3. Delil : Sahabe Fetvaları

0

131- Sahabe Fetvaları Hakkında Ebü Hanîfe´nîn Dedîklerî

îmâm-ı ´zam Ebû Hanîfe Hazretlerinin fıkıhta usulünü be­yâna başlarken onun şu sözünü kaydetmiştik: «Allah´ın Kitabında ve Resulünün Sünnetinde buîamazsam Ashabın kavlinden alının. Onlardan dilediğimin kavlini alır, dilediğimi bırakırım. Onlann sö­zünden başkalarının sözüne çıkmam, tş İbrahim Nahaî´ye, Şa´bîye İbn-i Sîrin´e, Hasan Basri´ye, Atâ´ya, Said b. Musayyib´e (ve daha bâzı adamlar saydı) gelince onlar içtihat yapmış kimselerdir. Onlar nasıl içtihat ettilerse ben de içtihat ederim.»

Bu söz açıkça gösteriyor ki, Ebû Hanîfe Sahabe kavlini delil olnrak almakta, onlara uymağı vâcib saymaktadır. Sahabeden re´y naklolunan bir mevzuda içtihat ederse, Ashabın re´ylerini için­den seçiyor, onlann re´yinden çıkmıyor, başkalarının re´yine bak­mıyor. Ashabdan naklolunmuş bir re´y yoksa, o zaman içtihat edi­yor. Tabiîlerin re´yine tâbi olmuyor. O Tabiî mukallidi değildir. Fakat Sahabeyi taklit ediyor.

Onun sözünün sarahatından anlaşılan budur. O sarahatan böy­le söyledikten sonra bize ancak bunu onun içtihat yolu olarak ka­bul etmek düşer. Zira bu hususta ondan böylece naklolunan sözler birbirini desteklemektedir. O kendisi içtihat yolunu ilân etmekte elbette en doğru sözlü olur. Onun içtihat yolunu kendi sözleri ortada dururken, başkalarının sözlerinden öğrenecek değiliz. Yal­nız bu usullerin tatbik edildiği fürû´ mes´eleleri öğrenirken ondan başkasına baş vurmak gerekiyor. Zira mezhebinin fürû´ mes´elele-rini o kendisi tevdîn etmiş değildir.

132- Pezdevi Ebû Hanîfe´nin Ashaba Muhalîf Bazı Görüşleri Olduğunu Îddla Edîyor

Fürû´ mes´eleleri ele aldığımız zaman görüyoruz ki, Hanefiyye-nin hükümde esas tuttuğu usulleri toplayan Fahr´ül-îslâm Pezdevî, Sahabeyi taklid kaidesinin ihtilâf mevzuu olduğunu söylüyor ve şöyle diyor: «Ebû Said Berdaî dedi ki: Sahabeyi taklit etmek vâcibdir, onunla kıyas terk olunur. Biz üs t adlarımızı böyle gördük. Kerhî dedi ki, Sahabeyi taklit vâcib değildir, yalnız kıyasla bili-nemiyecek hususlarda vâcib oİur… Mezheb ashabımız bunda ih­tilâf etti. Ebû Yusuf ve Muhammed dediler ki, selemde sermaye­nin mikdarını bilmek şart değildir. Abdullah b. ömer´dense bunun hilafı rivayet olunur.

Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf dediler ki: Gebe olan kadın âa Sün­net üzere üç talâkla, boşanır. Câbir´den ve Abdullah b. Mes´ud´dan bunun hilafı rivayet olundu. Ebû Yusuf´la Muhammed ecîr-i müş­terek zamiridir, dediler ve bunu Hz. Ali´den rivayet ettiler. Ebû Ha­nîfe kıyasla muhalefet etmiştir.»[1]

Fahr´ül-Islâm Pezdevî böyle diyor ve Ebû Hanîfe ve Ashabın­dan her birinin Sahabe re´ylerine muhalefet ettiklerini gösteriyor. Ebû Yusuf´la Muhammed Abdullah b. Ömer´in re´ylerine muhale­fet ediyorlar ve vasfı mâruf olduğu takdirde selemde sermayenin mikdanmn malûm olmasını şart koşmuyorlar. Ebû Hanîfe ile Ebû Yusuf, Câbir´in ve İbn-i Mes´ud´un gebe kadının talâkı hakkında­ki fetvalarına muhalefet edip onun da Sünnet üzere üç talâkla bo­şanmasını söylüyorlar. Ve bunu Âişe ile Sagîre´nin talâkına kıyas ediyorlar. Ebû Hanîfe, ecîr-i müşterekin tanzimi hususunda .Hz. Ali´nin fetvasına muhalefet ederek ona tazmin, lâzım gelmediğini söyledi. Ancak taaddî varsa o zaman Öder… Çünkü tazmin için yal­nız iki sebep vardır: taaddî ve akaid. Ecîr-i müşterekte bunlar yok­tur. Hz. Ali´ye göre sakınılması mümkün bir sebeple temizleyici­lere yaptıkları zararı ödetirdi ve bunu halkın malını korumak için yapardı.

Bunda görülüyor ki, kıyasa müsait olan yerlerde Ebû Hanîfe Sahabe kavline muhalefet ettiği oluyordu. Fakat re´y için müsait oîmıyan ve müddetler gibi yalnız nakille bilinecek hususlarda on­lara muhalefet etmez, belki onları taklit ederdi. Onun içindir ki, hayzm müddetinin azı üç, çoğu on gün olduğuna dair Hz. Enes´in ve Osman b. Ebû Âs´ın kavillerini aldı. Zira bu gibi hususlarda Sa­habenin” yolu içtihat değildir, işitmeğe dayanır. Nasıl ki Hz. Âişe´-nin sözü bunu gösterir. Şöyle ki: Birisi Zeyd b. Erkam´a 800 dir­heme bir şey sattı. Sonra parayı teslim etmezden Önce 600 dirheme onu ondan satın aldı. Hz. Âişe bunu duyunca: «Bu ne kötü bir alış­veriştir», dedi, Zeyd b. Erkam tevbe etmezse Peygamber´le birlikte yaptığı cihadı, Haccını da iptal etmiş oldu.» Zeyd b. Erkan özür diliyerek Hz. Âişe´ye geldi ve o da Cenâb-ı Hakk´ın şu âyetini oku­du: «Bundan böyle her kim biri tarafından kendine bir öğüt gelir­de ribâdan vaz geçerse artık geçmişi ona ve hakkında hüküm de Allah´a aittir.» (Bakara: 275)

Bu alış-veriş yüzünden Haccın ve cihadın iptal edilmesi, seva­bının bozulması, bunlar ancak sernâen-naklen bilinir şeylerdir. Re´y ve kıyasla bîlînmiyecek şeyler hususunda Sahabenin sözü se-mâa – işitmeğe dayanır.

133- Pezdevî´nîn İddiasını Delillerle Çürütmek

Sözün hülâsası: Ke.rhî, fürû´ mes´elelerden şu neticeyi çıkar-maktadir: Ebû Hanîfe´nin re´yine göre kıyasa müsait olan yerler­den Sahabenin fetvası taklit olunmaz. Kıyasa imkân olmıyan yer­lerde Sahabenin fetvası alınır, çünkü bu gibi yerlerde akılla değil, nakille hüküm verilir. Sahabenin, re´yi bir nakle dayanıyor demek­tir, onu almak, Sünnete uymak demektir. Çünkü Sahabenin bu fet­vası behemahal Hz. Peygamber´den işittiğine dayanır. Sahabenin kavli Hadise dayandığından delil olarak alınır. Onun için Ebû Ha-nîfe re´y karışan hususta Sahabenin kavliyîe mukayyet olmuyor.

Fakat Kerhî´nin çıkardığı netice, Ebû Hanîfe´nin kendisinden naklolunana uymamaktadır. Hangisini alalım. Ebû Hanîfe´nin ken­disinin tasrih ettiğini mi, yoksa .fürû´ mes´elelerden çıkarılanı mı Şüphesiz ki, biz tasrih olunanı alırız. Onun sarih kavline aykırı netice çıkarılan fürû* mes´elelerden onun kavline uygun olarak da netice çıkarmak mümkün olabilir. Hattâ belki de nefs´ül-emirde arada tearuz bile vâki değildir. Çünkü arada tearuzu isbat için bu tearuzu iddia edenin, Ebû Hanîfe´nin Sahabe fetvasını bildiğini ve onu bildiği halde bırakıp kıyasa gittiğini isbat etmesi lâzımdır. Hattâ Sahabenin bu kavline, Sahabe arasında muhalefet eden bu­lunmadığım dahi ispat etmesi gerekir. ;Ne Fahr´ül-îslâm Pezdevî ve ne de Ebû .Hasan Kerhî böyle birşey isbat etmiş değillerdir. Ebû Hanîfe ecîr-î müştereke tazmin etmek düşmez dîye fetva verirken onun, Hz. Ali´nin ve Ömer´in, daha doğrusu -Hulefâ-yı Raşidinden dördünün de tazminle amel ettiklerini bildiğini iddia edemez. Ve keza onların fetvası Sahabe arasındaki icmâl´la kabul edilmiş, ara­larında hiç ihtilâf yoktu diye de iddia edemez, öyle olunca Ebû Hanîfe Sahabe fetvalarını terk ediyor, diye kimse söyleyemez. Çün­kü bunun aksi ondan rivayet olunup duruyor. Ve bu rivayet her­kesçe bilinen meşhur birşey olduğu gibi bir çok mes´eleler hakkında Ebû Hanîfe´nin hükmü de bunu teyid etmektedir. Yukarıda gördük ki, kölenin verdiği emân- hususunda Ebû Hanîfe kendi kı­yasını bırakıp Hz. Ömer´in fetvasını derhal kabul etti. Halbuki o kıyasla kölenin eznânıni kabul etmiyordu. İslâm cemaatını koru­mak için ihtiyat da bunu icabeder. Çünkü harb yapılıp dururken bir adam esir düşer, Müslüman olur, harb esiri bir köle olduğu halde düşmana emân verir, bütün Müslümanlar da bu emâna ria­yete mecbur olur. O böyle deyip dururken Hz. Ömer´in kölenin verdiği cmânı muteber tuttuğu haberi ulaşınca kıyası terk etti. Ve Hz. Ömer´e uyup onu taklid ederek, onun fetvâsiyle amel etti.

134- Serahsî Sahabe Akvâlîne Îttîbâı Delilleriyle İsbat Ediyor

Şems´ül-Eimme Serahsî, tearuz eder bir nas bulunmiyan her ahvalde Sahabenin kavline tâbi olmanın vücûbunu isbat için bir takım deliller getirmektedir. Bu deliller naklî asıllara ve aklî gö­rüşlere dayanmaktadır.

Nakiller şunlardır: «Muhacirin ve Ensar´dan ilk Müslüman olanlar ve iyilikle onlara uyanlar.» Allah´u Teâîâ Ashab-i Kiramı, Muhacirin ve Ensârı, onlara tâbi olanları medh-u_ sena ediyor. Ce-nab-ı Hak Ashaba uymak övülmeğe değer bir harekettir. Allah´u Teâlânm bu öğüşü, Kitap ve Sünnetten nas bulunmiyan hususlar­da onlara tâbi olmağa, Sahabe kavlini kabule bir teşvik ve işaret­tir. Dîne ait şeylerde onların re´ylerine uymak övülen bir harekettir.

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: «Ben Ashabımı emni­yette tutar korurum, Ashabım da ümmetimi emniyette bulundu­rur.

Akıl da çeşitli surette bunu gösterir:

1- Ashab-ı Kiram, Hz. Peygamber´e diğer insanlardan en ya­kın olanlardır. Onlar Hz. Peygamberle bir arada bulundular, Vahy gelirken gördüler, nerede ihlâsları ve gerekse güzel anlayışları itibariyle Şeriatın maksat ve gayelerini en mükemmel surette an­layanlardır. Kur´ân naslanmn nazil olduğu ahvâli gördüler, bâzan ahkâmın değiştiği yerleri müşahade ettiler. Bunlardan başka di­ğer insanlardan üstün olarak onlarda ciddiyet dînî hakikatleri araştırmak, din esaslarını yerleştirmek ve akideyi sağlamlaştır­mak için çalışmak meziyetleri vardır.

2- Onların görüşlerinin ve sözlerinin Hz. Peygamberden alın­mış ve duyulmuş Sünnetler olması çok yakın bir ihtimaldir- Çünkü onlar çok defalar Hz. Peygamber´e isnad etmeksizin onun be­yan ettiği ahkâmı aralarında müzakare ederlerdi, bunu onlara kimse sormazdı. Bu ihtimalle beraber şunu da bilelim ki, onların re´y ve kıyaslarının dahi ayrıca bir kıymeti vardır. Onların re´yleri uyulmağa daha lâyıktır, çünkü menkûle daha yakın, mâkule daha uygundur. Peygamberin sözüne dayanması da ona yakındır.

3- Onlardan esas kıyasa dayanan bir görüş naklolunursa, bizim de kıyasa dayanan başka türlü bir görüşümüz olsa, ihtiyat olan onların re´yine uymaktır. Çünkü Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: «Asırların en hayırlısı benim gönderildiğim bu asırdır.» Onlardan birinin re´yi hepsince kabul olunmuş bir re´y olabilir. Zira eğer o re´ye muhalefet eden olsaydı, onların âsân-nı araştırıp inceleyen ulema onu bilirdi. Ashabdan da başka bir re´y rivayet edilse bu Ashabın kavline karşı gelmek sayılır ve bu yanlış olan düşünce kabul1 olunmaz.

135- Ebü Hanîfe Sahabe Kavline Tâbi Olan Bir Fakîhtır

Sahabenin kavlinin hüccet olduğunu isbat için getirilen de­lillerden bir kısmı bunlardır. Sahabe kavli delildir ve kıyasa da takdim edilir. Ebû Hanîfe´nin sarahatan söylediği veçhile kendi re´yi budur. Ondan naklolunan ve Hanefî Mezhebinin fıkıh kitab-ları içinde yazılı bulunan füru´ mes´delerinin çoğuna uygun olan da budur.

Sahabe kavlini hüccet ve delil itibar etmemek hakkında, da­ha doğrusu Sahabeyi taklid etmenin caiz olmadığı hususumda Ebû Hasan Kerhînin ileri sürdüğü delillere insafla bakalım: Bun­ların esası şudur: Ashâb-ı Kiramın re´yle hüküm verdikleri meş­hurdur. Onların içtihatlarından hatâ ihtimalleri de sabittir. Çün­kü hatâdan masum değildirler. Onlar birbirlerine muhalefet edi­yorlardı. Sonra, onlar dindeki ihîâslarmdan dolayı halkı kendi kavillerini taklide davet etmiş değildirler. Onların sıhhatında zan üzere idiler´. Abdullah b. Abbas kendi re´yi ve içtihadı hakkında şöyle derdi: «Eğer hatâ ise, benden ve şeytandandır.» Onların re´ylerirçe uyacaksak hiç olmazsa onların mesleğine uymalıyız. Onlar re´yleriyle nasıl içtihat ettilerse bizde re´yimizle ictihad edelim. îşte Hadîs-i şerifte emrolunan tâbi olma budur: «Asha­bım yıldızlar gibidir, hangisine uysamz hidayeti bulursunuz.»

Sözün hulâsası budur: Ebû Hanîfe. Hazretleri (Allah ondan razı olsun) Sahabe kavline tâbi olurdu. Onun mezhebindeki mes´delerden netice çıkaran bâzı tahric erbabı, bir takım mes´elelere dayanarak, onun kıyası Sahabe kavline tercih ettiğini söylerlerse de biz Ebû Hanîfe´nin kendi sözüyle sarahatan dediğini almayı tercih ettik. Çünkü kendi usul ve mesleğini beyanda onun .kendi sözü muteberdir.

Buna ilâveten muhtelif füru meseleleri de bunu teyid etmek­tedir. Bu büyük ve şanlı imamın vera´ ve takvasına yakışan, se-lef-i salih hakkında takdir ve sitayişine, onların sözlerine uyma arzusuna uygun düşen de budur.

Sahabenin kavline tâbi olan Hamfe Tabiîlerin fetvalarım on­lar gibi uyulması vâcib olmak üzere almıyordu.

——————————————————————————–

[1] Fahr´ül-İslâm Pezdevî, Usul, c. II, s. 927.

Share.

About Author

Leave A Reply