İstanbul-Fikirtepe Sohbeti

0
Rahman ve Rahim olan Allah´ın adıyla sözlerime başlıyorum.

Cenâb-ı Allah´a hamd olsun, Hz. Muhammed’e salat ve selamlar olsun. Yüzünüzde iman eserini görüyorum. Yüzünüzde Şeyh hazretlerinin muhabbetinin eserini görüyorum. Bunun için de Cenâb-ı Allah´a çok hamd ve şükür ediyorum.

İkinci olarak yine Cenâb-ı Allah´a şükrediyorum ki, her ne kadar Cenâb-ı Allah´a şükür etmekten aciz isem de Cenâb-ı Allah´a çok çok şükrediyorum ki, bu muhabbetin sebebi, bu imanın kalbinizde fazlalaşmasının sebebi benim babamdır. Bunun için Cenâb-ı Allah´a çok şükrediyorum.

Şüphesiz iman Cenâb-ı Allah´ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden bir tanesidir. Muhabbet de insanın imana ulaşabilmesi için en büyük kanattır. Sizlere ilk önce imandan bir örnek zikir edeceğim. Babam Şeyh İzzeddin (ks)’ dan duymuştum, bu örneği veriyordu. Bir alim talebeleriyle beraber bir yolda yürüyordu. Yolun kenarında çok büyük hastalıklarla müptela olan bir insana rastladılar. Yolun kenarındaki hasta insan bütün vücudunda elem akıyor, her tarafı hastadır. Arılar vücudundan kan emiyor. Elini kaldırıp o arıları uçurmaya gücü yok. O kadar hastadır. Bu hastalıklarla beraber yüksek sesle bağırarak diyordu ki: Cenab-ı Allah´a hamd ve şükürler olsun bazı kullarına verdiği hastalıklardan beni kurtardı.

Alim olan o zat o hastaya sordu, senin vücudunda tüm hastalıklar mevcuttur. Bununla beraber yüksek sesle bazı hastalıklardan Cenâb-ı Allah beni kurtardı diye O’na hamd ve şükrediyorsun. Acaba düşünüyorum. Vücudunda mevcut olmayan hastalık var mı diye. Allah seni hangi beladan ve musibetten kurtardı ki O’na böyle hamd ediyorsun.Hasta insan da Elhamdulillah, Yüce Allah beni küfürden korudu, dedi. Beni küfre düşmeye müptela eylemedi.Cenabı Allah´ın insanlara verdiği en büyük nimet iman nimetidir.

Elhamdulillah Cenab-ı Allah’a ki hepiniz iman ehlindensiniz. İman büyük bir nimettir. Mümin ne demektir. Allah´a inanmış, peygamberlere inanmış, meleklere inanmış, kitaplara inanmış, kadere inanmış ve kıyamet gününe inanmış. Cenab-ı Allah’ın indirdiği kitaplara, büyük kitaplara Tevrat, Zebur, İncil, Kur´an-ı Kerim’e inanmıştır. Tevrat, İncil ve Zebur´dan bahsederken bunlar Cenabı Allah´ın indirdiği kitaplardır fakat şu anda o kitaplar asıllarından tahrif edilmiştir, çıkartılmışlar.Hükümleri nesh edilmiştir.

Biz Kur´an´dan bahsedelim. Kur´an-ı Kerim Cenabı Allah insanlara uyarıcı, insanları uyandırıcı olarak indirdiği son kitaptır. Onda Cenabı Allah´ın emirleri ve haram olan nehiyleri mevcuttur. Zamanım çok dar olduğu için bazı önemli hususlar var benim babamın tarikatı hakkında. Onları size belirtmek istiyorum.

Şeyh hazretlerinin tarikatı ilim ve çalışma tarikatıdır. İlim ve marifet tarikatıdır. Cehalet tarikatı değildir. Çünkü tarikat eğer cehalet üzerine bina edilmiş ise o tarikat haraptır faydası yoktur. Eğer ilim üzerine bina edilmiş ise o tarikat hepsi marifet olur, hepsi nur olur. Bundan dolayı babam Şeyh (ks) insanlara ilmi öğretti, medreseler açtı. İnsanlar arasında ilmi yaydı. Çünkü insan alim olmadığı zaman bir şeyi yapmak isterken onu bozacaktır. İlmin terazisi ile insan hakikata ulaşır.

Bir gün Şeyh Abdulkadir Geylani (ks) bineğinin üzerine binmiş yolda yürürken bir ses duyuyor. ´Ey kulum ! Ben senden razıyım.´ Şeyh Abdulkadir (ks.) Cenabı Allah´a hamd olsun, benden razıdır. Ne kadar iyi bir şeydir diyerek Allah´a hamd ediyor. Şeyh Abdulkadir ikinci defa bir ses duyuyor. O ses, Ey Abdulkadir, senden bütün teklifleri kaldırdım. Yani bundan sonra ne namaz kıl ne , ne ibadet et. Hiçbir şey yapma ben senden razıyım. Şeyh Abdulkadir (ks) bu duyduğu sözleri şeriat ile kıyaslıyor.Bakıyor ki bu duyduğu sözler şeriata aykırıdır, bunların şeriatta yeri yoktur. Çünkü bir insan hayatta olduğu müddetçe mükelleftir. O anda anladı ki o söz şeytandandır. Hemen sesin geldiği tarafa tükürdü,ey melun git benim başımdan ben biliyorum sen şeytansın dedi. Onun için sizin hocanıza söyledim size bazı şeyleri öğretecek. Akaid, fıkıh konusunda. Çünkü insan öğrenmediği zaman cehalete girer.

İkinci olarak size açıklamak istediğim şey şudur ki Şeyh hazretleri iki şeyle hiç uğraşmıyordu. Birincisi kesinlikle siyasetle uğraşmıyordu. Ne kendi ülkesinde ne de kendi ülkesinin dışında.İkinci husus da hiç kimseden mal toplamazdı, hatta toplamak şöyle dursun, gönüllü olarak takdim edilse dahi Şeyh (ks.) kabul etmezdi. Şeyh hazretleri Cenab-ı Allah´ın yoluna davet bir insan ne siyasetle uğraşmalı ne de insanların malını toplamalı sadece Allah rızası için davasını yürütmeli derdi.

Şeyh  niye siyasetle uğraşmadığını şu şekilde izah ediyordu. Ben siyasetle uğraştığım zaman, bir partiye mensup olduğum zaman sadece o partiye mensup olan insanlar benim yanıma gelip, benden istifade edebilirler. Benim partime mensup olamayan insanlar kesinlikle benim derslerimde oturmazlar. Onun için ben bütün müslümanlar yani herkes benden fayda alsın diye siyasetle uğraşmıyorum. Maalesef üzülerek söylüyorum, ben bu hususu Avrupa´da gördüm. Orada herkes sadece kendi partisi için çalışıyor. Herkes insanları kendi partisine davet ediyor. Bir cemaat öbür cemaatın camisine gitmez, öbür cemaat öbürünün sohbetine gitmez. Herkes sadece kendi partisi için çalışıyor. Böyle olmaması gerekiyor.

Allah´ın yoluna davet eden bir insan eğer siyasetle uğraşmıyorsa, insanların malını toplamıyorsa o insanın sözü bütün toplumda geçerli olur. Ben Avrupa´daydım ve bu iki şeyle uğraşmadığım için o insanlara kızabiliyordum. Niye dininizi yürütmüyorsunuz, niye ibadetlerinize sahip çıkmıyorsunuz, diyebiliyordum. Eğer ben bu iki şeyle uğraşsaydım böyle diyemezdim. Hatta ben onlara meydan okuyordum. Diyordum ki size meydan okuyorum, herhangi birinizin bir kuruşunu dahi kabul etmişsem veya herhangi birinizin bir kağıt mendilini bile cebime koymuşsam gelsin bana söylesin. Eğer insan Allah için olursa Cenab-ı Allah bütün kapıları onun önünde açar.

Ben babamdan duymuştum. Bir gurup insan bir hocanın yanına gitmişler. Ona demişler ki hocam bazı insanlar var bir ağaca ibadet yapıyorlar. Bu şeyh bunu duyunca o ağacı kesmeye niyet ediyor. Bir balta alıyor, yolda yürürken şeytan ile karşılaşıyor. Şeytan ona diyor ki, sen niye gidip o ağacı keseceksin. Sen kendi evinde otur,Allah´a ibadet et. Sana ne insanlardan. O şeyh razı olmuyor. Yok diyor ben illa o ağacı keseceğim. Şeytanla o veli, o şeyh kavgaya tutuşuyorlar. O veli zat şeytanın sırtını yere getiriyor.

Şeytan o haldeyken veliye dedi ki, sen benim üzerimden kalk, bu ağacı kesmekten vazgeç ben her sabah sen sabah namazına kalkarken seccadenin altına birkaç tane altın bırakacağım. O adam bu teklife razı oldu ve evine döndü. Bir gün, iki gün, üç gün her sabah kalktığında seccadesinin altına bakıyor ki altın var. Bir gün kalkıyor bakıyor ki altın yoktur. Yine kalkıyor ve o ağacı yine kesmeye kastediyor. Tekrar şeytan onun önüne çıkıyor. Tabi ki başka bir insanın şekline kendini sokmuş şeytan. Ona diyor ki sen nereye gideceksin. Vallahi diyor şurada bir ağaç vardır, insanlar o ağaca ibadet ediyorlar. Ben gidip o ağacı keseceğim. Şeytan diyor yok gitme, o diyor ben gideceğim. Gitme, gideceğim derken yine kavgaya tutuşuyorlar. Bu sefer şeytan o şeyhin sırtını yere getiriyor.

Şeytan onu yere indirdikten sonra şeyhe soruyor, seni bu sefer niye ben yere indirdim. Oysa geçen sefer sen beni yere indirmiştin. Şeyh hayır diyor, ben sebebini bilmiyorum. Şeytan diyor ki, sen birinci seferde evinden sırf Allah rızası için o ağacı kesmek kastı ile çıkmıştın. Onun için bana karşı başarılı oldun. Ama bu sefer ise senin seccadenin altına altın koymadığım için kalkıp o ağacı kesmeyi kastettin. Onun için bu sefer ben galip geldim. Yani bir insan her ne yapıyorsa eğer Allah´ı kastederse o iflah olacaktır. Eğer dünyayı, menfaatleri kast ediyorsa o insanın işi rast gelmez.

Şeyh hazretlerinin konumunu, durumunu iyice öğrenmeniz lazım, bilmeniz lazım. Şeyh hazretleri bu iki şeyden uzaktır. Birisi bizim adımıza iftira ederse, bunlar siyasetle uğraşıyorlar, insanların malını topluyorlar derlerse onlara inanmayın. Şeyh hazretlerinin adapları Hazreti Muhammed’in (a.s.) şeriatına hizmet yapıyor. Şeriata aykırı her ne varsa hepsi yalandır, hepsi bataklıktır, hepsi sapıklıktır. Şeyh hazretlerinin adabı Hazreti Muhammed’in (a.s.) şeriatına tam uygundur. Yani bu tarikat Hazreti Muhammed’in (a.s.) getirdiği sünneti, ahkamları en güzel, en mükemmel bir şekilde yaşamak demektir.

Size bir örnek vereceğim, şeriata göre bir insan kalkıp namaz kılarsa, zahiren erkanlarını, farzların yerine getirirse o insan namaz kılmış olur. Velev ki onun kalbi namazdan gafil olsa da zahiren namaz kılmış sayılır. Tarikata göre eğer bir insan namaz kılarsa, o namazın içerisinde tamamen hudu ve tevazu içinde olması gerekir. Hz.Peygamberin (a.s.)  hadisi şerifte vedalaşacak bir insan gibi namaz kıl buyurmuştur. Yani sadece bu namazı kılacağım bu namazdan sonra öleceğim. O namaz nasıl huzur içerisinde kılınacaksa, her zaman namazını o şekilde kıl. Bu demektir şeyhin tarikatı şeriata hizmetçidir,en mükemmel bir şekilde şeriatı yaşamaktır.

Biz ilk sözümüze dönelim fazla zamanım kalmadı. Size fırsat olduğu için yine birkaç söz söylemek istiyorum. Size söylediğim imanın altı şartından bir tanesi de Kur´an-ı Kerim´e iman etmektir. Kur´an-ı Kerim´de Cenab-ı Allah buyuruyor: ´Allah´ın verdiği söz haktır. Dünya hayatı sizi aldatmasın.´ Allah´ın sözü haktır ne demektir. Yani haşirdir. Ölümden sonra dirilmektir. Kıyamettir, ölümdür, hesap vermektir. Bunların hepsi Allah´ın sözleridir. Allah bu sözleri vermiştir.Bütün insanlar bir gün haşır ve neşir olacaktır.

Cenabı-Allah´ın sözlerinden bir tanesi de ölümdür. Biraz da ölümden bahsedelim. Cenabı-Allah, Kur´an-ı Kerim´de buyuruyor: ´ Ey Muhammed söyle insanlara kaçtığınız, nefret ettiğiniz ölüm mutlaka bir gün sizi yakalayacaktır.´ Biz, kıyameti, haşrı, neşri bir tarafa bırakalım, ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Gözümüzün önündedir. Ölümden kurtulmak, ölümden kaçmak mümkün müdür? Kabire girince kemikler birbirine geçtiği zaman o kabrimizi biraz genişletmeye gücümüz var mıdır ? Kabre girdikten sonra melekler suale geldiği zaman o melekleri geri çevirebilir miyiz ? Hayır, geri çeviremeyiz. Madem ki öyle kendimizi ona göre hazırlamalıyız. Ölüme kendimizi hazırlamalıyız. Cenabı-Allah´ın mahkemesine hazırlanmak hiç gerekmez mi ? Nasıl Cenabı-Allah, Kur´an-ı Kerim´de buyuruyor: (ey insanlar) ey cinler ve insler ! Sizin için bir gün vakit ayıracağım. Yani bir insan bir insanı tehdit etmek istediği zaman seninle sonra görüşürüm der ya. Onu söyler gibi Cenab-ı Allah da bize diyor ki bir gün size vakit ayıracağım yani sizden hesabı soracağım. Madem ki böyle niye biz hazırlanmıyoruz ölüme. Biliyoruz, hepimiz biliyoruz ki öleceğiz. Bildiğimiz halde ölüme hazırlanmıyoruz. Demek ki şuurumuz yoktur, hissetmiyoruz, yaşamıyoruz.

İlimle şuur arasında çok fark vardır. İlim ile şuur arasındaki farkı size açıklamak istiyorum. İlim mesela bir insan kaçakçılık yapıyor. Bu işi yapmayan bir insan öbürüne der ki bak kaçakçılık tehlikelidir. Bu sadece ilimdir. Biliyor ki kaçakçılık tehlikelidir. Ama gerçekten kaçakçılık yapan birisi, onun arkasından polis onu kovalıyor. O insan o korkuyu yaşıyor. Onun bilmesi ile diğerinin kaçakçılığın tehlikesinden bahsetmesi aynı değildir. işte şuur bu ikincisindedir.

Babamdan duymuştum, hayvanlar insanların bildiklerini bilseydi onların durumu çok değişecekti diyordu ve şu kıssayı anlatıyordu. Bir gün Hz. İsa Efendimiz (a.s.)  bir deve sürüsünün önünden geçiyordu. Bir deve görüyor çok azgındır. Diğer develere tekme atıyor. Hazreti İsa çobana diyor ki niye bu deve böyle azgındır. O çoban da Hazreti İsa´ya diyor ki vallahi bu devenin bir adeti vardır. Senenin bu ayında, bu gününde her zaman böyle azgınlık yapıyor. Hazreti İsa o deveyi tuttu ve kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra oradan ayrıldı. Bir sene sonra Hazreti İsa tekrar o sürünün bulunduğu yerden geçiyordu. Bakıyor ki o sürünün içinde zayıflamış, hareket edemeyecek kadar hasta bir deve var. Yine Hazreti İsa çobanı çağırıyor. Niye senin bu deven bu kadar zayıftır diye soruyor. O çoban da gelenin Hazreti İsa olduğunu bilmiyor. Vallahi diyor geçen sene bir adam senin gibi buradan geçti, Bu devenin halni sordu. Bu deve çok azgındı.Onu tuttu, kulağına bir şeyler fısıldadı. O günden beri bu deve zayıflamaya başlıdı. Hazreti İsa dedi ki o geçen sene buradan geçen insan da bendim. Ben Allah´ın nebisi, peygamberi İsa´yım. Ben onun kulağında dedim ki ölüm vardır. Demek ölümü öğrendikten sonra gün geçtikçe zayıflamaya başladı.

Değerli kardeşlerim Biz niye ölüme hazırlanmıyoruz. Bakıyoruz ki her gün kardeşlerimiz ölüyor. Annelerimiz gidiyor, babalarımız gidiyor. Bunu gördüğümüz halde ibret almıyoruz. Demek ki bizde şuur yoktur.

Sonuç olarak insanın üç büyük düşmanı vardır. Bu düşmanlar çok yaman çok şiddetli, çok azgın düşmanlardır. Eğer bu insanda silah yoksa ki bu üç düşman yılanlara benziyorlar, her biri bir taraftan bu yılanlar şiddetli bir şekilde bu insana saldırır ve bu insanı mağlup ederler. Bu üç düşmandan birisi dünya sevgisidir. Bir avcı  bir kuşu yakalamak için kurduğu tuzağa buğday tanelerini yerleştiriyor.Bu kuş o buğday tanesinin sevgisinden dolayı başını o tuzağa uzatıyor.Başını o buğday tanesi için feda ediyor. İşte dünya sevgisi de budur. Halbuki Cenab-ı Allah dünya hayatı sizi aldatmasın diye buyurmuştur.

İkinci olarak o büyük düşman şeytandır. Cenab-ı Allah Kur´an-ı Kerim´de şüphesiz ki şeytan sizin düşmanınızdır. Düşmanınızı düşman edininiz, siz de ona düşmanlık yapınız, buyurmuştur. O nasıl bir düşmandır. Kendi dostlarını, arkadaşlarını, cemaatini cehenneme çağırır. Böyle bir dost olur mu ? Kişinin kendini cehennemde yakacak böyle bir dost edinmesi acayip bir şeydir. Bu şeytana uymamak lazımdır. Şeytanın dostluğu faydasızdır. Cehennemde ahiret gününde bu insan yanarken şeytandan medet umacak, yardım isteyecek. Şeytan ona diyecek ki, benim günahım seninkinden daha büyüktür, ben kendimi kurtaramamışken, seni nasıl kurtarabileceğim.

Düşmanlardan birisi de nefstir. Nefis daima kötülüğü ister. Bu nefisle çok savaş yapmak lazım. Bu nefsi haddinde durdurmak lazım. Nefis küçük çocuğa benzer. Süt emen çocuk eğer ona daima süt verirsen, onu sütten kesmezsen daima süt isteyecektir. Nefis de aynen böyledir. Kişi bu nefsi tedavi etmese o nefis daima kişiyi kötülüğe sevk edecektir. Nefs bir bebek gibidir. İnsan da bu bebeğe benzer. Bu insan taat, ibadet, takvayı kendine âdet edinirse bunlar kişide devam eder. Bir İnsan gençliğini ne şekilde sürdürürse o şekil üzerine ihtiyar olur.

Allah sizi takvalı, temiz, salih gençler etsin İnşallah. Ben sizinle çok keyifliyim, sizinle bu karşılamadan dolayı eğer kanatlarım olsa uçasım geliyor. Allah´tan ricam bana sizden dolayı fayda vermesidir. Allah´tan ricam siz de benden duyduklarınızla amel edin. Allah sizi muvaffak etsin.

Share.

About Author

Leave A Reply