Hanefiyye Mezhebinin İntişarı

0

93- Mezhebin Küfe´de Kurulup Oradan Her Tarafa Întîşarı

Hanefiyye mezhebi Kûfe´de doğdu. Ebû Hanîfe´nm ders hal­kasında teessüs etti. Sonra mezhebin üstadının vefatı üzerine ule­ma onu Bağdad´da öğrenip Öğretmeğe devam ettiler. Bundan son­ra mezheb îslâm diyarının birçok taraflarına yayıldı. Irak, Suriye, Mısır, Anadolu, Maverâünnehir Hanefiyye mezhebini kabul etti. Sonra bu hududları da aşarak Hind ve Çin Müslümanlarının yegâ­ne mezhebi oldu. Bugüne kadar o uzak diyarlarda tele mezhep ha­linde kalmıştır. Hind ve Çin Müslümanları ibâdetlerinde ve aile nizamlarında Hanefiyye mezhebine uymaktadırlar.

94- Ebü Yusuf Başkadı Olunca, Mezhebin Nüfuz Kazanıp Kuvvetlenmesi

Ebû Hanîfe´nin birinci talebesi îmam Ebû Yusuf, Harun Reşid´in Kadısı olunca, Hanefiyye mezhebi resmî bir mevki´ kazandı ve bu onun intişarını daha da sür´atlendirdi. 170 senesinde Ebû Yusuf Bağdad´da Kadıîkuzat = Başkadı olunca devletin her ta­rafında Hanefiyye mezhebi büyük nüfuz kazandı. Ebû Yusuf´un em–ri olmadıkça bir kadı tâyin olunmuyordu. Aksâ-yı Şark´tan, Şimalî Afrika´ya varıncaya kadar, îslâm diyarının hiç bir yerinde Ebû Yu­suf´tan işaret ve emir almadıkça, hiç bir kadı o makama getiril-miyordu. Onun ise ietihad ve fetvada kendi yolunu beğenmiş almış olanları, kendi arkadaşlarını o makamlara getirmesi tabiî bir şey­di. Bu ise, hüküm istinbatmda Ebû Hanîfe´nin çığın demekti. Böy­lelikle Irak fukahâsmm re´yleri îslâm diyarının her tarafında umum arasında yayılmış oldu. Yalnız Endülüs bundan müstesna­dır. Çünkü Endülüs´de ayni sebeple Mâlikî mezhebi yerleşmiştir, îbn-i Hazm şöyle diyor : «İki mezhep bidâyet-i emirde riyaset ve nüfuz sayesinde yayılmıştır. Şarkta Hanefî, Endülüs´te Mâlikî mezhepleri.»

Abbasîlerin idaresi altında bulunan her yerde Hanefiyye mez­hebi diğer mezhebîerden çok yayılmıştır. Abbasîlerin kuvvetli oldukları zaman, mezheb daha kuvvetlenmiş, onlar zaafa uğrayınca o da zayıflamıştır. Irak ve civarında Abbasîler kuvvetli İdi. Daha doğ­ru bir tâbirle Şark´ta onların kuvvetinin karşısına duracak yoktu, idarî nüfuzları zayıflayınca dînî nüfuz onun yerini tutardı. Her iki halde de Hanefiyye mezhebi durumdan istifade ederdi. Bunun için Abbasîler bunu daima takviye ederlerdi. Bağdad ahalisi de Hane­fiyye mezhebine tamâmiyle temayül ederler, mezhebe yardımda halifeleri takviye eylerlerdi. Şafiî mezhebi Bağdad´da intişara baş­layınca Hanefiyye mezhebine asla galebe çalamadı. Hanefiyye mez-hebî daima galip durumda kaldı. Ebû Hanid îsfirayinî bir defa Ab­basî Halifelerinden Kadir Billâh´a nüfuz ederek Ahmed Bâzerî Şa­fiî´ye Kadı tâyin ettirdi. Bütün Bağdad ayaklandı. İki tarafa ay­rıldılar, aralarında fitne koptu ve bu hal yatışmadı. Halife eşrafı ve Kadıları davet edip, bir toplantı yapmak zorunda kaldı ve şöy­le bir ferman okudu:

tsfirayinî suret-i haktan Emîl´ül-Mü´minîne nasihat eder gö­rünerek ona hıyanette bulunmuştur. Onun kötü niyeti anlaşılmış olduğundan Emir´ül-Mü´minîn, Bâzerî´yi azletmiştir. Yine selefleri gibi Hanefiyye ulemâsını bu makamlara getirecek, onlardan lâzım gelen inayet ve himayesini esirgemiyecektir.» Böylece Hanefiyye yine eski şeref ve itibarını kazanmışlardır.

Selcukîler, Âli Büveyh gibi Şarktaki îslâm Devletleri de Ab­basî Halifelerine uyarak Hanefiyye mezhebini takviye ediyorlardı. Çünkü onların dînî kültürleri bu mezhebe göre idi.

95- Ulemanın Mezhebi Neşîr Hususunda Gayretleri

Halifeler kadılarını Hanefiyye müctehidlerinden seçmeleri se­bebiyle başlangıçta Hanefiyye mezhebinin nasıl nüfuz kazandığına böylece işaret etmiş oluyoruz. Fakat Hanefiyye mezhebi kuvvetini yalnız resmî makamlardan olan bir mezhep değildi. Hanefiyye ule­ması canlı bir ilim hareketi gösteriyordu. Mezhebi neşir için çalı­şıyorlardı. Diğer mezheb uleması ile aralarında münazaralar cere­yan ederdi. Ebû Hanîfe´nüı açtığı metin ve mâkul yolda yürüdüler. Mezhebi halka sevdirdiler. Kendi diyarlarmdaki ulemaya göre kâh kuvvetli, kâh zayıf olan bu ilim hareketi sayesindedir ki, Ha­nefiyye mezhebi, devletin ona yardımı azaldıktan sonra hep ayni kuvvette devam etti, ulemanın bu canlı hareketi sayesinde bir çok, ülkelere yayıldı. Ulemânın canlı faaliyet göstermedikleri yerlerde mezheb kuvvetlenemedi. Garbdan başlıyarak Şarka doğru mezhe­bin yerleştiği bâzı memleketleri zikredelim.

96 – Mezhebin Şimalî Afrika´da Yayılması

Şimalî Afrika´da Trablus, Tunus, Cezayir´de baştan Hanefiyye mezhebi o kadar çok yayılmış değildi. Oralarda Ehl-i Hadîs fuka-hâsının mezhebi üstün tutulurdu. Escd´ül-Fırât b. Sinan oraların kadılık makamına geçince, vaziyet değişti. Bu, Fırat, İmam Mâ-lik´in ve Ebû Hanıfe´nin ashabından ders okumuştu. Fakat Irak fukahâsına meyli daha fazla idi. Bu mezheb hoşuna gitmişti. Af­rika kadılığını işgal edince Hanefiyye mezhebini neşre çalıştı. Ve mezheb orada sür´atle yayıldı. îbn-i Ferhûn diyor ki: «Hanefî Mez­hebi Afrika´da 400 senesine kadar çok meydana çıktı, sür´atle ge­lişti. Ondan sonra durdu, bu mezheb eskiden Mağrİbe ve Endü­lüs´e de biraz girmişti.»

Makdisî, Ahsen´üt-Takâsîm´de: Sicilya halkı Hanefîdiıier; di­yor ve şunu naklediyor. Mağrib ahâlisinden bâzısına: Ebû Hanîfe´­nin mezhebi size nasıl geldi diye sormuş, onlar da şöyle demişler: Vehb b. Vehb[1] İmam Mâlik nezdinde fıkıh ve ilim tahsil ederek memlekete dönüp geldi. Esed b. Abdullah da onun bu ilmine gıpta etti. O da Mâlik´ten okumak üzere Medine´ye gitti. Mâlik hastalan­mıştı, ondan ders alma imkânım bulamadı. Medine´de uzun müd­det kaldı. Mâlik ona: Sen git, Vehb´den ders al, ben ilmimi ona tevdi ettim, ne bilgim varsa ona verdim. Böyle buralara gelmeğe, seyahata katlanmağa bile lüzum yok dedi. Bu sözler Esed´in gücü­ne gitti. Mâlik gibi başka bir âlim bulunmaz mı diye sordu. Ona-«Kufe´de Muhammed b. Hasan nâmında bir genç var, Ebû Hanî­fe´nin talebesindendir» dediler.

Esed Kûfe´ye gitti. İmam Muhammed´den ders almağa başla­dı. Muhammed onda keskin bir zekâ doymak bilmeyen bir ilim me­rakı gördüğünden, başka hiç bir kimseye göstermediği itina ve dik­kati ona gösterdi. İlimde kemâl derecesine erdiğini, alacağını aldı­ğını gördükten sonra ona müsâade etti, Esed Mâğribe don-dü. Mağribe geldiğinde ders okutmağa başladı. Etrafım gençler sardı. Gördükleri ilmî incelemeler onları hayran bırakıyor, duyduk­ları mes´eleleri pek beğeniyorlardı. Esed öyle mes´eleler öğrenmiş­ti ki, bunları Vehb b. Vehb´in kulağı duymuş değildi. Esed´in şöh­reti duyuldu, nice talebeler yetiştirdi. Böylece Ebû Hanîfe´nin (Al­lah ona rahmet etsin) mezhebi Mağrib´de yayılmış oldu.

Makdisî diyor ki: Bu mezheb Endülüs´de neden yayılmadı, di­ye sordum.

Dediler ki: Endülüs´de de buradakinden az değildi. Fakat günün birinde sultanın huzurunda iki taraf münazara yaptılar. Sultan münakaşanın uzadığını görünce sordu: .

Ebû Hanîfe nerelidir

Kûfe´iidir, dediler.

Peki, Mâlik nerelidir

Medine´Iidir, dediler.

Bunun üzerine sultan:

Hicret yurdu olan Medine´nin imamı bize kâfidir, dedi. Ebû Hanîfe taraftarlarını dışarı çıkardı:

«İşlerimde iki mezheb olmasını sevmem, dedi»

Bu haber gösteriyor ki, Hanefî mezhebini Mağrib´de neşreden Esed b. Fırat´tır. Bu mezheb Endüİüs´de de intişar etmiştir. Fakat Endülüs´de uzun zaman durmamıştır. 400 senesinden sonra Mağ-rib de sönmeğe yüz tutmuş, nihayet orada da nâmı nişanı kalma­mıştır.

Hanefiyye mezhebinin Mısır´da yayılmasına gelince; Mehdî zamanında İsmail b. Elyesâ´ Kûfî, Mısır kadısı olunca mezheb Mı­sır´da tanınmağa başlamıştır. O da Ebû Hanîfe gibi vakfın lüzu­muna kail değildi. Bu ise Mısır fukahâsının hoşuna gitmedi. Onun için Mısır´ın fakıhı Leys b. Sa´d kadıya giderek:

Sana rnuhâsım olarak geldim, dedi.

Ne hususta, deyince :

Müslümanların vakıflarını hükümsüz bırakman hususunda, diye söze başladı ve devamla : Hz. Peygamber, Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyr ve onlardan sonra gelenler hep vakıf yapmış­lardır, dedi, Sonra bu mes´eleyi Halife Mehdî´ye yazarak kadıdan şikâyet etti. Bizim gözümüzün önünde ResûluIIah´ın Sünnetine tu­zak kuran bir adamı bize kadı yaptın… dedi. Mehdî de kadıyı az­letti.

Abbasîlerin saltanatı kuvvetlen dikçe Mısır´da Hanefî Mezhebi de kuvvetlLidi. Fakat her ne hal ise Şark ülkelerinde olduğu gibi Mısır´da halk kitlesi arasında o kadar yayılmadı. Mısır´da halk arasında Şafiî Mezhebi devam etti. Çünkü Şafiî Mısır´da idi. Diğer taraftan imam Mâlik´in İbn-i Vehb, îbn-i Hakem gibi talebeleri Mısır´da olduğundan Mâlikî mezhebi de hayli yayıldı. Onun için

Mısır´da Hanefî kadısının yanında Şafiî ve Mâliki mezhebleri ka­dıları da bulunurdu. Kadılık bu üç mezheb arasında müşterek idi.

Fâtimîler Mısır´ı işgal edinceye kadar hal böyle devam etti. Fâtimîler Mısır´ı alınca Şia´nın Ismâiliyye mezhebini resmî mezheb ilân ettiler. Kadılar onlardan olurdu. Fakat bu, diğer dört mez­hebe son veremedi. Halk ibâdetlerinde kendi mezheblerine göre hareket ederlerdi. Devlet buna ekseriya göz yumardı, hattâ onlar çok defalar camilerde cemaatle teravih namazı kılmağa müsaade ederlerdi. Diğer mezheb sâliklerine düşman gözüyle bakmazlardı Yalnız Hanefî mezhebini kabul edenlere müsamaha göstermezler, Hanefîlere meydan vermezlerdi. Diğer mezheb erbabına karşı böy­le bir şiddet göstermediler. Hattâ bâzı devirlerde Mâliki ve Şafiî mezhebinden kadıları tâyin ettiler. Dört kadı bulunurdu: Biri îs-mâilî, diğeri îmâmî olmak üzere iki Şîa kadısı ile, biri Şafiî diğeri Mâlİkî olmak üzere diğer iki kadı tâyin olunurdu.

Fâtimîlerin Hanefî mezhebine düşmanlığının sebebine gelince: O Abbasi devletinin mezhebi İdi. Onun için dört mezhebden ona düşmanlık yaptılar. Mısır´da kuvvetini devletten alıyordu. Halbuki Fâtimîlerîe Abbasîler arasında düşmanlık vardı, siyasî sebeple bu mezhebe de karşı geldiler.

Mısır´da, Eyyûhî Devleti kurutunca Şafiî ve Mâliki mezhebleri yine eski nüfuzlarını kazandılar. Bu iki mezheb ulemasına tedrisat için medreseler yaptılar. Çünkü Salâhaddin Eyyûbî kendisi Şafiî idi. Halk ise, daha çok Mâliki mezhebinde idi. Onun için bu iki mezhebe de Önem verdiler. Fakat Suriye´de Nureddin Şehid mev­kie geçince iş değişti. Nureddin Hanefi idi. Onun Ebû Hanîfe´nin nâkibma dair bir kitabı bile vardır. Hanefî Mezhebi Suriye´de ya­yıldı, Suriye´den de Mısır´a yayıldı. Hem bu defa halk kitlesinin arasına girdi. Abbasîler devrinde olduğu gibi yalnız Hükümette, resmî makaralarda kalmadı.

Halktan Hanefî mezhebini kabul edenler çoğalınca, Salâhaddin de Abbasîlerle olan münasebetlerini sağlamlaştırmak istediğinden Kahire´de Hanefîlef için Suyûfiyye medresesini inşâ etti. Bundan sonra Hanefî mezhebi kuvvetlenmeğe ve halk arasında yayılmağa başladı.

Necmeddin Eyüp Sâlihiye Medresesini kurunca dört mezhebe göre dersler tertip etti. Kölemen Devleti zamanında bu nevi med­reseler çoğaldı. Her iki devlet zamanında kadılık dört mezhebe ait­ti, içlerinden birisi Hanefî idî.

Mısır Osmanlı Türkleri idaresine geçtikten sonra Kadılık Ha­nefî Mezhebi üzere oldu. îlim tahsil edenler Hanefî fıkhı öğrenmeğe rağbet ettiler, Böylelikle nüfuzu arttı. Abbasîler zamanında oldu­ğu gibi yine Hükümetin resmî mezhebi oldu. Fetvalar ve hüküm­ler ona göre verilmeğe başladı.

97- Mezhebin Suriye´de Yayılması

Suriye ve civarına gelince orada da Hanefî mezhebinin yerleş­tiğini görüyoruz. Mısır´a ve Suriye´ye hükmeden hükümdarlar, Ha­nefî Mezhebini Mısır´da olduğu gibi Suriye´de de gözden düşürmek istediler, fakat Mısır´da olduğu gibi bir netice alamadılar. Çünkü mezhep halk kitlesi arasında yayılmıştı. Yalnız Hükümet makam­larına münhasır değildi.

98- Irak, Türkîye, Horasan, Türkistan, Mâverâünnehir Ve Diğer Ülkelerde İntişarı [2]

Şark ülkeleri, Irak, Horasan, Sicîstan, Türkistan, Mâverâünne-hir, (Kafkas, Anadolu, Balkanlar) ve sair İslâm ülkelerinde Müs­lümanların ekserisi Hanefî mezhebindedirler. Şâfiîler daha azdır. Şâfiîler bâzı yerlerde galip gelmek istemişlerdir. Camilerde, Üme­râ meclislerinde, umumî toplantılarda İki mezhep arasında müna­zaralar yapılmıştır. Fıkıh ve münazara edebiyatı bu mübahaseler-den çok istifade etmiş, bu ilim hareketi bir canlılık ruhu yarat­mıştır. Yalnız arada taassup ruhu da uyanmış, ilmî dirayeti olma­yan, söz söylemesini bilmiyen âcizler birbirlerine dil uzatmışlar­dır. Ondan sonra da bu mezhep taassubu fıkhın duraklamasına ve hattâ donup kalmasına sebep olmuştur.

Kafkas, Azerbeycan, Tebriz, Türkistan, Afganistan, Türkiye, Balkanlar´da Hanefî mezhebi yayılmıştır. Hattâ bidayette İran´da Hanefî mezhebi sâlikleri çoktu. Sonra Şia mezhebi galebe çaldı.

Hindistan´da yegâne mezheb Hanefî mezhebidir, diyebiliriz. Şâfiîler gayet azdır, sayıları bir milyonu aşmaz. Kalan hepsi Hane­fî´dir. Sayısı kırk milyonu aşan Çin Müslümanlarının da ekserisi Hanefîdir.

îşte böylece Hanefî mezhebi Şarkta ve Garbda yayılmıştır. O mezhebi alanlar, ona girenler çoktur. Eğer tahrîc kapısı açılsa ule­mâ onun kavaidinden bu muhitlerin hepsine yarayışlı hükümler çı­karabilirler.

Allahu Teâlâ en iyi bilendir.

——————————————————————————–

[1] Ahmet Timur Paşu burada diyor ki: Vehb b. Vehb´in İmam Ma-lik´den okuduğunu kimse söylememiştir. Ondan okuyan. Abdullah b. Vehb´-dir. O ise Mağribe gitmedi. Mısır´da idi. Esed b. Abdullah´ın doğrusu da, Ebû Abdullah olacak, Ebû Abdullah Esed b. Fırat şeklinde tashih olunur.

[2] Dört Mezhebden en çok münteşir olan Hanefî Mezhebidir. Irak´-dan başliyarak İslâm ülkelerinin dört bir tarafına ayilmıştır. Irak, Suriyef Rumeli, Balkanlar, Kırım, Kafkasya – Türkistan – Turan – Efganistan -Horasan, Çin .Kirman, Bülücistan, Sind – Hind – Yemen, Habeş, Mısır, Trablus, Garb, Tunus, Cenubî Afrika gibi tslâm diyanndaki Müslümanla­rın ekserisi Hanefîdirler. (600) milyonu bulan Müslümanların takriben 3/5 ü Hanefîdir.

Tunus´ta Kral ailesi Hanefîdir .Osmanlı Devletinde resmî mezheb Ha­nefî idi. Onun için Mecelleye yalnız Hanefiyye ahkâmı alınmıştır. Şafiî mezhebi: Hicaz, Yemen, Mısır´da ve kısmen de Hin,d, Horasan ve Turan´da yayılmıştı . Endonezya da şâfiîdir. Mâliki mezhebi: Magrib ülkelerinde ve kısmen Hicaz´da intişar etmiş­tir. Hanbeli mezhebi, Hicaz´da ve kısmen Irak´da münteşirdir.

Haneflyye mezhebinin İntişarını daha ziyade siyasî sebeplerle İzah pek muvafık olmasa gerek. Bu mezhep akıl ve mantık kuvvetiyle çok iyi ge­lişmiş, her şeye ışık tutmuştur. Usul-ü fıkıh ulemasının çoğu Hanefîdlrler. Bunlar meseleleri gayet cazip bir tarzda işlemişler, karşılarındakilere: Mâ­nalar size râm oldu, mazmunlar size verildi, dedirtmişlerdir. Bu sebepledir ki, bir çokları bu mezhebin hayrat» ve meclûbu omuşlardır. Şûra esasına dayanan bu mezhep aklın ve mantığın işıgiyle kendine yol açmıştır.

(Mütercim)

Share.

About Author

Leave A Reply