yemen’de bir ev, birtapınaktı. [199] Ona tapıl­ın akta ve “Yemen Kâbesi” denilmekte idi. [200]
Zülhalasa’nın içinde dikili birtaş da bulunuyordu[201] Beyaz mermerdendi. [202] Üzeri, taç gibi nakışlı idi.
Yemenle Mekke arasında, Mekke’ye yedi gecelik uzaklıktaki Tebâle’de, [203] Has’amların yurdu olan Ablâ’da, [204] şimdiki Tebâle mescidinin kapısının eşiğinde bulunuyordu. [205]
Zülhalasa’nın bakıcısı Vâhile b. A’surlardan Benî Ümâmeler idi.
Zülhalasa’ya tazim edilir, kurbanlar kesilirdi. [206]
Babası öldürülen kimse, öç almak istediği zaman, önce Zülhalasa’ya gider, onun yanında (üzeri yazılı) fal oku çektirir, çıkan ok bundan men ediyorsa, geri dururdu. [207]
Devs kabilesi kadınları da, ona arkalarını dönüp ırgalamak suretiyle taparlardı ! [208]
Zülhalasa’yı Amr b. Luhayy’ın veya Ebrehe’nin yaptırdığı söylenir. [209]
Zülhalasa’ya Devs, Becîle ve Has’amlardan başka Haris b. Ka’blar, Cermler, Zübeydler, Gavs ve Mürrler ve Benî Bilal b. Âmirler de tapar ve bakarlardı. [210]
Cerir b. Abdullah Ahmesîlerden yüzelli. [211] diğer rivayete göre yüzyetmiş[212] süvarinin başında oraya hareket etti. [213]
Ahmesîler ata iyi binerlerdi. Cerir b. Abdullah ise, at üzerinde pek duramazdı. [214]
Cerir b. Abdullah, hareket etmeden:
“Yâ Rasûl ali ah! Ben at üzerinde pek duramaz bir adamım!” dedi. [215]
Peygamberimiz Aleyhisselam onun göğsüne eliyle hızlıca vurdu, göğsünde parmaklarının izi çıktı. [216]
“Ey Allah’ım! Onu at üzerinde durdur! [217] Hâdî ve mehdî kıl!” diyerek dua etti. [218]
Bundan sonra Cerir b. Abdullah attan hiç düşmez oldu. [219]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onu böylece Zülhalasayı yıkmaya gönderdi. [220]
Cerir b. Abdullah Becîlelerin Ahmes süvarileriyle birlikte Zülhalasa’yı yakıp yıkmaya varınca, Has’amlar, Vâhileler ve daha başkaları onunla savaştılar. O zaman, Zülhalasa’nın bakıcıları olan Vâhilelerdenyüz kişi, Has’amların çoğu ve BenîKuhâfe b.Âmirb. Has’amlardan da ikiyüz kişi öldürüldü.
Cerir b. Abdullah ve süvari arkadaşları karşı koyanları yendiler, bozguna uğrattılar. [221]

Zülhalasa Bakıcısının Müslüman Oluşu

Cerir b. Abdullah Ymene vardığı zaman, Zülhalasa’nın bakıcısı olan adam, oklarla kısmet arıyor, fal oku çekiyordu.
Kendisine:
“ Haberin olsun ki, Rasûlallah Aleyhisselam şuradadır! Eğer senın fal attığını, çektiğini görürse boynunu vurur!” denildi.
Adamın aldırış etmeyerek fal okları çekmmeye devam ettiği sırada Cerir b. Abdullah çıkageldi ve ona:
Şimdi sen ya bu okları kırar ve Allahtan başka ilah olmadığına şehadet edersin ya da boynunu vururum! Dedi.
Adam hemen okları kırdı ve şehadet getirdi.[222]
Cerir b. Abdullah, Zülhalasa binasını yıktı.[223] Kırdı, ateşe verip yaktı.[224] harebeye çevirdi.[225]
Cerir b. Abdullah, Ahmesilerden Ebu Ertat[226] Husayn b. Rebia’ yı[227] müjdeci olarak Peygamberimiz Aleyhisselama gönderdi.
Ebu Ertat Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip:
“ Ya Rasûlallah! Seni hak din ve kitapla peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki sana eli boş olarak gelmedim.! Ben Zülhalasa’yı
gerimde uyuz bir deve gibi bakımsız bir halde bıraktım! Dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, beş kere:
“ Ahmesilerin atları ve süvarileri mübarek olsun ” diyerek dua etti.[228]

Cerir b. Abdullah’ın Medine’ye Dönüşü

Cerir b. Abdullah, kısa bir müddet içinde Medine’ye dönüp geldi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona Zülhalasa hakkında:
“Yıktin mı onu?” diye sordu.
Cerir b. Abdullah:
“Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah’a yemin ederim ki; Zülhalasa’yı ateşe verip yak­tım! Hiç kimse onu yakıp yıkmaktan beni men edemedi!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, o gün de, Ahmesîlerin süvarilerine ve atlarına bereket duası yaptı.[229]

Ezd Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu

Ezdlerin Kimlikleri, Temsilcilerinin Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri

Ezdlerin ata soyları şöyle sıralanır: Ezd b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1, b. Yeşcüb, b. Ya’rüb, b. Karıtan.
Ezdi erden birçok kabileler türemiştir.[230]
Ezd temsilcileri Medine’ye Hicretin 10. yılında, [231] başlarında Sured b. Abdullah el-Ezdî olduğu halde geldiler. [232] Ferve b. Amr’ın evine indiler. [233]
Orada selamlandılar, orada oturdular, orada ağırlandılar. [234]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ezd Temsilcilerine Tavsiyeleri

Ezd temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gidip konuştular.
Onların şekilleri, ağırbaşlılıkları ve konuşmaları Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna gitti ve onlara:
“Siz nesiniz?” diye sordu.
Onlar:
“Mü’minleriz!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi ve onlara:
“Her sözün bir hakikati vardır. Sizin sözünüzün ve imanınızın hakikati nedir?” diye sordu.
Onlar:
“Onbeş haslet (huy)’dur.
Onlardan beşi iman etmemizi, beşi de işlememizi elçilerinle emrettiğin şeylerdir.
Geri kalan beşi ise, Cahiliye çağından şu ana kadar benimseyip âdet edinegeldiğimiz-sen iste­mezsen bırakacaklarımızın dışındaki-şeylerdiryâ Rasûlallah” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
“İnanmanızı emrettiğim beş şey nelerdir?” diye sordu.
Temsilciler:
“Sen Allah’a, Allah’ın meleklerine, kitablarına, peygamberlerine ve öldükten sonra dirilmeye inan­mamızı elçilerinle emretmiştin!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
“İşlemenizi size emrettiğim beş şey nelerdir?” diye sordu.
Temsilciler:
“Sen, ‘Lâ ilahe illallah Muhammederresûlullah1 dememizi, namazı kılmamızı, zekatı vermemizi, Ramazan orucunu tutmamızı, yoluna güç yetince Beytullah’ı hac ve ziyaret etmemizi bize elçilerinle emretmiştin!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
“Sizin Cahiliye çağında benimseyip âdet ve huy edinmiş olduğunuz beş şey nelerdir?” diye sordu.
Temsilciler:
“Bolluk zamanlarında nimete-hakkını yerine getirmek suretiyle-şükür,
Belâ ve musibet zamanlarında sabır ve tahammül etmek,
Uğranılan kazaya rıza,
Savaş meydanlarında düşmanla karşılaşınca sebat göstermek ve savaşa gerçekten girişip savaşın hakkını yerine getirmek,
Düşmanın üzülmesine sevinmeyi veya düşmanın sevinmesine üzülmeyi terketmektir” dediler.
Onların ilim ve hikmet sahibi, derin anlayışlı olmaları Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna gitti ve kendilerine:
“Ben size beş haslet daha arttırayım da, söylemiş olduğunuz hasletleriniz yirmiyi bulup tamamlan­sın:
1. Yiyemeyeceğiniz şeyleri toplayıp biriktirmeyiniz,
2. (Temelli) oturamayacağınız binayı yapmayınız,
3. Kendisinden yarın ayrılacağınız şeyler üzerine üşüşüp birbirinizle uğraşmaya kalkışmayınız,
4. Amellerinize göre mükâfatlandırılmak veya cezalandırılmak üzere Kendisine döndürülüp huzu­runa çıkarılacağınız Allah’ın emirlerine aykırı davranmaktan sakınınız!
5. Ahirete sunacağınız hayırlı amelleri çoğaltıp mâsiyetleri bırakmak ve içinde temelli kalacağınız cenneti elde etmek hususunda yarışmaya rağbet gösteriniz!” buyurdu.
Ezd temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın öğütlerini ezberlediler ve uyarlatınca hareket ettiler. [235]

Kavminin Üstün Kişisi Olan Sured b. Abdullah’ın Vali ve Kumandan Tayin Edilişi

Sured b. Abdullah, Müslümanlığını İslâm amelleriyle güzelleştirdi. [236]
Kendisi, Ezdlerin en üstün kişisi[237] ve en iyi hüküm vereni idi.
Medine’de kaldığı müddetçe Peygamberimiz Aleyhisselamın meclisine devam eder ve kendisinin bu hali Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna giderdi. [238]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onu, kavminden Müslüman olanların başına vali ve kumandan yaptı.
Müslümanları yanına alarak Yemen taraflarında, yakınlarında bulunan müşriklerle savaşmasını kendisine emr[239] ve maiyyetindekilere iyi davranmasını tavsiye buyurdu. [240]
Sured b. Abdullah, Peygamberimiz Aleyhisselamın emriyle gidip Cüreş’e indi.
Cüreş o zaman sapasağlam, kale gibi bir şehirdi. [241]
Üzerlerine Müslümanların yürüdüklerini işiten Yemen kabileleri, içlerinde Has’amlar da bulunduğu halde, Cüreş’e gelip sığınmış, orada toplanmış bulunuyorlardı. [242]
Sured b. Abdullah, Cüreş halkını İslâmiyete davet etti. Onlar, yanaşmadılar. Müslüman olmaktan kaçındılar. [243]
Sured b. Abdullah, onları bir ay kadar kuşattı . [244]
Fakat onlar Sured b. Abdullah’a karşı Cüreş’in içinde kendilerini savundular. [245]
Sured b. Abdullah, kuşatma sırasında yaylım hayvanları üzerine de baskınlar yapıp onları ele geçirmeyi başardı. [246]
Sured b. Abdullah, Cüreş şehrine kapanıp kendilerini savunan halkı şehrin dışına çekmek için, kuşatmayı bırakarak katar halinde Cüreş’in Şekr dağına kadar geri çekildi. [247]
Cüreş halkı Müslümanların kendilerine yenilerek dönüp gittiklerini sandılar ve onları yakalamaya çıktı lar. [248]
Sured b. Abdullah, maiyyetindeki mücahidleri hemen saf haline getirip Güreşten dışarı çıkardıkları halka saldırdılar. [249] Onlara istedikleri gibi kılıç vurdular. [250] Onları en şiddetli bir şekilde kılıçtan geçirdil-er. [251] Cüreşlilerin atlarından yakaladıkları yirmi atin üzerinde bütün bir gün onlarla çarpıştılar.
Sured b. Abdullah Cüreş halkından Müslüman olanları serbest bıraktı, Müslüman olmayanların boyunlarını vurdu. [252]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Cüreş Halkının Şekr’de Öldürülmekte Olduğunu Haber Verişi

Cüreş halkı tarafından Medine’ye iki kişi gönderilmiş bulunuyordu. Onların bir gün ikindi namazın­dan sonra akşama doğru Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulundukları bir sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Şekr, Allah’ın beldelerinden hangisidir, hangisindedir?” diye sordu.
İki Cüreşf ayağa kalkarak:
“Yâ Rasûlallah! Bizim beldelerimizde bir dağ vardır ki, ona Keşr denilir, Cüreş halkı ona böyle ad vermişlerdir” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“O Keşr değil, fakat o Şekr’dir!” buyurdu.
İki Cüreşî:
“Yâ Rasûlallah! Ne hal var onun başında?” diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Şu anda Cüreş halkı Şekr’in yanında Allah’ın develeri (gibi) boğazlanmaktadırlar!” buyurdu.
Cüreşîler, hemen Hz. Ebu Bekir’in veya Hz. Osman’ın yanına varıp oturdular ve ona Peygamberimiz Aleyhisselamın söylediği sözü anlattılar.
Hz. Ebu Bekir veya Hz. Osman onlara:
“Yazıklar olsun size! Resûlullah Aleyhisselam size şimdi kavminizin öldürülmekte oldukları haberini vermiştir! Hemen kalkın, Resûlullah Aleyhisselama gidin de, kavminizden bu felâketi kaldırması için Allah’a dua etmesini kendisinden isteyin!” dedi.
Cüreşîler de hemen kalkıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardılar ve dileyeceklerini diledil­er.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ey Allah’ım! Bu felâketi onlardan (Cüreş halkından) kaldır!” diye Allah’a dua etti.
Cüreşîler, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılıp kavimlerinin yanına döndüler.
Onların, öldürüldüklerini Peygamberimiz Aleyhisselamın haber verdiği gün ve saatte Sured b. Abdullah ve maiyyetindeki Müslümanlar tarafından öldürülmüş olduklarını öğrendiler.
Bunun üzerine Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Cüreş halkından bir heyet gelip Müslüman oldular. [253] Müslümanlıklarını İslâm amelleriyle güzelleştirdiler. [254]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Cüreş heyetine:
“İnsanların en güzel yüzlüleri! En tatlı sözlüleri! Emaneti en çok gözetenleri! Sizler hoşgeldiniz! Sizler bendensiniz! Ben de sizlerdenim!” diyerek, onlara son derecede iltifatta bulundu.
Kendilerine “Mebrûr” sözünü savaş parolası yaptı . [255]
Karyelerinin çevresinde hududu işaretlerle belirli bir koruluğu da, [256] atlarının, develerinin ve ekin öküzlerinin yaylım yeri olmak üzere Güneşlilere tahsis etti.[257]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Halid b.Dımadü’l-Ezdî Hakkındaki Yazısı

Peygamberimiz Aleyhisselam Ezdîlerden Halid b. Dımad’a bir yazı yazdı ve yazısında şöyle buyur­du:
“Allah’a hiçbir şeyi şerik koşmaksızın iman ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet etmek,
Namazı kılmak,
Ramazan orucunu tutmak,
Beytullah’ı haccetmek,
Kötü iş yapanı ve kötülükte direneni barındırmamak,
Allah ve Resûlüne karşı hayırhah olmak,
Allah’ın sevdiklerini sevmek, Allah düşmanlarını sevmemek,
Kendi canını, malını ve ev halkını koruduğu şeylerden Muhammed Peygamberi de korumak üzere Müslüman olduğu zaman, yurdunda sahip bulunduğu şeyler yine kendisinindir.
Ahdini yerine getirirse, Halidü’l-Ezdî, Allah’ın himayesinde ve Muhammed Peygamberin himayesindedir.
Bunu Übeyy b. Ka’b kaleme aldı .” [258]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Cünâdetü’l-Ezdî ve Kavmi ile Kendisine Bağlı Olanlar Hakkındaki Yazısı

Peygamberimiz Aleyhisselam; Cünâdetü’l Ezdî ile kavmi ve kendisine bağlı olanlar hakkında bir yazı yazdı ve yazısında şöyle buyurdu:
“Namazı kıldıkları,
Zekatı verdikleri,
Allah’a ve Allah’ın Resûlüne itaat ettikleri,
Ganimetlerden Allah’ın hakkı olan beşte biri ve Peygamber Aleyhisselamın payını verdikleri,
Müşriklerden ayrıldıkları müddetçe; kendileri için Allah’ın himayesi ve Muhammed b. Abdullah’ın himayesi vardır.
Yazıyı Ü beyy b. Ka’b kaleme aldı .” [259]

Benî Has’am Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu

Benî Has’amların Kimlikleri ve Yurtları

Kahtan’ın soyundan gelen Benî Has’amların ata soylan[260] şöyle sıralanır Has’am Akyel b. Enmar, b. İraş, b. Amr, b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1. Has’amlardan:
1. BenîNâhıs,
2. Benî Şehran b. İfris, b. Halif veya (Hulf), b. Has’am kabileleri;
Benî Nahıslardan:

1. Benî Rüşdler,
2. Hamlar;
Beni Şehranlardan ise;

1. Benî Kuhâfe b. Âmir, b. Rebia, b. Âmirler türemiştir. [261]
Has’amların yurtlan, kardeşleri Becîlelerie birlikte Yemen yollarıyla Tebâle’ye kadar uzanan Hicaz ülkesindeydi.
Sonradan etrafa dağılmışlar, onlardan pek azı yurtlarında kalmıştır. [262]
Cerir b. Abdullah gidip Zülhalasa tapınağını ve putunu yıktıktan, Has’amlardan öldürülenler öldürüldükten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Has’amlardan-içlerinde As’as b. Zahr ve Enes b. Müdrik de bulunan-bir heyet geldi ve:
“Bizler, Allah’a ve Allah’ın Resûlüne, Allah’tan gelen şeylere inandık!
Bize bir yazı yaz da, o yazının içindekilere tâbi olalım!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlar için bir yazı yazdı. [263]
Yazısında şöyle buyurdu:
“Bu yazı, Allah’ın Resûlü Muhammed tarafından Has’amların Bîşe’de* ve Bîşe’nin kırlarında bulu­nanları için yazılmıştır.
Cahiliye çağında dökmüş olduğunuz kanın suçu, sizden düşürülmüş, silinmiştir.
Sizlerden, isteyerek veya istemeyerek, gönüllü veya gönülsüz Müslüman olan kimsenin elindeki, gökten yağmurla sulanan veya düşen çiğle ıslanan, yumuşak veya berk toprakta, kuraklık ve kıtlık olmayan yıllarda sürüp ekerek geliştirdiği, yetiştirdiği mahsuller-kuruyup sonradan yağmurla yeşerenleri de dahil-kendisinindir, onları vergi vermeksizin yer.
Onlar, her akarsu ile sulanan toprakta yetiştirdikleri mahsuller için de uşrün yarısını ödemekle mükelleftirler.
Cerir b. Abdullah ve hazır bulunan kimseler şahit oldular.” [264]

Benî Selâman Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu

Benî Selâmanların Kimlikleri, Yurtları ve Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri

Benî Selâmanlar, Kahtan’ın soyundan gelen Kudâa kabilelerinden idiler. [265]
Benî Selâmanların ata soyları şöyle sıralanır: Benî Selâman b. Sa’d, b. Zeyd, b. Leys, b. Sûd, b. Eslem, b. Elhâfî, b. Kudâa. [266]
Benî S elamanlar, Cinab’da* otururlardı. [267]
Benî Selâman temsilcileri Medine’ye Hicretin 10. yılında, Şevval ayında geldiler, yedi kişi idiler. [268]
Temsilcilerin başında Habib b. Amrü’s-Selâmanî bulunuyordu.
Habib b. Amr der ki:
“Biz, Benî Selâman temsilcileri olarak Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardık.
Yedi kişi idik.
Resûlullah Aleyhisselama, Mescidin dışında, çağrıldığı cenazeye giderken rastladık ve: ‘Esselamü aleyke yâ Rasûlallah!1 dedik.
Selamımıza:
‘Ve aleyküm!’ diyerek karşılık verdi ve bize:
‘Siz kimsiniz?’ diye sordu.
‘Biz Selâmanlardanız! İslâmiyet üzere sana bey’at edelim diye geldik.
Biz, arkamızdaki kavmimizden olanların da temsilcisiyiz!1 dedik.
Resûlullah Aleyhisselam, uşağı Sevban’a dönerek:
‘Bu elçileri, elçilerin indirilmekte olduğu yere indir!1 buyurdu.” [269]
Benî Selâman temsilcileri Remle binti Hâris’in konağına indirildiler. [270] Müslüman oldular. [271]
Allah onlardan razı olsun!
Öğle namazının ezanını işitince, Mescide gidip Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte öğle namazını kıldılar. [272]
Peygamberimiz Aleyhisselam, öğle namazını kıldırınca minberle evinin arasında oturdu.
Benî Selâman temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardılar. [273]
Habib b. Amr:
“Ey Allah’ın Resûlü! Amellerin efdal ve üstünü hangisidir?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Vaktinde kılınan namazdır!” buyurdu. [274]
Benî Selâman temsilcileri, namaz hakkında, İslâm şeriatları hakkında, göz değmemesi için okuyup üflemenin caiz olup olmadığı hakkında birtakım sorular sordular. [275]
İkindi namazını da Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte kıldıktan sonra, ülkelerinin uğradığı kuraklıktan şikâyetlendiler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, tek eliyle:
“Ey Allah’ım! Onları yurtlarında yağmurunla sula!” diyerek dua etti.
Habib b. Amr:
“Yâ Rasûlallah! Elinin ikisini de kaldır!
Çünkü, böyle yapmak, daha çokluk taşır ve daha güzeldir!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi ve iki elini koltuğunun altları görününceye kadar kaldırdı.
Benî Selâman temsilcileri Medine’de üç gün kaldıktan ve ağırlandıktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamla vedalaştılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam onlara bahşişlerinin verilmesini de Bilal-i Habeşî’ye emretti. [276]
Her birine bahşiş olarak beşer ukiyye gümüş verildi.[277]
Bilal-i Habeşî:
“Bugün yanımızda daha fazla mal yoktur!” diyerek özür dileyince, temsilciler:
“Malın bundan daha çoğu ve daha güzeli olmaz!” dediler. [278]
Yurtlarına döndüler. [279]
Yurtlarını, Peygamberimiz Aleyhisselamın dua ettiği gün ve saatte yağmura kavuşmuş buldular. [280]

Ferve b. Müseyk’in Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu

Benî Muradların ve Ferve’nin Kimliği

Benî Muradlar, Kahtan’ın soyundan gelen Kehlan kabilesinden idiler. [281]
Benî Muradların ata soyları şöyle sıralanır Benî Murad (Yuhâbir) b. Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe’, [282]BenîMuradlardan:
1. Karen b. Redman, b. Naciye, b. Murad,
2. Benî Hamel b. Ki nane, b. Naciye, b. Murad,
3. Rabaz b. Zehran, b. Murad,
4. Sunabih b. Zehran, b. Murad kabileleri türemiştir. [283]
Ferve b. Müseyk, Murad (Yuhâbir) b. Malik (Mezhic)’in Naciye ve Zahir adındaki oğullarından Naciye’nin soyundan gelmiştir ve soykütüğü şöyle sıralanır Ferve b. Müseyk, b. Haris, b. Seleme, b. Haris, b. Züeyb (Küreyb), b. Malik, b. Münebbih, b. Gutayf, b. Abdullah, b. Naciye. [284]
Ferve b. Müseyk, Benî Muradların ileri gelenlerindendi. İyi bir şairdi. [285] Ferve b. Müseyk’in Medine’ye gelişi, Hicretin 10.yılında, BenîZübeyd temsilcisi Amrb. Ma’dikerib’in gelişinden önceydi. [286]
Ferve b. Müseyk, Kinde krallarından ve onlara bağlılıktan yüz çevirerek, Peygamberimiz Aleyhisselama tâbi ve Müslüman olmaya geldi. [287]
Sa’d b. Ubâde’nin evine indi. [288]
Müslüman oldu. [289]
Allah ondan razı olsun
Sa’d b. Ubâde ona Kur’ân-ı Kerîm’i, İslâmiyetin farzlarını ve şeriatlarını öğretti. [290]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ferve’ye Redm ve Rezm Günlerini Soruşu

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ferve b. Müseyk’e:
“O gününüzü, Hemdanların gününü hatırlıyor musun?” diye sordu.
Ferve b. Müseyk:
“Evet!” dedi. [291]
Bunun üzerine Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ey Ferve! Redm, Rezm Günü* kavminin uğradığı felâketin sana da bir kötülüğü, bir zararı dokun­du mu?” diye sordu.
Ferve:
“Yâ Rasûlallah! Kavmi benim kavmim gibi Rezm Günü felâkete uğramış olup da, bundan kendisine bir kötülük, bir zarar dokunmamış kim var? [292] Ev halkını ve kabileyi yok etti!” dedi. [293]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Fakat, bu İslâmiyet, kavmine hayırdan başka birşey eklemeyecektir! [294] Bu, sağ kalanlar için hayır­lıdır!” buyurdu. [295]

Ferve b. Müseyk’in Umumî Vali Tayin Edilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ferve b. Müseyk’i Muradlar, Zübeydler ve Mezhiclerin bütününe vali tayin etti.
Halid b. Saîd b. Âs’ı da, sadaka ve zekat tahsil memuru olarak yanına kattı. [296]
Halid b. Saîd için, içinde sadaka, zekat nisbet ve miktarları açıklanan bir de yazı yazdı (yazdırdı). [297]
Halid b. Saîd, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatına kadar Ferve’nin ülkesinde ve yanında bulun-du. [298]

Ferve’nin Müşriklerle Savaşmasına İzin Verilişi

Ferve b. Müseyk:
“Yâ Rasûlallah! Kavmimin Müslümanlığa yönelenlerini yanıma alarak, Müslümanlıktan kaçınanlar­la çarpışayım mı?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ferve’nin onlarla çarpışmasına izin verdi. [299]
Kendisine oniki ukiyye gümüş ihsan etti.
Onu soy bir deveye bindirdi, giyinmek üzere kendisine Umman dokuması bir elbise de verdi. [300]
Ferve b. Müseyk Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından çıkıp gittikten sonra ise:
“Gutayfî ne yapıyor?” diye sordu.
Yola çıktığı haber verilince, arkasından adam gönderip geri çevirtti.
Ashabından bazılarıyla birlikte bulunduğu sırada, Ferve b. Müseyk geldi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Sen o (müşrik) kavmi İslâmiyete davet, Müslüman olanların Müslümanlığını kabul et!
Kim Müslüman olmazsa, sana yeni bir emir verinceye kadar, onlarla çarpışmakta acele etme!” buyurdu. [301]
Ferve b. Müseyk:
“Yâ Rasûlallah! Bizim yurdumuzun yanında Ebyen toprağı diye anılan bir toprak olup, orası bizim elverişli yiyinti yerimizdir. Fakat, vebalı, hastalıklı bir yerdir?” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Orayı bırak! Oradan uzak dur! Çünkü, hastalığa yakın olmak ölmek demektir!” buyurdu. [302]

Benî Zübeyd Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu

Benî Zübeydlerin Kimlikleri ve Temsilcilerinin Medine’ye
Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Gelip Müslüman Oldukları
Kahtan’ın soyundan gelen[303] Benî Zübeydlerin ata soyları şöyle sıralanır Benî Zübeyd (Münebbih) b. Sa’b, b. Sâ’dü’l-Âşire, b. Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe’, [304]
Zübeyd b. Sa’b’ın:
1. Rebia b. Zübeyd,
2. Haris b. Zübeyd isimlerinde iki;
Rebia b.Zübeyd’in de:

1. Mazin,
2. Haris (Gutay’a) isminde iki oğlu vardı.
Bunların her ikisinden de kabileler türemiştir. [305]
Peygamberimiz Aleyhisselamın haberi kendilerine eriştiği zaman, Amr b. Ma’dikerib, Kays b. Meşrûhu’l-MurâdPye:*
“Ey Kays! Sen kavminin ulususun! Bize anıldı ki, Hicaz’da Kureyşîlerden Muhammed diye anılan bir zâtzuhur etmiş. Kendisinin peygamber olduğunu söylüyormuş. Gel, sen bizi ona götür de, onun hakkın­da bilgi edinelim! Eğer kendisi dediği gibi gerçekten peygamberse, bu bize gizli kalmaz, anlarız. Karşılaştığımız zaman ona tâbi oluruz. Aksi takdirde, kendisi hakkındaki bilginin mahiyetini öğrenmiş oluruz” dedi.
Kays b. Meşruh, Amrb. Ma’dikerib’in teklifini kabul etmekten kaçındı ve onun görüşünü beyinsizlik saydı. [306]
Amr b. Ma’dikerib, Arapların cesaretleriyle tanınmış süvarilerindendi. [307] İyi bir şairdi de. [308]
Amr b. Ma’dikerib, kavmi olan Benî Zübeyd’den[309] yanına on kişi alarak Hicretin 10. yılında[310] Medine’ye geldi. [311] Medine’ye gelince:
“Bu memleket halkının, Benî Amr b. Âmirlerden seyyidi, ulu kişisi kimdir?” diye sordu.
“Sa’db.Ubâde’dir!” denildi.
Bunun üzerine, devesini çekerek, Sa’d b. Ubâde’nin evine kadar giderek devesini ıhdırdı.
Sa’d b. Ubâde dışarı çıktı ve ona:
“Merhaba=Hoşgeldin!” dedi ve hayvanının bağlanmasını ve kendisinin de ağırlanmasını uşağına emretti.
Sonra, onu ve yanındaki arkadaşlarını alıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına götürdü.
Amr b. Ma’dikerib ve arkadaşları hemen Müslüman oldular.
Yüce Allah onlardan razı olsun!
Amr b. Ma’dikerib ve arkadaşları Medine’de birkaç gün oturduktan ve bahşişlerini aldıktan sonra yurtlarına döndüler. [312]
Kays b. Meşruh, Amrb. Ma’dikerib’in Peygamberimiz Aleyhisselama iman ve ikrarda bulunduğunu haber alınca, onu ölümle tehdide kalktı.
Amr b. Ma’dikerib de, söylediği uzun bir şiirle onu en ağır bir dille tahkir ve tehdit etti. [313]

Benî Kinde Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları

Benî Kindelerin Kimlikleri, Yurtları,Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri

Benî Kindelerin ata soyları şöyle sıralanır: Benî Kinde (Sevr) b. Ufeyr, b. Adiyy, b. Haris, b. Mürre, b. Üded, b.Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe’. [314] Kinde (Sevr) b. Ufeyr’in Remle binti Esed’den doğma Muaviye ve Eşred isimlerinde iki oğlu vardı. [315]
Kinanelerden şu kabileler türemiştir
1. Benî Muaviye,
2.Vehb,
3. Bedda1,
4. Râiş b. Haris, b. Muaviye, b. Sevr, b. Mürta1, b. Muaviye, b. Kinde,
5. Benî Sekâsik b. Eşres, b. Kinde,
6. Benî Sekûn b. Eşres, b. Kinde,
7-8. Tücîbler,
9. Benî Adiyy b. Eşres, b. Sekûn,
10. Benî Sa’d b. Eşres, b. Sekûn. [316]
Kindelerin yurtları Yemen’de olup, kendileri Hicaz’da ve Yemen’de kral idiler. [317]
Haris b. Amrü’l-Mahsûr b. Hucr Akîlü’l-Mürar, b. Amr, b. Muaviye, b. Haris ve şair İmriü’l-Kays’in babası Hucr b. Haris, Benî Kinane ve Benî Esedlerin kralı idiler.
Şurahbil b. Haris, Benî Temimlerle Rubabların,
Seleme b. Haris, Bekr b. Vâil ve Tağlib b. Vâillerin,
Ma’dikerib de Kays b. Aylanların kralı idi. [318]
Kinde temsilcileri Hicretin 10. yılında, [319] Kinde krallarından ve Hadramevtmirba1 sahibi (ganimetin dörtte birini almayetkilisi) [320] Eş’as b. Kays’ın başkanlığı altında seksen[321] veya altmış[322] binitli olarak gelip, Mescidde bulunduğu sırada Peygamberimiz Aleyhisselamın huzuruna vardılar.
Alınlarındaki uzun saçlarını iki yandan salmışlar, gözlerini sürmelemişlerdi.
Üzerlerinde yollu Yemen kumaşından yapılmış, yakaları, etekleri, kolları ve cep ağızlan ipekle, altın sırma ile işlenmiş cübbelervardı.
Kinde temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girdikleri zaman: [323]
“Senin menzilin burası mı?!” diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ben hükümdar değil, Muhammed b. Abdullah’ım!” buyurdu.
Kinde temsilcileri:
“Biz sana isminle hitap etmeyiz!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ben Ebu’l-Kâsım’ım!” buyurdu.
Kinde temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselam için tereyağının içine bir çekirge gözü sak­lamışlardı.
“Ey Ebu’l-Kâsım! Biz senin için gizlenecek birşey gizlemiş bulunuyoruz! Nedir o şey?” diye sordu­lar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Sübhanallah! Bu, ancak kâhinin yapacağı birşeydir. Kâhin de, kâhinliğe özenmek de ateştedir, cehennemdedir!” buyurdu.
Kinde temsilcileri:
“Öyle ise, senin Resûlullah olduğunu nasıl anlayacağız?” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yerden bir avuç çakıl taşı alıp:
“Bunlar, benim Resûlullah olduğuma şehadet ederler!” buyurunca, taşlar Peygamberimiz Aleyhisselamın elinde teşbih etmeye başladılar!
Bunun üzerine, Kinde temsilcileri:
“Biz de şehadet ederiz ki; sen hiç şüphesiz Resûlullahsın!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Allah beni hak dinle peygamber olarak gönderdi ve bana bir de Kitab indirdi ki, ona bâtıl ne önün­den, ne de ardından gelip erişemez!” buyurdu.
Kinde temsilcileri:
“Bize ondan biraz okuyup dinletsene!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam da, Sâffât sûresinin başından:
“Saflar bağlayıp duranlara, sevk ve idare, men ve zecr edenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki; sizin İlahınız birdir!
O, göklerin, yerin ve bunlar arasında ne varsa hepsinin Rabbidir!
Doğuların da Rabbidir o!” (Sâffât: 1-5) mealli beş âyeti okuyup susmuştu.
Hiç kımıldamadan duruyordu. Gözleri yaşarmış, gözyaşları sakalına doğru akmaya başlamıştı.
Kinde temsilcileri:
“Biz senin ağladığını görüyoruz!? Yoksa sen Seni Gönderenden korktuğun için mi ağlıyorsun?” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Beni korkutan, ağlatan, Allah’ın beni kılıcın ağzı gibi ince ve keskin olan dosdoğru bir yol üzere göndermiş olmasıdır ki, ondan azıcık eğrilsem helak olurum!” buyurduktan sonra:
“Andolsun ki; sana vahyettiğimizi de dilersekgideriveririz, sonra da sen bize karşı onu geri çevirmek için hiçbir vekil (yardımcı) de bulamazsın!” (İsra: 36) mealli âyeti okudu. [324]
Sonra da Kinde temsilcilerine:
“Siz Müslüman oldunuz, değil mi?” diye sordu.
Onlar da:
“Evet! Müslüman olduk!” dediler. [325]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Öyleyse, şu üzerinizdeki, boyunlarınızdaki ipekler, sırmalar ne diye duruyor?!” buyurdu.
Bunun üzerine, Kinde temsilcileri elbiselerindeki ipekleri, sırmaları söküp attılar. [326]
Eş’as b. Kays:
“Yâ Rasûlalları! Bizler, Akîlü’l-Mürar oğullarıyız! Sen de Akîlü’l-Mürar oğlusundur! [327]
Biz sanıyoruz ki; siz de bizdensiniz. [328] Yoksa bizden değil misiniz?” dedi. [329]
Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi, güldü[330] ve:
“Bu soya kendilerini Abbas b. Abdulmuttalib ile Rebia b. Haris nisbet ettiler, bağladılar.
Abbas ve Rebia iki ticaret adamı idi.
Araplar arasında gezip dolaşırlarken, kendilerine:
‘Siz kimlerdensiniz?’ diye soruldukça, onlar:
‘Biz Akîlü’l-Mürar oğullarıyız!’ derler ve kendilerini bununla şerefli göstermek[331] ve canlarını koru­mak isterlerdi. [332]
Çünkü, Akîlü’l-Mürar oğulları Kinde kralları idiler. [333]
Onlarla ana tarafından* bir doğum münasebeti bulunmakla beraber, [334] hayır! Biz, bilakis, Nadr b. Kinane oğullarıyız!
Biz ne babamızın soyunu reddederiz, ne de anamızın soyuna tâbi oluruz!” buyurdu. [335]
Eş’as b. Kays da ana tarafından Akîlü’l-Mürar oğullarından idi.
Eş’as b. Kays:
“Ey Kinde cemaati! İşinizi bitirdiniz mi?” diye sordu ve:
“Vallahi, kimin (ana tarafından olduğu halde babasının soyundan olduğunu) söylediğini işitirsem, ona seksen kamçı vururum!” dedi. [336]
Kinde temsilcileri yurtlarına dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam onlardan her birine bahşiş olarak onar, Eş’as b. Kays’a ise oniki ukiyye gümüş verdi. [337]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hadramevt Kayllarına[338] ve Ulularına Yazılar Gönderişi

Hadramevtlerin Kimlikleri ve Yurtları

Tevrat’a göre, Hadramevt Kahtan’ın oğlu idi. [339]
Hadramevt’in, Kahtan’ın kardeşi Yahtan’ın oğlu olduğu da söylenir. [340]
Hadramevt, Yemen’de, Aden’in şarkında deniz yakınında geniş bir nahiye olup, Ahkâf diye tanınan birçok kum tepeleriyle çevrilmiştir.
Peygamber Hûd Aleyhisselamın kabri de oradadır.
Hadramevt ile San’â arası yetmişiki fersah, yani onbir günlük yoldur.
Hadramevt’in Aden ile arası ise bir aylık yoldur.
Hadramevt b. Kahtan gelip burada konakladığı için, hem buraya, hem de burada oturan kabilelere Hadramevt ismi verilmiştir. [341]

Hadramevt Kayl ve Ulularının İslâmiyete Davet Edilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam: 1. Zür’a,
2. Kahd,
3. Besiyy,
4. Buhayra,
5. Abdi Külal,
6. Rebia,
7. Hucr.. gibi Hadramevt kayllarına ve ulularına yazılar yazdırıp, kendilerini İslâmiyete davet etti.
Haklarında söylenen şiirlere göre, bunlar Müslüman oldular. [342]
Allah onlardan razı olsun![343]

Hadramevt Krallarından Bazılarının Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu

Hadramevt krallarından:
1. Cemd,
2. Mıhves,
3. Mişrah,
4. Veb’daa, Kinde temsilcileriyle birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama geldiler ve Müslüman oldular. [344]
Bunlar, Kindelerden Benî Hucrü’l-Kârid b. Hârisü’l-Vellâdelerden dört kral idiler. [345]
Kinde temsilcilerinin Medine’ye gelişi, Hicretin 10. yılında idi. [346]
Mıhves:
“Yâ Rasûlallan! Allah’a dua et de, dilimden şu tutukluğu gidersin!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona dua ve Hadramevt zekatından geçimlik de tahsis etti. [347]
Mıhves b. Ma’dikerib b. Velia, arkadaşlarıyla birlikte Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrıldıkları zaman, yüz, göz felcine uğradı.
İçlerinden bazıları geri döndüler ve:
“Yâ Rasûl allan! Arapların ulusu felce uğradı! Bize bunun devasını göster?” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Büyük bir iğne alınız, onu ateşte kızdırınız!
Sonra da gözünün kapağını tersine çeviriniz. İğneyi onun üzerine bastırınız! İyileşir, eski haline döner!
Vallahi, sizin yanımdan çıkıp gittiğiniz zaman ne söylediğinizi biliyorum!” buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın tarif ettiğini yaptılar, Mıhves iyileşti. [348]

Vâil b. Hucr’un Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu

Vâil b. Hucr’un Kimliği

Vâil’in babası Hucr, Yemen krallarından olup, [349] Kahtan’a kadar ata soyu şöyle sıralanır Vâil b. Hucr, b.Saîd, b. Mesruk, b. Vâil, b. Numan.b. Rebia, b. Haris, b. Avf, b. Sa’d, b. Avf, b. Adiyy, b. Malik, b. Şurahbil, b. Haris, b. Malik, b. Mürre, b. Himyerî, b. Zeyd, b. Hadramî, b. Amr, b. Abdullah, b. Hânî, b. Avf, b. Cürhüm, b. Abdi Şems, b.Zeyd, b. Ley, b. Kahtan. [350]
Vâil b. Hucr, Medine’ye gelmeden önce, Peygamberimiz Aleyhisselam onun gelmekte olduğunu ashabına müjdelemiş ve:
“Size, Vâil b. Hucr, uzak bir yerden, Hadramevt’ten Allah’a ve Resûlüne itaat ederek geliyor!
O, kral oğullarının bakiyyesidir!” buyurmuştu. [351]
Vâil b. Hucr der ki:
“Peygamber Aleyhisselamın zuhuru haberi bana eriştiği zaman, mülk ve saltanatı bıraktım. [352]
Medine’ye gelince, Resûlullah Aleyhisselam ile buluşmadan önce, Resûlullah Aleyhisselamın ashabıyla buluştum. [353]
Peygamberimiz Aleyhisselamın ashabı bana:
‘Peygamber Aleyhisselam senin geleceğini üç gün önce bize müjdeledi. [354] ‘Vâil b. Hucr, size geliy­or!’ dedi’ dediler.” [355]
Bundan sonra Vâil b. Hucr, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi. [356] ve Peygamberimiz Aleyhisselamı selamladı.
Peygamberimiz Aleyhisselam da onun selamına karşılık verdi. [357]
Vâil b. Hucr
“Ben, İslâmiyeti ve hicreti özleyerek geldim!” dedi. [358]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Merhaba=Hoşgeldin, safa geldin!” buyurdu ve hemen kendisinin üzerindeki ridasını onun için yere serip üzerine onunla birlikte oturdu. [359]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Vâil b. Hucr’un gelişine sevinerek Müslümanların toplanmaları için nida ettirdi. [360]
Müslümanlar toplanınca, minbere çıktı, Vâil b. Hucr”u da minbere çıkardı. Allah’a hamd ü senada bulunduktan ve peygamberlere salât ü selam getirdikten sonra:
“Bu Vâil b. Hucr, size uzak beldelerden, Hadramevtten hiç zorlanmadan[361] Yüce Allah’ı, Allah’ın Resûlünü ve dinini özleyerek[362] gelen, kral oğullarının bakiyyesidir!
Allah’ım! Vâil b. Hucr hakkında, onun oğlu hakkında, oğlunun oğlu hakkında bereket ihsan et!” diy­erek bereket duası yapti. [363]
Vâil’in başını eliyle sığadı. [364] Minberden indi.
Medine’nin uzakça bir yerindeki,[365] Harre mevkiindeki bir eve[366] indirilip orada ağırlanmasını Muaviye b. E bu Sütyan’a emretti.
Muaviye b. Ebu Süfyan yaya, Vâil b. Hucr da devesine binmiş olarak oraya[367] veya Peygamberimiz Aleyhisselamın verdiği araziyi Vâil b. Hucr”a göstermeye giderken, [368] Muaviye b. Ebu Süfyan:
“Ey Vâil! Kızgın yol üzerinde yalınayak yürümek ayağımın altını yaktı, kavurdu! [369] Ayakkabını bana at[370] da, güneşin sıcağından onunla korunayım!” dedi. [371]
Vâil b. Hucr “Hayır! Benim giydiğim ayakkabıyı sen giyemezsin! [372] Sen kralların giydiklerini giyebilecek kişiler­den değilsin!
Onu sana emaneten bile vermekten hoşlanmam! [373]
Yemenliler bir kralın ayakkabısını yedicisinin giydiğini işitmemişlerdir! [374]
Fakat, istersen, senin için devemi kısar, yavaşlatabilirim. Sen de devemin şu iki yanında, [375] göl­gesinde yürürsün! [376] Ayağın için devenin gölgesinden yararlanırsın! [377]
Bu, sana şeref olarak yeter!” dedi. [378]
Muaviye b. Ebu Süfyan:
“Öyle ise beni terkine alsan!” dedi. [379]
Vâil b. Hucr
“Sus! [380] Sen kralların terkisine binecek kimse olamazsın! [381] Sen kralların terkisine binebilecek bir kimse değilsin! [382] Kral oğullarından değilsin!” dedi. [383]

Vâil b. Hucr İçin Yazılar Yazılışı

Vâil b. Hucr, ülkesine gitmek istediği zaman: [384]
“Yâ Rasûlallah! Benim için kavmime bir yazı yaz!” dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Yaz ey Muaviye! Onun hakkında Abâhile krallarına!” [385] diyerek şöyle yazdırdı:
“Onlar namazı kılacaklardır!
Zekatı vereceklerdir!
Sadaka ve zekat, yılın çoğunda yabanda yayılan ve sayıları kırkı bulup aşan davarlardan alınacak­tır.
Ayrı bulunan hayvanlar zekat için bir yere toplanmayacak, toplu olanları da ayrılmayacaktır.
Zekat ve sadakaları teslim almak için hayvanları bir yerden başka bir yere sürdürüp götürmek ve iki nisab arasındakine de zekat yoktur.
Zekat ve sadakalar, ancak mal sahiplerinin yurtlarında teslim alınacaktır.
Değiş-tokuş yoluyla mihirsiz evlendirme yoktur.
Onlar, Müslümanların askerî birliklerine yardım etmek, her on kişi için bir dağarcık hurma yükle­mekle mükelleftirler.
Ekini yetişmeden satan kişi ribâ (faiz) yemiş olur!” [386]
Vâil b. Hucr
“Yâ Rasûlallah! Cahiliye çağında malik bulunduğum, Himyer ve Hadramevt krallarının da şahit oldukları arazim hakkında da benim için bir yazı yaz!” dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam da, şöyle yazdı (yazdırdı): “Bismiİlâhirrahm ânirrahîm[387]
Bu, Muhammed Peygamberin Hadramevt kralı Vâil b. Hucr”a yazısıdır: İşte, sen Müslüman oldun!
Malik bulunduğun araziyi ve hisarları yine sana temlik ettim. Mahsulünün her onda biri vergi olarak senden alınacaktır! Bu işe adalet sahibi bir kimse bakacaktır.
Din durdukça bu hususta haksızlık yapılamayacağını sana temin ederim! Peygamber ve mü’minler bu işte yardımcıdırlar.” [388]

Vâil b. Hucr’un Hadramevt Baş Krallığına Tayin Edilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Vâil b. Hucr’u Hadramevt kralları üzerinde baş kral olarak görevlendirdi. [389]
Bu hususta Muhacir b. Ebi Ümeyye’ye yazdığı yazıda şöyle buyurdu:
“B ismi llâhirrahm ânirrahîm
Vâil, Hadramevt’in neresinde olurlarsa olsunlar, bütün krallar üzerine âmir ve başkan olacaktır.” [390]

Küleyb b. Esed’in Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu

Amr b. Muhâcirü’l-Kindî’nin bildirdiğine göre; Hadramevt halkından Küleyb b. Esed b. Küyeyb’in annesi Tehnat binti Küleyb, Peygamberimiz Aleyhisselama bir elbise yaparak oğlu Küleyb’e vermiş ve:
“Bu elbiseyi Peygamber Aleyhisselama götür!” demişti.
Küleyb, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiği zaman, söylediği bir şiirinde:
“Sen, geleceğini haber aldığımız peygambersindir ki, seni bize Yahudi bilginleri [İbn Sa’d’a göre; Tevrat1] ve gelen peygamberler müjdelemişti!” dedi.
Getirdiği elbiseyi Peygamberimiz Aleyhisselama verip Müslüman olunca, Peygamberimiz Aleyhisselam onun başını sığadı ve onun için Allah’a dua etti. [391]
Küleyb’in oğullarından birisi kavminden kendisine çatanlara karşı bununla öğünmüş:
“Resûlullah bizim babamızın başını sığamış, Benî Büceyrlerin ileri gelenlerinin bile başını sığa-mamıştır! Onların gençleri de, yaşlıları da kınamakta eşek dişleri gibi birbirlerine eşittirler!” demiştir. [392]

Benî Rehâ Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları

Benî Rehâların Kimlikleri, Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri

Benî Rehâlar, Kahtan ve Kehlan’ın soyundan gelen[393] Mezhiclerden bir kabiledir. [394]
Benî Rehâların ata soyları şöyle sıralanır: Benî Reha b. Münebbih, b. Harb, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, [395] b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe’. [396]
Hicretin 10. yılında Benî Rehâlardan onbeş kişilik bir temsilci heyeti gelip Remle binti Hâris’in kon­ağına indiler. [397]
İçlerinde Benî Süleym b. Reha b. Münebbihlerden[398] Amr b. Sübey1 de bulunuyordu. [399]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Reha temsilcilerinin yanlarına vardı. Uzun müddet yanlarında kalıp onlarla konuştu.
Benî Reha temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselama hediyeler sundular. Sundukları hediyeler arasında Mirvah diye anılan bir at da bulunuyordu. Mirvah, üzerine binilip yürütülünce, Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna gitti.
Benî Reha temsilcileri Müslüman oldular.
Kendilerine Kufân-ı Kerîm ve ferâiz öğretildi.
Allah onlardan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine’ye gelen elçilere verdirdiği bahşişler gibi, Benî Reha temsil­cilerine de bahşişler verdirdi.
Temsilcilerin içtimaî durumlarına göre, her birine en az beş, en çok oniki buçuk ukiyye gümüş olarak bahşişlerini dağıttırdı. [400]
Amr b. Sübey1 için bir sancak bağladı. [401] Benî Reha temsilcileri Medine’den ayrılıp yurtlarına döndüler. [402]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Suayr b. Addâ’yı Koruyucu Tayin Edişi

Suayr’ın Kimliği

Suayr b. Addâ, Fürey’alara mensuptu. [403] Hicazlılardan sayılırdı. [404] Kendisinin Bekkâlara mensup olduğu da rivayet edilir. [405]
Buna göre; Benî Bekkâ Rebia b. Âmir, b. Rebia, b. Âmir, b. Sa’saalardandı. [406]
Abdullah b. Yahya b. Selman der ki:
“Suayr b. Addâ’ın oğlu[407] bana geldi. Kendisinin yanında bulunan[408] ve Resûlullah Aleyhisselam tarafından yazılan[409] yazıyı bana gösterdi.
Yazıda:
‘Allah’ın Resûlü Muhammed’den Suayr b. Addâya! Ben seni Rahih’a* bekçi ve koruyucu yaptı m. [410] Oradan koruyup geçireceğin yolcuların verecekleri bahşişleri de sana bıraktım’ buyuruluyordu.” [411]

Benî Gâfık Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi

Benî Gâfıkların Kimlikleri

Benî Gâfiklar, Kahtan’ın soyundan gelen Akk oymağından olup, ata soyları şöyle sıralanır Benî Gâfık b. Şâhid, b. Alkame, b. Akk,[412] b. Adnan, b. Abdullah, b. Ezd. Abdullah b. Ezd’in:
1. Adnan,
2. Kam,
3. Haris,
4. Abdullah isimlerinde dört oğlu olup, Adnan ile Kam’dan iki kabile türemiştir. [413]
Benî Gâfiklardan Cüleyha b. Şeccar b. Suharü’l-Gâfıkî, kavminden bazı adamlarla birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama gelip:
“Yâ Rasûlallah! Biz, kavmimizin olgunluk çağında bulunanlarıyız. Müslüman olmuş, zekat ve sadakalarımızı da teslim etmek üzere yanımızda tutmuş bulunuyoruz” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Müslümanlar için tanınan haklar, sizin için de tanınacaktır. Onların mükellef bulundukları şeylerle siz de mükellef bulunacaksınız!” buyurdu.
Avz b. Süreyrü’l-Gâfıkî:
“Biz Allah’a iman ettik ve Resûlullaha tâbi olduk!” dedi. [414]
Allah hepsinden razı olsun![415]

Benî Bârık Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları

Benî Bârıkların Kimlikleri

Benî Banklar Kahtan’ın soyundan gelen Ezd kabile5indendir1er. [416]
Benî Bankların ata soyları şöyle sıralanır Benî Bârık Sa’d b. Adiyy, b. Harise, b. Salebe, b. Amr Müzeykıyâ. [417]
Benî Bank temsilcileri Medine’ye geldiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam onları İslâmiyete davet edince, hemen Müslüman oldular, Peygamberimiz Aleyhisselama bey’at ettiler.
Allah onlardan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Banklar için bir yazı yazdı, yazdırdı. Yazısında şöyle buyurdu:
“Bankların meyve ağaçları kesilmeyecektir!
Kendileri istemedikçe, yağmur düşen baharlık ve yazlık yurtlarında hayvan da otlatı İm ayacaktır!
Onlar, harb veya kıtlık sıralarında Müslümanlardan kendilerine uğrayacak kimseleri üç gün konuk­lamakla mükelleftirler.
Onların meyveleri yetiştiği zaman, yolcular, dalından koparmamak, kesmemek ve toplayıp götürmemek şartyla, yere dökülenlerden karınlarını doyurabilirler.
Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Huzeyfe b. Yeman şahit oldu ve bunu Übeyy b. Ka’b yazdı.” [418]

Sa’du’l-Âşirelerden Zübab’ın Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu

Benî Sa’du’l-Âşirelerin Kimlikleri

Benî Sa’du’l-Âşineler Kahtan’ın soyundan gelme Kehlan’ın soyundan idiler. [419]
Benî Sa’du’l-Âşirelerin ata soyları şöyle sıralanır Benî Sa’du’l-Âşire b. Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b.Zeyd, b. Kehlan, [420] b. Sebe1.
Sa’du’l-Âşire’nin dokuz oğlu vardı. [421]
Sa’du’l-Âşire denilmesi de, neslinden üçyüz atlı yetişmiş olup, kendisiyle birlikte giderlerken “Kim bunlar?” diye soranlara, göz değmesinden korkarak “Aşiretimdir!” demesinden ileri gelmiştir. [422]
Sa’du’l-Âşirelerin Ferraz diye anılan bir putları olup, ona tazimde bulunurlardı.
Putun bakıcısı da, Enesullah b. Sa’du’l-Âşirelerden İbn Rakbiyye veya Vakşâ idi.
Kendisi cinlerden birisiyle görüşür, cin ona olan bitenleri gelip haber verirdi.
Bir gün Rakbiyye, Zübab’ın yüzüne bakarak:
“Ey Zübab! Ey Zübab! Ey Zübab! Dinle, şaşılacak olanların şaşılacak olanını:
Muhammed, Kitabla gönderilmiş! Mekke’de halkı davete başlamış! Davetine icabet edilmemiş!” dedi.
Zübab:
“Ne demektir bu?” diye sorunca, Ferras putunun bakıcısı:
“Bilmiyorum! Bana böyle denildi!” cevabını verdi. [423]
Aradan bir müddet geçtikten sonra, Zübab Peygamberimiz Aleyhisselamın ortaya çıktığını ve Medine’ye geldiğini işitince, Sa’du’l-Âşire’nin putu olan Ferras’ın yanına vardı. VUrup onu kırdı. [424]
Elçi olarak[425] Peygamberimiz Aleyhisselama gelip Müslüman oldu.
Zübab, bu hususta söylediği şiirde:
“Hidayetle geldiği zaman, Resûlullaha tâbi oldum.
Ferras’ı hor ve hakir bir halde gerimde bıraktım[426]
Üzerine öyle bir yürüyüşle yürüyüp onu kırdım ki, dünyada hiç olmamış, yokmuş gibi yaptım. [427]
Allah’ın dinini açıkladığını görünce ve Resûlullah beni ona davet edince, davetini hemen kabul ettim. [428]
Sağ oldukça İslâm’a yardımcı olarak sabahlayacağım!
Boynumu ve göğsümü onun yoluna koymuşumdur!” dedi. [429]
Yüce Allah ondan razı olsun![430]

Benî Cu’fî Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olduktan Sonra İrtidat Etmeleri

Benî Cu’filerin Kimliği

Benî Cu’fîler Kahtan’ın soyundan gelen Sa’dü’l-Âşirelenden bir oymak idiler. [431] Cu’fî b. Sa’du’l-Âşire’nin
1. Metran,
2. Harim isimlerinde iki oğlu vardı. [432]
Peygamberimiz Aleyhisselama temsilci olarak gelen iki kişiden birisi Kays b. Seleme, b. Zeyd, b. Meşce’a, b. Mücemmi1, b. Malik, b. Ka’b, b. Sa’d, b. Avf, b. Harim, b. Cu’fî[433] olup, Merran’ın soyun-dandı. [434] Diğeri de Kays’ın ana-baba bir kardeşi olan Seleme idi.
Müslüman oldular. [435]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kays b. Seleme için bir yazı yazıp, yazısında şöyle buyurdu:
“Allah’ın Resûlü Muhammed tarafından Kays için yazılan yazıdır.
Ben seni Merran ve müttefiklerinden, Cehm ve müttefiklerinden, Kilâb ve müttefiklerinden namaz kılanlar, zekat verenler, mallarını verecekleri sadakalarla saf hale getirenler üzerine vali tayin ettim.” [436]
Cu’fîler, Cahiliye çağında hayvan kalbini yemeyi kendilerine yasaklamışlardı.
Peygamberimiz Al eyhisselam, bunlara:
“Bana erişen habere göre, siz yürek yemez imişsiniz, öyle mi?” diye sordu.
Temsilciler:
“Evet!” dediler.
Peygamberimiz Al eyhisselam:
“Siz onu yemedikçe, Müslümanlığınız tamamlanmaz!” buyurdu.
Onlar için kızarmış bir yürek getirtip, Seleme b. Yezid’e verdi.
Seleme onu alınca, eli titremeye başladı.
Peygamberimiz Al eyhisselam:
“Ye onu!” buyurdu.
Seleme yedi ve söylediği bir beyitte:
“Ben yüreği istemeyerek yedim. Parmaklarım ona dokunduğu zaman titredi!” demiştir. [437]
Temsilciler, Peygamberimiz Aleyhisselama:
“Yâ Rasûlallah! Anamız Müleyke binti Hulüvv esirlerin esaret bağlarını çözer, açları doyurur, hiçbir şeyleri bulunmayanlara acır, [438] akrabalık haklarını gözetir, misafirleri ağırlardı.
Kendisi Cahiliye çağında[439] dönüp gitti. [440]
Bu yaptığı iyiliklerin ona bir yararı olacak mı?” diye sordular.
Peygamberimiz Al eyhisselam:
“Hayır! Yararı olmayacaktır!” buyurdu.
Temsilciler:
“Anamız Cahiliye çağında kızkardeşimizi, [441] kendisinin küçük kızını[442] diri diri toprağa göm­müştü . [443]
Kendisinin hali ne olacaktır?” diye sordular. [444]
Peygamberimiz Al eyhisselam:
“Kız çocuğunu diri diri toprağa gömen, ateşte, cehennemdedir! [445] Ancak, İslâmiyete erişen çocuk gömücünün suçunu Allah bağışlar! [446]
Diri diri gömülen kız çocuğu ise cennettedir!” buyurdu. [447]
Temsilciler, kızarak kalkıp gittiler ve:
“Vallahi, adam bize hem yürek yedirdi, hem de anamızın ateşte, cehennemde olduğunu söyledi!
O, kendisine asla tâbi olunmayacak bir kimsedir!” diyerek çıkıp gittiler.
Cu’fTtemsilcileri, yolda yanında Peygamberimiz Aleyhisselamın zekat develeri bulunan birzâta rast­ladılar. Onu tutup bağladılar, develeri de sürüp götürdüler.
Peygamberimiz Al eyhisselam hadiseyi haber alınca onlara lanet etti. [448]

Cu’fîlerden Ebu Sebre’nin İki Oğluyla Birlikte Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu

Ebu Sebre’nin Kimliği

Cu’fîlerden Ebu Sebre’nin ata soyu şöyle sıralanır Ebu Sebre Yezid b. Malik, b. Abdullah, b. Züeyb, b. Seleme, b. Amr, b. Zühl, b. Merran, b. Cu’fî, [449] b. Sa’du’l-Âşire. [450]
Cu’fîlerden Ebu Sebre, oğulları Sebre ve Aziz’i yanına alarak Medine’ye geldi, [451] Müslüman oldular. [452]
Allah onlardan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Sebre’nin Aziz adındaki oğluna:
“Senin adın nedir?” diye sordu.
“Aziz!” deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Hayır! Aziz ancak Allah’tır. Sen Abdurrahman’sın! [453]
İsimlerin Allah’a en sevgili olanı, Abdullah ve Abdurrahman’dır!” buyurdu. [454]
Ebu Sebre:
“Yâ Rasûlallah! Avucumda bir hıyarcık peyda oldu, hayvanımın yularını tutmama engel oluyor!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam bir ok getirtti. Oku o hıyarcığın üzerine sürünce, hıyarcık kaybolup gitti.
Ebu Sebre ile oğlu için de dua etti.
Ebu Sebre:
“Yâ Rasûlallah! Kavmimin Yemen’deki Hurdan[455] veya Cürdan[456] vadisini bana tapulasan!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam öyle yaptı, [457] tapuladı. [458]

Benî Anslerden Rebia b. Reva’ın Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu

Benî Anslerin Kimliği

Benî Ansler Kahtan’ın soyundan gelen Kehlan kabilesinden idiler.
Benî Anslerin ata soyları şöyle sıralanır: Benî Ans b. Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd , b. Kehlan, [459] b. Sebe’, [460]
Benî Ans kabilesinden Rebia[461] b. Reva’ü’l-Ansî[462] Medine’ye gelip Peygamberimiz Aleyhisselamı akşam yemeğini yerken buldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam onu yemeğe davet etti. [463]
Rebia b. Reva1 da oturup yedi.
Yemek yediği sırada Peygamberimiz Aleyhisselam ona yönelerek:
“Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in de O’nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet eder misin?” diye sordu.
Rebia b. Reva1:
“Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederim!” dedi. [464]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
“Sen umarak mı, yoksa korkarak mı geldin?” diye sordu.
Rebia:
“Ummak mı?! Vallahi elinde mal yok ki umayım!
Korkuya gelince; vallahi ben öyle biryurttayımdır ki, senin askerlerin oraya ulaşamazlar!
Fakat, ben korkutularak korktum: Bana ‘Allah’a iman et!’ denildi. Ben de ‘İman ettim!1 dedim” dedi. [465]
Rebia Medine’de oturduğu müddetçe Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına sık sık gelip gitti.
Yurduna dönmek üzere vedalaşmaya geldiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
“Git! Eğer kendinde bir rahatsızlık hissedersen, hemen bir köye yaklaşıp köy halkına sığın!” buyur­du.
Rebia çıkıp gitti. [466]
Yolun bir kesiminde bulunduğu sırada hummaya tutuldu, en yakın köye, [467] köy halkına[468] sığındı ve orada vefat etti. [469]
Allah ondan razı olsun![470]

Benî Mehre Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları

Benî Mehrelerin Kimlikleri ve Yurtları

Benî Mehreler, Kudâa kabilelerinden olup, [471] ata soyları şöyle sıralanır Benî Mehre b. Haydan, b. Amr, b. Elhâfî, b. Kudâa. [472]
Benî Mehrelerin yurtları, Yemen’in deniz sahilinde, Amberlerin toprağındaki Şıhhîr nahiyesidir.
Benî Mehrelerden bazı kişiler, Mehrîb. Ebyaz’ın başkanlığı altında temsilci olarak Peygamberimiz Aleyhisselarma geldiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam Müslüman olmalarını teklif edince, onlar hemen Müslüman oldular.
Allah hepsinden razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Mehre temsilcilerine bahşişler verdirdi ve bir de yazı yazdırdı.
Yazdırdığı yazıda şöyle buyurdu:
“Bu, Allah’ın Resûlü Muhammed tarafından Mehrî b. Ebyaz ile Mehrelerden iman etmiş olanlar için yazılmıştır:
Onlara baskın yapılmayacak, savaş da açılmayacaktır.
Kendileri İslâm şeriatlarını yerine getirmekle mükelleftirler.
Kim dinini değiştirirse, Allah’a isyan etmiş, savaş açmış olur.
Kim de O’na iman ederse, onun için, Allah’ın himayesi ve Resûlullahın himayesi vardır.
Kaybolup bulunmuş olan şeyler, ürküp kaçmış olan yaylım hayvanları sahiplerine verilecektir.
Hacda ihram halinde iken saç, sakal, bıyık, timak kesmek, koltuk altı ve edeb yeri tüylerini gider­mek günahtır. Kadına yaklaşmak da günah işlemektir.
Bu yazıyı Muhammed b. Meslemetü’l-Ensârî yazdı .” [473]

Benî Mehrelerden Züheyr b. Kırdım’ın Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu

Benî Mehrelerden Züheyr b. Kırdım da, temsilci olarak Peygamberimiz Aleyhisselama geldi.[474] Züheyr uzak yerlerden geldiği için, Peygamberimiz Aleyhisselam ona yakınlık gösterdi, ikramda bulundu.
Yurduna dönmek istediği zaman ise, onu hemen bırakmadı.
Giderken de, kendisine binit verdi.
Züheyr b. Kırdım yurduna dönüp gideceği zaman onun için bir yazı da yazdırdı.
Bu yazı, İbn Sa’d’ın (vefatı: 230 Hicrî) zamanına kadar onların yanında bulunuyordu . [475]

Benî Sadif Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi

Benî Sadiflerin Kimliği ve Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri

Benî Sadifler, Benî Hadramevtlene dahildirler.
Sadif’in ata soyu şöyledir: Sadif b. Eslem, b.Zeyd, b. Malik, b.Zeyd, b. Hadramevtül-Ekber.
Hadramevt ise Kahtan’ın oğludur. [476]
Hadramevt’in, Kahtan’ın kardeşi Yaktan’ın oğlu olduğu da söylenir. [477]
Rivayete göre; Sadif, yurtlarını Seylü’l-Arim bastığı zaman kavmindan ayrılır, tek başına çıkar gider.
Gassan krallarından bazılarının onun ardından saldığı süvariler sulu ve ağaçlı Arap yurtlarına uğrayıp Sadif’i sordukça:
“Sadif bizden ayrıldı, bir daha onun yüzünü görmedik!” cevabını alırlar.
467. En sonunda Sadif, Kinanelere karışır, onlarla birlikte bulunur. [478] Benî Sadif temsilcileri, [479] Hicretin 10. yılında, Hâccetü’l-Vedâ yılında[480] Peygamberimiz Aleyhisselama geldiler.
Gelenler ondan fazla olup, uzun bacaklı genç develer üzerinde idiler. Üstlerinde izarve ridalan (altlı-üstlü elbiseleri) vardı.
Peygamberimiz Aleyhisselama eviyle minberi arasındaki yerde rasüadılar. [481]
Selam vermeden oturdular.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
“Siz Müslüman mısınız?” diye sordu.
Sadif temsilcileri:
“Evet!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Öyleyse, niçin selam vermediniz?” diye sordu.
Sadif temsilcileri hemen ayağa kalktılar ve:
“Esselamü aleyke eyyühennebiyyu ve rahmetullah!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam da:
“Ve aleykümüsselam! Oturunuz!” buyurdu. Oturdular.
Peygamberimiz Aleyhisselama namaz vakitleri hakkında sorular sordular. [482]
Peygamberimiz Aleyhisselam da, onlara namaz vakitlerini bildirdi. [483]
Allah onlardan razı olsun![484]

Benî Ceyşan Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi

Benî Ceyşanların Kimliği

Geyşan, Yemen’de bir şehir olup, [485] oraya Geyşan b. Gaydan, b. Hacr, b. Zû Ruayn (Yerim), b. Zeyd, b. Seril, b. Amr, b. Kays, b. Muaviye, b. Cüşem, b. Abdi Şems, b. Vâil, b. Gavs, b. Katan, b. Züheyr, b. Gavs, b. Eymen, b. Hemeysâ, b. Himyer, b. Sebe1 gelip konduğu için Geyşan adı ver­ilmiştir. [486]
Abdan b. Hacr b. Zû Ruayn’ın da lakabı Geyşan olup, Ceyşânîler diye anılan cemaat ona mensup-turiar. [487]
Rivayete göre; Ebu Vehbü’l-Ceyşânf, kavmindan bazı kişilerle birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama geldi. [488]
Benî Geyşan temsilcileri, Yemen’de baldan yapılan biti1, arpa ve darıdan yapılan mizr dedikleri içkiyi içmenin hükmünü Peygamberimiz Aleyhisselamdan sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
“(İçtiğiniz zaman) bunlardan sarhoş oluyor musunuz?” diye sorunca, temsilciler
“Çok içersek bizi sarhoş eder!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır!” buyurdu.
Temsilciler, (kendisi içmeyip) işçilerine içirmek için içki edinen kimse hakkındaki hükmü de sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“(İster kendisi içsin, ister işçisine içirsin) her sarhoş edici içki haramdır!” buyurdu. [489]

Benî Hanîfe Temsilcilerinin Medine’ye Gelmeleri ve Müslüman Olmaları

Benî Hanîfelerin Kimlikleri ve Yurtları

Benî Hanîfeler, Adnan’ın soyundan gelen[490] Rebia b. Nizar kabileleri oymaklarındandır. [491] Benî Hanîfelerin ata soyları şöyledir: BenîHanîfe b. Lüceym, b. Sa’b, b. Aliyy, b. Bekr, b.Vâil. [492] BenîHanîfe b. Lüceym…’den:
1. BenîDü’l b. Hanîfe,
2. Benî Adiyy b. Hanffe,
3. BenîÂmir b. Hanîfe,
4. BenîSühaym b. Mürre, b. Dül b. Hanîfe… gibi oy m a ki ar türemiştir. [493]
Benî Hanîfelerin konak yerleri Yemâme olup, bunun eski adı Cev idi.
Yemâme binti Sehm b. Tasm’dan dolayı, [494] veya kapısında Cedilelerden Yemâme binti Mürr adın­da bir kadın asıldığı için Yemâme adı veri I mistir. [495] Yemâme, Tasm ve Cedislerin konak yerleri idi. Yemâme ile Bahreyn arası on günlüktür. Yemâme, Necd bölgelerinden sayılır. Bölgelerin en güzeli ve en bereketlisi, meyve ve hurma ağaçlan en çok olanıdır. [496]

Benî Hanîfe Temsilcilerinin Medine’ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri

Hicretin 10. yılında, [497] Benî H anîfelerin temsilcileri olarak gelen kişilerin sayısı ondan fazla idi. [498] Onyedi kişi idiler. [499]
1. Rehhâl b. Unfüve,
2. Sülmâ b. Hanzale,
3. Talk b. Ali,
4. Humran b. Câbir,
5. Ali b. Sinan,
6. Ak’as b. Seleme,
7. Zeyd b. Abd-i Amr,
8. Müseylime b. Hubeyb, [500]
9. Müccaa b. Mürâre[501] gelenler arasında idi.
Sülmâ b. Hanzale, temsilcilere başkanlık ediyordu. [502]
Benî Hanîfe temsilcileri Müseylime’yi hayvan ve ağırlıklarını görüp gözetmek üzere gerilerinde bırakmışlardı . [503]
Kendisine “Rahmânü’l-Yemâme” denilirdi. [504]
Müseylime’nin Benî Hanîfieler katında önemli bir mevkii vardı.
Müseylime, Peygamberimiz Aleyhisselamın meclisinde bulunmayı onuruna yediremediği için, hay­vanların ve ağırlıkların yanında kalmayı kendisi tercih etmişti. [505]
Benî Hanîfe temsilcileri Remle binti Hâris’in konağına indirildiler. [506]
Sabah akşam yemek olarak kendilerine kâh ekmekle et, kâh ekmekle süt, kâh ekmekle yağ ver­ilmek, bazen de hurma dağıtılmak suretiyle ağıriandılar. [507]
Benî Hanîfe temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip selam verdiler, şehadet getirdiler. [508] Müslüman oldular. [509]
Medine’de günlerce oturdular. [510] Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gidip geldiler. [511] Übeyy b. Ka’b’dan Kur’ân-ı Kerîm öğrendiler. [512]
Rahhâl b. Unfüve’nin Übeyy b. Ka’b’dan[513] okumasını öğrendiği, Bakara süresiyle Kur’ân-ı Kerîm’in bazı sûreleri idi.
Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Hanîfie temsilcilerinden Müccaa b. Mürâre’ye istemiş olduğu sahipsiz, ölü, hâlî bir araziyi bağışlamıştı. [514]
Kendisine, bu hususta bir de yazı yazıp verdi.
Yazıda şöyle buyurdu:
“Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu, Allah’ın Resûlü Muhammed’in Müccaa b. Mürâre b. Sülmâ için yazdığı yazıdır.
Ben sana Gavre’yi, Gurâbe’yi ve Hubel’i verdim, tapuladım.
Bu hususta sana itiraz eden kimse bana getirilsin!” [515]
Benî Hanîfe temsilcileri yurtlarına dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam onların her birine beşer ukiyye gümüş verilmesini emretti ve verildi. [516]
Temsilciler:
“Yâ Rasûlallah! Bizim için ağırlıklarımızı ve hayvanlarımızı görüp gözetsin, korusun diye bir arkadaşımızı gerimizde bırakmıştık” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona da arkadaşları hakkında olduğu gibi beş ukiyye gümüş ver­ilmesini emretti ve:
“O ağırlıklarınızı ve hayvanlarınızı koruduğuna göre, onun işi sizinkinden kötü değildir!” buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu sözü Müseylime’ye haber verilince:
“Peygamberlik işinin bana kalacağını anladı[517] da böyle söyledi!” dedi. [518]
Peygamberimiz Aleyhisselam; yanına hatibi Sabit b. Kays b. Şemmasu’l-Ensârîyi alarak Müseylime’nin yanına gitti.
Peygamberimiz Aleyhisselam elinde yapraklı bir hurma dalı, budağı olduğu ve Müseylime de arkadaşlarının içinde bulunduğu sırada onun karşısına varıp durdu. Onunla İslâmiyet hakkında konuş­tu.
Müseylime, peygamberlik payesinden kendisine bir pay verilmesini istedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Değil peygamberlikten bir pay, şu elimdeki dal, budak parçasını da benden istesen, onu bile sana vermem! Sen cehennemlik olman hakkındaki Allah’ın hüküm ve takdirini geçemezsin! Eğer sen bana ve hakka karşı koyarsan, Allah seni muhakkak helak ve yok eder! Ben kesin olarak sanıyorum ki; sen, gördüğüm eşkâle göre, rüyamda bana gösterilen kişisin!
İşte şu, Sabit’tir! Benim tarafımdan sana gereken cevabı o verecektir!” buyurduktan sonra, Müseylime’nin yanından dönüp gitti. [519]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Hanîfe Temsilcilerine Emir ve Tavsiyeleri

Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Hanîfe temsilcilerine, içinde su bulunan bir matara, su kabı verdi ve:
“Yurdunuza vardığınız zaman kilisenizi yıkınız! Yerine bu suyu saçınız ve orayı mescid yapınız!” buyurdu. [520]
Kilise Kurran’da* idi. [521]
Benî Hanîfe temsilcileri Yemâme’ye döndüler ve Peygamberimiz Aleyhisselamın buyruğunu yerine getirdiler. [522]
Matarayı Medine’den getiren Ak’as b. Mesleme mataradaki suyu yıkılan kilisenin yerine saçtı . [523]
Matara kendisinin yanında kaldı. [524]
Benî Hanîfe temsilcilerinden Talk b. Ali Kurran mescidinin müezzini oldu. [525]
Kurran kilisesinin papazı, ezan sesini işitince:
“Bu bir hak kelimesidir ve hak davetidir!” diyerek[526] ve ilenerek oradan kaçıp gitti[527] ve kendisini bir daha göremediler. [528]

Vebr b. Yuhannis’in Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu ve Müslümanlığını Ebnâlar Arasında Yayışı

Vebr’in Kimliği ve Medine’ye Geliş Tarihi

Vebr b. Yuhannis Yemen’de bulunan Ebnâlardandı. Hicretin 10. yılında Medine’ye gelip Müslüman oldu.
Vebr, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılınca, Yemen’deki Ebnâların yanına vardı. [529]
Onları İslâmiyete davet etti. [530]
Evlerine misafir olduğu Numan b. Büzürc’ün kızları da Müslüman oldular.
Vebr, Feyruz b. Deylemî’ye adam salıp Müslüman olmasını teklif etti, o da Müslüman oldu.
Vebr, Merkebuz’a adam saldı, İslâmiyete girmesini girmesini teklif etti, o da Müslüman oldu.
Merkebuz’un oğlu Atâ, San’â’da Kur’ân-ı Kerîm’i ilk ezberleyen kişidir. [531]
Fars Ebnâlarından çok yaşlı bir zât olan Dâzeveyh de Müslüman oldu. [532]
Allah hepsinden razı olsun![533]

Feyruz b. Deylemî ile Arkadaşlarının Medine’ye Gelip Müslüman Olmaları

Feyruz b. Deylemî’nin Kimliği, İkâmetgâhı, Ne Zaman ve Nasıl Müslüman Olduğu

Feyruz b. Deylemî, Kisrâ’nın Habeşlileri Yemen’den sürüp çıkarmaları için Seyf b. Zî Yezen’le bir­likte Yemen’e göndermiş olduğu Fars Ebnâlarındandı. [534]
Künyesi Ebu Abdullah veya Ebu Abdurrahman’dı. San’â’da oturuyordu. [535]
Feyruz b. Deylemî, Yemen’de bulunan ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelerek Müslüman olup Yemen’e dönen Fars Ebnâlarından Vebr b. Yuhannis’in teklifi üzerine Müslüman oldu. [536]
Müslüman olan bazı kişilerle birlikte[537] Hicretin 10. yılında[538] Medine’ye gelerek Peygamberimiz Aleyhisselama İslâmiyet üzerine bey’at ettiler[539] ve:
“Yâ Rasûlallah! Sen bizim nerelerden çıkıp geldiğimizi biliyorsundur. Müslüman olduk. Bizim velîmiz, yardımcımız kimdir?” dediler.
Resûlullah Aleyhisselam:
“Allah ve Resûlüdür!” buyurdu. [540]
Feyruz ve arkadaşları:
“Allah ve Resûlü bize yeter! [541] Razıyız!” dedikten sonra: [542]
“Yâ Rasûlallah! Biz üzüm ve içki sahipleriyiz. Allah ise içkiyi haram kılmıştır. Üzümü ne yapacağız?” diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Onu kurutup kuru üzüm yapınız!” buyurdu.
Feyruz ve arkadaşları:
“Kuru üzümü ne yapacağız?” diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Kırba içinde sabah ıslatıp şerbet ve hoşaf yapınız. Onu akşamleyin içiniz! Akşamleyin ıslatınız, sabahleyin içiniz!” buyurdu. [543]
Feyruz b. Deylemî iki kızkardeşle evli bulunuyordu. [544]
“Yâ Rasûlallah! Ben Müslüman oldum, halbuki nikahım altında iki kızkardeş bulunuyor, ne yapacağım?” diye sordu. [545]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Onlardan hangisini istersen tercih et, [546] tut! Hangisini istersen boşa!” buyurdu. [547]

[1] İbn Hazm, Cemhere, s. 418, Kalkasandf, Nihâyetü’l-ereb, s. 248.
[2] Kalkaşandi, s. 248.
[3] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 324, Taberî, Târih, c. 3, s. 163, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 253, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 93.
[4] İbn Sa’d, c. 1, s. 324, İbnSeyyid, c. 2, s. 253, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 93, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 59.
[5] İbn Sa’d, c. 1, s. 324.
[6] İbn Sa’d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59.
[7] İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 274, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 58.
[8] İbn Sa’d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 58.
[9] İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 274, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 58-59.
[10] İbn Sa’d, Tabak âtü’l-k übrâ, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[11] İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c, 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[12] İbn Sa’d, c. 1, s. 324.
[13] İbn Sa’d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[14] İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 253-254, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 274-275, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 59.
[15] Taberî, Tefsfr, c. 8, s. 41.
[16] Beyzâvî, Tefsfr, c. 1, s. 333.
[17] İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 253-254, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 274-275, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 59.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/15-18.
[18] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1 , s. 324.
[19] İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım , c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[20] İbn Sa’d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid.c. 2, s. 254, İbn Kayyım, c. 4, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[21] İbn Sa’d, c. 1, s. 324.
[22] İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım , c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[23] İbn Sa’d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[24] İbn Sa’d, c. 1, s. 324, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[25] İbn Sa’d, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275.
[26] İbn Sa’d, c, 1, s. 324, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye vıe’n-nihâye, c. 5, s. 93.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/18-19.
[27] Semhûdf, Vefâu ‘I-vefa, c. 1, s. 31 7, D i yarbek rf, Tâ rîtıu’ l-ham fs, c. 2, s. 1 47.
[28] Müslim, Sahih, c. 1, s. 37, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 25.
[29] Ebu Hanife, Müsned, s. 2.
[30] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 27, İbn Mâce, c. 1 , s. 24, .
[31] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 27.
[32] Ebu Hanife, s. 2, .
[33] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27.
[34] Ebu Hanife, s. 3.
[35] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27.
[36] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed, c. 1 , s. 27, 51, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[37] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 51, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1 , s. 24.
[38] Ebu Hanife, s. 2.
[39] Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[40] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed, c. 1, s. 27, 51, Müslim , c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[41] Ahmed, c. 1, s. 27.
[42] Ebu Hanife, s. 2.
[43] Ahmed, c. 1, s. 27.
[44] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 7 İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 24, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 97, Begavf, Mesâbfhu’s-sünne, c. 1, s. 3.
[45] Ebu Hanife, Müsned, s. 2.
[46] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 53.
[47] Ebu Hanife, s. 2.
[48] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c.1 , s. 24.
[49] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52.
[50] Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[51] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 98, Begavf, c. 1, s. 3.
[52] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52, Müslim, c. 1 , s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, c. 1, s. 3.
[53] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 1 29.
[54] Ebu Hanife, Müsned, s. 2, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 52, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 98, Begavf, Mesâbfhu’s-sünne, c. 1, s. 3.
[55] Ebu Hanife, s. 2.
[56] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 51, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, c. 1,s.3.
[57] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 51, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[58] Ahmedb. Hanbel, c.1 ,s.51, Müslim, c.1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, c. 1, s. 3.
[59] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 1 29.
[60] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52, Müslim, c. 1 , s. 37, İbn Mâce, c. 1 , s. 24.
[61] Ebu Hanife, s. 2.
[62] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 51 -53.
[63] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 53.
[64] Ebu Hanife, Müsned, s. 2-3, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 53, Müslim, c. 1, s. 37, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, Mesâbfh, c. 1, s.3.
[65] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27, 51, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 20, Müslim, c. 1, s. 37, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbnMâce, c. 1, s. 24.
[66] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 129.
[67] Ebu Hanife, s. 3.
[68] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 53.
[69] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 1 29, Buhârî, c. 6, s. 20.
[70] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed, c. 1 , s. 51, Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 223.
[71] Ebu Hanife, s. 3, Buhârî, c. 5, s. 20, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[72] Ebu Hanife, s. 3, s. Ahmed, c. 1, s. 27,51,53, Buhârî, c. 6, s. 20, Müslim, c. 1,s.37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24, Nesâf, c. 8, s. 100, Begavf, c. 1, s. 3.
[73] Ahmed, c. 1, s. 53.
[74] Ahmed, c. 1, s. 52, Müslim, c. 1 , s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224.
[75] Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[76] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 52, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 38, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 7, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 24-25.
[77] Ebu Hanife, Müsned, s. 3.
[78] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed, c. 1 , s. 27, Hevsemf, Mecmau’z-zevâid, c. 1, s. 41 .
[79] Ebu Hanffe, s. 3, Ahmed, c. 1 , s. 27.
[80] Ahmed, c.1, s. 27.
[81] Müslim, c. 1, s. 38, Tirmizî, c. 5, s. 7, Nesâf, c. 8, s. 101, Begavf, c. 1, s. 3.
[82] Ahmed, c. 1, s. 27, 52, Müslim, c. 1, s. 38, İbn Mâce, c. 1, s. 25, Nesâf, c. 8, s. 101.
[83] Ahmed, c. 1, s. 27, 52, Müslim, c. 1, s. 38, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, İbn Mâce, c. 1, s. 25, Nesâf, c. 8, s. 101, Begavf, c.1, s. 3.
[84] Ebu Hanffe, s. 3, Ahmed, c. 1, s. 27, 52, Müslim , c. 1, s. 38, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 25, Nesâf, c. 8, s. 101 , Begavf, c. 1, s. 3, Heysemî, c. 1, s. 41.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/19-24.
[85] İbn Hazm, Cemhere, s. 485, Yâkût, Mu’cemu’l-buldan, c. 5, s. 89.
[86] Yâkût, c. 5, s. 89.
[87] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/24.
[88] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/24.
[89] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/24.
[90] İbn Hazm, s. 476-477.
[91] Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 5, s. 89.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/25.
[92] Vâkıdî, Megâzî.c.1, s. 7, t 3, s. 1079, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 169, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 59. Vâkıdî, Megâzî.c.1, s. 7, t 3, s. 1079, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 169, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 59.
[93] Vâkıdî, c. 3, s. 1079, İbn Sa’d, c. 2, s. 169.
[94] Vâkıdî, c. 3, s. 1079, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 225.
[95] Vâkıdî, c. 3, s. 1079.
[96] Vâkıdî, c. 3, s. 1079, İbn Sa’d, c. 2, s. 169, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 271.
[97] Vâkıdî, c. 3, s. 1079.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/25.
[98] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1 079, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 169, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 271.
[99] Vâkıdî, c. 3, s. 1079.
[100] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 110, Taberî, Târih, c. 3, . 159, Ebu’l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 201 Diyarbekrî, Târihu’l-hamîs, c. 2, s. 145.
[101] Vâkıdı, c. 3, s. 1079-1080, İbn Sa’d, c. 2, s. 169-170, İbn Seyyid, c. 2, s. 271.
[102] Vâkıdı, Megâzî, c. 3, s. 1 079-1080, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 1 69-1 70, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 271.
[103] Vâkıdı, c. 3, s. 1080.
[104] Vâkıdı, c. 3, s. 1080.
[105] Vâkıdı, c. 3, s. 1080, İbn Sa’d, c. 2, s. 170, İbn Seyyid, c. 2, s. 272.
[106] Vâkıdı, c. 3, s. 1080-1081.
[107] Vâkıdı, c. 3, s. 1081 , İbn Sa’d, c. 2, s. 170, İbn Seyyid, c. 2, s. 272.
[108] Vâkıdı, Megâzî, c. 3, s. 1081.
[109] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 4-5, Buharı, Sahih, c. 5, s. 110-111, Müslim, Sahih, c. 2, s. 741-742, 743.
[110] Buhârî,c. 5, s. 111, Müslim, c. 2, s. 742.
[111] Vâkıdı, Megâzî, c. 3, s. 1082, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 170, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 272.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/26-29.
[112] Vâkidi, Megâzî, c. 3, s. 1083.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/29-30.
[113] Vâkıdî, Megâzı,c.3,s. 1081.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/30-31.
[114] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 387.
[115] İtan Haim, Cemhene, s. 473.
[116] İbn Haim,s.379.
[117] İbn Hazm,s.337.
[118] Taberî, TâriTı, c. 3, s. 158, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 257, VâkıdPden naklen İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 63.
[119] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 345, Taberî, c. 3, s. 158, VâkıdPden naklen İbn Kayyım, c. 3, s. 63.
[120] İbn Sa’d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, c. 3, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 63.
[121] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 345.
[122] İbn Sa’d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, Uyünu’l-eser, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 63.
[123] İbn Seyyid, c. 2, s. 258, Vâkıdî’den naklen İbn Kayyım, c. 3, s. 63.
[124] İbn Sa’d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, c. 3, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 63.
[125] İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 63.
[126] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 345.
[127] İbn Sa’d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 2, s. 258, İbn Kayyım, c. 3, s. 63, Zürkânf, c. 4, s. 63.
[128] İbn Sa’d, c. 1,5.345.
[129] İbn Sa’d, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 3, s. 259, İbn Kayyım , c. 3, s. 63, Zürkânf, c. 4, s. 63.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/31-34.
[130] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 388.
[131] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 9.
[132] Kalkaşandi, s. 333.
[133] İbn İshak, c. 1 , s. 10, Kalkaşandi, s. 388.
[134] Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 3, s. 68.
[135] Yâkût, c. 3,5.131.
[136] İbn İshak, c. 1, s. 9-10.
[137] İbn Hazm, Cemhere, c. 331.
[138] Kalkaşandi, s. 388.
[139] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 338, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 62, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 61.
[140] İbn Sa’d, c. 1, s. 338, İbn Seyyid, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 55, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[141] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 338.
[142] İbn Sa’d, c. 1, s. 339, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 62, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, İnsânu’l uyûn, c. 3, s. 277.
[143] İbn Sa’d, c. 1,s.339.
[144] İbn Sa’d, c. 1, s. 339, İbn Seyyid, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 277, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[145] İbn Sa’d, c. 1, s. 339, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 277, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[146] İbn Haldun, c. 2, ks.2,s.55.
[147] İbn Sa’d, c. 1, s. 339, İbn Seyyid, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 277, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[148] İbn Seyyid, c. 2, s. 256-257, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55, Zürkânf, c. 4, s. 61 .
[149] İbn Sa’d, c. 1, s. 338-339, İbn Seyyid, c. 2, s. 256-257, İbn Kayyım , c. 3, s. 62.
[150] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/34-35.
[151] İbn Hazm, Cemhere, s. 484, Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 171.
[152] İbn Hazm, s. 484, Kalkaşandi, s. 89.
[153] İbn Hazm, s. 387-390.
[154] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 347, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1 , s. 384, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 2, s. 381 , İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 232.
[155] Belâzurî, c. 1,5.384, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 304, Zehebî, c. 2, s. 381 , İbn Hacer, c. 1.S.232.
[156] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 347, Ebu’l-Ferec İbn Cevzf, Vefa, c. 2, s. 753.
[157] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 337-338.
[158] İbn Sa’d, c. 1, s. 347, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 359-360, İbn Abdilberr, c. 1, s. 337, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 2, s. 381.
[159] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 359-360, 364, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 346-347, Zehebî, c. 2, s. 380-381, Ebu’l-Fdâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 77-78.
[160] Beyhakî, c. 5, s. 347.
[161] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 357-358, 364.
[162] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 365.
[163] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 357.
[164] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 364-365.
[165] Beyhakî, Delâil, c. 5, s. 347, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 78.
[166] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 357-358.
[167] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 347.
[168] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 364-365.
[169] İbn Sa’d, c. 1, s. 347, Z^med, c. 4, s. 364-365.
[170] İbn Sa’d, c. 1.S.347.
[171] İbn Sa’d, c. 1, s. 347, Ahmed, c. 4, s. 364-365.
[172] İbn Sa’d, c. 1,5.347.
[173] Ahmed,c.4, s. 364-365.
[174] İbn Sa’d, c. 1,s.347.
[175] Ahmed.c.4, s. 358, 364.
[176] İbn Sa’d, c. 1,5.347.
[177] İbn Sa’d, c. 1, 347, Ahmed, c. 4, s. 364.
[178] Ahmed,c.4, s. 364.
[179] Ahmed, c. 4, s. 358, 364, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 20.
[180] Ahmed.c.4, s. 358.
[181] Ahmed, c. 4, s. 358, 364 Buhârî, c. 1, s. 20.
[182] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 365.
[183] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 347, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 2, s. 381.
[184] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 358-359, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1925.
[185] Zehebî, c. 2, s. 381 .
[186] İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 16, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 347, Zehebî, c. 2, s. 381, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 78.
[187] Zehebî, c. 2, s. 382.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/36-39.
[188] İbn Hazm, Cemhere, s. 387.
[189] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 347.
[190] İbn Sa’d, c. 1,5.347.
[191] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 439, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 256.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/40.
[192] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 347.
[193] Ebu’l-Münzir Hişam, Kitâbu’l-esnam, s. 35-36, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1926.
[194] Ebu’l-Münzir Hişam, s. 35-36, Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 3, s. 383.
[195] Ahmedb. Hanbel.Müsned, c. 4, s. 360, 362, 365, Buharı, Sahih, c. 4, s. 232, c. 5, s. 112 Müslim , Sahih, c. 4, s. 1926.
[196] Ebu’l-Münzir Hişam, s. 36, Buhârî, c. 5, s. 112, Yâkût, c. 2, s. 383.
[197] İbn İshak, c.1 , s. 83.
[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 83, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 365, Buhârî, c. 5, s. 112.
[199] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 365, Buhârî, c. 5, s. 112.
[200] Ahmed, c. 4, s. 365, Buhârî, c. 5, s. 112, c. 7, s. 152.
[201] Buhârî, c. 5, s. 112.
[202] Ebu’l-Münzir Hişam, s. 34, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1 , s. 384.
[203] Ebu’l-Münzir, s. 34, Yâküt, c. 2, s. 383.
[204] İbn Habib, Kitâbu’l-mu habber, s. 317, Yâkût, c. 2, s. 383.
[205] Ebu’l-Münzir Hişam, Kitâbu’l-esnam, s. 36.
[206] Ebu’l-Münzir Hişam, Kitâbu’l-esnâm, s. 34-35, Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 2, s. 383.
[207] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, , s. 89, Ebu’l-Münzir, s. 35, Yâkût, c. 2, s. 383.
[208] Ebu’l-Münzir, s. 36, İbn Esîr, Nihâye, c. 2, s. 62, Yâküt, c. 2, s. 384.
[209] Yâküt, c. 2,5.383.
[210] İbn Habib, Kitâbu’l-mu habber, s. 317, Yâkût, c. 2, s. 383.
[211] Ahmedb. Hanbel.Müsned, c. 4, s. 362 Buhârî, Sahih, c. 4, s. 232, c. 5, s. 112.
[212] Ahmed, c. 4, s. 360.
[213] Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 4, s. 232.
[214] Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 5, s. 112, Müslim , Sahih, c. 4, s. 1 925-1926.
[215] Buhârî, c. 7, s. 152.
[216] Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 5, s. 112.
[217] Buhârî, c. 7, s. 152, Müslim, c. 4, s. 1925-1926, İbnMâce, Sünen, c. 1,s.56.
[218] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 347, Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 5, s. 112, c. 7, s. 152, Müslim, c. 4, s. 1925-1926, İbn Mâce, c. 1, s. 56.
[219] Buhârî, c. 5, s. 112, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 279.
[220] İbn İshak, c.1 , s. 89.
[221] Ebu’l-Münzir Hişam, Kitâbu’l-esnâm, s. 36, Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 2, s. 383-384.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/40-43.
[222] Buhâri, Sahih, c.5, s.112.
[223] Ebu’l-Münzir, s. 36, İbn ESİR, Nihaye, c. 2, s. 62.
[224] Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s.60, Buhâri, c.5, s.112.
[225] Ahmed, c. 4, s. 365.
[226] Buhâri, c.5, s.112, Müslim, c.4, s.1926.
[227] Müslim, c.4, s.1926, , İbn Atoclilberr, İstiâb, c.4, s. 1595.
[228] Ahmed, c. 4, s. 360-365, Buhâri, c.5, s.112, Müslim, c.4, s.1926.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/43.
[229] İbn Sa’d. Tabakâtü’l-kübrâ. c. 1. s. 347-348.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/44.
[230] İbn Hazm, Cemhere, s. 473-474, 484.
[231] Taberî, Târîh, c. 3, s. 158, İbn Atoclilberr, İstiâb, c. 2, s. 734, İbn Esir, Usdu’l-gâbe, t 4, s. 17, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55.
[232] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 337, c. 5, s. 526, Ta ben, c. 3, s. 158, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 55.
[233] İbn Sa’d, c. 1, s. 338, c. 5, s. 528, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55.
[234] İbn Sa’d. c. 1. s. 338. c. 5. s. 528.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/44.
[235] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 9, s. 979, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 94, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 63, Kastalânf, Mevâhib, c. 1, s. 322 Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 64-65.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/44-46.
[236] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 233, Ta ben, Târih, c. 3, s. 158, İbn Abdilberr, İsti âb, c. 2, s. 737, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 372, İbn Esir, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 16, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 182.
[237] Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 261 .
[238] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 5, s. 526.
[239] İbn İshak, c. 4, s. 233-234, İbn Sa’d, c. 1, s. 338, c. 5, s. 526, Taberî, c. 3, s. 158, İbn .^dilberr, c. 2, s. 737, Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn Esir, c. 3, s. 47, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Halebî, c. 3, s. 261.
[240] İbn Sa’d, c. 5, s. 526.
[241] İbn İshak, c. 4, s. 234, İbn Sa’d.c.1, s. 338, c. 5, s. 526, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c.5, s. 372, İtanEsTr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Halebî, c. 3, s. 261.
[242] İbn İshak, c. 4, s. 234, İbn Sa’d, c. 1, s. 338, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn Esîr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55.
[243] İbn Sa’d, c. 1,5.338.
[244] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 234, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 338, Taberî, Târih, c. 3, s. 158, Beyhakî, Delâil, c. 5, s. 372, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 1 7, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 242, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 261.
[245] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn Esîr, c. 3, s. 1 7, İbn Seyyid, c. 2, s. 242.
[246] İbn Sa’d, c. 1.S.338.
[247] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn E sfr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, c. 3, s. 261.
[248] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 373, İbn E sfr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, c. 3, s. 261.
[249] İbn Sa’d, c. 1, s. 338, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55.
[250] İbn Sa’d, c. 1.S.338.
[251] İbn İshak, c. 2, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c.5, s. 373, İbn Esîr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Halebî, c. 3,5.261.
[252] İbn Sa’d.c.1 .s. 338.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/46-48.
[253] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 234, Taberî, Târih, c. 3, s. 158-159, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 272-273, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 16-17 İbn Seyyid, Uyünu’l-eser, c. 2, s. 242-243, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 63, Kastalânf, Mevâhibü’l-ledünniye, c. 1, s. 314, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 261 -262, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 32-33.
[254] Ebu’l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 144, Kastalânf, Mevâhibü’l-ledünniye, c. 1, s. 314.
[255] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 338, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 262.
[256] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 234, İbn Sa’d, c. 1, s. 338, Taberî, Târîh, c. 3, s. 159, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 373
[257] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 159, Beyhakî, c. 5, s. 373, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 33.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/48-49.
[258] 1bn Sa’d. Tabakâtü’l-kübrâ. c. 1. s. 267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/49-50.
[259] Ibn Sa’d. c. 1.S.267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/50.
[260] İbn Hazm, Cemhere, s. 484.
[261] İbn Hazm, s. 475.
[262] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 243.
[263] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 348.
* Bfşe; halkı kalabalık Yemen vadilerinden olup, Tebâle ile arası yirmidörtmildir. Bfşe, Yemen tarafındadır. Bfşe, BenfSelûllerin diyarı idi. Suları Taif Hicaz’ından dökülen ve Has’amlarla Hilaller, Süvâe b. Ânirb. Sa’saalar vesair kabilelerden birçok halkın top­landığı bir vadi idi (Yâküt, Mu’cemu’l-büldân, c. 1, s. 99).
[264] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 286.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/50-52.
[265] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb t s. 300.
[266] İbn Hazm, Cemhere, s. 486, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 307.
* Cinab; Hayber, Selah ve Vâdi’l-kurâ taraflarında bir yerdir. Cinab’ın Benf Mâzinlerin konak yerlerinden olduğu da söylenir (Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 2, 164).
[267] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 1, s. 445, İbn Hacer, c. 1, s. 307.
[268] VâkıdPden naklen İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 332-333, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 58, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 324, İbn EsTr, c. 1, s. 415, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 62.
[269] İbn Sa’d, c. 1, s. 332, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 278, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 61.
[270] İbn Hacer, c. 1, s. 308, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[271] İbn Sa’d, c. 1,5.333.
[272] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 308, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 61.
[273] İbn Sa’d, Tab akâtü ‘l-kübrâ, c. 1, s. 332-333.
[274] İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 62, İbn Hacer, c. 1, s. 308, Halebî, İ nsânu’l-uyûn,c. 3, s. 278, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 61.
[275] İbn Sa’d, c. 1,5.333.
[276] İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c. 4, s. 61-62.
[277] İbn Sa’d, c. 1, s. 333, İbn Seyyid, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c. 4, s. 62.
[278] İ bn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 62, Halebî İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 278, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 62.
[279] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 333, İbn Seyyid, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c.4, s. 62.
[280] İbn Seyyid, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c. 4, s. 62.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/52-54.
[281] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 417.
[282] İbn Hazm, Cemhere, s. 405, Kalkaşandi, s. 417.
[283] İbn Hazm, s. 476-477.
[284] İbn Hazm, s. 406.
[285] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1261-1262.
[286] Taberî, Târih, c. 3, s. 160, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 55.
[287] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 229, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 327, Taberî, c. 3, s. 1 61.
[288] İbn Sa’d, c. 1,5.327.
[289] İbn Abdilberr, c. 3, s. 1261, İbn Ear, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 360, İbn Haldun, c. 2 ks. 2, s. 55
[290] İbn Sa’d, c. 1.S.327.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/54-55.
[291] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 361.
* İslâmiyetten biraz önceki günlerin birinde, Hem danlar, E eda’ b. Malik’in kumandası altında Benf Muradların üzerine yürüyüp onlardan pek çoklarını istedikleri gibi öldürm üşjer ve yaralam ıslardı. Bu hezimet günü Rezm , Redm Günü diye anı İm ıştır (İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 228, Taberî, Târih, c. 3, s. 160-161, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 295-296, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 239). Rezm , Muradların yurdunda bir yerdir (Yâkût, Mu’cem, c. 3, s. 42).
[292] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 368-369 İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 296, İbn
Seyyid, c. 2, s. 240, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 71, Halebı, İnsanu’l-uyün, c. 3, s. 259.
[293] İbn Esîr, c. 4, s. 361.
[294] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161, Beyhakî, c. 5, s. 168-169, İbn Esîr, c. 2, s. 296-297, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 71.
[295] İbn Esîr, c. 4, s. 361.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/55-56.
[296] İbn İshak, c. 4, s. 229, İbn Sa’d, c. 1, s. 327, Taberî, c. 3, s. 1 61, İbn E sfr, c. 2, s. 297, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, E bu’l-Fidâ, c.S.s.71 .
[297] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161, Beyhakî, c. 5, s. 369, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, E bu’l-Fidâ, c. 5, s. 71.
[298] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161, Beyhakî, c. 5, s. 369, İbn Seyyid, c. 2, s. 240 E bu’l-Fidâ, c. 5, s. 71.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/56-57.
[299] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 361, İ bn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 361.
[300] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 327.
[301] Tirmizî, c. 5, s. 361, İbn Esîr, c. 4, s. 361.
[302] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 451.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/57.
[303] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 268.
[304] İbn Hazm, Cemhere, s. 405.
[305] İbn Hazm, s. 411-412.
* Kays b. M eşruh, Amr b. M a’dikerib’in kızkardesjnin oğlu idi (İbn Seyyid Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 240).
[306] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 230, Taberî, Târih, c. 3, s. 159, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ye’n-nihâye, c. 5, s. 71, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 259.
[307] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1202, İbn Seyyid, c. 2, s. 241.
[308] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 274, İbn Seyyid, c. 2, s. 241, E bu’l-Fidâ, c. 5, s. 72.
[309] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 230.
[310] VâkıdPden naklen İbn Sa’d, Tabak âtü’j-kübrâ, c. 1, s. 328.
[311] İbn İshak, c. 4, s. 230, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1202, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 273, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 71, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55.
[312] İbn Sa’d, c. 1,5.328.
[313] İbn İshak, c. 4, s. 230-231, Taberî, Târih, c. 3, s. 160, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 71.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/58-59.
[314] İbn Hazm, Cemhere, s. 485.
[315] İbn Hazm, s. 425.
[316] İbn Hazm, s. 477.
[317] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 409.
[318] İbn Hazm, s. 427.
[319] Taberî, c. 3, s. 1 62, İbn Abdilbeır, c. 1, s. 133, İtan Esîr, c. 1, s. 118.
[320] İbn Sa’den naklen İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 51.
[321] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 232, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 241, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 72-73, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 40, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 260, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 27.
[322] Taberî, Târih, c. 3, s. 162, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 370, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s. 133, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Kayyım , c. 3, s. 40, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56, Halebî, c. 3, s. 260, Zürkânf, c. 4, s. 27.
[323] İbn İshak, c. 4, s. 232, İbn Sa’d, c. 1, s. 328, Taberî, c. 3, s. 162, İbn Seyyid, c. 2, s. 241-242, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 73, İbn Kayyım, c. 3, s. 40.
[324] Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 237-238, Suyûtî, Hasâisü’l-kübrâ, c. 2, s. 305 Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 260, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 27.
[325] İbn İshak, c. 4, s. 232, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 328, Taberî, Târih, c. 3, s. 162, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 370, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 241-242, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye vıe’n-nihâye, c. 5, s. 72, İbn Kayyım , Zâdu’l-mead, c. 3, s. 40, Halebî, c. 3, s. 261 , Zürkânf, c. 4, s. 27.
[326] İbn İshak, c. 4, s. 232, İbn Sa’d, c. 1, s. 328, Taberî, c. 3, s. 162, İbn Seyyid, c. 2, s. 241-242, Zehebî, Megâzî, s. 573, Ebu’l-Fidâ, c. 5, , s. 72, İbn Kayyım, c. 3, s. 40.
[327] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 162, Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 134, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.
298, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 3, s. 40, Halebî, c. 3, s. 261, Zürkânf, c. 4, s. 28.
[328] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 211 .
[329] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 370, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 40.
[330] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 232, Taberî, Târih, c. 3, s. 162-163, Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1,s. 134, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 261, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 28.
[331] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 163, Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 3, s. 40, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[332] Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Kayyım, c. 3, s. 40.
[333] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 163, Beyhakî, c. 5, s. 370.
*Peygamberimiz Aleyhisselamın atalarından Kilâb b. Mürre’nin annesi Kindelerdendi (İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 242,İbn Kayyım, c. 3, s. 40).
[334] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[335] İbn İshak, c. 4, s. 232, Ahmed, c. 5, s.211, Taberî, c. 3, s.1 63, Beyhakî, c.5,s. 371, İbn Abdilberr, c. 1, s.1 34, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 73, İbn Kayyım, c. 3, s. 40, İbn Haldun, c. 2, ks.2, s. 56, Halebî, c. 3, s. 261, Zürkânf, c. 4, s. 28.
[336] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 163, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 73, Zürkânf, c. 4, s. 28.
[337] İbn Sa’d, c. 1.S.328.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/59-64.
[338] Büyük kraldan aşağı olan H im yer kralına Kayl denir (İbn E sfr, Mihâye, c. 4, s. 133).
[339] İbrı Hazm, Cemhere, s. 463.
[340] İbn Hazm, s. 460.
[341] Yakut, Mu’cemu’l-büldân, c. 2, s. 270.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/64.
[342] Ibn Sa’d. Tabakâtü’l-kübrâ. c. 1. s. 283.
[343] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/64-65.
[344] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 349, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[345] İbn Hazm, Cemhere, s. 428.
[346] Taberî, TârıTı, c. 3, s. 162, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s. 13, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 1, s. 118, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s.51.
[347] İbn Sa’d, c. 1.S.349.
[348] İbn Sa’d, c. 1.S.350.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/65-66.
[349] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 5, s. 435, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 628.
[350] İbn Hazm, Cemhere, s. 460.
[351] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1562, İbn E ar, c. 5, s. 425.
[352] Bu hân, Târîhu’l-kebfr, k s. 2, s. 4, s. 175.
[353] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 9, s. 374.
[354] Buhârî,ks.2, s. 4, s. 175.
[355] Heysemî, c. 9, s. 374.
[356] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 349.
[357] Heysemî,c. 9, s. 373.
[358] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 349.
[359] İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 4, s. 1562, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 5, s. 435, Heysemî, M eonau’z-zevâid, c. 9, s. 347, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 79.
[360] İbn Sa’d, c. 1, s. 349, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 56.
[361] Buhârî, Târîh, ks. 2, s. 4, s. 175, Heysemî, c. 9, s. 374.
[362] İbn Sa’d, c. 1, s. 351 , Buhârî, Târîh, ks. 2, s. 4, s. 175, Heysemî, c. 5, s. 373-374.
[363] Buhârî, Târîh, ks. 2, s. 4, s. 175, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1562, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 79.
[364] İbn Sa’d, c. 1, s. 349, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[365] Heysemî, c. 9, s. 374.
[366] İbn Sa’d, c. 1, s. 351 , İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[367] İbn Sa’d, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 56.
[368] İbn Abdilberr, c. 4, s. 1562-1563, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 79.
[369] İbn Sa’d, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 56.
[370] İbn Sa’d, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374.
[371] İbn Sa’d, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 56.
[372] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1 ,s.349, İbn Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[373] Heysemî, Mecmau’i-ievâid, c. 9, s. 374.
[374] İbn Sa’d, c. 1, s. 351 .
[375] Heysemî, c. 9, s. 374.
[376] İbn Sa’d, c. 1, s. 349. İbn Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[377] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 5, s. 399. İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 4, s. 1563. İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 5, s. 435, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 79-80.
[378] İbn Sa’d, c. 1, s. 349, İbn Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[379] İbn Sa’d, c. 1 , s. 349, Ahmed, c.6, s. 399, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1563, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 80.
[380] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1563, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 80.
[381] Ahmed, c.5,s.399.
[382] İbn Sa’d, c. 1, s. 354, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 80.
[383] Heysemî, c. 9, s. 374.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/66-68.
[384] İbn Sa’d, c. 1, s. 287,349, Heysemî, c. 9, s. 374.
[385] İbn Sa’d, c. 1.S.287.
[386] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 287, Heysemî, Mean au’z-zevâid, c. 9, s. 375.
[387] İbn Haldun. Târîh. c. 2. ks. 2. s. 56.
[388] İbn Sa’d, c. 1, s. 287,349, İbn Haldun. Târîh. c. 2. ks. 2. s. 56.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/68-70.
[389] İbn Abdilberr, İstiâb, c.4,s. 1562, İbn E ar, Usdu’l-gâbe, c. 5, s. 435, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye re’n-nihâye, c. 5, s. 79, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 57.
[390] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 9, s. 374.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/70.
[391] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 350, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 306.
[392] İbn Sa’d, c. 1,5.350.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/70-71.
[393] Kalkaşandi, Nihâ yetü’l-ereb,s.266.
[394] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 344, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 298.
[395] Kalkaşandi.s. 266.
[396] İbn Hazm, Cemhere, s. 412.
[397] İbn Sa’d, c. 1,5.344.
[398] İbn Hazm, s. 412.
[399] İbn Sa’d, c. 1, s. 345, İbn Hazm, s. 412, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 226-227, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 537.
[400] İbn Sa’d, t 1 ,s.344.
[401] İbn Sa’d, c. 1, s. 345, İbn EsTr, c. 4, s. 227, İbn Hacer, c. 2, s. 537.
[402] İbn Sa’d, c. 1,3.344.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/71-72.
[403] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 402, Ibn Hacer, el-lsâbe, c. 2, s. 53.
[404] İbn Esîr, c.2, s. 402.
[405] İbn Hacer, c. 2, s. 53.
[406] İbn Hazm, Cemhere, s. 468, Kalkaşandi, Nihâye, s. 44.
[407] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1 ,s.282, İbn EsTr, c. 2, s. 402, İbn Hacer, c. 2, s. 53.
[408] İbn Esîr, c.2, s. 402.
[409] İbn Sa’d, c. 1, s. 282, İbn Esîr, c. 2, s. 402, İbn Hacer, c. 2, s. 53.
* Rahiri, veya Züceyc (İbn Esîr, c. 2, s. 402) veya Recih (İbn Hacer, c. 2, s. 53). Züceyc; hacıların Basra ile Mekke arasında Suvac yakınında konakladıkları bir yerdir (Yâküt, Mu’cemu’l-buldan, c. 3, s. 133).
[410] İbn Sa’d, c. 1, s. 282, İbn Hacer, c. 2, s. 53.
[411] İbn Sa’d, c. 1.S.282.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/72.
[412] İbn Hazm, Cemhere, s. 238, Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 386.
[413] İbn Hazm, s. 375.
[414] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 352.
[415] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/72-73.
[416] Kalkaşandi, Nihâ yetü’l-eneb, s. 160.
[417] İbn Hazm, Cemhere, s. 473.
[418] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, t 1, s. 352.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/73-74.
[419] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 290-291.
[420] İbn Hazm, Cemhere, s. 407, Kalkaşandi, s. 290-291.
[421] İbn Hazm, s. 407-408.
[422] İbn Hazm, s. 405.
[423] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 167, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 481.
[424] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1.S.342, İbn Esîr, c. 2, s. 167, İbn Hacer, c. 1,s.481.
[425] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 342.
[426] İbn Sa’d, c. 1, s. 342, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 167, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 481.
[427] İbn Sa’d, c. 1, s. 342, İbn Esîr, c. 2, s. 1 67.
[428] İbn Sa’d, c. 1, s. 342, İbn Hacer, c. 1, s. 481.
[429] İbn Sa’d. c. 1.S.342.
[430] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/74-75.
[431] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 216.
[432] İbn Hazm, Cemhere, s. 409, İtan Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 428.
[433] İbn Esîr, c.4, s. 428.
[434] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 324.
[435] İbn Sa’d, c. 1.S.324.
[436] İbn Sa’d, t 1 ,s.325.
[437] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 324-325.
[438] İbn Sa’d, c. 1,3.325.
[439] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 436.
[440] İbn Sa’d, c. 1, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 437.
[441] İbn Esîr, c. 2, s. 436.
[442] İbn Sa’d, c. 1,3.325.
[443] İbn Sa’d, c. 1, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 426.
[444] İbn Sa’d, c. 1,3.325.
[445] İbn Sa’d, c. 1, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 436.
[446] İbn Esîr, c. 2, s. 436.
[447] İbn Esîr, Nihâye, c. 6, s. 143.
[448] İbn Sa’d, c. 1,3.325.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/75-77.
[449] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1.S.325, IbnHazm, Cemhere, s. 409410, İtan Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 6, s. 133.
[450] İbn Esîr, c.6, s. 122.
[451] İbn Sa’d, c. 1, s. 325, İbn ^dilberr, İstiâb, c. 4, s. 1667.
[452] İbn Sa’d, c. 1,5.326.
[453] İbn Sa’d, c. 1, s. 325-326.
[454] İbn Esîr, c.3, s. 453.
[455] İbn Sa’d, c. 1.S.326.
[456] İbn Hazm, s. 410.
[457] İbn Sa’d, c. 1,5.326.
[458] İbn Hazm, s. 410.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/78.
[459] İbn Hazm, Cemhere, s. 406, Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 379.
[460] İbn Hazm, s. 406.
[461] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 343.
[462] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 21 2.
[463] İbn Sa’d, c. 1, s. 342-343, İbn Esîr, c. 2, s. 212, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 508.
[464] İbn Sa’d, c. 1, s. 342-343.
[465] İbn Sa’d, c. 1, s. 343, İbn Esîr, c. 2, s. 212, İbn Hacer, c. 1, s. 508.
[466] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 343, İbn E ar, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 212.
[467] İbn Sa’d, c. 1,5.343.
[468] İbn Esîr, c.2, s. 212.
[469] İbn Sa’d. c. 1. s. 343. İbn Esîr. c. 2. s. 212.
[470] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/79-80.
[471] Kalkaşandi, Nihâ yetü’l-eneb, s. 427.
[472] İbrı Hazm, Cemhere, s. 485.
[473] İbn Hazm, s. 440.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/80-81.
[474] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1 , s. 356, İbn Hazm, Cem here, s. 440, İbn Atodiltaerr, İstiâb, c. 2, s. 523, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 267.
[475] İbn Sa’d. c. 1.S.356.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/81.
[476] İbrı Hazm, Cemhere, s. 461-463.
[477] İbn Hazm, s. 460.
[478] Kalkaşandi, Nihâyetü’l-ereb, s. 62.
[479] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 329.
[480] Taberî, c. 3, s. 1 63, İbn Esîr, c. 2, s. 298, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 57.
[481] İbn Sa’d, c. 1,5.329.
[482] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 329, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 94.
[483] İbn Sa’d. c. 1. s. 329. Ebu’l-Fidâ. c. 5. s. 94. İbn Haldun. Târih. c. 2. ks. 2. s. 57.
[484] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/81-82.
[485] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1775, İbn E ar, Usdu’l-gâbe, c. 6, s. 330, Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 2, s. 200.
[486] Yâkût, t 2, s. 200.
[487] Ffruzâbâdf, Kâmûsu’l-muhft, c. 2, s. 276.
[488] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 359, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1775.
[489] İbn Sa’d, c. 1.S.359.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/82-83.
[490] Kalkaşandi, Nihâ yetü’l-eneb, s. 238.
[491] İbn Hazm, Cemhere, s. 469.
[492] İbn Hazm, s. 469, Kalkaşandi, s. 238.
[493] İbn Hazm, s. 469-470.
[494] Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 5, s. 442.
[495] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 105.
[496] Yâkût. c. 5. s. 442.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/83-84.
[497] Taberî, Târih, c. 3, s. 162, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Haldun, TâriTı, c. 2, ks. 2, s. 56.
[498] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 216, VâkıdPden naklen Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[499] VâkıdPden naklen Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 22.
[500] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 316.
[501] Belâzurî, Fütûhu’l-büldân, c. 1, s. 105.
[502] İbn Sa’d, c. 1, s. 316, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[503] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 223, İbn Sa’d, c. 1, s. 316, Taberî, Târih, c. 3, s. 162, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 235, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 50-51, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 37.
[504] Belâzun, c. 1, s. 125, Süheyiı, c. 7, s. 443, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 50.
[505] Kastalânf, Mevâhibü’l-ledünniye, c. 1, s. 312.
[506] İbn İshak, c. 4, s. 222, İbn Sa’d, c. 1, s. 316, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 50.
[507] İbn Sa’d, c. 1, s. 316, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[508] İbn Sa’d, t 1, s. 316.
[509] İbn İshak, c. 4, s. 223, Taberî, c. 3, s. 162, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[510] İbn Sa’d, c. 1, s. 316, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[511] İbn Sa’d, c. 1, s. 316.
[512] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[513] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 316, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[514] Belâzun, Fütûhu’l-büldân, c. 1, s. 105.
[515] Ebu Ubeyd, Kitâbu’l-emvâl, s. 396, Belâzun, c. 1, s. 111.
[516] İbn Sa’d, c. 1,s.317.
[517] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 223, İbn Sa’d, c. 1, s. 317, Taberî, Târih, c. 3, s. 162, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 331, İ bn Seyyi d, U yûnu’l -eser, c. 2, s. 235 -236, Zehebî, M eg âzf, s. 567, E b u’l-F idâ, el -B idâye ve’n-nih âye, c. 5, s. 52 İ bn Kay yi m ,Zâdu’l-mead, c. 3, s. 37.
[518] Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[519] Buhârî,Sahîh,c.5, s. 118-119, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1780-1781.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/84-87.
[520] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 317, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ye’n-nihâye, c. 5, s. 52.
* Kurran; Yemâme’de bir köydür (Yakut, Mu’cemu’l-büldân, c. 4, s. 318).
[521] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 1, s. 1 32.
[522] İbn Sa’d, c. 1, s. 317, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[523] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 1, s. 132.
[524] İbn Sa’d, c. 1,s.317.
[525] İbn Sa’d, c. 1, s. 317, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[526] İbn Sa’d, c. 1, s. 317, Nesâf, Sün7en, c. 2, s. 38-39.
[527] İbn Sa’d, c. 1,s.317.
[528] Nesâf. c. 2. s. 39.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/87.
[529] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 5, s. 534, Tabeıî, Târih, c. 3, s. 173.
[530] Taberr.c3, s. 173.
[531] İbn Sa’d, c. 5, s. 533, Taberî, c. 3, s. 173, VâkıdPden naklen İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 630.
[532] İbn Sa’d. c. 5. s. 534.
[533] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/88.
[534] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 5, s. 533.
[535] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1264, İbnEsîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 371.
[536] İbn Sa’d, c. 5, s. 533.
[537] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232.
[538] İbn Sa’d, c. 5, s. 533, Diyarbekrı, Târîhu’l-hamıs, c. 2, s. 147.
[539] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232.
[540] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232, Dârim f, Sünen, c. 2, s. 41.
[541] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232, İbn Esîr, c. 4, s. 371.
[542] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232.
[543] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 41.
[544] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232.
[545] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 372, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 210.
[546] İbn Esîr, c.4, s. 372.
[547] İbn Hacer, c. 3, s. 210.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/88-89.

Share.

About Author

Leave A Reply