Kureyş’in Düşmanlığı ve İşkence

0

Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib’e Başvurmaları
Peygamberimiz (a.s.)a ve İslâmiyete Düşman Olan Müşrik Uluları
Bunlardan, Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlıklarını Aşırı Derecede Sürdürenler
Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlıkta Fazla İleri Gitmeyenler
Peygamberimiz (a.s.)la Alay Eden Müşriklerden Başlıcaları
Müşrik Ulularının Peygamberimiz (a.s.)a ve İslâmiyete Düşman Olmalarının Başlıca Sebepleri
Velid b. Mugîre’nin Kur’ân-ı Kerîm Karşısında Hayranlığı
Kureyş Müşriklerinin İslâmiyetin Yayılmasını Önlemeye Çalışmaları
Üç Müşrikin Üç Gece Peygamberimiz (a.s.)ın Evinde Okuduğu Kur’ân-ı Kerîm’i
Dışarıdan Dinlemeleri
Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib’e Ültimatomları
Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib’e Gülünç Bir Teklifleri
Kureyş Müşriklerinin Tevhid Akidesini İkrara Davet Edilişi
Hâşim Oğulları Yiğitlerinin Peygamberimiz (a.s.)ı Öldüreceklere Kâbe’de Kılıçlarını Sıyırmaları
Kureyş Eşrafının Peygamberimiz (a.s.)ı Türlü Tekliflerle Peygamberlikten Vazgeçirmeye ve Ölümle Tehdide Kalkışmaları
Müşriklerin İstek ve Sorularının Allah Tarafından Cevaplandırılışı
Kureyş Müşriklerinin Yahudilerden Öğrendikleri Sorularla Peygamberimiz (a.s.)ı Susturmaya Kalkışmaları
Nadr b. Hâris ve Onun Peygamberimiz (a.s.)a ve İslâmiyete Karşı Tutum ve Davranışı
Peygamberimizin Ümmîliği ve Bütün Hayatının Belliliği, Bildiklerini İlahî Vahiy İle Bildiği ve Bildirdiği
Puta Tapanların Peygamberimiz (a.s.)la Tartışmaları
Übeyy b. Halef’in Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr Ederek Peygamberimiz (a.s.)la Tartışması
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Acayip Teklifleri
Peygamberimiz (a.s.)ın İbn Ümmi Mektum Yüzünden Uyarılması
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a ve Müslüman Olanlara İşkenceler Yapmaya Başlamaları
Peygamberimiz (a.s.)ı Korumak Üzere Hâşim ve Muttalib Oğullarının Ebu Talib’in Çevresinde Toplanmaları
Müşriklerin Tavaf Sırasında Peygamberimiz (a.s.)a Laf Atmaları ve Saldırmaları
Peygamberimiz (a.s.)ın İki Kötü Komşusundan Çektikleri
Ebu Leheb’in Karısı Ümmü Cemil’in Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlığı ve İşkenceleri
Ebu Leheb ile Karısının, Oğullarını Peygamberimiz (a.s.)ın Kızlarından Ayırmaları
Uteybe’nin Bir Arslan Tarafından Isırılıp Öldürülüşü
Peygamberimiz (a.s.)ın Kureyş Müşriklerinden Yedi Kişi Aleyhinde Dua Edişi
Ukbe b. Ebi Muayt’la Ebu Cehil’in Peygamberimiz (a.s.)ı Öldürmeye Kalkışmaları
Hz. Ebu Bekir’le Talha b. Ubeydullah’a Yapılan İşkence
Zübeyr b. Avvam’a Yapılan İşkence
Hz. Osman’a Yapılan İşkence
Mus’ab b. Umeyr’e Yapılan İşkence
Zinnîre Hatuna Yapılan İşkence
Ümmü Ubeys Hatuna Yapılan İşkence
Nehdiye Hatun ile Kızına Yapılan İşkence
Lübeyne Hatuna Yapılan İşkence
Âmir b. Füheyre’ye Yapılan İşkence
Ebu Fükeyhe’ye Yapılan İşkence
Bilal-i Habeşî ile Annesine Yapılan İşkence
Habbab b. Eret’e Yapılan İşkence
Mikdad b. Amr’a Yapılan İşkence
Suheyb b. Sinan’a Yapılan İşkence
Yâsir ve Aile Efradına Yapılan İşkenceler
İslâm’da Ruhsat ve Azimetin Mahiyeti ve Hükümleri
Abdullah b. Mes’ud’un Kâbe’de Açıktan Kur’ân Okuyuşu ve Dövülüşü
Ebu Dübb Vadisinde Namaz Kılan Müslümanların Takipçi Müşriklerle Çarpışmaları

KUREYŞ’İN DÜŞMANLIĞI VE İŞKENCE

Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib’e Başvurmaları

Peygamberimiz (a.s.)ın kendi dinlerinden ayrılmak ve putlarını yermek., gibi davranışların­dan şikâyetlerine Ebu Talib’in aldırış etmemekle kalmayıp yanına dikilerek onu koruduğunu, kolladığını gören Kureyş müşriklerinin eşrafından: [1]
1- Utbe b. Rebia,
2- Şeybe b. Rebia,
3- Ebu Süfyan b. Harb,
4- Ebu’l-Bahterî b. Hişam,
5- Esved b. Muttalib,
6- Ebu Cehil Amr b. Hişam,
7- Velid b. Mugîre,
8- Nübeyh b. Haccac,
9- Münebbih b. Haccac,
10- Âs b. Vâil..[2] gibi birtakım kişiler, Ebu Talib’in yanına vardılar.[3] Ona:
“Ey Ebu Talibi Kardeşinin oğlu bizim ilahlarımıza dil uzattı.
Dinimizi yerdi.
Akıllarımızı, hafif akıllılık ve akılsızlık saydı.
Baba ve atalarımızın da dalâlet ve sapkınlık içinde ölüp gitmiş olduklarını iddia etti. Sen ya onu bizimle uğraşmaktan alıkoyarsın, ya da aramızdan çekilir (bizi onunla başbaşa bırakır)sın!
Zaten, sen de ona karşısın; bizim gibi, muhalifsin![4]
(Sen aradan çekilirsen) biz onun hakkından geliriz!” dediler.[5]
Ebu Talib onları güzellikle, güleryüzle, yumuşak ve tatlı sözlerle başından savdı .[6]

Peygamberimiz (a.s.)a ve İslâmiyete Düşman Olan Müşrik Uluları

İslâmiyet Mekke’de yayılmaya başlayınca, müşriklerin ulu kişileri kızdılar. Peygamberimiz (a.s.)a karşı, kıskançlığa ve azgınlığa başladılar.
Aşağıda isimleri sıralanan müşriklerden bazıları, kıskançlık ve düşmanlıklarını açıkça, bazıları da kapalı ve sinsi bir biçimde sürdürdüler:
1- Ebu Cehil Amr b. Hişam,
2- Ebu Leheb b. Abdulmuttalib,
3- Esved b. Abdi Yağus,
4- İbn Gaytala Haris b. Gays,
5- Velid b. MugiYe,
6- Ümeyye b. Halef,
7- Übeyyb. Halef,
8- Ebu Kays b. Fâke,
9- Âs b. Vâil,
10- Nadrb. Haris,
11- Münebbih b. Haccac,
12- Züheyr b. Ebi Ü meyye,
13- sâib b. Ebi sâib,
14- Esved b. Abdulesed,
15- Âs b. Saîd,
16- Ebu’l-BahterîÂs b. Hişam,
17- Ukbe b. Ebi Muayt,
18- İbnü’l-Asda’,
19- Hakem b. Ebi’l-Âs,
20- Adiyy b. Hamra’,[7]
21- Esved b.Muttalib.[8]
22- Ebu Süfyan b. Haris,
23- Hanzale b. Ebi Süfyan,
24- Muaviye b. Mugîre,
25- Esed b. Abduluzzâ,
26- Ebu Zem’a Zem’a b. Esved,
27- Sayfiy b. Sâib,
28- Amr b.Âs,
29- Nübeyh b. Haccac,
30- Üneys b. Miyer,[9]
31- Tuayme b. Adiyy,[10]
32- Rükâne b. Abdi Yezid[11]
33- Mâlik b. Tulatıla.[12]
34- Hübeyrab.EbiVehb,[13]
35- Mutim b. Adiyy.[14]

Bunlardan, Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlıklarını Aşırı Derecede Sürdürenler

1- Ebu Cehil Amr b. Hişatm,
2- Ebu Leheb b. Abdulmuttalib,
3- Ukbe b. Ebi Muayt idi.[15]

Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlıkta Fazla İleri Gitmeyenler

1- Utbe b. Rebia,
2- Şeybe b. Rebia,
3- Ebu Süfyan b. Harb olup, bunlar Peygamberimiz (a.s.)a düşman olmakla birlikte, öteki
müşrikler kadar düşmanlıkta ileri gitmezlerdi.[16]
Peygamberimiz (a.s.)a düşman olan bu müşrik ulularından Ebu Süfyan b. Haris,[17] Ebu Süfyan b. Harb, Amr b. Âs, ve Hakem b. Ebi’l-Âs’tan başka, hiçbirisi Müslüman olmamıştır. [18]

Peygamberimiz (a.s.)la Alay Eden Müşriklerden Başlıcaları

1- Esved b. Muttalib,
2- Esved b. Abdi Yağus,
3- Velid b. Mugîre,
4- Âs b. Vâil,
5- Haris b. Tulatıla (Gaytala) idi.[19]

Buna mukabil:
1- Mut’im b. Adiyy,
2- Ebu’l-Bahterî Âs b. Hişam, Peygamberimiz (a.s.)ı ve ashabını en az üzen müşriklerden­
di.[20]

Müşrik Ulularının Peygamberimiz (a.s.)a ve İslâmiyete Düşman Olmalarının Başlıca Sebepleri

Kureyşî müşrik ulularının Peygamberi iniz (a.s.)a ve İslâmiyete düşman olmalarının birtakım sebepleri vardı:
1- Kureyşîler yüzlerce yıldan beri putperest idiler. Ataları İbrahim ve İsmail (a.s.)ların tevhid
mabedi olan Kabe, çevresine dikilen üçyüz altmış putla, puthaneye çevrilmişti.[21]
Kureyşlilerden, evlerinde putu bulunmayan, evlerine girerken de, evlerinden çıkarken de ona el yüz sürmeyen kimse yoktu.[22]
Peygamberimiz (a.s.) ise, onların bu putperestliğini yeriyor,[23] hatıra gönüle bakmaksızın ve hiç kimseyi istisna etmeksizin, putlara taparak küfür ve dalâlet içinde ölüp gitmiş olan baba ve ata­larının da[24] Cehenneme atıldıklarını,[25] helak olduklarını söylemekten çekinmiyordu.[26]
Kureyş müşriki erince ise, puflara tapmaktan daha üstün bir din yoktu ve olamazdı.[27]
2- Mekke şehri, İlahî Mâbed olan Kabe’si ile, Arap ülkesinin biricik dinî merkezi olup, her yıl oraya hac mevsiminde hac için, diğer zamanlarda da umre için, her taraftan akın akın gelinirdi.[28]
Bunun için, Kabe’yi açmak, kapamak, korumak demek olan hıcâbe;[29]
Hacıların su ihtiyacını karşılamak demek olan sıkâye;[30]
Hacılara yemek yedirmek demek olan rifâde[31] gibi dinî hizmetlerin yanısıra,
Dârü’n-NecVe diye anılan idare meclisi ile;
Sancaktariık demek olan liva;[32]
Başkumandanlık demek olan kıyâde[33] gibi askerî hizmetlerde ihdas,[34]ve kabilelerin ulularına tev­cih edilmiş bulunuyordu.
Babadan evlada geçen bu hizmetler, kendilerine hem büyük nüfuz, hem de büyük çıkarlar sağla­makta idi.
Bunun için, müşrik uluları, kendilerinin dinî ve ticarî durumlarını sarsabilecek her harekete karşı koy­mayı çıkarlarının bir gereği saymakta idiler.
3- Peygamberimiz (a.s.), Kureyşîlerin azılı müşriklerinin kötülüklerini ortaya döken âyetleri[35] okuyup duruyordu.
Müşrik ulularından kimi, bu ve benzeri âyetlerde sıralanan kötülüklerin tümünü, kimisi de bir kısmını kendisinde bulup gocunmakta; bu kötülüklerle teşhir edile edile, bir gün gözden düşebileceklerinden kaygılanmakta ve tedirgin olmakta idiler.
4- Kureyş uluları; kendileri için üstün bir hak tanımayan, herkesi bir tarağın dişleri gibi eşit tutan[36]
ve “Sizin, Allah katında en şerefli ve değerli olanınız, Allah’tan (Allah’ın emirlerini yerine getirmemekten)
en çok sakınanınızdır”[37] diyen bir dini, nasıl benimseyebilirler, içlerine sindirebilirlerdi?
Nitekim, İslâm düşmanlarının en azılılarından olan Ebu Leheb:
“Ey Muhammedi Ben sana iman eder, Müslüman olursam, bana ne verilir?” diye sormuş, Peygamberimiz (a.s.) da:
“Müslümanlara ne verilirse, sana da o verilir!” buyurmuştu. Ebu Leheb:
“Onların üzerinde, benim için bir üstünlük olmayacak mıdır?” diye sormuş, Peygamberimiz (a.s.) da:
“Daha ne istersin?!” buyurunca, Ebu Leheb:
“Benim şu sıradan insanlarla bir tutulacağım bu dine yuh olsun!” demekten kendisini alamam işti r.[38]
Yine Ebu Leheb:
“Muhammed, bana, görmediğim birtakım şeyler vaad ediyor! Onların öldükten sonra olacağını söylüyor!
O, bu vaadlerden başka, acaba ellerime (avucuma) ne koydu?!” diyerek ellerine üfledikten sonra;
“Yuh sizlere! Ben sizde Muhammed’in söylediklerinden hiçbir şeyin mevcut olduğunu görmüyorum!” demiştir.[39]
5- Kureyş aileleri arasında, öteden beri, birbirlerine karşı çekememezlik huyları ve üstünlük dâvaları vardı.
Bunun için, Peygamberimiz (a.s.)ın Hâşim oğulları arasından peygamber olarak ortaya çıkmasıyla Hâşim oğulları ailesinin öteki ailelere karşı ezici bir üstünlük sağlayacağını düşünerek bun­dan telaşlananlar olmuştu. Nitekim, Ebu Cehil bu yoldaki duygusunu açıklamaktan kendisini alamamış:
“Biz ve Abdi Menaf oğulları, şeref ve şan hususunda şimdiye kadar çekiştik durduk:
Onlar halka yemek yedirdiler, biz de yemek yedirdik.
Onlar arabuluculuk ederek diyet yüklendiler, biz de arabuluculuk ederek diyet yüklendik.
Onlar halka bağışta bulundular, biz de bağışta bulunduk.
Onlarla kulak kulağa giden iki yarış atı durumuna gelince, onlar:
‘İşte, bizden, kendisine gökten vahiy gelen bir peygamber de var!’ dediler. Biz bunun dengini nere­den bulup onların dengine ulaşacağız?
Vallahi, biz hiçbir zaman ona inanmayız, onu tasdik etin eyiz ![40]
Ona vahiy geldiği gibi, bize de vahiy gelinceye kadar!” demiştir.[41]
Mugîre b. Şu’be derki:
“Ben ve Ebu Cehil b. Hişam Mekke sokaklarından birisinde yürüyüp giderken, Resûlullah (a.s.) bizimle karşılaştı. Ebu Cehil’e:
‘Ey Hakem’in babası! Gel, Allah’a ve Allah’ın Resûlüne tâbi ol da, ben senin hakkında Allah’a dua edeyim?’ dedi. Ebu Cehil:
‘Yâ Muhammed! Sen ilahlarımıza dil uzatacak, onlara tapmaktan bizi men edeceksin, değil mi?
Sen ancak tebliğ ettiğin şeylere şehadet getirmemizi isteyeceksin, değil mi?
Vallahi, ben söylediğin şeylerin hak ve gerçek olduğunu bilseydim, sana tâbi olurdum’ dedi.
Resûlullah (a.s.) ayrılıp gidince de, bana dönüp:
‘Vallahi, ben iyi biliyorum ki; onun söyledikleri hak ve gerçektir.
Fakat, Kusayy oğulları ‘Kabe’nin hıcâbe hizmeti bizdedir1 dediler. Biz:
‘Evet!’ dedik. Onlar:
‘Nedve hizmeti bizdedir1 dediler. Biz:
‘Evet!’ dedik. Onlar:
‘Liva hizmeti bizdedir’ dediler. Biz:
‘Evet!’ dedik. Onlar:
‘Hac mevsiminde sıkâye hizmeti bizdedir1 dediler. Biz:
‘Evet!’ dedik.
Sonra, onlar halka yemek yedirdiler, biz de yedirdik.
Öyle ki, atbaşı beraber oluncaya kadar, onlarla yarıştık durduk.
Onlar, şimdi:
‘Bizden, bir peygamber de var” dediler.
Hayır! Vallahi, işte buna ‘Evet’ diyemeyeceğim’ dedi.”[42]
6- Kureyş ulularının telakkilerine göre; Kur’ân inecek idiyse, ne diye Kureyş ileri gelenlerinin yaşlı ve zengin olanlarından birisine inmiyordu?!
Nitekim, Velid b. Mugîre:
“Ben Kureyşlilerin seyyidi, ulu kişisi olduğum halde nasıl geri bırakılırım da, Muhammed’e vahiy iner?
Yahut, Sakîf kabilesinin seyyidi, ulu kişisi Ebu Mes’ud Amr b. Umeyru’s-Sakafî de bu hususta nasıl geri bırakılır?
Biz, bu iki kentin ulu kişileriyiz!” diyordu.[43]
Velid b. Mugîre, yine bir gün, aziz dostu Ebu Uhayha Saîd b. Âs ile de böyle konuşmuştu. Velid b. Mugîre:
“Ne olurdu, Muhammed’e gelen bu Kur’ân, Mekkelilerden yahut Tâiflilerden bir adama; meselâ Ümeyye b. Halef gibi birine inseydi ya?” deyince, Ebu Uhayha:
“Yahut, ey Abduşşems’in babası! Senin gibi birine, ya da Sakîf kabilesinden birisine ve meselâ:
Mes’ud b. Amr’a veya Kinane b. Abdi Yalil’e, yahut Mes’ud b. Muttalib’e veya onun oğlu Urve b. Mes’ud’a inseydi ya?!” demişti.[44]
Münebbih ve Nübeyh b. Haccac da, bir gün Peygamberimiz (a.s.)la karşılaşınca:
“Allah, senden başka, peygamber gönderecek kimse bulamadı mı?
İşte, orada şu kişi var. O senden daha yaşlı, daha zengin![45]
Eğer sadık isen, yanında bulunacak, senin peygamberliğine şehadet edecek bir melek getir!” demişlerdir.45
Ümeyye b. Ebi’s-Salti’s-Sakafî de, bir gün Ebu Süfyan’a:
“Ben, en son gelecek olan peygamberin sıfatını, kitablarda yazılı buldum ve sanırım ki, o bizim ülkemizde ba’s olunacaktır.
Sonra, bana şu da zahir oldu ki; o, Abdi Menaf oğulları içinden çıkacaktır.
Bakıyorum: Onların içinde de, gelecek peygamberin ahlâkı ile muttasıf, Utbe b. Rebia’dan başka bir kimse bulamıyorum!
Fakat, ona da, kırk yaşını geçmiş bulunduğu halde, vahyolunduğu yok!” demişti.
Ebu Süfyan derki:
“Muhammed (a.s.)ın peygamber olarak gönderildiğini Ümeyye b. Ebi’s-Salt’a haber verdim. Ümeyye:
‘O gerçekten peygamberdir! Kendisine tâbi ol!’ dedi. Ümeyye’ye:
‘Seni ona tâbi olmaktan alıkoyan nedir?’ diye sordum. Ümeyye:
‘Sakıf kadınlarının Abdi Menaf oğullarından bir gence tâbi olduğumu haber almalarından utanışım dır!’ dedi.”[46]

Velid b. Mugîre’nin Kur’ân-ı Kerîm Karşısında Hayranlığı

Velid b. Mugîre bir gün Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelmişti. Peygamberimiz (a.s.), ona Kur’ân-ı Kerîm okudu. Velid b. Mugîre dinlediği Kur’ân-ı Kerîm’den rikkate gelir, duygulanır gibi oldu.[47]
Başka rivayete göre; Velid b. Mugîre gelip, Peygamberimiz (a.s.)a:
“Bana Kur’ân oku!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.) da;
“İyi biliniz ki, Allah, size adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi, emr, ve sizi fuhşiyattan, fenalıklardan ve zulüm yapmaktan nehy eder. Dinleyip futasınız diye, size öğüt verir” (Nahl: 90) mealli âyeti okudu.
Velid b. Mugîre:
“Bunu bana bir daha oku!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.) âyeti tekrar okuyunca, Velid b. Mugîre:
“Vallahi, bu sözde öyle tatlılık, öyle güzellik ve parlaklık var ki, o, tepesi bol yemişli, dibi ve kökü sulak yemyeşil bir ağaç sanki![48] Bunu beşer söyleyemez![49] Bu, bir beşer sözü değildir!”[50] demekten kendisini alamadı.[51]
Rivayete göre; Velid b. Mugîre, Hz. Ebu Bekir’in evine gitti. Kur’ân-ı Kerîm hakkında ona birtakım sorular sordu. O da, ona istediği bilgiyi verdi.
Bunun üzerine, Velid b. Mugîre Kureyşlilerin yanına vardı ve:
“Ebu Kebşe’nin oğlunun söylediği, doğrusu hayretlere şâyân şey!
Vallahi, o ne şiirdir, ne sihirdir, ne de delilik saçmalarındandır!
Onun söylediği, hiç kuşkusuz, Allah kelamındandır!” dedi.
Velid b. Mugîre’nin bu sözünü işiten Kureyşîlerden bazıları, bir araya gelerek:
“Vallahi, Velid dininden dönecek olursa, muhakkak, bütün Kureyşîler de dinlerinden dönerler!” dediler.[52]
Ebu Cehil bunu işitince;
“Ben, vallahi, sizin için, onun hakkından gelirim!” diyerek Velid b. Mugîre’nin evine vardı.
“Ey amca! Kavminin, senin için sadaka mal toplamak istediklerini, topladıklarını[53] gördün mü?” dedi.[54] Velid b. Mugîre:
“Ne için topluyorlar?” diye sordu. Ebu Cehil:
“Sana vermek için! Çünkü, sen kendisinden birşeyler elde etmek için Muhammed’in yanına gidiyormuşsun!” dedi. Velid b. Mugîre:
“Kureyşîler benim malca kendilerinin en zengini olduğumu bilirler.[55]
Ben mal ve evlatça onlardan daha zengin değil miyim?” dedi.[56]
Ebu Cehil:
“Öyle ise, sen Kur’ân hakkında bir söz söyle de, kavmin işitsinler ve senin ondan hoşlanmadığını, inkâr ettiğini anlasınlar!” dedi.
Velid b. Mugîre:
“Ne söyleyeyim bilmem ki! Vallahi, içinizde şiirlerin her çeşidini; recezini, kasidesini ve cin şiirlerini benden daha iyi bilen kimse yoktur.
Vallahi, onun söylediği bunların hiçbirine benzemiyor!
Vallahi, onun söylediği sözde öyle bir tatlılık, öyle bir parlaklık ve güzellik var ki, sanki tepesi bol yemişli, dibi sulak yemyeşil bir ağaç o!
Hiç kuşkusuz, o söz, herşeye üstün gelir.
Fakat, ona hiçbir şey üstün gelemez!
O, altındakini de kırar!” dedi. Ebu Cehil:
“Onun hakkında birşey söylemedikçe, kavmin senden hoşnut olmayacaktır” deyince, Velid b. Mugîre:
“Öyle ise, beni kendi halime bırak da, ben bir düşüneyim!” dedi.[57]

Kureyş Müşriklerinin İslâmiyetin Yayılmasını Önlemeye Çalışmaları

Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden:
1- Ebu Cehil,[58]
2- Ebu Leheb,
3- Ebu Süfyan,
4- Nadr b. Haris,
5- Ümeyye b. Halef,
6- Âs b. Vâil.[59]
7- Mut’im b. Adiyy… gibi[60] kişilerin de içlerinde bulunduğu bir topluluk, Velid b. Mugîre’nin yanın-da,[61] Dârü’n-Nedve’de[62] toplandılar.
Velid b. Mugîre, onların içinde oldukça yaşlı[63] ve nüfuzlu bir kimse idi.[64]
Kabe’ye biryıl onun dışındaki Kureyşîler topluca örtü örterlerdi. Bir yıl da, tek başına o örter, İdi diye anılır, yani Kabe’ye örtü örtmekte Kureyşîlerin tümüne denk sayılırdı.[65]
Velid b. Mugîre, onlara:
“Ey Kureyş cemaatı! İşte, hac mevsimi de geldi!
Bu mevsimde Arap heyetleri yanınıza geleceklerdir.
Tabiî ki, onlar şu sahibinizin işini de işitmiş bulunuyorlardır.[66]
Onlar hac günlerinde yanınıza gelince, Muhammed hakkında size birtakım sorular soracaklardır.
Kiminiz ‘O bir sihirbazdır! diyecek.
Kiminiz ‘O bir şairdir! diyecek.
Kiminiz de ‘O bir kâhindir! diyecek.
Onun hakkında ihtilafa düşeceksiniz.[67]
Halk da bu kadar şeylerin bir kimsede birleşemeyeceğini anlayacak, sözlerinize kulak asmayacak­tı r.[68]
Siz onun hakkında bir tek görüşte birleşin!
Birbirinizi yalanlayıp, birbirinizin sözünü reddedip de anlaşmazlığa düşmeyin!” dedi.
“Ey Abduşşems’in babası! Haydi, sen, bizim için birşey söyle, bir görüş ileri sür de, onun hakkında onu söyleyelim?” dediler.
Velid b. Mugîre:
“Hayır! Siz söyleyiniz de, ben dinleyeyim!” dedi.
Kureyşîler
“‘Kâhindir1 deriz” dediler.
Velid:
“Hayır! Vallahi, o bir kâhin değildir! Biz kâhinleri görmüşüzdür.
Onun okuduğu şeyler, ne kâhin mırıldanışı, ne de kâhin düzmesi, koşmasıdır![69]
Kehanet sahibi olan, doğru da söyler, yalan da söyler.
Biz, şimdiye kadar, Muhammed’de hiçbir yalan görmedik ki!” dedi .[70]
Kureyşîler
“‘O mecnundur, delidir’ deriz” dediler.
Velid b. Mugîre:
“O mecnun da değildir! Biz delilikleri ve delilik alâmetlerini, belirtilerini çok iyi biliriz. Onun ne boğul­ması, ne çarpınıp titremesi, ne de evhamlanması var” dedi.
Kureyşîler
“‘Şairdir1 deriz” dediler.
Velid b. Mugîre:
“O şair de değildir! Biz şiirin her çeşidini; recezini, hacezini, karizasını, makbuzasını ve mebsu-tasını.. çok iyi biliriz. Onun okudukları şiir değildir” dedi.
Kureyşîler
“Öyle ise ‘O sihirbazdır’ deriz” dediler.
Velid b. Mugîre:
“O sihirbaz da değildir. Biz sihirbazları ve onların yaptıkları sihirlerini görmüşüzdür. Onun okuduk­ları ne sihirbazların okuyup üfledikleridir, ne de düğümleyip bağladıklarıdır” dedi.
Kureyşîler
“Ey Abduşşems’in babası! Haydi, sen söyle! Ne diyelim!” dediler.
Velid b. Mugîre:
“Siz, onun hakkında, söylediğiniz şeylerden hangisini söylerseniz, boş ve yersiz olduğu anlaşılır. Bence, yine onun hakkında ‘Sihirbazdır’ demeniz, herhalde, akla en yakın olanıdır!
Çünkü, onun getirdiği söz bir sihir gibidir: İnsanın babasıyla arasını açıyor. İnsanın kardeşiyle arasını açıyor. İnsanın karısıyla arasını açıyor. İnsanın kabilesiyle arasını açıyor!” dedi.
Velid’in yanından dağıldılar.[71]
Bunun üzerine, Müddessir sûresinin 11-29. âyetleri, Velid b. Mugîre hakkında nazil oldu.[72]
Kureyş müşrikleri, Mekke’de bağırıp başlarına topladıkları halka:
“Muhammed sihirbazdır” dediler.
Halk arasında bunu yaydılar.[73]
Hac mevsiminde, halkın gelip geçeceği yollara dikildiler.
Kendilerine rastlayıp da Peygamberimiz (a.s)ı anmadıkları, Peygamberimiz (a.s.)la görüşmekten sakındırmadıkları bir kimse bırakmadılar.[74]
Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a.s.) hakkında uydurdukları şeyleri kendileriyle buluşan insanlara böylece söylemekle, Peygamberimiz (a.s.)ın işini, yani İslâmiyeti de bütün Arap kabilelerine duyurmuş, yaymış oluyorlardı .[75]
Ebu Talib Amca, Arap halkı topluluklarının da Kureyş müşriki eriyle birlikte kendisine karşı harekete geçebileceklerinden korkunca, söylediği uzunca bir kasidede;
Mekke’nin ve Mekke’deki Kutsal Makamların dokunulmazlığına sığındığını açıkladı. Kureyşîlerin ileri gelenlerinden birçoklarını vefasızlıklarından ve samimiyetsizliklerinden dolayı kınadı.
Peygamberimiz (a.s.) hakkında da:
“Beytullah’a andolsun ki; mızraklar ve oklarla savaşmadıkça, çoluk ve çocuklarımızı bize unuttura­cak derecede çevresinde çarpışarak yerlere serilmedikçe, Muhammed’i teslim etmeyiz!” dedi.[76]
Peygamberimiz (a.s.); kavminin hür veya köle her müşrikinin hiç sevmediği kötü tutum ve davranışlarıyla karşılaşarak üzüntüler içinde evine döndükçe, Yüce Allah onun üzüntüsünü Hz. Hatice’nin teselli ve teşvik edici sözleriyle hafifletiyor, gideriyor, vazifesini kolaylaştırıyordu.[77]

Üç Müşrikin Üç Gece Peygamberimiz (a.s.)ın Evinde Okuduğu Kur’ân-ı Kerîm’i
Dışarıdan Dinlemeleri

Bir gece; Ebu Süfyan Sahr b. Harb, Ebu Cehil Amr b. Hişam, ve Ahnes b. Şerik, birbirlerine duyur­madan, Peygamberimiz (a.s.)ın geceleyin evinde namaz kılarken okuduğu Kur’ân-ı Kerîm’i din­lemek için gidip, her biri bir yere sindi.
Hiçbirisi, arkadaşlarının orada sindikleri yerleri bilmiyordu.
Bunlar, Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğunu dinleyerek gecelediler.
Tan yeri ağarırken, yerlerinden ayrılıp dağıldılar.
Yolda birleştiler, birbirlerini kınadılar.
“Bir daha buraya dönüş yapmayınız!
Eğer sizi hafif akıllılarınızdan herhangi birisi görmüş olsa, muhakkak onun kalbine şüphe düşürmüş olursunuz!” dediler ve oradan ayrıldılar.
İkinci gece olunca, onlardan her biri, yine aynı yere, birbirlerinden habersiz olarak tekrar gidip sindil­er.
Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğunu dinleyerek gecelediler.
Tan yeri ağarınca, yerlerinden ayrılıp dağıldılar ve yine, yolda birleştiler.
Önceki gece birbirlerine söyledikleri sözleri tekrarladıktan sonra oradan ayrıldılar.
Üçüncü gece olunca, yine, onlardan her biri eski yerlerini aldılar.
Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğunu dinleyerek gecelediler.
Tan yeri ağarınca dağıldılar.
Yine, yolda birleştiler. Birbirlerine:
“Bir daha buraya dönmeyeceğimize and içmedikçe buradan ayrılmayalım!” dediler. Andlaştıktan sonra, dağıldılar.
Ahnes b. Şerik, sabaha çıkınca, sopasını eline aldı.
Ebu Süfyan’ın evine kadar gidip, içeri daldı:
“Ey Hanzale’nin babası! Muhammed’den dinlemiş olduğun şey hakkındaki görüşünü bana bildir!” dedi. Ebu Süfyan:
“Ey Sa’lebe’nin babası! Vallahi, ben ondan mânâsını bildiğim ve anlatılmak istenileni anladığım şeyler de işittim; mânâsını bilmediğim ve anlatılmak istenileni anlayamadığım şeyler de işittim!” dedi.
Ahnes b. Şerik:
“Ben de öyle!” dedi. Ebu Süfyan’ın yanından ayrılıp Ebu Cehil’in evine vardı. Ona:
“Ey Hakem’in babası! Muhammed’den işitmiş olduğun şey hakkındaki görüşün nedir?” diye sordu.
Ebu Cehil:
“Ondan ne işitmişim de?!
Biz ve Abdi Menaf oğulları, şan ve şeref hususunda şimdiye kadar hep çekiştik durduk:
Onlar halka yemek yedirdiler, biz de yemek yedirdik.
Onlar arabuluculuk ederek diyet yüklendiler, biz de arabuluculuk ederek diyet yüklendik.
Onlar halka bağışta bulundular, biz de bağışta bulunduk.
Onlarla, kulak kulağa giden iki yarış atı durumuna gelince, onlar:
‘İşte, bizden, kendisine gökten vahiy gelen bir peygamber de var!’ dediler.
Biz bunun dengini nereden bulup onlara ulaşacağız?!
Vallahi, biz hiçbir zaman ona inanmayız ve onu tasdik etmeyiz!” dedi.
Bunun üzerine Ahnes ayağa kalktı ve Ebu Cehil’i kendi haline bıraktı .[78]

Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib’e Ültimatomları

Peygamberimiz (a.s.) Allah’ın dini İslâmiyeti açıklayıp herkesi ona girmeye davet ve teşvik etmeye koyulunca, Peygamberimiz (a.s.)la Kureyş müşrikleri arasında, iş büyüdü.
Kureyşîler kendi aralarında hep Peygamberimiz (a.s.)ı konuştular ve birbirlerini onunla savaşmaya kışkırttılar.
Bir kez daha, Ebu Talib’in yanına varıp:
“Ey Ebu Talibi Sen aramızda yaşça, şeref ve mevkice bizden ileridesin!
Biz senden kardeşinin oğlunu bizimle uğraşmaktan men etmeni istemiştik.
Sen onu bizimle uğraşmaktan men etmedin!
Biz, vallahi, artık onun atalarımıza dil uzatmasına, akıllarımızı akılsızlık saymasına, ilahlarımızı yer­mesine., kazanamayacağız!
Sen ya onu bizimle uğraşmaktan vazgeçirirsin, ya da iki taraftan birisi yok oluncaya kadar, onunla da, seninle de çarpışırız!” dedikten sonra, dönüp gittiler.
Kavmi ile ilgisini kesmek ve onlara düşman kesilmek gibi bir durumla karşılaşmak, Ebu Talib’e çok ağır gelmişti.
Fakat, Peygamberimiz (a.s.)ı yardımsız bırakmak da, müşriklere teslim etmek de, gönlünün asla razı olamayacağı bir keyfiyetti .[79]
Ebu Talib Amca; adam gönderip Peygamberimiz (a.s.)ı getirtti[80] ve ona:
“Ey kardeşimin oğlu! Kavminin ileri gelenleri bana geldiler.[81] Şöyle şöyle söylediler.[82]
Senden, bana şikâyetlendiler. Senden dolayı beni çok üzdüler.
Atalarına dil uzatmak, ilahlarını yermek., gibi, onların hoşlanmayacakları şeylerden vazgeç![83]
Hem bana, hem kendine acı![84] Güç yetiremeyeceğim, altından kalkamayacağım bir işi bana yük­leme!” dedi.[85]
Peygamberimiz (a.s.); Ebu Talib Amcasının bu sözlerinden, fikir değiştirdiğini, artık yanın­da dikilip kendisine yardım etmekten âciz kaldığını, desteklemeyi bırakacağını,[86] kendisini müşriklere teslim edeceğini sandı[87] ve:
“Ey amca! Vallahi, bu işi bırakmam için Güneşi sağ elime ve Ayı sol elime koysalar da, Allah onu üstün kılıncaya ya da ben bu yolda ölüp gidinceye kadar bırakmam!” dedi.
Gözleri yaşardı ve ağladı.[88]
Ayağa kalkarak dönüp giderken, Ebu Talib:
“Gel ey kardeşimin oğlu!” diye seslendi.
Peygamberimiz (a.s.) dönüp gelince, Ebu Talib:
“Ey kardeşimin oğlu! Git, istediğini söyle![89]
İşine devam et! İstediğini yap![90]
Vallahi, ben seni hiçbir zaman onlara teslim edici değilim!” dedi.[91]
Bu yoldaki azmini, söylediği beş beyittik şiirle de dile getirdi.[92]

Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib’e Gülünç Bir Teklifleri

Kureyş müşrikleri; Ebu Talib’in Peygamberimiz (a.s.)ı yardımsız bırakmaktan ve kendilerine teslim etmekten kaçındığını ve bu uğurda kavminden ayrılmayı ve onlara düşman olmayı bile göze aldığını anladıkları zaman, Umâre b. Velid b. Mugîreyi Ebu Talib’e götürdüler[93] ve:
“Sen, bizim içimizde, seyyidimiz ve üstünümüzsün![94]
Bu Umâre b. Velid b. Mugîre, Kureyş gençleri içinde en güçlü, en yakışıklı[95] bir gençtir.
Sen, bunu al! Kendisinin aklından ve yardımından yararlan!
Kendine, onu oğul edin! Senin olsun!
Senin dinine, baba ve atalarının dinine karşı olan, kavminin topluluğunu bölen, akıllarını akılsızlık ve beyinsizlik sayan şu kardeşinin oğlunu bize teslim et, öldürelim!?
İşte, sana adam yerine adam!” dediler.[96]
Ebu Talib:
“Vallahi, siz bana ne kötü şey teklif ediyorsunuz?![97]
İnsaflı davranış bu mudur?!
Vallahi, siz bana hiç de insaflı davranmıyorsunuz.[98]
Siz bana oğlunuzu vereceksiniz, ben onu sizin için besleyeceğim.
Ben oğlumu size vereceğim, siz ise onu öldüreceksiniz, öyle mi?[99]
Vallahi, bu hiçbir zaman olur şey değildir![100]
Eğer dişi devenin kendi yavrusundan başkasının üzerine titreyebileceği vâki olsaydı, oğlumu size verir, sizinkini alındım![101]
Siz önce bana kendi oğullarınızı verirsiniz, ben onları öldürürüm!
Ancak o zaman, ben de size onu verebilirim!” dedi.
Kureyş müşrikleri:
“İyi amma, bizim çocuklarımız onun yaptığını yapmıyorlar ki” dediler. Ebu Talib:
“Vallahi, o, sizin çocuklarınızdan daha hayırlıdır” dedi.[102]
Mut’im b. Adiyy:
“Vallahi, ey Ebu Talib! Kavmin sana çok insaflı davrandı.
Onlar senin de hoşuna gitmeyen şeyden seni kurtarmak için çalışıyorlar, ama senin onlardan gelen hiçbir şeyi kabul etmediğini görüyorum!” dedi. Ebu Talib:
“Vallahi, onlar bana hiç de insaflı davranmadılar.[103]
Bu mu iyi ve sağlam görüş, akrabalık gayreti güdüş?! Ne kadar uzak[104]
Anlaşılan, beni küçük düşürmek için sen de onlarla birleşmiş, bana karşı onlara yardıma karar ver­mişsin.
O halde, sen de dilediğini, elinden geleni yap!” dedi .[105]

Kureyş Müşriklerinin Tevhid Akidesini İkrara Davet Edilişi

Kureyş müşrikleri Ebu Talib’e:
“Ona [Hz. Muhammed (a.s.)a] haber sal! Gelsin de ona insaflılık gösterelim?” dediler.[106]
Ebu Talib haber salınca, Peygamberimiz (a.s.) hemen geldi.[107]
E bu Talib:
“Ey kardeşimin oğlu! Bunlar, senin amcaların ve kavminin eşrafıdırlar.
Sana karşı insaflı davranmak istiyorlar. Söyleyeceklerini dinle!” dedi.[108]
Peygamberimiz (a.s.):
“Söylesinler, dinliyorum!” buyurdu.[109]
Kureyş müşriklerinden Ahnes b. Şerik söze başlayıp:
“Sen bizi ve ilahlarımızı yermeyi bırak!
Biz de seni ve ilahını bırakalım” dedi.
Ebu Talib Peygamberimiz (a.s.)a:
“Kavmin sana insaflı davrandı. Onların isteklerini kabul et!” dedi.[110]
Peygamberimiz (a.s.) başını kaldırıp semaya baktı:
“Şu güneşi görüyor musunuz?” diye sordu.
“Evet! Görüyoruz” dediler. Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.):
“Ben sizi bu güneşin ışıklarından aydınlanmanızdan alıkoymaya güç yetirebilir miyim?” buyurdu. Ebu Talib:
“Vallahi, kardeşimin oğlu bize hiçbir zaman yalan söylememiştir!” dedi.[111]
Peygamberimiz (a.s.):
“Ben onları öyle bir kelimeye davet ediyorum ki; kendilerinin onunla Cennete gireceklerine kefilim!” buyurdu. Ebu Cehil:
“Ne kadar sevindirici bir kelime imiş o! Haydi, söyle bakalım onu?” dedi.[112]
Peygamberimiz (a.s.):
“Ne dersiniz, size öyle bir kelime vereyim mi ki, siz o kelimeyi söylediğinizde, onunla Araplara hakim olasınız, Arap olmayanlarda size karşı yumuşasın, uysallaşsın?” buyurdu.
Ebu Cehil:
“O kelime ne ise, biz onu on kat katlayarak söyleyelim!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
“‘Lâ ilahe illallah=Al I a h ‘ta n başka ilah yoktur1 deyiniz![113]
Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve benim de Resûlullah olduğuma şehadet getiriniz!”[114] buyurunca, Kureyş müşrikleri öfkelendiler ve ürktüler. [115] Birbirlerine:
“O, bütün ilahları bir tek ilah mı yapmış?! Bu cidden acaip, şaşılacak birşey!
Yürüyünüz! Siz ilahlarınıza tapmakta sebat ediniz!
Şüphe yok ki, arzu edilecek olan budur!
Biz bunu başka bir dinde işitmedik.
Bu uydurmadan başka birşey değildir.
O Kuran, aramızdan, ona mı indirilmiş?!”[116] diyerek kalkıp gittiler. Giderken de:
“Onun yanına hiçbir zaman dönmeyeceğiz! Muhammed’in aldandığı şeylerde hayır yoktur!” dediler.[117]

Hâşim Oğulları Yiğitlerinin Peygamberimiz (a.s.)ı Öldüreceklere Kâbe’de Kılıçlarını Sıyırmaları

Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ın yanından kızarak ayrılıp gittikten sonra, o gün o gece, Peygamberimiz (a.s.) gaip olmuş, nerede olduğu bilinememişti.
Ebu Talib ile Peygamberimiz (a.s.)ın öteki amcaları, Peygamberimiz (a.s.)in evine gittiler.
Peygamberimiz (a.s.)ı orada da bulamadılar.
Ebu Talib Hâşim oğullarıyla Muttalib oğullarının gençlerini topladı. Onlara:
“Her biriniz, yanına keskin bir kılıç aldıktan sonra, Mescid-i Haram’a girdiğim zaman beni takip ede­cektir!
Sizlerden her genç, bakacak; Muhammed öldürülmüşse, Kureyş büyüklerinden meselâ İbn Hanzaliye [Ebu Cehil] gibi bir büyüğün yanına oturacaktır!” dedi. Gençler:
“Öyle yaparız” dediler.
O sırada Zeyd b. Harise geldi. Ebu Talib, ona:
“Ey Zeyd! Kardeşimin oğlundan bir sezgin var mı?” diye sordu. Zeyd:
“Evet! Az önce kendisinin yanında idim” dedi. Ebu Talib:
“Ben onu görmedikçe evime gitmeyeceğim!” dedi.
Zeyd, hemen Peygamberimiz (a.s.)ı aramaya gitti.
Safa tepeciğinin yanındaki evde ashabıyla konuşurken buldu ve durumu kendisine haber verdi. Peygamberimiz (a.s.) hemen oradan kalkıp Ebu Talib’in yanına geldi.
Ebu Talib:
“Ey kardeşimin oğlu! Nerede idin? Hayırlı bir işte mi idin?” diye sordu. Peygamberimiz (a.s.):
“Evet!” buyurdu.
Ebu Talib:
“Hemen gir evine!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.) da evine girdi.
Rivayete göre; Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri Kabe’nin Hicr’inde toplanmış, Peygamberimiz (a.s.)ı görür görmez hep birden üzerine yürüyüp öldürmedikçe oradan ayrılmayacaklarına and içmiş bulunuyorlardı.[118]
Ebu Talib ertesi günü sabaha çıkınca, Peygamberimiz (a.s.)ın elinden tutup Kureyş müşrik­lerinin toplantı yerine vardı.
Hâşim ve Muttalib oğullarının yiğitleri de yanında idi.
“Ey Kureyş cemaatı! Maksadımı biliyor musunuz?” diye sordu.
Müşrikler:
“Hayır! Bilmiyoruz” dediler.
Ebu Talib durumu onlara haber verdi ve yanındaki gençlere de:
“Çıkarınız yanlarınızdakini!” dedi.
Gençlerin hepsi birden yanlarındaki yağlı kılıçları çıkardılar.
Ebu Talib:
“Vallahi, onu [Muhammed (a.s.)ı] öldürecek olursanız, sizden hiç kimse sağ kalmaz!
Nihayet, siz de, biz de yok olur gideriz!” dedi.
Orada bulunan Kureyş cemaat hayal kırıklığına uğradılar.
Hele Ebu Cehil ‘in hayal kırıklığı, hepsinden daha ağır, daha beterdi.[119]

Kureyş Eşrafının Peygamberimiz (a.s.)ı Türlü Tekliflerle Peygamberlikten Vazgeçirmeye ve Ölümle Tehdide Kalkışmaları

Kureyş müşriklerinin eşrafından:
1- Utbe b. Rebia,
2- Şeybe b. Rebia,
3- Ebu Süfyan Sahr b. Harb,
4- Nadrb. Haris (Abduddar oğullarının kardeşi),
5- Ebu’l-Bahterî b. Hişam,
6- Esved b. Muttalib,
7- Zem’a b. Esved,
8- Velid b. Mugîre,
9- Ebu Cehil Amr b. Hişam,
10- Abdullah b. Ebi Ümeyye,
11- Âs b. Vâil,
12- Nübeyh b. Haccac,
13- Münebbih b. Haccac,
14- Ümeyye b. Halef
ve onlarla toplanabilen kimseler, bir gün, güneş battıktan sonra Kabe’nin arka yanında toplandılar. Birbirlerine:
“Muhammed’e haber salınız da, onunla konuşunuz, tartışınız; tâ ki mazur görülesiniz, kınan-mayasınız!” dediler ve Peygamberimiz (a.s.)a:
“Kavminin eşrafı seninle konuşmak üzere toplandılar, onların yanına gel!” diye haber saldılar.
Resûlullah (a.s.), acele, onların yanlarına geldi.
Onların iyiniyet taşıdıklarını sanıyor, doğru yola erişmelerini son derecede arzu ediyor, yüz çevirmekte direnip durmaları ise kendisinin çok ağırına gidiyordu.[120]
Hemen varıp yanlarına oturdu. Kureyş müşrikleri:
“Ey Muhammedi Biz seninle konuşalım diye sana haber saldık.
Biz vallahi Araplardan, senin kavminin başını derde soktuğun gibi kavminin başını derde sokan bir adam daha bulunduğunu bilmiyoruz!
Sen babalara, atalara dil uzattın!
Dini ayıpladın!
İlahlara dil uzattın!
Akıllan akılsızlık, beyinsizlik saydın!
Birliği böldün, dağıttın!
Aramızda yapmadığın, başımıza getirmediğin kötü iş kalmadı!
Eğer sen getirip ortaya attığın o sözlerle mal, servet elde etmek istiyorsan; malca bizden daha zen­gin oluncaya kadar, senin için mallarımızdan mal toplayalım!
Eğersen onunla içimizde en büyük şan ve şerefi kazanmak istiyorsan; biz seni seyyid ve ulu kişimiz tanıyalım!
Eğer sen onunla kral olmak istiyorsan; seni kendimize kral edinelim!
Şayet o sana gelen şey görüp de tesiri altında kaldığın cinlerden bir tâbi1 işi ise-ki bu bazan olabilir-biz seni ondan kurtarıncaya veya senin hakkında mazur sayılıncaya kadar[121] tedavi çareleri araştıralım” dediler.
Resûlullah (a.s.), onlara:
“Dediğiniz şeylerin hiçbirisi bende yoktur!
Ben size getirdiğim şeylerle ne mallarınızı istemek,
Ne içinizde büyük şeref ve şan kazanmak,
Ne de üzerinize hükümdar olmak için gelmiş değilim.
Fakat, beni Allah size bir peygamber olarak gönderdi ve bana bir de Kitab indirdi.
Sizin (kabul edenleriniz) için, (Cennetle) bir müjdeleyici ve (kabul etmeyenleriniz) için de (Cehennemle) bir korkutup uyarıcı olmamı bana emretti.
Ben Rabbimin bana yüklediği elçilik vazifelerini size tebliğ ettim ve sizi öğütledim de!
Size getirdiğim şeyi kabul ederseniz, o, dünyada ve âhirette nasip ve azığınız olur!
Eğer onu kabul etmez, reddederseniz, Yüce Allah benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar bana düşen, Allah’ın emrini yerine getirmek üzere, her güçlüğe göğüs gerip katlanmaktır” buyurdu.
Kureyş müşrikleri:[122]
“Ey Muhammedi Sen iyi bilirsin ki, geçimi bizden daha kıt, daha sıkıntılı kimse yoktur.
O halde, seni gönderdiği şeylerle göndermiş olan Rabbinden dile de:
Bizi sıkan, daraltan şu dağları ortadan kaldırıp bizden uzaklaştırsın!
Yurdumuzu bizim için genişletsin!
Geçmiş baba ve atalarımızdan bazı kimseleri de bizim için diriltsin!
Bizim için diriltilecek olanlar arasında Kusayy b. Kilab da bulunsun!
Çünkü, o, doğru sözlü bir şeyh, bir ulu kişi idi.
Senin söylediğin şeyler hak ve gerçek mi, yoksa bâtıl mı? Ona soralım!
O seni tasdik ederse, sen de istediklerimizi yaparsan, seni tasdik eder, doğrularız!
Hem bunlarla senin Allah katındaki mevkiini ve dediğin gibi Allah’ın seni peygamber olarak gön­derdiğini öğrenmiş oluruz!” dediler.
Resûlullah (a.s.) onlara:
“Ben size bunlarla gönderilmedim.
Allah beni ne ile gönderdi ise, ben ancak Allah tarafından size onu getirdim, size onu tebliğ ettim.
Eğer getirip tebliğ ettiğim şeyleri kabul ederseniz, o, dünyada ve âhirette sizin nasip ve azığınız olur.
Onu kabul etmez, reddederseniz, Yüce Allah benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar bana düşen, Allah’ın emrini yerine getirmek üzere, her güçlüğe göğüs gerip katlanmaktır!” buyurdu. Kureyş müşrikleri:
“Sen bizim için bunları yapmazsan, kendin için Rabbinden birşeyler edin:
Söylediğin şeylerde seni tasdik edecek, doğrulayacak, bizi senin üzerinden geri çevirecek bir meleği seninle birlikte göndermesini Rabbinden iste!
Yine, Rabbinden iste de:
Sana bahçeler, köşkler, altın, gümüş hazineleri versin de, senin geçimini aradığını gördüğümüz çabalardan, bunlarla seni müstağni kılsın!
Çünkü, bizim gibi, sen de çarşılarda dolaşıp duruyor; bizim gibi, sen de geçimini arıyorsun!
Eğer sen dediğin gibi gerçekten bir peygambersen (kavuşacağın bu nimetlerle) Rabbinin katındaki mevkiini öğrenmiş oluruz!” dediler.
Resûlullah (a.s.) onlara:
“Ben bunları yapmam!
Ben bunları Rabbinden isteyecek bir insan da değilim!
Zaten ben size bunlarla gönderilmedim.
Fakat, Allah beni (getirdiklerimi kabul edenleriniz için Cennetle) bir müjdeleyici ve (kabul etmeyip reddedenleriniz için de Cehennemle) bir korkutup uyarıcı olarak gönderdi.
Eğer size getirdiğim şeyleri kabul ederseniz, o, dünyada ve âhirette sizin nasip ve azığınız olur.
Onu kabul etmez, reddederseniz, Yüce Allah benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar bana düşen, Allah’ın emrini yerine getirmek üzere, her güçlüğe göğüs gerip katlanmaktır!” buyurdu. Kureyş müşrikleri:
“Öyle ise haydi, Rabbin ‘isterse muhakkak yapar dediğin gibi; göğü parçalar halinde üstümüze düşür bakalım?!
Sen bunu yapmadıkça, biz sana inanmayız!” dediler.
Resûlullah (a.s.):
“Bu iş Allah’a aittir.
O size bunu yapmak isterse yapar!” buyurdu. Kureyş müşrikleri:
“Ey Muhammedi Bizim seninle oturacağımızı, kendisinden sormuş olduğumuz şeyleri senden sora­cağımızı ve kendisinden istediğimiz şeyleri senden isteyeceğimizi Rabbin bilmiyor muydu?
Ne diye, bize vereceğin cevaplan daha önceden sana öğretmedi? Getirip bize tebliğ ettiğin şeyleri kabul etmediğimiz takdirde kendisinin bize ne yapacağını sana ne diye haber vermedi?!
İşittiğimize göre, bunları sana Yemâme’de Rahman diye anılan bir adam öğretiyormuş![123]
Biz vallahi hiçbir zaman Rahmân’a inanmayız!
Ey Muhammedi Artık sana karşı bir sorumluluğumuz ve kınanacağımız yoktur! Biz, vallahi, senin yakanı bırakmayacağız!
Ya biz seni yok edeceğiz, ya da sen bizi yok edeceksin!” dediler.
Müşriklerden birisi:
“Biz meleklere taparız! Melekler Allah’ın kızlarıdır!” dedi.
Başka birisi de:
“Allah’ı ve melekleri (sözlerinin doğruluğuna) kefil (tanık) olarak getirmedikçe, sana inanmayız” dedi.
Kureyş müşrikleri bunları söyleyince, Resûlullah (a.s.) onların yanından ayrıldı.
Abdullah b. Ebi Ümeyye ki, bu kişi, Peygamberimiz (a.s.)ın halası Âtike Hatunun oğlu idi-Peygamberimiz (a.s.)la birlikte kalkıp giderlerken:
“Yâ Muhammedi Kavmin sana bazı tekliflerde bulundu.
Sen onların tekliflerinden hiçbirini kabul etmedin!
Sonra, Allah katındaki mevkiini, dediğin gibi, peygamberliğini öğrenmek, seni doğrulamak ve sana uymak üzere senden kendileri için birşeyler istediler.
Sen yine yapmadın!
Sonra,yine, kendilerini korkuttuğun azaplardan bir kısmının kendileri için acele getirilmesini senden istediler, yapmadın!
Artık vallahi sen gözümün önünde göğe merdiven kurarak çıkıp gitmedikçe ve oradan[124] dediğin gibi peygamber olduğuna şehadet edecek dört de melek yanında getirmedikçe, sana hiçbir zaman inan­mam!
Vallahi, bunu yapacak olsan bile seni doğrulayacağımı sanmıyorum!” dedikten sonra, o Resûlullah (a.s.)dan, Resûlullah (a.s.) da ondan ayrıldı.
Resûlullah (a.s.) kavminin kendisine yaklaşacak yerde böyle büsbütün uzaklaştığını görünce, kendisini çağırdıkları sıradaki ümidini yitirmiş olmanın üzüntüsü içinde ailesinin yanına döndü.[125]

Müşriklerin İstek ve Sorularının Allah Tarafından Cevaplandırılışı

“Onlara, Rallilerinin âyetlerinden herhangi bir âyet gelmez ki, onlar muhakkak ondan yüz çevirmiş olmasınlar.
İşte, onlar, hak (Kur’ân) kendilerine gelince de onu yalanlamışlardır.
Fakat, yakında onlara ne ile alay etmekte olduklarının (dehşetli) haberi gelecektir!
Görmediler mi ki, Biz kendilerinden önce nice nesiller helak ettik?
Biz onlara, yeryüzünde, size vermediklerimizi vermiştik ve üzerlerine gökyüzünü (yağmuru) bol bol salmıştık.
Altlarından ırmaklar akıtmıştık.
Öyle iken, onları günahları yüzünden helak edip arkalarından yeni bir nesil olarak başkalarını var ettik.
Sana; kâğıt üzerinde yazılı bir kitap indirmiş olsaydık, kendileri de elleriyle onu tutmuş bulunsalardı, yine, o küfür edenler muhakkak:
‘Bu, apaçık bir sihirden başka birşey değildir derlerdi. Bir de:
‘Onun üzerine, bir melek indirilseydi yal’ dediler.
Eğer biz öyle bir melek indirseydik, muhakkak iş bitirilmiş olurdu: Kendilerine bir an bile göz açtırıl­ın azdı!
Eğer Biz onu (peygamberi) bir melek yapsaydık, yine, o meleği de bir adam suretinde gösterir ve herhalde, onları yine düşmekte oldukları şüpheye düşürürdük.
Andolsun ki: Senden önceki peygamberlerle de alay edildi de, eğlenmekte oldukları şey, içlerinden o maskaralık edenleri çepeçevre kuşaüverdi!
De ki: Yeryüzünde gezip dolaşınız! Sonra da bakınız ki, peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl olmuştur?”[126] “Bir Kur’ân ki, dağlar onunla yürütülseydi, veya yer onunla parçalansaydı, yahut ölüler onunla konuşturul s aydı, (o kâfirler yine iman etmezlerdi).
Ne var ki, bütün iş Allah’ındır!
İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette hepsine birden hidayet ederdi.
O kâfirier(e gelince), Allah’ın va’di erişinceye kadar, kendi sun’ ve taksirleri, küfürleri, kötü amelleri yüzünden, ya ansızın başlarına büyük bir belâ çatıp duracak, ya da (o belâ) yurtlarının yakınına konacaktır!
Şüphesiz ki, Allah va’dinden dönmez!
Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi.
Ben, o küfür edenlere bir müddet için meydan verdim. Sonra da, tutup onları azaba uğrattım!
Uğratıldıkları azap nasıl da dehşetli idi!”[127]
“Onlar: ‘Bu peygambere ne oluyor? Yemek yiyor. Çarşılarda pazarlarda gezip yürüyor. Ona bir melek indirilse de, yanında azapla bir korkutucu; yahut, ona (gökten) bir hazine bırakılsa ya! Yahut onun güzel bir bahçesi olsa da ondan yese ya!’ dediler.
Hem o zalimler (mü’minlere de):
‘Siz,’ dediler, ‘büyülenmiş bir adamdan başkasına tâbi olmuyorsunuz.’
Bak! Onlar senin hakkında ne kötü misaller (kıyaslar) getirip saptılar. Artık onlar hidayete hiçbir yol bulamazlar.
(Allah) Öyle yüce bir Allahtır ki, dilerse sana bu (dediklerinden) daha hayırlısını (verir), altından ırmaklar akan Cennetler verir, saraylar da yapar!”[128]
“Biz, senden önce de, peygamberleri bundan başka şekilde göndermedik.
Şüphe yok ki, onlar (o peygamberler) de, hem yemek yerler, hem çarşılarda pazarlarda yürür gez­erlerdi.
Sizin bir kısmınızı diğer bir kısım için bir ibtilâ (veya imtihan konusu) yaptık ki, sabredecek misiniz (bilinsin) diye.
(Bununla birlikte) Senin Rabbin herşeyi hakkıyla Görendir!
Bize kavuşmayı ummayanlar: ‘Bizim üzerimize de melekler indirilse ya? Yahut biz de Rabbimizi görsek ya?’ dediler.
Andolsun ki, onlar nefislerinde kibirlendiler, büyük bir azgınlıkla haddi aştılar.1″![129]
“Biz sana kat’iyyen inanmayız! Meğer ki, bizim için şu yerden bir pınar akıtasın!
Yahut senin hurmalıklardan, üzümlüklerden bir bahçen olsun da, aralarından şırıl şırıl ırmaklar akı­tasın!
Yahut, dediğin gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşüresin!
Yahut Allah’ı ve melekleri kefil (tanık) getiresin!
Yahut senin altından bir evin olsun!
Yahut semaya çıkasın!
Bize oradan okuyacağımız bir Kitab indirmedikçe, göğe çıktığına da asla inanmayız!’ dediler.
De ki: ‘Rabbimin şanı yücedir! Ben Allah’ın Resûlü bir beşerden başkası mıyım?’
Kendilerine hidayet (rehberi) geldiği zaman insanların iman etmelerine, ancak ‘Allah bir beşeri mi peygamber gönderdi?’ demeleri engel olmuştur.
(Tarafımdan) söyle onlara: ‘Eğer yeryüzünde insanlar gibi sakin sakin yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara gökten melek bir peygamber gönderirdik!’
De ki: ‘Sizinle benim aramda, şahit olarak, Allah yeter!’
Çünkü, O, kullarının yaptıklarından hakkıyla haberdardır, her yaptıklarını hakkıyla Görendir!
Allah kime hidayet nasip ederse, işte o doğru yolu tutar.
Kimi de şaşkınlıkta bırakırsa, artık onlar için Allah’tan başka asla yardımcılar bulamazsın!
Biz onları Kıyamet günü körler, dilsizler, sağırlar olarak, yüzükoyun hasrederiz!
Onların varacağı yer Cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça Biz onun alevini arttırırız!”[130]
“Biz senden önce nasıl peygamberler gönderdikse, seni de öylece, kendilerinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmete sana vahyettiğimiz Kur’ân’ı onlara okuman için gönderdik.
Onlar Rahmân’ı tanımazlar. Sen, de ki:
‘O, benim Rabbimdir! O’ndan başka, hiçbir ilah yoktur!
Ben ancak O’na dayanırım!
Benim tevbem de, dönüşüm de yalnız O’nadır!'”[131]
“. . . Biz, eğer dilersek, onları yere geçiririz!
Yahut gökten üstlerine parçalar düşürürüz!”[132]
“Şimdi, onlar çarçabuk azabımızı mı istiyorlar?!
Fakat, bu onların bölgesine çökünce, (gelecek tehlikelerle) korkutulan onların sabahı ne kötü ola­caktır!”![133]
“Birde, onlar Allah’a kızlar isnad ederler.
Hâşâ! O’nun sânı bundan tamamıyla münezzehtir!”[134]
“Onlar, ondan (peygamberden) yüz çevirdiler de, ona kimi ‘Bir öğretilmiş!’, kimisi de ‘Bir mecnun!’ dediler.”[135]
“Sen, Rabbinin nimeti sayesinde, bir mecnun değilsin!”[136]
“Sen, hemen öğütlemekte devam et!
Sen, Rabbinin nimeti sayesinde, ne kâhinsin, ne de mecnunsun!”[137]
“Hiç şüphesiz, sen büyük bir ahlâk üzerindesin!
Sen yakında göreceksin, onlar da görecekler ki, delilik hanginizde imiş?”[138]
Onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelmedi ki, onun hakkında da mutlaka böylece sihirbaz yahut mecnun demişlerdir.
Hepsi de, bunu birbirine tavsiye mi ettiler?!
Hayır! Onlar, umumiyetle, azgınlar güruhunun ta kendisidirler!”[139]
“‘İnsanları, korkut! İman edenlere, Rableri katında, kendileri için muhakkak birkadem-i sıdk (şefaat ve ecir) olduğunu müjdele!’ diye içlerinden bir Erte yaptığımız vahiy insanlar için şaşılacak birşey mi oldu ki, o kâfirler ‘Bu, seksiz şüphesiz, apaçık bir sihirbazdır!’ dediler.”[140]
“O kâfirler, içlerinden, başlarına gelecek tehlikeleri bildiren bir peygamber geldiğine şaştılar da ‘Bu, bir büyücü, bir yalancıdır!’ dediler.”[141]
“Onlar seni dinlerken, nasıl dinlediklerini ve fısıldaştıklarını ve o zalimlerin (mü’minlere) ‘Siz ancak büyülenmiş bir adama tâbi oluyorsunuz’ dediklerini de Biz çok iyi biliyoruz!”[142]
“Fakat, o kâfirler hâlâ Kur’ân’ı yalanlama içindeler. Halbuki, o şanlı bir Kur’ân’dır ve onun aslı Levh-ı Mahfuzdadır.”[143]

Kureyş Müşriklerinin Yahudilerden Öğrendikleri Sorularla Peygamberimiz (a.s.)ı Susturmaya Kalkışmaları

Kureyş müşrikleri Nadr b. Haris ile Ukbe b. Ebi Muaytı Medine Yahudilerinin bilginlerine gönderdil­er ve:
“Onlara, Muhammed’in sıfatlarını ve sözlerini anlatınız, kendisini onlardan sorunuz! Çünkü, Yahudiler kendilerine ilk Kitab inen millettir. Peygamberlere ait bilgilerden, bizde bulunmayan bilgi, onlar­da bulunur” dediler.
Bunun üzerine, Nadr b. Haris ile Ukbe b. Ebi Muayt, Mekke’den yola çıkıp Medine’ye vardılar.
Medine Yahudilerinin bilginlerine, Peygamberimiz (a.s.)ın işini anlattılar ve bazı sözlerini naklettiler ve:
“Sizler bu sahibimizin dinî durumunu bize haber veresiniz diye size geldik!” diyerek, Peygamberimiz (a.s.)ı onlara sordular.
Yahudi bilginleri:
“Size emredeceğimiz üç şeyi ona sorunuz! Eğer onları size haber verirse, kendisi Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Eğer bunu yapamaz (sorularınızı cevaplayamaz) ise, yalan uydurucu bir adam demektir. Artık, kendisi hakkında istediğinizi yapınız.
1- İlk zamanlarda gelmiş geçmiş bulunan gençlerin maceralarının ne olduğunu ona sorunuz. Çünkü,
onların çok şaşılacak hadiseleri vardır.
2- Yeryüzünü, doğularına ve batılarına varıncaya kadar gezip dolaşan adamın haberinin de ne
olduğunu sorunuz ona.
3- Bir de, kendisine, ruhtan, ‘Nedir o?’ diye sorunuz bakalım.
Size bunları haber verdiği zaman kendisine uyunuz; çünkü o bir peygamberdir!
Eğer yapamaz (sorularınızı cevaplayamaz) ise, o yalan uydurucu bir adam demektir. Kendisine, istediğinizi yapınız!” dediler.
Nadr b. Haris ile Ukbe b. Ebi Muayt, dönüp Mekke’ye, Kureyşlilerin yanına geldiler ve:
“Ey Kureyş cemaatı!” dediler, “sizin aranızla Muhammed’in arasını kesip aralayacak şeyi bulup getirdik size. Yahudi bilginleri; ona sormamızı emrettikleri şeyleri bize haber verdiler ‘Eğer size onu haber verebilirse, kendisi bir peygamberdir. Eğer yapamaz (sorularınızı cevaplayamaz) ise, kendisi yalan uydurucu, lafçı bir adamdır. Kendisine, istediğinizi yapınız!1 dediler.” Bunun üzerine, Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip:
“Ey Muhammed!
1- İlk zamanlarda gelip geçmiş ve şaşılacak kıssaları bulunan gençlerden,
2- Yeryüzünü, doğularına ve batılarına varıncaya kadar dolaşan adamdan, bize haber ver bakalım.
Birde:
3- Ruhtan haber ver ki, nedir o?” dediler.
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
“Sorduğunuz şeyleri yarın size haber vereyim” buyurup, bir istisnada bulunmamış, yani “İnşâal-lah=Allah dilerse” dememişti.
Vahyin gelmesi gecikince, müşrikler;
“Muhammed Yarın haber vereyim’ diye bize söz verdiği halde, kendisine sorduğumuz şeylerden hiçbiri hakkında bize bir haber vermiyor!” diyerek yaygaraya başlamışlardı.
Peygamberimiz (a.s.)ın vahyin gecikmesine ve müşriklerin yaygaralarına üzülüp durduğu sırada, Cebrail (a.s.), Yüce Allah tarafından Kehf sûresini getirdi.[144]
Bu sûrede, Peygamberimiz (a.s.)a, hiçbir şey hakkında, “İnşâallah=Allah dilerse” demek­sizin “Ben bunu her halde yarın yapıcıyım!” dememesi tavsiye buyuruldu.[145]
Kureyş müşriklerinin Yahudi bilginlerinden öğrenip Peygamberimiz (a.s.)a sordukları üç sorudan ikisi, Yüce Allah tarafından indirilen Kehf süresindeki Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn kıssalarıyla;[146]
Ruh hakkındaki üçüncü sorulan ise, “Sana Ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. (Zaten, onun hakkında) size az bir ilimden başka (birşey) de verilmemiştir” mealli âyetle cevaplanmıştır.[147]
Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a.s.)ın kendilerine tebliğ ettiği şeylerin hak ve gerçek, söylediklerinin doğru olduğunu Yahudi bilginlerinden öğrenip sordukları-bilinmeyen şeylerin-cevaplarını vermesiyle onun peygamberlik makamını anladıkları halde, kıskançlıkları kendilerinin Peygamberimiz (a.s.)a inanmalarına ve bağlanmalarına engel oldu. Allah’a isyan ve O’nun emrini terketmekte, küfürde direndiler durdular.
İçlerinden birisi de:
“Şu Kur’ân’ı dinlemeyiniz!
Onu birtakım boş ve asılsız sözler yerine koyunuz! Eğlenceye alınız!
Belki ona bununla galebe çalarsınız.
Eğer siz bir gün onunla münazaraya, tartışmaya kalkarsanız, o size galebe çalar” dedi.[148]
Yüce Allah, bunu da, indirdiği âyette şöyle açıkladı:
“O küfredenler ‘Bu Kur’ân’ı dinlemeyiniz. Onun hakkında yaygaralar koparınız. Belki (böylelikle) galebe çalarsınız’ dediler.”[149]

Nadr b. Hâris ve Onun Peygamberimiz (a.s.)a ve İslâmiyete Karşı Tutum ve Davranışı

Nadr b. Haris Kureyş müşriklerinin şeytanlarından, cin fikirlilerinden[150] ve zındıklarındandı .[151]
Kendisi bir ara Hîre’ye gitmiş, orada Acem şahlarının hikâyelerini, Rüstem ve İsfendiyar’a ait bir­takım hikâye ve haberleri öğrenmişti.[152]
Acem kitapları okur, Hıristiyanlar ve Yahudilerle düşer kalkardı.
Peygamberimiz (a.s.)ı yalanlamakta ve incitmekte Kureyş müşriklerinin en aşırı giden­lerinden ve söz sahiplerindendi.
Hîre’de, bırbıt (ud, kopuz) çalmayı ve Hîrelilerin şarkılarını öğrenmiş; bunları Mekkelilerden birçok kimselere de öğretmişti.
Kendisi, şarkıcı iki köle kadın da satın almıştı.
Halkı, İslâmiyetten alıkoymak için, bunlarla oyalardı.[153]
Peygamberimiz (a.s.) bir meclise oturup Allah’ı anar,[154] Allah’a inanmaya davet eder, Kur’ân-ı Kerîm okur,[155] kendilerinden önceki milletlerden hangilerinin ne gibi musibetlere uğradıklarını anlatarak kavmini uyarır; o meclisten kalkar kalkmaz, arkasından Nadr b. Haris gelir, Peygamberimiz (a.s.)ın yerine geçer ve:
“Ey Kureyş cemaatı! Vallahi, ben ondan daha güzel söylerim. Siz benim yanıma geliniz! Ben size onun anlattıklarından daha güzelini anlatırım” dedikten sonra, Acem şahlarının, Rüstem ve İsfendiyahn hikâyelerini anlatır; [156]
“Muhammed benden ne ile daha güzel konuşurmuş?[157] Ben size anlattığım hikâyeleri nasıl başkalarından yazıp aldımsa, o da bunları başkalarından yazıp almıştır!” der;[158]
“Hangimizin sözü daha güzel? Benimki mi, yoksa Muhammed’inki mi?” diye sorardı.
Peygamberimiz (a.s.), bir ara, Ebu Uhayha Saîd b. Âs’ın yanına uğrar, ona İslâmiyeti anlatırdı.
Ebu Uhayha, Peygamberimiz (a.s.) hakkında “O, semadan konuşuyor!” demeye başlamıştı.
Nadr b. Haris, Ebu Uhayha’nın yanına gidip:
“İşittiğime göre; sen Muhammed’in sözlerini güzel buluyor, beğeniyormuşsun. Bu nasıl olur?! O, ilahlara dil uzatıyor! Baba ve atalarımızın Cehennemde olduklarını söylüyor! Kendisine tâbi olmayanları azapla tehdid ediyor!” dedi.
Bunun üzerine, Ebu Uhayha, Peygamberimiz (a.s.)a düşman kesildi. Peygamberimiz (a.s.)ı yermeye ve getirdiklerini ayıplamaya ve “Doğrusu, biz bunun getirdiklerinin bir benzerini daha işitmedik! Böylesi ne Yahudilikte, ne de Hıristiyanlıkta var!” demeye başladı.
Ebu Uhayha ilk sözünden döndüğü zaman, Nadr b. Haris ona teşekkür etmeye gitti.[159]
Halbuki, Nadr b. Haris, bundan önce, Peygamberimiz (a.s.)ın zikrini ve gönderileceği zamanın yaklaştığını işittiği zaman:
“Vallahi, bize bir uyarıcı gelecek olursa, biz milletlerden herhangi birisinden daha çok, doğru yolu tutarız” demişti.
Yüce Allah, bu münasebetle indirdiği âyette şöyle buyurdu:
“Onlar; kendilerine azapla korkutucu (bir peygamber) gelirse, herhalde, (diğer) ümmetlerden her­hangi birisinden daha ziyade doğru yolu tutacaklarına, yeminlerinin bütün hızıyla Allah’a and etmişlerdi.
Fakat, onlara azapla korkutan (bir peygamber) gelince, bu onların (haktan) uzaklaşmalarından başka birşey artırmadı.[160]
Nadr b. Haris; Kur’ân-ı Kerîm okunduğu zaman:
“Bunlar, öncekilerin masallarıdır! Ben de size, Allah’ın indirdiği gibi, indireceğim!” derdi.
Kur’ân-ı Kerîm’de içinde “esâtîr” kelimesi geçen sekiz âyet, Nadr b. Haris hakkında nazil olmuş-tur.[161]
Nadr b. Haris:
“O, getirdiği kitap üzerinde, ancak, şu Esved b. Muttalib’in kölesi Cebr ile Şeybe veya Utbe b. Rebia’nın kölesi Addas’ın ve daha başkalarının yardımını görüyor!” diyordu.
Yüce Allah, indirdikleri âyetlerle bu isnad ve iftirayı da şöyle reddetti:
“Andolsun ki, biz onların ‘Bunu ancak bir beşer öğretiyor!’ diyeceklerini biliyoruz.
Haktan sapmak suretiyle kendisine nisbet edecekleri o (sanığın) dili Acemî’dir, bu Kur’ân’ın dili ise apaçık Arapça bir dildir.”[162]
“O küfredenler, ‘Bu (Kur’ân) onun uydurduğu yalandan başka (birşey) değildir. Bu hususta diğer bir zümre de ona yardım etmiştir’ dediler de, muhakkak bir haksızlık ve tevzir meydana getirdiler.
‘Onun başkasına yazdırıp, kendisine sabah akşam okunmakta olan eskilere ait masallardır’ dediler.
De ki: ‘Onu göklerde ve yerdeki bütün gaybı bilen (Allah) indirdi. Şüphe yok ki, O çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir!'”[163]
“De ki: ‘Andolsun, bütün insanlar ve cinler şu Kur’ân’ın bir benzerini meydana getirmek üzere bir araya toplansalar ve birbirlerine yardımcı da olsalar, yine, onun benzerini meydana getiremezler.'”[164]
Nadr b. Haris bir gün Peygamberimiz (a.s.)a rastlayıp:
“Sen Kureyşîlerin yakın bir zamanda vurulup yere düşeceklerini ve bunun sana Allah tarafından vahyedildiğini söylüyormuşsun, öyle mi?” diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
“Evet, ben söyledim! Sen de onlardansın!” buyurdu.[165]
Yüce Allah, Rasülüne indirdiği ayette “Yakında o cemaat bozulacak, onlar arkalarını dönüp kaça­caklar” buyurmuş; Peygamberimiz (a.s.) da, Bedir savaşında Kureyş müşriklerinin bozguna uğrayıp kaçıştıklarını görünce, bu âyeti okum ustu.[166]
Nadr b. Haris Bedir savaşında esir edilen müşriklerden olup, Hz. Ali tarafından boynu vurulmuştur.[167]

Peygamberimizin Ümmîliği ve Bütün Hayatının Belliliği, Bildiklerini İlahî Vahiy İle Bildiği ve Bildirdiği

Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça bildirildiği üzere, Peygamberimiz (a.s.) ümmî idi, okuma-yazma bilmezdi.[168]
Arap kavmi de, genellikle ümmî idiler.[169]
Bunu, Peygamberimiz (a.s.) da:
“Biz ümmî bir cemaatız. Ne yazı yazarız, ne de hesap biliriz!” buyurarak açıklamışlardır.[170]
Peygamberimiz (a.s.), peygamberliğe nail olduğu gece Cebrail (a.s.) tarafından “İkra’!=Oku!” diyerek okumaya tekrar tekrar zorlandığı zaman, hep “Mâ ene bi kâriîn=Ben okuma bilmem” cevabını vermişti.[171]
Peygamberimiz (a.s.)ın okuryazar olmadığı da, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle açıklanmaktadır:
“Sen, bundan önce, hiçbir kitap okur değildin. Hâlâ da, elinle yazı yazmazsın. Öyle olsaydı (okur yazar olsaydın) bâtıl söyleyenler, muhakkak, şüphelenebilirlerdi.”[172]
Peygamberimiz (a.s.)ın doğumundan peygamberliğe erdiği tarihe, kırk yaşına kadar olan hayatı, Kureyş müşriklerinin gözleri önünde geçmişti. Kendisinin hayatından, onlara gizli, kapalı kalan bir taraf yoktu.
Müşriklerin arasında, Peygamberimiz (a.s.)ın doğumunu, çocukluğunu, gençliğini, peygam­berliğe erinceye kadar geçirdiği hayatını günü gününe bilenler bile vardı; ve onlar Peygamberimiz (a.s.)a karşı olanların safında bulunuyorlardı.
Peygamberimiz (a.s.)ın aralarında doğup büyümüş olduğu müşrik hemşehrilerine, akra­balarına karşı, Yüce Allah tarafından “De ki: ‘Ben, ondan (Kur’ân’dan) önce, aranızda bir ömür durmuş, yaşamı sırrıdır! Siz hâlâ
aklınızı kullanmaz mısınız?'”[173] buyurularak inkâr ve itiraz damarlarına basıldığı halde, Mekkeli müşrikler susmuşlar, susmak zorunda kalmışlarsa, bu ancak Peygamberimiz Aleyhiselamın hayatından kendilerince bilinmeyen bir taraf bulunmadığını gösterir.
Peygamberimiz (a.s.)ın, vahiy gelmeye başladığı tarihe kadarda, ne Kitabdan, ne de iman­dan haberi yoktu.
Bu gerçeği de, Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.) tarafından mü’min, münkir, müşrik herkese okunan şu âyetle açıklamıştır:
“İşte, Biz, sana da böylece Emrimizden bir Ruhu variyettik. Halbuki, (bundan önce) sen ‘Kitab, nedir? İman, nedir?1 bilmezdin. Fakat, Biz, onu (Kufân’ı) bir nur yaptık. Bununla, kullarımızdan kimi dil­ersek, ona hidayet veririz. Şüphesiz ki sen her halde doğru bir yolun rehberliğini yapıyorsun!”[174]
Peygamberimiz (a.s.), kendisine birşey sorulduğu zaman, o hususta vahiy nazil olmamışsa “Bilmiyorum!” buyurur veya vahiy gelinceye kadar susar, kendiliğinden birşey söylemezdi.[175]
Bu gerçek de, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle açıklanır
“Sahibiniz (doğru yoldan) sapmadı, bâtıla da inanmadı. O, kendi (rey ve) nevasından söylemez! O (Kur”ân), kendisine (Allah tarafından) ilka edilegelen vahiyden başka (birşey) değildir.”[176]
“O, âlemlerin Rabbinden indirilmedir! Eğer (Peygamber) bazı sözleri Bize karşı kendiliğinden uydur­muş olsaydı, onun sağ elini (kudret ve kuvvetini) alıverirdik! Sonra da, hiç şüphesiz, kendisinin kalb damarını koparırdık. O vakit, sizden hiçbiriniz buna engel de olamazdınız!”[177]
Peygamberimiz (a.s.)a kendiliğinden bilemeyeceği birçok gerçeğin Allah tarafından vahiy ile bildirildiği de Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle açıklanır:
1- Nûh Tufanı[178] anlatıldıktan sonra:
“Bunlar gayb haberlerindendir ki, sana vahyediyoruz.
Onları bundan önce ne sen biliyordun, ne de kavmin biliyordu.
O halde, sen de (Nûh gibi) katlan!
Akıbet, hiç şüphesiz, takvaya erenlerindir!”[179]
2- Hz. Meryem’le İsa ve Yahya (a.s.)ların doğumları[180] anlatıldıktan sonra:
“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir.
Meryem’i onlardan hangisi himayesine alacak, diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Onlar bu hususta çekişirlerken de yine yanlarında değildin.”[181]
3- Yûsuf (a.s.)ın kıssası[182] anlatıldıktan sonra:
“Bu (kıssa) sana vahiy ile bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir.
(Yoksa) onlar hile yaparak işleyecekleri işi kararlaştırdıkları zaman sen onların yanlarında değildin.”[183]
4- Musa (a.s.)ın kıssası [184] anlatıldıktan sonra:
“Musa’ya o emri vahyettiğimiz vakit, sen batı tarafında (bulunuyor) değildin, görenlerden de değildin.
Fakat, Biz daha birçok nesiller yarattık da, onların (ömürleri) uzadıkça uzadı.
Sen, Medyen ahalisi içinde ikamet edici olup da, âyetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş de değilsin!
Ancak (geçmişlerin haberlerini sana) gönderenler, Biziz!
Musa’ya nida ettiğimiz vakit de, sen Tûr’un yanında değildin!
Fakat, sen Rabbinden bir rahmet olarak (gönderildin). Tâ ki, senden önce kendilerine inzar edici (bir peygamber) gelmemiş olan bir kavmi sen inzar edesin!
Olur ki, onlar iyice düşünüp öğüt kabul ederier.”[185]
Meallerini yazdığımız bu âyetler; Peygamberimiz (a.s.)ın hiçbir kimseden hiçbir şey öğren­mediğini, bütün bilgilerinin İlahî Vahye dayandığını açıklamakta ve buna aykırı görüşleri topyekün red­detmektedir.
Peygamberimiz (a.s.) kendisinden asırlarca sonra keşfe di I ece k veya keşfine çalışılacak bir­takım ilmî, fennî gerçekleri de vahiy ile bildirmiştir. Meselâ:
Güneş, Ay gibi semavî ecramdan her birinin birer yörüngede yüzdükleri, döndükleri,[186]
Güneşin kendi karargâhına doğru seyrve cereyan ettiği,[187]
Göklere muvazene kanununun konulduğu,[188]
Semanın ilk halinin gaz olduğu,[189]
Dünyanın döndüğü,[190]
Her canlı şeyin sudan yaratıldığı, su ile canlı kılındığı,[191]
Âdem oğullarının zü niyeti eri ne zerreler halinde iken Yüce Allah tarafından idrak ve şuur veril­
erek ilahî rububiyetin ikrar ettirilmiş olduğu,[192]
Bazı ürünlerin ilkah edici, aşılayıcı rüzgârlar gönderilerek meydana gelmelerinin sağlandığı,[193]
Salanlarında görülen harikulade işlerin kendilerine Allah tarafından ilham yoluyla yaptırılmakta
olduğu,[194]
Yerde yürüyen, havada uçan hayvanların da, insanlar gibi, birer topluluk oldukları,[195]
Ruhun mahiyetini kavramaya insan ilminin yetmeyeceği,[196]
İnsanların bütün tutum ve davranışlarının istinsah edilmekte (filme alınmakta) olduğu,[197]
Cansız, dilsiz sanılan şeylerin de insanların kolay kolay anlayamayacakları özel dillerle Allah’ı teşbih ettikleri, [198]
İki denizin, aralarına konulan perde ile, sularının birbirlerine karışmamalarının sağlandığı,[199]
Üç bin küsur yıl önce denizde boğulan Firavunun cansız cesedinin (karada yüksekçe bir yere)
atılıp arkasından geleceklere ibret olmak üzere korunacağı,[200]
Bir sultan’la (aşıp bastırıcı bir araçla) göklerin sınırlarının (uzayın) aşılabileceği,[201]
Göklerde de, yerdekiler gibi yaratıklar bulunduğu ve Allah dilediği zaman onların yerdekilerle biraraya getirileceği,[202]
İlim ve fen dünyasınca ancak son zamanlarda farkına varılabilen; semanın genişletilmekte olduğu (Zâriyât: 47) gerçeği ve daha birçok gerçekler Yüce Allah tarafından vahiy ile bildirilmemiş olsay­dı, Peygamberimiz (a.s.)ın onları ondört asır önce bilmesi, bildirmesi mümkün mü idi?[203]

Puta Tapanların Peygamberimiz (a.s.)la Tartışmaları

Peygamberimiz (a.s.) bir gün Mescid-i Haram’a girdiği sırada, Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden[204] Velid b. Mugîre ve daha birçok kimseler[205] Kabe’nin Hatîm’inde oturuyorlardı .[206]
Peygamberimiz (a.s.) da, varıp onların yanına oturmuştu.[207]
Kabe’nin çevresinde, tapılmak üzere dikilmiş, kurşunla berkitilmiş[208] üçyüz altmış put bulunuyordu.[209]
O sırada, Nadr b. Haris de gelip yanlarına oturdu.
Peygamberimiz (a.s.) konuşmaya başlayınca, Nadrb. Haris itiraz etti.
Peygamberimiz (a.s.), verdiği cevapla onu susturdu. Sonra da, ona ve oradakilere Enbiyâ sûresinin:
“Siz de, ve Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınız da, hiç şüphesiz, Cehennem odunusunuz! Siz oraya gireceksiniz! Onlar (tapmakta olduğunuz yalancı tanrılar) eğermabud olsalardı, oraya girmeye­ceklerdi. Onların hepsi orada temelli olarak kalıcıdırlar! Onların orada (halkları) inim inim inlemektir! Onlar orada da (sağır olup hiçbir şey) işitmeyeceklerdir!”[210] mealli âyetlerini okudu.[211] Sonra da kalkıp gitti.[212]
Putları aleyhinde okunan âyetler Kureyş müşriklerinin çok ağırına gitti.[213]
O sırada oraya Abdullah b. Zibârâ geldi.[214]
Cemaatin susup durduğunu görünce:
“Neye daldınız?![215] Sizin neyiniz var?”[216] diye sordu.
Velid b. Mugîre:
“Biraz önce, Abdulmuttalib’in oğluna karşı Nadr b. Haris ne kalkabildi, ne oturabildi: Muhammed, bizim taptığımız şu ilahların Cehennem odunu olacağını söyledi!” deyip[217] Peygamberimiz (a.s.)ın söylediklerini nakledince,[218] Abdullah b. Zibârâ:
“Vallahi, onu bulsaydım, kendisiyle tartışmaya tutuşur ve muhakkak dâvayı ben kazanırdım![219] Sorunuz Muhammed’e” dedi, “Allah’tan başka, tapılan herşeyle, onlara tapan herkes Cehennemde midir? Öyle ise, biz meleklere tapıyoruz. Yahudiler Üzeyr’e tapıyorlar. Hıristiyanlar Meryem oğlu İsa’ya tapıyorlar. Bunlara ne diyeceksin bakalım?” Velid b. Mugîre ile yanında bulunanlar, Abdullah b. Zibârâ’nın sözünü, dayanılacak ve dâvayı kazandıracak en sağlam bir delil saydılar.[220]
Abdullah b. Zibârâ:
“Çağırın onu bana!” dedi.[221]
Peygamberimiz (a.s.)ı hemen çağırdılar.
Abdullah b. Zibârâ:
“Ey Muhammed! Bunu sen mi söyledin?” diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
“Evet!” buyurdu.[222]
Abdullah b. Zibârâ:
“Ey Muhammed! Bu söylediğin şey, yalnız bizim ilahlarımıza mı mahsus, yoksa Allah’tan başkası­na tapan herkese mi şâmildir?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhiselam:
“Evet! Allah’tan başkasına tapan herkese şâmildir!” buyurunca,[223]
Abdullah b. Zibârâ:
“Şu Beyt’in (Kabe’nin) Rabbine andolsun ki: dâvayı ben kazandım.[224]
Meryem oğlu İsa’nın bir peygamber olduğunu söyleyen, onu da, anasını da hayırla anan, öven sen değil misin? Pekâlâ bilirsin ki: Hıristiyanlar bu ikisine tapıyorlar!
Üzeyr’e de, meleklere de tapılıyor![225]
Meleklerin salih kullar olduğunu, İsa’nın salih bir kul olduğunu söyleyen sensin, değil mi?
Halbuki, şu Benî Müleyhler meleklere tapıyorlar!
Şu Hıristiyanlar İsa’ya tapıyorlar!
Şu Yahudiler de Üzeyr’e tapıyorlar![226]
Yahudiler Üzeyr’e, Hıristiyanlar Mesih’e, Benî Müleyhler meleklere tapıyor değiller mi?[227]
Eğer bütün bunlar Cehennemde iseler, biz de, ilahlarımız da, onlarla birlikte bulunmaya razıyız!” deyince, müşrikler sevindiler[228] Güldüler,[229] bağrıştılar.[230]
Peygamberimiz (a.s.):
“Her kim, Allah’tan başka, kendisine tapılmasını isterse, o, kendisine tapanlarla birliktedir![231] Çünkü, bunu (onlara tapmayı) onlara şeytanlar emretmişlerdir!” buyurdu.[232]
Bunun üzerine, inen âyetlerde şöyle buyuruldu:
“Şüphe yok ki, kendileri için Bizden en güzel (bir saadet) sebketmiş (takdir olunmuş) olanlar, işte bunlardır ki, oradan (Cehennemden) uzaklaştırılmışlarıdır. Bunlar, gönüllerinin dilediği (nimetler) içinde temelli yaşar(larken), onun (Cehennemin) gizli sesini bile duymazlar.”[233]
Gerek İsa b. Meryem ve genek Üzeyr (a.s.)lar ile Yahudi ve Hıristiyan din adamlarından kendilerine tapılmış olanlar, Allah’a boyun eğen ve O’nun emri üzere yürüyen mübarek kişiler olup, bir­takım sapkınlar sonradan sonraya onları Allah’tan gayrı mâbud edinmişlerdi.
Kureyş müşriklerinin meleklere taptıklarını söylemeleri ve meleklerin de Allah’ın kızları olduğunu iddia etmeleri üzerine,[234] Yüce Allah, indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:
“‘O çok Esirgeyici (Allah), bir evlat edindi’ dediler.
O’nun sânı (böyle şeylerden) münezzehtir, uzaktır.
Hayır! Onlar (‘evlat edinildi’ denilenler) ikrama mazhar kılınmış kullardır.
Bunlar (melekler) sözleri ile asla O’nun (Allah’ın) önüne geçmezler (Allah emretme dikçe, hiçbir şey söylemezler).
Bunlar O’nun (Allah’ın) emriyle hareket ederler.
Önlerindekini de, arkalarındakini de hep O bilir.
Bunlar O’nun rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat edemezler.
Bunlar O’nun (Allah’ın) korkusundan titreyenlerdir.
Bunlardan kim (şeytanın dediği gibi) ‘İlah O değil, benim!’ derse, onu derhal Cehennemle ceza­landı racağız!”[235]
Abdullah b. Zibârâ’nın Allah yerine İsa b. Meryem’e de tapı İdi gı nı söylemesi Velid b. Mugîre ile yanında bulunanların çok hoşlarına gitmiş, bunu, Peygamberimiz (a.s.)la tartşmalarmda kendi­lerini kazandırıcı bir delil saymışlardı.[236]
Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde de, şöyle buyurdu:
“Meryem’in oğlu bir misal olarak (ileri) sürülünce, kavmin bundan (şımanp kahkahalarla) gülüyor­lardı. Dediler ki:
‘Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?’
Bunu sana karşı (bâtıl) bir mücadeleden başka (bir maksatla ortaya) atmadılar.
Doğrusu, onlar çok düşman bir kavimdir.
O (İsa) Bizim kendisine nimet (peygamberlik) verdiğimiz, İsrail oğullarına (ibret verici, babasız yarat­mak gibi) bir misal yaptığımız bir kuldan başkası değildi.
Eğer Biz dileseydik, size bedel, yeryüzünde ardınızda kalacak melekler yaratırdık.
Şüphe yok ki, o Saat’in (Kıyametin) ilmi, kendisiyle bilinenlerdendir.
Artık buna karşı sakın şüpheye düşmeyiniz!
Onlara de ki:
‘Bana tâbi olunuz! (Sizi davet ettiğim) bu yol, doğru bir yoldur!
Sakın sizi şeytan çevirmesin! Çünkü, o sizin açık bir düşmanınızdır’
İsa, o apaçık delilleri getirdiği zaman, İsrail oğullarına şöyle demişti:
‘Ben size gerçek Hikmeti getirdim.
Bir de, hakkında ihtilafa düştüğünüz şeylerden bazısını da size açıklayayım diye (geldim).
Artık, Allah’tan korkun, bana tâbi olun!
Şüphe yok ki, Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Haydi, hepiniz O’na kulluk edin! Doğru yol, budur!1
Sonra, aralarından partiler (çıktı da) ihtilafa düştüler.
Artık, pek acıklı bir günün azabından vay o zulmedenlere!
Onlar kendileri farkında olmayarak başlarına gelecek Saatten başkasını mı gözlüyorlar?! Dostlar o gün birbirlerine düşmandır-takvâ sahipleri müstesna!”[237]

Übeyy b. Halef’in Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr Ederek Peygamberimiz (a.s.)la Tartışması

Kureyş müşriklerinden, içlerinde Übeyy b. Halef, Âs b. Vâil ve Velid b. Mugîre’nin de bulunduğu bir cemaat, öldükten sonra dirilmenin imkânsızlığını aralarında konuştular.
Übeyy b. Halef onlara:
“Muhammed’in ‘Hiç şüphesiz, Allah ölüleri diri İte çektir1 dediğini görmüyor musunuz?” dedi ve sonra da:
“Lâtve Uzzâ’ya andolsun ki, onun yanına vanp tartışacak, kendisine galebe çalacağım!” dedi.[238]
Gerek Übeyy b. Halef ve gerek kardeşi Ümeyye b. Halef, Peygamberimiz (a.s.)ı yalanla-malarıyla en çok üzen azılı müşriklerdendi.[239]
Übeyy b. Halef eline aldığı[240] çürümüş bir kemikle Peygamberimiz (a.s.)in yanına geldi .[241]
“Ey Muhammedi Demek sen, çürüdükten sonra,[242] şu kemiği[243] İlahının,[244] Allah’ın dirilteceğini söylüyorsun ha!?” dedi.[245]
Peygamberimiz (a.s.):
“Evet! Bunu ben söylüyorum!” buyurdu.
Übeyy b. Halef:
“Demek sen bunu çürüdükten sonra Allah’ın dirilteceğini sanıyor, mümkün görüyorsun ha!?” dedi.[246] Onu elinde ufaladı,[247] tozunu da Peygamberimiz (a.s.)a doğru[248] havaya[249] üfürdü![250]
“Ey Muhammedi Bunu, çürüdükten sonra, kim diriltecek?[251]
Biz, öldüğümüz ve şu çürümüş kemik olduğumuz zaman, iade mi olunacakmışız?!
Biz bunun gibi olunca, kimmiş diriltecek bizi?!” dedi .[252]
Peygamberimiz (a.s.):
“Evet![253] Allah seni de öldürecek![254] Onu da,[255] böyle olduktan sonra[256] seni de Allah dirilte­cek[257] sonra da, seni Cehenneme sokacaktır!” buyurdu.[258]
Bunun üzerine Yüce Allah tarafından indirilen âyetlerde şöyle buyuruldu:
“İnsan, kendini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi ki; o açıktan açığa aşırı bir mücadeleci, kav­gacı kesilmektedir!
O, kendi yaratılışını unutarak, bize bir misal getirdi:
‘Bu çürümüş kemiklere kim can verebilir?!1 dedi.
De ki: ‘Onları, ilk defa yaratan, diriltecek!
O, her yaratmayı hakkıyla bilendir.
O, yemyeşil ağaçtan sizin için bir ateş çıkarandır.
İşte bakınız: Ateşi ondan çakıp alıyorsunuz.
Gökleri ve yeri yaratan, kendileri gibisini yaratmaya kadir değil midir?
Elbette kadirdir!
O, bütün kâinatı yaratandır.
Herşeyi hakkıyla bilendir.
Onun emri, birşeyi dilediği zaman, ona ancak ‘Ol! demesinden ibarettir.
O da, oluverir!
Demek, herşeyin mülk ve tasarrufu kendi Elinde bulunan Allah’ın şanı ne kadar yücedir, münezze-htir!”[259]
Aynı konuda indirilmiş olan âyetlerden bazılarında da, şöyle buyurul m aktadır
“Dediler ki: ‘Biz bir sürü kemik, kırıntı ve döküntü (halinde bir toprak) olduğumuz vakit mi hakikaten yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?!1
De ki: ‘Gerek bir taş, gerek demir olunuz! Yahut, göğüslerinizde büyüyen herhangi bir halk olunuz! Muhakkak, diriltileceksiniz!’
‘Öyle ise, bizi kim (dirilterek) geri çevirebilecek?!’ diyeceklerdir.
Sen onlara de ki: ‘Sizi ilk defa yaratmış olan!’
O vakit sana başlarını sallayacaklar da (alay ederek):
‘Ne vakit o?!’ diyecekler.
De ki: Yakın olması umulur!’
(Allah’ın) sizi çağıracağı gün, hemen (kabirlerinizden kalkıp) O’nun emrine icabet edeceksiniz ve sanacaksınız ki (kabirlerinizde) pek az bir müddet kalmışsınız.”[260]
“Kaf! O çok şerefli Kur’ân’a andolsun ki: (İmandan nasibi olmayanlar, peygambere, peygamberin bildirdiklerine inanamazlar!)
Doğrusu, o kâfirler, kendilerine içlerinden âhiretazabıyla korkutucu (peygamber) geldi diye, şaştılar da: ‘Bu çoktuhaf birşeylBiz öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit mi (tekrar hayata dönecekmişiz?! Bu (ihtimalden) uzak bir dönüştür!’ dediler.
Toprak onlardan neleri (yiyip) eksiltir, bizce malûmdur!
Nezdimizde (herşeyi) hıfz (ve tesbit) eden bir Kitab vardır.”[261]

Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Acayip Teklifleri

1- Mekkeli müşriklerin[262] inkarcı ve itirazcılarından[263] olan ve Peygamberimiz (a.s.)la, Kur’ân-ı Kerîm’le alay eden, öldükten sonra dirilmeye, Kıyamet gününe inanmayan beş kişi-ki, bu beş kişi:
1- Velid b. Mugîre,
2- Âs b.Vâil,
3- Esved b. Muttalib,
4- Esved b. Abdi Yağus,
5- Haris b. Hanzale[264] idi-birgün, Peygamberimiz (a.s.)a Kur’ân-ı Kerîm hakkında birtakım acayip tekliflerde bulundular.
Bu adamlar; Peygamberimiz (a.s.)ın ümmî olduğunu[265] hiçbir kitap okumadığını[266] çok iyi bilmekte, soy ve ahlâkî faziletleri bakımından herkese üstünlüğünü bütün Kureyşîlerle birlikte itiraf etmekte ve kendisini el-Emîn diye anmakta idiler.[267]
Peygamberimiz Muhammed (a.s.), böylece kırk yaşına bastıktan sonra, onlara[268] öyle fesatlı[269] bir Kitab[270] getirip[271] okumuştu ki, o herfesahatli kelamı susturuyor, her manzum ve men­sur kelama üstün bulunuyordu.
Onun içi, usul ve füru1 ilimleriyle dolu idi.[272]
İlmin en nefislerini, ahkâm ve ahlâk ilminin en incelerini, geçmiş ümmet ve peygamberlere ait kıs­saların en gizli noktalarını,[273] Allahtan başkasının bilemeyeceği gayb haberlerini bildiriyordu.[274]
Edebleri ve ahlâkî faziletleri[275] öğreti yordu.[276]
Bütün belagat ve fesahat sahipleri ve ilim adamları,[277] Kur’ân-ı Kerîm’in fesahat ve belagatı, derin­liği, genişliği karşısında acizlik ve hayranlık içinde kalıyorlardı.[278]
Bu mübarek Kitabda yer alan ve putperestliği yeren, putperestlerin Cehenneme atılacaklarını bildiren âyetler, Kureyş müşriklerini kızdırmaktaydı.[279]
Bunun için, yukarıda adlarını andığımız kişiler, Peygamberimiz (a.s.)a şu tekliflerde bulun­dular:
“Eğer bizim sana iman etmemizi istiyorsan, bize; içinde Lâfa, Uzzâya, Menât’a tapmayı bırak-mak[280] ve ilahlarımızı yermek., gibi, hoşumuza gitmeyen,[281] bizi kızdırıyor olan;[282] öldükten sonra dirilmek, âhiret mükâfat ve cezası., gibi imkânsız saydığımız[283] şeyler bul unmayan[284] başka bir Kurbân getir![285]
Eğer Allah sana öyle bir Kur’ân indirmezse, sen kendinden uydur![286]
Yahut, şu elinde bulunandakinin tehdit âyetlerini tebşir âyetine, tebşir âyetini tehdit âyetine, haramı helale, helali harama çevir![287]
Azab âyeti yerine rahmet âyetini koy!
İlahları ve onlara tapmayı yeren âyetleri onun içinden çıkar![288] (Öylece) sana inanalım,[289] sana tâbi olalım!” dediler.[290]
Onların bundan maksatlan, alay etmek,[291] Peygamberimiz (a.s.)ı susturmaktı.[292]
Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:
“Âyetlerimiz onlara apaçık deliller olarak okunduğu zaman, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayan onlar:
‘Sen ya bize bundan başka bir Kur’ân getir! Ya da onu değiştir!’ dediler.
Sen, de ki:
‘Onu kendiliğimden değiştirmek, benim için, hiç olmayacak şeydir. Ben, bana vahyolunandan başkasına tâbi olamam!
Rabbime isyan edecek olursam, şüphesiz, büyük bir günün azabından korkarım.’
De ki:
‘Allah dileseydi bana bu Kufân’ı indirmezdi. Ben de onu size okumazdım. Allah onu benim dilimle size bildirmezdi de! Ben ondan (o Kur’ân’dan) önce, aranızda bir ömür durmuşum (yaşamışım)dır. Siz hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?!'”[293]
2- Bir gün; Peygamberimiz (a.s.) Kabe’yi tavaf ederken,[294] Kureyş müşriklerinden birtakım kimseler,[295]Esved b. Muttalib, Velid b. Mugîre, Ümeyye b. Halef, Âs b. Vâil[296] ki, bunlar kavimleri içinde en yaşlı kişilerdi[297] Peygamberimiz (a.s.)la karşılaştılar[298] ve:
“Biz sana bir haslet teklif edeceğiz ki, onda hem senin için, hem bizim için iyilik vardır!” dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
“Ne imiş o?” diye sordu.[299] Bu müşrikler
“Ey Muhammed! Gel, sen bizim dinimize tâbi ol; biz de senin dinine tâbi olalım ![300]
Sen bizim ilahlarımız olan Lâtve Uzzâ’ya bir yıl tap; biz de senin İlahına bir yıl tapalım ![301]
Sen bizim ilahlarımıza bir ay tap; biz de senin İlahına bir ay tapalım ![302]
Sen bizim ilahlarımıza bir gün veya bir ay veya bir yıl tap; biz de senin İlahına bir gün veya bir ay veya bir yıl tapalım ![303]
Böylece bizimle senin aramızda barış meydana gelsin ve aramızdaki düşmanlık gitsin![304]
Ey Muhammed! Eğer senin taptığın bizim taptığımızdan daha hayırlı,[305] senin işin bizimkinden daha doğru ise,[306] biz ondan nasibimizi almış oluruz.[307]
Eğer bizim işimiz daha doğru ise,[308] sen de ondan nasibini almış olursun!” dediler.[309]
Peygamberimiz (a.s.):
“Ben Allah’a ibadet ederken başkasını O’na şerik koşmaktan Allah’a sığınırım!” buyurdu.[310]
Zaten, Peygamberimiz (a.s.) bu hususta Yüce Allah’tan şöyle talimat almış bulunuyordu:
“De ki: ‘Gökleri ve yeri yoktan var eden ki, O yedirip besliyor, Kendisi ise yedirilip beslenmiyor (böyle şeyden münezzeh bulunuyor)! Ben Allah’tan başkasını mı tanrı edinecekmişim?!’
De ki: ‘Bana, hakikaten, Müslüman olanların birincisi olmaklığım emredildi! ‘Sakın Allah’a eş tutan­lardan olma!’ (buyuruldu).'”[311]
Müşrikler:
“Öyle ise, bazı ilahlarımıza elini sür! Biz de seni tasdik edelim. Senin İlahına tapalım” dediler.
Peygamberimiz (a.s.), ertesi günü, Mescid-i Harama vardı. Orada, Kureyş müşriklerinden bir topluluk bulunuyordu.[312]
Peygamberimiz (a.s.), onların başucuna dikilerek Kâfirûn sûresini okudu.[313]
Yüce Allah, onlar hakkında indirdiği âyetlerde[314] ve sûrede[315] şöyle buyurdu:
“De ki: ‘Siz, ey câhiller! Bana Allahtan başkasını mı tapmamı emrediyorsunuz?!’
Andolsun ki: Sana da, senden önceki (peygamber)lere de şu vahyolunmustur:
‘Eğer (Allah’a) şerik tanırsan (bütün) amel(ler)in boşa gider ve sen, muhakkak, hüsrana düşenler­den olursun!’
Hayır! Sen ancak Allah’a kulluk et! Şükredenlerden ol!”[316]
“De ki: ‘Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam!
Benim (Kendisine) ibadet(te devam) ettiğime de siz ibadet ediciler değilsiniz.
Ben (zaten) sizin taptıklarınıza (hiçbirzaman)tapmış değilim!
Siz de benim ibadet etmekte olduğuma (hiçbir vakit) ibadet ediciler değilsiniz!
Sizin dininiz size, benim dinim de bana!'”[317]
Peygamberimiz (a.s.) sûreyi okuyunca, Kureyş müşrikleri[318] Peygamberimiz (a.s.)a sövüp saydılar[319] ve ümitlerini kestiler.[320]
Peygamberimiz (a.s.)a ve ashabına işkence yapmaya başladılar.[321]

Peygamberimiz (a.s.)ın İbn Ümmi Mektum Yüzünden Uyarılması

Bir gün Peygamberimiz (a.s.) Kuneyş müşriklerinin ulularından, yanında bulunan[322] Velid b. Mugîre’yi[323] İslâmiyete davet ettiği[324] ve “Söylediklerimde bir sakınca görüyor musun?” diye sor­duğu, onun da “Hayır!” dediği[325] ve Peygamberimiz (a.s.)ın onun Müslüman olmasını umduğu[326] bir sırada, âmâ İbn Ü mmi Mektum[327] geldi[328] ve:
“Yâ Rasûlallah! Beni irşad et![329] Allah’ın sana öğrettiği şeylerden, bana da öğret!” demeye,[330] kendisine Kur’ân okumasını Peygamberimiz (a.s.)dan isteyip durmaya başladı.[331]
İbn Ümmi Mektum’un böyle araya girip Peygamberimiz (a.s.)ın sözünü kesmesi,[332] Peygamberimiz (a.s.)ı sıktı, bunalttı.[333]
Kendisini meşgul ettiği,[334] Velid b. Mugîre’nin Müslüman olması hakkındaki ümidini boşa giderdiği için,[335] ona yüzünü ekşitti, ondan yüzünü çevirip ötekine yöneldi.[336]
İbn Ümmi Mektum isteğini çoğaltınca da, Peygamberimiz (a.s.) yüzünü ekşiterek bırakıp evine gitü .[337]
Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği Abese sûresinde Peygamberimiz (a.s.)ı şöyle uyardı:
“Yüzünü ekşitip çevirdi, kendisine o âmâ geldi diye! (Onun halini) sana hangi şey bildirdi?
Belki o (senden öğrenecekleriyle günahlarından) temizlenecekti. Yahut, öğüt alacaktı da, (senin) bu öğüt(ün) kendisine fayda verecekti.
(Amma, zengin olduğu için) kendisini müstağni gören (adam yok mu?) İşte, sen onu karşına alıyor (ona yöneliyor)sun!
Halbuki, temizlenmemesinden (imana gelmemesinden) sana ne? Amma, sana koşarak gelen kişi, o (Allah’tan) korkar olduğu halde, sen onu bırakıp da (öteki ile) oyalanırsın.
Sakın (bir daha böyle yapayım deme!) Çünkü, o (Kur’ân) bir öğüttür! Binaenaleyh, onu dinleyen beller.
O (Allah katında) çok şerefli, kadri yüce, tertemiz kılınmış sahifelerdedir.
Kıymetli, sevgili, takva sahibi katiplerin elleriyle (yazı İm ıştır).”[338]
Bundan sonra, Peygamberimiz (a.s.) İbn Ümmi Mektum’a ikram eder,[339] kendisiyle konuşur; “Bir hacetin var mı?”[340]”Birşey ister misin?” diye sorar;[341] “Merhaba,[342] Rabbimin bana kendisi yüzünden itab buyurduğu kişi!” diye iltifatta bulunurdu.[343]

Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a ve Müslüman Olanlara İşkenceler Yapmaya Başlamaları

Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a.s.)a ve Kureyşîlerden Müslüman olup Peygamberimiz (a.s.)la birlikte bulunanlara karşı düşmanlıkta daha şiddetli, daha kat davranmaya başladılar.
Aşağılık adamlarını kışkırttılar, Peygamberimiz (a.s.)a saldırttılar.
Peygamberimiz (a.s.)ı yalanladılar.
Ona şairlik, sihirbazlık, kâhinlik ve mecnunluk.. gibi, kendilerinin de inanmadıkları türlü isnad ve ifti­ralarda bulunarak eziyet ettiler.
Peygamberimiz (a.s.) ise; Allah’ın emrini açıklamaktan; müşrikleri putlarından ayırmak, küfürlerinden uzaklaştırmak için, dinlerini yermek gibi, hiç hoşlanmadıkları şeyleri söylemekten geri dur­madı.[344]
Yüce Allah; müşriklere karşı Peygamberimiz (a.s.)ı amcası Ebu Talib ile, Hz. Ebu Bekir’i de kavim ve kabilesi ile korudu.
Diğer Müslümanlara gelince;
Müşrikler onları yakalıyorlar, çıplak vücutlarına demir gömlekler giydiriyorlar, kızgın güneşin altına yatırıp vücutlarının yağlarını eritiyorlardı!
Müşriklerden hiçbiri yoktu ki, yaptıkları dayanılmaz işkencelerle istediklerini onlara söyletmesin![345]
Ancak, Bilal-i Habeşî’ye söyletemediler.[346]
Kureyşfl erden her kabile; içlerinden Müslüman olanları,[347] Peygamberimiz (a.s.) a sahabi olanları;
Hapsetmek,
Dövmek,
Aç ve susuz bırakmak,
Mekke’nin en sıcak saatlerinde, en sıcak yerlerinde güneş altında tutmak.. gibi[348] türlü işkenceler­le yıldırıp dinlerinden döndürmeye kalkıştılar. [349]
Kimisi karşılaştığı ağır işkencelere dayanamayıp dininden dönüyor; kimisi de direniyor, dönmüyor, Allah da onu dininden dönmekten koruyordu.[350]
Ammar b. Yâsir’in babası, annesi ve kardeşi gibi, dinlerinden dönmeyip işkenceler altında can verenlerde vardı.[351] Kureyş müşrikleri, adamına ve yerine göre, her hakareti ve işkenceyi yapıyorlardı.
Ebu Cehil şerefli ve arkalı bir kimsenin Müslüman olduğunu işitince varıp ona çatıyor, hakaret ediy­or
“Sen babanın dinini bıraktın ha! Halbuki, o senden daha hayırlı idi. Demek sen onun fikrini hiçe say­dın, şerefini düşürdün, öyle mi? Andolsun ki; biz de senin aklını akılsızlık ve ahmaklık sayacağız! Senin görüşünün yanlışlığını ortaya koyacağız! Şerefini kaybettireceğiz!” diyerek tehditlerde bulunurdu.
Eğer Müslüman olan zât ticaretle uğraşan bir kimse ise, ona:
“Vallahi, senin ticaretini durgunluğa uğratacağız, servetini yok ettireceğiz!” derdi.
Müslüman olan zayıf ve fakir bir kimse ise, onu döver, aldatıcı sözlerle kandırmaya[352] ve Müslümanlıktan döndürmeye çalışırdı.[353]
Abdullah b. Abbas’a:
“Resûlullah (a.s.)ın ashabı, dinlerini bırakmak için mazur sayılacak kadar, müşriklerden işkence görürler miydi?” diye sorulmuştu.
Abdullah b. Abbas:
“Evet!” dedi. “Vallahi, müşrikler onlardan yakaladıkları herhangi birisini o kadar döverler,[354] o kadar aç ve susuz bırakarak döverlerdi ki,[355] atlan dayağın şiddetinden[356] oturamaz hale gelir, dininden döndürmek için söylemesini istedikleri herşeyi söylerdi.[357]
Hatta kendisine ‘Allah’tan başka, Lât ve Uzzâ da tanrı mıdır?’ diye sorarlar, o da ‘Evet!’ derdi.
Yanlarından geçmekte olan cual (yellengen) böceğini gösterip, ‘Şu cual de, Allahtan başka, tanrın mıdır?’ diye sorarlar; o da, kendisine yaptıkları ağır işkenceden kurtulabilmek için ‘Evet!’ derdi.”[358]
Ayılıp aklı başına geldiği zaman ise, tevhide dönerdi.[359] İşte “Kalbi iman üzere sabit ve bununla mutmain ve müsterih olduğu halde cebr ve ikraha uğratılanlar müstesna olmak üzere, kim imanından sonra Allah’a inanmaz, küfre göğüs açarsa, işte Allah’ın gazabı o gibilerin başındadır! Onların hakkı, en büyük bir azabdır!”[360] mealli âyetteki istisna, böyleleri hakkında inmiştir.[361]

Peygamberimiz (a.s.)ı Korumak Üzere Hâşim ve Muttalib Oğullarının Ebu Talib’in Çevresinde Toplanmaları

Kureyş müşrikleri birbirlerini Peygamberimiz (a.s.)in ashabına işkence yapmaya kışkırttık­ları zaman, her kabile kendi aralarında bulunan Müslümanlara işkence etmeye ve onları dinlerinden döndürmek için zorlamaya başladılar.
Ebu Talib Kureyş müşriklerinin yaptıklarını görünce, Hâşim ve Muttalib oğullarını toplayıp, onları, kendisinin yaptığı gibi, Peygamberimiz (a.s.)ı korumaya davet etti.
Bu iki kabile Ebu Talib’in teklifini hemen kabul ettiler ve onunla birlikte oldular.
Ancak, Allah düşmanı Ebu Leheb, Ebu Talib’in teklifini, davetini kabul etmedi.[362]
Ebu Talib, bu münasebetle söylediği yedi beyitlik bir manzumesinde:
Kureyşîler içinde Abdi Menaf oğullarının,
Abdi Menaf oğulları içinde Hâşim oğullarının,
Hâşim oğulları içinde de Muhammed (a.s.)ın üstünlüğünü dile getirdi .[363]

Müşriklerin Tavaf Sırasında Peygamberimiz (a.s.)a Laf Atmaları ve Saldırmaları

1- Bir gün Kureyş eşrafı Kâbe’nin Hicr diye anılan yerinde toplanarak Peygamberimiz (a.s.)ı konuşmaya başladılar:
“Bizim, bu adamın işinde sabrettiğimiz kadar, hiçbir şeye sabrettiğimizi görmedik!
O, akıllarımızı akılsızlık saydı. Baba ve atalarımıza dil uzattı. Dinimizi yerdi. Topluluğumuzu bölüp dağıttı. İlahlarımıza hakaret etti.
Biz onun yapmış olduğu bu kadar ağır şeylere hep katlandık durduk” dediler.
Onlar böyle konuştukları sırada idi ki, Peygamberimiz (a.s.) göründü, yürüyerek geldi.
Hacerü’l-Esved’i istilam ettikten sonra, Kabe’yi tavaf ederken, yanlarından geçti.
Yanlarından geçerken, Peygamberimiz (a.s.)a laf attılar.
Müşriklerin bu hareketine Peygamberimiz (a.s.)ın kızdığı, yüzünden belli olmakta idi.
Peygamberimiz (a.s.) Kabe’yi tavafa devam etti.
İkinci kere, yanlarından geçtiği sırada, onlar yine aynı şekilde laf attılar.
Onların bu hareketine Peygamberimiz (a.s.)ın kızdığı, yüzünden belli olmakta idi.
Peygamberimiz (a.s.)ın üçüncü geçişinde, onlar yine önceki gibi laf attılar.
Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.) durdu, sonra da:
“Ey Kureyş cemaatı! İşitiyor musunuz? Varlığım Kudret Elinde bulunan (Allah)’a yemin ederim ki, hakkınızda telakki eylediğim helak haberiyle geldim!” buyurunca, onlar tutulakaldılar, başlarına kuş kon­muş gibi başlarını önlerine eğip, kımıldamadılar.
Hatta, bundan önce Peygamberimiz (a.s.)a karşı onların en şiddetli davrananı (Ebu Cehil) bile, bulabildiği en güzel, en yumuşak sözleri kullandı da:
“Ey Kasım’ın babası! Geç git, doğru yolda olduğun halde git! Vallahi, sen cahil bir kişi değilsin!” dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) onların yanından ayrıldı.
Ertesi günü, Kureyş müşrikleri yine Hicr’de toplandılar. Birbirlerine:
“Onun size yaptıklarını ve hakkında size anlatılanları anıp duruyorsunuz. Fakat, o karşınıza dikil­erek hoşlanmadığınız şeyleri size tekrarladığı zaman kendisini serbest bırakıyorsunuz!” dediler.
Onların böyle konuştukları sırada, Peygamberimiz (a.s.) çıkageldi.
Hemen, oldukları yerden sıçrayıp Peygamberimiz (a.s.)ın çevresi sardılar. İlahları ve dinleri hakkındaki sözlerini anarak, Peygamberimiz (a.s.) a:
“Şöyle şöyle söyleyen sen misin?” dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
“Evet! Bunları söyleyen benim” buyurunca, içlerinden birisi Peygamberimiz (a.s.)ın yakası­na yapıştı.
Hz. Ebu Bekir hemen kalkıp Peygamberimiz (a.s.)ın önünde durdu ve ağlayarak,[364] “Yazıklar olsun size![365] Siz bir adamı ‘Rabbim Allah1 diyor diye öldürecek misiniz?” deyince, Peygamberimizin üzerinden ayrıldılar.[366]
Müşrikler, Hz. Ebu Bekir’i de, o gün başının sık ve uzun saçından ve sakalından çekerek yaraladılar.[367]

Peygamberimiz (a.s.)ın İki Kötü Komşusundan Çektikleri

2- Peygamberimiz (a.s.)ın evi; iki kötü komşusu Ebu Leheb ile Ukbe b. Ebi Muayt’ın evleri arasında idi.
Bunlar; hayvan işkembesini[368] getirip Peygamberimiz (a.s.)ın kapısının önüne atarlardı.
Peygamberimiz (a.s.) bu iki komşusunun yaptıklarına üzülür:
“Ey Abdi Menaf oğulları! Bu ne biçim komşuluk?!” diye sitemlenerek pislikleri kapısının önünden yayı ile ilerilere doğru iterdi.[369]
Ebu Leheb bir gün getirdiği pisliği Peygamberimiz (a.s.)ın kapısının önüne dökmek isterken, Hz. Hamza gördü. Pisliği onun elinden alıp onun başına döktü!
Ebu Leheb pislikleri başından yere silkerken, Hz. Hamza’ya:
“Ahmak!” diyerek hakaret etti.[370]
Ebu Leheb, yaptığı bu kötülükle de kalmaz, kendi evinden ve komşusu Adiyy b. Hamrau’s-SakafT’nin evinden, Peygamberimiz (a.s.) a taş atar dururdu.[371]

Ebu Leheb’in Karısı Ümmü Cemil’in Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlığı ve İşkenceleri

Ebu Leheb’in karısı Ümmü Cemil[372]ki, Ebu Süfyan’ın kızkardeşi ve Muaviye b. Ebi Süfyan’ın da halası idi-Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıkta aşırı gider;[373] küfründe, inkârında ve inadında kocasına yardımcı olurdu.[374]
Ümmü Cemil her gece[375] pıtrakları,[376] dikenleri,[377] dikenli ağaç dallarını[378] toplayıp[379] büyük demet yapar, boynuna bağlar,[380] geceleyin[381] ayağına batsın.[382] yaralar açsın diye Peygamberimiz (a.s.)ın geçeceği yollara atar, saçardı.[383]
Peygamberimiz (a.s.) ise, onlara kum yığınına,[384] ipeküzerine[385] basar gibi basar, geçer­di.[386]
Yüce Allah, gerek Ebu Leheb, gerek karısı Ümmü Cemil hakkında indirdiği sûrede:
“Yuh oldu iki eli Ebu Leheb’in, kendisi de yuh oldu!
Ona ne malı yarar verdi, ne de kazandığı!
O da, boğazında kıskıvrak bükülmüş bir urgan bulunduğu halde odun hammalı olarak karısı da, yaslanacak bir alevli ateşe!”[387] buyurdu; onların âhiretteki durumlarını duyurdu.[388]
Ümmü Cemil kendisi ve kocası hakkında Tebbet sûresinin indiğini işitince.[389] Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Ebu Bekir ile birlikte[390] Kabe Mescidinde[391]* oturduğu sırada oraya vardı. Kendisinin elinde bir taş bulunuyordu.[392]
Hz. Ebu Bekir, onu görünce,[393] Peygamberimiz (a.s.)a:
“Yâ Rasûlallah! Bu Ümmü Cemil’dir.[394] Eziyet edici bir kadındır.[395] Sana doğru[396] geliyor! Onun seni görmesinden korkuyorum![397] Keşke bu kadın sana bir zarar vermeden,[398] eziyet etmeden[399] kalkıp gitmiş olsaydın,[400] bir köşeye çekilseydin!” dedi.[401]
Peygamberimiz (a.s.):
“O beni göremez!” buyurdu.[402]
Gerçekten de, Ümmü Cemil Peygamberimiz (a.s.)ı göremedi! Yüce Allah ona göstermedi.
O ancak Hz. Ebu Bekir’i görebildi. Gelip, Hz. Ebu Bekir’in başına dikildi.[403] Ona:
“Ey Ebu Bekir! Arkadaşın nerede?” diye sordu.[404]
Hz. Ebu Bekir:
“Ne yapacaksın onu?[405] Sen benim yanımda hiç kimse görmüyor musun?” dedi.
Ümmü Cemil:
“Benimle alay etme! Ben senin yanında senden başkasını göremiyorum[406]. Bana haber verildi ki, arkadaşın beni hicvetmiş.[407]
O şairse,[408] vallahi, ben de şair bir kadınım.[409] Kocam da şairdir.[410]
İşte, ben de onu hicvediyorum:[411]
‘Biz o verilmişe isyan ediyoruz.
Onun peygamberlik işinden yüz çeviriyoruz.
Onun dininden hiç hoşlanmıyoruz.'[412]
Vallahi, onu bulsaydım, sutaşı kendisinin ağzına vuracaktım!” dedi.[413]
Hz. Ebu Bekir:
“Hayır![414] Vallahi, arkadaşım şair değildir.[415] O şiir söylemez de.[416]
Şu Beyt’in (Kabe’nin) Rabbine andolsun ki, o seni hicvetmiş değildir” dedi.[417] Ümmü Cemil:
“Muhakkak ki, sen benim katımda doğru sözlüsündür.
Kureyşîler iyi bilir ki, ben onların ulu kişilerinin[418] kızıyımdır!” diyerek dönüp gidince, [419] Hz. Ebu Bekir:
“Yâ Rasûlallah! O seni görmedi mi?” diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
“Beni görmedi! Allah onun gözünü alıp beni göremez hale getirdi!” buyurdu.[420]
Peygamberimiz (a.s.) dan hoşlanmayan Kureyş müşrikleri, Peygamberimiz (a.s.)ın ‘Övülmüş’ mânâsına gelen Muhammed ismini zıddına çevirerek, Müzemmem (Yerilmiş) derlerdi.[421]
Peygamberimiz (a.s.), bunu şu hadis-i şerifleriyle açıklamışlardır:
“Yüce Allah’ın Kureyş müşriklerinin sövmelerini, lanetlemelerini benden nasıl uzaklaştırdığına şaş­maz mısınız?
Onlar ‘Müzeminem =Yerilmiş’ diye söver ve ‘Müzemmem1 diye lanetlerlerdi.
Halbuki ben Muhammed’im (‘Övülmüş’üm).”[422]

Ebu Leheb ile Karısının, Oğullarını Peygamberimiz (a.s.)ın Kızlarından Ayırmaları

Peygamberimiz (a.s.)a peygamberlik gelmeden önce, Peygamberimiz (a.s.)ın kızı Hz. Ümmü Külsûm Ebu Leheb’in oğlu Uteybe ile, Hz. Rukayye de Ebu Leheb’in diğer oğlu Utbe ile nişanlanmış olup, henüz evlenmemiş bulunuyorlardı.
Tebbet sûresi nazil olunca, Ebu Leheb’in kansı Ümmü Cemil oğullarına:
“Rukayye ve Ümmü Külsûm dinden çıkmışlardır. Onları boşayın, ayrılın onlardan!” dedi.[423]
Ebu Leheb de, oğullarının her ikisine:
“Muhammed’in kızını boşamazsan, başım başına haram olsun!” diyerek yemin etti.[424]
Bunun üzerine, Uteybe Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelerek:
“Ben senin dinini tanımıyorum. Kızından da ayrı İdi m .[425] Artık ne sen beni sev, ne de ben seni sev­erim.[426] Ne sen bana gel, ne de ben sana gelirim !”[427] dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın gömleğini yırttı![428]
Uteybe o sırada ticaret maksadıyla[429] Şam tarafına[430] gitmek üzere idi.[431]
Ebu Leheb, Uteybe’nin satması için, Şam’a elbise yüklem işti .[432]
Peygamberimiz (a.s.) Uteybe’nin yapmış olduğu çılgınlığa karşı:
“Dilerim ki,[433] Allah köpeklerinden birköpeği[434] senin üzerine salar!”[435]
“Allah köpeklerinden bir köpeği senin üzerine salsın!”[436]
“Allah’ım! Köpeklerinden bir köpeği[437] onun üzerine sal!” diyerek aleyhinde dua etti.[438]
Buna binaen, Ebu Leheb:
“Muhammed’in oğlum aleyhindeki duasından korkuyorum!” dedi.[439]

Uteybe’nin Bir Arslan Tarafından Isırılıp Öldürülüşü

Uteybe Kureyşîlerden bir ticaret kafilesiyle yola çıktı.
Zerka'[440] diye anılan bir yerde geceleyin konakladılar.
O gece bir arslan gelip çevrelerinde dolaşmaya başlayınca, Uteybe:
“Vay anam! Vallahi, Muhammed’in dediği gibi, bu beni yiyecek! Benim katilim İbn Ebi Kebşe’dir. Kendisi Mekke’de, ben Şam’da olsam da!” dedi.
Arslan o gece çevrelerinde dolaştıktan sonra dönüp gitti!
Arkadaşları Uteybeyi ortalarına alıp uyudular.[441]
Arslan geri geldi. Aralarından geçti.[442] Yavaş yavaş ve koklaya koklaya, Uteybe’nin yanına kadar vardı,[443] başını yakalayıp öyle bir ısırışla ısırdı ki, işini bitiriverdi![444]
Uteybe, can çekişirken:
“Ben size ‘Muhammed insanların en doğru sözlüsüdür1 demedim mi?” diyerek ölüp gitti.[445]
Oğlunun arslan tarafından öldürüldüğünü işitince, Ebu Leheb de:
“Ben size ‘Muhammed’in oğlum hakkındaki duasından korkuyorum1 dememiş miydim?” demiştir.[446]
4- Ukbeb. Ebi Muaytda, Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıkta ve işkence yapmakta müşrik­lerin en aşırılarındandı.
Peygamberimiz (a.s.), ona:
“Ey Eban’ın babası! Senden gördüğümüz şeyleri sen daha kısmayacak, azaltmayacak mısın?”diye sorduğu zaman, Ukbe:
“Hayır! Sen üzerinde durduğun şeyi [peygamberliği] bırakıncaya kadar, kısmayacağım!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
“Vallahi, sen ya bu davranışlarından vazgeçersin, ya da başına ansızın bir belâ gelip çatar!” buyur­du.
Ukbe b. Ebi Muayt bir gün bir zenbile doldurduğu insan pisliğini Peygamberimiz (a.s.) m kapısının önüne dökmek isterken, Peygamberimiz (a.s.)ın halası Ervâ Hatunun oğlu Tuleyb b. Umeyr gördü. Hemen zenbilini elinden alarak, Ukbe’nin başına döktü!
Ukbe, Tuleyb’e yapışıp, onu çeke çeke annesi Ervâ Hatunun yanına götürdü. Ona:
“Oğlunun Muhammed yüzünden bana şu yaptığını görmüyor musun?” dedi.
Ervâ Hatun:
“Sen, ondan, bundan daha lâyık bir davranış mı beklerdin? O, onun dayısının oğlu olur. Mallarımız ve canlarımız Muhammed’in uğruna feda olsun!” dedi.[447]

Peygamberimiz (a.s.)ın Kureyş Müşriklerinden Yedi Kişi Aleyhinde Dua Edişi

5- Abdullah b. Mes’ud der ki:
“Peygamber (a.s.), Beytullah’ın yanında durup[448] namaz kılıyordu.[449]
Kureyşîl erden birtakım kimseler;[450] Ebu Cehil ve arkadaşları,[451] ki onlar
1- Ebu Cehil b. Hişam,
2- Şeybe b. Rebia,
3- Utbe b. Rebia,
4- Ukbe b. Ebi Muayt,
5- Ümeyye b. Halef[452]
ve daha başka iki kişiden oluşan[453] yedi kişilik bir topluluk.[454] Hicr’de,[455] Peygamber (a.s.)ın çevresinde[456] oturuyorlardı .[457]
Bir gün önce bir dişi deve boğazlanmıştı;[458] onun dölyatağı[459] ve işkencesinin pisliği, tersi,[460] yakın bir yerde bul un uy ordu.[461]
Peygamber (a.s.) secdesini uzattı .[462]
Müşriklerin içlerinden birisi,[463] Ebu Cehil:[464]
‘Görmüyor musunuz şu müraiyi (gösterişçiyi)?[465] Hanginiz varıp filan oğullarının[466] boğazlanan devesinin dölyatağını,[467] işkembe içindeki tersini,[468] kanını[469] getirir ve secdeye vardığı zaman[470] Muhammed’in sırtına,[471] iki om uzunun arasına koyar? diye sordu.[472]
Oradakilerin en şakîsi, en bedbahtı olan[473] Ukbe b. Ebi Muayt[474] ‘Benyapanm’ dedi.[475] Hemen kalkıp[476] gitti.[477] Dölyatağını,[478] işkembe içindeki tersini[479] alıp[480] getirdi .[481]
Peygamber (a.s.)ın secdeye gitmesini bekledi.[482]
Secdeye vardığı zaman,[483] onları Peygamber (a.s.)ın[484] iki omuzunun arasına[485] koyunca, gülmeye başladılar.[486]
Katıla katıla gülmekten,[487] (yere yıkılmamak için) birbirlerinin üzerine eğildiler, dayandılar![488]
Peygamber (a.s.) secdeden ayrılmıyor.[489] başını kaldırmıyordu,[490]
Ben ise, hiçbir işe yaramıyor,[491] ayakta dikilip duruyor,[492] sadece ona bakıyordum.[493]
Konuşmaya bile gücüm yetmiyordu.
Beni koruyacak kavim ve kabilem yoktu.[494]
Ne olurdu, o zaman, koruyacak bir gücüm ve koruyucum olaydı da, Resûlullah (a.s.)ın sırtından onları hemen kaldırıp ataydım![495]
Nihayet, bir insan gidip Fâtıma’ya haber verdi.[496]
Fâtıma o zaman küçük bir kızdı.[497] Koşarak[498] geldi
Resûlullah (a.s.)ın üzerinden, onları alıp attı.[499]
Bunu yapanlara ilendi.[500] Ağır sözler söyledi.[501]
Onlar Fâtıma’ya hiçbir karşılık vermediler.[502]
Peygamber (a.s.), her zaman olduğu gibi, secdesini tamamlayıp başını kaldırdığı[503] ve namazını bitirdiği zaman,[504] Beytullah’a,[505] Kâbe’ye[506] yöneldi.[507] Sesini yükseltti.[508] Kureyşilerden, içlerinde:
Ebu Cehil,
Ümeyye b. Halef,
Utbe b. Rebia,
Şeybe b. Rebia,
Ukbe b. Ebi Muayt’ın da bulunduğu[509] yedi kişi aleyhinde dua etti.[510]
Resûlullah (a.s.)ın üç kere:
‘Ey Allah! Kureyş’i Sana havale ediyorum I[511]
Ey Allah! Kureyş’i Sana havale ediyorum ![512]
Ey Allah! Kureyş’i Sana havale ediyorum ![513]
Ey Allah! Kureyş’ten şu topluluğu Sana havale ediyorum ![514]
Ey Allah! Ebu Cehl Amrb. Hişam’ı Sana havale ediyorum!
Ey Allah! Utbe b. Rebiayı Sana havale ediyorum!
Ey Allah! Şeybe b. Rebiayı Sana havale ediyorum!
Ey Allah! Ukbe b. Ebi Muayt’ı Sana havale ediyorum!
Ey Allah! Ümeyye b. Halefi Sana havale ediyorum!
Ey Allah! Velid b. Utbe’yi Sana havale ediyorum!
Ey Allah! Umâre b. Velid’i Sana havale ediyorum!’
diyerek aleyhlerinde dua ettiğini işittikleri zaman, onların gülmeleri, gülüşmeleri birden kesilip gidi­verdi.[515]
Peygamber (a.s.)ın onların aleyhlerinde dua etmesi çok ağırlarına gitti.
Çünkü, kendileri de, bu beldede yapılacak duanın muhakkak kabul olunacağı inancında idiler.[516]
Bunun için, Peygamber (a.s.)ın aleyhlerindeki duasından korktular.[517]
Muhammed (a.s.) a Kitabı indiren,[518] Muhammed (a.s.)ı hak dinle Peygamber gön­deren,[519] canım Kudret Elinde bulunan[520] Allah’a yemin ederim ki:[521] Resûlullah’ın adlarını saymış olduğu[522] bu kişilerin hemen hepsinin[523] Bedir Günü öldürüldüklerini,[524] yerlere serildiklerini,[525] kuyuya atıldıklarını gördüm.[526] Çok sıcak bir gündü. Güneş onları değiştirmiş (kokutmuş) idi.[527] Sonra onlar çukura, Bedir kuyusuna sürüklendiler,[528] atıldılar!”[529]
Bundan sonra, Resûlullah (a.s.) Mescid-i Haram’dan[530] çıktı.
Ebu’l-Bahterî’ye rastladı.[531]
Ebu’l-Bahterî’nin elinde bir sopa vardı.[532] Ona dayanıyordu.[533]
Ebu’l-Bahterî, Peygamber (a.s.)ı görünce,[534] onun benzi hiç de boşuna gitmedi.[535]
Kendisini tutup:
“Gel![536] Bana söyle bakayım, sana ne oldu?” dedi.
Peygamber (a.s.):
“Bırak beni gideyim!” buyurdu.
Ebu’l-Bahterî:
“Sen bana ya halini bildireceksin, ya da, Allah bilir ki, seni bırakmayacağım! Muhakkak senin başı­na birşeyler gelmiş!” diyerek,[537] halini sordu.[538]
Peygamber (a.s.), Ebu’l-Bahterî’nin söyletmedikçe kendisini bırakmayacağını anlayınca:
“Ebu Cehil benim üzerime pislik atılmasını emretti”[539] diyerek, kendisine yapılanı ona haber verdi.[540]
Bunun üzerine, Ebu’l-Bahterî:
“Haydi, gel benimle birlikte Mescid’e!” dedi.[541]
Peygamber (a.s.) gelmek istemeyince, Ebu’l-Bahterî tutup onu zorla Mescid’e koydu.[542] Mescid’e girince, Ebu Cehil’e yönelerek:
“Ey Hakem’in babası! Muhammed’in üzerine pislik atılmasını sen mi emrettin?” diye sordu. Ebu Cehil:
“Evet!” der demez,[543] elindeki sopayı kaldırıp Ebu Cehil’in başına vurdu!
Orada bulunan adamlar; Ebu Cehil’in mensup bulunduğu Mahzum oğullarıyla, Ebu’l-Bahterî’nin mensup bulunduğu Esed b. Abduluzzâ oğulları, yerlerinden sıçrayıp birbirlerinin üzerine atıldılar. Ebu Cehil:
“Yazıklar olsun sizlere! Sizin şu davranışınız kimin için olmuş (kimin işine yaramış) oluyor? Muhammed ancak aranıza düşmanlık sokup kendisinin ve ashabının kurtulmasını istiyor” diyerek bağırdı .[544]

Ukbe b. Ebi Muayt’la Ebu Cehil’in Peygamberimiz (a.s.)ı Öldürmeye Kalkışmaları

Abdullah b. Amr b. Âs’ın bizzat görüp anlattığına göre; bir gün Peygamberimiz (a.s.) Kâbe’nin Hicr mevkiinde namaz kılarken, Ukbe b. Ebi Muayt gelmiş, Peygamber (a.s.)ı boğmak için ridasını boynuna dolayarak şiddetle çekmeye başlamış, Hz. Ebu Bekir yetişerek onu omuzundan tutup Peygamber (a.s.)ın üzerinden def etmiştir.[545]
Peygamberimiz (a.s.) Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden birtakım kişilerin güneş battıktan sonra Kabe’nin arkasında toplanarak konuşmak bahanesiyle kendisini çağırıp, peygamberlik­ten vazgeçirtmek için kendisine türlü hakaret ve yersiz tekliflerde ve ölümle tehditlerde bulunmaları üzer­ine, meclislerinden kalkıp derin bir üzüntü içinde evine gittikten sonra,[546] Ebu Cehil:
“Ey Kureyş cemaatı! Görüyorsunuz ki, Muhammed dininizi ayıplamaktan, baba ve atalarınıza dil uzatmaktan, akıllarınızı akılsızlık saymaktan, ilahlarınıza dil uzatmaktan başka birşey kabul etmedi![547]
Ben Allah’a söz veriyorum ki, yarın kolay kolay taşıyamayacağım bir taş alıp oturacak, namazda secdeye kapandığı zaman, o taşla Muhammed’in başını ezeceğim![548]
Bunun üzerine, siz beni ister koruyunuz, ister Abdi Menaf oğullarına teslim ediniz. Bundan sonra, Abdi Menaf oğulları bana istediklerini yapsınlar (razıyım)” dedi. Kureyş müşrikleri:
“Vallahi, biz seni hiçbir zaman onlara teslim etmeyiz! Git, istediğini yap!” dediler.
Ebu Cehil, sabaha çıkınca, vasıfladığı gibi, güçlükle taşıyabileceği iri bir taş aldı. Oturup Peygamber (a.s.)ın gelmesini bekledi.
Peygamberimiz (a.s.); her zaman olduğu gibi, sabahleyin Kabe’ye geldi. Kendisinin, Mekke’de kıblesi, Şam’a doğru idi.
Bunun için, namaz kılacağı zaman, Yemen köşesiyle Hacerü’l-Esved arasında kılar, Kabe’yi Şam ile kendi durduğu yer arasına alırdı.
Peygamberimiz (a.s.) durup namaz kılmaya başladı.
Kureyş müşrikleri toplantı yerlerine gelip oturmuşlar, Ebu Cehil’in ne yapacağını bekliyorlardı.
Ebu Cehil taşı yüklendikten sonra Peygamberimiz (a.s.)a doğru ilerledi.
Peygamberimiz (a.s.)ın yanına yaklaşır yaklaşmaz, yenilgiye uğramış, benzi sararmış, büyük bir korkuya tutulmuş, elleri taşı tutamaz olmuş, hatta taş elinden yere düşmüş olarak hemen geri döndü.
Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri ona doğru vardılar.
“Ey Hakem’in babası! Sana ne oldu?!” dediler. Ebu Cehil:
“Dün size söylediğim şeyi ona yapmak üzere kalkıp ona doğru vardım. Kendisinin yanına yak­laştığım zaman, önüme develerden bir puğur çıkıverdi! Hayır! Vallahi, o puğurun ne tepesi ve boyun kökü, ne de dişleri gibisini hiçbir puğurda görmem isimdir. O beni hemen yemek istemişti!” dedi.[549]

Hz. Ebu Bekir’le Talha b. Ubeydullah’a Yapılan İşkence

8-9. Hz. Ebu Bekir ile Talha b. Ubeydullah’ı[550] İslâm dininden döndürmek[551] ve kendilerinin namaz kılmalarına mani olmak için;[552] “Kureyşîlerin Arslanı” diye anılan Nevfel b. Huveylidü’l-Adevî[553] ile Talha b. Ubeydullah’ın ağabeyi Osman b. Ubeydullah,[554] tutup ikisini bir ipe bağlarlardı. Bundan dolayı, Hz. Ebu Bekir’le Talha b. Ubeydullah’a “Karman,” “Karîneyn” denilmiştir.[555]
Hz. Ebu Bekir ile Talha b. Ubeydullah, kendilerine yapılan bu işkenceye rağmen, yaptırılmak iste­nileni yapmazlardı .[556]
Hz. Ebu Bekir’in mensup olduğu Teym oğulları, bunlara işkence yapıldığını gördükleri halde pek aldırış etmezler, onları pek korum azlardı.[557]
Osman b. Ubeydullah, her ikisinin bağlarından kurtulmuş oldukları halde namaz kıldıklarını görüp korkuya düşmedikçe, onlara bu işkenceyi yapmaktan vazgeçmedi .[558]
Mes’ud b. Hıraş der ki:
“Safa ile Merve arasında sa’y ettiğimiz sırada, birçok insanların elleri boynuna bağlı bir gencin ardı­na düştüklerini gördüm.
‘Kimdir bu genç? Nedir kendisinin suçu?’ diye sordum.
‘Talha b. Ubeydullahtır! Dininden çıkmış, başka bir dine girmiş’ dediler.
‘Ya şu kadın da kim?’ diye sordum.
‘Onun annesidir1 dediler.”[559]

Zübeyr b. Avvam’a Yapılan İşkence

10. Zübeyr b. Avvatm’ı amcası bir hasıra bağlar, yaktığı ateşin dumanını ona doğru tüttürür: “Eski dinine dön!” diye zorlar, Zübeyr b. Avvam da: “Ben hiçbir zaman küfre dönmem!” derdi.[560]

Hz. Osman’a Yapılan İşkence

11- Hz. Osman’ı, amcası Hakem b. Ebi’l-Âs bir ipe bağlayıp:
“Sen atalarının dinini bıraktın da,[561] sonradan sonraya ortaya çıkarılmış bir dine,[562] Muhammed’in dinine[563] girdin hal? Vallahi, sen üzerinde bulunduğun bu dini bırakıncaya kadar seni çözmeyeceğim!” derdi. Hz. Osman da:
“Vallahi, ben onu hiçbir zaman bırakmam! Ondan hiçbir zaman ayrılmam” derdi.
Hakem b. Ebi’l-Âs, Hz. Osman’ın dinine son derece bağlı olduğunu görünce, onu kendi haline bırak­tı.[564]

Mus’ab b. Umeyr’e Yapılan İşkence

12- Mus’ab b. Umeyr, annesinden ve kavminden korkarak, Müslümanlığını gizli tutar, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gizlice giderdi.[565]
Osman b. Talha, Mus’ab b. Umeyrln namaz kıldığını görüp onu annesine ve kavmine haber verdi.
Onlar da Mus’ab’ı tutup hapsettiler.[566]
Allah yolunda Habeş ülkesine yapılan ilk hicrete katılıp Mekke’den ayrılıncaya kadar, kendisini serbest bırakmadılar.[567]

Zinnîre Hatuna Yapılan İşkence

13- Zinnîre Hatun; müşrikler tarafından kendi dinlerine döndürülmek için[568] en ağır işkencelere uğratılan kadın köleler arasında idi .[569]
Hz. Ömer’in de Müslüman olmadan önce yaptığı gibi, kendisinin üzerine yürünüp boğazı sıkılır, elleri yanlarına düşer, öldü sanılırdı.[570]
Ebu Cehil’in yaptığı işkenceler yüzünden[571] Zinnîre Hatunun gözleri görmez olmuştu.[572]
Ebu Cehil:
“Gördün mü? Lât ve Uzzâ senin gözünü de kör etti!” dedi .[573]
Zinnîre Hatun:
“Hayır! Vallahi, bu öyle değildir!
Benim gözümü böyle eden onlar değillerdir![574]
Lât ve Uzzâ, ne yarar, ne de zarar vermeye asla kadir olamazlar.[575]
Lât ve Uzzâ, hiçbir şeyi göremezler!
Onlar kendilerine tapanları da, tapmayanları da bilemezler![576]
Fakat, bu, semavî bir iştir.
Benim Rabbim gözümü geri vermeye, beni gördürmeye de kadirdir!” dedi.[577]
Diğer Kureyş müşrikleri de:
“Onun gözlerini ancak Lât ve Uzzâ kör etmiştir!” dediler.[578]
Zinnîre Hatun, bunu işitince:
“Allah’ın Beyt’ine (Kabe’sine) yemin ederim ki, onlar yalan söylüyorlar!
Lât ve Uzzâ ne zarar verebil ir, ne de yarar” dedi.[579]
O gece geçip sabaha çıkınca,[580] Yüce Allah, Zinnîre Hatunun gözünü geri çevirdi, gördürdü. [581] Kureyş müşrikleri:
“Bu da Muhammed’in sihirlerindendir!” dediler. [582]
Ebu Cehil, Zinnîre Hatun ve benzeri Müslümanlar hakkında:
“Muhammed’in izinden giden şu akılsızlara şaşmaz mısınız?! Eğer Muhammed’in getirdiği şey hayırlı ve gerçek olsaydı, biz ona uymakta bunlardan daha önce davranır ve kendilerini geçerdik! Zinnîre’nin doğruyu bulmakta bizi geçeceğini mi sanırsınız?” demişti.[583]
Bunun üzerine inen âyette[584] şöyle buyuruldu:
“O kâfirler, iman edenler için ‘Eğer onda bir hayır olsaydı, bu hususta onlar bizim önümüze geçe­mezlerdi, bizden önce ona kusamazlardı dediler.
Halbuki, onlar onunla (Kur’ân’la) hidayeti kabul etmedikleri için de ‘Bu, eski bir yalandır’ diyeceklerdir.”[585]

Ümmü Ubeys Hatuna Yapılan İşkence

14- Ümmü Ubeys; Zinnîre Hatunun kızı olup,[586] Allah yolunda işkenceye uğrayanlar arasında idi.[587]
Müslümanlıktan döndürülmek için, ona, müşriklerden Abdi Yağus işkence yapardı .[588]

Nehdiye Hatun ile Kızına Yapılan İşkence

15-16- Nehdiye Hatun ile kızı da, Allah yolunda işkenceye uğratılan Müslüman köle kadınlar­dandı.[589]

Lübeyne Hatuna Yapılan İşkence

17- Lübeyne Hatun Müemmel oğullarının kölesi olup;[590] Hz. Ömer, Müslüman olmadan önce, onu Müslümanlıktan döndürmek için en ağır işkencelere uğratırdı.[591]
Hassan b. Sabit der ki:
“Ben umre hacısı olarak Mekke’ye varmıştım.
Peygamber (a.s.) halkı İslâmiyete davetle uğraşıyor, ashabı da işkencelere uğratılıyorlardı.
Ömer b. Hattab’ın başucuna dikildim.
Kendisi beline izar (fota) tutunmuştu.
Müemmel oğullarının kölesi olan kadının boğazını, elleri gevşeyip yanlarına düşünceye kadar sıktı durdu! Ben, kendi kendime:
‘Öldü artık kadıncağız!1 dedim.
Ömer b. Hattab onu bırakıp Zinnîre’nin üzerine yürüdü, ona da bunun gibi yapti.”[592]
Hz. Ömer, Müslüman olmadan önce, yine bir gün, Müslümanlıktan döndürmek için Lübeyne Hatuna işkence yapıyor, vurup duruyordu. Dövmekten bıkınca, yorulunca, ona:
“Senden özür dilerim! Ben seni yorulduğum için bıraktım!” dedi.[593] Lübeyne Hatun da ona:
“Eğer Müslüman olmazsan,[594] Allah da sana böyle yapacaktır!” dedi.[595]

Âmir b. Füheyre’ye Yapılan İşkence

18- Amir b. Füheyne; Müslümanlıktan döndürülmek için müşrikler tarafından işkenceye uğratılan kölelerdendi.[596]
Kendisinin bazan Bilal-i H abeşî ile birlikte bir urgana bağlanarak çocuklar tarafından çekilip işkence yerlerine götürüldüğü görülür[597] bazan da ne söylediğini bilemeyecek kadar işkenceye tutulduğu olurdu.[598]

Ebu Fükeyhe’ye Yapılan İşkence

19- Ebu Fükeyhe, Müslümanlıktan döndürülmek için en ağır işkencelere uğratılan kölelerdendi.[599]
Ebu Fükeyhe’ye, Abduddar oğulları işkence yaparlardı.[600]
Kendisini elbisesiz olarak[601] ayağından [602]zincirle[603] bağlarlar,[604] öğlenin en şiddetli sıcağında Remda’ya çıkarırlar, göğsünün üzerine kocaman bir taş, kaya parçası koyarlar,[605] aklı başından gider,[606] ne söylediğini bilmez olur,[607] dili ağzından dışarı çıkardı.[608]
“Öldü artık!” denilip bırakılırdı.
Sonra, ayı lir, kendine gelirdi.[609]
Bir gün, Ümeyye b. Halef de Ebu Fükeyhe’nin ayağını iplerle bağlattı. Sürükleyip Remda’ya götürmelerini emretti. Kendisini oraya bıraktırdı.[610]
Ümeyye b. Halef, o sırada yanlarından yürüyüp geçmekte olan cual (yellengen) böceğini göster­erek, Ebu Fükeyhe’ye:
“Senin Rabbin bu değil mi?” dedi.
Ebu Fükeyhe:
“Benim Rabbim Allah’tır!
Beni de, seni de yaratan O’dur!
Şu cual böceğini de O yarattı!” deyince, Ümeyye b. Halef kızdı.[611]
Ebu Fükeyhe’nin boğazını boğarcasına sıktı.
Ümeyye b. Halefin kardeşi Übeyy b. Halef de:
“Arttır onun azabını, Muhammed gelip onu kurtarıncaya kadar!” dedi.
O gün, öldüğünü sanıncaya kadar Ebu Fükeyhe’ye bu şekilde işkence yapıp durdular.[612]
Ebu Fükeyhe Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katılıp Mekke’den ayrılıncaya kadar, müşrikler ona işkence yapmaktan geri durmadılar.[613]

Bilal-i Habeşî ile Annesine Yapılan İşkence

20-21- Bilal-i Habeşî Müslümanlığını gizlemeyip açıklayan ilk yedi mücahidden birisi olup,[614] Allah yolunda en ağır işkencelere uğratılan kölelerden,[615] Müslümanların zayıf ve fakir tabakasındandı.
Dininden döndürülmek için yapılan en ağır işkencelere katlanırdı.
İşkencelere tutulup:
“Haydi, sen de bizim gibi söyle!” diye zorlandıkça;
“Dilim onu iyi söyleyemiyor! Ona dilim dönmüyor! Ehad! Ehad! [Birdir! Birdir!]” demekten geri dur­maz, müşrikler söyletmek istedikleri hiçbir şeyi ona söyletemezlerdi.[616]
Kendisine, Allah yolunda canını feda etmek, küfür sözünü söylemekten daha kolay gelirdi![617]
Kureyş müşriklerinden Ümeyye b. Halef; Bilal-i Habeşî’nin ellerini, ayaklarını sıkıca bağlattırır,[618] öğle vakti kızgın güneşin altında Mekke vadisinde sırtüstü yatırtır, sonra büyük bir kaya parçasının onun göğsünün üzerine konulmasını emredip koydurur, Bilal-i Habeşî’ye de:
“Vallahi, ya ölünceye kadar böyle kalırsın, ya da Muhammedi inkâr eder, Lât ve Uzzâya taparsın!” derdi.
Bilal-i Habeşî ise, bu bela içinde:
“Ehad! Ehad! [Birdir! Birdir!]” derdi.[619] Kendisinin:
“Vallahi, onları kızdırdığım, bundan daha ağır bir kelime bilseydim, muhakkak onu söylerdim!” dediği de rivayet edilir.[620]
Bilâl-i Habeşî’yi bir gün bir gece susuz bıraktıktan sonra,[621] kendisine demir gömlek giydirip Remda’nın şiddetli sıcağı altında da tutar, vücudunun yağını eritirlerdi![622]
Bilal-i Habeşî’nin bu ağır işkenceler altında bayılıp ayıldığı da olurdu.[623]
Hassan b. Sabit der ki:
“Ben, hacc veya umre yaptığım sırada görmüştüm:
Bilal ile birlikte Âmir b. Füheyre bir urgana bağlanmış, çocuklar onları çekip götürüyorlar, Bilal ise ‘Ehad! Ehad! [Birdir! Birdir!] Ben Lâfı, Uzzâyı, Hübel’i, İsafı, Nâile’yi ve Büvâneyi tanımıyorum1 diyor­du.”
Ümeyye b. Halef onu Remda’da yere yatırdı.
İstediği kadar işkence yaptıktan sonra, boynuna ip taktırdı.[624]
Çocuklara teslim etti. Onlar da Mekke sokaklarında dolaştırdılar.
Bilal-i Habeşî, o halde, yine;
‘Ehad! Ehad! [Birdir! Birdir!]” demekte idi.”[625]
Bilal-i HabeşPnin annesi Hamâme Hatun da, Allah yolunda işkenceye uğrayan köle kadınlar­dandı.[626]

Habbab b. Eret’e Yapılan İşkence

22- Müşrik kadınlardan Ümmü Enmar’ın azadlı kölesi olan Habbab b. Eret,[627] Müslümanlığını açık­lamaktan çekinmeyen,[628] dininden döndürülmek için Mekke’de en ağır işkencelere uğratılan koruyucusuz Müslümanlardandı.[629]
Müşrikler onun çıplak vücudunu dikenler içinde sürürlerdi.[630]
Kendisinin, çıplak vücuduna demir gömlek giydirilip, en sıcak günde Remda’da güneş altında vücudunun yağı eritilircesine tutulduğu da olurdu.[631]
Güneşten kızgın hale gelmiş ya da ateşle kızdırılmış olan taşa çıplak sırtı bastırıldığı halde, söylet­mek istedikleri şeyi, küfür sözünü ona söyletemezlerdi.[632]
Nitekim, müşrikler bir gün onu yakalayıp soydular. Düz bir yerde yaktıkları ateşin içine, sırtının üzer­ine yatırdılar.
İçlerinden birisi onun göğsünün üzerine ayaklarıyla bastı.
Ateş sönünceye ve yer soğuyuncaya kadar, kendisini öylece tuttular!
Yıllar geçtiği halde bile, Habbab’ın sırtındaki yanıkların yerleri, alacaları kaybolmadı[633]
Hz. Ömer, halifeliği sırasında, Habbab’a müşriklerden çektiği işkenceyi sormuştu. Habbab:
“Ey mü’minler emîri! Bak sırtıma!” dedi.
Hz. Ömer onun sırtına bakınca:[634]
“Doğrusu ben insan sırtının[635] bugünkü gibisini hiç görmemiştim!” dedi. Habbab:
“Benim için bir ateş yakmışlardı da,[636] ben onun üzerine sürüklenip atılmıştım.[637] O ateşi benim sırt etimin yağı söndürmüştü!” dedi.[638]
Habbab demirci idi.[639] Kılıç yapardı.[640] Habbab’ın hanımefendisi Ümmü Enmar da, Habbab’ın başını ateşte kızdırdığı demirle dağlardı!
Habbab, Peygamberimiz (a.s.)a varıp, Ümmü Enmar’dan şikâyetlendi.
Peygamberimiz (a.s.):
“Ey Allah! Habbab’a yardım et!” diyerek dua edince, Ümmü Enmar başından bir derde tutulup, köpeklerle birlikte ulur oldu! Kendisine:
“Başını dağlat!” diye tavsiye edildi.
Bunun üzerine, Habbab demiri alır, ateşte kızdırır, Ümmü Enmar’ın başını onunla dağlardı![641]
Habbab’a, müşriklerden Abdi Yağus da işkence yapardı.[642]
Habbab b. Eret der ki:
“Bizler, müşriklerin en ağır işkencelerine uğramış bulunuyorduk.[643]
Resûlullah (a.s.), Kabe’nin gölgesinde, bürdesini, kaftanını yastık edinerek ona dayanmış olduğu bir sırada idi ki, yanına vardık, halimizi (müşriklerden çektiklerimizi) kendisine arz ve şikâyet edip:[644]
‘Yâ Rasûlallah! Yüce Allah’a bizim için dua et![645] Bizim için Yüce Allah’tan yardım dile![646]
Yâ Rasûlallah![647] Bizi dinimizden döndürmelerinden korktuğumuz şu kavme karşı[648] bizim için Yüce Allah’tan yardım dilemez misin?[649] Bizim için, Allah’a dua etmez misin? dedik.[650]
Resûlullah (a.s.)ın hemen yüzünün rengi değişti.[651] Yüzü al al olduğu halde,[652] doğrulup oturdu:[653]
‘Vallahi,[654] sizden öncekiler içindeki[655] mü’minlerden[656] bir kimse yakalanır,[657] kendisi için yerde bir çukur kazılır,[658] o kimse o çukura dizlerine kadar gömülür.[659] sonra bir testere getirilir,[660] başının üzerine konulup biçilerek ikiye bölünürdü de, bu işkence kendisini dininden döndüremezdi![661]
Yahut,[662] onun kemiğinin üzerinden eti ve siniri demir taraklarla taranır, kazınırdı da, yine, bu işkence kendisini dininden döndüremezdi![663]
Allah’tan korkunuz!
Hiç şüphesiz, Allah sizin için fetih ihsan edecektir![664]
Vallahi,[665] Yüce Allah bu işi muhakkak tamamlayacaktır![666]
Bu iş muhakkak tamamlanacaktır![667]
Bu işin hükmü muhakkak yerine getirilecektir![668]
O kadar ki, hayvanına binmiş bir kimse, San’a ile Hadramevt arasında,[669] San’a’dan çıkıp Hadramevte kadar[670] gidecek de, Yüce Allah’tan başka, hiçbir şeyden korkmayacak; ancak (varsa) koyunu hakkında kurt saldırmasından kaygı duyacaktır!
Fakat, siz acele ediyorsunuz!1 buyurdu.”[671]

Mikdad b. Amr’a Yapılan İşkence

23- Mikdad b. Aımr (Esved); Müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen[672] ve dininden döndürülmek için müşrikler tarafından demir gömlek giydirilip Remda’nın şiddetli sıcağı altında tutularak vücudunun yağı eritilecek derecede ağır işkencelere uğratılan Müslümanlardandı.[673]

Suheyb b. Sinan’a Yapılan İşkence

24. Kureyş müşriklerinden Abdullah b. Cüd’an’ın azadlı kölesi olan Suheyb b. Sinan,[674] Müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen yedi mücahidden birisi idi.[675]
Müslümanlıktan döndürülmek için, en ağır işkencelere uğratılirdi .[676]
Yapılan işkencenin ağırlığından, ne söylediğini bilmez hale gelirdi.[677]
Kendisine demir gömlek giydirilip en sıcak günde Remda’da güneşin altında tutulur, vücudunun yağı eritilirdi.[678] Suheyb b. Sinan, bir gün, yanında Habbab b. Eretve Ammar b. Yâsir olduğu halde Kureyş müşrik­lerinin yanlarından geçerken, müşrikler:
“İşte, Muhammed’in meclisinde bulundurduğu kişiler şunlar!?” diyerek alay etmeye başlayınca, Suheyb:
“Evet! Biz Allah’ın Peygamberinin meclisinde bulundurduğu kişileriz!
Ona biz iman ettik; siz ise küfrettiniz!
Onu biz tasdik ettik; siz ise tekzip ettiniz!
Müslümanlıkla zelillik ve hakirlik, müşriklik ile de azizlik bir arada bulunmaz!” deyince, müşrikler ona saldırdılar.[679]
“Demek Allah aramızdan (bula bula) bunlara lutfunu lâyık görmüş ha!?”[680] diyerek onu dövdüler.[681]
Müşrikler Mekke’de, böyle kavim ve kabilesi ve kendilerinin koruyucuları bulunmayanları, din­lerinden döndürmek için, öğlenin en sıcak saatlerinde Remda’da işkenceye uğratmaktan geri durmadılar.[682]

Yâsir ve Aile Efradına Yapılan İşkenceler

25-28. Yâsir b. Amir, Yemen’den gelip Mekke’de yerleşmiş ve Ebu Huzeyfie’nin kölesi Sümeyye Hatunla da evlenerek ondan Ammar ve Abdullah adlarında iki oğulları dünyaya gelmişti.[683]
Bu ev halkı topluca Müslüman olmuşlar,[684] dinlerinden döndürülmek için, Mahzum oğulları tarafın­dan toplu olarak işkenceden işkenceye uğratılmışiardır.[685] Mahzum oğulları;
Ammar1!,
Ammar’ın babası Yâsirl,
Yâsirln zevcesi ve Ammar’ın annesi Sümeyye Hatunu öğlenin en sıcak saatinde güneşin kızdırdığı Mekke kayalığına götürüp işkence yaparlardı.[686]
Bathâ’da Yâsir’e ve Ammar ile Sümeyye Hatuna işkence yapıldığı sırada, Peygamberimiz (a.s.) onlara rastlamıştı .[687] Yâsir:
“Yâ Rasûlallah![688] Zaman hep böyle, işkenceli mi olacak?” diye sordu. Peygamberimiz (a.s.):
“Sabrediniz!” buyurduktan sonra:
“Ey Allah! Yâsir ailesini (ev halkını) yarlığa!” diyerek dua etti.[689]
Peygamberimiz (a.s.), yine, bir gün, işkenceye uğratıldıkları sırada onlara rastlamıştı:
“Sabrediniz ey Yâsir ailesi (ev halkı)”[690]
“Sevininiz ey Yâsir ailesi (ev halkı)!”[691]
“Sevininiz ey Ammar ailesi (ev halkı)!”[692]
“Hiç şüphesiz, sizin mükâfat yeriniz Cennettir!” buyurdu.[693]
Yâsir; müşriklerin söyletmek istedikleri şeyi söylemedi. İslâm’ın şerefi için ölmeyi göze aldı![694] Müşriklerin işkenceleri altında can verdi.[695]
İslâm’da ilk erkek şehit o oldu.[696]
Abdullah b. Yâsir de okla vurulup yere düşürüldü![697]
Yüce Allah onlardan razı olsun!
Yâsir b. Âmirin zevcesi ve Ammar ile Abdullah’ın anneleri olan Sümeyye Hatun ise,[698] Müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen ilk yedi Müslümandan birisi olup,[699] dininden döndürülmek için yapılan en ağır işkencelere çok zayıf ve yaşlı olmasına rağmen katlanır, müşriklerin yaptırmak iste­diklerini yapmaz,[700] İslâm’ın şerefi için ölmeyi göze alır, müşriklerin söyletmek istediklerini söylemez­di.[701]
Kocası Yâsir işkenceler altında can verdikten sonra, Sümeyye Hatun, işkence için Ebu Cehil’e tes­lim edilmişti.[702]
Ebu Cehil; akşamleyin, harbesini yanına alıp, Müslümanlara işkence yapılan yere uğrar,[703] onlara[704] ve Sümeyye Hatuna söver sayardı.[705]
Sümeyye Hatun da, Ebu Cehil’e ağır karşılık verirdi.[706]
Nihayet, Sümeyye Hatunun bir bacağını bir deveye, öteki bacağını da başka bir deveye bağladılar.[707]
Ebu Cehil, harbesini Sümeyye Hatunun önüne sapladı ve onu şehit etti.[708]
İslâm’da ilk kadın şehit de Sümeyye Hatun oldu.[709]
Yüce Allah ondan razı olsun!
Ammar b. Yâsir de, Müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen yedi mücahidden birisi olup,[710] din­lerinden döndürülmek için en ağır işkencelere uğratılan Müslümanlardandı .[711]
Kendisi öğlenin en sıcak saatinde Mahzum oğulları tarafından Remda’ya, Mekke kayalığına götürülür,[712] demir gömlek giydirilip yakıcı güneş altında tutulur, vücudunun yağı eritilir,[713] yapılan işkencenin ağırlığından, ne söylediğini bilmez hale gelirdi![714]
Ammar b. Yâsir’e-sırtı ateşle yakılarak da-işkence yapıldığı olurdu.
Sırtındaki yanıkların izleri, yıllar geçtiği halde bile kaybolmamış:
“Nedir bunlar?” diye sorulduğu zaman:
“Bunlar Kureyşîlerin Mekke’de, Remda’da bana ateşle yaptıkları işkencelerin izleri!” demiştir.[715]
Ammar b. Yâsir, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)a gelip:
“Yâ Rasûlallah! Bize yapılan işkenceler son derecelerine vardırıldı!” dedi. Peygamberimiz (a.s.):
“Sabrediniz ey Yakzan’ın babası!” buyurduktan sonra:
“Ey Allah! Ammar ailesinden hiç kimseye Cehennem azabını tattırma!” diyerek dua etti.[716]
Müşrikler; Ammar b. Yâsir’e gâh güneşin en yakıcı sıcaklığı altında göğsüne ağır kaya parçası koyarak, gâh boğarcasına başını suya batırarak da işkence yaparlardı.[717]
Mugîre oğulları onu Meymun kuyusuna batırırlardı.[718]
Müşriklerin suya batırarak işkence yapmış olduklan bir sırada Peygamberimiz (a.s.) Ammar b. Yâsir’e rastlamıştı.
Ammar ağlıyordu!
Peygamberimiz (a.s.) elini onun gözlerinin üzerine sürdü ve:
onların söyletmek istediklerini söyleyiver, işkenceden kurtul!” buyurdu.[719]
Kureyş müşriklerinden[720] Mugîre oğulları[721] Ammar b. Yâsir’i bir gün yakaladılar,[722] Meymun kuyusunun içine hatırdılar.[723]
“Sen Muhammed’e sövünceye ve ‘Lât ve Uzzâ[724] Muhammed’in dininden[725] daha iyidir1 deyinc­eye kadar seni bırakmayacağız!” dediler.[726]
Peygamberimiz (a.s.)a dil uzattırmadıkça ve putlarının daha hayırlı olduğunu söyletmedikçe de, onu bırakmadılar.[727]
Peygamberimiz (a.s.)a:
“Yâ Rasûlallah! Ammar kâfir olmuş!” diye haber verildi.
Peygamberimiz (a.s.):
“Hayır![728] Ammar, tepesine kadar,[729] tepesinden tırnağına kadar[730] imanla doludur![731] İman onun etine ve kanına karışmış, işlemiştir!” buyurdu.[732]
O sırada, Ammar b. Yâsir, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi.[733] Ağlıyordu.
Peygamberimiz (a.s.), onun gözlerini eliyle silerken:
“Sana ne oldu?[734] Arkanda ne haber var?” diye sordu.
Ammar b. Yâsir:
“Şer var[735] yâ Rasûlallah![736] Beni sana sövdürmedikçe,[737] beni senden vazgeçirtmedikçe,[738] Lât ve Uzzâ[739] putlarının da[740] senin dininden[741] daha iyi olduğu bana söylettirilmedikçe bırakıl­madım!” dedi.[742]
Peygamberimiz (a.s.):
“Sana bunlar söylettirildiği zaman, kalbini nasıl bulmuştun? Söylemiş olduğun sözlerden, kalbin ferahlı mı idi; değil mi idi?”[743] diye sordu.
Ammar b. Yâsir:
“Hayır! Ferahlı değildi![744]
Kalbimi Allah’a ve Resûlüne imanın ferahlığı ve rahatlığı içinde[745] ve dinime bağlılığımı da demir­den daha sağlam bulmuşumdur!” dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.):
“Öyle ise, sana bir vebal yok![746]
Ey Ammar![747] Eğer onlar bir daha bu söylediğini tekrarlatmak için seni zoriarlarsa, tekrarlayıver!” buy urdu.[748]
“Kalbi iman üzere (sabit ve müsterih) olduğu halde ikraha (cebre) uğratılanlar müstesna olmak üzere, kim imandan sonra Allah’ı tanımaz, fakat küfre göğsünü açarsa, işte Allah’ın gazabı o gibilerin başındadır. Onların hakkı en büyük azabdır!”[749] mealli âyetteki istisnanın Ammar b. Yâsir hakkında nazil olduğu rivayet edilir.[750]

İslâm’da Ruhsat ve Azimetin Mahiyeti ve Hükümleri

Ruhsat; Yüce Allah tarafından kullara teklif olunan hükümlerde,[751] kendilerinin özürleri sebebiyle[752] gösterilen kolaylık ve genişliktir.[753]
Azimet de; özürlerle ilişkisi bulunmayan asıl hüküm I erdir. [754]
Meselâ, misafirin Ramazan orucunu tutması azimet, tutmaması ise ruhsattır.
Misafir azimeti tercih ederek oruç tuttuğu zaman, ruhsatı terketmiş olur.[755]
Misafirin oruçta böyle yapması, kendisi için daha hayırlıdır.[756]
Kalbi Allah’a iman ile mutmain bulunan bir kimseye dayanılmaz işkencelerle söylettirilen küfür sözünden dolayı birvebal terettüp etmez.[757]
Çünkü, mecbur, mâzurdur.[758]
Mecbura küfür sözünü tecvizde, âlimler ittifak etmiştir.[759]
Ancak, yapılan işkencenin, ölümle tehdit olunmak, şiddetle dövülmek,[760] ateşte yakılmak[761] gibi dayanılmaz derecelerde bulunması gerekir.[762]
O takdirde mecbur, ya ruhsatla amel eder, kurtulur; ya da azimeti tercih eder, ölür.[763]
Ammar’ın babası Yâsir ile annesi Sümeyye Hatun, dinlerinin izzet ve şerefi uğruna, azimet ile hareket edip ölmeyi tercih etmişler; müşriklerin söyletmek istedikleri küfür sözünü söylememişlerdir.[764]
Ammar b. Yâsir ise ruhsat ile amel etmiş;[765] kalbi Allah’a ve Resûlüne imanla dopdolu olduğu halde, müşriklerin söylemeye zorladıkları küfür sözünü dil ucu ile söyleyip işkenceden kurtulmuştur.[766]
Zemahşerî’ye göre:
“‘Bu iki işten hangisi, Ammar’ın yaptığı mı, yoksa baba ve annesinin yaptıkları mı efdaldir?1 diye sorulacak olursa, ‘Ammar’ın ebeveyninin fiili efdaldir’ denilir. Çünkü, bunlarınkinde, İslâmiyeti izaz için, öldürülmeye katlanma vardır.”[767]

Abdullah b. Mes’ud’un Kâbe’de Açıktan Kur’ân Okuyuşu ve Dövülüşü

İbn İshak’ın Urve b. Zübeyr’den rivayetine göre; Mekke’de Resûlullah (a.s.)dan sonra Kur’ân-ı Kerîm’i yüksek sesle ilk okuyan kişi Abdullah b. Mes’ud idi:
Bir gün, Resûlullah (a.s.)ın ashabı toplanıp:
“Kureyşîler şu Kur’ân’ın yüksek sesle okunduğunu hiç dinlemediler. Kur’ân’ı onlara yüksek sesle okuyup dinletecek kim var?” dediler.
Abdullah b. Mes’ud:
“Ben varım!” dedi.
Arkadaşları:
“Biz, senin hakkında, Kureyşilerden korkanı!
Biz öyle bir adam istiyoruz ki, kendisinin kavim ve kabilesi bulunsun da, Kureyşîler birşey yapmak istedikleri zaman, onlara karşı onu korusunlar!” dediler.
Abdullah b. Mes’ud:
“Siz beni bırakın, ben gideyim. Yüce Allah beni korur!” dedi.
Ertesi günü, kuşluk vakti, Kabe’nin Makam’ına kadar ilerledi.
Kureyşîlerin toplantı yerinde bulundukları sırada, Makam’da, ayak üzerinde yüksek sesle Besmele çekerek er-Rahmân sûresini okumaya başladı.
Kureyş müşrikleri ona yönelip:
“Şu Ümmü Abd’in oğlu ne diyor?!” diyerek mırıldandılar ve sonra da:
“O herhalde Muhammed’in getirdiği bazı şeyleri okuyor!” dediler, hemen kalkıp üzerine yürüdüler, yüzüne gözüne vurmaya başladılar.
Abdullah b. Mes’ud ise, okumaya devam ederek, Yüce Allah’ın sûreyi onun okuyup erişmesini dilediği yere kadar okuyup erişti!
Fakat dövülmekten yüzü gözü ezik ve bere içinde olarak arkadaşlarının yanına döndü.
Arkadaşları:
“Zaten, biz senin bu akıbete uğrayacağından korkmuştuk!” dediler.
Abdullah b. Mes’ud:
“Benim nazarımda şu anda onlardan daha hafif, zayıf durumda Allah düşmanları yoktur!
İsterseniz ben yarın da gider, onlara bir o kadar daha Kur’ân dinletebilirim!” dedi.
Arkadaşları:
“Hayır! Onlara, hoşlanmadıkları şeyi dinletmiş bulunuyorsun. Sana bu kadarı yeter!” dediler.[768]

Ebu Dübb Vadisinde Namaz Kılan Müslümanların Takipçi Müşriklerle Çarpışmaları

Peygamberimiz (a.s.)ın ashabından bazıları, namaz kılacakları zaman Mekke vadilerine gider, namaz kıldıklarını kavim ve kabilelerinden gizli tutmak isterlerdi.[769]
Nitekim, Sa’d b. Ebi Vakkas’la[770] bazı sahabiler, Ebu Dübb vadisine kadar gitmişlerdi.
Orada abdest alıp[771] namaz kılıyorlar,[772] namaz kıldıklarını kavim ve kabilelerinden hiç kimsenin işitmesini istemiyorlardı.
Fakat, kendilerini gözetleyen ve izleyen[773] müşriklerden bazı kimseler;[774] Ebu Süfyan Sahr b. Harb, Ahnes b. Şerik ve daha başkaları,[775] üzerlerine çıkageldiler.
Sahabilerin yaptıkları ibadetlerini ayıplamaya, kötülemeye kalkışınca, dövüştüler.
Sa’d b. EbiVakkas eline geçirdiği bir deve çene kemiği ile vurup onlardan birinin başını yardı, kanat­tı .[776]
Bunun üzerine, müşrikler bozguna uğradılar.
Müslümanlarda, cesaretlenerek onları vadiden sürüp dışarı çıkardılar.[777]
Bu, İslâm’da bu konuda akıtılan ilk kan oldu.[778]

[1] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 282,Taberî, c. 2,s.218,İbn Esîr, c.2, s. 663, İbn Seyyid, c. 1, s. 99, Zehebî, Târihu’l-İslâm ,s. 148, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 7-8.
[2] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 282-284, Taberî, c. 2, s. 218, İbn Esîr, c. 2, s. 63, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 8.
[3] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 283-284, Taberî, Târih, c. 2, s. 218, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 63, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser,c. 1, s. 99, Zehebî, Târihu’l-İslâm, s. 148, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 8, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 461.
[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 1, s. 282-283, Taberî, Târih, c.2, s. 218, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 63, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s.99, Zehebî, Târih, s. 148, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 461 .
[5] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 218.
[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 284, Taberi, c. 2, s. 218, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 63, İbn Seyyid, c. 1, s. 99, Zehebî, Târih, s.148. İbn Haldun, c. 2. ks. 2. s. 8. Halebî. c. 1. s. 461 .
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/287-288.
[7] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 200-201, Belâzurî, E nsabu’l-eşrâf, c. 1, s. 123-124.
[8] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 1 24, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1 , s. 115-116.
[9] İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 111.
[10] Belazurf, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 148, İbn Hazm, Cemhene, c. 1, s. 11 5-116.
[11] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 115, İbn Hazm, Cemhere, c. 1, s. 242.
[12] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 154, İbn Hazm, Cemhere, c. 1, s. 141.
[13] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 156, İbn Hazm, Cemhere, c. 1, s. 141.
[14] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 153.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/288-289.
[15] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/290.
[16] İbn Şa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1 , s. 201, Belâzurı, Ensâbu’l-eşrâf, t 1, s. 124.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 43, Vâki cif, Megâzî, c. 2, s. 811, Taberî, Târih, c. 3, s. 11 4.
[18] İbn Sa’d. Tabakât. c. 1.S.201.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/290.
[19] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 50-51, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 24, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 268, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 71, 72, 74, 75, İbn Seyyid, Uvûnu’l-eser, c. 1, s. 113.
[20] Bel âzurf, Ensâbu’l -eşraf, c. 1, s. 153,146.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/290.
[21] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 832, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 136, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 377, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 121 -122, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 92, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1408, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 333.
[22] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 870, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1 , s. 123.
[23] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 282, İbn Sa’d, Tabakât, c. 1, s. 199, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1 , s. 116, Yâkubî, Târîh,c.2, s. 24, Taberî, Târih, c. 2, s. 218, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Veti, c. 1, s. 181, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 63, İbn Seyyid, Uyünu’l-eser, c. 1, s. 99, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 148, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 288, Halebî, İnsânu’l-uyün, c. 1, s. 461.
[24] İbn Sa’d, Tabakât, c. 1 , s. 199, Belâzurî, Ensâbu’l-esrâf, c. 1, s. 116, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 24, Ebu’l-Ferec İbn Ceraf, el-Vefâ, c. 1, s. j81, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 228.
[25] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 116.
[26] İbn Sa’d, Tabakât, c. 1,s.199, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 24, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 181.
[27] E bu N uaym, H i lyetü’l-evli yâ, c. 1 , s. 175-176, Tabe rânf’den na ki en H eysem f, M ecm au’z-zevâ id, c. 6, s. 17.
[28] Bakara: 158, Âl-i İmrân: 96, Hacc: 27.
[29] İbn Esîr, Nihâye, c. 1.S.340, c. 2, s. 242.
[30] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 110.
[31] İbn Esîr, Nihâye, c. 242.
[32] İbn Esîr, Nihâye, c. 4, s. 279.
[33] Ffruzâbâdf, Kâmüsu’l-Muhît, c. 1 , s. 343.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s.1 36-137, İbn Sa’d, Tabakât, c. 1, s. 73. Taberî, Târih, c. 2, s. 184.
[35] Kalem: 10-14, AJâk: 15-16.
[36] Ahm ed Ziyâüddi n, R amûzu’l -ehâdis, s. 238.
[37] Hucurat: 13.
[38] Taberî, Tefsir, c. 20, s. 336, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 235.
[39] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 376, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 167, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 87, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 6, s. 408.
[40] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 337-338, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 206-207, İbn Seyyid, UyÜnu’l-eser, c. 1 s. 111-112, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 161.
[41] Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 497.
[42] İbn İshak, Kitâbu’l-mübtedâ ve’l-meb’as, c. 5, s. 191, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 206-207, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 111-112, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 161, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 64-65, İbn Ebf Şeybe’den naklen Alâuddin Ali, Kenzu’l-ummâl, c. 14, s. 39-40.
[43] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 387.
[44] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 144, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 73.
[45] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 144.
[46] Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 301.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/291-296.
[47] Tabeıf, Tefsir, c. 29,s.156,Hâkim, M üste dre k, c. 2, s. 506-507, Vâhid f, E sbâbü’n-nüzûl, s. 295, E tau’l -F erec İ bn C e vzf, e I-Vefâ, c. 1, s. 203, Zehebî, Târîhu’l-İslâm , s. 154-155, Suyûtî, E sbâbü’n-nüzıûl, s. 230.
[48] Beyhakî,Delâilıc.2ı s. 1 98, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 165, Hâzin, Tefsir, c.3, s. 1322, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 297.
[49] Beyhakî,Delâilıc.2ı s. 198.
[50] Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 165, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 1 32, Nesefi, Medârik.c. 2, s. 297.
[51] Beyhakî, Delâil, c.2, s. 1 98, Kurtubi, c. 10, s. 165, Hâzin, c. 3, s. 132, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 297.
[52] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Ebussuud, Tefsir, c. 9, s. 57.
[53] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Hâkim, Müstedrek, c.2, s. 507, Beyhakî, c.2, s. 198, Vahidi, E sbâbü’n-nüzül, s. 295, Etau’l-Ferec İ bn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 203, E bu’l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 443, Suyûtî, Esbâbü’n-nüzûI, s. 230.
[54] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156.
[55] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 507, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 198, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 295,Ebu’l-Ferec, c. 1, s. 203, E bu’l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 443, Suyûtî, Esbâbü’n-nüzûl, s. 230.
[56] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156.
[57] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 507, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 198, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 295,E bu “I-Fe rec İ bn C evzf, e I-Ve fâ, c. 1, s. 2 03, E bu’l-F idâ, Tefsir, c. 4, s. 443, Suyûtî, E sbâbü ‘n-n üzül, s. 230.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/296-298.
[58] Fahru’r-Râzî, Tefar, c. 29, s. 1 89.
[59] Fahru’r-Râzî, Tefar, c. 29, s. 1 89, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 60.
[60] Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 60.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 288, Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c.1, s. 1 33, Ebu Nuaym, Delâil ü’n-nübüvve, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 198, Ebu’l-Ferec, el-Vefa, c. 1, s. 202, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1 , s. 101, Zehebî, Târîhu’l-İslâm , s. 155, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 61.
[62] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 133.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 288, E bu Nuaym, Delâil, c . 1, s. 232, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 198, Zehebî,Târîhu’l-İslâm, s. 155, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 61.
[64] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 198.
[65] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 133, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 71.
[66] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 288, Ebu Muaym , Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c, 2, s.198, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 202, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 101, Zehebî, Târîhu’l-İslâm , s. 1 55, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 61.
[67] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 133, İbn Esîr, Kâmil, c. 2,s. 71, Kurtubi, Tefsir, c. 1 9, s. 60-61.
[68] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 133, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 61 .
[69] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 288-289, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 198, Ebu’l-Ferec, c.1, s. 202, İbn Seyyid, c. 1, s. 101, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 156, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 61.
[70] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 133, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 29, s. 189, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 61.
[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 289, Ebu Nuaym , Delâil ü’n-nübüv ve, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâil ü’n-nübüvve, c. 2, s. 200, E bu’l-Ferec İ bn Cevzî, el -Vefa, c. 1 , s. 202-203, İbn Seyyid, Uyû nu’l-eser, c. 1, s. 101, Zehebî, Târîhu11-İslâm, s. 156, E tau’l-F idâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 61.
[72] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 289-290, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 133, Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Hâkim ,Müstedrek, c. 2, s. 507, Beyhakî, Delâil ü’n-nübüvve, c. 2, s. 200-201, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 295.
[73] Fahru’r-Râzî, Tefar, c. 29, s. 1 90, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 61.
[74] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 289, Ebu Nuaym , Delâil ü’n-nübüvve, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâil ü’n-nübüv ve, c. 2, s.200, İbn Seyyid Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 1 01, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 1 56, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 61.
[75] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 291, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 101.
[76] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 291-299, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 162-163, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s.53-57.
[77] İbn İ shak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 257,300, İbn Atodilberr, İstiâb, c. 4, s. 1820, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 7, s. 82, İ bn Seyyid,Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 91, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 24, Halebî, İnşânu’l-uyûn, c. 1, s. 432.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/298-302.
[78] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 337-338, Taberî, Târih, c. 2, s. 21 8-21 9, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 63-64, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 99, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 160-161 , Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 47, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1. s. 462.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/302-304.
[79] İbnİshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 218-219, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 63-64, İtan Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 99, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 148, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 47, Halebî, İnşânu’l-uyûn, c. 1, s. 462.
[80] İbn İshak, İtan Hişam , Sîre, c. 1, s. 284, İtan Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1 , s. 99, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 148-149, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 47.
[81] İbn İshak, İbn Hişam ,Sîre, c.1 ,s. 284, Belâiurf, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 229, Taberî, Târih, 2, s. 220, Ebu’l-FerecİbnCevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 191, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 99, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 149, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 462.
[82] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 191, İbn Esîr,Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 99-100, Zehebî, Târih, s. 149, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 48,Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 462.
[83] Belâzuıî, Ensâbu’l -eşraf, c. 1, s. 229.
[84] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c.1, s. 1 00, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 149, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 462.
[85] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 219, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 100, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 149, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 462.
[86] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284-285, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 187, İbn Esîr, Kâmil, c. 2,s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1 , s. 100, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 149, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu’l-uyûn,c.1, s. 462.
[87] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 284-285, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, Beyhakî, c. 2, s. 187, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 100,Zehebî, s. 149, E bu’j-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 462.
[88] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, Belâiurf, c. 1 , s. 229-230, Taberî, c. 2, s. 220, Ebu’l-Ferec, c. 1, s. 191, İbn Seyyid, c.1, s. 1 00, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 149, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c.1, s. 462.
[89] İbn İshak, İbn Hişam, c, 1, s. 285, Taberî, c. 2, s. 220, Ebu’l-Ferec, c. 1, s. 191, İbn Seyyid, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 149, E bu’l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 462.
[90] Belâiurf, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 230.
[91] İbn İshak, c.1 ,s.285, Belâiurf, c. 1, s. 230, Taberî, c. 2, s. 220, Ebu’l-Ferec, c.1, s. 191, İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 64, Zehebî, T ârfhu’l-İ slâm, s. 149-150, E bu’l -F idâ, c. 3, s. H al ebf, c. 1, s. 462.
[92] İ b n İ shak, Kitâ bu’l-m übte dâ ve’l-m eb’as, c. 3, s. 136, Be yhak f, D elâi I, c. 2, s. 187. Ze hebf, T ârfhu’I-İ siâm, s. 150, E bu’l-F idâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 42.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/304-306.
[93] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 285, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c.1, s. 1 00, Zehebî, Târihu’l-İslâm, s. 152, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 48.
[94] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1 , s. 202.
[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, İbn Sa’d, c. 1, s. 202, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, 1, s. 100, Zehebî, s. 152, Ebu’l-Fidâ, c.3, s. 48.
[96] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64-65, İbn Seyyid, c. 1, s. 100, Zehebî,Târîhu’l-İslâm, s. 152, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 463.
[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, İbn Sa’d, c. 1, s. 202, Belâzurî, c. 1, s. 231 -232, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esîr, c. 2, s. 65,İbn Seyyid, c. 1, s. 1 00, Zehebî, Târihu’l-İslâm, s. 152, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 463.
[98] İbn Şa’d, Tabakât, c. 1, s. 202, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 25.
[99] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, İbn Sa’d, c. 1, s. 202, Belâzurî, c. 1, s. 232, Yâkubî, c. 2, s. 25, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esîr, c. 2, s. 65, Zehebî, s. 152, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1 , s. 463.
[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esîr, c.2, s. 65, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 00, Zehebî, s. 152, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 463.
[101] Kastalâni, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 60, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1 , s. 463.
[102] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 231-232.
[103] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 285-286, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 65, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 153, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 463.
[104] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 232.
[105] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 , s. 286, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, c.2, s. 65, İbn Seyyid, c. 1 , s. 1 00, Zehebî, s. 153, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 463.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/306-308.
[106] İbn Sa’d, Tabakât, c. 1, s. 202.
[107] İbn Sa’d, c. 1, s. 202, Belâzurî, c. 1, s. 231.
[108] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 231.
[109] İbn Sa’d, Tabakât, c. 1, s. 202.
[110] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 202, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 231.
[111] Buhârî, Târîhu’l-kebfr, c. 7, s. 51, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 187, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 149, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 42.
[112] Belazuri, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 231.
[113] İbn Sa’d, Tabakât, c. 1, s. 202, Taberî, Târih, c. 2, s. 219.
[114] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 231.
[115] İbn Sa’d, Tabakât, c. 1, s. 202.
[116] Sâd: 5-8.
[117] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 202-203.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/308-310.
[118] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 303, E bu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 192-193, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c.2, s. 277-278, Ebu’l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 186, Heysemî, Meonau’z-zıevâid, c. 8, s. 228.
[119] İbn Sa’d. Tabakât. t 1. s. 203.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/310-311.
[120] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 315, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 164, Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1 , s. 205, Kurtubi,Tefsir, c. 10, s. 328, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 62, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 180, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 4, s. 202.
[121] “Üzerimizden vebal kalkıncaya kadar” (Zürkânf, Mevâhibu’l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 257).
[122] Nadr b. Haris, Ümeyye b. Halef ve E bu Cehil (Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1 , s. 142).
[123] Yemâmeli Müseylimetü’l-Kezzab “Rahmânü’l-Yemâme”diye anılırdı (Süheylî, Ravdu’l-ünüf, c. 7, s. 443, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâyeve’n-nihâye, c. 5, s. 50).
[124] Yanı nda açı k lanm ı ş b eyanatı hâvf sahife ler (E bu’l -Fi dâ, Tefsir, c. 3, s. 1 80, S uyutf, D ürru’l -m ensû r, c. 4, s. 2 03.
[125] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 31 5-31 9, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 164-166, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 198-199, Kurtubi,Tefsir, c. 10, s. 128-130, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c . 3, s. 62-63, H âzi n, Tefsir, c. 3, s. 180 -181 , Suyûtî, D ürru’l -m e nsür, c. 4, s. 202-203.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/311-316.
[126] En’âm: 4-11 .
[127] Ra’d: 31-32.
[128] Furkan: 7-10.
[129] Furkan: 20-21.
[130] İsrâ: 90-97.
[131] Ra’d: 30.
[132] Sebe: 9.
[133] Saffat: 176-177.
[134] Nahl: 57.
[135] Duhan: 14.
[136] Kalem: 2.
[137] Tûr: 29.
[138] Kalem: 4-6.
[139] Zâriyât: 52-53.
[140] Yûnus 2.
[141] Sâd:,4.
[142] İsrâ: 47.
[143] Buruc: 19,21, 22.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/317-321.
[144] İbnİshak,İbnHişam, Sîre, c. 1, s. 321-322, Taben, Tefeîr, c. 15, s. 191, 192, Fahru’r-Râzî, Tefefr, c. 21, s. 82, Kurtubi, Tefar, c. 10, s. 346-347, İbn Se^id, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 108-109, Etau’l-Fidâ, Tefar, c. 3, s. 71-72, Suyuti Dürm’l-mensûr, c.4, s. 210.
[145] Kehf 23-24.
[146] Kehf 1-26, 83-98.
[147] İsrâ: 85.
[148] İbn İshak.İbnHişam, Sîre.d, s. 334-335.
[149] Fussilet: 26.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/321-323.
[150] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 321, Bevtıakf, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 202, Zehebî, TârîViu’l-İsJâm, s. 157.
[151] İbn Habib, Kitâbu’l-muhabber, s. 161.
[152] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 321, Taberî, Tefsir, c. 13, s. 182.
[153] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 139-140.
[154] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.l, s. 321, Taberî, Tefsir, c. 13, s. 182, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 21, s. 82.
[155] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.l, s. 383.
[156] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.l, s. 383-384, Taberî, Tefsir, c. 13, s. 182. Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 21, s. 82.
[157] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 321, Taberî, Tefsir, c. 13, s. 182.
[158] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 384, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 88.
[159] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 140-141.
[160] Fâtır: 42, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 139.
[161] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 321, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 139-140, Taberî, Tefsir, c. 1 3, s. 182.
[162] Nahl: 103, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 1 40-1 41.
[163] Furkan: 4-7, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 141. 16O.İsrâ: 88.
[164] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 140.
[165] Kamer: 45.
[166] Taberî, Târih, c. 2, s. 296.
[167] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 367, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 ,s.149.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/324-327.
[168] A’râf 157-158.
[169] Cum’a: 2.
[170] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 52, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 220, Müslim , Sahih, c. 2, s. 761, E bu Dâvud, Sünen, c. 2,s. 296, Nesai, Sünen, c. 4, s. 1 39.
[171] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 322, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 232-233, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 88, Müslim,Sahih, c. 1, s. 140-141, Taberî, Târih, c. 2, s. 205, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 21 3-21 4, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 6. Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 5-6, Begavf, Mesâbihu’s-sünne, c. 2, s. 174, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 162, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 48, İbnSeyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 85-86, Zehebî, Târıhu’l-İslâm , s. 117, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c . 3, s. 3.
[172] Ankebût: 48.
[173] Yûnus 16.
[174] Şûra: 52.
[175] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 148.
[176] Mecm: 2-4.
[177] el-Hâkka: 43-47.
[178] Hûd: 36-48.
[179] Hûd: 49.
[180] Ali-iİmrân: 33-43.
[181] Âli-İmrân: 44.
[182] Yûsuf 4-101.
[183] Yûsuf 102.
[184] Kasas: 3-43
[185] Kasas: 44-46.
[186] Yasin: 40.
[187] Yasin: 38.
[188] Enbiyâ: 30.
[189] er-Rahmân: 7.
[190] Fussilet: 11.
[191] Neml: 88.
[192] A’râf 172-173.
[193] Hicr:22.
[194] Nahl:68-69.
[195] En’âm: 38.
[196] İsrâ: 85.
[197] Câsiye: 29.
[198] İsrâ: 44.
[199] Nemi: 61.
[200] Yûnus: 92.
[201] er-Rahmân: 33.
[202] Şûra: 29.
[203] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/327-331.
[204] Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 223.
[205] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d , s. 384, Taberî, Tefsir, c.17, s. 96, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 198.
[206] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 223.
[207] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre.d, s. 384, Taberî, Tefsir, c. 17, s. 96, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 198.
[208] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre.c.4, s. 59, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 266, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 92.
[209] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 136, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 92, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 1 20-1 21.
[210] Enbiyâ: 98-100.
[211] . İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 384-385, Taberî, Tefsir, c . 17, s. 96-9 7, Zemahşerî, Keşşâf, c. 2, s. 28 4, Farıhru’r-R âzfî Tefsir,c. 22, s. 2 23, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 198-199.
[212] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1,s.385, Taberî, Tefsir, c. 1 7, s. 97, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 199.
[213] Vâhidi, Esbâbü’n-nüiûl, s. 206.
[214] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 385, Taberî, Tefsir, c. 17, s. 97, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 206, Zemahşeri, c. 2, s. 584,Fahru’r-Râzî, c. 22, s. 222, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 1 99.
[215] Zemahseri, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 222.
[216] Vâhidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 206.
[217] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.1, s. 385, Taberî, Tefsir, c . 1 7, s. 97, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 199. 21 4.
[218] Zemahseri, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 223.
[219] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1,s.385, Taberî, c. 17, s. 97, Zemahşen, c. 2, s. 584. Fahru’r-Râzî, c. 22, s. 223, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 199.
[220] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1,s.385, Taberî, c. 17, s. 97, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 199.
[221] Vâhidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 206.
[222] Zemahşeri, c. 2, s. 584, Fahru’r-Râzî, c. 22, s. 223
[223] Vâhidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 206.
[224] Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 206, Zemahşeri, c. 2 , s. 584, Fahru’r-Râzî, c. 22, s. 225.
[225] Nesefİ, Medârik, c. 4, s. 121 -122.
[226] Vâhidİ, Esbâbü’n-nüzûl, s. 206.
[227] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c . 22, s. 223.
[228] Nesefi, Medârik, c. ,s.122.
[229] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c .2 , s. 223, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 122.
[230] Vâhidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 206.
[231] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.1, s. 385, Taberî, Tefsir, c. 17, s. 97, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 584.
[232] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.385, Taberî, c. 17, s. 97, Zemahşeri, c. 2, s. 584. Fahru’r-Râzî, c. 22, s. 223, Ebu’l-Fidâ, c.3, s. 584.
[233] Enbiyâ: 101-102.
[234] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 385-386, Taberî, c. 17, s. 97, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 199.
[235] Enbiyâ: 26-29.
[236] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 386, Taberî, Tefsir, c. 17, s. 97, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 199.
[237] Zuhruf 57-67.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/331-336.
[238] Zemahşeri, Keşşaf, c. 3, s. 331, Ebussuud, Tefsir, c. 7, s. 180.
[239] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 1, s. 1 37.
[240] Zemahşeri, c. 3, s. 331, Fahru’r-Râzî, c. 26, s. 107, Meseff, Medârik, c. 3, s. 14, Etau’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 581, Ebussuud, c.7,s.180.
[241] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 137, Taberî, Tefsir, c. 23, s. 30, Fahru’r-Râzî, c.26, s. 107, Kurtubi, Tefsir, c. 15, s. 58, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 581, Hâzin, Tefsir, c. 4,s. 13, Beyzâvî, Tefsir, 2, s. 286, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 5, s. 270.
[242] İbn İshak, İbn Hişam , c. 1 , s. 387, Belâzurî, c. 1 , s. 1 37, Zemahşeri, c. 3, s. 331, Fahru’r-Râzî, c. 26, s. 107, Nesefi, c. 3,s. 14, Kurtubi, c. 15, s. 58, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 581, Beyzâvî, c. 2, s. 286, Ebussuud, c. 7, s. 180, Suyûtî, c. 5, s. 270.
[243] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Belâzurî, c. 1, s. 137, Zemahşeri, c. 3, s. 331, s. 581, Beyzâvî, c. 2, s. 286, Ebussuud,c. 7, s. 180, Suyûtî, c. 5, s. 270.
[244] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Belâzurî, c. 1, s. 137, Fahru’r-Râzî, c. 26, s. 1 07, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 581 .
[245] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.387, Fahru’r-Râzî, c. 26, s. 107, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 581.
[246] Zemahşeri, c. 3, s. 331, Nesefi, c. 3, s. 14, Kurtubi, c. 15, s. 58, Hâzin, c. 4, s. 13. Beyzâvî, c. 2, s. 286 E bussuud, c. 7,s. 180.
[247] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Belâzurî, c. 1, s. 137, Taberî, Tefsir, c. 23, s. 30, Zemahşeri, c. 3, s. 331, Nesefi, c. 3,s. 14, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 581, Hâzin, c. 4, s. 13, Beyzâvî, c. 2, s. 286, Ebussuud, c. 7, s. 180, Suyûtî, c. 5, s. 270.
[248] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387.
[249] Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 581.
[250] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 137, Taberî, Tefsir, c. 23, s. 30, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 581 ,Suyûtî, Dürru’l-mensur, c. 5, s. 270.
[251] Taberî, Tefsir, c. 23, s. 30, Suyûtî, c. 5, s. 270.
[252] Suyûtî, D ürru’l-mensûr, c. 5, s. 270.
[253] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Taberî, c. 23, s. 31, Vahidi, E sbâbü’n-nüzûl, s. 246, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 331 ,Kurtubi, Tefsir, c. 15, s. 58, Nesefi, Medârik, c. 3, s. 14, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 581.
[254] Taberî, c. 23, s. 31, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 248, E bu’l-Fidâ, c. 3, s. 581.
[255] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Taberî, c. 23, s. 31 .
[256] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387.
[257] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Taberî, c. 23, s. 31 , Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 246, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 581 .
[258] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Taberî, c. 23, s. 31, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 246, Zemahşeri, c. 3, s. 331, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 26, s. 107, Kurtubi, c. 15, s. 58, Nesefi, c. 4, s. 1 4, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 13, Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 286, Ebussuud,Tefsir, c. 7, s. 180.
[259] Yasin: 36/77-83.
[260] İsrâ: 17/49-52.
[261] Kaf: 50/1-4.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/336-339.
[262] Taberî, Tefsir, c. 11, s. 96, Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 228, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 17, s. 75, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 156, Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 410, Beyiâvf, Tefsir, c. 1, s. 442.
[263] Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 410.
[264] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 17, s. 55.
[265] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 229, Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289.
[266] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 17, s. 57, Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289.
[267] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 194, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 121, Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s.170, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 30, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 2, s 286-287.
[268] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 229, Fahru’r-Râzî, c. 1 7, s. 57, Hâzin, c. 2, s. 289.
[269] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 156, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 442.
[270] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Fahru’r-Râzî, c. 17, s. 57, Nesefi, c. 2, s. 156, Beyzâvî, c. 1 , s. 442.
[271] Fahru’r-Râzî, c. 17, s. 57, Hâzin, c. 2, s. 289.
[272] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, c. 2, s. 156-157, Beyzâvî, c. 1, s. 442.
[273] Fahru’r-Râzî, c. 17, s. 57, Hâzin, c. 2, s. 289.
[274] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, c. 2, s. 157, Beyzâvî, c. 1, s. 442.
[275] Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289.
[276] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, c. 2, s. 157, Beyzâvî, c. 1, s. 442.
[277] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 17, s. 57.
[278] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 229, Fahru’r-Râzî, c. 1 7, s. 57, Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289.
[279] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 156.
[280] Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 288.
[281] Hâzin, c. 2, s. 288, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 442.
[282] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 228.
[283] Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 442.
[284] Zemahşeri, c. 2, s. 228, Beyzâvî, c. 1, s. 442.
[285] Zemahşeri, c. 2, s. 228, Fahru’r-Râzî, c. 17, s. 57.
[286] Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 288.
[287] Taberî, Tefsir, c. 11, s. 95, Kurtubi, Tefsir, c. 8, s. 319.
[288] Zemahşeri, c. 2, s. 228, Kurtubi, c. 8, s. 319, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 1 56.
[289] Fahru’r-Râzî, c. 17, s. 56, Hâzin, c. 2, s. 288.
[290] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 228.
[291] Fahru’r-Râzî, c. 17, s. 56, Hâzin, c. 2, s. 288.
[292] Beyzâvi, Tefsir, c. 1, s. 442.
[293] Yûnus: 15-16.
[294] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 388.
[295] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 330, Zemahşeri, Keşşaf, c. 4, s. 292, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 380, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 417,Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 579.
[296] İbn İshak, İbn Hişam, c.1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 225,Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 417, S uyut f, Dürru’l-mensûr, c. 6, s. 404.
[297] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 388.
[298] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Kurtubi, c. 20, s. 225, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 6, s. 404.
[299] Taberî, c. 30, s. 331, Kurtubi, c. 20, s. 227, Suyûtî, Dürr, c. 6, s. 404.
[300] Vâhidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 307, Zemahşeri, c. 4, s. 292, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417.
[301] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 331, Taberânf, Mu’cemu’s-sağfr, c. 1, s. 265, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 307, Zemahşeri, Keşşaf,c. 4, s. 292, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 227-228, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 380, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 417, Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 579,Suyûtî, Dürru’l-mensur, c. 6, s. 404.
[302] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 146.
[303] İbn Kuteybe, Te’vflu Müşkili’l-Kur’ân, s. 185.
[304] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144.
[305] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, 331, Kurtubi, c. 20, s. 225, Suyûtî, Dürr, c. 6, s. 404.
[306] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144.
[307] İbn İshak, İbn Hişam , c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 144, Kurtubi, c. 20, s. 225, Suyûtî, Dürr, c.6,5.404.
[308] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144.
[309] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 144, Kurtubi, c. 20, s. 225, Suyûtî, c. 6, s.404.
[310] Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 307, Zemahşeri, c. 4, s. 292, Nesefi, c. 4, s. 385, Hâzin, c. 4, s. 417.
[311] En’âm: 14.
[312] Zemahşeri, c. 4, s. 292, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417, Suyûtî, c. 6, s. 404.
[313] Zemahşeri, c. 4, s. 292, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 144, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417, Suyûtî, c. 6, s. 404.
[314] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 331, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 1 44, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 6, s. 404.
[315] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Zemahşeri, Keşşaf, c. 4, s. 292, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 144, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 380, Hâzin, 64-66.
[316] Zümer: 64,66.
[317] Kâfirûn: 1-6.
[318] . Zemahşeri, c. 4, s. 292, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 144, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417, Suyûtî, c. 6, s. 404.
[319] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144.
[320] Zemahşeri, c. 4, s. 292, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 144, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417.
[321] Hâzin. Tefsir. c.4. s. 417.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/339-344.
[322] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 432, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 50, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 514, Süheylî, Ravdu’l-ünüf, c. 3, s. 328-329, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 212, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 6, s. 314.
[323] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre.d, s. 389, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, 11, s. 151, Kurtubi, Tefsir, c.19, s. 212.
[324] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 4, s. 209, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 332, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 6, s. 315.
[325] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 432, Taberî, Tefen-, c. 30, s. 50, Hâkim, M üstedrek, c. 2, s. 514, Kurtubi, Tefsiri-, c. 11 , s. 211-212, Suyûtî, Dürr, c. 6, s. 314.
[326] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 389.
[327] İbn Ümmi Mektum, Hz. Hatice’nin dayısı Kays’ın oğlu idi. (İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 514.)
[328] İbn Sa’d, Tabakât, c. 4, s. 209, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 432.
[329] Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 432, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 50, Kurtubi, c. 19, s. 211 -212, E tau’l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 470, S uyut f,Dürr, c, 6. s. 314.
[330] Belâzurî, Ensâb, c. 1 , s. 152, Taberî, c. 30, s. 51, Fahru’r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, c. 19, s. 212, Nesefi, c. 19, s. 212.
[331] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 389, Taberî, c. 30, s. 51 , Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 470.
[332] Fahru’r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, c. 19, s. 212, Nesefi, c. 4, s. 332.
[333] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 389-390.
[334] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 390, Süheylî, Ravdu’l-ünüf, c. 3, s. 328, Kurtubi, c. 19, s. 21 2, Nesefi, c. 4, s. 332.
[335] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 390.
[336] İbn Sa’d, Tabakât, c. 4, s. 209, Tirmizî, c. 5, s. 432, Taberî, c. 30, s. 51.
[337] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 390.
[338] Abese: 1-16.
[339] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 4, s. 209, Taberî, Tefefr, c. 30, s. 51, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 31, s. 54, Nesefi, Medârik, c. 4,s. 332, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 470-471.
[340] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 51 , Fahru’r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 21 2, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 471.
[341] Taberî, c. 30, s. 51, E bu’l-Fidâ, c. 4, s. 471 .
[342] Fahru’r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, c. 19, s. 212, Nesefi, c. 4, s. 332, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 490.
[343] Taberî, c. 30, s. 51, Fahru’r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, c. 1 9, s. 213, Nesefi, c. 4, s. 332, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s.490.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/344-346.
[344] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 308-309.
[345] İbn Sa’d, Tabak âtü’l-kübrâ, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Belâzurî,Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 158, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 284, Ebu Nuaym , Hilyetu’l-evliya, c. 1, s. 1 49, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c.2, s. 282. İbn Abdilbetr, İstiâb, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taben, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 1, s. 74, Zehebî, Târîhu’l-İsiâm, s. 217, Ebu’l-Fidâ,el-Bidâye ye’n-nihâye, c. 3, s. 28.
[346] İbn Sa’d, c. 3, s. 233, Ahmedb. Hanbel, c. 1.S.404, İbn Mâce, c. 1, s. 53, Hâkim, c. 3, s. 284, Ebu Nuaym, c.1 ,s.149,Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 281, İbn Abdilberr, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 74, Zehebî, s. 217, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s.28.
[347] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 339, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 66, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser,c. 1, s. 100, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 57, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1 , s. 478.
[348] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1,s.339, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esir, c. 2, s. 66, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 57, Halebî, c. 1.S.478.
[349] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 339, Taberî, Târîh, c. 2, s. 220, İbn Esîr Kâmil, c. 2, s. 66, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c.1, s. 1 00, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 57, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 475.
[350] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 339, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 66, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 57.
[351] İbn Sa’d, Tabak âtü’l-kübrâ, c. 8, s. 261-265, İbn Kuteybe, Kitâbu’l-maârif, s. 112, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 160,Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 281-282, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1865, Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Süheylî, Ravdu’lünüf, c. 3, s. 2 20, İ bn Esîr, K âmil, c. 2, s. 67, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 180, Zehebî, Târîhu’l -İ si âm, s. 21 7-21 8, E b u’l-F idâ, el-Bi dâyeve’n-nihâye, c. 3, s. 59, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 648, Halebî, İnşân, c. 1, s. 483.
[352] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.342, Belâzurî, c. 1,s.198, İbn Esîr, c. 2, s. 70, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 59, Halebî, c. 1, s. 478.
[353] Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 478.
[354] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 342-343, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 1 97, Zehebî, Târîhu’l-İ slâm, s. 219, E bu’l-Fidâ, c. 3,s. 59.
[355] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 197, Zehebî, Târîhu’l-İslâm , s. 219, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 59.
[356] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.343, Zehebî, s. 219, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 59.
[357] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 343, Belâzurî, c. 1, s. 197, Zehebî, s. 21 9.
[358] İ bn İshak, İ bn Hişam , Sîre, c. 1, s. 343, Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 197, İbn Kayyı m, Zâdu’l-mead, c. 2, s. 49, Zehebî,Târîhu’l-İ slâm, s. 219.
[359] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 197.
[360] Nahl: 106.
[361] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 181, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 190, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 59.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/346-349.
[362] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 282, Taberî, TârıTı, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 65, İbn Seyyid, Uvûnu’l-eser,c.1,s.100.
[363] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 287-288, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 49.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/349-350.
[364] İbn İ shak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 309-31 0, fihm ed b. Han bel, Müsned, c. 2, s. 218, Taberî, Târih, c. 2, s. 223, Beyhakî,Delâil, c. 2, s. 275-276, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 187-188, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 164-165, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâyeve’n-nihâye, c. 3, s. 46, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 15-16, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1 , s. 423.
[365] Taberî, Târih, c. 2, s. 223, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 276.
[366] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 310, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 218, Taberî, c. 2, s. 223, Beyhakî, c. 2, s. 276, Ebu’l-Ferec,d ,s.188, Zehebî, s. 165, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 46, Halebî, c. 1, s. 473.
[367] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 310, Zehebî, Târıhu’l-İslâm, s. 165,
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/350-352.
[368] Hatta insan terslerini ve kokmuş şeyleri (İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 70).
[369] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 201, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 1 31, Taberî, Târîh, c. 2, s. 229, Ebu’l-Ferec İbnCevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 182, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 21.
[370] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 70.
[371] Ezrakî. Ahbâru Mekke. c. 2. s. 200. Taberî. Târih. c. 2. s. 197.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/352.
[372] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 380, Belânın, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1,s.12O.
[373] Fahru’r-R âzı, Tefsir, c. 32, s. 171, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 425, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 564.
[374] Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 564.
[375] Kurtubİ, Tefsir, c. 20, s. 240.
[376] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 171, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 240, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 382, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 425,Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 581, E bussuud, Tefsir, c. 9, s. 211.
[377] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 380, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 338, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 171.
[378] Belâzulî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 122, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 339, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 425.
[379] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 338-339.
[380] Zemahşeri, Ke ssâf, c. 4, s. 297, F ahru’r-R â zf, Tefsir, c. 32, s. 171,1 73, M eseff, M edârik, c. 4, s. 38 2, 383.
[381] Taberî, c. 30, s. 339, Fahru’r-RâzT, c. 32, s. 171 , Kurtubi, c. 20, s. 240, Nesefi, c. 4, s. 382, Hâzin, c. 4, s. 425, Beyzâvî,c.2,s.581,Ebussuud,c.9,s. 211.
[382] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 338.
[383] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 380, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 122, Taberî, c. 30, s. 339, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 171, Kurtubi,c. 20, s. 240, Nesefi, c. 4, s. 382, Beyzâvî, c. 2, s. 581, E bussuud, c. 9, s. 211 .
[384] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 339, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 291.
[385] Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 240, Ebussuud, c. 9, s. 211.
[386] Taberî, c. 30, s. 339, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 291, Kurtubi, c. 20, s. 240. Ebussuud, c. 9, s. 211.
[387] Tebbet: 1-5.
[388] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 380, İbnSa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 200, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1 ,s. 281, Buhârî,Sahih, c. 6, s. 17, Müslim , Sahih, c. 1,s.194, Belâzurî, Ensâb, c. 1.S.120,121, Taberî, Târih, c. 2, s. 216, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.183, Begavf, Mesâbfhu’s-sünne, c. 2, s. 175, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 184, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 60-61.
[389]
[390] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 381, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 1 23, Beyhakî,D el âil ü’n-nübüvve, c. 2, s. 195, Kadı Iyaz,eş-Şifâ,c.1, s. 291 , F ahru ‘r-R âzf, Tefsir, c. 32, s. 17 3, M uhi bbüt-Ta berf, R ı yâdu ‘n-n adrâ,c. 1, s. 81, K urt ubf, Tefsir, c. 20, s. 234, İ bn Seyyi d, U yun u’l-eser, c. 1, s. 102, Zeheb f, T ârfh u’l-İ si âm, s. 147, E bu’l -Fi dâ, Tefsir, c. 4,s. 565, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 288.
[391] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 , s. 381, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 195, Kadı lyaz, c. 1, s. 291 , Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 172, Muhibbü’t-Taberî, c. 1, s. 81, Kurtubi, c. 20, s. 234, Zehebı, s. 147, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 565.
* Hicr’de (Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316).
[392] İbn İshak, İbn Hişam, t 1, s. 381-382, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, Beyhakî, c. 2, s. 195, Fahru’r-Râzî, c.32, s.17, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 234, Zehebî, Târih, s. 147, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 565, Diyarbekrî, Hamfs, c.1,s. 288.
[393] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, Beyhakî, c. 2, s. 195, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 80, 81, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 103,Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 565.
[394] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316.
[395] Ebu Nuaym, D el âil ü’n-nübüvve, c. 1, s. 193, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 103, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 62.
[396] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 172.
[397] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 195, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 1 72, Muhibbü’t-Taberî, c. 1, s. 81, Zehebî, s. 147, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s.565.
[398] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316.
[399] Ebu Nuaym, c. 1, s. 193, İ bn Seyyid, c. 1 , s. 103, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 565.
[400] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 103.
[401] E b u N uaym .Delâil ü’n-nübüvve, c. 1, s. 193, E bu ‘I-Fi dâ, Tefsir, c. 4, s. 565, K asta lânf, M evâ hibu’l -ledün niye, c. 1, s. 6 2.
[402] Ezrakî, c. 1 , s. 316, Ebu Nuaym, c. 1, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 195, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, c. 1,s.81, İbn Seyyid, c. 1, s. 103, 147, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 565.
[403] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 381, Ezrakî, c. 1, s. 316, Belâzurî, c. 1, s. 81, Kurtubi, c. 20, s. 234, Ebu’l-Fidâ, c. 4,s. 565.
[404] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 381, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 123, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c.1, s. 291.
[405] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 123.
[406] Diyarbekrî, Târıhu’l-hamıs, c. 1, s. 288.
[407] İbn İshak, İbn Hişam, c.1, s. 381, Ezrakî, c. 1, s. 316, Belâzurî, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 195, Kadı lyaz, c.1, s. 291 ,Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, R ı yâdu ‘n-n adrâ, c. 1, s. 81, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 234, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1 , s. 103, Zehebî, Târıhu’l-İslâm, s. 147, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 565, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 62, Diyarbekrî,Hamfs, c.1, s. 288.
[408] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 123.
[409] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 381, Ezrakî, c. 1, s. 316, Kurtubi, c. 20, s. 234.
[410] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316.
[411] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 122, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 147.
[412] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 381-382, Belâzurî, c. 1, s. 122, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 80,Kurtubi, t 20, s. 234, Zehebî, s. 147, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 565, Kastalani, İrşâdü’s-sârf, c. 6, s. 25, Diyarbekrî, c. 1,s.288.
[413] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s. 381, Belâzurî, c. 1, s. 123, Kadı Iyaz c.1, s. 291, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, Kurtubi, c.20, s. 234.
[414] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 195, Fahru’r-Râzî, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 147, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 565.
[415] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 62.
[416] Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 194, İbn Seyyid, c. 1, s. 103, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 565, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 62.
[417] Beyhaki, D el âil ü’n-nübüvve, c. 2, s. 195, F ahru’r-Râ zf, c. 32, s. 172, M u hibbü’t-Taberî, c. 1, s. 81, Ze hebi, T ârıhu’l -İslâm, s. 147.
[418] Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 193, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 103, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 565.
[419] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 382, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 195, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 1, s. 81, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 234-235, Zehebî, Târıhu’l-İslâm, s. 1 47.
[420] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 234-235, Zehebî, Târıhu’l-İslâm, s. 147.
[421] Bedrüddin Aynf, Umdetu’l-kârf, c. 16, s. 97.
[422] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 382, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 244, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 162, Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 194, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, Bedrüddin Aynf, Umdetu’l-kârf, c. 16, s. 97, Kastalani, İrşâdü’s-sârf, c. 25.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/352-356.
[423] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 7, s. 384, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 18, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 490.
[424] İ bn Sa’d, Tabakâtü’l-kü brâ, c. 8, s. 3 6-3 7, Be yhak f, D el âil, c. 2, s. 338-339, İ bn Esîr, U sdu “l-gâbe, c. 7, s. 38 4, H ey sem f, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 18.
[425] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 18.
[426] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 339.
[427] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 18.
[428] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 18.
[429] Belâzurî, Ensâbu’l-esrâf, c. 1, s. 131, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 19.
[430] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 19.
[431] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 131, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 1 9.
[432] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 339.
[433] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 19.
[434] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 131, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 339.
[435] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 19.
[436] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 131.
[437] Heysemî Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 19.
[438] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 339.
[439] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 339.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/356-358.
[440] Zerka’, Havran’dadır. (Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, t 1, s. 131)
[441] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 19.
[442] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 19.
[443] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 131.
[444] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 131, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Meanau’z-zevâid, c. 6, s. 19.
[445] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 131.
[446] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 338.
[447] İbn Sa’d’dan naklen Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 147.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/358-359.
[448] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 65,131, Müslim,Sahih, c. 3, s. 141 8, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162. Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2,s. 279, Zehebî, Târihu’l-İslâm , s. 216, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 62.
[449] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 417, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 65,131, Müslim, Sahih, c. 3, s. 141 8, Belâiurî, Ensâb, c.1, s. 125, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 279, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1 ,s. 190, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 103, Zehebî,Târihu’l-İslâm, s. 216, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 44, Heysemî, Mecmau’i-ievâid, c. 6, s. 17, Kastalani, Mevâhib, c.1, s. 62.
[450] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417,Buhârî, c. 1, s. 131, Müslim, c. 3, s. 1419, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162, Beyhakî, c. 2, s.279, Ebu’l-Ferec, c. 1, s. 1 90, Zehebî, s. 216, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 44, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 292.
[451] Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279.
[452] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 397, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 266-267, Heysemî, Mecmau’i-ievâid, c. 1, s. 17.
[453] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267, Heysemî, Mecmau’i-zevâid, c. 6, s. 17.
[454] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 17.
[455] Belâiurf, Ensâbu’l-esrâf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 17.
[456] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1419, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 279, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 216.
[457] Ahmed b. Hanbel, c. 1,s.417, Buhârî, Sahih, c. 1 , .65, 131, Müslim, c. 3, s. 1418, Nesai, Sünen, c. 1,s.162, Beyhakî,c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 44, Heysemî, Mecmau’i-ievâid, c. 6, s. 17, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 292.
[458] Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 216.
[459] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 286.
[460] Nesai, Sünen, c. 1 , s. 162, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 103.
[461] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 190, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 44, Diyarbekrî, c. 1, s. 292.
[462] Belâzuri, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 125, Heysemî, Mecmau’i-zevâid, c. 6, s. 17.
[463] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 31, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 62, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 469.
[464] Müslim, c. 3,5.141 8,Belâzurî,c. 1,s. 125, Ebu Nuaym,c.1,s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, İbn Seyyid, c.1, s. 104, Zehebî,s. 216, Halebî, c. 1, s. 469.
[465] Buhârî, c. 1, s. 131, Beyhakî, Sünenü’l-kübrâ, c. 9, s. 7, Kastalani, c. 1 , s. 62, Halebî, c. 1, s. 469.
[466] Buhârî, c. 1 , s. 131, Müslim, c. 3, s. 1418, Belâiurf, c. 1, s. 1 25, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7,Heysemî, c. 6, s. 17, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 469.
[467] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. Ebu’l-Ferec, c. 1, s. 1 ,s. 190, Zehebî, s. 21 6, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 44, Kastalani, c. 1 ,s.62.
[468] Buhârî, c. 1, s. 131 , Belâiurf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Nesai, Sünen, c. 1 , s. 1 62, Beyhakî, Sünenü’l-kübrâ,c. 9, s. 7, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 469.
[469] Buhârî, c. 1, s. 131, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1.S.469.
[470] Buhârî, c.1, s. 131 .Müslim, c. 3, s. 1 418, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216. Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c.1,s. 469.
[471] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Ebu’l-Ferec, c. 1, s.190, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 44, Diyarbekrî, c. 1, s. 292.
[472] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 131 , Müslim , Sahih, c. 3, s. 1418, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 279, Zehebî, Târihu’l-İslâm ,s. 216, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 62, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 469.
[473] Buhârî, c. 1, s. 65, 131, Müslim, c. 3, s. 141 8, E bu Nuaym , Delâilü’n-nübüvve, c. 1 , s. 267, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162,Beyhakî, Delâil, c.2,s. 279, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s.1 03, Zehebî, s. 216,Heysemî, Mecmau’i-ievâid, c. 6, s. 18, Kastalani,c.1, s. 62, Halebî, s. 469.
[474] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65,131, Müslim ,c.3, s. 141 8 Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162, Beyhakî, c. 2, s. 279, E bu’l-Ferec, c. 1, s. 190, İbn Seyyid, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 216, Heysemî, c. 6, s. 18,Kastalani, s. 62, Halebî, s. 469.
[475] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 41 7, Ebu’l-Ferec İbn Cevif, el-Vefâ, c. 1, s. 190, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 44,Diyarbekrî, c. 1 , s. 292.
[476] Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, İbn Seyyid, c.1 ,s.1O3, Zehebî, s. 21 6.
[477] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 125, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162, E bu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Heysemi ,c. 6, s. 18.
[478] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1 418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Ebu’l-Ferec, c. 1.S.190, Zehebî, s. 216, E bu’l-Fidâ, c. 3, s. 44.
[479] Buhârî, c. 1,3.131, Belâiurf, c. 1, s. 125, Nesai, c. 1, s. 62, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 6, s. 18, Halebî,c.1, s. 469.
[480] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Müslim, c. 3, s. 1418, Nesai, c. 1, s. 1 62, Beyhakî, c. 2, s. 279, Ebu’l-Ferec, c. 1, s. 190, Zehebî, s. 216, E bu’l-F idâ, c. 3, s. 44, Kastal ânf, c. 1, s. 62, Diyarbekrî, c. 1, s. 292.
[481] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 393, Belâiurf, c. 1,s.125, Nesai, c. 1,s.162, Ebu Nuaym, c. 1,s.267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 469.
[482] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 65,132.
[483] Buhârî, c. 1, s. 65,132, Müslim, c. 3, s. 1418, Belâiurf, c. 1, s. 1 25, Nesai, c. 1, s. 162, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279.
[484] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Nesai, c. 1, s. 162, Ebu’l-Ferec, c. 1,s.19O, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 44.
[485] Buhârî, c. 1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1 418, Belâiurf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1 , s. 469.
[486] Buhârî, c. 1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216.
[487] Buhârî, c. 1, s. 132, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7, Halebî, c. 1,s.469.
[488] Buhârî, c. 1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7, Delâil, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216, Kastalani, c. 1 ,s. 62, Halebî, c. 1,5.469.
[489] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim , c. 3, s. 1418, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7, Ebu’l-Ferec, c. 1 , s.190,Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 44, Kastalani, c. 1, s. 62, Diyarbekrî, c. 1, s. 292.
[490] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 393, Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216.
[491] Buhârî, Sahih, c.1, s. 65.
[492] Müslim, Sahih, c. 3, s. 141 8, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 21 6, Heysemî, Mecmau’i-zevâid,c. 6, s. 18.
[493] Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216, Halebî, c. 1 , s. 469.
[494] Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 267, Heysemî, Mecmau’i-ievâid, c. 6, s. 18.
[495] Müslim, Sahih,c. 3, s. 1418, Beyhakî,Delâilü’n-nübüvve.c. 2,s. 279, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 217, Heysemî, Mecmau’i-levâid, c. 6, s. 18, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 469.
[496] Buhârî, Sahih, c.1, s. 132, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1418, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 279, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c.1, s. 62, Halebî, c.1, s. 469.
[497] Buhârî, c. 1 ,s. 1 32, Müslim, c. 3, s. 1418, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162, Beyhakî, Sünenü’l-kübrâ, c. 9, s. 7, Delâil, c. 2, s.279, Zehebî, Târihu’l-İslâm, s. 216, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1 , s. 62.
[498] Buhârî, c. 1, s. 132, Nesai, c. 1, s. 162, Kastalani, c. 1, s. 62.
[499] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1 , s. 132, Müslim, c. 3, s. 1418, Belâiurf, c. 1, s. 125, Nesai, c. 1 ,s.162, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Ebu’l-Ferec, c. 1, s. 1 90, Zehebî, s. 216, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 44, Heysemî, c. 6,s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Diyarbekrî, Hamfs, s. 1,s.293, Halebî, c. 1,s.469.
[500] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 393, Müslim, c. 3, s. 1419, Beyhakî, c. 2, s. 279.
[501] Buhârî, c. 1 , s. 132, Müslim, c. 3, s. 1419, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 21 6, Heysemî, c. 6,s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62.
[502] Belâiurf, Ensâbu’l-esrâf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.
[503] Heysemî, Mecmau’i-ievâid, c. 6. s. 18.
[504] Buhârî, c.1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1 418, Nesai c. 1,s.162, Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s.217, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 470.
[505] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 23, Müslim , c. 3, s. 1420, Beyhakî, c. 2, s. 279.
[506] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 397.
[507] İbn Sa’d, Tabakât, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Müslim, c. 3, s. 1420.
[508] Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216.
[509] Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 217.
[510] İbn Sa’d, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Nesai, c. 1, s. 162, Beyhakî, c. 2, s. 280, Zehebî, s. 21 6, Heysemî,c 6, s. 18, Halebî, c. 1, s. 470.
[511] Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, Nesai, c. 1, s. 1 62, Beyhakî, c. 2, s. 280, Zehebî, s. 216, Heysemî, c. 6, s. 18,Halebî, c.1, s. 470.
[512] Buhârî, c. 1 , s. 132, Müslim, c. 3, s. 1 418, Belâiurf, c. 1, s. 125, Nesai, c. 1, s. 162, E bu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî,c. 2, s. 280, Zehebî, s. 217, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1,s.62, Halebî, c. 1,s.47O.
[513] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 132, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1418-1419, Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 267, Zehebî,Târihu’l-İslâm, s. 217, Heysemî, Mecmau’i-zevâid, c. 6, s. 18, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 470.
[514] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 393, 417, Müslim , c. 3, s. 1419, Zehebî, s. 217, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c.3, s. 44, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 293.
[515] Müslim, c. 3, s. 1 418, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 280, Zehebî, s. 217, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 44, 45, Halebî, c. 1,s.470.
[516] Buhârî, Sahih, c.1, s. 65.
[517] Müslim, c. 3, s. 1419, Beyhakî, c. 2, s. 280, Zehebî, s. 217, E bu’l-Fidâ, c. 3, s. 44, 45, Halebî, c. 1, s. 470.
[518] Nesai, Sünen, c. 1.S.162.
[519] Müslim, c. 3, s. 1419, Beyhakî, c. 2, s. 280.
[520] Buhârî, Sahih, c.1, s. 65.
[521] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397.
[522] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 280.
[523] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Diyarbekrî, c. 1, s. 293.
[524] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Müslim, c. 3, s. 1419, Diyarbekrî, c. 1, s. 293.
[525] İbn Sa’d, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Buhârî, c. 1, s. 132, Müslim , c. 3, s. 1419, Nesai, c. 1, s. 162, Ebu’l-Ferec İbn Cevif, el-Vefâ, c. 1, s. 191, Zehebî, s. 216, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 470.
[526] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1419, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 280.
[527] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 397, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1 420, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 280.
[528] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417,puhârî, Sahih, c. 1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1419. Ebu’l-Ferec İbn Cevif, el-Vefâ, c.1 ,s.191,Zehebî, Târihu’l-İslâm, s. 217, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1 , s. 62, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 470.
[529] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 393, Müslim, c. 3, s. 1419.
[530] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267, Heysemî, Mecmau’i-zevâid, c. 6, s. 18.
[531] Belâiurî, Ensâbu’l-esrâf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.
[532] Belâiurî, Ensâb, c. 1 , s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267.
[533] Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.
[534] Heysemî, Mecmau’i-ievâid, c. 6, s. 18.
[535] Belâiurî, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.
[536] Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 267.
[537] Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.
[538] Belâiurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 125.
[539] Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.
[540] Belâiurî, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.
[541] Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.
[542] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267.
[543] Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.
[544] Belâiurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267, Heysemî, Mecmau’i-zevâid, c. 6, s. 18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/359-366.
[545] İbnEbi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 297, Ahmed b. Hanbel.Müsned.c. 2, s. 204. Buhârî, Sahîh.c. 6, s. 34-35, E bu Nuaym , Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 209, Beyhakî, Delâil, c. 2 , s. 274, Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 190, Zehebî, Târîhu’l-İslâm , s. 215, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 46, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 16.
[546] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 31 5, 319, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 164-166, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 198-199, Kurtubi,Tefsir, c. 10, s. 128 -130, E bu ‘I-Fi dâ, Tefsir, c. 3, s. 62-63, H âlin, Tefsir, c. 3, s. 180-181, Suy utf, D ürru’l-m ensûr, c. 4, s. 202, 203.
[547] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 319, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 166, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 205, 206, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 190, Zehebî, Târîhu’l-İslâm , s. 153-154.
[548] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 319, Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 205-206, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 1 90, Zehebî, Tâıfhu’l-İslâm, s. 153-154.
[549] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 319-320, Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 206, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 190, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s. 108, Zehebî, Târîhu’l-İslâm , s. 1 53-1 54, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 4243.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/366-368.
[550] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 166-167, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 86, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 410
[551] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 167, İbn Esir, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 86.
[552] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 167, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 86, İbn Hacer, c. 3, s. 41 0.
[553] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 3, s. 215, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 369, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 166-167, İbn Esîr, Usd,c. 3, s. 86, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 2, s. 336, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 140, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s.29.
[554] İbn Kuteybe, Kitâbu’l-maârif, c. 101, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 167, İbn Esîr, Usd, c. 3, s. 86, İbn Hacer, c. 3, s. 410.
[555] İbn Sa’d, c. 3, s. 215, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 369, Beyhakî, c. 2, s. 167, İbn Esîr, c. 3, s. 86, Muhibbüt-Taberî, c. 2,s. 336, Zehebî, s. 140, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 29, İbn Hacer, c. 3, s. 410.
[556] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 86.
[557] İbn Sa’d, c. 3, s. 215, Hâkim, c. 3, s.369, Beyhakî,c. 2, s. 167, İbn Esîr, c. 3, s. 86, Muhibbüt-Taberî, c. 2, s. 336, Zehebî, s. 140, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 29.
[558] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 167, İbn Esîr, Usd. c. 3, s. 86.
[559] Buhârî’nin Târîh’inden naklen İ bn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 410.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/368-369.
[560] Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 360. E bu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 89, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 2, s. 353, İ bn H acer, c. 1, s. 545, Ta berâ nfden nakl en H eyse m T, M ecm au’i-zevâid, c. 9, s. 151 .
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/369.
[561] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 3, s. 55, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 446.
[562] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 55.
[563] Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 446.
[564] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 55, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1 , s. 446.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/369-370.
[565] İbn Sa’d, c. 3, s. 116, (tan .Abdilbeır, lstiâb.c.4, s. 1474, IbnEsîr, Usd, c. 5, s. 181, IbnHacer, el-lsâbe, c. 3, s. 421.
[566] İbn Sa’d, c. 3, s. 116, İbn Esir, c. 5, s. 181, İtan Hacer, c. 3, s. 421.
[567] İbn Sa’d, c. 3, s. 116-117, İbn Aicdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1473, İbn E ar, Usd, c. 5, s. 181 .
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/370.
[568] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 156.
[569] İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c.1, s. 339-340, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 196-197, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1849.
[570] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 195.
[571] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69.
[572] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 340, Belâzurî, c. 1, s. 196, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 218, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 385.
[573] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd,c.7, s. 123, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 482.
[574] Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 1 28, Kastalani, Mevâhibu’l-ledünniye, c. 1, s. 66.
[575] Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 482.
[576] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c. 7, s. 123.
[577] Belâzurî, c. 1, s. 196; İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c. 7, s. 123, Halebî, c. 1, s. 482.
[578] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 340, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 283, İbn Abdilberr, İstiâb, c.1, s. 849, İbn Esîr, Usd, c. 7,s. 123, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 1, s. 117, Zehebî, s. 218, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 385, Kastalani, c. 1, s. 66.
[579] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 340, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 117, Hâzin, c. 4, s. 385, İbn Hacer, c. 4, s. 312.
[580] Belâzurî, Ensâb, c. 1 , s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c. 7, s. 123, Halebî, c. l.s.482.
[581] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.34O, Belâzurî, c. 1,s.196, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 283, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c.7, s. 123, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 117, Zehebî, s. 218, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 59, İbn Hacer, c. 4, s. 312, Hâzin, c. 4, s. 385, Kastalani,c.1, s. 66. Halebî, c.1, s. 482.
[582] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 196, İbn Esîr, c. 2, s. 69, Usd, c. 7, s. 123, Halebî, c. 1, s. 482.
[583] Belâzurî, c. 1, s. 196 Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 269-270.
[584] Kurtubi, Tefsir, c. 16, s. 189, Suyûtî, Esbâbü’n-nüzül, s. 1 96.
[585] Ahkâf 11.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/370-372.
[586] Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 482.
[587] Mus’abu’z-Zübeyyrf, Nesebi Kureyş.s. 147, İbn Kuteybe, Kitâbu’l-maârif, s. 77, İbn Abdilberr, İstiâb, c.4,s. 1946, Süheylî, Ravdu’l-ünüf, c. 3, s. 222.
[588] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c . 2,s. 70, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 475.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/372.
[589] İbn Kuteybe, Kitâbu’l-maârif, s. 77.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/372.
[590] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 195, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 399.
[591] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 341, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 195, İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sîre, s. 55, İbn E ar, Kâmil, c.2, s. 69, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 1, s. 117, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ye’n-nihâye, c. 3, s. 58.
[592] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 195.
[593] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 341, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 195, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 1, s. 117-118, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1 , s. 482.
[594] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 195, İbn Esîr, c. 2, s. 69, Halebî, c. 1.S.482.
[595] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 341, Belâzurî, c. 1, s. 1 95, İbn Esîr, c. 2,s. 69, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 11 8, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 58, Halebî, c. 1 , s. 482.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/372-373.
[596] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 3, s. 230, 231, Belâzurî, c. 1 ,s. 1 94, İbn Esîr, c. 2, s. 68, Usd, c. 3, s. 136,1 37, İbn Hacer, el-İsâtae, c. 2, s. 256.
[597] Belâzuıî, Ensâb, c. 1, s. 185, İbn Haim, Cevâmiu’s-sfne, s. 54.
[598] Halebî, İnsânu’l-uvûn, c. 1, s. 481 .
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/373.
[599] İbn Sa’d, c. 4, s. 123, Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1730, İbn E ar, Usdu’l-gâbe, c. 6, s. 248, İbnHacer, c. 4, s. 156, Halebî, c. 1 , s. 481.
[600] İbn Sa’d, c. 4, s. 123, Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Abdilberr, c. 4, s. İbn E ar, Usd, c. 6, s. 248.
[601] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1730.
[602] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 6, s. 248.
[603] İbn Sa’d, c. 4, s. 123, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1730.
[604] İbn Sa’d, c. 4, s. 123, Belâzurî, c. 1 ,s. 195, İbn Abdilberr, c. 1, s. 1 730.
[605] İbn Sa’d, c. 4, s. 123, Belâzurî, c. 1 ,s.1 95, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1730, İbn E ar, Usd, c. 6, s. 248.
[606] İbn Sa’d, c. 4, s. 123, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1730, İbn Esîr, Usd, c. 6, s. 248.
[607] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 4, s. 123, Belâzurî, Ensâbu’l-eş râf ,c. 1, s.158, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 4, s. 132.
[608] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 134.
[609] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 195.
[610] Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 6, s. 248, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 156, Halebî, İnsânu’l-uvûn, c. 1, s. 481-482.
[611] Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Esir, Usd, c. 6, s. 248, Halebî, c, 1. s. 482.
[612] Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c. 6, s. 248, Halebî, c. 1, s. 482.
[613] İbn Sa’d, Tabakât, c. 4, s. 123, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1730, Halebî, c. 1,s.482.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/374-375.
[614] İbn Sa’d, c. 3, s. 233, Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliya,c. 1, s. 149, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 281 , İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 178-179, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 1, s. 245,Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 1, s. 74, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 1, s. 251.
[615] İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 2, s. 48.
[616] İbn Sa’d, c. 3, s. 232, Belâzurî, c. 1, s. 185-186.
[617] İbn Sa’d, Tabak âtü’l-kübrâ, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 284, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 1, s. 74, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 2, s. 49, Zehebî, TânTiu’l-İslâm, s. 1 41-1 42, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye vıe’n-nihâye, c. 3, s. 28.
[618] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 186.
[619] İbnİshak,İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 339-340, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 186, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 148, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 66, Muhibbüt-Taberî, Rıyâd, c, 1 , s. 117, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 57-58.
[620] Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.
[621] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 186.
[622] İbnSa’d,Tabakât,c.3,s.233, Ahmedb.Hanbel, c. 1, s.404, İbn Mâce c.1 ,s. 53, Hâkim, c. 3, 284, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1 , s. 149, İbn Abdilberr, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 74, Zehebî, Târih, s. 217. Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 58.
[623] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 185.
[624] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 185, İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sîre, s. 54.
[625] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn Mâce, c, 1. s, 53, Hâkim , c. 3, s. 284, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-e’vliyâ, c. 1, s. 149, İbn Abdilberr, c. 1, s. 179, İbn Hazm, s. 54, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 74, Zehebî, Târih, s. 217-218, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 58.
[626] İbn Abdilberr, c. 4, s. 181 3, İbn Hazm, s. 55, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 7, s. 69, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 1, s.111, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 274, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 481.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/375-377.
[627] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 175.
[628] İbn Sa’d, Tabak âtü’l-kübrâ, c. 3, s. 233, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 156, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliya, c. 1 , s. 1 40, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121 , İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 11 4, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181 , Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.
[629] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 165.
[630] Suyûtî, Düıru’l-m ensûr, c. 4, s. 132.
[631] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 233, Belâzurî, Ensâb, c.1, s. 158, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Usd, c. 2,s.114.
[632] Taberî, Tefar, c. 14, s. 182, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 68.
[633] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 165, Belâzurî, Ensâb, c.1, s. 178, Alâuddin Ali, Kenzu’l-ummâl, c. 13, s. 375.
[634] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 144, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 439, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 115.
[635] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 115.
[636] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 144, İbn Abdilberr, c. 2, s. 439, Fahru’r-Râzî, c. 20, s. 121, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115, Hâzin, c. 3, s. 136.
[637] İbn Abdilberr, c. 2, s. 439, İbn Esîr, Usd, c, 2, s. 11 5.
[638] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 144, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 439, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, İbn Esîr,Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 11 5, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.
[639] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1 , s. 383, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 3, s. 164, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 237, Belâzurî,Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 176, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 438, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 115, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 2,s. 235.
[640] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, İbn Abdilberr, c. 2, s. 438, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115, İbn Hacer, el-İsâbe, 11, s. 416,Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 511.
[641] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 178-179, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 115.
[642] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 179.
[643] Buhârî, Sahîh, c.4, s.238-239,Beyhakî, Delâil, c.2, s.283,Zehebî,Târîhu’l-İslâm,s. 218-219, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 59.
[644] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 110, Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1 , s. 144, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 283, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115.
[645] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 109, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 28.
[646] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 109.
[647] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 110, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 383, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 283.
[648] Hâkim, Müstedrek,, c. 3, s. 383.
[649] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 110, Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym , Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 1,s.144, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115.
[650] Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Hâkim, c. 3, s. 383, Ebu Nuaym, c.1, s. 1 44, Beyhakî, c. 2, s. 283.
[651] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 109.
[652] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 110, Buhârî, c. 4, s. 239, E bu Dâvud, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym, c. 1, s. 144 Beyhakî, c.2, s. 283, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115, Zehebî, s. 219, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 59.
[653] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 110, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym, c. 1, s. 144, İbn Esîr, c. 2, s. 115, Zehebî, s. 219.
[654] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 110, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 383, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 1 44.
[655] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 111, Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 47, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 176, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 383, Ebu Nuaym , Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 144, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 283,İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 11 5, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 219, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 59.
[656] Hakim, Müstedrek, c. 3, s. 383.
[657] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 111, Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c.1, s. 144, İbn Esîr, c.2, s. 115.
[658] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. 56, E bu Dâvud, c. 3, s. 47, İbn Esîr, c. 2, s. 115.
[659] Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 56.
[660] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. 56.
[661] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Hâkim, c. 3, s. 383, Beyhakî, c. 2, s. 283, İbn Esîr, c. 2, s. 115, Zehebî, s. 21 9, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 59-60.
[662] Ebu Nuaym, c. 1, s. 144.
[663] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Belâzurî, c. 1,s.176, Ebu Nuaym, c. 1,s.144, Beyhakî, c.2, s. 283, İbn Esîr, c.2, s. 115, Zehebî, s. 219, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 57.
[664] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 383.
[665] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Belâzurî, c.1 , s. 176, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 28.
[666] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 109, Buhârî, c. 4, s. 239, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Yâkubî, c. 2, s. 28, Ebu Nuaym , c. 1, s. 144, Beyhakî, Delâil, c.2, s. 283, İbn Esîr, c. 2, s. 115, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 60.
[667] Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 56, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 219.
[668] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 176.
[669] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 109, E bu Dâvud, Sünen, c . 3, s. 47.
[670] Buhârî, c. 8, s. 56, Belâzurî, c. 1, s. 176, Ebu Nuaym, c. 1,s.144, Beyhakî, c. 2, s. 283, İbn Esîr, c.2, s. 115, Zehebî, s.219, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 60.
[671] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 109, Buhârî, c. 8, s. 56, Belâzurî, c. 1, s. 176, Yâkubî, c. 2,s. 28, Ebu Nuaym, c. 1, s. 144, Beyhakî, c.2, s. 283, İbn Esîr, c.2, s. 115, Zehebî, s. 219, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 60.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/377-380.
[672] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 404, İtan Mâce, Sünen, c. 1, s. 58, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 349, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-e’vliyâ, c. 1 , s. 172, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1481 , Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 2, s. 281, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 5, s. 253, Zehebî, Siyeru a’lami’n-nübelâ, c. 1, s. 293, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 58, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 454.
[673] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn M âce, Sünen, c. 1, s. 53, E bu Nuaym, c. 1, s. 172, Zehebî, Siyer, c. 1, s.
293, Ebu’l-Fidâ. c. 3. s. 58.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/380-381.
[674] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 226, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 1 81, İbn Kuteybe, Kitâbu’l-maârif, s. 114, Hâkim,Müstedrek, c. 3, s. 397, İbn Abdilberr, c. 2, s. 727, İbn E ar, Usd, c, 3, s. 36, Zehebî, Siyer, c. 2, s. 10,12,İbnHacer, c. 2, s. 195.
[675] İbn Sa’d, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 404, İbn Mâce, c. 1, s. 53. Belâzurî, c. 1, s. 158, Ebu Nuaym, c. 1, s. 172,Hâkim, c. 3, s. 349, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 281, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1481, İbn Ear, Usd, c. 2, s. 38, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 1 , s. 74, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 182, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 12, Ebu’l-Fidâ, t 3, s. 58.
[676] İbn Sa’d, c. 3, s. 227, Belâzurî, c. 1, s. 181, İbn Esîr, Usd, c. 3, s. 37, Zehebî, Siyer, c. 2, s. 1 2,13, İbn Hacer, c. 2, s. 195.
[677] İbn Sa’d, c. 3, s. 248, Suyûtî, Dürru’l-mensur, c. 4, s. 132.
[678] İbn Sa’d, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 404, İbn Mâce, c. 1, s. 53, Belâzun, c. 1, s. 158, Ebu Nuaym, c. 1, s. 140,İbn Ear, Usd, c. 3, s. 38, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 21 7.
[679] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 184.
[680] En’âm: 53.
[681] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 184.
[682] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 3, s. 248, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 156.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/381-382.
[683] İbn Sa’d, Tabakât, c. 4, s. 136, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 157, İbn Kuteybe, Kitâbu’l-maârif, s. 111, İtan Abdilberr, İstiâb, c.4, s. 1 863, Zehebî, Si yem a’lâmi’n-nübelâ, c. 1, s. 292.
[684] İbn Sa’d, c. 3, s. 246, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 5, s. 467.
[685] İbn Sa’d, t 3, s. 248, 249, Belâzuıî, c. 1,s.16O, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1589, İbn Esîr, Usd, c, 4, s. 131, Zehebî, Siyer, c.1, s. 293.
[686] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 32, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 58.
[687] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 342, İbn Sa’d, c. 3, s. 249, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 62, Belâzurî, c. 1, s. 161, İbnAbdilberr, c. 4, s. 1589, Zehebî, Siyer, c . 1, s. 294, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 9, s. 293.
[688] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 9, s. 293.
[689] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 62, Belâzurî, c. 1, s. 161, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1589, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 294, Heysemî, c. 9, s. 293, Alâuddin Ali, Kenzu’l-umm âl, c. 13, s. 528.
[690] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.342, Belâzurî, c. 1 , s. 160, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 383, EbuNuaym, Hilyetü’l-evliya, c.1, s. 140, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyer, c .1, s. 393, Heysemî, c. 9, s. 293, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 648.
[691] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 342, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 282, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 388-389, Zehebî, Târîhu’l-İslâm ,s. 218, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 59, Heysemî, c. 9, s. 293.
[692] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Beyhakî, c. 2, s. 282, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1589, Heysemî, c. 9, s. 293.
[693] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 342, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 3, s. 249, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 383, EbuNuaym, Hilyetü’l-eviiyâ, c. 1, s. 140, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 3, s. 282, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1589, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 5, s. 468, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 21 8, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 59, Heysem f, Mecmau’z-zevâid, c. 9, s.293, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 648, Alâuddin Ali, Kenzu’l-ummâl, c. 11, s. 728.
[694] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301.
[695] “Bir daha kâfirler seni yakalayıp suya batırırlar ve sana ‘Şöyle şöyle söyle!’ derler ve bu işkenceyi tekrarlarlarsa, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 160, Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.67, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s.180, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 648, Halebî, İ nsânu’l-uyün, c. 1, s. 483.
[696] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Kurtubi, Tefsir, c. 1 0, s. 1 80, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s.571, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 143.
[697] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 160, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 148.
[698] İbn Sa’d, Tabakât, c. 4, s. 136, Belâzurî, c. 1, s. 157, İbn Kuteybe, Maârif, s. 111, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1863, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 1, s. 292.
[699] İbn Sa’d, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 349, EbuNuaym, Hilye, c. 1, s. 1 40, Beyhakî, c. 2, s. 281, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1864, İbn Esîr, Usd, c. 7, s. 152, Zehebî, Târîh, s. 21 8, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 58.
[700] İbn Sa’d, Tab akât, c. 8, s. 264, Zürk ânf, M evâ hibu’l -ledünn iye Şerhi, c. 1, s. 2 66.
[701] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301.
[702] Halebî, İnsânu’l-uyün, c. 1, s. 483, Zürkânf, Mevâhibu’l-ledün niye Şerhi, c. 1, s. 266.
[703] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1,s.14O, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1865, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181.
[704] Ebu Nuaym, Hilye, c.1, s. 140, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181.
[705] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1865, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181.
[706] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 160, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67.
[707] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 180, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136,Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 571.
[708] İ bn Sa “d, Tab akâtü’ l-kübrâ, c. 8, s. 264-265, Bel âzu rf, E nsâb u’l-eşrâf, c. 1, s. 160, Be yhak f, D elâ ilü ‘n-n übüwe, c. 2, s. 82,İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sîre, s. 54, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1965, Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67,Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 21 8, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu’l-uyün, c. 1, s. 483.
[709] İbn Sa’d, Tabakât, c. 8, s. 264-265, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 160, İbn Kuteybe, M aârif, s. 112, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve,c. 2, s. 282, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1865, Zemahşeri, c. 2, s. 430, Süheylî, Ravdu’l-ünüf, c. 3, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67,F ahru’r-R âzf, Tefsir, c. 20, s. 1 21, Ku rtub f, Tefsir, c. 10, s. 180, Zehebî, s.218, E bu’l-F idâ, c. 3, s. 59, H ale bf, c. 1, s. 483.
[710] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s.349, Ebu Nuaym, c. 1,s.14O, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 282, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1864, İbn Esîr, Usd, c. 4, s. 130, Zehebî, Târîh, s.217, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 58.
[711] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 248.
[712] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s.342, Ebu’l-Fidâ, c. 3, s. 58.
[713] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn Mâce.c. 1,s.53, Belâzurî, c. 1, s. 158, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Târîh, s. 53, Belâzurî, c. 1, s. 1 58, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Târîh, s. 217.
[714] İbn Sa’d, c. 3, s. 248, Belâzurî, c. 1, s. 1 58, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 1, s. 293, Suyûtî, Dürru’l-m ensür, c. 4, s.132.
[715] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 248, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 1 58.
[716] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1864, Süheylî, Ravtiu’l-ünüf, c. 3, s. 220, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 483-484.
[717] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67.
[718] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 1 81, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 4, s. 132.
[719] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 3, s. 249, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1 , s. 159, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 1 , s. 294.
[720] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1,s.159, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 182.
[721] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 181, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136, Suyûtî, Dürru’l-mensûr, c. 4, s. 132.
[722] İbn Sa’d, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 159, Taberî, c. 1 4, s. 181-182, E bu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 140, Zehebî, c. 1, s. 294, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 587, Suyûtî, Dürr, c. 4, s. 132.
[723] Taberî, c. 14, s. 181, Hâzin, c. 3, s. 136.
[724] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 159, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67.
[725] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 159.
[726] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 159, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 67.
[727] İbn Sa’d, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 159, Ebu Nuaym, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 130-131.
[728] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 571, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 143.
[729] Tirmizî, Sünen, c. 1, s. 52, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 392, Ebu Nuaym, c. 1, s. 139, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 296, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 9, s. 295.
[730] Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 139-140, Zemahşeri, c. 2, s. 430, Fahru’r-Râzî, c. 20, s. 121, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 2, s. 136, Beyzâvî, c. 1, s. 571, E bussuud, c. 5, s. 143, Alâuddin Ali, Kenzu’l-umm âl, c. 11, s. 724.
[731] Tirmizî, c. 1, s. 52, Zemahşeri,c. 2, s. 430, Fahru’r-Râzî,c. 20, s. 121, Hâzin, c. 3, s. 136,Beyzâvî, c.1 ,s. 571, Ebussuud, c. 5, s. 143, Heysemî, c. 9, s. 295.
[732] Zemahşeri, c. 2, s. 430, Fahru’r-Râzî, c. 20, s. 121, Nesefi, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Beyzâvî, c. 1, s. 571 ,Ebussuud, c. 5, s. 143.
[733] İbn Sa’d, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 159, Taberî, c. 14, s. 182, Ebu Nuaym, c. 1 ,s. 140, Zemahşeri, c. 2, s. 430, Fahru’r-Râzî, c. 20, s. 121, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Nesefi, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Beyzâvî, c. 1, s. 571. Ebussuud, c. 5, s. 143.
[734] Zemahşeri, c. 2, s. 430, Fahru’r-Râzî, c. 20, s. 121, Nesefi, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Beyzâvî, c. 1, s. 571 ,
Ebussuud, c. 5, s. 143.
[735] İbn Sa’d, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 1 59, Ebu Nuaym, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 1, s. 294.
[736] İbn Sa’d, Tab akâtü’l-kübrâ, c. 3, s. 249, E bu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 1, s. 294.
[737] Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.
[738] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 159, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Siyer, c. 1 , s. 294.
[739] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 159.
[740] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 159, E bu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 294, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2,s. 588.
[741] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 159.
[742] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 159, E bu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 294,Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.
[743] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, Ensâb, c,1, s. 159, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 182, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyer, c. 1 , s. 294, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.
[744] Suyûtî, Dürru’l-m ensûr, c. 4, s. 132.
[745] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, Ensâb, c.1, s. 159, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 182, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyer, c. 1 , s. 294, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.
[746] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 160.
[747] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67.
[748] İbn Sa’d, c. 3, s.249,Belâzurî, c. 1, s. 160, Taberî,c. 14, s. 182, EbuNuaym, c.1, s.1 40, Zemahşeri, c. 2, s.430,Fahru’r-Râzî, c. 2, s. 121 , İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 180, Nesefi, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 294, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 571, Ebussuud, c. 5, s. 143.
[749] Nahl:106.
[750] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 159-160, Taberî, c. 14, s. 182, Vahidi, Esbâbü’n-nüzûl, s. 190, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Kurtubi, c. 10, s. 180, Zehebî, Siyer, c. 1,s.295, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/382-388.
[751] Firuzâbâdi, Kâmüsu’l-Muhît, c. 2, s. 316.
[752] Seyyid Şerif, Ta’rifât, s. 74-75.
[753] Kâmûsu’l-muhit, c. 2, s. 316, Seyyid Şerif, Ta’rifât, s. 74-75.
[754] Seyyid Şerif, Ta’rifât, s. 100.
[755] Kâsâni, Bedâyiu’s-sanâyi, c. 2, s. 84.
[756] Bakara: 1 84.
[757] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 182, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181 -182.
[758] Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 587, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 143.
[759] Fahru’r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.
[760] Fahru’r-Râif, Tefsir, c. 20, s. 121, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.
[761] Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.
[762] Fahru’r-R âzf, Tefsir, c. 20, s. 121, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.
[763] Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 587, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 143.
[764] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301.
[765] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 232, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 404, İbn M âce, Sünen, c. 1 , s. 53, Belâzurî, Ensâb, c.1, s. 185-186, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 284, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu’n-nadrâ, c. 1, s. 74, İbnKayyı m, Zâdu’l-m ead, c. 2, s. 49, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 217, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 28.
[766] İbn Sa’d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1 , s. 159, E bu Muaym, c. 1, s. 140, Zehebî, Siyer, c. 1 , s. 294, Ebu’l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.
[767] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/388-390.
[768] İbn İshak, İbn Hişam , Sı re, c. 1, s. 336, Taberı, Târih, c. 224-225, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 385-386, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 476.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/390-391.
[769] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 281, Taberî, Târih, c. 2, s. 216, İbn Esir, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 367, Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 147-148, Hajebf, İnşânu’l-uvûn, c. 1, s. 456.
[770] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 281-282, Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1 , s. 116, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 33, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 1, s. 456.
[771] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 116, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 60.
[772] İbn İshak, İbn Hişam,c.1, s. 282, Be lâzurî, c.1, s. 116, Taberî, Târih, c. 2, s. 216, İbn Hazm,s.51, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, c. 2, s. 33, Halebî, c. 1, s. 456.
[773] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 116.
[774] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 282, Belâzurî, c. 1, s. 116, Taberî, c. 2, s. 216, İbn Hazm,s.51 , İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, c. 2, s. 33, Halebî, c. 1, s. 456.
[775] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s. 116, İbn Esîr, Kâmil, t 2, s. 68.
[776] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.282, Belâzurî, c. 1, s. 116, Taberî, c. 2, s. 216, İbn Hazm,s.51 , İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, c. 2, s. 33, Halebî, c. 1, s. 456.
[777] Belâzurî, Ensâbu’l-eşraf, c. 1, s.1 16.
[778] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 282, Belâzurî, c. 1, s. 116, Taberî, c. 2, s. 216, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, c. 2, s. 33, Halebî, c. 1,5.456.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/391-392.

Share.

About Author

Leave A Reply