Medine’ye Gelen ve Medine’den Giden Elçiler

0

Benî Tayyi’ Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu
Zeyd’in Üstün Kişiliği ve Kendisine Yerler Verilişi
Zeydü’l-Hayr’ın Yolda Hastalanıp Vefat Edişi
Sa’d-ı Hüzeym Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Sa’d-ı Hüzeymlerin Soyları ve Yurtları
Sa’d-ı Hüzeym Temsilcilerinin Müslüman Oluşu
Benî Âmir b. Sa’saalardan Bazılarının Medine’ye Gelişi
Benî Âmir b. Sa’saaların Kimlikleri
Benî Âmir b. Sa’saalardan Medine’ye Kimlerin, Ne Zaman ve Niçin Geldikleri
Âmir’le Erbed’in Peygamberimiz Aleyhisselama Suikasta Yeltenmeleri
Useyd b. Hudayr’ın Âmir’le Erbed’i Kovması
Âmir’le Erbed’in Başına Gelenler
Hz. İbrahim’in Vefatı
Hz. İbrahim’in Yıkanışı, Cenaze Namazının Kılınışı ve Gömülüşü
Hz. İbrahim’in Vefatı Gününde Güneş Tutuluşu ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanları Uyarışı
Halid b. Velid’in Benî Hâris b. Ka’blara Gönderilişi
Benî Haris b. Ka’bların Kimlikleri ve Yurtları
Halid b. Velid’in Benî Hâris Elçileriyle Birlikte Medine’ye Gelişi
Kays b. Husayn’ın Benî Hâris b. Ka’blara Vali ve Kumandan Tayin Edilişi ve Elçilerin Yurtlarına Dönüşü
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Hâris ve Benî Nehdler Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Dıbablar Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Yezid b. Tufeylü’l-Hârisî Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Kanân b. Sa’lebeler Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Abdi Yağus b. Vâletü’l-Hârisî Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Ziyadlar Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Yezid b. Muhaccel Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kanân b. Zeydler Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Âsım b. Hârisü’l-Hârisî Hakkındaki Yazısı
Abde b. Müshir’in Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu
Adiyy b. Hâtim’in Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu
Adiyy b. Hâtim’in Medine’ye Geliş Tarihi, Kim fiğ i ve Kişiliği
Adiyy b. Hâtim’in Av Hakkındaki Sorularının Cevaplanışı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Verdiği Haberlerin Gerçekleşmesi
Adiyy b. Hâtim’in Tayyi’lere Vali Tayin Edilişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ashabdan Bazılarını İslâmiyetin Yayıldığı Yerlerde Görevlendirişi
Kimler, Nerelere ve Ne Zaman Gönderildiler?
Muaz b. Cebel’in Göreve Seçilişi
Muaz b. Cebel’in Görev Mahalli ve Görevi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel’i Uğurlaması
Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel’e Emir ve Tavsiyeleri
Alınacak Zekat ve Sadakaların Cins ve Miktarlarının Yazılı Olduğu
Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel’e Son Öğüt ve Tavsiyeleri
Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel’e Kendisiyle Bir Daha Görüşemeyeceğini ve Bazı Hadiseleri Haber verişi
Ebu Musa el-Eş’arî’nin Görevi ve Görev Mahalli
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebu Musa ile Muaz’a Tavsiyesi
Amr b. Hazm’ın Necran’da Görevlendirilmesi
Amr b. Hazm’a Verilen Emirnâme
Zekat Hakkındaki Yazılar ve Uygulamaları
Peygamberimiz Aleyhisselamın Zekat Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir Tarafından Enes b. Malik’e Verilen Zekat Yazısının Sûreti
Deve Zekatı
Yılın Birçok Günlerinde Yay fakta Güdüfen Koyun Zekatı
Gümüş Zekatı

MEDİNE’YE GELENLER VE MEDİNE’DEN GÖNDERİLEN ELÇİLER

Benî Tayyi’ Temsilcilerinin Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu

Benî Tayyi’lerin Kimlikleri .Yurtları ve Medine’ye Geliş Tarihleri Benî Tayyi’ler; Kahtan’ın soyundan gelme Kehlan kabilelerindendirler.[1]
Benî Tayyi’lerin ata soyları şöyle sıralanır Benî Tayyi’ (Cülhüme) b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe’, b. Yeşcüb, b. Ya’rüb, b. Kahtan. [2] Tayyi’ (Cülhüme) b. Üded’in üç oğlu vardı:
1. Futra,
2. Gavs,
3. Haris. [3]
Tayyi’ kabileleri, Tayyi’in Futra ve Gavs adındaki oğullarının soyundan türemiştir. Futra=Tayyi’in soyundan gelen kabileler:
1. Cedîle,
2. Benî Hârice b. Sa’d, b. Futra, b. Tayyi';
Cedîle’den gelen kabileler:
1. Salebe b. Ruman, b. Cündüb, b. Hârice, b. Sa’d,
2. Salebe b. Zühl, b. Ruman,
3. Sa’lebe b. Ced’â, b. Zühl, b. Ruman,
4. BenîAhmed b. Haris, b. Sümâme, b. Malik, b. Ced’â, b. Zühl, b. Ruman, b. Cündüb, b. Hârice kabileleridir.
Gavs b. Tayyi’in soyundan gelen kabileler:
1. Benî Sual b. Amr, b. Gavs,
2. Benî Cerm Sa’lebe b. Amr, b. Gavs,
3. Benî Nebhan b. Amr, b. Gavs,
4. Benî Heniyy b. Amr, b. Gavs kabileleridir.
Sual b. Amr b. Gavs’ın soyundan gelen kabileler

1. Benî Buhter b. Atüd, b. Uneyn, b. S el âmân, b. Sual,
2. Ma’n b. Atüd, b. Uneyn, b. Selâman, b. Sual,
3. Benî Sinbis b. Muaviye, b. Sual,
4. BenîAhzem b. Rebia, b. Cervel, b. Sual,
5. Necd b. Ebi Ahrem, b. Rebia, b. Cervel, b. Sual kabileleridir.
Nebhan ve Sa’dlardan gelen kabileler

1. Sa’d b. Nebhan,
2. Nâbil b. Nebhan kabileleridir. [4]
Tayyi’lerin yurtları Yemen’de idi.
Tayyi’ler Ezelîlerin ardından Hicaz’a gelip Sümeyrve Feyd’e konmuşlar, Ecâ’ve Selmâ dağlarını ele geçirmişlerdi.
Hicaz’da, Şam’da, Irak’ta ovaları, dağları dolduran cemaatler haline gelmişlerdi. [5]
Sümeyr bir dağ, [6] Feyd de Mekke yolunda bir yerdir. Ecâ’ ve Selmâ dağlarına yakındır.
Feyd’le Vâdi’l-kurâ arası altı geceliktir. [7]
Benî Tayyi’ temsilcilerinin Medine’ye gelişi H icretin 9. yılında idi. [8]
Benî Tayyi’ temsilcileri onbeş kişi idiler. [9]
LZeydü’l Hayl, [10]
2. Vüzer b. Câbir, b. Südus, b. Asmâu’n-N ebhânî,
3. Kabîsa b. Esved, b. Âmir, b. Cerm,
4. BenîMa’nlardan Malik b. Abdullah, b. Hayberî, [11]
5. Kuayn b. Huleyf (Halid b. Cedîle), [12]
6. Benî Devlanlardan bir adam , [13]
7. Kays b. Kesefietü’t-TarÎTÎ,
8. Kays b. Huleyfü’t-Tarîfî temsilciler arasında bulunuyordu. [14]
Temsilcilerin reisi ve seyyidi, Benî Nebhanlardan Zeydü’l-Hayl b. Mühelhel idi. [15]
Temsilciler Medine’ye geldikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam Mescidde idi.
Temsilciler, Mescidin önünde ve yanında hayvanlarının dizlerini bağladıktan sonra, Mescide girdil­er.
Peygamberimiz Aleyhiselamın yanına vardılar. [16]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara bakıp:
“Ben, size hiçbir yararı bulunmayan Uzzâ’dan, ondan ve Allah’tan başka tapmakta olduğunuz siyah deveden daha hayırlı olanı tavsiye ederim!” buyurdu. [17]
Zeydü’l-Hayl:
“Yâ Rasûlallah! Ben sana dokuz konaklık yerden hayvanımı yorarak geldim. Gecelerimi uykusuz, gündüzlerimi susuz geçirdim” dedi. [18]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Seni yamaçlardan ve düzlerden buraya kadar getiren, kalbini imana yaklaştıran Allah’a hamdol-sun!” buyurdu ve Zeyd’in elini avucunun içine alıp:
“Sen kimsin, ismin nedir?” diye sordu.
Zeyd:
“Ben, Zeydü’l-Hayl’ım! Şehadet ederim ki, Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur! Sen de O’nun kulu ve resûlüsün!” dedi. [19]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Sen Zeydü’l-Hayl değil, Zeydü’l-Hayr’sın!” buyurdu.
Zeyd’in Zeydü’l-Hayl diye anılması, atlardan çok iyi anladığı ve onlarla çok uğraştığı içindi. [20]
Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Tayyi’ temsilcilerine İslâmiyeti anlatıp Müslüman olmalarını tek­lif edince, onlar hemen Müslüman oldular. [21]
Allah onlardan razı olsun![22]

Zeyd’in Üstün Kişiliği ve Kendisine Yerler Verilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Arap adamlarından bana fazileti anılanlardan hiçbiri yoktur ki, yanıma gelince onu hakkında söyle­nilen faziletin dûnunda görmüş olmayayım!
Ancak, Zeyd bundan müstesnadır Ondaki her fazilet bana eriştirilmiş değildir!” buyurdu ve kendi­sine Zeydü’l-Hayr adını taktı. [23]
Bu görüşünü kendisine de açıkladı. [24]
Zeydü’l-Hayr1 m künyesi Ebu Müknif idi. [25]
Kendisi şair, hatib, babayiğit, [26] güzel yüzlü ve güzel ahlâklı idi.
İri ve uzun bir ata bindiği zaman, merkebe binmiş gibi, ayakları yerde sürünürdü. [27]
Peygamberimiz Aleyhisselam ona Feyd ile birlikte iki arazi de verdi ve bu hususta onun için bir fer­man yazısı da yazdırdı. [28]
Peygamberimiz Aleyhisselam Vüzer(veyaVezr) b. Südus’tan başka temsilcilerden her birisi için de, kavimlerine yazılar yazdırdı.
Vüzer b. Südus, Peygamberimiz Aleyhisselamın kendilerini Araplara boyun eğdirmek istediğini sanarak kızdı ve:
“Vallahi ben hiçbirzaman boynumu bir Araba eğmem!” diyerek Şam’a çekti gitti. Hıristiyanlığa girdi ve başını kazıttı. [29]
Temsilcilerin her birine bahşiş olarak beşer ukiyye, Zeyd’e ise oniki buçuk ukiyye gümüş verildi. [30]

Zeydü’l-Hayr’ın Yolda Hastalanıp Vefat Edişi

Zeydü’l-Hayr kavminin yanına dönmek üzere Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılıp giderken, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Zeyd muhakkak Medine hummasına tutulur, kurtulmaz. Kurtulmasa da, kınanmaz!” buyurdu.
Zeydü’l-Hayr, Necd ülkesindeki sulardan bir suyun başına ulaştığı, [31] Ferde (Karde) diye anılan yerde bulunduğu sırada[32] hummaya tutuldu ve orada vefat etti. [33]
Yüce Allah ondan razı olsun!
Zeyd vefat edince, Kabîsa b. Esved onun üzerine bir yıl ağıt ağlattıktan sonra, ona ait hayvan ve eşyaları onun evine gönderdi.
Peygamberimiz Aleyhisselamın Feyd ve iki arazi hakkındaki ferman yazısı da eşya içinde bulunuy­ordu. [34]
Zeyd’in karısı, Zeyd’in hayvanının üzerinde bulunmadığını görünce. [35] bilgisizliği, aklının ve dininin kıtlığı sebebiyle, [36] Zeyd’in eşyasını, Peygamberimiz Aleyhisselamın Zeyd’e verdiği arazinin ferman yazısı da içinde bulunduğu halde, hemen ateşe verip yaktı. [37]

Sa’d-ı Hüzeym Temsilcilerinin Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu

Sa’d-ı Hüzeymlerin Soyları ve Yurtları

Sa’d-ı Hüzeymlerin soyları şöyle sıralanır: Sa’d-ı Hüzeym b. Zeyd, b. Leys, b. Sûd, b. Eslüm, b. Elhâfî, b. Kudâa. [38]
Kudâa’dan şu kabileler türemiştir
1. Benî Mehre b. Haydan, b. Amr, b. Elhâfî, b. Kudâa,
2. Beni Behrâ b. Amr, b. Elhâfî, b. Kudâa,
3. Benî Beliyy, b. Amr, b. Elhâfî, b. Kudâa,
4. Benî Cüheyne, b. Zeyd, b. Leys, b. Sûd, b. Eslüm, b. Elhâfî, b. Kudâa,
5. Benî Selâman,
6. Haris,
7. Dınne,
8. Uzre,
9. Benî Sa’d-ı Hüzeym b. Zeyd, b. Leys, b. Sûd, b. Eslüm, b. Elhâfî, b. Kudâa,
10. Benî Selîh Amr b. Hulvan, b. İmran, b. Elhâfî, b. Kudâa,
11. Tenuh Benî Teymullah b. Esed, b. Vebere, b. Tağlib, b. Hulvan, b. İmran, b. Elhâfî, b. Kudâa,
12. Benî Huşeyn b. Nemir, b. Vebere, b. Tağlib, b. Hulvan, b. İmran, b. Elhâfî, b. Kudâa. [39]
Bunların her birinden de birçok kabileler türem iştir. [40]
Sa’d-ı Hüzeym’in:
1. Uzre
2. Dınne,
3. Haris,
4. Selâmân,
5. Muaviye
6. Vail
7. Sa’b adlarında yedi oğlu vardı. [41] Sa’d-ı Hüzeymler Yemen halkındandı. [42]

Sa’d-ı Hüzeym Temsilcilerinin Müslüman Oluşu

Yemen halkından Sa’d-ı Hüzeym temsilcileri Hicretin 9. yılıncia.[43] Peygamberimiz Aleyhisselamin ashabıyla oturduğu sırada, Medine’ye geldiler.
“Yâ Rasûlallah! Bizi İmriü’l-Kays’ın iki beyti diriltti!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Nedir onlar?” diye sordu.
Temsilciler:
“Seninle buluşmak üzere geliyorduk. Şöyle şöyle olan yerde bulunduğumuz sırada, su bizi yanılttı. Onu bulmaya güç yetiremedik.
Gide gide, mugaylan ve dikenli ağaçlı bir yere vardık.
İçimizden her bir adam, susuzluktan ölmek üzere bir ağacın gölgesine gitti.
Ölmek üzere olduğumuz bir sırada bir süvari çıkageldi.
Süvari bazımızı görünce iki beyit okudu ki, okuduğu beyitlerde suyun Dâric yanında bulunduğu bildiriliyordu.
“Bu şiiri kim söylemiş?” diye sordu.
Bazımız:
“İmriü’l-Kays!” dedi.
Süvari:
“İşte, vallahi Dâric önünüzdedir!” dedi.
Hemen dönüp onun yanına vardık. Onunla aramızdaki yakınlık elli zira kadardı.
İmriü’l-Kays’ın tarif ettiği gibi, su yosunu o suyun üzerini gölgelemekte idi” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Dünyada ünlü, önemli olan bu kişi, ahirette ünsüz ve önemsizdir!” buyurdu. [44]
Sa’d-ı Hüzeym temsilcilerinin Medine’ye gelişi Hicretin 9. yılının sonuna doğru idi. [45]
Sa’d-ı Hüzeymlerden Ebu Numan’ın rivayetine göre, babası demiştir ki:
“Kavmimden birkaç kişinin başında Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardım. [46]
Resûlullah Aleyhisselam, ülkelere ve Araplara galebe çalmış, halktan bir kısmı isteyerek, bir kısmı da kılıç korkusuyla İslâmiyete girmiş bulunuyordu. [47]
Medine’nin bir köşesine indiktan sonra, Mescide doğru gittik. Mescidin kapısına vardık.
Resûlullah Aleyhisselamı Mescidde cenaze namazı kıldırdığı sırada bulduk. [48]
Resûlullahın arkasında[49] bir köşede ayakta dikildik.
Resûlullah Aleyhisselamla görüşüp kendisine bey’at edinceye kadar halk ile birlikte namaza durmadık. [50]
Resûlullah Aleyhisselam, namazı kıldırıp dönünce, [51] bize baktı. [52]
‘Siz kimsiniz?” diye sordu.
‘Benî Sad-ı Hüzeymlerdeniz!’ dedik. [53]
Resûlullah:
‘Siz Müslüman mısınız?’ diye sordu.
‘Evet!’ dedik.
Resûlullah:
‘Kardeşinizin üzerine namaz kılmadınız mı?’ diye sordu.
‘Yâ Rasûlallah! Biz, sana bey’at edinceye kadar bunun bize caiz olmayacağını sanıyorduk1 dedik.
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Siz, nerede Müslüman olursanız olun, Müslümansınız!” buyurdu.
‘Müslüman olduk!’ dedik. [54]
Müslüman olup İslâmiyet üzerine bey’at ettik, sonra konak yerimize döndük.[55] Resûlullah Aleyhisselam konuklanmamız ve ağırlanmamız için emir verdi. [56]
Yaşı en küçük olanımızı gerimizde bırakmıştık.
Resûlullah Aleyhisselam bizi arattı, yanına götürüldük.
Adamımız ilerleyip Resûlullah Aleyhisselama İslâmiyet üzerine bey’at etti.
‘Yâ Rasûlallah! Bu, bizim en küçüğümüz ve hizmet edenimizdir!’ dedik.
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Cemaatin en küçüğü, onların hizmet edicisidir!
Allah ona bereketini ihsan etsin!” buyurdu.
Vallahi, Resûlullah Aleyhisselamın ona duası yüzünden, o, en hayırlımız ve Kur’ân’ı en iyi okuyanımız oldu.
Sonra, Resûlullah Aleyhisselam onu üzerimize vali yaptı.
Bize imamlık ederdi. [57]
Medine’de üç gün oturduktan sonra, vedalaşmak üzere Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardık. [58]
Döneceğimiz sırada, Resûlullah Aleyhisselam Bilal’e emretti. [59]
O da içimizden her birine[60] bahşiş olarak ukiyyelerle gümüş verdi.
Kavmimizin yanma döndük.
Allah onlara da İslâmiyeti nasip etti.” [61]

Benî Âmir b. Sa’saalardan Bazılarının Medine’ye Gelişi

Benî Âmir b. Sa’saaların Kimlikleri

Adnan’ın soyundan gelen[62] Benî Âmir b. Sa’saaların ata soyları şöyle sıralanır. Âmir b. Sa’saa, b. Muaviye, b. Bekr, b. Hevâzin, b. Mansur, b. İkrime, b. Hasafa, b. Kays, b. Aylan, b. Mudar. Âmir b. Sa’saa’nın:
1. Rebia,
2. Hilal,
3. Nümeyr,
4. Süvâet isimlerinde dört oğlu vardı . [63]
Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Haris b. Abdulmuttalib’in annesi Safiyye Hatun, Benî Âmir b. Şaşaalardandı. [64]

Benî Âmir b. Sa’saalardan Medine’ye Kimlerin, Ne Zaman ve Niçin Geldikleri

Benî Amirlerden temsilci olarak Medine’ye ilk gelenler arasında bulunan Amir b. Tufeyl, Erbed b. Kays (Mıkyes) ve Cebbar b. Selmâ; bu üçü, Benî Âmirlerin reisleri ve şeytanları idiler.
Benî Âmir halkı Âmir b. Tufeyl’e:
“Ey Âmir! Herkes Müslüman olmuştur. Sen de Müslüman ol!” dedikleri zaman:
“Vallahi Araplar bana tâbi oluncaya kadar uğraşıp durmaya azimliyimdir! Ben mi Kureyşîlerin şu gencine tâbi olacağım?!” dedikten sonra, Erbed’e:
“Şu adamın yanına vardığımızda ben karşısına geçer, onu lafa tutarım! Ben böyle yaptığım zaman sen onu arkasından kılıçla vurup öldür![65]
Muhammed öldürüldüğü zaman, halk savaşmak istemezler, diyetten fazlasına nza göstermezler. Biz de onlara diyeti öderiz!” dedi. [66]
Benî Âmir temsilcileri Hicretin 10. yılında Medine’ye geldiler. [67]
Ebu Mutarrif Abdullah b. Şıhhîr der ki:
“Peygamber Aleyhisselama gelen Benî Âmir heyeti içinde vanp kendisine selam verdik. [68]
‘Yâ Rasûlallah! [69] Sen bizim velîmizsin. [70] Sen bizim seyyidimizsin. [71] Sen bizim babamızsın. [72] Sen bizim üzerimize en uzananımızsın! [73] Sen bizim fazilette en üstünümüzsün! Sen bizim için içi et-yağ dolu çanaksın! Sen susun, sen busun!’ dedik. [74]
Resûlullah:
‘Yeter! Yeter! [75] Siz, söylemeniz gerekeni, lâyık olanı söyleyin. Bana ‘Resûl ve Peygamber” diye hitab edin de, şeytan sizi kolayca aldatmasın! [76]
Seyyid, Allahtır! Seyyid, Allah’tır! Seyyid, Allah’tır!1 buyurdu. [77]

Âmir’le Erbed’in Peygamberimiz Aleyhisselama Suikasta Yeltenmeleri

Peygamberimiz Aleyhisselam oturduğu sırada, Amir b. Tufeyl ile Erbed varıp Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne oturdular. [78]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Âmir’in oturması için bir döşek, minder getirtti. [79]
“Ey Âmir! Müslüman ol!” buyurdu. [80]
Âmir b. Tufeyl:
“Yâ Muhammedi Müslüman olursam bana ne olacak?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Müslümanların yararlandıkları şeylerden sen de yararlanacaksın. Onların mükellef bulundukları şeylerle sen de mükellef olacaksın” buyurdu. [81]
Âmir b. Tufeyl:
“Müslüman olursam, senden sonra bu işe beni memur edecek misin?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Bu, ne senin için, ne de kavmin için mümkün değildir.[82]
Fakat, ben seni süvari kumandanı yapayım.[83] Çünkü, sen süvari adamsın!” buyurdu. [84]
Âmir:
“Ben zaten bugün Necd süvarilerinin başında bulunuyorum. [85]
Ben sana üç şeyi teklif ediyor, seni şu üç şeyi seçmekte serbest bırakıyorum:
Ya çöller halkı senin olur, şehir ve köyler halkı benim olur.
Ya ben sana halife olurum.
Ya da Gatafan halkından bin al atlı, bin de al kısraklı süvarilerle gelir, seninle savaşırım.[86]
Vallahi, süvarileri, piyadeleri senin üzerine yığarım!” dedi. [87]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Allah seni bunu yapmaktan men eder!” buyurdu. [88]
Âmir, Erbed’le birlikte dönüp gidince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Allah’ım! Şunlara karşı bana yet! [89]
Âmir b. Tufeyl’i istediğin şeyle-ki, o benim de istediğimdir-uğraştır (başımdan def et)! [90]
Allah’ım! Benî Âmir’in kavmine doğru yolu göster!” diyerek dua etti. [91]
Âmir b. Tufeyl, Erbed’e:
“Yazıklar olsun sana ey Erbed! Sana emretmiş olduğum şey nerede kaldı?
Vallahi, yeryüzünde kendim hakkında en çok korkup çekindiğim bir adam varsa, o da sendin!
Vallahi, bugünden sonra hiçbir zaman senden korkar değilim!” dedi.
Erbed:
“Hakkımda hüküm vermekte acele etme! [92]
Vallahi, onun hakkında bana emretmiş olduğun şeyi yerine getirmeye kaç defa davrandımsa, her defasında ya onunla benim arama sen girdin! Arada senden başkasını göremedim! Kılıçla sana mı vuraydım?! [93] Yahut, onunla benim arama demir bir sur gerildiğini gördüm ! [94] Yahut, kılıcımın kınına el attığımda sanki elim kuruyup kaldı, elimi kımıldatamadım! [95]
Ya da, kılıcımı sıyırmak istediğim zaman, puğur bir devenin önümde ağzını açıp bana doğru yöneldiğini gördüm! Vallahi, ona kılıcımı sıyıramadım, başımı yutar diye korktum!” dedi. [96]

Useyd b. Hudayr’ın Âmir’le Erbed’i Kovması

Useyd b. Hudayr, Amir b. Tufeyl ile Erbed’in başlarına dürterek:
“Hemen buradan çıkın gidin maymunun dölleri!” diyerek onları Medine’den kovdu.
Âmir b. Tufeyl, ona:
“Sen kimsin?” diye sordu.
Useyd b. Hudayr
“Useyd b. Hudayr’ım!” dedi.
Âmir b. Tufeyl:
“Hudayr b. Simâk’ın oğlusun hâ?!” dedi.
Useyd b. Hudayr
“Evet!” dedi.
Âmir b. Tufeyl:
“Baban senden daha hayırlı ve iyi idi!” dedi.
Useyd b. Hudayr
“Hayır! Ben senden de, babamdan da hayırlıyı m dır!
Çünkü, babam müşrikti, sen de müşriksin!” dedi. [97]

Âmir’le Erbed’in Başına Gelenler

Amir b. Tufeyl ile Erbed yürü arına doğru çıkıp gittiler. [98]
Âmir b. Tufeyl, yolda rastladığı Benî Selûllerden bir kadının çadırına indi, yatıp uyudu. [99]
Yüce Allah onun boynunda bir taun (veba) peyda etti. [100]
Dili, koyun memesi gibi dışarı sark[101]
Âmir b. Tufeyl, boynunda çıkan ve hıyarcığa benzeyen şişten öleceği sırada:
“EyÂmir oğulları! Demekbenim gibi biradam hem deve taununa benzeyen bir kabarcığa, hıyarcığa tutulacak; hem de Selûllerden bir kadının çadırında ölecek hâ?l
Olamaz böyle şey!” dedi. [102]
O kadının evinde ölmek istemedi. [103]
“Getirin bana atımı!” dedi. [104]
Hemen atının sırtına atladı, mızrağı eline aldı. [105]
“Ey ölüm! [106] Ey ölüm meleği! [107] Çık karşıma!” diye semaya doğru haykırarak atını koşturdu durdu. [108]
En sonunda, atından ölü olarak yere düştü.[109]
Benî Âmirlerin yurduna vardığı zaman, Erbed’e kavmi:
“Ey Erbed! Ardında ne haber var?” diye sordular.
Erbed:
“Vallahi, birşey yok! O (Peygamberimiz Aleyhisselam) bizi öyle birşeye ibadete davet etmişti ki, onun şimdi yanımda bulunmasını ve kendisini okla vurup öldürmemi ne kadar isterdim!” dedi.
Erbed, bu sözü söyledikten bir veya iki gün sonra, kendisine ait devesinin üzerinde giderken, Yüce Allah bir yıldırım salıp onu ve devesini yaktı, yok etti. [110]

Hz. İbrahim’in Vefatı

Hicretin 8. yılında Zilhicce ayında Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Mâriye’den doğan oğlu Hz. İbrahim, [111] Hicretin 10. yılında, 10 Rebiülevvel Salı günü vefat etti. [112]
Hz. İbrahim vefat ettiği zaman onaltı aylıktı. [113]
Onsekiz aylık olduğu da rivayet edilir. [114]
Hz. İbrahim, Benî Mazinlerden sütannesi Ümmü Bürde’nin evinde, yanında bulunuyordu. [115]
Peygamberimiz Aleyhisselam; Abdurrahman b. Avf’ın elinden tutarak Hz. İbrahim’in bulunduğu hurma bahçesine, [116] demirci Ebu Seyf’in evine gitti. [117] Hz. İbrahim’i kucağına aldı. [118]
O sırada Hz. İbrahim can veriyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın gözlerinden yaş dökülmeye başladı . [119]
Abdurrahman b. Avf:
“Sen de mi ağlıyorsun yâ Rasûlallah?! [120]
Böyle ağlamaktan halkı sen men etmemiş miydin?” dedi. [121]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ey İbn Avf! Bu, ancak bir acımadan ibarettir! [122]
Ben ancak kendisinde bulunmayan hasletleri sayıp dökerek ölü üzerine bağıra bağıra ağlamaktan men ettim!
Ben, sizi günah ve hamakat olan iki bağırıştan; nimete kavuşulduğu sıradaki eğlence, oyun bağırışıyla yüz-göz tırmalamak, üst-baş yırtmaktan ve şeytan şamatasından men ettim!
Benim bu ağlamam ise bir acımadan ibarettir.
Acımayana, acınmaz!” buyurdu. [123]
Peygamberimiz Aleyhisselamın gözlerinden tekrar yaşlar dökülünce: [124]
“Göz ağlar, kalb üzülür.
Biz, Yüce Rabbimizin razı olacağı sözden başkasını söylem eyiz ! [125]
Vallahi[126] ey İbrahim! Biz senin firakınla çok üzgünüz! [127]
İbrahim benim oğlumdur. O, meme emerken ölen bir süt kuzusudur.
Cennette onun süt emme müddetini tamamlamak üzere iki sütanne tâyin olunmuştur!” buyurdu[128] ve sonra da:
“Ey dağ! Eğer bendeki üzüntü sende olsaydı, muhakkak, yıkılmış gitmiştin!
Fakat, biz Allah’ın bize emrettiğini söyleriz:
‘Biz Allah’ınız, Allah’ın kullarıyız. Ve biz O’na dönücüleriz! Rabbü’l-âlemm olan Allah’a hamdederiz’ deriz” buyurdu. [129]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. İbrahim için ağladığı sırada Üsâme b. Zeyd feryada başlayın­ca, Peygamberimiz Aleyhisselam onu men etti.
Üsâme:
“Senin de ağladığını gördüm!” deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ağlamak, acımaktan ileri gelir. Feryad ve figan ise, şeytandandır” buyurdu. [130]
Hz. İbrahim can verirken annesiyle teyzesinin feryad etmelerine mani olunmadı ise de, vefat edince mani olundu. [131]

Hz. İbrahim’in Yıkanışı, Cenaze Namazının Kılınışı ve Gömülüşü

Hz. İbrahim’in teyzesinin bildirdiğine göre; Hz. İbrahim’in cenazesini Fadl b. Abbas yıkadı. [132]
Sütannesi Ümmü Bünde’nin yıkadığı da rivayet edilir. [133]
Sanıldığına göre; ikisi birlikte yıkamışlardır. [134]
Hz. İbrahim yıkanırken, Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Abbas orada oturdular. [135]
Hz. İbrahim’in cenazesi Ümmü Bürde’nin evinden küçük bir şerir üzerinde taşındı. [136]
Peygamberimiz Aleyhisselam Bakiyy kabristanında[137] Hz. İbrahim’in cenaze namazını kıldırdı. [138]
Cenaze namazını kıldırırken dört tekbir aldı. [139]
Peygamberimiz Aleyhisselama:
“Yâ Rasûlallah! İbrahim’i nereye gömelim?” diye soruldu. [140]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Onu Bakiyy’e, [141] salih selefimiz Osman b. Maz’un’un yanına gömünüz!” buyurdu. [142]
Hz. İbrahim, Bakiyy kabristanında Osman b. Maz’un’un yanına gömüldü. [143]
Hz. İbrahim’in kabri, yola ve Akîl’in evine çok yakındı. [144]
Fadl b. Abbas ile Üsâme b. Zeyd kabrin içine indiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam kabrin kıyısına, Hz. Abbas da Peygamberimiz Aleyhisselamın yanı­na oturdu. [145]
Peygamberimiz Aleyhisselam kabrin yan tarafındaki kerpiçler arasında bir açıklık görüp kapatıl­masını emretti.[146]
Kerpici oraya kendi eliyle koydu, açığı kapatıp düzeltti ve:
“Sizden biriniz, biriş yaptığınız zaman, onu içe sinecek biçimde yapsın! Çünkü, öyle yapmak, musi­bete uğrayanın içini yatıştırır.
Gerçi, bunun ölüye ne zararı, ne yaran olur; fakat bu, dirinin gözünü aydınlatr!” buyurdu. [147]
Hz. İbrahim gömüldüğü zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Bir kırba su getirecek kimse var mı?” diye sordu.
Ensardan bir zât hemen bir kırba su getirdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Saç onu İbrahim’in kabrinin üzerine!” buyurdu. [148]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. İbrahim’in kabrinin başına bir taş getirilmesini de emredip, getir­ilen taşı kabrin başına dikti. [149]
Hz. İbrahim’in kabri bir alâmetle belirlendi.
Kabrinin üzerine ilk defa su serpilen de, o oldu. [150]

Hz. İbrahim’in Vefatı Gününde Güneş Tutuluşu ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanları Uyarışı

Hz. İbrahim’in vefat ettiği gün, güneş tutulunca, halk:
“İbrahim’in ölümü için güneş tutuldu!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bunu işitince, Mescide gidip Allah’a hamd ü senada bulunduktan sonra:
“Ey insanlar! Şüphe yok ki, güneş ve ay, Allah’ın âyetlerinden iki âyettir ki, bunlar hiçbir kimsenin ne hayatı, ne de vefatı için tutulmazlar!
Onları gördüğünüzde, açılıncaya kadar Yüce Allah’a dua edin, namaz kılın!” buyurdu.[151]

Halid b. Velid’in Benî Hâris b. Ka’blara Gönderilişi

Benî Haris b. Ka’bların Kimlikleri ve Yurtları

Benî Harislerin ata soyları şöyle sıralanır: Amr b. Yezid, b. Katan, b. Ziyad, b. Haris, b. Malik, b. Ka’b, b. Haris, b. Ka’b, b. Amr, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded. [152]
Benî Harisler, Benî Abdülmedan diye de anılırlar.
Medan, sanem ismi olup, bu kabile o puta nisbet edilmiştir.
Benî Harisler, Yemen’de, Necran bölgesinde otururlardı. [153]
Necran Yemen’in Mekke tarafındaki bölgelerindendir.
Rivayete göre; ilk gelip burayı imar eden Necran b. Zeydan, b. Sebe1, b. Yeşcüb, b. Ya’rüb, b. Kahtan olduğu için, buraya ondan dolayı Necran ismi verilmiştir.
Necran halkını Hıristiyanlığa ilk sokan da, Hz. İsa’nın dininde Feymûyun adındaki kimseydi. [154]
Peygamberimiz Aleyhisselam; Halid b. Velid’i Hicretin 10. yılında Rebiülevvel ayında[155] veya Rebiülâhirya da Cemâziyelûlâ (Cumâde’l-ûlâ) ayında[156] Necran’da Benî Haris b. Ka’blara gönderdi; ve onlarla çarpışmadan önce, kendilerini üç gün İslâmiyete davet etmesini, kabul etmedikleri takdirde çarpışmasını emretti. [157]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Halid b. Velid’in maiyyetine dörtyüz mücahid verdi. [158]
Halid b. Velid gidip Benî Harislerin yurduna vardı, her tarafa süvariler saldı.
Süvariler:
“Ey insanlar! Müslüman olunuz da selamete eriniz!” diyerek herkesi İslâmiyete davet ettiler. [159]
Necran’da bulunan Belhâris b. Ka’blar yapılan davete hemen icabet ettiler, [160] Müslüman oldular.
Halid b. Velid, bir müddet onların yanında oturdu.
İslâm şeriatını, Allah’ın Kitabını ve Allah’ın Peygamberinin sünnetini onlara öğretti. [161]
B enî H ârisler, m al lan nı n zekatları m verdiler.
Halid b. Velid de, bunları, onların fakirlerine dağıttı.
Halid b. Velid, Mezhic kabilesinden ayaklanan bir cemaatle çarpışarak onları mağlup etti.
Ayaklananlardan bazılarını esir ve hayvanlarını da iğtinam edip ganimet mallarından beşte birini ayırdıktan sonra, kalan beşte dördünü mücahidler arasında bölüştürdü. [162]
Halid b. Velid, Peygamberimiz Aleyhisselama bir yazı yazıp Bilal b. Hârisü’l-Müzenî ile gönderdi.
Yazısında Benî Harislerin İslâmiyeti hemen kabul ettiklerini bildirdi. [163] Yazısında şöyle dedi:
“B ismi İlâhirrahm ânirrahîm
Allah’ın Resûlü Muhammed Peygamber Aleyhisselama Halid b. Velid tarafındandır.
Yâ Rasûlallah! Allah’ın selam, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun!
Ben seni peygamber olarak gönderen o Allah’a hamd ederim ki, O’ndan başka hiçbir ilah yoktur.
Bundan sonra arzederim ki:
Yâ Rasûlallah! Allah’ın selamı senin üzerine olsun!
Sen beni Benî Haris b. Ka’blara gönderdin. Onların yanına vardığım zaman üç gün kendileriyle çarpışmamamı ve kendilerini İslâmiyete davet etmemi, Müslüman olurlarsa yanlarında oturup kendiler­ine İslâm alâmetlerini, Allah’ın Kitabını ve Allah’ın Peygamberi Aleyhisselamın sünnetini öğretmemi, Müslüman olmazlarsa çarpışmamı bana emretmiştin.
Ben onların üzerlerine vardım.
Resûlullah Aleyhisselamın bana emrettiği gibi, üç gün, kendilerini İslâmiyete davet ettim.
İçlerine süvariler gönderdim.
Onlara:
‘Ey Benî Harisler! Müslüman olunuz da selamete eriniz!’ dediler.
Onlarda, hemen Müslüman oldular ve çarpışmadılar.
Ben aralarında oturup onlara Allah’ın emretmiş olduğu şeyleri emr, Allah’ın nehyetmiş olduğu şeylerden de kendilerini nehy ettim.
Kendilerine İslâm’ın alâmetlerini ve Peygamber Aleyhisselamın sünnetini öğrettim.
Resûlullah Aleyhisselam bu hususta bana ne yapacağımı banayazıncaya kadar burada kalacağım.
Allah’ın selam, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun yâ Rasûlallah!”
Peygamberimiz Aleyhisselam, Halid b. Velid’in yazısına şöyle karşılık yazdırdı:
“B ismi İlâhi rra hm ânirrahîm
Allah’ın Resûlü Muhammed Peygamber’den Halid b. Velid’e,
Selam olsun sana! Ben senden dolayı O Allah’a hamd ederim ki, O’ndan başka ilah yoktur.
Bundan sonra derim ki:
Benî Haris b. Ka’bların kendileriyle çarpışmanıza hacet kalmadan Müslüman olduklarını, İslâmiyet-ten kabule davet edildikleri şeyleri kabul ve Allahtan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ettiklerini, Allah’ın onlara doğru yolu gösterdiğini haber veren elçinle birlikte mektubun bana geldi.
Onları Allah’ın ve Resûlünün emirlerine göre hareket ettikleri takdirde ahiret nimetleriyle müjdele! Aykırı hareket ettikleri takdirde ahiret azabıyla korkut!
Artık dönüp gel!
Onların elçileri de seninle birlikte gelsin!
Allah’ın selam, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun!” [164]

Halid b. Velid’in Benî Hâris Elçileriyle Birlikte Medine’ye Gelişi

Halid b. Velici Necran’dan dönüp Peygamberimiz Aleyhissel amin yanına geldi. Benî Haris b. Ka’bların elçileri de onunla birlikte geldiler.

1. Kays b. Husayn Zülgussa,
2. Yezid b. Abdülmedan,
3. Yezid b. Muhaccel,
4. Abdullah b. Kurâdü’z-Ziyâdî,
5. Şeddad b. Abdullahü’l-Kanânî,
6. Amr b. Abdullahü’d-Dıbâbî. [165]
7. Abdullah b. Abdülmedan, gelen elçiler arasında bulunuyordu.
Halid b. Velid bunları kendi evine indirdi.
Sonra, yanına düşürüp Peygamberimiz Aleyhisselama götürdü. [166]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Haris elçilerini gördüğü zaman:
“Kimdir bunlar? Hindli adamlara benziyorlar?” diye sordu.
“Yâ Rasûlallah! Bunlar Benî Haris b. Ka’bların ileri gelen adamlarıdır!” denildi.
Benî Haris elçileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelince, Peygamberimiz Aleyhisselama selam verdiler[167] ve:
“Senin Resûlullah olduğuna ve Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet ederiz!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam da:
“Ben de Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve kendimin de Resûlullah olduğuma şehadet eder­im!” buyurdu. [168]
“Sizler ki İslâmiyete davet olunduğunuz zaman karşı koymak için halka önayakmı olmak istediniz?” diye sordu.
Hepsi sustular. Onlardan hiçbiri cevap vermedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sorusunu tekrarladı.
Yine onlardan hiçbiri cevap vermedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sorusunu üçüncü kez tekrarladı.
Yine onlardan hiçbiri cevap vermedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam sorusunu dördüncü kez tekrarlayınca, Yezid b. Abdülmedan:
“Evet yâ Rasûlallah! Bizler, İslâmiyete davet olununca, karşı koymak için halka önayak olmak istemiştik” dedi ve bunu dört kez söyledi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Eğer Halid bana çarpışmaya hacet kalmadığını, Müslüman olduğunuzu yazmasa idi, muhakkak, başlarınızı ayaklarınızın altına atardım!” buyurdu.
Yezid b. Abdülmedan:
“Vallahi, biz ne sana şükrederiz, ne de Halid’e şükrederiz!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
“Ya kime şükredersiniz?” diye sordu.
“Yâ Rasûlallah! Biz Yüce Allah’a şükrederiz ki, senin yüzünden bizi hidayete erdirdi!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Doğru söylediniz!” buyurduktan sonra:
“Siz Cahiliye çağında çarpıştığınız kimselere ne ile galip gelirdiniz?” diye sordu.
“Biz kimseye mağlup olmuş değiliz” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Evet, siz çarpıştığınız kimselere galip gelirdiniz!” buyurdu.
“Yâ Rasûlallah! Biz kiminle çarpışsak galip gelirdik! [169]
Çünkü, fazla konuşmaz, tezellül ve savurganlık etmez, birbirimize karşı kıskançlık göstermez, yardımı kesmez, savaş ve güçlük zamanlarında güçlüklere katlanırdık. [170]
Daima toplu bulunur, dağılmazdık. Hiç kimseye karşı da, zulüm ve haksızlığa ilk başlayan biz olmazdık!” dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Doğru söylediniz!” buyurdu. [171]

Kays b. Husayn’ın Benî Hâris b. Ka’blara Vali ve Kumandan Tayin Edilişi ve Elçilerin Yurtlarına Dönüşü

Peygamberimiz Aleyhisselam, elçiler arasında bulunan Kays b. Husayn’ı, Benî Haris b. Ka’blara vali ve kumandan etti.
Benî Haris b. Ka’b elçileri Şevval ayının son günlerine kadar Medine’de kaldıktan sonra yurtlarına döndüler.[172]
Kendilerinin Zilkade ayının başlarında döndükleri de rivayet edilir. [173] Peygamberimiz Aleyhisselam elçilerin her birine onar, Kays b. Husayn’a ise oniki buçuk ukiyye gümüş verdi. [174]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Hâris ve Benî Nehdler Hakkındaki Yazısı

“Resûlullah Aleyhisselam Kays b. Husayn Zülgussaya, babasının oğulları Benî Harislerle onların müttefikleri olan Benî Nehdler hakkında:
“Onlar, namaz kıldıkları, zekat verdikleri, müşriklerden ayrıldıkları, Müslüman olduklarına şehadet; malları içinde Müslümanların bir hakkı bulunduğunu ikrar ettikleri müddetçe, Allah’ın himayesi ve Resûlünün himayesi altındadırlar. Kendileri ne üşrle, ne de savaş için toplanmakla mükelleftirler” diye yazı yazdı, yazdırdı.[175]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Dıbablar Hakkındaki Yazısı

Resûlullah Aleyhisselam, Benî Haris b. Katıların bir dalı olan Benî Dıbablar için: “Namaz kıldıkları, zekat verdikleri, Allah’a ve Resûlüne itaat ettikleri ve müşriklerden ayrı durdukları müddetçe, Sâriye ile Râfi1 onlarındır. Bunlar üzerinde hiç kimse kendilerine karşı hak iddia edemeye­cektir” diye yazı yazdı.
Yazıyı Muğîre kaleme aldı. [176]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Yezid b. Tufeylü’l-Hârisî Hakkındaki Yazısı

Resûlullah Aleyhisselam, Yezid b. Tufeyl için:
“Namazı kıldığı, zekatı verdiği, müşriklerle savaştığı müddetçe bütün Madda onundur. Bunun üzerinde, kendisine karşı hiç kimse hak iddia edemeyecektir” diye yazı yazdırdı Yazıyı Cüheym b. Salt kaleme aldı. [177]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Kanân b. Sa’lebeler Hakkındaki Yazısı

Resûlullah Aleyhisselam, Benî Harislerin bir dalı olan Benî Kanan b. Sa’lebeler için:
“Mecsa onlarındır. Onlar, canları ve mallan hakkında emniyet ve selamettedirler” diye yazı yazdı
Yazıyı Muğîre kaleme aldı. [178]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Abdi Yağus b. Vâletü’l-Hârisî Hakkındaki Yazısı

Resûlullah Aleyhisselam, Abdi Yağus b. Vâletü’l-Hârisî için:
“Namazı kıldığı, zekatı verdiği, gazalarda elde edilen ganimetlerin beşte birini ayırıp verdiği müd­detçe, Müslüman olduğu sıradaki toprağı ve eşyası, hurma bahçeleriyle kendisinindir.
Kendisi de, kendisine tâbi olanlarda, ne üşrie, ne de savaş için toplanmakla mükelleftirler” diye yazı yazdı.
Yazıyı Erkam b. Ebi’l Erkam yazdı. [179]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Ziyadlar Hakkındaki Yazısı

Resûlullah Aleyhisselam, Benî Harislerin bir dalı olan Benî Ziyadlar için:
“Onlar, namazı kıldıkları .zekatı verdikleri, müşriklerle savaştıkları müddetçe emniyet ve selamette­dirler.
Cemmâ ile Enzibe kendilerinindir” diye yazı yazdı. Yazıyı, Ali kaleme aldi. [180]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Yezid b. Muhaccel Hakkındaki Yazısı

Resûlullah Aleyhisselam, Yezid b. Muhaccelü’l-Hârisî için:
“Nemire arazisi ile Nemire su âletleri ve orman arasındaki Rahman vadisi Hârisîlere aittir.
Yezid ve zürriyeti, kavmi olan Benî Malikler üzerinde âmirdir.
Ne onlara karşı savaş açılacak, ne de kendileri savaş için toplanacaklardır” diye yazı yazdı
Yazıyı Muğîre b. Şube yazdı. [181]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kanân b. Zeydler Hakkındaki Yazısı

Resûlullah Aleyhisselam, Hârisflerin bir dalı olan Benî Kanan b. Yezidler için: “Onlar namazı kıldıkları, zekatı verdikleri ve müşriklerden ayn durdukları, yol emniyetini sağladık­ları ve Müslüman olduklarına ikrar ve şehadette bulundukları müddetçe, Mezved[182] ve Mezved’e ait su, hark ve dolapları kendilerinindir” diye yazı yazdı. [183]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Âsım b. Hârisü’l-Hârisî Hakkındaki Yazısı

Resûlullah Aleyhisselam, Asım b. Hârisü’l-Hârisî için:
Râkis’in[184] bir parçası olan Necme ona aittir.
Hiç kimse, bu hususta ona karşı bir hak iddia edemez” diye yazı yazdı
Yazıyı Erkam kaleme aldı. [185]

Abde b. Müshir’in Medine’ye Gelişi ve Müslüman Oluşu

Şa’bî’nin bildirdiğine göre; Cerir, Abde b. Müshir’e:
“Ben bir iş yapmak istiyorum, fakat sana danışmadıkça onu yapmayacağım. Hicaz’da bir peygam­ber zuhur eüniş. Kendisine gökten vahiy geliyormuş! Halkı Allah’a imana davet ediyormuş!” dedi. İkisi birlikte kalkıp Medine’ye geldiler.
Abde b. Müshir, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına yaklaşıp:
“Eğersen gerçekten peygambersen, sana neleri sormak için geldiğimi bana haber ver!” dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam: “Kılıcın, oğlun ve atın alındı. Atını bulacaksın! Oğluna gelince; onu Malik b. Mecde öldürdü. Kılıcın ise, İbn Mes’ade’nin yanındadır. Atını Allah yolunda cihad için besle, bağla!
Eğer irtidad hadiselerine yetişirsen, sakın ne Kinanelere uy, ne de misakı boz!” buyurdu[186] ve: “Ey Abde! Yurdun nerededir?” diye sordu. Abde:
“Necran Kâbe’sindedir!”[187] dedi. [188] Peygamberimiz Aleyhisselam, Abde b. Müshir’e: “Yurdunda atlar edinmeni sana tavsiye ederim! Çünkü, çetin hadiseler hazırlanmış bulunuyor! Atların alınlarında hayır vardır!” buyurdu.[189]
Abde b. Müshir, yolculuk sırasında gördüğü şeyler hakkında da sorular sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam, onların cevaplarını verdikten sonra:
“Ey İbn Müshir! Müslüman ol! Dinini dünyana satma!” buyurunca, Abde Müslüman oldu. [190] Allah ondan razı olsun![191]

Adiyy b. Hâtim’in Medine’ye Gelip Müslüman Oluşu

Adiyy b. Hâtim’in Medine’ye Geliş Tarihi, Kim fiğ i ve Kişiliği

Adiyy b. Hâtim’in Medine’ye gelişi Hicretin 10. yılında, Şaban ayında idi. [192]
Adiyy b. Hâtim’in ata soyu şöyle sıralanır: Adiyy b. Hatim, b. Abdullah, b. Sa’d, b. Haşrec, b. İmriü’l-Kays, b. Adiyy, b. Rebia, b. Cervel, b. Sual, b. Amr, b. Gavs, b. Tayyi’, [193] b. Üded, b. Zeyd, b. Kehlan. [194]
Cömertliği dillere destan olan Hatim, Tayyi’ kabilesindendi ve Adiyy’in babası idi. [195]
Adiyy b. Hatim, kavmi içinde ulu, şerefli, hatîb, hazırcevap, faziletli ve cömert bir zât idi.
Ebu Tarîf künyesini taşırdı. [196]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretin 9. yılında Rebiülâhir ayında Hz. Ali’yi Tayyi’ kabilesinin putu Füls’ü yıkmaya göndermişti. [197]
Adiyy b. Hâtim’in Medine’de casusu vardı.
Casus, Hz. Ali’nin Tayyi’lere doğru gittiğini Adiyy’e bildirince, [198] Adiyy b. Hatim Şam’a kaçmışti. [199] Adiyy b. Hâtim’in kızkardeşi Seffâne ise, Tayyi’ kabilesi esirleri arasında Medine’ye getirilmiş bulunuyor­du. [200]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Adiyy b. Hâtim’in kızkardeşi Seffâne’yi serbest bırakmış; giyimlik, binit, yol azığı verip, kavminden emniyetli bazı kişilerin yanına katarak Şam’a yollamıştı.
Adiyy b. Hatim der ki:
“Seffâne akıllı bir kadındı.
Ona:
‘Şu zâtın işi hakkında görüşün nedir?’ diye sordum.
Bana:
‘Vallahi, acele senin ona katılmanı uygun görürüm.
Eğer kendisi gerçekten peygamberse, ona tâbi olmakta başkalarını geçmen, senin için bir fazilet ve üstünlük olur.
Eğer o bir hükümdarsa, onun sayesinde Yemen’deki saltanatını kaybetmez, hor ve hakir bir duru­ma düşmezsin!
Artık karar senindir!’ dedi.
‘Vallahi yerinde görüş budur![201]
Ben bu zâta gideceğim. [202]
Vallahi, o bir yalancı ise (yalancılığı) bana zarar vermez. [203]
Eğer doğru ise[204] söylediklerini dinlerim. [205] Kendisine tâbi olurum!’ dedim. [206]
Yola çıktım, Medine’ye geldim.
Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardım. Kendisi, o sırada Mescidde oturuyordu. [207]
Halk, beni görünce:
‘Adiyy b. Hatim! Adiyy b. Hatim! Adiyy b. Hatim!’ dediler. [208]
Emansız, (güvencesiz) ve yazısız gitmiştim. [209]
Resûlullahın yanına varıp selam verdim.
Bana:
‘Sen kimsin?’ diye sordu.
‘Adiyy b. Hâtim’im!’ dedim. [210]
Elimi kendisine uzattım, tuttu.
Ben, bundan önce, onun elini benim elime vermesini umar dururdum . [211]
Peygamber Aleyhisselamın yanında akraba, kadın ve çocuklarının bulunduğunu gördüğüm zaman anladım ki; onda ne Kisrâ’nın (Acem şahının), ne de Kayserin (Rum hükümdarının) saltanatı vardı! [212]
Resûlullah, ayağa kalkıp beni evine götürdü.
Vallahi, benim maksadım ve arzum da oraya (evine) götürülmemdi.
Resûlullah, giderken, zayıf, yaşlı bir kadına rastladı. [213] Kadının yanında da, küçük bir çocuk bulunuyordu. [214]
Kadın, Resûlullahın durmasını istedi, o da durdu. [215]
Ona:
‘Bizim senden bir dileğimiz var’ dediler. [216]
Resûlullah onların işini onlarla uzun uzun konuştu. [217]
Kendileriyle birlikte gidip işlerini gördükten sonra, geldi. [218]
İçimden, kendi kendime:
‘Vallahi, bu zât hükümdar değildir!’ dedim. [219]
Sonra, elimden tuttu, [220] beni evine götürüp içeri girdi. Eline iki hurma lifinden doldurulmuş bir yastık alıp bana attı ve:
‘Otur onun üzerine!’ buyurdu.
Ben:
‘Hayır! Onun üzerine sen otur!’ dedim.
Resûlullah bana:
‘Hayır, sen oturacaksın!’ buyurdu.
Yastığın üzerine oturdum. Resûlullah Aleyhisselam ise, kuru yere oturdu. İçimden, kendi kendime:
‘Vallahi, bu, hükümdar işi değildir!’ dedim . [221]
Bana:
‘Ey Adiyy b. Hatim! Sen gel Müslüman ol da, selamete er!’ buyurdu.
Ona:
‘Ben, dini olanlardanım. [222] Benim bir dinim vardır!’ dedim. [223]
Bana:
‘Ey Adiyy b. Hatim! Sen gel Müslüman ol da, selamete er!’ buyurdu.
Ona:
‘Ben, dini olanlardanım!’ dedim.
Bana:
‘Ey Adiyy b. Hatim! Sen gel, Müslüman ol da, selamete er!’ buyurdu.
Ben de ona yine:
‘Ben, dini olanlardanım!’ dedim. [224]
Bunun üzerine, Resûlullah:
‘Ben senin dinini senden daha iyi bilirim!’ buyurdu. [225]
Kendisine:
‘Demek sen benim dinimi benden daha iyi bilirsin hâ?!’ dedim.
Resûlullah:
‘Evet!’ buyurdu, bunu iki-üç kere tekrariadı[226] ve:
‘Söyle ey Adiyy b. Hatim! [227] Sen bir Rekûsî [Hıristiyanlıkla Sâbiflik karması dinin sâliklerinden] değil misin?’ diye sordu.
‘Evet!’ dedim. [228]
Bana:
‘Sen kavminin lideri ve başkanı değil misin?’ diye sordu.
Kendisine:
‘Evet!’ dedim . [229]
Bana:
‘Sen kavminin içine gidiyor, mirba’ [ganimetin dörtte birini]alıyor değil misin?’ diye sordu.
Kendisine:
‘Evet! Gidiyor ve alıyorum!’ dedim.
Bana:
‘İşte bu, senin dininde sana helâl değildir!’ buyurdu. [230]
Resûlullah bunu söyleyince çok mahcup oldum![231]
Kendisine:
‘Evet! Öyledir vallahi!’ dedim.
Anladım ki, o, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir!
Meçhul olan şeyleri (Allah ona bildiriyor, o da) biliyordur! [232]
Resûlullah, beni utandıran sözünü tekrarlamadı . [233]
Bana:
‘Ey Adiyy b. Hâtim! [234]
Sen ne diye kaçıyorsun?! [235] Sen ‘Lâ ilahe illallah=Allah’tan başka hiçbir ilah yok!’ demekten mi
kaçıyorsun?!
Allah’tan başka bir ilah mı var?! [236] Allah’tan başka ilah olduğunu mu biliyorsun?!’ diye sordu.
Kendisine:
‘Hayır!’ dedim. [237]
Bana:
‘Sen.’Allahuekber1 demekten mi kaçıyorsun?! Yüce Allah’tan daha büyük birşey mi var?! [238] Sen Allah’tan daha büyük birşey olduğunu mu biliyorsun?!’ diye sordu.
Kendisine:
‘Hayır!’ dedim. [239]
Bana:
‘Biliyorum: Senin bu dine (İslâmiyete) girmene engel olan, ‘Ona ancak insanların zayıfları, güçsüz­leri tâbi oluyor. Araplar onları okla vurup bitirirler!’ diyor (olman)dır. [240]
Ey Adiyy! Herhalde, bu dine (İslâmiyete) girmene çevrendeki muhtaç kimseleri görmen engel oluy­ordur?
Vallahi, çok sürmez, onlarda mal ve servet öyle bollaşacaktır ki, malın zekatını alacak kimse bulunamayacaktır![241]
Belki de, senin bu dine (İslâmiyete) girmene, onların düşmanlarının çok, kendilerinin ise sayıca az olduklarını görmen engel oluyordur! Vallahi, çok sürmez, bir kadının Kadisiye’den devesinin üzerinde yalnız başına çıkıp şu Beytullah’ı (Kabe’yi) tavaf ve ziyaret edinceye kadar[242] Allah korkusundan başka[243] hiçbir korku duymayacağını da işiteceksin!1 buyurdu. [244]
Bana:
‘Sen Hîreyi biliyor misin?’ diye sordu.
Kendisine:
‘Gitmedim, orayı görmedim, ama işitmiştim!’ dedim. [245]
Bana:
‘Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; [246] çok sürmez, [247] Allah bu işi (İslâmiyeti) tamamlayacak, [248] Kisrâ b. Hürmüz’ün hazineleri de fethedilecek, ele geçirilecektir!’ buyurdu.
‘Kisrâ b. Hürmüz mü?!1 dedim.
‘Kisrâ b. Hürmüz!’ buyurdu.
‘Kisrâ b. Hürmüz mü?!1 dedim. [249]
‘Evet! Kisrâ b. Hürmüz! [250]
Hîre’den deve üzerinde hamisiz, koruyucusuz olarak tek başına çıkıp gelen bir kadın da Kabe’yi tavaf edebilecektir! [251]
Belki de, senin bu dine girmene devlet ve saltanatı Müslümanlardan başkasında görmen engel oluyordur.
Allah’a yemin ederim ki; çok sürmez, Bâbil ülkesinin beyaz köşklerinin de Müslümanlara açılacağını işiteceksin!’ buyurunca, Müslüman oldum. [252]
‘Ben hanif bir Müslümanım!’ dedim. [253]
Resûlullahın yüzünde sevinç belirdiğini gördüm.
‘Muhakkak ki, Allah’ın gazabına uğrayanlarYahudilerdir.
Dalâlete düşenler de Hıristiyanlardır!’ buyurdu. [254]
Resûlullah, bundan sonra, Ensardan birinin yanına inmemi bana emretti.
Sabah akşam onun evine gidip gelmeye başladım. [255]
Resûlullah Aleyhisselam, namazı hangi vakitlerde kılacağımı tarif etti. [256] Hiçbir namaz vakti girmezdi ki, ben onu özlemiş olmayayım!” [257]

Adiyy b. Hâtim’in Av Hakkındaki Sorularının Cevaplanışı

Adiyy b. Hatim der ki:
“Resûlullah Aleyhisselama:
‘Yâ Rasûlallah! Benim yurdum avyundudur! [258]
Biz, şu köpeklerle, [259] şahinlerie[260] av avlayan bir kavimiz. [261]
Bunlarla avlanmak bize helâl olur mu?1 diye sondum. [262]
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Sen ava gittiğin köpeğini[263] veya şahinini[264] saldığın ve Besmele de çektiğin zaman, onun senin için tuttuğu avı yel’ buyurdu. [265]
‘Ya o, avı tutarken öldürürse?’ diye sordum. [266]
‘Kendisi ondan yemedikçe, onu öldürmüş bile olsaye! [267] Çünkü, onu senin içintutmuştur. [268] Eğer ondan yerse, sen ondan yeme! Çünkü, o, o avı kendisi için tutunuştur!’ buyurdu. [269]
‘Yâ Rasûlallah! [270] Köpeğimin yanında başka bir köpek daha bulunur ve avı hangisinin tuttuğunu bilemezsem ne yapacağım?’ diye sordum. [271]
‘Köpeğinin yanında başka bir köpek bulunur, ölmüş bulunan avı yanındaki köpeğin tutmuş olmasın­dan korkarsan, [272] kendi köpeğinin onu senin için tuttuğunu öğreninceye kadar[273] yeme!
Çünkü, sen Besmeleyi kendi köpeğine çekmiş, ondan başkasına Besmele çekmemiştin! [274]
Onu hangisinin öldürdüğünü bilemezsin. [275]
Besmele ile saldığın köpeğin avı senin için tutar, sen de canlı iken yetişirsen, onu hemen kes!’ buyurdu. [276]
‘Yâ Rasûlallah! Biz mi’raz (zıpkın)la avlanan bir kavimiz.
Bu, bize helâl olur mu?’ diye sordum. [277]
Resûlullah:
‘Mi’raz (zıpkın)ın sivri ucuyla avladığını ye!
Yanı ile vurup öldürdüğün av, sopa ile vurulup öldürülmüş hükmünde olup, haramdır!’ buyurdu. [278]
‘Ey Allah’ın Peygamberi! Biz, okçu bir halkız!1 dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Sizden biriniz, ava ok atacağı zaman, Yüce Allah’ın ismini ansın, Besmele çeksin! Onu vurup öldürürse yesin! Eğer onu suya düşmüş veya su içinde ölmüş bulursa yemesin! Çünkü, bilemez: Belki de onu su öldürmüştür!
Bir veya iki gün sonra, okunun izini avının üzerinde bulduğu ve onda okundan başka bir iz bulun­madığı takdirde, dilerse, onu yesin! [279]
Sen de, okunu atacağın zaman, Allah’ın ismini an, Besmele çek! Vurduğun avı ölmüş bulsan da ye!
Ancak, suyun içine düşmüş bulursan yeme! Çünkü, sen onu suyun mu, yoksa okunun mu öldürdüğünü bilemezsin! [280]
Sen ava ok atar, bir veya iki gün sonra onu ölmüş bulursan ve üzerinde de kendi okundan başka bir iz bulunmazsa, dilersen ye! [281] Suya batmış bulursan, yeme!’ buyurdu.” [282]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Verdiği Haberlerin Gerçekleşmesi

Adiyy b. Hatim der ki:
“Resûlullahın yanında bulunduğum sırada iki kişi geldi. Onlardan birisi yoksulluktan şikâyeti eniyor, diğeri de yolların hırsızlar tarafından tutulduğundan, kesildiğinden şikâyeti eniyor, dert yanıyordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
‘Yol kesme meselesi; sana biraz sonra bir zaman gelecektir ki, o zaman, ticaret kervanı hiçbir kim­senin himayesine hacet kalmadan Mekke’ye kadar çıkıp gidecektir!
Yoksulluğa gelince; sizin biriniz sadakasıyla dolaşıp da kendisinden bu sadakayı kabul edecek bir kimseyi bulamayacak hale gelmedikçe, Kıyamet kopmayacaktır! [283]
Sonra, sizden biriniz, Allah’ın huzurunda muhakkak duracak, Allah ile kendisi arasında ne bir perde, ne de Allah kelâmını kendisine çevirecek bir tercüman bulunmaksızın duracak. [284] Sonra Allah ona:
‘Ben sana mal vermedim mi?1 diye soracak.
O kul da:
‘Evet, verdin!1 diyecek.
Sonra Allah ona:
‘Ben sana peygamber göndermedim mi?1 diye soracak.
O kul da:
‘Evet, gönderdin!’ diyecek. [285]
Sağına bakacak, Cehennem ateşinden başka birşey görmeyecek. Sonra soluna bakacak, yine Cehennem ateşinden başka birşey görmeyecek! [286]
Önüne bakacak, Cehennem ateşiyle karşılaşacak! [287]
Öyleyse, her biriniz, bir hurmanın yarısıyla da olsun, bunu bulamazsa güzel bir sözle olsun, ken­disini Cehennem ateşinden korusun! [288]
Ben, sizin hakkınızda yoksulluktan korkmuyorum! Yüce Allah size muhakkak yardım edecek, servet verecek, fetihler ihsan edecek! Hatta, Hîre ile Medine ve daha uzak yerler arasında bir kadın devesinin üzerinde seyahat edecek de, bineğinin çalınmasından korkmayacaktır!’ buyurdu. [289]
Resûlullah Aleyhisselamın haber verdiği şeylerden ikisi vuku buldu.
Geri kalan üçüncüsü de, muhakkak vuku bulacaktır!
Bâbil ülkesindeki beyaz köşklerin fetholunduğunu görmüşümdür!
Bir kadının Kadisiye’den devesinin üzerinde korkmadan yola çıkıp şu Beytullah’ı haccettiğini de gör­müşümdür!
Allah’a yemin ederim ki: Resûlullah Aleyhisselamın söylemiş olduğu üçüncüsü de muhakkak vuku bulacak, mal ve servet öyle bollaşacak ki, onun zekatını alacak kimse bulunmayacaktır!” [290]

Adiyy b. Hâtim’in Tayyi’lere Vali Tayin Edilişi

Peygamberimiz Al eyhisselam, Adiyy b. Hatim’i Tayyi’lerin üzerine vali tayin etti.[291]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ashabdan Bazılarını İslâmiyetin Yayıldığı Yerlerde Görevlendirişi

Kimler, Nerelere ve Ne Zaman Gönderildiler?

Peygamberimiz Aleyhisselam, Veda Haccından önce, [292] 10. yılda[293] İslâmiyetin yayıldığı bütün beldelere valiler ve zekat-sadaka tahsil memurları gönderdi.[294]

1. Ensardan Amrb. Hazm’ı Necran’da,
2. Ensardan Benî Beyâzalardan Ziyad b. Lebid’i Hadramevtte,
3. Halid b. Safd b. Âs b. Ümeyye’yi San’â’da,
4. Muhacir b. Ebi Ümeyyetü’l-Mahzûmî’yi Kinde ve Sadif’te,
5. Ebu Musa el-Eş’arî Abdullah b. Kays’ı Yemen, Zebid, Rima, Aden ve sahilde,
6. Ensardan Muaz b. Cebel’i Yemen Cened’de, [295]
7. Adiyy b. Hâtim’i Tayyi’lerle Benî Esedlerde,
8. Mâlik b. Nüveyre’yi Benî Hanzalelerde,
9. Zibrikan b. Bedr’i Benî Sa’dlarda,
10. Kays b. Âsım’ı Benî Sa’dlarda,
11. Alâ1 b. Hadramî’yi Bahreyn’de,
12. Hz. Ali’yi Necran’da görevlendirdi. [296]

Muaz b. Cebel’in Göreve Seçilişi

İbn Ömer’in bildirdiğine göre; Peygam berim iz Aleyhisselam, sabah namazını kıldırdıktan sonra cemaate yüzünü döndürüp:
“Ey Muhacirlerle Ensar cemaati! H anginiz Yemen’e hazırlanıp gider?” diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
“Ben giderim yâ Rasûlallah!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, ona cevap vermedi.
“Ey Muhacirlerle Ensar cemaati! H anginiz Yemen’e hazırlanıp gider?” diye tekrar sordu.
Hz. Ömer kalkıp:
“Ben giderim yâ Rasûlallah!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, ona da cevap vermedi.
“Ey Muhacirlerle Ensar cemaati! Hanginiz hazırlanıp Yemen’e gider?” diye üçüncü kez sordu.
Muaz b. Cebel kalkıp:
“Ben giderim yâ Rasûlallah!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ey Muaz! Bu vazife senindir!
Ey Bilal! Bana sarığımı getir!” buyurdu.
Sarık getirilince, onu Muaz b. Cebel’in başına sardı. [297]

Muaz b. Cebel’in Görev Mahalli ve Görevi

İslâmiyette Yemen üç valiliğe aynim işti.
Birincisi, sadaka bölgesiyle birlikte Cened valiliği olup, valiliklerin en büyüğü idi.
İkincisi, sadaka bölgesiyle birlikte San’â valiliği olup, valiliklerin ortancası idi.
Üçüncüsü, sadaka bölgesiyle birlikte Hadramevt valiliği olup, valiliklerin en küçüğü idi.
Cened’e Cened ismi, Meâfirlenden Cened b. Şehran’dan dolayı vehim işti. [298]
Cened, Yemen’in yukarı tarafında Aden’e doğru idi. [299]
Muaz b. Cebel, Cened’de kadılık, hâkimlik yapacak; Cened halkına İslâmiyeti, İslâm şeriatını, Kur’ân okumayı öğretecek; Yemen ülkesinde tahsil edilen zekat ve sadakalan da vazifelilerinden teslim alacaktı. [300]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Muaz b. Cebel’e:
“Sana bir dava getirilip arzedildiği zaman[301] nasıl ve neye göre hüküm verirsin?” diye sordu.
Muaz b. Cebel:
“Allah’ın Kitabındaki hükümlere göre hüküm veririm!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Eğer Allah’ın Kitabında dayanacağın bir hüküm olmazsa, neye göre hüküm verirsin?” diye sordu. [302]
Muaz b. Cebel:
“Resûlullahın o hususlardaki hükümlerine, [303] sünnetine göre[304] hüküm veririm” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Eğer Resûlullahın hükümlerinde, [305] sünnetinde de dayanacak bir hüküm bulunmazsa ne yaparsın?” diye sordu.[306]
Muaz b. Cebel:
“O zaman ben de tereddüt etmeden kendi görüşüme göre içtihad* eder, hüküm veririm” dedi. [307]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, eliyle Muaz b. Cebel’in göğsünü sığayarak: [308]
“Hamd olsun O Allah’a ki, Resûlullahın elçisini[309] Resûlullahın hoşnut olacağı şeye[310] muvaffak kıldı” buyurdu.[311]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel’i Uğurlaması

Peygamberimiz Aleyhisselam, yanında Muhacirlerden ve Ensardan bazı kişilerle Kureyşve Kureyş dışındaki gençlerden bazıları bulunduğu halde Muaz b. Cebel’i uğurlamaya çıktı. [312]
Muaz b. Cebel hayvan üzerinde gidiyor, Peygamberimiz Aleyhisselam ise yanışına yaya yürüyor.[313] ve kendisine bazı tavsiyelerde bulunuyordu. [314]
Muaz b. Cebel:
“Yâ Rasûlallah! Ben binitliyim, sen ise yaya yürüyorsun! Ben de inip seninle ve senin ashabınla bir­likte yürüsem olmaz mı?” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ey Muaz!” dedi, “Allah yolunda attığım şu adımlarım için sevap umuyorum!” [315]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel’e Emir ve Tavsiyeleri

Peygamberimiz Aleyhisselam, Muaz b. Cebel’e:
“Sen, Ehl-i Kitab olan bir kavme gidiyorsun.
İmdi, onları Allah’tan başka ilah olmadığına, benim de Resûlullah olduğuma şehadet getirmeye davet et!
Eğer bu hususta sana itaat ederlerse, kendilerine bildir ki, Allah onlara her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır.
Eğer sana bu hususta da itaat ederlerse, onlara bildir ki, Allah kendilerine zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek birzekatı farz kılmıştır. Eğer sana bu hususta da itaat ederlerse, sakın mallarının en kıymetlilerini alma! Mazlumun duasından sakın! Çünkü, bu dua ile Yüce Allah arasında perde yoktur!” buyurdu. [316]
Muaz b. Cebel’in bildirdiğine göre, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
Her otuz sığırda, bir yaşında erkek veya dişi bir dana,
Her kırkta iki yaşında bir dana…
Her buluğ çağındaki gayrimüslimden de bir dinar veya onun dengi Yemen kumaşı,[317]
Semanın suladığı herşeyden uşr (onda bir),
Kovaların suladığı şeylerden de yanm uşr (yirmide bir) alınmasını emretti. [318]

Alınacak Zekat ve Sadakaların Cins ve Miktarlarının Yazılı Olduğu

Musa b. Talha b. Ubeydullah, Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel’i Yemen’e göndere­ceği sırada yazdığı yazıda buğday, arpa, hurma, üzüm ve darıdan sadaka alınmasının yazılı olduğunu okuduğunu söyler. [319]
Peygamberimiz Aleyhisselamın hayvan zekat miktarları hakkında Muaz b. Cebel için yazdırmış olduğu yazı Emevî halifesi Ömer b. Abdülaziz’in eline geçmişti. Gerektikçe, getirilip okunmakta idi. [320]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel’e Son Öğüt ve Tavsiyeleri

Muaz b. Cebel:
“Yâ Rasûlallah! Bana tavsiyelerde bulun!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ne halde veya nerede olursan ol, Allah’tan kork!” buyurdu.
Muaz b. Cebel:
“Bana tavsiyeni arttır!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Günahın arkasından hemen haseneyi (sevabı) yetiştir ki, onu yok etsin!” buyurdu.
Muaz b. Cebel:
“Bana tavsiyeni biraz daha arttır!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“İnsanlara güzel ahlâkla muamele et! [321]
Ey Muaz! Sen ki, Kitab Ehli bir kavmin üzerine gidiyorsun!
Onlar senden Cennetin anahtarının ne olduğunu soracaklardır.
Onlara:
‘Cennetin anahtarı, Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh’dir, de’ buyurdu. [322]
Muaz b. Cebel:
“Bana Kitabda bulunmayan ve senden de işitmediğim birşey sorulur ve halli için bana getirilirse ne buyurursun?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Allah için tevazu göster, Allah seni yükseltir. Sakın iyice bilmedikçe hüküm verme! Sana müşkil, karmaşık gelen işi ehline sor, danış, utanma! En sonra içtihad et! Muhakkak ki, Allah, doğruluğuna göre seni muvaffak kılar.
İşler sana karmakarışık gelirse, gerçek sence belli oluncaya kadar bekle, yahut bana yaz!
Bu hususta keyfine göre hareket etmekten sakın!
Yumuşak davranmanı sana tavsiye ederim!” buyurdu. [323]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Muaz b. Cebel’e Kendisiyle Bir Daha Görüşemeyeceğini ve Bazı Hadiseleri Haber verişi

Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ey Muaz! Hiç şüphesiz, sen bu yılımdan sonra benimle buluşamayacak, belki de şu Mescidime ve kabrime uğrayacaksın!” buyurdu.
Muaz b. Cebel, Peygamberimiz Aleyhisselamdan ayn düşeceğine son derece üzülerek ağlamaya başladı.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Ey Muaz! Ağlama! Feryad ile ağlamak şeytandandır. [324]
Ben seni yürekleri yufka olan bir kavme gönderiyorum.
Onlar, hak üzerinde iki kere savaşacaklar.
Onlardan sana itaat edenler, sana asi olanlarla çarpışacaklar; hatta kadın kocasına, oğlu babasına, kardeş kardeşine öfkelenecek, sonra da İslâmiyete tekrar döneceklerdir!” buyurdu. [325]

Ebu Musa el-Eş’arî’nin Görevi ve Görev Mahalli

Ebu Musa el-Eş’arî’nin görevi de, Muaz b. Cebel gibi, halka dinî işlerini öğnetmek, [326] kadılık yap­mak ve zekat toplamaktı. [327]
Ebu Musa el-Eş’arî:
“Yâ Rasûlallah! Bizim Yemen toprağımızda arpadan yapılan mizrve baldan yapılan bit1 denilen içk­iler var. Bunlar hakkında ne buyurulur?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Her sekir, sarhoşluk veren şey haramdır!” buyurdu. [328]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebu Musa ile Muaz’a Tavsiyesi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Musa ile Muaz b. Cebel’e:
“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz! Birbirinizle uyuşunuz! Anlaşmazlığa düşmeyiniz!” buyurdu. [329]
Peygamberimiz Aleyhisselam, yüzünü Medine’ye çevirip gelirken:
“Kendileri nerede ve ne halde olurlarsa olsunlar, halkın bana en yakın olanları, m utta kî (Allah’tan korkar) olanlarıdır” buyurdu. [330]

Amr b. Hazm’ın Necran’da Görevlendirilmesi

Benî Haris b. Katıların elçileri Hicretin 10. yılında Şevval’in son günlerinde veya Zilkade ayının başlarında yurtlarına dönüp gittikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara İslâm dinini iyice anlat­mak, sünneti ve İslâm’ın alâmetlerini öğretmek, zekat ve sadakalarını da teslim almak üzere Amr b. Hazm’ı gönderdi.
Kendisine bir de yazı yazıp, ona söyleyeceğini o yazının içinde söyledi, emredeceğini emretti. [331] Yani, İslâm şeriatını, feraizini, ceza hükümlerini Yemenlilere öğretmesini emretti. [332]
Benî Haris b. Ka’blar Yemen’in Necran bölgesinde oturdukları için, [333] Amrb. Hazm da Necran’a gönderilmişti.[334]

Amr b. Hazm’a Verilen Emirnâme

İbn Hişam’ın “İbn İshak dedi ki”[335] diyerek, İmam Ebu Yusuf’un da “Muhammed b. İshak bana rivayet etti ki, Peygamber Aleyhisselam, Necran’a gönderdiği sırada Amrb. Hazm için şöyle yazdı” diy­erek naklettiği yazıda şöyle buyurulmaktadır:
“B ismi İlâhirrahm ânirrahîm
Bu, Allah’ın Resûlü tarafından[336] bir beyandır. [337] Bir eman ve garantidir. [338] ‘Ey iman edenler! Akidleri yerine getiriniz!’ [Mâide: 1]
Bu, [339] Allah’ın Resûlü[340] Peygamber Muhammed tarafından, Yemen’e gönderdiği sırada, Amr b. Hazm’a yazılan bir ahiddir.
O, bütün işlerinde Allahtan sakınmasını ona (Amr b. Hazm’a) emretti. [341] ‘Çünkü, Allah, hiç şüph­esiz sakınanların ve daima iyilik edenlerin yanındadır1 [Nahl: 128]. [342]
Onun yapacağı birtakım işler arasında ganimetlerden Allah’ın tayin ettiği beşte biri ve meyvelerden zekat olarak mü’minler üzerine farz kılınanları alması; [343] Allah’ın Resûlüne emrettiği gibi hakkı tutması, gözetmesi, halkı hayırla müjdelemesi ve onlara hayn emretmesi için emir verdi.
O, aynı zamanda, halka Kufân’ı öğretecek ve Kur’ân’da olanları onlara iyice anlatacaktır.
Tâhir (abdestli) olmadıkça Kur”ân’a el sürmekten insanları men edecektir!
İnsanlara lehlerinde ve aleyhlerinde olanları bildirecektir.
Doğru, dürüst olan insanlara yumuşak, zâlim ve haksız olanlara karşı da sert davranacaktır.
Çünkü, Allah zulümden, haksızlıktan hoşlanmaz ve ondan men eder.
Haberiniz olsun ki, Allah, ‘Allah’ın laneti zâlimlerin üzerindedir!1 [Hûd: 13] buyuruyor.
İnsanları Cennetle ve Cennet amelleriyle müjdeleyecek, Cehennemle ve Cehennem amelleriyle de uyaracak, korkutacaktır!
Dini iyice anlamalarına kadar halka yakınlık gösterecek, hac amellerini, haccın sünnet ve farzlarını, Allah’ın bu hususta emrettiği şeyleri, hacc-ı ekberi ve hacc-ı asgarı-ki, bu umredir-öğretecek, tek ve küçük örtü içinde namaz kılmaktan men edecektir.
İki ucu omuzlar üzerine atılabilecek genişlikte olan örtü içinde kılmak bundan müstesnadır.
Halkı secdede avret mahalli yukarı doğru açılacaktek örtüye sarılıp bürünmekten ve başının saçını toplayıp ensesinde bağlamaktan men edecektir!
İnsanlar arasında vuku bulacak harblerde, kabile ve aşiretlere yapılacak dua yasaklanacak; onlar, Bir olan, hiçbir eşi ve ortağı olmayan Yüce Allah’a dua edecek; Allah’a dua etmeyen kabilelere ve aşiretlere dua eden kişiler, Bir olan, hiçbir eşi ve ortağı olmayan Allah’a dua edinceye kadar, kılıçla budanacaktır.
Abdest alırken; yüzlerini, dirseklerine kadar ellerini, bileklerine (topuklarına) kadar ayaklarını güzelce yıkamayı ve Allah’ın kendilerine emrettiği gibi başlarına meshetmeyi, namazı vaktinde kılmayı, rükû, sücud ve huşûu tam yapmayı, gecenin sonu olunca sabah namazını, gün ortalanıp güneş doğu­dan batıya doğru eğilmeye başladığı zaman öğle namazını, öğle vakti çıkıp güneş arkasını arza çevirdiği zaman ikindi namazını, gece gelince yıldızların gökte görünme zamanına kadar geciktirilin eksizin akşam namazını, gecenin ilk kısmında da yatsı namazını kılmayı halka emredecektir.
Cuma için nida edildiği, ezan okunduğu zaman Cuma namazına koşmayı ve mescide gitmeden önce Cuma için gusletmeyi, [344]
Ganimetlerden Allah’ın emrettiği beşte biri,
Ürünlerden, mü’minler üzerine zekat olarak farz kılınanları, [345]
Kaynakların suladığı ve göğün suladığı arazi ürünlerinden uşr ve kova ile sulanan arazi ürün­lerinden yarım uşr almayı emretti.
Her on devede iki koyun,
Her yirmi devede dört koyun,
Her dört sığırda bir sığır,
Her üç sığırda bir yaşını tamamlamış bir dana veya üç yaşına girmiş erkek veya dişi bir sığır,
Mer’âda yayılan koyunlardan her kırk koyunda bir koyun vermek gerekir.
Bu, Allah tarafından mü’minlere farz kılınan zekattır.
Kim hayrını arttırırsa, o hayn kendisi için arttırmış olur.
Yahudilerden veya Nasrânîlerden (Hıristiyanlardan) cân-ı gönülden Müslüman olup İslâm dininin gereklerini yerine getiren kimse, mü’minlerdendir.
Mü’minlerin sahip oldukları haklara o da aynen sahip, onların mükellef bulundukları vazifelerle o da mükellef olur.
Hıristiyanlığında veya Yahudiliğinde kalmak isteyen kimse de, bundan men edilmeyecektir.
Erginlik çağına giren her gayrimüslim erkek veya kadın, hür veya köle, tam bir dinar veya onun karşılığı ile elbise ödemekle mükelleftir.
Kim bunu öderse, onun için, Allah’ın ve Resûlullahın himayesi vardır. Kim de bunu ödemekten kaçınırsa, o, Allah’ın ve Resûlünün ve bütün Müslümanların düşmanı olur.
Allah’ın salâtve selamları, rahmet ve bereketleri Muhammed’in üzerine olsun. “[346]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Amr b. Hazm’ı Necran’a gönderirken onun için yazı yazdırdığı gibi, Necranlılar için de bir yazı yazdırmış, [347] onu da Amr b. H azm’la göndermişti. [348]
Yazının içinde farzlar, sünnetler ve diyet hükümleri vardı. [349]
Bu, içinde birçok hükümlerin yer aldığı büyük bir yazı idi. [350]
İmam Ebu Yusuf’un:
“Peygamber Aleyhisselamın onlara (Necranlılara) yazdığı yazının, onların ellerindeki nüshasıdır” diyerek kaydettiği yazıda şöyle denilmektedir:
“B ismi İlâhi rra hm ânirrahîm
Bu, Allah’ın Resûlü Muhammed Peygamber’in Necran halkına yazdığı yazıdır:
Her çeşit meyve, mahsul, altın, gümüş ve köle hakkında Allah’ın hükmü uygulanacaktır.
Bu hususta üzerlerine düşen vazifeleri onlara anlat!
Bu sefer, bunlardan alınacak vergiler kendilerine bırakılmıştır.
Onlar, her yıl, bin tanesi Recep ayında, bin tanesi de Safer ayında olmak üzere iki bin Evâkı’ elbis­esi ve her elbise ile birlikte birukiyye de gümüş ödemekle mükelleftirler.
Bu elbiselerin tutan hesaplanıp haraç vergisinden eksik veya fazla olduğu takdirde fazlası düşüle­cek, eksiği tahsil edilecektir.
Onlardan alınacak zırhlar, atlar, binek hayvanları ve diğer eşyalar da hesapla alınacaktır.
Elçilerimin yirmi günlükveya daha az müddet zarfındaki ikamet ve sefer masrafları, Necranlılara ait­tir.
Elçilerim, bir aydan fazla tutulamaz, bekletilemezler.
Yemen’de bir harb çıktığı zaman, onlar emanet olarak otuz zırh, otuz at ve otuz deve vermekle mükelleftirler.
Elçilerimin emanet olarak aldıkları zırhlarveya atlar veya binek hayvanları ya da sair eşyalar, kendi­lerine teslim ve bunlardan zayi olanları tazmin edilinceye kadar, elçilerimin kefaleti altında bulunacaktır.
Necran ve çevresi onların mallan, canları, dinleri, hazır bulunmayanlan, hazır bulunanları, aşiretleri, kiliseleri, az veya çok ellerinde bulunan herşeyleri.. Allah ve Resûlünün himayesindedir.
Ne din adamının din adamlığı, ne papazın papazlığı, ne kâhinin kâhinliği değiştirilecektir.
Onların üzerinde ne bir ribâ (faiz) alacağı, ne de Cahiliye devrinden kalma kan dâvası vardır.
Onlar ne bir zarara, ne bir güçlüğe uğratılacaklar, ne de yurtlarına ordu ayak basacaktır.
Onlardan her kim bir hak talebinde bulunursa, ne zâlim, ne de mazlum olmalarına meydan ver­ilmeksizin, aralarında adaletle hükm olunacaktır.
Şeref sahibi kişilerden her kim ribâ (faiz) alır, yerse, himaye taahhüdüm ondan uzaktır.
Onlardan biri, başka birinin yaptığı haksızlıktan dolayı sorumlu tutulmayacaktır.
Onlar, haksızlık edip akidelerini bozmadıkları, öğüt dinledikleri ve hallerini düzelttikleri müddetçe, Allah’ın takdiri gelinceye kadar, bu yazıda yazılı olduğu üzere temelli olarak Allah’ın himayesinde ve Resûlullah Muhammed Peygamber’in himayesindedirier.
Ebu Süfyan b. Harb, Gaylan b. Amr, Benî Nasr’dan Malik b. Avf, Akra’ b. Hâbisü’l-Hanzelî, Muğîre b. Şube şahittirler.
Bu yazıyı Abdullah b. Ebu Bekir onlar için yazdı .” [351]

Zekat Hakkındaki Yazılar ve Uygulamaları

Ömer b. Abdülaziz, halife olduğu zaman, Medine’ye adam gönderip Peygamberimiz Aleyhisselamin zekat hakkındaki yazısı ile Hz. Ömer’in bu husustaki yazısını arattırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın Amr b. Hazm’a zekat hakkında yazdığı yazı, Amr b. Hazm ailesi nezdinde bulundu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu husustaki yazısı gibi bir yazı da, Hz. Ömer ailesi nezdinde bulunup M una m m e d b. Abdurrahman her iki yazının suretini çıkarması için arandı.
O da, bu yazıdaki deve, sığır, davar, altın, gümüş, hurma veya meyve, hububat, ve üzüm zekat mik­tarlarını Amr b. Hazm için istinsah etti. [352] Esasen Peygamberimiz Aleyhisselamın zekat miktarları hakkında yazdırıp[353] kılıcına bağladığı ve tavsiye ettiği, [354] ömrü sona erdiği için bütün zekat memurlarına tamim edemediği yazısı da elde bulunuyordu.
Hz. Ebu Bekir’le Hz. Ömer, vefatlarına kadar bu yazıya göre amel ve hareket etfiler. [355]
Hz. Ebu Bekir’in, Enes b. Malik’i zekat tahsil memuru olarak Bahreyn’e gönderirken onun için yazdırıp[356] üzerini Peygamberimiz Aleyhisselamın mühür yüzüğü ile mühürlemiş olduğu yazı da, [357] Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir’in yanında bulunan yazısına göre yazılmıştı. [358]
Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatından sonra Necranlılar Hz. Ebu Bekir’e gelmişler, o da, içinde Peygamberimiz Aleyhisselamın onlar hakkındaki yazısını anan ve özetleyen bir yazı yazıp ellerine verdiği gibi, Hz. Ömer ve Hz. Osman ve Hz. Ali de yazdıkları yazıda Peygamberimiz Aleyhisselamın Necranlılar hakkındaki yazısını anmışiardır. [359]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Zekat Hakkındaki Yazısı

Zekat Kur’ân-ı Kerîm’in müteaddit sûrelerinde namazla birlikte anılıp verilmesi emrolunmakla birlik-te, [360] bunun nelerden, ne kadar ve nasıl alınacağı Kur’ân-ı Kerîm’de açıklanmamış, açıklama vazifesi Peygamberimiz Aleyhisselama bırakılmıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın, Yüce Allah’tan telakki eylediği emir üzerine, [361] zekatın nelerden, kaçta kaç verileceği, ne kadar malı olana farz olduğu hakkında yazdırdığı ve kılıcına bağlayıp vefatına kadar uyguladığı ve vefatından sonra Hz. Ebu Bekir’in, Hz. Ebu Bekir’den sonra da Hz. Ömer’in ona göre amel ettiği zekat yazı sı [362] hakkında İmam Zührî (vefatı: 124 Hicrî) şu tamamlayıcı bilgiyi vermektedir
“Bu, Resûlullah Aleyhisselamın zekat hakkında yazdırmış olduğu yazının bir nüshasıdır ki, (aslı) Ömer b. Hattab ailesi nezdinde bulunmaktadır.
Onu bana Salim b. Abdullah b. Ömer okuttu da, hepsini olduğu gibi ezberledim.
O, Ömer b. Abdülaziz’in de, Abdullah b. Abdullah b. Ömer’le Salim b. Abdullah b. Ömer’e istinsah ettirdiği nüshadır.” [363]
Ömer b. Abdülaziz, Medine valisi olduğu zaman, buna göre amel etmelerini zekat memurlarına emretmiş; halife Velid b. Abdulmelik’e de bu hususta biryazı yazmış, o da zekat memurlarına bu nüsha­da yazılanlara göre amel etmelerini emretmiştir.
Daha sonra gelen halifeler de, buna göre ameli emretmekten geri durmamışlardır.
En sonunda, Hişam b. Hâni1, bütün zekat memurlarına bu zekat yazısından birer nüsha göndererek, ona göre amel etmelerini ve bunun dışına çıkmamalarını emretmiştir. [364]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir Tarafından Enes b. Malik’e Verilen Zekat Yazısının Sûreti

Hz. Ebu Bekir’in Enes b. Malik’i zekat tahsil memuru olaak Bahreyn’e göndereceği sırada Peygamberimiz Aleyhisselamın zekat hakkındaki yazısından Enes b. Malik için yazdırdığı[365] ve üzeri­ni Peygamberimiz Aleyhisselamın mühür yüzüyle mühürlediği[366] yazıda şöyle buy urul m aktadır:
“Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu, Allah’ın Resûlüne emir buyurmuş olduğu ve Resûlullah Aleyhisselamın da, Müslümanlara farz kıldığı zekat farizası yazısıdır.
Herhangi bir Müslümandan, bu yazıda bildirilen miktarı veçhile zekat istenilirse, o Müslüman bu zekat] versin.
Bundan fazlası istenilirse, fazlasını vermesin.[367]

Deve Zekatı

Deveden her 24’ünde ve bundan aşağısında koyun olarak zekat: Her 5 devede 1 koyundur.
Develer 25’i bulunca, 35’e kadar, bir yaşını tamamlamış dişi 1 adet deve yavrusu. Böylesi bulunmazsa, bir yaşını tamamlamış erkek 1 deve yavrusu verilecektir. Develerin sayısı 36’yı bulunca, 45’e kadar, iki yaşını tamamlamış dişi 1 adet deve yavrusu, 46’yı buldukları zaman, 60’a kadar, üç yaşını tamamlamış puğur basacak bir adet erkek deve düvesi,
61 olunca, 75’e kadar, dört yaşını bitirmiş 1 adet dişi deve,
76’yı bulunca, 90’a kadar, 2 adet, iki yaşını bitirmiş deve düvesi,
91’e erişince, 120’ye kadar, üç yaşını bitirmiş, puğur basacak 2 adet dişi deve düvesi verilecektir.
Develerin sayısı 120’yi geçince, her 40 devede iki yaşını bitirmiş 1 adet dişi deve düvesi,
Her ellide üç yaşını bitirmiş 1 adet dişi deve düvesi verilecektir.
Sadece dört devesi olana, o dört deve için zekat yoktur.
Meğer ki, deve sahibi kendiliğinden vermek istesin.
Deve sayısı 5’i bulunca, zekat olarak bir koyun verilir.[368]

Yılın Birçok Günlerinde Yaylakta Güdülen Koyun Zekatı

40 koyundan 120 koyuna kadar, 1 adet koyundur.
120’den fazla olursa, 200’e kadar, 2 koyundur.
200’den fazla olursa, 300’e kadar, 3 koyundur.
300’den fazla olursa, her 100 koyunda 1 koyundur.
Bir kimsenin yayılır koyunları 40tan 1 noksan olursa, o koyunlara zekat yoktur.
Meğer ki, sahibi kendiliğinden vermek istesin.
Zekat endişesiyle ayrı hayvanlar bir yere toplanmaz, toplu olanları da ayrılmaz.
Mallan ortak olanlar, kendi aralarında farkı eşit olarak birbirlerinden alırlar.
Dişleri düşmüş, yaşlı hayvan ile gözü sakat olandan ve tekeden zekat olmaz.
Meğer ki, zekat sahibi kendiliğinden vermek istesin.[369]

Gümüş Zekatı

Halis gümüşten zekat; 200 dirhemde onda birinin dörtte biridir. Gümüş sadece 190 dirhem olursa, ona zekat yoktur. Meğer ki, sahibi kendiliğinden vermek istesin*
Bir kimsenin develeri dört yaşını tamamlamış bir deve düvesi vermeyi gerektirecek sayıyı bulurda, kendisinin malları arasında öylesi bulunmaz ve üç yaşını tamamlayanı bulunursa, o, kabul edilir ve mümkünse onunla birlikte iki koyun veya yirmi dirhem de verir.
Bir kimsenin zekatı üç yaşında bir deve düvesi vermeyi gerektirecek kadar olur da, develeri arasın­da üç yaşında deve düvesi bulunmayıp dört yaşında olanı bulunursa, zekat olarak dört yaşındaki kabul edilir ve zekat memuru o kimseye iki koyun veya yirmi dirhem iade eder.” [370]

[1] Kalkaşandf, Nihâyetü’l-ereb, s. 326.
[2] İbrı Hazm, Cemhere, s. 484485.
[3] İbn Hazm, s. 398.
[4] İbn Hazm, Cemhere, s. 476.
[5] Kalkaşandf, Nihâyetü’l-ereb, s. 326.
[6] Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 4, s. 282.
[7] Yâkût, c. 4, s. 282.
[8] İbn Abdilberr, c. 2, s. 559, İbn E ar, c. 2, s. 301, İbn Hacer, c. 1 , s. 572.
[9] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 321, İbn Haldun, Târih, c. 2, s. 2, s. 58.
[10] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.4, s. 224, İbn Sa’d, c. 1, s. 32, Taberî, c. 3, s. 1 66.
[11] İbn Sa’d.c. 1, s. 32, Süheylf, Ravdu’l-ünüf, c. 7, s. 448, İbn Esîr, c. 5, s. 448, İbn Hacer, c. 3, s. 222.
[12] İbn Sa’d, c. 1, s. 321, Süheyif, c. 7, s. 448, İbn Hacer, c. 3, s. 240.
[13] İbn Sa’d, c. 1, s. 321.
[14] İbn Hacer, c. 3, s. 222.
[15] İbnİshak,İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 224, İbn Sa’d, Tabak âtü’l-kübrâ, c. 1, s. 321 , Taben, Târih, c. 3, s. 166, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 299, İbn Sey^id, Uyun, c.2, s. 236, Zehebî, Megâzî, s. 570, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 63, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 39.
[16] İbnSa’d, c. 1, s. 321.
[17] Süheylf, Ravdu’l-ünüf, c. 7, s. 448.
[18] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 301 .
[19] Süheylf, c. 7, s. 449, Halebî, c. 3, s. 256, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 25.
[20] İbn Esîr, c. 2, s. 301.
[21] İbn İshak, c. 4, s. 224, İbn Sa’d, c. 1, s. 321, Taberî, c. 3, s. 166.
[22] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/473-476.
[23] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 224, İtan Sa’d, Tabakâtü’l-kütarâ, c, c. 1, s. 321, Taberî, Târîh, c. 3, s. 166, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 337, Süheylf, Ravdu’l-ünüf, c. 7, s. 450, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 236, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n- nihâye, c. 5, s. 63, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 39, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 25.
[24] İbn AtodiIberr, İstiâb, c. 2, s. 559, Süheylf, c. 7, s. 449, İbn E sfr, Usdu’l-gâbe, c. 2, s. 301, Halebî, İnsânu’l-uyun, c. 3, s. 257, Zürkânf, c. 4, s. 25.
[25] Süheylf, c. 7, s. 448.
[26] İbn Abdilberr,c.2,s. 559, Süheylf, c. 7, s. 449, İbn Ear, c. 2, s. 301, Zürkânf, c. 4, s. 25.
[27] Sühevlf, c. 7, s. 449, Zürkânf, c. 4, s. 25.
[28] İbn İshak, c. 4, s. 224, İbn Sa’d, 11, s. 321, Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 337 Süheylf, c. 7, s. 449, İbn Kayyım, c. 3, s. 39.
[29] Süheylf, c. 7, s. 449.
[30] İbn Sa’d, c. 1, s. 321, Halebî, c. 3, s. 257, Zerkanf, c. 4, s. 26.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/476-477.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 224, Taberî, Târih, c. 3, s. 166, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvye, c. 5, s. 338, Süheylf, Ravdu’l-ünüf, c. 7, s. 449, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 236, Zehebî, Megâzî, s. 570, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 26.
[32] İbn İshak, c. 4, s. 224, İbn Sa’d, c. 1, s. 321, Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 338, İbn Kayyım , c. 3, s. 39, Zürkânf, c. 4, s. 26.
[33] İbn İshak, c. 4, s. 224, Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 338, İbn Seyyid, c. 2, s. 236, Zehebî, s. 570, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 63, İbn Kayyım, c. 3, s. 39, Kastalânf, c. 1, s. 313, Zürkânf, c. 4, s. 26.
[34] Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 257.
[35] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 573, Zürkânf, c. 4, s. 26.
[36] Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 63, .
[37] İbn İshak, c. 4, s. 224, İbn Sa’d, c. 1, s. 321 -322, Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 338, İbn Seyyid, c. 2, s. 237, Zehebî, s. 570. Ebu’l-Fidâ. c. 5. s. 63. İbn Hacer. c. 1. s.
573. Halebî. c. 3. s. 257. Zürkânf. c. 4. s. 26.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/477-478.
[38] Ibn Hazm. Cemhere, s. 447.
[39] İbn Hazm, s. 485-486.
[40] İbn Hazm, s. 478-479.
[41] İbn Hazm, s. 447.
[42] Ebu’l-Ferec İbn CevzL el-Vefâ. c. 2. s. 571.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/478-479.
[43] Taberî, Târîh,c.3, s. 1 55, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, t 2, s. 248, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 53.
[44] Ebu’l-Ferec İbn Cevzf, Vefa, c. 2, s. 751 -752.
[45] Taberî, c. 3, s. 155.
[46] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 329-330, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 248, Kastalânf, Mevâhibü’l-ledünniye, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 266.
[47] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 266-267.
[48] İbn Sa’d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[49] İbn Seyyid, c. 2, s. 248.
[50] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Kastalânf, c. 1, s. 319.
[51] İbn Sa’d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[52] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[53] İbn Sa’d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[54] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[55] İbn Sa’d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Kastalânf, c. 1, s. 319, Halebî, c. 3, s. 267.
[56] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1 , s. 330.
[57] İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 248, Kastalânf, Mevâhibü’l-ledünniye, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 267.
[58] İbn Sa’d, c. 1, s. 330.
[59] İbn Sa’d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248.
[60] İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248, Halebî, c. 3, s. 267.
[61] İbn Sa’d, c. 1, s. 330, İbn Kayyım, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, c. 2, s. 248 Kastalânf, c. 1, s. 319, Halebî, c. 3, s. 267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/479-482.
[62] Kalkaşandf, Nihâyetü’l-eneb, s. 298.
[63] İbn Hazm, Cemhere, s. 272.
[64] İbn Hazm. s. 15.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/482.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 21 3-21 4, Taberî, Târîh, c. 3, s. 165, Ebu’l-Ferec İbn Cevzf, Vefa.c. 2, s. 755-756, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 232.
[66] Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 207, Ebu’l-Fidâ Sîre, c. 4, s. 115.
[67] Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 65, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 57.
[68] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 25.
[69] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1 , s. 311, c. 7, s. 34.
[70] Ahmed,c.4, s. 25.
[71] İbn Sa’d, c. 1,5.311,0.7, s. 34, Ahmed, c. 4, s. 25, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 275.
[72] İbn Esîr, o. 3, s. 275.
[73] İbn Sa’d, c. 1,s.311,c.7, s. 34, Ahmed, c. 4, s. 25, İbn Esîr, c. 3, s. 275.
[74] İbn Esîr, o. 3, s. 275.
[75] İbn Sa’d, c. 7, s. 34.
[76] İbn Sa’d, c. 1, s. 311, c. 7, s. 34, Ahmed, c. 4, s. 25, İbn Esîr, c. 3, s. 275.
[77] İbn Sa’d. c. 1. s. 34.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/482-483.
[78] Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 207, Ebu’l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 114.
[79] Ebu’l-Ferec İtan Cevzf, Vefa, c. 2, s. 756, Halebî, c. 3, s. 246.
[80] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 321, Ebu’l-Ferec, c. 2, s. 756, Zehebî, Megâzî, s. 563, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 57.
[81] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1 , s. 310, Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 207.
[82] İbn Sa’d, c. 1 , s. 310, Ebu Nuaym, c. 1, s. 207, E bu’l-Fidâ, c. 4, s. 59, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 57, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 246, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 11.
[83] İbn Sa’d, c. 1, s. 310, Ebu Nuaym , c. 1, s. 207, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 59, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 58.
[84] İbn Sa’d, c. 1, s. 310, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 58.
[85] Ebu Nuaym, c. 1, s. 207, E bu’l-Fidâ, c. 4, s. 59.
[86] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 42, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 320, Zehebî, Megâzî, s. 564, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 58.
[87] İbn İshak.c. 4, s. 214, İbn Sa’d, c. 1 ,s. 310, Taberî, c. 3, s. 165, Ebu Nuaym, c. 1, s. 207,Beyhakî, c. 5, s. 321, İbn Seyyid, c. 2, s. 232, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 57.
[88] Ebu Nuaym, c.1, s. 207, Halebî, c. 3, s. 246.
[89] İbn Sa’d, c. 1,s.31O.
[90] Ebu’l-Ferec, c. 2, s. 756, Halebî, c. 3, s. 247, Zürkânf, c. 4, s. 11.
[91] İbn Sa’d, c. 1, s. 310, Beyhakî, c. 5, s. 321, Ebu’l-Ferec, c. 3, s. 756, Zehebî, s. 563, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 57, Zürkânf, c. 4, s. 11.
[92] 91 . Taberî, Târîh, c. 3, s. 166, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 319, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 57, İbn Kayyım, c. 3, s. 35, Halebî, c. 3, s. 247, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 11.
[93] Taberî, c. 3, s. 166, Beyhakî, c. 5, s. 31 9, Zehebî, s. 564, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 57, İbn Kayyım, c. 3, s. 35, Halebî, c. 3, s. 247.
[94] Süheylf, c. 7, s. 438.
[95] Beyhakî, c. 5, s. 319, E bu’l-Fidâ, c. 4, s. 60, Halebî, c. 3, s. 247, Zürkânf, c. 4, s. 11.
[96] Beyhakî, c. 5, s. 319, Halebî, c. 3, s. 247, Zürkânf, c. 4, s. 11-12.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/483-485.
[97] Süheyli, Ravdu’l-ünüf, c. 7, s. 438, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 246.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/486.
[98] İbnİshak, İbn Hişam, Sîre,c. 4, s. 214, Taberî, Târih, c.3, s. 166, İbn Seyyid, Uyünu’l-eser, c.2,s. 232, İbn Kayyım , Zâdu’l-mead, c. 3, s. 35.
[99] Ebu Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, c. 1, s. 207-208, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvvıe, c. 5, s. 321, Zehebî, Megâzî, s. 563, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 57., c. 5,
[100] İbn İshak.c.4, s. 214, Taberî, c. 3, s. 166. İbnSa’d,c. 1,s.311.
[101] İbnSa’d,c. 1,s.311.
[102] İbn İshak, c. 4, s. 214, İbn Sa’d, c. 1, s. 311, Ta ben , c. 3, s. 166, E bu’l-Ferec, c. 2, s. 756, İbn Esîr, c. 2, s. 266, İbn Seyyid, c. 2, s. 232.
[103] Ebu Nuaym, c.1, s. 208, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 60.
[104] Buhân , c. 5, s. 42, Beyhakî, c. 5, s. 320, Zehebî, s. 564, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 58.
[105] Beyhakî, c. 5, s. 321, Zehebî, s. 563, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 57, Halebî, c. 4, s. 247.
[106] Ebu’l-Ferec, c. 2, s. 757, Halebî, c. 3, s. 247.
[107] Zürkânf, c. 4, s. 12.
[108] Ebu’l-Ferec, c. 7, s. 757, Halebî, c. 3, s. 247-248, Zürkânf, c. 4, s. 11.
[109] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 321, Zehebî, Megâzî, s. 563, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 4, s. 57, Halebî, İnsânu’l-uyûn, c. 3, s. 247, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 12.
[110] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 215, Taberî, Târîh, c. 3, s. 166, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 319-320, İbn Seyyid, c. 2, s. 233, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 58, İbn Kayyım , Zâdu’l-mead, c. 3, s. 35, Zürkânf, c. 4, s. 12.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/486-487.
[111] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 450, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 87, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 429, İbn Hacer, eI-İsâbe, c. 1, s. 93.
[112] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 143-144, Belâzurî, c. 1, s. 450-451, Beyhakî, c. 5, s. 429, İbn Hacer, c. 1 , s. 93, Kastalânf, M e vahi b, c. 1, s. 259, Diyarbekrî, Târîhu’l-hamîs, c. 2, s. 146.
[113] İbn Sa’d, c. 1,s.1 40-1 41, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 283, Belâzurî, c. 1, s. 450, Yâkubî, c. 2, s. 87, .
[114] Belâzurî, c. 1, s. 450451, Beyhakî, c. 5, s. 429.
[115] İbn Sa’d, c. 1, s. 1 44, Belâzurî, c. 1, s. 449450.
[116] İbn Sa’d, c. 1, s. 1 38, Belâzurî, c. 1, s. 451, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 57.
[117] Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 85.
[118] İbn Sa’d, c. 1, s. 1 38, Belâzurî, c. 1, s. 451, Beyhakî, c. 5, s. 430, İbn Abdilberr, c. 1, s. 57.
[119] İbn Sa’d, c. 1, s. 1 38, Buhârî, c. 2, s. 85, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1808, Belâzurî, c.1 , s. 451, Beyhakî, c. 5, s. 430.
[120] İbn Sa’d, c. 1, s. 1 38, Buhârî, c. 2, s. 85.
[121] İbn Sa’d, c. 1, s. 137, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[122] İbn Sa’d, c. 1, s. 138, Buhârî, c. 2, s. 85.
[123] İbn Sa’d, c. 1, s. 138, Belâzurî, c. 1, s. 451-452.
[124] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 85.
[125] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 138, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 194, Buhârî, c. 2, s. 85, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1808, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 452 Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 430, Zehebî, Megâzî, s. 581.
[126] Müslim, c. 4, s. 1808, Beyhakî, c. 5, s. 430, Zehebî, s. 581.
[127] İbn Sa’d, c. 1, s. 139, Buhârî, c. 2, s. 85, Müslim, c. 4, s. 1 808, Zehebî, s. 581.
[128] İbn Sa’d, c. 1, s. 139, Müslim, c. 4, s. 1808.
[129] Belâzurî, c. 1.S.452.
[130] İbn Sa’d, c. 1,s.139.
[131] İbn Sa’d. c. 1. s. 143. Belâzurî. c. 1. s. 452.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/487-489.
[132] İbn Sa’d, c. 1, s. 143, Belâzurî, c. 1, s. 451, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 59 İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 1, s. 50.
[133] Belâzurî, c. 1, s. 451 , İbn Abdilberr, c. 1 , s. 56.
[134] Kastalânf, Merâhib, c. 1, s. 259.
[135] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1,s.143.
[136] İbn Sa’d, c. 1 , s. 144, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 451, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 56, Kastalânf, Mevâhibü’l-ledün-niye, c. 1, s. 259.
[137] İbn Sa’d, c. 1, s. 144, Belâzurî, c. 1, s. 450, Diyarbekrî, Târîhu’l-hamîs, c. 2, s. 146.
[138] İbn Sa’d, c. 1, s. 144, Belâzurî, c. 1, s. 450, Beyhakî, c. 5, s. 431, Diyarbekrî, c. 2, s. 146.
[139] İbn Sa’d, c. 1, s. 140, İbn Abdilberr, c.1 , s. 58, İbn E ar, Usdu’l-gâbe, c. 1, s. 50, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 94.
[140] İbn Sa’d, c. 1, s. 144, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[141] İbn Hacer, c. 1,s.94.
[142] İbn Sa’d, c. 1, s. 144, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[143] Belâzurî, c. 1, s. 451 .
[144] İbn Sa’d, c. 1, s. 141 .
[145] İbn Sa’d, c. 1, s. 143, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[146] İbn Sa’d, c. 1, s. 142, Belâzurî, c. 1, s. 451.
[147] İbn Sa’d, c. 1,s. 142.
[148] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, 11, s. 141.
[149] İbn Sa’d, c. 1, s. 144, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 451.
[150] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 59, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 1, s. 51, Kastalânf, M evâhibü’l-ledünniye, c. 1, s. 259.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/489-491.
[151] İbn Sa’d, c. 1, s. 142, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 1 09, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 30, Müslim, Sahih, c. 2, s. 630, Beyhakî, Sünenü’l-kübrâ, c. 3, s. 336-337.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/491.
[152] İbn Hazm, Cemhere, s. 416-417.
[153] A. Zeynf Dahlân, Sîre, c. 2, s. 142.
[154] Yakut, Mu’cemu’l-büldân, c. 5, s. 266.
[155] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 7, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 339, c. 2, s. 169, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 56.
[156] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 239, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 244, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 98, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 41, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 33.
[157] İbn İshak, c. 4, s. 239, Vâki di1 den naklen İbn Sa’d, c. 1 , s. 339, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Seyyid, c. 2, s. 244, İbn Kayyım, c.3,s.41 .
[158] İbn Sa’d, c. 1, s. 339, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 53.
[159] İbn İshak, c. 4, s. 239, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Seyyid, c. 2, s. 244-245, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 98, İbn Kayyım, c. 3, s. 41.
[160] VâkıdPden naklen İbn Sa’d, Tabakât, c. 1 , s. 339.
[161] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 239, İbn Sa’d, c. 1, s. 339, Taberî, Târîh, c. 3, s. 156, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 245, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 98, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 41.
[162] Belâiurf, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 384.
[163] VâkıdPden naklen İbn Sa’d, c. 1, s. 339.
[164] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 239-240, Taberî, Târîh, c. 3, s. 156, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 98,Diyarbekrî, Târîhu’l-hamîs, c. 2, s. 144.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/491-494.
[165] İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 4, s. 240, VâkıdPden naklen İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 339, Taberî, Târih, c. 3, s. 156, İbn E ar, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 418, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâve’n-nihâye, c. 5, s. 98, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 53.
[166] VâkıdPden naklen İbn Sa’d, c. 1, s. 339, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 245.
[167] İbn İshak, c. 4, s. 240, İbn Sa’d, c. 1, s. 339-340, Taberî, c. 3, s. 156, İbn Esir, c. 4, s. 18, Diyarbekrî, Târîhu’l-hamîs, c. 2, s. 144.
[168] İbn İshak, c. 4, s. 240, Taberî, c. 3, s. 156-157, İbnEsîr, c. 4, s. 418, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 98.
[169] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.4, s. 240-241, Taberî, Târîh, c. 3, s. 157, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye vıe’n-nihâye, c. 5, s. 98-99.
[170] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 245.
[171] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 241, Taberî, Târîh, c. 3, s. 157, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye vıe’n-nihâye, c. 5, s. 99, İbn Hacer, el-İsâbe. c. 3. s. 245.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/495-497.
[172] İtan İshak, c. 4, s. 241, İbnSa’d, c. 1, s. 340, Taberî, c. 3,s.157,İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 249, Etou’l-Fidâ, c. 5, s. 99, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 3, s. 42.
[173] İbn İshak, c. 4, s. 241, Taberî, c. 3, s. 157, İbn Seyyid, c.2,s. 245, Ebu’l-Fidâ, c.5,s. 99, İbn Kayyım, c. 3, s. 42, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 54.
[174] İbn Sa’d. c. 1.S.340.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/497.
[175] Ibn Sa’d, c. 1.S.268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/497.
[176] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, 11, s. 267-268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/497-498.
[177] 1bn Sa’d. c. 1.S.268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/498.
[178] 1tan Sa’d. c. 1.S.268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/498.
[179] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/498.
[180] İbn Sa’d, c. 1,5.268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/499.
[181] İbn Sa’d. c. 1.s. 268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/499.
[182] Mezved; içinde hurma ağaçları bulunan mâmur bir yerdir (Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 5, s. 90).
[183] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 268-269.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/499.
[184] Râkis, bir vadidir (Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 3, s. 116).
[185] İbnSa’d, t 1,5.269.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/499-500.
[186] İbn Hacer, el-lsâbe, c. 2, s. 435.
[187] Necran Kabe si, Benf ^Jodülmedan b. Deyyânü’l-Hârisılerin yaptı np tazim ettikleri bir kilise olup, kilisenin kubbesi üçyüz deri ile kaplanmıştı. Kilise, Necran nehri üzerinde bulunuyor, nehirden on bin altınlık bir gelir sağlam yordu (Vâkût, Mu’cemu’l-buldan, c. 5, s. 268).
[188] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 3, s. 51 9, İbn Hacer, c. 2, s. 435.
[189] İbn Hacer, c. 2, s. 435.
[190] İbn Sa’d. Tabakâtü’l-kübrâ. c. 1. s. 340.
[191] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/500-501.
[192] Taberî, Târih, c. 3, s. 163.
[193] Süheylf,Ravdu’l-ünüf, c.7, s. 450, İbn Abdilberr, İstiâb,c.3, s. 1057, İbnEsîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 8.
[194] İbn Abdilberr, c. 3, s. 1057.
[195] İbn Esîr, c.4, s. 8.
[196] İbn Abdilberr, c. 3, s. 1057, İbn Esîr, c. 4, s. 8-9.
[197] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 984, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 164, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 207, İbn Kayyım , Zâdu’l-mead, c. 2, s. 227.
[198] Vâkıdî, c. 3, s. 988.
[199] İbn Sa’d, c. 2, s. 164, İbn Seyyid,c.2, s. 207, İbn Kayyım, c. 2, s. 227.
[200] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 225, Vâkıdî, c. 3, s. 987, Taberî, c. 3, s. 149 İbn Kayyım , c. 2, s. 228.
[201] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 225-227, Taberî, Târih, c. 3, s. 149, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 285-286, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 238, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 64.
[202] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378.
[203] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257-378.
[204] Ahmed b. Hanbel, c.4, s. 257.
[205] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378.
[206] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 8.
[207] İbn İshak, c. 4, s. 227, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 322, Taberî, c. 3, s. 1 49, İbn Seyyid, c. 2, s. 238, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 64.
[208] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378, İbn Esîr, c. 4, s. 8.
[209] İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 2, s. 228.
[210] İbn İshak, c.4, s. 227, İtan Sa’d, c. 1, s. 322, Taberî, c. 3, s. 149, İbn Seyyid, c. 2, s. 238.
[211] İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 2, s. 228.
[212] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378.
[213] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 227, Taberî, Tanrı, c. 3, s. 149, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 288, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 64.
[214] İbn Kayyım, c. 2, s. 228, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 468.
[215] İbn İshak, c. 4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 149-150, İbn E sfr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 238, E bu’l-Fidâ, c. 5, s. 64.
[216] İbn Kayyım ,c. 2, s. 228.
[217] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbnEsîr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 238, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 94.
[218] İbn Kayyım, c. 2, s. 228, İbn Hacer, c. 2, s. 468.
[219] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbnEsîr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 238, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 64.
[220] İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 227, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 50, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 238, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 64-65.
[222] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378.
[223] İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 8, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 3, s. 109, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 468.
[224] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378.
[225] Ahmed b. Hanbel, c.4, s. 378, İbn Esîr, c. 4, s. 8, Zehebî, c. 3, s. 109, İbn Hacer, c. 2, s. 468.
[226] İbn Esîr, c.4, s. 8.
[227] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbn Seyyid, c. 2, s. 238-239, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[228] İbn İshak, c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378, Taberî, c. 3, s. 150, İbn Seyyid, c. 2, s. 239, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[229] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378, İbn E sfr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 8.
[230] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel, c.4, s. 379, Taberî, Târîh.c. 3, s. 150, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 239, E bu’l-F idâ, Sîre, c. 4, s. 65.
[231] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 379.
[232] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbn Seyyid, c. 2, s. 239, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[233] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, E bu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[234] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378, E bu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[235] Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 2, s. 228.
[236] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 378, E bu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[237] İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[238] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 65.
[239] İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 2, s. 228.
[240] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, E bu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[241] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, 378, Taberî, Târih, c. 3, s. 150, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 286, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 9.
[242] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbnEsîr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 239, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[243] İbn Esîr, c. 2, s. 286.
[244] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbnEsîr, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, c. 2, s. 239, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[245] Ahmed, c. 4, s. 257, 358, E bu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[246] Ahmed, c. 4, s. 257, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[247] Ahmed, c. 4, s. 378, İbn E sfr, c. 4, s. 9.
[248] Ahmed, c. 4, s. 257, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[249] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 378, İbn E sfr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 9.
[250] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, E bu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 5, s. 65.
[251] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, 378, İbn Esîr, c. 4, s. 9, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[252] İbn İshak, c.4, s. 227, Taberî, c. 3, s. 150, İbn Seyyid, UyÜnu’l-eser, c. 2, s. 239, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65.
[253] İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 2, s. 228.
[254] Ahmed b. Hanbel, c.4, s. 378-379, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65, İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[255] İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[256] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[257] İbn Abdilberr. İstiâb. c. 3. s. 1057. İbnEsîr. c. 4. s. 9.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/501-508.
[258] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 257.
[259] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 221, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1529, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1070.
[260] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[261] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, c. 6, s. 221, Müslim, c. 3, s. 1529, İbn Mâce, c. 2, s. 1070.
[262] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[263] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, c. 6, s. 220-221, Müslim, c. 3, s. 1529, Tirmizî, c. 4, s. 68, İbn Mâce, c. 2.S.1070.
[264] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[265] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, c. 6, s. 221, Müslim, c. 3, s. 1529, Tirmizî, c. 4, s. 68.
[266] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Müslim, c. 3, s. 1529.
[267] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257, Buhârî, c. 6, s. 220, Müslim, c. 3, s. 1529, İbn Mâce, c. 2, s. 1070.
[268] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[269] Buhârî, c. 6, s. 220, Müslim, c. 3, s. 1530, Tirmizî, c. 4, s. 68.
[270] Tirmizî, c.4, s. 68.
[271] Buhârî, c. 6, s. 221, Müslim, c. 3, s. 1530.
[272] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 256, Buhârî, c. 6, s. 218, Müslim, c. 3, s. 1530, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 17.
[273] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[274] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 218-221, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1530.
[275] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 257.
[276] Müslim, c. 3, s. 1531.
[277] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 257.
[278] Buhârî, c. 6, s. 21 8, Müslim, c. 3, s. 1530, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 69.
[279] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 379.
[280] Müslim, c. 3, s. 1531, Tirmizî, c. 4, s. 67-68.
[281] Buhârî, c. 6, s. 220, Müslim, c. 3, s. 1531.
[282] Müslim. Sahih. c. 3. s. 1531.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/508-510.
[283] Buhârî,Sahih,c.2, s. 113.
[284] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 256, Buhârî, c. 2, s. 113.
[285] Buhân,c. 2.S.114.
[286] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 256, Buharı, c. 2, s. 114.
[287] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 256.
[288] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 256, Buhârî, SahıVı, c. 2, s. 114.
[289] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 379, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 65, İbn Kayyım, c. 2, s. 228.
[290] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 227-228, Taberî, Târih, c. 3, s. 150, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 286, İbn Seyyid, Uyünu’l- eser. c. 2. s. 239. Ebu’l-Fidâ. c. 5. s. 65-67.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/510-511.
[291] İbn İshak, c. 4, s. 247, Belâzurî, E nsâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 530.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/511.
[292] Buhârî,Sahîhıc.5, s. 1 07, Taberî, Târih, c. 3, s. 167, Ebu’l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 191 Kastalânf, Mevâhib, c. 1, s. 230.
[293] Taberî, c. 3, s. 1 67, A. Zevnf Dahlân, Sîre, c. 2, s. 141.
[294] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 246, Taberî, c. 3, s. 167.
[295] İbn Habib, Kitâbu’l-muhabber, s. 126, Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1 , s. 529, Fütûhu’l-buldan, c. 1, s. 83, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3,s.14O3.
[296] İbn İshak, c. 4, s. 246-247, Taberî, c. 3, s. 167.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/511-512.
[297] Diyarbekrî, Târıîıu’l-hamîs, c. 2, s. 1 42.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/512-513.
[298] Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 2, s. 169.
[299] İbn Hacer, Fethu’l-bârf, c. 8, s. 49, Kastalânf, c. 1, s. 230 Diyarbekrî, c. 2, s. 142.
[300] Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 529, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1403.
[301] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 3, s. 584, c. 2, s. 437, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 303, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 61 6, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1404, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 1 , s. 321.
[302] İbn Sa’d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 199, Zehebî, c. 1, s. 321.
[303] İbn Sa’d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Zehebî, c. 1, s. 321 .
[304] Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 199.
[305] İbn Sa’d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Zehebî, c. 1, s. 321 .
[306] Ahmed, c. 5, s. 330, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu’l-Fidâ, c.4, s. 190.
* İctihâd; dilde, birşeyi elde etmek için olanca gücü ile çalışıp çabalamak (İbn Esîr, Nihâye, c. 1, s. 319), din teriminde de fakih olan zâtın dinf bir hükme varabilmesi için bütün gücüyle çalışıp çabalaması dem ektir.
Müctehid, Kur’ân-ı Kerfm’e ait ilimlere ve Kur’ân-ı Kerfm’in mânâ türlerine, sünnete ait ilimlere, sünnetin rivayet tariklerine, metinlerine ve mânâ türlerine s:on derecede vakıf ve aynı zamanda halkın örf ve âdetlerini bilip onlara göre yapacağı kıyas ve icti-hadda isabet edebilecek güçte olan ilim adamı demektir (Seyyid Şerif, Ta’rifât, s. 137).
Bir hadis-i şerife göre; hâkim ictihadda bulunur, içtihadında isabet ederse onun için iki ecir vardır. Fakat hüküm verirken icti-hadda bulunur, yanılırsa ona bir ecir vardır (Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 157, Müslim, c. 3, s. 1342, Ebu Dâvud, c. 3, s. 299, Tirmizî, c. 3, s. 615, İbnMâce 2, s. 1342, Nesâf, c. 8, s. 224).
[307] İbn Sad, c. 3, s. 584,0.2, s. 347-348, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s:. 303, Tirmizî, c. 3, s:. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Zehebî, c. 1, s. 321, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 199.
[308] İbn Sa’d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 199.
[309] İbn Sa’d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 199.
[310] İbn Sa’d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed, c. 5, s. 230, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404 Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 199, Zehebî, c. 1 , s. 321.
[311] İbn Sa’d, c. 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed, c. 5, s. 230, Ebu Dâvud, c. 3, s. 303, Tirmizî, c. 3, s. 616, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1404, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 199, Zehebî, c.1, s. 321.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/513-514.
[312] Diyarbekrî, Târîhu’l-hamîs, c. 2, s. 1 42.
[313] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 235, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 321 Ebu’l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 192-193.
[314] İbn İshak.İbnHişam, Sîre, c. 4, s. 237, Ahmed, c. 5, s. 235, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 192-193, Zehebî, c. 1, s.321.
[315] Diyarbekn, c. 2, s. 142.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/515.
[316] Ahmed, c. 1, s. 233, Ebu Ubeyd, Kitâbu’l-emval, s. 551-552, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 114, Buhân, Sahih, c. 5, s. 109, Müslim, Sahih, c. 1, s. 50, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 04-1 05, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 21, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 568 Dârimî, Sünen, c. 1, s. 318, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 55.
[317] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 230-233, Ab dumezzak, Musannef, c. 4, s. 21-22, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 127, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 101, Tirmizî, Sünen^ c. 5, s. 20.
[318] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 233, Yahya b. Adem, Kitâbu’l-harac, s. 112-11 3.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/515-516.
[319] Yahya b. Adem, s. 116, Ahmed, c. 5, s. 228, Belâzurî, Fütûhu’lbüldân, c. 1 , s. 871.
[320] İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 128.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/516.
[321] 316.Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 236, Ebu’l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 1 94-1 95.
[322] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 237, Diyarbekrî, Târîhu’l-hamfs, c. 2, s. 143.
[323] Diyarbekrî, c. 2, s. 143.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/.516-517.
[324] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 235, Ebu’l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 1 93, Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, c. 1, s. 321.
[325] Ahmed. c. 5. s. 235. Ebu’l-Fidâ. c. 4. s. 1 93.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/517-518.
[326] Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 401.
[327] Kettânf, et-Terâtita, c. 1, s. 259.
[328] Ahmedb. H anbel, c. 4, s. 410, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 108.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/518.
[329] Ahmed,c.4, s. 417-418, Buharı, c. 5, s. 108.
[330] Ahmed. c. 5. s. 235.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/518.
[331] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 241, Taberî, Târih, c. 3, s. 157, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 413.
[332] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 1, s. 267.
[333] İbn İshak, c. 4, s. 239.
[334] Ebu Yusuf. Kitâbu’l-haraç. s. 72.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/518-519.
[335] İbn İshak, c. 4, s. 39, 241.
[336] İ bn İshak, c. 4, s:. 241, E bu Yusuf, s. 72, Yahya b. Âdem, s. 116, Taberî, c. 3, s. 157, Beyhakî, c. 5, s. 41 3, Zehebî, Megâzî, s. 576.
[337] İbn İshak, c. 4, s. 241, Yahya b. Âdem , s. 116, Ta ben, c. 3, s. 157, Beyhakî, c. 5, s. 413, Zehebî, s. 576.
[338] Ebu Yusuf, s. 72.
[339] İbn İshak, c. 4, s. 241, Ebu Yusuf^s. 72, Yahya b. Âdem, s. 116, Taberî, c. 3, s. 157 Beyhakî, c. 5, s. 413, Zehebî, s. 576.
[340] İbn İshak, c. 4, s. 241, Yahya b. Adem , s. 116, Taberî, c. 3, s. 157.
[341] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 241, Ebu Yusuf, Kitâbu’l-harac, s. 72, Yahya b. Âdem, Kitâbu’l-haraç, s.116, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 57, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 41 3, Zehebî, Megâzî, s. 576-577, İbn Haldun, Târih, c.2, ks. 2, s. 54.
[342] İbn İshak, c. 4, s. 241, Taberî, c. 3, s. 157, Beyhakî, c. 5, s. 41 3, Zehebî, s. 576, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 54.
[343] Ebu Yusuf, Kitâbu’l-harac, s. 72, Yahya b. Âdem, Kitâbu’l-harac, s. 116.
[344] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 241 -242, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 57-1 58, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 413414, Zehebî, Megâzî, s. 576-577, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 54-55, Kettânf, et-Terâtib, c. 1, s. 248-249.
[345] İbn İshak, c. 4, s. 242, Ebu Yusuf, s. 72, Yahya b. Adem, s. 116, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 414, Zehebî, s. 577, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 54, Kettânf, c. 1, s. 249.
[346] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 4, s. 242-243, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 58-1 59, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 414-415, Zehebî, Megâzî, s. 414-415, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 54-55, Kettânf, et-Terâtib, c. 1, s.249.
[347] Ebu Yusuf, Kitâbu’l-harac, s. 72.
[348] Dârimî, Sünen, c. 1, s. 320.
[349] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 3, s. 71, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 11 73, İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 4, s. 214.
[350] İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 1, s. 45.
[351] Ebu Yusuf, Kitâbu’l-harac, s. 72-73.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/519-523.
[352] Ebu Ubeyd, Kitâbu’l-emvâl, s. 497499, Hâkim, Müstednek, c. 1 , s. 394-395.
[353] Ebu Yusuf, Kitâbu’l-haraç, s. 76, Abdurrezzak, Musannef, c. 4, s. 25, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 131, Tiımizf, Sünen, c. 3, s. 17, Hâkim, c. 1, s. 392.
[354] Ebu Yusuf, s. 76, İbn Ebi Şeybe, c. 3, s. 1 31, Tirmizî, c. 3, s. 17, Hâkim, c. 1 ,s.39O.
[355] Ebu Yusuf, s. 76, Abdurrezzak, c. 3, s. 25, İbn E bi Şeybe, c. 3, s. 131, Tirmizî, c. 3, s. 17, Hâkim , c. 1, s. 392.
[356] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 1 23-1 24, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 96.
[357] EbuDâvud,c.2, s. 96.
[358] İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 1, s. 45.
[359] Ebu Yusuf, s. 73-74.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/523-524.
[360] Bakara: 1 3, 83, 110, Nisa: 73, 103, Yûnus: 87, Hacc: 9, Tür 56, Münemmil: 20.
[361] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 11, Buharı”, Sahîh, c. 2, s. 124, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 96, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 575, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 18-19, Dârekutnî, Sünen, c. 2, s. 115, Hâkim, Müstednek, c. 1, s. 390, Beyhakî, Sünenü’l-kübrâ, c. 4, s. 86 Begavf, Mesâbfhu’s-sünne, c. 1, s. 86.
[362] Ebu Uısuf, Kitâbu’l-harac, s. 76, Abdurrezzak, M usannef, c. 2, s. 25, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 131 -133, Ahmed, c.2,s.11-14,EbuDâvud,c.2, s. 98, Tirmizî, c. 3, s. 17, Dârimî, c. 1, s. 21, Hâkim, c. 1, s. 392, Beyhakî, c. 4, s. 88.
[363] Ebu Dâvud, c. 2, s. 98-99, Dârekutnî, c. 2, s. 116, Hâkim, c. 1, s. 393, Beyhakî, c. 4, s. 90.
[364] Dârekutnî, c. 2, s. 116, Hâkim, c.1, s. 393, Beyhakî, c. 4, s. 90-91.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/524-525.
[365] Buhârî,SahiVı,c.2, s. 1 23-1 24, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 96, Hâkim, Müsiedrek, c. 1, s. 390.
[366] Ebu Dâvud, c. 2, s. 96, Beyhakî, Sünenü’l-kübrâ, c. 4, s. 86.
* Altın, ticaret mallan, meyve, hububat zekatı ve verileceği yerler, zekatı verilmeyen malların akıbeti için; 4. ciltteki “Zekatın Farz Kılınışı” bahsine bakınız.
[367] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/526.
[368] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/526-527.
[369] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/527.
[370] Ahmedb.Hanbel,Müsned,c.1, s. 11-12, Buharı, Sahih, c. 2, s. 123-124, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 96-97, İbn Mâce,Sünen, c. 1, s. 575, Nesâf, Sünen, c. 5, 18-23, Dârekutnî, Sünen, c. 2, s. 114-116, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 391 -392, Beyhakî,Sünenü’l-kübrâ, c. 4, s:. 85-86.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/527-528.

Share.

About Author

Leave A Reply