Sadaka

0

Mısır evliyâsından Ali Havâs Berlisî (rahmetullahi teâlâ aleyh) haz­retleri bir fakîrin, “Allah için eski bir elbise, Allah için ufak bir şey, Allah için az dö­küntü hurma, Allah için yeni bir şey verin!” diye seslendiğini duyduğu zaman, o fakîrin üstünde bulunan eski elbiseleri çıkarır, ona yeni elbise giydirir ve şöyle derdi: “Ben bu kişinin bu şekilde feryâdını, yâni Allah için şunu bunu verin diye seslendiğini duyunca, utancımdan etlerimin eridiğini hissettim. Şâyet bu kimse üstümdeki şeyleri isteseydi, hepsini ona verirdim. O ânda duyduğum tadı kimse duyamaz.”

Endülüs evliyâsının büyüklerinden, kırâat ve Mâlikî mezhebi fıkıh âlimi Ebü´l-Abbâs ibn-i Ârif (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin bir sohbeti sıra­sında talebelerinden biri, bir kimseye sadaka olarak bir şey­ler vermek istedi. Bir diğeri; “Sadakayı akrabâna vermek daha evlâdır.” dedi. Bu hâli gören Ebü´l-Abbâs ibni Ârif; “Sadakayı Allahü teâlâya yakın olanlara vermek daha iyidir.” buyurdular.

Yemen´in meşhûr velîlerinden İbn-i Üstâd-ül-A´zam Seyyid Abdullah bin Alevî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin zamanında Ahmed bin Nu´mân isminde bir kimsenin bir hayvanı vardı. Hayvanı satmak üzere pazara giderken, kendi kendine; “Bu hayvanı şu kadar fiyata satabilir­sem, aldığım ücretin şu ka­dar mikdârını Abdullah bin Alevî hazretlerine hediye edeceğim.” diye niyet etti. Pazara vardı. Hayvanını kolaylıkla ve arzû ettiği fiyata sattı. Sonra, Abdullah bin Alevî hazretlerinin bulunduğu Terîm beldesine döndü. Fakat yolda yaptığı niyeti, sadaka vermeyi unut- muştu. Abdullah bin Alevî bunu yanına çağırıp, o niyetini hatırlattı. O kimse çok hayret etti. Bu niyetini hiç kimseye söyleme­mişti. Bunun, o zâtın bir kerâmeti olduğunu anlıyarak nezrini, adağını yerine getirdi.

Büyük velîlerden Mansûr bin Ammâr (rahmetullahi teâlâ aleyh) şöy- le anlatır: “Bir gün Mısır´a gitmiştim. Orada büyük bir kuraklık ve kıtlık yaşanı­yordu. Cumâ namazından sonra halk ağlayarak duâ etmişti. Hatı­rımdan câminin ortasına gidip, bu cemâate nasîhatta bulunayım diye geçti. Aklımdan geçirdiğim gibi yaptım. Sonra câminin ortasına gidip on­lara şöyle dedim: “Ey cemâat! Allahü teâlâya, sadaka vermek sûretiyle yaklaşınız. Allahü teâlâya en güzel yaklaşma şekli budur.” dedim. Sonra; “Ey Allah´ım! Benim üstümdeki cübbemden başka hiçbir şeyim yok, an­cak bunu verebiliyorum, dedim ve cübbemi çıkarıp ortaya attım. Beni tâ­kip eden halk, cübbemin üzerine sadakala­rını koymaya başladı. Bunları fakirlere dağıttık. Bir müddet sonra yağan yağ­murlarla her taraf su ile doldu.”

Evliyânın meşhûrlarından ve büyük İslâm âlimi Muhammed Ma´sûm Fârûkî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Sadakanın sevâbını ev­velâ Resûlullah efendimizin rûhuna, sonra da diğer meyyitin rûhuna he­diye etmeli­dir.”

Evliyânın büyüklerinden Semnûn Muhib (rahmetullahi teâlâ aleyh) bir gün Bağdât´ta, hayırsever birinin dört bin altın sadaka dağıttığını gör- dü. Arkadaşı Ebû Muhammed Megazilî´ye; “Görüyor musun, bu zât ne kadar sevap işledi. Bizim elimizde para yok. Eğer bu dağıtılan para ka- dar sevap kazanmak istiyor­sak, biz de gidip her bir altın için, bir rek´at namaz kılalım.” buyurdu. Arkada­şıyla berâber dört bin rekat namaz kıl­dılar.

Cezâyir´de yetişen, hadîs, kelâm, mantık ve kırâat âlimi Senûsî (rah- metullahi teâlâ aleyh) muhtâc olanlara çok sadaka verirdi. Evinde bulu­nanlara da, her zaman ve bilhassa açlık ve kıtlık zamanlarında çok sadaka ver­melerini sık sık tenbih ederdi. “Cennet nîmetlerine kavuşmayı arzu edenler, bil­hassa pahalılık ve kıtlık zamanlarında çok sadaka ver­sinler.” buyururdu.

Mısır evliyâsının büyüklerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi Sultân-ül-Ulemâ İzzeddîn bin Abdüsselâm (rahmetullahi teâlâ aleyh) Dımeşk´da olduğu zaman, büyük bir kıtlık oldu. İnsanlar bahçelerini ve arâzilerini ucuz fiyata sat­tılar. Hanımı, İzzeddîn bin Abdüsselâm´a ger­danlığını vererek, bir bahçe alma­sını istedi. İzzeddîn bin Abdüsselâm, sattığı ger- danlığın parasını fakirlere sa­daka olarak dağıttı. Eve gidince, hanımı bahçe alıp almadığını sorduğunda; “Evet, onunla bir bahçe ala­caktım. Fakat insanların çok zor durumda olduğunu gördüm. Bunun üze­rine bahçe satın almayıp parayı halka sadaka dağıttım. Ha­nımı bu du­ruma hiç îtirâz etmeden; “Allahü teâlâ, sana ondan büyük bir hayır ver­sin.” dedi.

Meşhûr Hanbelî hadîs âlimlerinden, velî Yünûnî (rahmetullahi teâlâ aleyh) fakirdi ve malı yoktu. Bununla berâber Câfer-i Sâdık ın soyundan olduğu için sadaka kabûl etmezdi. Çünkü Ehl-i beyt sadaka almaz.

Büyük velîlerden ve Mısır da yetişen Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerinden Zekeriyyâ Ensârî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri ile ilgili olarak, Ab- dülvehhâb-ı Şa rânî şöyle anlatır: Bir gün şerîflerden bir zât Zekeriyyâ Ensârî ye geldi ve ona; Ey Efendim! Başımdan sarığımı çal­dılar. Bana sarık parası ver. dedi. Zekeriyyâ Ensârî ona çok az para verdi. Şerîf zât bu parayı almadı ve çıkıp gitti. Ben, Zekeriyyâ Ensârî ye; Bu para bir sarık almaya ye­terli değildi. dedim. Zekeriyyâ Ensârî; O, kalabalık bir mecliste iken gelip benden istekte bulundu. Allahü teâlâ sa­dakalarımı gizli vermemi bana mâlûm etti. Bunu kimseye söylemem ve belli etmem. Şâyet bu şerîf bana kimsenin ol­madığı bir vakitte gelmiş ol­saydı, dedesi Resûl-i ekremin sallallahü aleyhi ve sellem hatırı için, sarık parasıyla birlikte fazladan para da verirdim. buyurdu. Ben olaydan sonra fakir şerîf ile bir yerde karşılaştım. Zekeriyyâ Ensârî nin söylediklerini ona söyledim. Bunun üzerine o şerîf; Şeyhülislâm Zekeriyyâ hazretleri gece- leyin bana bir sarık gönderdi, işte o da şimdi başımdadır. dedi.

Share.

About Author

Leave A Reply