İmam Ahmed’in Geçmişi ve Muhiti

0

68- Geçimi İle İlgili Şeyler:

Yukarıda İmam Ahmed´in ilmi hayatını anlattık. Onu, üim ve Hadis peşinde İslâm diyarında oradan oraya koşarken gördük. İlim tahsilini tamamladıktan sonra Hadis okutmaya, ders vermeye başladı. Kendi­sine uyulan bir adam oldu. Onu ilmi hayatında üzen ve ezen dehşetli bir fırtınanın içinde nasıl çalkandığı tafsilâtiyle nakledildi,

Şimdi de onun geçimini öğrenelim. Geçimini nasıl sağlardı Rahat ve bol bir geçimi mi vardı, yoksa az bir şeyle kıt kanaat mı geçiniyordu Az çok geliri nelerdi Sonra acaba, İmam Malikin, Ebû Yusuf´un ve Muhammed b. Hasanın yaptıkları gibi halifelerin hediye ve ihsanlarını kabul ediyor muydu Yoksa İmam Ebû Hanif e gibi onları almıyor muydu Yoksa İmam Şafiî´nin yaptığı gibi bu ikisi arasında bir

tutum içinde miydi

İşte bir sürü soru ki, bunlara cevap vermemiz, kısa da olsa beyan etmemiz gerekiyor. Onun için bu bölümde onun geçiminden, gelirinin neler olduğundan bahsedeceğiz. Halifelerden hediye alıp almadığını, maruz kaldığı o belâlardan önce ve sonraki durumunu gözden geçire­ceğiz.

69- Minnet Altına Girmek istemezdi:

İmam Ahmed, fakir bir insan hayatı yaşadı, varlıklı bir kişi değildi. Helal olup olmadığını bilmediği veya minnet altında kalacağı bol bir servet içinde yaşamaktansa, fakir hayatı yaşamayı tercih ederdi. Çok defa geçim sıkıntısı onu çalışıp eliyle kazanmaya mecbur etti. Hattâ yolda kalıp ta malı tükenirse, o zaman çırak gibi, hamal gibi kendi ücretle çalıştığı olmuştur. (Yemen yolculuğunda olduğu gibi). Başkala­rından bir ihsan almaktansa kendi elinin emeğiyle geçinmeyi tercih ederdi. Çünkü bu gibi darlık zamanında başkasının verdiği şeyi, karşılık vermeden almak, yakın zamanda karşılık ödemesi kolay olmayacağın­dan, Ahmed gibi onurlu bir kimsenin yapamayacağı bir şeydir, o, böyle yapmakla bedenini yordu, fakat izzeti nefsini ve hürriyetini korudu. Onun hali her zaman böyledir, daima böyle yapar, bedenini yorar, fakat onurunu, izzeti nefsini korur.

70- Geçimini Kiradan Aldıklarıyla Sağlardı:

İmam Ahmed, babasından kalan akarın geliriyle yaşardı. İbni Cevzi, Menâkıb´mda bu konuda şöyle demektedir.: «İmam Ahmed´e (Allah ondan razı olsun) babasından bir elbise dokuma dükkânı miras kalmıştı, Onun geliri ile geçinirdi. Onun kirasını alır, halka muhtaç ol­mazdı.” Öyle onlaşılıyor ki, onun kiraya verdiği dükkânları vardı.

Halyetü´l-Evliya şöyle diyor:

«Ahmed b. Hanbel´in elinden makası kuyuya düştü, onun kiracısı gelip makası kuyudan çıkardı. Makası çıkardığı zaman, Ebû Abdullah Ahmed ona yarım dirhem kadar (bundan az veya çok) para çıkarıp vermek istedi. Kiracı: Makas bir kırat eder, birşey almam, dedi. Ve çıktı gitti. Aradan birkaç gün geçince Ahmed ona:

Dükkânın kirasından ne kadar borcun var dedi. O da:

Üç aylık kira toplandı, dedi.

Dükkânın aylık kirası 3 dirhemdi. Ahmed bu üç aylık kirayı sildi ve kira borcun yok, dedi.

Bu hikâye gösteriyor ki, Ahmed hiç bir minnet altında kalmazdı, üstelik iyiliği kat kat mükâfatlandırırdı. (Bir makas çıkarmanın minneti altında kalmıyor, kat kat mükâfat veriyor.) Bundan anlıyoruz ki, onun kirada dükkânları vardır ve onlardan kira almaktadır. Ona öyle bolluk içinde yaşayacak bir gelir sağlamasa da, ihtiyacını karşılıyor, açılan getiği kapatıyor. Bu gelirlerin az olup, çok olmadığını haberlerden anlı­yoruz. İbni Kesir onların miktarını da veriyor: «Onun emlâkinden geiiri ayda 17 dirhemdi. Onu ailesine sarîederdi. Hesabını bilir, sabır ederek bunlarla kanaat ederdi, diyor.» Bu şüphesiz ki, az bir gelir. İbni Kesîr´in verdiği bu miktar ister doğru, ister yanlış olsun,,şu muhakkak ki, bütün haberler gelirin az olduğunu söylemektedir. Bunlar ihtiyacını zor karşı­lardı, kanaat ve sabrı sayesinde bunlarla geçinirdi. Yetmediği zaman kendi çalışarak emeğiyle kazanırdı. Gelirinin her türlü şüpheden uzak helal ve temiz olmasına çok dikkat ederdi. Onun için babasından kalan bu emlâkin getirdiği gelirin helal olması için, bu akarın babasından kaldığını, eğer bir kimse onun kendi mülkü olduğunu iddia ederse, ona teslim etmeye hazır olduğunu söylerdi. İbni Cevzi Menakıbında şunu

kaydeder:

«Bir kimse Ahmed b. Hanbel´e kiraya verdiği akarı ve olurduğu evi sordu. O da: «Bunlar bana babamdan miras kaldı, şayet bir adam çıkarda bunların kendisinin olduğunu söyler ve bu da sabit olursa, ona derhal teslim ederim.» dedi.

71- Darda kalınca Geçimini Sağlamanın Üç Yolu;

Kiradan aldığı bu az gettrje kanaat eder, Allah´a hamd ve sena ederek geçinip gidiyordu. Başka bir kimseden ihsan, atiye almaz, yar­dım kabul etmezdi. Bazen sıkıntıya düşerdi. Bu gelir, ailesinin nafaka­sına yetmezdi, güçlük içinde sabır ederek yaşamaya çalışırdı, her zor­luğa katlanırdı. Yolculukta böyle birşey başına gelse, yine tahammül eder, ruhu dinlensin diye bedenini yorar, çalışırdı.

Başı darda kalıp yokluk yakasına yapışsa bilecenleri atiyeyi, yapı­lan ihsanı kabul etmezdi, çünkü.minnet altında kalmak ona yokluk sıkıntısından daha ağır gelirdi. Birinin verdiği ihsanın minneti altında ezilmektense, yokluk ve şiddet içinde yaşamak ona daha huzurlu gelir­di.

Ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak, geçim sıkıntısını gidermek için üç yol bulmuştu:

1- Tarlalardan mahsul kaldırıldıktan sonra kalan başakları toplardı, çünkü bunlar mubah hükmünde olmuştu. Bu büyük âlim, eline çuvalını ipini alır, tarlaya dökülmüş olan mahsul arlıklarını toplayıp alırdı. Sahibi­nin müsaadesi olmadan kimsenin tarlasına girmezdi, kimsenin mahsu­lüne zarar vermezdi. Kendisi şöyle demiştir: «Yürüyerek tarlaya gittim, biraz topladım. Baktım ki, bir takımı halkın mahsulünü çiğniyorlar. Bir kimse, sahibinin izini olmaksızın, başkasının tarlasına girmesi caiz ol­maz.»[1]

2- Anlaşıldığına göre, bedeniyle çalışarak ihtiyacını karşılayacak birşey bulamadığı zaman ancak bu yola başvururdu. Yoksa elinin eme­ğiyle kazanmaktan kaçınmazdı. İş buldu mu, çalışırdı. Ve bunu isteye­rek yapardı. Çalışmakta hiçbir güçlük yoktur, onur kırıcı değildir, yeter ki insanların faydasına olsun.Veren el, alan elden üstündür, onun için dilenmek yasaktır. Dinin helal kıldığı iş küçümsenemez. İnsanların artık­larını almaktansa, alın teriyle kazanmak gerekir.

Yolculuk sırasında parası tükenirse, başka birşey bulamayınca ücretle çalışır, kira Ne iş yapardı. Bazen de sened mukabili para alırdı. Zehebî tarihinde, Ali b. Cehm´den naklen Ahmed b. Hanbel´in tercü-mei halinde şöyle deniyor:

«Bizim bir komşumuz vardı, bir defa bir yazı çıkardı ve: Bu yazı kimin » diye sordu. Biz de: Ahmed b. Hanbel´in yazısı bu, sana bunu neden yazdı dedik. Şöyle anlattı: Mekke´de ikamet ediyorduk, Süfyan İbni Uyeyne´nin yânında otururduk. Günlerce Ahmed´i kaybettik, sonra onu sormaya geldik. Birde baktık, kapı kapalı. Ne oldu dedim. Elbise­lerim çalındı, dedi. Benim param var, ister borç, ister hediye olarak vereyim, dedim. Kabul etmedi. Sened mukabili vereyim, senet yaz, dedim. Olur, dedi ve ona bir dinar verdim. Bununla bana bir elbise al, bir altlık, bir üstlük, dedi ve bir kağıt istedi. Kağıdı getirdim, bunu o zaman yazdı.»

Bazen elbise dokur, dokuduğunu satar, onunla geçinirdi. Yine Zehebî İshak b. Rahuye´den nakleder:

«Ben ve Ahmed Yemen´de Abdurrazzak´ın yanındaydık. Ben üst kattaydım, o alî odada. Ben bir cariye satın almıştım. Ahmed´in yiyece­ğinin tükendiğini anladık. Ona yiyecek vermek istedik, almadı. İstersen borç vereyim, istersen ihsan olarak dedim, kabul etmedi. Baktım uçkur, kemer örüyor, onları satıp geçinmeye çalışıyor.»[2]

Görülüyor ki, bu değerli zat, nev´i ne olursa olsun, helâl olduktan sonra bir işi yapmakta hiçbir küçüklük görmüyordu. İnsanların işine yarayacak bir şeyi yaparak, alacağı ücretle ihtiyacını karşılamak onun için en uygun bir yoldu. İnsanlar için en geçerli hayat kanunu budur. Ahmed, sâlih bir kimseydi, kendi onurunu koruyarak yaptığı işe, başkalarının ne gözle bakacağı onun hiç umurunda değildi. Onun için önemli olan : Kazancının helal olmasıdır. İşin bayağısı olmaz. Kişinin şerefi kendisinden gelir, alçak tutumlardan sakınmakla kazanılır. Küçük, ba­yağı işler yapmakta âr görenler, zayıf duygulu olanlardır. Allah onlara zati şeref nasip etmemiş ki, bu kusurlarını maddî yükselme suretiyle kapatabilsinler. Herkes yaratılış kabiliyetine, istidadına göre nasibini alır.

3- Muhtaç kalınca geçimini sağlamak için baş vurduğu üçüncü yol, borç almaktı. Ancak bu yola her zaman ve her yerde başvurmazdı. Aldığı borcu karşılayacak geliri, yakın zamanda eline geçecekse o zaman bu yola giderdi. Ve bunu seferde değil, hazarda, yani memleke­tinde iken yapardı.Çünkü emniyet ve istikrar bakımından evde bulun­duğu zaman, borcu ödemek daha kolay olur, misafirlik hali ise böyle değildir. Bazı hallerde borcu, verenin, parayı almak şartiyle vermesini şart koşardı. Bazen ihtilâfa düşerler, borcu veren iade şartını kabul etmek istemez, Ahmed iade etmek şartında ısrar eder, nihayet o şartla alırdı.

Bir defa, kazancının helal ve malının temiz olduğu maruf olan takva sahibi bir kimseden, 200 veya 300 dirhem ödünç para aldı, sonra imkân bulunca, parayı iade etmek, borcunu ödemek için adama gitti, adam ona: «Ey Ebû Abdullah, ben onları sana, geri almak niyetiyle verme­dim,» dedi. Bunun üzerine Ahmed de: «Ben de onları ancak sana iade etmek niyetiyle aldım, » dedi, ve verdi.[3]

72- Kul Hakkından Çok Korkardı:

İşte Ahmed´in yaşayışı, geçim kaynakları böyle. Darlık içinde tu­tumlu bir yaşayış, başkalarından atiye kabul ederek bolluk içinde, fakat minnet altında yaşarnamayı tercih etti. Eline geçen paranın her türlü şüpheden uzak olmasına son derece dikkat ederdi. Eğer eline geçen malda bir haram şüphesi olursa, onu reddederdi. Haram olacağına, hiç olmasın der, mahrum kalmayı tercih ederdi. Rivayete göre bir borç karşılığı bir malı alacaklıya rehin olarak bıraktı. Borcunu-ödeyecek parayı bulunca, alacaklıya gidip borcunu verdi. Rehin bıraktığı malı alacağı zaman, alacaklı olan adam ona iki mal gösterdi, rehin bıraktığı hangisi olduğunu kesinlikle bilmediğinden, bunlardan birini seç, ikisi de aynı dedi. Fakat Ahmed, hangisi kendi bıraktığı, rehin mal olduğunu kesinlikle bilemediğinden, kendi malı yerine başkasının malını almış olurum korkusuyla, ikisini de bıraktı, hiç birini almadı. Halbuki borcunu ödemişti. Böylece başkasının hakkı geçmesin diye, kendi kesin hakkını bırakmış oldu. Bu kadar ihtiyatlı hareket ederdi. Bedelsiz başkasının malını almış olmak şüphesine düşmektense, kendi hakkından vazgeç­meyi tercih etti.

Görüldüğü üzere bu büyük âlim, geçinme bakımından; alan el olup aşağıda kalmayı onuruna yediremiyor, darda da olsa, dâima üstün el olmaya gayret ediyor. Onun için malı az olmakla beraber, elindeki imkâna göre en cömert olurdu. Malının helâl ve temiz olmasına çok dikkatli idi. Kirli mal, başkasının hakkı karışmış şüpheli mal istemezdi. Şu tabir onun hakkında çok uygundu: «Dini hususunda çok tutumlu, malı .hususunda ise çok cömertti.»

——————————————————————————–

[1] İbni Cevzi. Menâkıb. 224.

[2] Zehebi, Ahmed´in Hayatı, Müsned´İn Mukaddimesinde. Ahmed Şakır Kalemiyle.

[3] Hıtyet´ül-Evliyâ, c.VII, s.175.

Share.

About Author

Leave A Reply