İhlas

0

Uğraşmadan, zorlamadan, külfetsiz ele geçen ihlâs devamlı olup, hakkal-yakîn mertebesinde ele geçer. Devamlı ihlâs sâhibi, her şeyi Alla- hü teâlânın rızâsı için yapan muhlastır. Muhlas olana, ibâdet yap­mak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda, nefislerinin arzûsu ve şeytanın vesvesesi kalmamıştır. Böyle ihlâs, insanın kalbine ancak bir velînin kal­binden gelir. Muhlaslar ile, ihlâsı çalışarak elde eden muhlisler arasında fark çoktur. İlim ve amele dâir öğrenmekle, anlamakla hâsıl olan kelâm ilminin bilgileri, tasavvuf yolunda ilerleyenlerde keşf yolu ile hâsıl olur, ele geçer. Ameller, ibâdetler kolayca, seve seve yapılıp, nefis ve şeytan­dan hasıl olan tembellik ve gevşeklik kalmaz. Günâhlar, harâm olan şeyler çirkin, iğrenç görünür. Âyet-i kerîmede meâlen buyruldu ki: “İblis, senin mutlak kudretine and olsun ki, onlardan (Allahü teâlânın kulların­dan) muhlas olanlar hâriç hepsini azdıracağım, dedi.” (Sâd sûresi: 82-83). (E. Ans. c.1, s. 11)

Hâlis, temiz etmek, niyeti temizlemek, dünyâ faydalarını düşünme­den bütün işlerini, ibâdetlerini yalnız Allah için yapmak demek olan ihlâs hakkında, Mektûbât´taki bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur: “İbâdetle­rinizi ihlâs ile yapınız! Allahü teâlâ, ihlâs ile yapılan işleri kabûl eder.” Hilyetü´l-Evliyâ´da kaydedildiğine göre, Resûlullah efendimiz, Muâz bin Cebel´i, Yemen´e vâli gönderirken şöyle buyurmuşlardır: “İbâdetlerini ihlâs ile yap. İhlâs ile yapılan az amel, kıyâmet günü sana yetişir.” E. Ans. c.1, s.25

Seyyid Emîr Külâl; “İhlâssız amel, sahte para gibidir, kabûl edilmez.” demiş; Sehl-i Tüsterî´ye; “İnsanın nefsine en çok ağır gelen şey nedir ” diye sorduklarında, “İhlâstır.” cevâbını vermiş; “Zîra ihlasta nefsin nasîbi yâni payı yoktur.” diye bir açıklamada da bulunmuştur. İmâm-ı Rabbânî ise, ihlâs ile, uzun yılların amelinin, işinin, kısa zamanda ele geçeceğini açıklamıştır. E. Ans. c.1, s.26

Suriye´de yetişen evliyâdan Seyyid Abdülhakîm Hüseynî (rahme- tullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin talebesi “İhlâsdan çok bahs edilir. İhlâs nedir ” diye sorunca da; “İhlâs; illet ve gâye olmaksızın yalnız Allah için günâhı terk ve emirleri yapmaktır. Yâni vargücünü Allahü teâlânın emri- ne sarf etmektir. Bu hâlde sebat etmenin zâhirine takvâ, özüne ihlâs ismi verilmiştir. Meselâ kimin düşüncesi mîdesi olursa, kıymeti ondan çı­kan kadardır. Binâenaleyh himmetini şöhrete, şehvete harcayanın hâli mâlûm olur.” dedi.

Velîlerin büyüklerinden ve Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebin­den biri olan Hanbelî mezhebinin imâmı, Ahmed bin Hanbel (rahme- tullahi teâlâ aleyh) ihlâs nedir sorusuna; “Amellerin âfetlerinden kurtul- maktır.” cevâbını verdi.

Irak evliyâsından Ali Sincârî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri ta­lebesine sık sık buyururdu ki: “İhlâs; bütün işleri, insanların rızâsı için de- ğil, Allahü teâlânın rızâsı için yapmaktır.”

Tanınmış büyük evlîyadan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri bütün işleri ihlâs ile, Allahü teâlânın rızâsı için yapmak lâzım olduğunu, bir misâl ile şöyle izâh ettiler: “Nişâburlu bir ilim talebesi ile bir tüccar yol arkadaşı oldular. Çok fakir olduğundan talebe­nin ayakkabısı yoktu. Yalın ayak yürürken, tüccar bir çift ayakkabı verdi. Sonra tüccar, talebeye ikide bir; “Ey talebe! Yolun düzgün yerinden yürü… Sivri taşlara basma… Ayaklarını sürüme… Dikenli yerlerden gitme.. Ayakkabıyı eskitme…” diye tembih ediyordu. Bu tenbihler talebeyi usandırdı. Sonunda talebe dayanamayıp ayakkabıları çıkardı, tüccarın önüne bıraktı ve; “Ben senelerce yalın ayak seyâhat ederim. Kimse bana bunun için bir şart koşmuyordu. Şimdi verdiğin bu ayakkabılar için sana mahkûm olamam.” dedi. İşte burada olduğu gibi, yapılan hayır-hasenât karşılıksız olmalı Allahü teâlânın rızâsı için yapılmalıdır. Ancak böyle olursa makbûl olur.

İslâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden Seyyid Cemâleddîn Ezherî (rahmetullahi teâlâ aleyh) anlatır: “Bir sene hacca gitmiştim. Çö­lün ortasında suyum bitti, susuzluktan çok bunaldım. Susuzluk sebebi ile takatim kesiliyor, fakat sabrediyordum. Nihâyet yürüyemeyecek hâle ge­lip, bir ağacın altına çöktüm. Sırtımı ağaca verip, öylece kalakaldım. Gözlerimi kapamış, kendimden geçmiş vaziyette idim. Bu arada elime bir su damlası düştüğünü hissettim. Hemen gözüm açıldı. Görünürlerde hiçbir şey yoktu. Yine gözlerim kapandı ve yine kendimden geçtim. Biraz sonra, tekrar bir su damlasının elime düştüğünü hissettim. Gözümü açıp yukarıya baktığımda, tam üzerimde, ağacın dalında asılmış vaziyette bir matara gördüm. Su ondan damlıyordu. Hemen matarayı aldım ve sudan içtim. O suyun tadı, şimdiye kadar içtiğim suların hepsinden fazla idi. Elimi yüzümü de yıkayıp serinledikten sonra aldığım yere tekrar astım.

Bir taraftan yola devâm etmek üzere hazırlanırken diğer taraftan da bu su matarasını buraya kimin bırakmış olabileceğini merak ettim. Sonra da, buradan geçen hacılardan birinin bırakabileceğini düşündüm. Tam bu sırada, gizliden bir ses; “Ey Cemâleddîn! Sen şu ânda yalnız başına­sın ve bir ân Allahü teâlâyı unutmuyorsun. Her ân O´nu zikrediyor ve O´na ibâdette gevşeklik yapmıyorsun. Cenâb-ı Hak, her emrine ihlâs ile sarılıp yerine getiren kimseyi sever, sıkıntı ve zarûret içine düşüp, hiç kimseden yardım almak ümîdi olmadığı zamanda da onun imdâdına ye­tişir.” diyordu. Gönüllere tesir eden bu tatlı sözleri dikkatle dinleyip, çok sevindim. Allahü teâlâya çok şükrederek yoluma devâm ettim. Bundan sonra yolculuğum boyunca hiç susuzluk çekmedim.”

İstanbul´da yetişen meşhûr velîlerden Cemâleddîn Mahmûd Hulvî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri buyurdular ki: “İhlâs, her şeyin Alla- hü teâlânın rızâsı için yapılması, amelin kabûlüne vesîle olan güzel dü- şünce (niyet) dir.”

Evliyânın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine “İhlâsı kimden öğrendiniz ” diye sorduklarında; “Mek- ke-i mükerremede bulunuyordum. Bir berber gördüm. Ona; “Allah rızâsı için benim saçlarımı düzeltebilir misin ” dedim. Berber; “Elbette.” dedi. O sırada, mevki sâhibi birini traş etmekte idi. Hemen traşını bıra­kıp; “Efen- di, kalk. Bir kimse Allah için bir şey istedi mi, bütün işler durur, derhal ona bakılır.” dedi. Sonra berber koltuğuna beni oturtup traş etti. Sonra da bana bir mikdâr altın verip; “İhtiyaçların için lâzım olur, onlara harcarsın!” dedi. Ben bu hâle çok hayret edip, elime geçecek ilk parayı kendisine hediye etmeye niyet ettim. Az bir zaman sonra bana Basra´­dan bir kese altın gönderdiler. Hemen götürüp o keseyi ona verince se­bebini sordu. Ben de niyetimi açıkladım. Bunun üzerine bana; “Sen, Al­lah rızâsı için beni traş et.” dedin. Ben de o niyetle seni traş ettim. Şimdi bunları alır- sam, niyetimde bir değişme olmasından korkuyorum.” dedi.

Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdular ki: “İhlâs; ameli, Allahü teâlâ için olmayan karışık düşünce ve niyetlerden arındırmaktır.”

Büyük velîlerden Ebû Ali Dekkâk (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyur­dular ki: “İhlâs, insanların teveccüh, alâka göstermelerinden sakınıp, ameli yalnız Allah için yapmaktır. Sıdk ise; nefsi, yaptığı ameli beğen­mekten temizlemektir. Bunun için ihlâs sâhibi muhlislerde riyâ, gösteriş, sıdk sâhibi olan sâdıklarda da ucub (amelini güzel görmek) hâli bulun­maz.”

“Sıdk; insanlara karşı olduğun gibi görünmen veya onlara karşı gö­ründüğün gibi olmandır.”

“Allahü teâlâ, Dâvûd aleyhisselâma vahyedip; “Beni taleb eden biri­sini gördüğün zaman, ona hizmetçi ol!”

“Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymakta gevşek davranan ve böylece Allahü teâlâya yakın olmak nîmetinden mahrûm olan tenbel kim- selerin ayaklarına, zelîl ve sefîl olmak bukağısı bağlanır. O kimse kurb, Allahü teâlâya yakınlık hâlinden çok uzak olur.”

Evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr-i Dükkî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “İhlâs odur ki; insanın zâhiri, bâtını, durması, hareket et­mesi, nefes alıp vermesi, yâni her hâli Allahü teâlâ için olmalıdır. Nefsin, hevânın payı bulunmamalı, hiçbir hareket, bir mahlûk için olmamalıdır.”

Evliyânın meşhurlarından Ebû Bekr Verrâk (rahmetullahi teâlâ a- leyh) buyurdular ki: “İhlâs sâhibi mi olmak istiyorsun, önce baş olma sev- gisini kalbinden at. Sonra kendini kimseden üstün görme.”

Her işinde Allahü teâlânın rızâsına kavuşmayı arzu eden Ebû Mid­yen Mağribî (rahmetullahi teâlâ aleyh) ihlâs sâhibi idi. İhlâsla ilgili olarak buyurdular ki: “İhlâsın alâmeti, her an Allahü teâlâyı müşâhede etmek, O´ndan başkasını hiç hatırına getirmemektir.”

Evliyânın büyüklerinden Ebû Muhammed Cerîrî (rahmetullahi teâlâ aleyh) İhlâs hakkında buyurdular ki: “İhlâs, âhiretteki nîmet ve azaplara yakînen inanmanın alâmetidir. İbâdetlerdeki riyâ, gösteriş de, âhiretteki nîmet ve azaplara inanmakta tereddüd olduğunun alâmetidir.”

Türkistan´da yetişen büyük velîlerden Ebû Saîd Ebü´l-Hayr (rahme- tullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Allahü teâlâdan ihlâsı, her şeyi O´nun rızâsı için yapmayı isteyiniz. İhlâsta, dünyâ ve âhirette kurtuluş vardır.”

Bağdât´ın büyük velîlerinden Ebû Saîd-i Harrâz (rahmetullahi teâlâ aleyh) ihlâs sâhibi olup, yaptığı her işi Allahü teâlânın rızâsına uygun yapardı. Başkalarına da ihlâslı olmayı tavsiye ederdi.

Ebû Saîd-i Harrâz´ın bâzı işlerini gören ve ona hizmet eden bir fakir vardı. Ebû Saîd ona ihlâs ile amel etmesi için, ihlâstan bahsetmişti. Fakir kendisini yoklayıp, Ebû Saîd´e yaptığı işlerde ihlâsının olmadığını gö­rünce, bu hizmeti bıraktı. Sonunda Ebû Saîd, biraz zorlukla karşılaştı. Fakire; “Neden bizi bıraktın ” deyince, o; “Yaptığım işte ihlâs bulama­dım.” cevâbını verdi. Ebû Saîd de; “Ben sana ameli terk et demedim, ihlâsı ara dedim. İşine devâm et ve ihlâsı elde etmeye çalış.” Buyurdular.

Kendilerine Silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velîlerin altıncısı olan Ebü´l-Hasan-ı Harkânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine ihlâs ve riyâ nedir diye sorduklarında; buyurdular ki: “Allahü teâlâ için yaptı­ğın her şey ihlâstır. Halk için yaptığın herşey de riyâdır.”

Hanım velîlerden Fâtıma-i Nişâbûriyye (rahmetullahi teâlâ aleyhâ) hazretlerine “İhlâs sâhibi kime denir ” diye sorulduğunda: “Kim, Allahü teâlâyı düşünerek amel ve ibâdet yaparsa, o kimse ihlâs sâhibidir.” bu­yurdular.

Evliyânın büyüklerinden Hayr-ün-Nessâc (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “İhlâs, amelin kabûlüne vesile olan güzel düşünce (niyet) dir.”

Meşhur velîlerden Huzeyfetü´l-Mer´âşî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “İhlâs, kulun içi ile dışının aynı olmasıdır.”

Evliyânın büyüklerinden İbrâhim-i Havvâs (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Bir kimse, baş olma sevdâsına kapılırsa, artık ibâdetten, ihlâstan sıyrıldı demektir.”

Hindistan´da yetişen en büyük velî, âlim müceddid ve müctehid İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: İhlâs ile yapı­lan küçük bir iş, senelerce yapılan ibâdetler gibi kazanç (sevap) hâsıl eder.

Irak´ta yetişen büyük velîlerinden Mekârim en-Nehr (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri; ” Muhlisi şöyle anlattı: “Muhlis, Allahü teâlânın rahmeti ile mahlûkâtın şerrinden kurtulan ve bütün insanların efendisi olan Peygamber efendimizin emirlerine uyandır.” buyurdular.”

Tâbiînden ve hanım velîlerin büyüklerinden Râbia-i Adviyye (rahme- tullahi teâlâ aleyhâ) hazretleri ile ilgili olarak Mâlik bin Dinâr hazretlerİ şöyle anlatır: Birgün Râbia ´nın yanına gittim. Abdestini almış, kalan su- dan bir kaç yudum da içmişti. Dikkat ettim, testinin bir tarafı kı­rıktı ve çok eski bir hasırda oturuyordu. Kerpiçten bir de yastığı vardı. Bunları görün- ce çok üzüldüm, içim yandı ve; “Ey Râbia! Zengin arka­daşlarım var. Ka- bûl edersen sana onlardan bir şeyler alayım” dedim. Bana dönerek; “Yâ Mâlik! Bana da, onlara da rızkı veren Allahü teâlâdır. O, fakirleri fakir ol- duğu için unutup, zenginleri de zengin olduğu için ha­tırlıyor ve yardım mı ediyor sanıyorsun ” dedi. Ben de “Hayır, hiç öyle olur mu ” dedim. Bu- nun üzerine “Mâdem ki Rabbim benim hâlimi biliyor, benim hatırlatma- ma ne lüzum var. O, öyle istiyor, biz de O´nun istediğini istiyoruz” diye cevap verdi.

Bağdât velîlerinden Rüveym bin Ahmed (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Amelde ihlâs, iki cihanda Allahü teâlâdan karşılık bekle­memektir.”

Yine buyurdular ki: “İhlâs; ameline bakmamak, yâni hiçbir zaman amelini beğenmemektir.”

Büyük velîlerden Sehl bin Abdullah Tüsterî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Kırk gün ihlâslı olan, dünyâda zâhid olur, kerâmeti görülür.”

Büyük velîlerden Yahyâ bin Muâz-ı Râzî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: İhlâs, ameli kusurlardan temizlemektir.

Büyük velîlerden Yûsuf bin Hüseyin Râzî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: Dünyâda en kıymetli şey, ihlâstır.

Mısır da yetişen büyük velîlerden Zünnûn-i Mısrî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine; Kulun ihlâs sâhibi kimselerden olduğu nasıl belli olur diye sorduklarında; Kendisini tam mânâsıyla ibâdete verip, insan­ların nazarında mertebe ve îtibârının silinmesini severek kabûl ettiği za­man. cevâbını verdiler.

Zünnûn-i Mısrî hazretleri buyurdular ki: Şu üç şey ihlâs alâmetidir. Birincisi medh ve kötülenmek ona tesir etmez. İkincisi, amelleri unutur, günahlarını düşünür. Üçüncüsü, Hak teâlâdan gayrısını gönlünden çıka­rır.

Share.

About Author

Leave A Reply