İslam Fırkaları

0

123- O Çağda Siyasi Ve İnanç Fırkaları:

İmam Ahmed (Allah ondan razı olsun) çağındaki bazı İslâm fırkalarından ve onlarla mücadelesinden bahsetmektedir. Bu bakımdan biz, O fırkaları birazcık tanıtalım ki, okuyucu onları ve içyüzlerini tanımış olsun. İmam Ahmed´in yaşadığı bu çağda bu fırkalara mensup kimse­ler, müslümanlar arasında kendi sapık fikirlerini yaymağa çalışıyorlar, fakih ve Hadis âlimlerine aykırı görüşler ortaya atıyorlardı. Bazıları bu fikirlerini kuvvet zoru ile kabul ettirme yolunu bile denediler. Yukarıda Kur´an mahlûk mu mes´elesinde anlatıldığı üzere, bu yola sapıldı. Sonra Halife Vâsık da, ahirette Allah´ı görmek mes´elesinde Hadis ye fıkıh âlimlerini kendi görüşünü, yani Mu´tezile mezhebinde olduğu gibi görülemiyeceği inancını kabule zorladı.

İmam Ahmed´in yaşadığı çağdaki bu fırkalar hakkında kısaca bilgi vermeği gerekli gördük. Evet, İmam Ahmed bunları tanıyordu ve hattâ onlardan bazıları yüzünden başı büyük dertlere girdi. Kur´an mahlûk mu mes´elesinde başına neler geldi. İleride´ İmam Ahmed´in Usulü, itikad hakkındaki görüşlerinden bahsederken, onun bu mezheb-ler, fırkalar hakkındaki görüşlerinden bahsederken, onun bu mezheb-ler, fırkalar hakkındaki görüşüne temas olunacağından, bu fırkalara dair bilgimiz olmak gerek. Çünkü bu fırkalar etrafında gürültüler kopmuştur. Onun tanıdığı bu fırkalar şunlardır: Şia, Hariciler, Kaderiyye, Cehmîyye, Mürcie. Şimdi bunları görelim.

124-Şia Ve Kolları:

Şia en eski İslâm fırkalarından sayılır. Hz. Osman (Allah ondan razı olsun) devrinin sonlarında meydana çıktılar. Sonra Hz. Ali (Allah ondan razı olsun) devrinde daha türediler, daha sonra sayıları çoğaldı. Emeviler devrinde Âl-i Beyte ve Hâşimiler´e karşı zulüm ve baskı arttıkça, onların sayısı da arttı.

Şia´nın asıl davası şudur: Hilâfet Hz. Ali´nin hakkıdır, Hz. Peygam­berin damadı olan Ali İbni Ebû Talib´in, Hz. Peygamberin yerine geç­mek hakkıdır, derler. Onlar da birkaç kola ayrılır: Bir kısmı Hz. Aliyi takdis etmekte çok ileri giderler, din hududunu aşarlar, bir kısmı daha mutedil olup din sınırını aşmazlar, sahabeden hiç birini kâfir veya gü­nahkâr saymazlar. Bu orta görüşlülere Zeydiyye denir, bunlar Zeyd b. Ali Zeynel Abidin´in mezhebinde olanlardır. Bunlar Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer´in (Allah ikisinden de razı olsun) halifeliklerini sahih bulurlar ve kendisinden daha lâyık biri varken halife olanı da tanırlar, Buna Şeyhaynin ve Mefdûl´ün imameti denir. Hattâ aynı zamanda iki halifenin ve imamın bulunmasını caiz görürler. Bunlardan her biri kendi ülkesinde imam: Başkan olmuş olurlar. Zeydiyye´ye göre, mürtekib-i kebîre yani büyük günah işleyen kimse cehennemde ebedi kalır, o mü´min ile kâfir arasındadır, Mu´tezile´nin görüşü de böyledir. İmam Zeyd, Hişâm b. Abdülmelik zamanında 122 H. yılında öldürüldü!

Şia´nın bir kolu da Keysâniyye olup, bunlar İslâmdan çıkmış değilseler de aşırı görüşleri, sapık fikirleri var. Bunlar Muhtar b. Ubeyd Sakafî´yetâbi olanlardır. Onlara göre hilâfet Evlâd-ı Ali´nin hakkıdır. Hz. Ali´den sonra sırayla Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Muhammed b. Hanefiye gelir. Onlar ruhların tenâsühuna yani birinin ruhunun başka bir şeye geçtiğine kanarlar. Herşeyin bir zahiri, bir batını, içi dışı oldu­ğuna inanırlar. İmam, batini ilimleri bilir, derler.

Şia´nın bir kolu da İsnâ Aşeriyye yani on iki imamcılardtr. Onla­rın inancına göre son imam olan onikinci imam Serramenraâ´da kay­boldu, o zamandan beri, bugünedek onun çıkmasını beklerler, son zamanda çıkacak, yeryüzünü adaletle dolduracak. Onların inancına göre imam, ismiyle bildirilmiştir, Zeydiyye´nin dediği gibi vasfiyle değil, İsmiyle belirtilen imamlar Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve onlardan sonra da Muhammed Bakır, Cafer Sadık, Musa Kâzım, Ali Rıza, Mu­hammed Cevad, Ali Hadi, Hasan Askeri ve Muhammed Mehdi. On ikinci imam kayboldu, gelişi bekleniyor. Bunlar İran´da sakindirler.

Bunlardan bir bölümü de İmamiyye, İsmailiyye denen fırkadır. Bunlar da, oniki imamcılar gibi, İmamın, Halifenin ismiyle tayin edildi­ğine inanırlar. Muhammed Bakır´dan sonra İmam Cafer Sadık´dır. Buraya kadar onlarla birleşirler, ancak Cafer Sadık´tan sonra onlara göre İmam, oğlu İsmail´dir, Musa Kâzım değil. Onlara göre imamın yani halifenin gizli, saklı olması caizdir. Onun için onlara Bâtiniyye denir. Bu İsmaililerden bir kısmı vaktiyle Mısır´da hükümet kurdular, Fatimiler Devleti bunlardır. (Bugün de İsmaililer Hindistan ve Afrika´da yaşarlar, Ağahan başlandır.) Tarihte olaylar yaratan Hasan Sabbah bunlardan­dır.

İslâm dışı sayılan kolları da vardır ki, onlardan biri Sebeîyyedir. Bunlar Yahudi dönmesi Abdullah İbni Sebe denen kara oğlu mel´unun fırkastdır. Bunlar Hz. Ali´yi Tanrı tanıdılar. İslamda ilk en sapık fitne bunlarden geldi. Hz. Ali bazılarını yakarak öldürttü.

Bu sapık fırkalardan biri Gurabiyye adını taşır. Bunların inancına göre Peygamberlik Hz. Ali´nin hakkıdır, ona gelecekti, fakat Cebrail Aieyhisselâm yanlışlıkla Hz. Muharnmed´e getirdi, Hz. Muhammed´i, Hz. Ali´ye benzetti, yanılıp ona verdi, karga kargaya nasıl benzerse, insan insana benzer, onun için bunlara Gurabiyye: Kargacı denir.

125- Hariciler ve Kolları:

Hariciler: Karşı gelenler demektir , bunlar siyasi fırkadır. Hz. Ali, Sıffın Harbinde, müslüman kanı dökülmesin diye hakem usu­lünü kabul edince. Hz. Ali´nin ordusundan ayrılıp ona karşı çıktılar, bundan dolayı Harici adını aldılar. Hz. Ali, iyi niyetle hakem usulünü kabul ettiği halde, bundan dolayı onu günahkâr, hattâ kâfir saydılar, meşhur sözleri hüküm ancak Allah´a aittir, sloganıdır. Hz. Ali´yi tevbeye davet ettiler. Ona isyan edip aralarında nice savaşlar oldu. Nice boşyere müslüman kanı aktı. Hz. Ali onlarla uğraşırken kuvvetle­rini kaybetti, Muaviyeyle uğraşmaya gücü kalmadı. Emeviler hükümet kurunca, onlarla da uğraştılar, devlete karşı isyanları devam etti.

Onların inancına göre hilâfete hiç bir Hanedan, diğer Hane-dan´dan daha lâyık olamaz, hilafet kimsenin hakkı değildir. Hilâfete lâyık olan, hak kazanır. Halife bütün müslümanlar arasından hür bir seçimle ihtiyar olunur. En münasip olan da, halife olanın çok kuvvetli, kalabalık taraftan bulunmamasıdır, böylece icabında azli kolay olur. Günah işleyeni, kâfir sayarlar.

Hariciler de bir çok kollara ayrılmıştır. Kimisi biraz mu´tedil,kimisi çok aşındır. Hem amel, hem düşünce bakımından farklıdırlar. En aşırı gidenleri Azârıka´dır Bunlar Nafi´ b. Ezrak´ın mensuplarıdır. İslâm cemaatına en yakın olanlar da Ibaziyye olup Abdullah b. İbaza men­supturlar. Onlar, kendilerine muhalif olanları kafir ve müşrik saymazlar, onların küfrü, Küfran-ı nimet kabilindendir. Muhaliflerinin kanı ha­ramdır, öldürmek caiz olamaz, şahidlîkleh kabui olunur. Afrika´nın ku­zeyinde bugün İbâzller^yaşamaktadırlar.

İbâzîler ile Azârka arasında daha nice Harici fırkaları vardır. Yemen´de, Beni Hanife kabilesinden olan Necdet b. Uveymire mensup Necdât fırkası, Ziyâd b. Esfara mensup Sufriyye fırkası Abdulkerim b. Acrede mensup Acâride bunlardandır.

Bazı pek sapık görüşleri yüzünden rnüslümantıktan çıkmış olan Hariciler de vardır ki, onlar da iki fırka halindedir:

1- Yezidiyye fırkası: Yezid b. üneyse´ye mensupturlar. Ona göre Allah Teâlâ, Acemden bir peygamber gönderecek, ona İslâm şeriatını ortadan kaldıracak bir kitap nazı! olacak.

2- Meymune fırkası: Meymûn Acredi´ye mensupturlar. Öyle sapıklardır ki, öz oğlunun, kızının kızıyla, kız ve erkek kardeşlerin çocuk­larıyla evlenmeyi caiz görür. Bunlar Kur´an´da sayıian Muharremât arasında yokmuş, bunlar Kur´an´daki Yusuf suresini inkâr ederler, önu Kur´an´dan saymazlarmış.

126-Başlıca İnanç Fırkaları:

Böylece başlıca siyasi fırkalara kısaca temas etmiş oluyoruz. İnanç meselelerinden doğan ayrılıklar yüzünden meydana gelen fırkalar ise şunlardır:

1- Mürcie:

Bunlar siyasetle usul-ü dini karıştıran bir fırkadır; Bunların ortaya attıkları ana mes´ele günah mes´elesidir ve bunda Haricilerin tam zıddı bir tutumları vardır. Günah işleyen cehennemde ebedi mi kalıcı, yoksa günahı miktarı yandıktan sonra oradan çıkar mı İhtilâf bunda. Mür-cie´ye göre iman olduktan sonra ma´siyet zarar vermez, nasıl ki küfrün yanında taatın faydası olmaz. Mu´tezile.fırkası. Mürcie sözünü, büyük günah işleyenin cehennemde ebedi kalacağına hükmetmeyen herkes hakkında kullanırlar, o yüzden İmam Ebü Hanife´ye de Mürciî dedi­ler, onun için El-milel sahibi Şehristânı, onu Sünni Mürcie´den saydı ki. onlar günahkârlar için Allah´ın bağışını umarlar, yoksa kötülükleri mubah sayıp önemsiz göstermezler.

2- Cebrıyye veya Cehmîyye:

Bunlar insanın cüzi iradesini inkâr ederler, yaptığı işcle insanın iradesi yoktur, insan; hayır, şer her ne yaparsa olup biten herseyın faili Allah Teâlâ´dır. İnsanın filileri, işleyip yaptıkları, havadaki bir tüy gibidir, rüzgarın üflediği yöne gider. İnsan işlediğini güya cebir altında yapı­yormuş dediklerinden, bunlara Cebiriyye denildi. Cebiriyye´nin bu sözü Emeviler devrinde ortaya çıktı. Bunu ilk ortaya atan Cehm b. Safvan´dır. Ondan dolayı Cehmiyye de denir. Kur´an´ın mahlûk olduğunu ilk söyleyen do bu Cehm´dir. Onun için İmam A hm e d bu mes´eleden bahsederken Kur´an mahluktur diyenler Cehmiyye´dir diye onlarataş atmaktadır. Mu´teziie Ef âli ibâd – kulların fiilleri mesele­sinde Cehmiyye´ye tamamiyle muhalif iseler de. Kur´an mahlûktur sözünde onlarınkini alıyorlar.

3- Kaderiyye: İtikad fırkalarından biri de Kaderiyye´dir.

Onlara göre insan ihtiyari fiillerini kendi yaratır. İnsanın iradesi vardır. İslâm tarihinde Mu´teziie namıyla anılan mezheb bunlardandır. Abbasiler devrinde İslâm´da fikir cereyanlarında, İslâm kültüründe bun­ların önemli yeri vardır. Yeni türeyen zındıklara karşı cevap verip İslâmı savunan ilk Mu´teziie olmuştur. Onların inançtaki prensipleri beş ilkede toplanır ki, onlara Usul-ü hamse de denir.

1- Tevhld: Başta gelen ilkeleri budur. Allah Teâlâ zatında ve sıfa­tında birdir, mahlûkatından hiçbiri ona şerik olamaz, sıfatlarında onun benzen yoktur. Onun için ahirette Allah´ı görmeyi inkâr ettiler.

2- Adi: Allah Teâlâ´nın en büyük sıfatı adl´dir, o asla zulmetmez, onun için hikmeti icabı: Kul kendi fi´ilini kendi yaratır. Tâ ki teklif yerinde olsun. Kul yaptığına göre sevap veya kâba hak etsin.

3- Va´d ve vaîd: Allah Teâlâ iyilik yapana ihsanda bulunmak, kötülük işleyene cezasını vermek adli gereğidir. Kimsenin yaptığı ya­nına kalamaz. Büyük günah işleyeni affetmez, cehennemde kalır.

4- Mürtekib-i Kebire: Büyük günah işleyen kimse mü´min ile kâfir arasında bir yerdedir. Ona fasık müslüman denir, fakat mü´min asla denemez. O cehennemde ebedi kalır.

5- İyiliği emir, kötülükten meni´: Bu müslümaniartn vazifesidir. İslâmı yaymak; sapıkları yola getirmek bununla olur. Herkes elinden geleni yapar: Kılıç sahibi kılıçla, kalem sahibi kalemle, kimi de dille.

Bizden çalışmak, tevfik ve hidayet Allah´dandır.

(Hanefilerin usul-ü fıkıhta muteber tuttukları beş usul kitabına da Usul-ü Hamse denir. Hadiste Buhâri, Müslim, Ebu Davud, Neseı ve Tirmizi için bu tabir kullanılır. Bu fırkalara dair yazarın; Ebu Hanife ve İmam Safî eserlerinde gpnış bilgi vardır.)

Share.

About Author

Leave A Reply