Tevrat ve İncil´de Hz.Muhammed (sav.)

0
Hz.Muhammed (sav.) Tevrat´ta da açık işaretlerle geçmiştir. Bu bahisler tağyir ve tebdile uğradığı halde, tamamen ortadan kalk­mamıştı. Tevrat´ta onun peygamber olarak gönderileceğine dair açık belgeler mevcuttu. Yahudiler de kendi öz oğullarını tanıdık­ları gibi, evsafım okudukları için, onu tanırlardı. Peygamber ola­rak gönderilmezden önce, onun geleceğini bekler ve müşriklere karşı onunla yardım umarlardı. Fakat risaletle görevlendirildi­ğinde peygamberliğini inkar ettiler.

Üstad Abdul- Hak, Muhammed (sav)´in peygamber olarak gele­ceği konusunda İbranice müjdeleri Arapça´ya tercüme ederek şöy­le diyor: “Rab Sina´dan geldi. Onlar için bir ateş alevlendirdi. Bu ateş Faran dağlarından (Mekke çevresindeki dağlardan) parladı. Onbin ruhani ile birlikte geldi. Sağ tarafından da kendileri için şe­riat olacak bir ateş parladı.”

Bilindiği gibi, Faran dağları Mekke´dedir. Üstad Abdul- Hak bu konuda şöyle der: “Eski belgelerin de şehadet ettikleri gibi, Faran dağlan Mekke´dedir. Tarihçi Ciron ve İlahiyatçı Yosepyos derler ki: Faran dağları, Arap beldelerine ve Eyle kentinin doğu tarafına üç günlük mesafededir.”

Üstad Abdul-Hak, ibranice delil ve tercümelerini nakletmekle yetinmiyor, bunun yanı sıra Arapça nasları da naklederek diyor ki: “İsmail, Hicaz´daki Faran dağlarının eteklerinde yaşadı. Tev­rat sifîrlerinde anlatıldığına göre, Israiloğulları, Sina çölürıuen göçtüler. Faran çölünde, üzerlerine bir bulut indi.”

Yukarıdaki ifadelerde geçen onbin kişiden kasıt, Hz. Muham­med ile ashabıdır. Bunlar savaş için Mekke´ye ve Şam´a giderken sayıları onbin civarındaydı. Bunlar kötülüklerden arınmış saha-bilerdi. Yine Tevrat´ta nakledildiğine göre, Allah ile konuşma şe­refine ermiş olan Musa peygamber de, Muhammed (sav)´in pey­gamber olarak geleceğini şu sözleriyle müjdelemiştir: “Rabbiniz, kardeşleriniz olan ibrahim oğullarından bir peygamber göndere­cektir.”

Araştırmacı yazar Abdul- Hak, Tevrat´ta nakledilen işaretler üzerinde daha derin açıklamalar yaparak, Musa peygamberin şu sözü üzerinde durmaktadır: “İbrahim oğullarından benim gibi bir peygamber…”

Bu ifadeler, sözü edilen peygamberin Muhammed (sav) olduğu­nu ispatlamaktadır. Çünkü Musa peygamberden sonra bütün hü­kümleri açıklayan, tam bir şeriatle gelen peygamber, sadece Hz. Muhammed olmuştur. Tevrat´tan sonra her şeyin hükmünü açık­layan kitap olarak sadece Kur´an-ı Kerim gelmiştir. Ve Kur´an-ı Kerim Tevrat´ta yer alan hükümlerin bazısını da neshetmiştir.[1]

Görüldüğü gibi, Tevrat´ta, peygamber efendimizin risaletie gö­revlendirileceğine dair müjdeler mevcuttur. Tevrat tahrifata uğ­radıktan sonra bile bu işaretler yok olmamıştır.

Bu sözler sadece peygamber efendimizin risaletle görevlendiri­leceğini müjdelemekle kalmamakta, aynı zamanda risaletinin mertebesini de açıklamakta, dünyanın doğusuna ve batısına ya­yılan bi´setinin önemini vuzuha kavuşturmaktadır. Tarihçilerin haberlerinde ve eski araştırmacı yazarların kitaplarında anlatıl­dığına göre, Faran dağları ile Eyle kenti arasında üç günlük me­safe vardı. Yine birçok tarihçilerin nakillerine göre, Faran dağları Mekke çevresindedir. Kur´an-ı Kerim´in manasını tercüme et­mekle uğraşan Ahmediler de Kur´an-ı Kerim´in İngilizce´ye yap­tıkları tercümesinin önsözünde, peygamber efendimize dair müj­delerden bahsetmişlerdir. Her ne kadar Kuranın aslını tercüme hususunda onlara muhalif isek de, biz onların bu müjdelerinden bahsedeceğiz. Çünkü denizin dibine dalarak inci çıkaran kişi de­ğersiz olsa bile, çıkardığı inci değerlidir. Hikmet, mu minin yitiği­dir. Onu nerede bulsa alır.

Merhum üstad el- Akkad, Ahmediler´in sözlerini şu cümlelerle nakletmektedir:

“Peygamber efendimizin geleceğine dair müjdeler üzerinde du­ran gruplardan biri de, Hind asıllı Ahmediler grubudur. Bunlar Kur´an-ı Kerim´i İngilizce´ye tercüme etmişlerdir. Yaptıkları ter­cümenin önsözünde peygamber efendimizle ilgili müjdelerden bahsetmişlerdir. Bu arada Musa peygamberin hakkındaki müj­delerin üç kısma ayrıldığım söylemişlerdir. Bu müjdeler Sina´da tecelli etmiştir. Bu tecelli onun zamanında meydana gelmiştir. Ayrıca Sair, ya da Cebel-i Eşkar denen yerde de bu tecelliler husu­le gelmiştir. İsa peygamberin zamanında da, bu mıntıkalarda te­celliler görülmüştür. Çünkü Ahmediler grubunun ifadelerine gö­re, bu dağ, Yakub oğullarının barındıkları mıntıkanın bulunduğu yerdedir. Üçüncü tecelli ise, Faran mıntıkasmdadır. Faran, Mek­ke ile Medine arasındaki tepeli ve engebeli yerlerdir. “Faslu 1- Hi­tap” adlı kitapta anlatıldığına göre, çocuklar, Riyad´tan, Faran çö­lüne kadar olan kısımda hacıları selamlarlar. Nitekim bu husus İbrahim´in va´dinde de görülmüştür. Onlar sadece Kenan diyarı sınırındaki bir arazi şeridine sığmamışlar ve orada ikamet etme­mişlerdir. İsmaililer neslini, efendisinin evinden kovulan bir cari­yeye döndürmektedirler. Tevrat´ta, bu Arap beldelerinde yaşamış İsmail peygamberin zürriyetinin adları geçmektedir.

İsa peygamberin doğumundan yediyüz sene önce yaşamış olan Eşiya peygamberin verdiği haberlerde de İsmailoğulları´mn Hi­caz mıntıkasında yaşayacakları anlatılmıştır.

Eşiya der ki: “Ey Dedaniler´in kervanları, Arap ili ormanında geceleyeceksiniz. Susamış olana su getirdiler; Tema diyarında oturanlar, kaçakları ekmekleriyle karşıladılar. Çünkü kılıçların önünden ve kurumuş yayın yüzünden ve çengin ağırlığı yüzünden kaçtılar. Çünkü Rab bana şöyle dedi: Kedar´m bütün izzeti, ücret­linin yılları gibi bir yıl içinde sona erecek.” [2]

Ahmediler cemaatı, bu sözleri tefsir ederlerken Kedar´ın hezi­metini, Mekkeliler´in Bedir yenilgisi şeklinde açıklamışlardır. Çünkü peygamber efendimiz, Mekke´den Medine´ye hicret ettik­ten bir yıl kadar sonra Mekkeliler´i Bedir´de yenilgiye uğratmıştı.

Eski kitaplarda, gelecekle ilgili veınlen bu müjdeler, düşünen kimseler için açık birer delil ifade ederler. Ancak lafızların zahiri­ne tutunanlar, bu müjdelerdeki gizli manaları kavrayamazlar. Kelimelerin dış anlamlarına tutunarak yapılan açıklamalar, asıl kasdedilen manayı açığa çıkarmaz.

Yine Ahmediler, İngilizce´ye yaptıkları Kur´an tercümesinin önsözünde Tevrat´ın “İşaya” bölümündeki şu ifadeleri nakletmiş-lerdir: “O bayrağını, uzak mıntıkalardaki ümmetlere karşı yük­seltecektir. Onlar da yeryüzünün en ücra köşelerinden onlara karşı saf halinde geleceklerdir. Arabalarla yola çıkacaklardır. O safları kontrol edip düzene sokacak bir kimse de yoktur. Onlar uyumaz ve uyuklamazlar. Heybelerinin bağı çözülmez, ayakkabı­larının ipleri gevşemez. Sadakları ok doludur. Yayları atlarının toynuklarına kadar gerilidir.”

Bu ifadelerde Hac için yapılan davete işaret etmektedirler. Yi­ne bu naslar, şu ayetin bazı manalarına da delalet etmektedirler: “İnsanlar içinde Haccı ilan et! Yaya olarak veya uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. (Gelsinler) ki, kendi­leri için birtakım faydalara tanık olsunlar ve (Allah´ın) kendileri­ne rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah´ın adını ansınlar. Onlardan yeyin, sıkıntı içinde bulunan fakire de yedirin.” (Hac: 27-28)

Yine Tevrat´ın, İşaya bölümünün 8. babında şu ifadelere rast­lamaktayız:

“Bu kavmin fitne dediği her şeye siz fitne demeyin; onların korktuğundan korkmayın ve ondan yılmayın. Orduların Rabbi, takdis edeceğiniz odur ve korktuğunuz O olsun ve yıldığınız O ol­sun ve O Makdis olacak; fakat İsrail´in iki evine sürçme taşı ve tökez kayası ve Yeruşelim´de oturanlara kapan ve tuzak olacak ve onların arasında çoğu sürçecek ve düşüp kırılacaklar ve tuzağa düşüp tutulacaklar. Şakirtlerim arasında şehadeti bağla ve şeria­tı mühürle ve Yakub evinden yüzünü gizleyen Rabbi bekleyece­ğim. Ve O´na ümit bağlıyacağım.”

Bu ifadelerde, peygamber efendimize yönelik işaretlerin, ya da delaletlerin kavranması biraz güçtür. Daha doğrusu kesin bir şe­kilde bunu anlamak zordur. Daha önce söylediklerimiz bu konuda yeterlidir.

İncil´de Hz.Muhammed (as)

İnciller´de Tevrat´takinden daha açık bir şekilde peygamber efendimize dair müjdeler yeralmıştır. Bunlara bazı örnekler vere­ceğiz:

a- Matta İncili´nin 23. babında, İsa peygamber İsrailoğulları´na hitap ederken şöyle demektedir: “İşte, eviniz size ıssız bırakıla­cak. Çünkü size diyorum: Rabbin ismi ile gelen mübarek olsun de­yinceye kadar, artık siz beni göremeyeceksiniz.”

Bu ifadeler şuna delalet ediyor: İsa peygamberden sonra Rab­bin adı ile mübarek bir kişi olarak, sadece Muhammed (sav) gel­miştir.

b- Yine Matta încili´nin 21. babında İsa peygamber şöyle de­mektedir: “Bundan dolayı size derim: Allah´ın melekutu sizden alınacak ve onun meyvalarını yetiştirecek bir millet verilecektir. Ve bu taşın üzerine düşen parçalanacak, o da kimin üzerine dü­şerse onu tuz gibi dağıtacaktır.

c- Yuhanna İncili´nin 1. babında şu ifadelere rastlamaktayız:

“Yahudiler, Yahya´ya kendisinin kim olduğunu sormak için, Yeruşelim´den kahinlerle Revililer gönderdikleri zaman, Yah­ya´nın şehadeti şudur: Ve Yahya ikrar etti ve inkar etmedi ve ben Mesih değilim dedi. Onlar da kendisinden sordular: Öyle ise ne Sen İlya mısın Ve Yahya: değilim dedi. Sen o peygamber misin Yahya: Hayır, diye cevap verdi.

Onlar kendisine dediler ki: Sen kimsin Bize gönderenlere ce­vap verebilmemiz için, kendin hakkında ne diyorsun Ben, İşaya peygamberin dediği gibi: “Rabbin yolunu düzeltin, diye çölde çağı­ranın sesiyim.”

Şüphesiz Yahya, ne İsa, ne de başka bir peygamber olmayan Muhammed (sav)´den haber veriyordu.

d- İsa peygamberin tanrılığını açıkça beyan eden Yuhanna İn-cili´nin 16. babında İsa peygamber şöyle demektedir: “Benim git­mem, sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem size teselli veren bi­risi gelmez; fakat gidersem onu size gönderirim. Ve o geldiği za­man günah için, salah için ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir. Günah için, çünkü bana iman etmezler; salah için, çünkü babama gidiyoruz ve artık beni göremezsiniz. Ve hüküm için, çünkü bu dünyanın reisine hükmedilmiştir. Size söyleyecek daha çok şeyle­rim var; fakat şimdi dayanamazsınız. Fakat o hakikat ruhu, gelin­ce, size bütün hakikatler için yol gösterecek; zira kendiliğinden söylemeyecektir; fakat her ne işitirse söyleyecek; ve gelecek şeyle­ri size bildirecektir. O beni temcid edecektir. Çünkü benimkinden olacak ve size bildirecektir. Babamın her nesi varsa, benimdir ve bir zaman sonra artık beni göremeyeceksiniz.”

Yukarıdaki ifadelerde geçen baba ve tanrılık lafızlarını çıkarıp bir tarafa attığımızda İsa peygamberin, kendisinden sonra gele­cek olan teselliciden haber verdiğini görmüş olacağız. O, bu tesellici için yol açmakta, onun gelmesi için kendisi gitmekte ve günah­larından Ötürü ağlamaktadır. Günah da İsa peygamberin nübüv­vetinin inkar edilmesidir. Onlar İsa peygamberin tanrı olduğunu iddia ettikleri için, İsa peygamber onları kınamakta ve Allah´a eş ile çocuk isnat ettikleri için de azarlamaktadır. Sonra kendisin­den sonra gelecek olan davetçinin bütün gerçeklere ve hakikate davet edeceğini açıkça beyan etmektedir. Çünkü o eksiksiz, ebedi, her zaman ve mekana elverişli ve mükemmel bir şeriat getirecek­tir. Bu şeriatın sahibi, Muhammed´den başkası olabilir mi Yara­tıkları teselli eden, günahları protesto eden, ondan başkası olabi­lir mi Ehl-i kitabın, dinlerinde aşırı gidenleri, bu şahsın Muham­med (sav) oluşunu inkar etmişlerdir.

Elde mevcut İnciller, İsa peygamberin müjdelediği şahsın Fa-raklit olduğunu ifade etmektedirler. Faraklit ise, Ahmed kelime­sinin karşılığıdır. Ahmed de, peygamber efendimizdir.

——————————————————————————–

[1] Abbas Mahmud el-Akkad, a.g.e., s. 150.

[2] Tevrat, işaya, Bab: 21, s. 687.

Share.

About Author

Leave A Reply