Hac – 2. Bölüm

0

DÖRDÜNCÜ BAB

HACCIN ÇEŞİTLERİ:İFRAD, KIRAN, TEMETTU

Bu babta üç fasıl vardır

*

BİRİNCİ FASIL

HACC-I İFRAD

*

İKİNCİ FASIL

HACC-I KIRAN

ÜÇÜNCÜ FASIL

HACC-I TEMETTU

BİRİNCİ FASIL

HACC-I İFRÂD

ـ1ـ عن عائشة رَضِىَ اللّهُ عَنْها. ]أنَّ رسولَ اللّه # أفْرَدَ الحَجَّ[. أخرجه الستة إ البخارى، وَمثله عن ابن عمر. أخرجه مسلم والترمذى .

1. (1278)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)´den rivayete göre, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) hacc-ı ifrad yapmıştır.” [Müslim, Hacc 122, (1211); Muvatta, Hacc 38, (1,335); Tirmizî, Hacc 10, (820); Ebû Dâvud, Menâsik 23, (1777); Nesâî, Hacc 48, (5, 145).][225]

AÇIKLAMA:

1- Hacc-ı ifrad, umresiz olarak yapılan hacca denir. Hacc-ı ifrad yapmak isteyen kimse ihrama girerken sadece hacc yapmak üzere niyet eder. Hacc menâsiki sona erinceye kadar ihramda kalır. Bu hacca niyet eden âfakiler şükür kurbanı kesmeyebilirler, vâcib değildir.

2- Bu rivayet Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in hacc-ı ifrad yaptığını belirtiyor ise de, rivayetlerin tamamı nazar-ı dikkate alınınca bu mevzuun ihtilâflı olduğu anlaşılır. Zîra, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın hacc-ı kıran ve hatta hacc-ı temettu yaptığına dair de rivayetler var. Bazı âlimler, bu farklı rivayetleri cem´ederek aslında ihtilâf olmadığını göstermişlerdir. Bu meselede te´lifi mümkün olmayan ihtilaf olamaz, zîra, hepsi de aynı sene içinde icrâ edilen hacc hâdisesine dayanmaktadır. Gerekli açıklama, bahsin sonunda yapılacaktır.

3- Hacc-ı ifrâdın efdal olduğunu söyleyenler, (İmam Şâfiî ve İmam Mâlik), Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in, haccını bu tarzda eda etmiş olduğunu beyan eden bu ve benzeri rivayetlere dayanırlar. Zîra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın hacc-ı ifrad yaptığına dair Hz. Câbir´ den, ibnu Ömer´den, İbnu Abbâs´tan da (radıyallahu anhüm ecmâin) rivayetler mevcuttur.[226]

ـ2ـ وعن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]افْصِلُوا بَيْنَ حَجّكُمْ وَعُمْرَتِكُمْ فإنَّ ذلِكَ أتَمُّ لِحَجِّ أََحَدِكُمْ، وَأَتَمُّ لِعُمْرَتِهِ أن يَعْتَمِرَ في غيْرِ أشْهُرِ الحَجِّ[. أخرجه مالك .

2. (1279)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) buyurmuştur ki: “[Babam Ömer (radıyallahu anh) dedi ki]: “Haccınızla umrenizin arasını ayırın. Zîra böyle yapmak, sizden birinin haccının daha mükemmel olmasını sağlar. Umrenizin mükemmel olması da, onu hacc ayları dışında yapmaya bağlıdır.” [Muvatta, Hacc 67, (1, 347).][227]

AÇIKLAMA:

1- Teysîr´de tayyedilen bazı kısımlar sebebiyle, hadis Hz. İbnu Ömer (radıyallahu anh)´e ait gibi gözükmektedir. Halbuki İbnu Ömer, rivayeti, peder-i muhteremleri Ömer efendimizden nakletmektedir.

2- Hz. Ömer, rivayetten anlaşıldığı üzere, hacc ve umre için ayrı ayrı ihrama girmeyi tavsiye etmekte, böylece haccın da umrenin de daha rahat, daha mükemmel olacağını belirtmektedir. Hz. Ömer (radıyallahu anh), Müslim´de, Hz. Câbir´in rivayetine göre, hacının tereffühte bulunmasını hoş görmediği için temettu haccını tecviz etmiyordu.[228]

ـ3ـ وعن معاوية رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ. أنه قال: ]ياَ أصْحَابَ رسولِ اللّه # هَلْ تَعْلَمُونَ أنَّ النَّبىَّ # نَهَى عَنْ كَذَا وَكَذَا، وَعَنْ رُُكُوبِ جُلُودِ النِّمَارِ؟ قَالُوا نَعَمْ. قَالَ: أفَتَعْلَمُونَ أنَّهُ نَهى أنْ يَُقْرَنَ بَيْنَ الحَجِّ وَالْعُمْرَةِ؟ قَالُوا أمَّا هذِهِ فََ. قالَ: أمَا إنَّهَا مَعَهُنَّ وَلَكِنَّكُمْ نَسِيتُمْ[. أخرجه أبو داود .

3. (1280)- Hz. Muâviye (radıyallahu anh)´den yapılan rivayete göre şöyle buyurmuştur: “Ey Resûlullah´ın ashabı! Biliyor musunuz, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şunu şunu yapmayı yasakladı, kaplan derilerine oturmayı yasakladı ” Dinleyenler: “Evet (biliyoruz!)” dediler. Hz. Muâviye (radıyallahu anh) tekrar sordu: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın hacc ile umrenin arasını birleştirmenizi (hacc-ı kıran yapmanızı) da yasakladığını biliyor musunuz ” Yanındakiler: “Hayır, bunu bilmiyoruz!” dediler. Hz. Muâviye (radıyallahu anh):

“Öyleyse bilin, bu da öbürleriyle birlikte (yasaklar arasında). Ne var ki, sizler unutmuşsunuz!” dedi. [Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1794).][229]

AÇIKLAMA

1- Burada, hacc-ı ifradın tavsiye edilmesinden öte, hacc-ı kıranın yasaklanması mevzubahistir. Halbuki, Azîmâbadî´nin belirttiği üzere, Resûlullah´ın hacc-ı kıran yaptığı hususunda 16 sahabe rivayette bulunmuş, hacc-ı kıranın cevazı hususunda Resûlullah´tan gelen fiilî ve kavlî rivayetler tevatür derecesine ulaşmıştır. Şu halde bu rivayet açık bir şekilde mütevâtir habere muhalefette bulunmaktadır. Esasen, Hz. Muâviye´ye bu meselede Ashab´tan hiç kimse muvafakat etmemiştir.

2- Hadis, sıhhat yönüyle çok cerhe mâruz kalmış, çeşitli sebeplerle zayıf addedilmiştir. Senette kopukluktan, meçhul şahsın varlığından söz edilmiş, bazı râvilerin hâfıza ve zabt yönüyle güven vermediği belirtilmiştir. Bilhassa senette yer alan Ebu Şeyh´in üzerinde çok durulmuş, adâlet ve hâfıza yönüyle zaafına dikkat çekilmiş, bu râviden gelen bazı rivayetlerdeki fahiş hatalar örneklerle gösterilmiştir. Meseleye dikkat çekip, açıklamaya girmeyeceğiz. Esasen hadis, dört başı mâmur sahih bile olsa, mütevâtir derecesini bulan sahih rivayetlere muhalefeti sebebiyle “şazz” sınıfına dahil edilir, yine de hükmüyle amel edilmez.[230]

ـ4ـ وعن جابر وأبى سعيد رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما قا: ]قَدِمْنَا مَعَ رسولِ اللّه # وَنَحْنُ نَصْرُخُ بِالحَجِّ صُراخاً[. أخرجه مسلم.

4. (1281)- Hz. Câbir ve Ebu Saîd el-Hudrî (radıyallahu anhümâ) şöyle demişlerdir: “Biz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte hacc için avazımızın çıktığı kadar yüksek sesle telbiye getirerek (Mekke´ye) geldik.” [Müslim, Hacc 212, (1248).][231]

AÇIKLAMA:

Daha önce de (1269 numaralı hadiste) geçtiği üzere, telbiye çekmede esas, onun cehren ve yüksek sesle olmasıdır. Peygamberimiz bunun, Cebrâil vasıtasiyle tebliğ edilen İlâhî bir emir olduğunu belirtmiştir. Bu rivayet, sesin imkân nisbetinde yükseltilebileceğini ifade eder. Ancak bu hal yine de kişiye zarar verecek dereceyi bulmamalıdır. Zîra çok fazla bağırılacak olursa ses bozulabilir ve normal halde bile çıkamayacak hale gelir. Telbiyenin ihram müddetince ve bir gün içerisinde pek çok kereler, her defasında da normalde üç defa söyleneceği gözönüne alınırsa, sesi ölçülü yükseltmenin gereği anlaşılır. Zaten kadınlara kendileri işitecek kadar söylemeleri tecviz edilmiştir.

Telbiye, Mescid-i Haram, Mina ve Arafat´ta ve hattâ mescid olmayan yerlerde hep yüksek sesle getirilir. Diğer mescidlerde de yüksek sesle telbiye getirilip getirilmeyeceği hususunda ulemâ ihtilâf etmiştir. İmam Mâlik ve İmam Şâfiî hazretlerinden bu hususta iki farklı görüş rivayet edilmiştir. Esah olana göre diğer mecsidlerde de telbiye yüksek sesle getirilmelidir.[232]

İKİNCİ FASIL

HACC-I KIRAN

Kıran, lügat olarak قَرَنَ kökünden gelir, iki şeyi bağlamak, birleştirmek demektir. Istılahta hacc ve umreyi birleştirmek, aynı ihramla ikisini de îfa etmek demektir. İmam-ı Âzam´a göre en efdal hacc budur.

ـ1ـ عن أنس رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]سَمِعْتُ رسولَ اللّه # يُلَبِّى بالحَجِّ وَالعُمْرَةِ جَمِيعاً. قالَ: بَكْرُ بنُ عَبْدِاللّهِ المُزَنِىُّ فَحَدَّثْتُ بذلِكَ ابنَ عُمَرَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ فقاَلَ: لَبَّى بِالحَجِّ مُفْرِداً وَحْدَهُ. قالَ: فَلَقِيتُ أنَساً فَحَدّثْتُهُ بذلِكَ. فقَالَ: مَا تَعُدُّونَا إَّ صِبْياناً سَمِعْتُ رسولَ اللّه # يَقُولُ: لَبَّيْكَ عُمرةً وَحَجّاً[. أخرجه الخمسة وهذا لفظ الشيخين .

1. (1282)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)”ı hacc ve umre her ikisi için de (ihrama girip) telbiye çekerken işittim.”

Bekr İbnu Abdillah el-Müzenî demiş ki: “Ben bunu Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´e söyledim. Bana: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sadece hacc için telbiye getirdi” diye cevap verdi.

Sonra tekrar Enes (radıyallahu anh)´le karşılaştım ve İbnu Ömer´in sözünü kendisine aktardım. Bana (kızarak):

“Galiba bizi çocuk yerine koyuyorsunuz. Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı: “Umre ve hacc için lebbeyk!” derken işittim”dedi.” [Buhârî, Taksîru´s-Salât 5, Hacc 24, 25, 27, 117, 119, Cihâd 104, 126; Müslim, Hacc 185, (1232); Ebu Dâvud, Hacc 24, (1795); Tirmizî, Hacc 11, (821); Nesâî, Hacc 49, (5, 150); İbnu Mâce, Hacc 38, (2968, 2969).][233]

AÇIKLAMA:

1- Bu rivayet, 1278 numarada keydedilen Hz.Aişe rivâyetine ters düşmektedir. Zîra orada Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın hacc-ı ifrad yaptığı belirtilirken, bu rivayette hacc-ı kıran yaptığı ifade edilmektedir. Ulemâ bu teâruzu şöyle giderir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hacc-ı ifrada niyet etmiş, haccı öyle başlatmış, ancak sonradan umreyi de ilâve ederek kıran yapmıştır. Öyle ise Hz. Aişe´nin rivâyeti, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın haccının başını, Hz. Enes´in rivayeti de haccının sonunu yahut ihram esnasını anlatıyor olmalıdır. Ulemâ: “Bu durumda, Hz. Enes (radıyallahu anh), Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´ in hacc-ı ifrada niyet ettiğini duymamış olmalı” der. Müslim şârihi Nevevî hazretleri, Enes hadisinin diğer bir çok rivayetlerle arzettiği teâruzu kaldırmak için söylenen te´vilin yapılmasının şart olduğunu belirtir.

2- Hacc-ı kıranın efdal olduğunu söyleyenler, sadedinde olduğumuz rivâyete dayanırlar. Çünkü buna göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın hayatında yaptığı yegâne hacc, hacc-ı kırandır.[234]

ـ2ـ وعن أبى وائل رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ: ]قال الصبىُّ بن معبد: كُنْتُ رَجًُ أعْرَابِيّاً نَصْرانيّاً فأسْلَمْتُ وَأتَيْتُ رَجًُ مِنْ عَشِيرَتى يُقالُ لهُ هُذَيْم بْنُ ثُرْمُلَةَ. فَقُلْتُ: يَاهَنَاهُ إنِّى حَريصٌ على الجِهَادِ، وَإنِّى وَجَدْتُ الحَجَّ وَالْعُمْرَةَ مَكْتُوبَيْنِ عَلَىَّ فَكَيْفَ لِى بأنْ أجْمَعَ بيْنَهُمَا؟ فقَالَ إجْمَعْهُمَا واذْبَحْ مَا تَيسَّرَ مِنَ الهَدْىِ. فأهْلَلْتُ بِهما فلمَّا أتَيْتُ الْعُذَيْبَ لقيَنِى سَلْمَانُ بْنُ رَبِيعَةَ وَزَيْدُ بْنُ صُوحَانَ وَأنَا أُهِلُّ بِهَمَا مَعاً فقَالَ أحَدُهُمَا لِŒخَرِ: مَا هذا بِأفَقَهَ مِنْ بَعِيرِهِ. قالَ: فَكَأنَّمَا أُلقَى عَلىَّ جَبلٌ حَتَّى أتَيْتُ عُمَرَ بْنَ الخَطَّابِ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ. فأعَدْتُ عَلَيْهِ الْقِصَّةَ وَأنَا أُهِلُّ بِهِمَا جَمِيعاً. فقَالَ عُمَرُ: هُدِيتَ لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ #[. أخرجه أبو داود والنسائى .

2. (1283)- Ebu Vâil (radıyallahu anh) anlatıyor: “es-Subeyy İbnu Ma´bed dedi ki: “Ben Hıristiyan bir bedevî idim. Sonradan Müslüman oldum. Kabilemden Hüzeym İbnu Sürmüle adında bir kimseye gelerek:

“Hey adamım, ben cihâd hususunda hırslıyım. Hacc ve umre yapmayı da üzerime vecibe buldum. Ben bu ikisini nasıl birleştirebilirim ” diye sordum. Bana:

“İkisini birleştir ve kolayına gelen bir kurban kes” dedi. Ben de ikisine birden (niyet edip) ihrama girdim. (Kûfe´ye bir merhale mesafedeki) Uzeybe nam mevkiye geldiğim zaman Selmân İbnu Rebîa ve Zeyd İbnu Sûhan ile karşılaştım. Ben hacc ve umre her ikisi için ihramdaydım. Biri diğerine benim hakkımda:

“Bu adam devesi kadar da bilgili değil” dedi. Bunu işitince tepeme dağ yıkıldı zannettim. Doğru Ömer İbnu´l-Hattâb (radıyallahu anh)´a gittim. Ben, hac ve umre her ikisi için de ihramımı devam ettirerek, hikâyemi anlattım. Hz. Ömer bana:

“Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) sünnetine irşâd edilmişsin” dedi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1799); Nesâî- Hacc 49, (5, 146, 147); İbnu Mace, Menâsik 38, (2970).][235]

AÇIKLAMA:

1- Bu rivayet hacc-ı kıranın cevâzına Hz. Ömer´in de katıldığını göstermektedir. Hz. Ömer´in hacc-ı kıran yapmayı yasaklayıp hacc ve umreyi ayrı ayrı yapmayı emrettiğini 1279 numaralı rivayette görmüştük. Burada ise tecviz etmektedir. Zîra, kendisine bu hususta mürâcaat eden, soru soran Subeyy´e: “Peygamberinin sünnetine irşad edilmişsin” diye haccla umreyi bileştirmesini te´yid etmiştir. Bu cümle daha açık bir ifade ile şu mânaya kullanılmıştır: “Sana fetva veren kimse vasıtasıyla Allah seni doğruya, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in sünnetine irşad buyurmuş.”

2- Önceki rivayetle bu rivayetin arasındaki tearuzu âlimler şu te´vili yaparak bertaraf ederler: “Hz. Ömer, bu birleştirmeyi bazı maslahatlar için caiz görmüş olmalı ve Hz. Peygamber´in de bu maslahatlara binâen tecviz ettiğini bilmiş olmalıdır. Bu sebeple, her kime hacc ve umreyi birleştirmeyi gerektiren maslahatlar ârız olursa birleştirmenin onun hakkında sünnet olacağı düşüncesini benimsemiş olduğu söylenebilir.”

3- Rivayette, Subeyy´e söylenen, “Bu adam devesi kadar da bilgili değil” sözünün mânası şudur: “Hz. Ömer (radıyallahu anh), haccla umreyi birleştirmeyi yasakladı, bunu herkes bildiği halde bu adam hâlâ bilmiyor. Anlayışsızlıkta ve bilgisizlikte bu adam deve seviyesinde kalmış!” Nesâî´nin rivayetinde: “Sen şu devenden daha şaşkınsın” derler.[236]

ـ3ـ وعن جعفر بن محمد عن أبيه. ]أنَّ المِقْدَادَ ابْنَ ا‘سْوَدَ دَخَلَ عَلى عَلىِّ ابْنِ أبى طَالِبٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما بِالسُّقْيَا. وَهُوَ يَنْجَعُ بَكَرَاتٍ لَهُ دَقيقاً وَخَبطاً. فقَالَ: هذَا عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ يَنْهى أنْ يُقْرَنَ بَيْنَ الحَجِّ وَالْعُمْرَةِ. فَخَرجَ عَلىٌّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ وَعلى يَدِهِ أثَرُ الدَّقِيقِ وَالخَبَطِ، فََمَا أنْسى الخَبَطَ والدَّقِيقَ عَلى ذِرَاعَيْهِ، حَتَّى دَخَلَ عَلى عُثْمَانَ. فقَالَ: أنْتَ تَنْهى أنْ يُقْرَنَ بَيْنَ الحَجِّ وَالْعُمْرَةِ؟ فقَالَ عُثْمَانُ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ: ذلِكَ رَأْيِى فَخَرَجَ عَلىٌّ مُغْضِباً وَهُوَ يَقُولُ: لَبَّيْكَ اللّهُمَّ بِحَجٍّ وَعُمْرَةٍ مَعاً[. أخرجه مالك.»ينجع« أى يعلِفُها النجيع وهو خَبط يُضربُ بالدقيق والماء ويوجر الجمل.»والخَبَط« ورق يتناثر من الشجرة إذا ضربت بالعصا، وهو من علف الدواب .

3. (1284)- Câfer İbnu Muhammed babasından naklediyor: “Mikdâd İbnu´l-Esved, (Mekke yolu üzerindeki Sükya nam karyede) Hz. Ali (radıyallahu anh)´nin yanına girdi. Hz. Ali, bu sırada develerine un ve ağaç yaprağı karışımı yemlerini veriyordu. Mikdâd:”

Şu Osman İbnu Affân (radıyallahu anh) hacc ve umrenin arasını birleştirmeyi yasaklıyor” dedi. Hz. Ali (radıyallahu anh), ellerinde un ve yaprak bulaşığı olduğu halde dışarı çıktı. -Kollarındaki un ve yaprak bulaşığını hiç unutmayacağım- doğru Hz. Osman´ın yanına girdi.

“Sen, dedi haccla umrenin arasını birleştirmeyi yasaklıyormuşsun, doğru mu ” Hz. Osman (radıyallahu anh) şu cevabı verdi:

“Bu benim reyimdir!”

Hz. Ali: “Umre ve hacc için lebbeyk!” diyerek, öfkelenmiş olarak çıktı.” [Muvatta, Hacc 40,(1, 336).][237]

AÇIKLAMA:

1- Hz. Ali´nin develere yedirdiği yem hakkında Zürkânî şu açıklamayı yapar: “Habat: Ağaçtan değnekle düşürüldükten sonra kurutulup öğütülen yaprağa denir. Bu, un vs. ile karıştırılır, suya katılıp hayvana içirilir.”

2- Müslim´de Saîd İbnu´l-Müseyyib tarafından yapılan bu rivayette Hz. Ali, Hz. Osman (radıyallahu anhümâ)´a şöyle çıkışmıştır: “Resûlullah´ın yaptığı bir şeyi yasaklamaktan maksadın ne ” Hz. Osman “Bizi bırak!” derse de, Hz. Ali: “Seni bırakamam” cevabını verir.

3. SATIR ATLAMA

Hz. Ali’nin kızması, Hz. Osman’ın şahsî re’yi ile nassa muhalefeti sebebiyledir. Ashab nazarında bu, büyük hadisedir.

Nesâî´deki rivayette, Hz.Osman´ın re´yinden rücû ettiği anlaşılmaktadır. Şöyle denir: فَلَبَّى عَلِىٌّ وَاَصْحَابُهُ بِالْعُمْرةِ فَلَمْ يَنْهَهُمْ عُثْمَانَ فَقَالَ عَلِىٌّ اَلَمْ تَسْمَعْ رَسُول اللّه #َ تَمَتَّعَ؟ قال. بَلى

“Hz. Ali ve arkadaşları umre için telbiye getirdiler. Hz. Osman onları bundan men etmedi. Bunun üzerine Ali: “Resûlullah (a.s.)´ın temettuda bulunduğunu işitmedin mi ” diye sordu. Hz. Osman: “Evet işittim” dedi.”[238]

ـ4ـ وعن جابر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قَرَنَ رسولُ اللّهِ # الحَجَّ وَالْعُمْرَةَ فَطَافَ لَهُمَا طوافاً وَاحِداً[. أخرجه الترمذى والنسائى .

4. (1285)- Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hacc ve umreyi birleştirip, her ikisi için de tek bir tavaf yaptı.” [Tirmizî, Hacc 102, (947); Nesâî, Hacc 144, (5, 226); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2973).][239]

AÇIKLAMA:

Bu hadis hacc-ı kıran yapan kimseye, umre ve hacc için tek tavafın kifayet edeceğini ifade etmektedir. Cumhur (Ahmed İbnu Hanbel, İmam Şâfiî ve İmam Mâlik) bu hadisle amel ederek kârin´e umre ve hacc için tek tavafın ve tek sa´yin kifayet edeceğini söylemiştir.

Evzâî, Sevrî, Şa´bî, İbrahim Nehaî, Ebu Hanife ve ashabı bu hadisle amel etmezler, bunlara göre umre için ayrı, hacc için ayrı tavaf ve sa´y gerekmektedir. Yani kârin iki tavaf ve iki sa´y yapmalıdır. Bu hususta hüccetleri Hz. Ali´den gelen bir rivayettir. Bu rivayette Hz. Ali´nin hacc ve umreyi birleştirerek hacc yaptığı, bunlar için iki tavafda ve iki sa´yde bulunduğu, sonra da: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı bu şekilde hacceder gördüm” dediği belirtilir.

Tek tavafa hükmeden Cumhur, Hz. Ali ve İbnu Mes´ud´dan rivayet edilen “çift tavaf”la ilgili rivayetleri “tavâfu´lkudüm ve tevâfu´l-ifâza”ya hamlederler. (1387 numaralı hadise de bakınız.)

Doğruyu Allah bilir.[240]

ـ5ـ وعن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما ]أنَّه كانَ يقول: مَنْ جَمَعَ بَيْنَ الحَجِّ وَالْعُمْرَةِ كَفَاهُ طَوافٌ وَاحِدٌ وَلَمْ يُحِلَّ حَتَّى يُحلَّ مِنْهُمَا جَمِيعاً[. أخرجه الخمسة إّ أبا داود وهذا لفظ البخارى .

5. (1286)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Hac ile umreyi birleştiren kimseye tek bir tavaf yeterlidir. İkisinin ihramından birlikte çıkar.” [Buharî, Hacc 77, 105, Muhsar 1,3, 4, Megâzî 35; Müslim, Hacc 181, (1230); Tirmizî, Hacc 102, (947); Nesâî, Hacc 144, (5, 225-226); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2975).][241]

ـ6ـ وعند الترمذى: ]مَنْ أحْرَمَ بالحَجِّ وَالعُمْرَةِ أجْزَأهُ طَوافٌ وَاحِدٌ وَسَعْىٌ واحِدٌ مِنْهُمَا حَتَّى يُحِلَّ مِنْهُمَا جَمِيعاً[ .

6. (1287)- Tirmizî´de şöyle gelmiştir: “Kim hacc ve umre için ihrama girerse, her ikisinin de ihramından çıkıncaya kadar, tek tavaf, tek sa´y yeterlidir. [Tirmizî, Hacc 102, (948); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2975).][242]

NOT: 1286 ve 1287 numaralı hadislerin açıklaması 1285 numaralı hadiste yapılmıştır.[243]

ـ7ـ وعن نافع: ]أنَّ عَبْدَاللّهِ بْنَ عُبَيْداللّهِ وَسَالِمَ بْنَ عَبْدِاللّهِ كَلّما عَبْدَ اللّهِ بْنَ عُمَرَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما حِينَ نَزَلَ الحَجَّاجُ لِقِتَالِ

ابْنِ الزُّبَيْرِ. فقَاَ: َ يَضُرَّكَ أنْ َ تَحُجَّ الْعَامَ فإنَّا نَخْشى أنْ يَكُونَ بَيْنَ النَّاسِ قِتالٌ يُحَالُ بَيْنَكَ وَبَيْنَ الْبَيْتِ. قال: إنْ حِيلَ بَيْنِى وَبَيْنَ الْبَيْتِ فعَلْتُ كَمَا فَعَلَ رسولُ اللّه # حينَ خَالَتْ قُرَيْشٌ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْبَيْتِ. أُشْهِدُكُمْ أنِّى قَدْ أوْجبْتُ عُمْرَةً . فَانْطَلَقَ حَتَّى أتَى ذَا الحُلَيْفَةِ فَلَبَّى بِالْعُمْرَةِ. ثُمَّ قَالَ: إنْ خُلَى سَبِيلى قَضَيْتُ عُمْرَةً، وَإنْ حِيلَ بَيْنِى وَبَيْنَهُ فعَلْتُ كَمَا فَعَلَ رسولُ اللّه #، ثُمَّ تََ: لَقَدْ كَانَ لَكُمْ في رسولِ اللّه أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ. ثُمَّ سَارَ حَتَّى إذَا كانَ بِظَهْرِ الْبَيْدَاءِ قال: مَا أمْرُهُمَا إَّ وَاحِدٌ. إنْ حِيلَ بَيْنِى وَبَيْنَ الْعُمْرَةِ حِيلَ بَيْنِى وَبَيْنَ الحَجِّ. أُشْهِدُكُمْ أنِّى قَدْ أوْجَبْتُ حَجَّة مَعَ عُمْرَتِى. فانْطَلَقَ حَتَّى ابْتَاعَ بِقَدِيدٍ هَدْياً، ثُمَّ طَافَ لَهُما طَوافاً واحداً. وفي رواية: ثُمَّا انْطَلَقَ يُهِلُّ بِهمَا جَمِيعاً حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ، وَطَافَ بِالْبَيْتِ، وَبِالصَّفَا والْمَرْوَةِ، وَلَمْ يزِدْ عَلى ذلِكَ، وَلَمْ يَنْحَرْْ ، وَلَمْ يَحْلِقْ، وَلَمْ يُقَصّرْ، وَلَمْ يُُحَلِّلْ مِنْ شَئٍ حَرُمَ عَلَيْهِ حَتَّى كانَ يَوْمُ النَّحْر فَنَحرَ وَحَلَقَ وَرَأى أنْ قَضَى طَوَافَ الحَجِّ وَالْعُمْرةِ بِطَوافِهِ ا‘وَّلِ، وَقَالَ كَذلِكَ فَعَلَ رسولُ اللّه #[.زاد في رواية: وأهدى أخرجه الثثة والنسائى .

7. (1288)- Nâfi´ alatıyor: “Haccâc-ı Zâlim, Abdullah İbnu Zübeyr (radıyallahu anh)´le savaşmak üzere Mekke´ye indiği zaman, Abdullah İbnu Abdillah ile Sâlim İbnu Abdillah geldiler ve Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhüm)´le konuştular: Kendisine:

“Bu yıl haccı terketmen sana bir zarar vermez. Zîra biz, halk arasında savaş çıkıp seninle Beytullah arasına girileceğinden korkmaktayız” dediler. Abdullah onlara:

“Benimle Beytullah arasına girilerek engel çıkarılırsa, ben de Kureyş´in Hz. Peygamber´le Beytullah arasına girdiği zaman Resûlullah´ın davrandığı şekilde davranırım. Şahid olun, şu anda umreye niyet ettim!” dedi ve derhal kalkıp Zülhuleyfe´ye gitti. Umreye niyet ederek ihram giydi, telbiye getirdi.

Sonra şunu söyledi: “Yolumu serbest bırakırlarsa umremi tamamlarım. Beytullah´la aramda engel olurlarsa Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın yaptığı gibi yaparım.” Ve şu âyeti tilâvet etti. (Meâlen): “Resûlullah´ta sizler için güzel örnek vardır” (Ahzâb 21).

Sonra yoluna devam etti ve Beydâ sırtına kadar geldi. Orada: “Bunların ikisinin hükmü de aynı. Eğer benimle umrem arasına girip mâni olurlarsa haccıma da mâni olmuşlar demektir. Sizleri şâhid kılıyorum, umre ile birlikte hacca da niyet ettim” dedi. Yoluna devam etti. Kadid´e geldiği zaman bir kurbanlık aldı. Sonra (Mekke´ye girip) hacc ve umre her ikisi için tek bir tavaf yaptı.”

Bir rivayette şöyle denmiştir: “Her ikisi için de ihrama girdi ve böylece Mekke´ye geldi. Beytulah´ı tavaf etti. Safâ ve Merve arasında sa´y etti, buna bir ilâvede bulunmadı, ne kurban kesti, ne traş oldu, ne taksirde bulundu, ne de ihramla haram ettiği şeylerden birini nefsine helâl kıldı. Kurban gününe kadar bu hâl üzere devam etti. O gün kurban kesti, traş oldu. İlk yaptığı tavafla hem haccın hem de umrenin tavafını yerine getirdiği kanaatinde idi.

Sonunda: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) böyle yapmıştı” dedi.” [Buharî, Hacc 77, 105, Muhsar 1, 3, 4, Meğâzî 35; Müslim, Hacc 180-183, (1230); Muvatta, Hacc 42, (1, 337); Nesâî, Hacc 53, (5, 158), 144, (5, 226).][244]

AÇIKLAMA:

1- Hadiste geçen Haccâc-ı Zâlim hâdisesinin kısaca mahiyeti şudur: Abdullah İbnu Zübeyr (radıyallahu anh) Emevî halifesi Abdülmelik İbnu Mervan´a biat etmeyip, Mekke´de halifeliğini ilân etmişti. Abdülmelik onun muhalefetini bertaraf etmek üzere Haccâc komutasında bir orduyu Mekke´ye gönderdi. Haccâc, Mekke´yi muhasara etti. Mancınıkla Harem-i Şerif´e taş atmaya başladı. Bu hâdise, hacc mevsimine rastlamıştı. Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´in ricasıyla, Haccâc muhasarayı hacc mevsimi boyunca kaldırdı. Hacc menâsiki tamamlanınca Haccâc, hacılara Mekke´yi çabuk terkedip, memleketlerine dönmelerini duyurdu. Kâ´be´nin bile isabet alarak yıkılmasına ebep olan mancınıkla taş atışlarına yeniden başladı.

Hz. Abdullah İbnu Zübeyr´in şehid edilmesiyle sonuçlanacak bu vak´a hicrî 73.yılda cereyan etti.

2- Abdullah İbnu Ömer´e haccetmemesini tavsiye eden Sâlim ve Abdullah, İbnu Ömer´in oğullarıdır.

3- İbnu Ömer bu tavsiyeye uymaz. O, içinde bulunduğu muhtemel engelleme durumunu, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in umre niyetiyle çıktığı ve fakat engellendiği Hudeybiye hâdisesine benzetmiştir. O zaman Resûlullah ve Ashabı umre yapmadan dönmüşlerdi. Ancak Müslümanlar, umre yapmış gibi ihramdan çıkıp kurban kesmiş ve traş olmuşlardı.

4- Bu hadis, hacc-ı kıran için bir tavafla, bir sa´y kâfidir diyenlere hüccettir. Bu meseleyi 1285 numaralı hadiste yerince açıkladık.

5- Beydâ, Zülhuleyfe´de hâlî, boş bir yerin adıdır. Kudeyd dahi Mekke-Medine arasında bir yer adıdır.[245]

ÜÇÜNCÜ FASIL

HACC-I TEMETTÜ VE HACCIN FESHİ

ـ1ـ عن عبداللّهِ بن شقيق قال: ]كَانَ عُثْمَانُ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ يَنْهَى عَن الْمُتْعَةِ، وَكاَنَ عَليٌّ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ يَأمُرُ بِهَا. فقَالَ عُثْمَانُ لِعَلىٍّ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما كَلِمَةً. فقَالَ عَليٌّ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ: لَقَدْ عَلِمْتَ أنّا تَمَتَّعْنَا مَعَ رسولِ اللّه # قال: أجَلْ وَلكِنَّا كُنَّا خَائِفِينَ[. أخرجه مسلم والنسائى .

1. (1289)- Abdullah İbnu Şakîk anlatıyor: “Hz. Osman (radıyallahu anh) hacc sırasında temettuda bulunmayı yasaklıyor, Hz. Ali de bunu emrediyordu. Hz. Osman, Hz. Ali (radıyallahu anhümâ)´ye bir kelâm söyledi. Hz. Ali (radıyallahu anh): “Sen de biliyorsun ki biz, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´la birlikte haccederken temettu haccı yaptık” dedi. Hz. Osman da: “Evet, ama biz korkuyorduk” dedi.” [Müslim, Hacc 158, (1223); Nesâî, Hacc 50, (5, 152).][246]

AÇIKLAMA:

1- Hadiste geçen mut´a´dan maksad, temettu haccıdır. Yani umre ve hacca beraberce niyet edilip, önce umre yapıldıktan sonra ihramdan çıkıp, ihram yasaklarından istifade ettikten sonra hacc için yeniden ihrama girmek suretiyle yapılan hacc çeşidi.

Şu halde Hz. Osman´ın yasaklayıp, Hz. Ali´nin de emrettiği mut´a´ dan maksat budur. Hz. Ömer ve Hz. Osman, her ikisinin de hacc-ı temettu yapmayı yasakladıklarını başka rivayetlerden de bilmekteyiz. (1279 ve 1284 numaralı hadislere bakılsın). Ancak bu yasak tenzihî bir yasaktır, tahrimî değil.

2- Hz. Osman “Ama biz korkuyorduk!” sözü ile, fetihten önce 7. yılda yapılan umretü´lkaza´yı kastedmiş olabilir. Ancak o zaman sadece umre yapılmıştır, dolayısıyla temettudan söz edilemez.[247]

ـ2ـ وعن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]تَمَتّعَ رسولُ اللّه # وَأبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُم، وَأوَّلُ مَنْ نَهى عَنْهَا مُعَاوِيَةُ[. أخرجهُ الترمذى والنسائى .

2. (1290)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman (radıyallahu anhüm ecmain) hacc-ı temettu yaptılar. Bunu ilk yasaklayan Hz. Muâviye (radıyallahu anh) oldu.” [Tirmizî, Hacc 12, (822); Nesâî, Hacc 50, (5, 153, 154).][248]

AÇIKLAMA:

1- Bu rivayete göre, Hz. Osman ve Hz. Ömer de hacc-ı temettu yapmışlar, hacc-ı temettuya ilk yasak koyan da Hz. Muâviye´dir. Hadis, bu haliyle önce kaydettiğimiz rivayetle teâruza düşer, zîra önceki rivayette Hz.Osman´ın yasaklama koyduğu ifade edilmektedir. Bazı âlimler bu durumu şöyle te´vil ederler:

“Hz. Osman´ın ve Hz. Ömer´in nehiyleri tenzihîdir. Hz. Muâviye´nin nehyi ise tahrimîdir. Öyle ise tahim mânasında ilk yasaklamayı yapan Hz. Muaviye (radıyallahu anh)´dir.” Nitekim Nevevî, Hz. Ömer ve Hz. Osman (radıyallahu anhümâ)´ın nehiylerinin tenzihî olduğunu belirtir.

Tenzihî yasaklama, tavsiye mânasını taşır, kesin bir emir mânasına gelmez.[249]

ـ3ـ وعن سعد بن ابى وقاص رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ أنه قال: ]لَقَدْ تَمَتَّعْنَا مَعَ رسولِ اللّه #، وَهذَا يَعْنِى مُعَاوِيَةَ كَافِرٌ بِالْعُرْشِ يَعْنِى بِالْعُرْشِ بيُوتِ مكةَ في الجَاهِليةِ[. أخرجه مسلم ومالك والترمذى والنسائى، وهذا لفظ مسلم .

3. (1291)- Sa´d İbnu Ebî Vakkâs (radıyallahu anh) demiştir ki: “Biz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile hacc-ı temettu yaptığımız zaman bu adam -ki Muâviye´yi kasteder- Urş´ta -ki Urş´la cahiliye devrindeki Mekke evlerini kasteder- kâfirdi.” [Müslim, Hacc 164, (1225); Muvatta, Hacc 60, (1, 344); Tirmizî, Hacc 12, (823); Nesâî, Hacc 50, (5, 152-153).][250]

AÇIKLAMA:

1- Urş, “arîş”in cem´idir. Arîş, dikili ağaçlardan yapılan çardak dediğimiz şeydir. Mekke´nin evlerine urş denmesi, dikili ağaçlardan yapıldığı ve içlerinde gölgelenildiği içindir.

2- Hz. Muâviye´ye, Hz. Sa´d´ın: “O gün kâfirdi” demesi, târihî bir gerçeğin ifadesidir. Zîra Hz. Muâviye (radıyallahu anh)´nin İslâm´la müşerref olması muahhardır ve sekizinci hicrî yıldır. Sa´d´ın bahsettiği temettu haccından maksadı 7. hicrî yılda yapılan umretü´lkaza´dır. Daha önce de belirttik, Araplar, umreye de hacc derler. Hakikî haccla umreyi ayırmak için umreye hacc-ı asgar, öbürüne hacc-ı ekber derler. Hz. Muâviye, Müslüman olduktan sonra, hep Medine´de kalmış ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´tan ayrılmamıştır. Şu halde diğer umrelerde kâfir olması mevzubahis olamaz.

3- Bu hadis de hacc sırasında temettunun caiz olduğuna delil kabul edilmiştir.[251]

ـ4ـ وعن ابن عمر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]تَمَتّعَ رسولُ اللّه # في حَجَّةِ الوَدَاعِ بِالْعُمْرَةِ إلى الحَجِّ وَأهْدَى، فَسَاقَ مَعَهُ الْهَدْىَ مِنْ ذِى الحُلَيْفَةِ، وَبَدأَ فَأهَلَّ بِالْعُمْرَةِ ثُمَّ أهَلَّ بِالحَجِّ وَتَمَتَّعَ النَّاسُ مَعَهُ بِالْعُمْرَةِ إلى الحَجِّ، وكَانَ مِنَ النَّاسِ مَنْ أهْدَى وِمِنْهُمْ مَنْ لَمْ يُهْدِ. فَلَمّا قَدِمَ مَكَّةَ قَالَ لِلنَّاسِ: مَنْ كانَ مِنْكُمْ أهْدَى فإنَّهُ َ يُحِلُّ مِنْ شَئٍ حَرُمَ عَلَيْهِ حَتَّى يَقْضِىَ حَجَّهُ، وَمَنْ لَمْ يَكُنْ مِنْكُمْ أهْدَى فَلْيَطُفْ بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ وَليُقَصِّرْ وَليُحَلِّلْ ثُمَّ لِيُهِلَّ بِالْحَجِّ وَليُهْدِ، فَمَنْ لَمْ يَجِدْ هَدْياً فَلْيَصُمْ ثََثَةَ أيّامٍ في الحَجِّ وَسَبْعَةً إذَا رَجَعَ إلى أهْلِهِ[. أخرجه الخمسة إ الترمذى .

4. (1292)- İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Veda haccında umre ile hacca kadar temettuda bulundu ve kurban kesti. Kurbanını Zülhuleyfe´den itibaren beraberinde götürdü. Menâsikin icrasına (umre için niyetli) başlayıp, umre telbiyesi getirdi. Sonra hacc için telbiye getirdi. Beraberindeki ashabı da umre ile hacca kadar temettuda (istifade) bulundu. Hacc kafilesi içerisinde kurbanı olanlar da vardı, olmayanlar da.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mekke´ye geldiği zaman halka hitâben: “Kimin kurbanı varsa, haccını tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmasın, kimin kurbanı yoksa tavaf ve sa´yini yapsın, saçını kısaltarak ihramdan çıksın. Sonra hacc için tekrar ihrama girip kurbanını kessin, kim kurban bulamazsa hacc sırasında üç gün, evine dönünce de yedi gün olmak üzere (on gün) oruç tutsun” buyurdu.” [Buharî, Hacc 104; Müslim, Hacc 174, (1227); Ebu Dâvud, Hacc 24, (1805); Nesâî, Hacc 50, (5, 151-152).][252]

AÇIKLAMA:

1- Bu hadis şu âyeti açıklayıcı mahiyettedir: “Haccı da, umreyi de Allah için tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeple bunlardan) alıkonursanız o halde kolayınıza gelen kurban(ı gönderin. Bununla beraber) kurban yerine (Mina´ya) varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Artık içinizden kim hasta olur, yahud başından bir eziyeti bulunursa ona oruçtan, ya sadakadan, yahud da kurbandan biriyle fidye vâcib olur. Emniyette olduğunuz vakit ise, kim hacca kadar umre ile faidelenmek (sevaba girmek) isterse kolayına gelen bir kurban kesmek vacib olur. Fakat onu bulamazsa hacc günlerinde (ihramlı olarak) üç, döndüğünüz vakit yedi gün olmak üzere oruç tutmak vacib olur ki, bunlar tam on gün eder. Bu, âilesi, ikâmetgâhı Mescid-i Haram´da bulunmayanlara aittir. Allah´tan korkun ve bilin ki Allah, cezası cidden çetin olandır.” (Bakara 196).

2- Rivayetin baş kısmında geçen “Resûlullah Veda haccında umre ile hacca kadar temettuda bulundu.” cümlesini şöyle açmamız, anlaşılmasını kolaylaştıracaktır: Temettu, lügat olarak istifade etmek, faydalanmak demektir. Öyle ise, burada şu iki mâna mevcuttur:

1- Resûlullah umreyi haccla birleştirerek hacc-ı kıran yaptı, böylece umre sevabından da istifade (temettuda) bulundu.

2- Resûlullah, umreye de karar verip, umreyi tamamlayınca, ihramdan çıkıp hacc başlayıncaya kadar ihram yasaklarından istifade etti.

Aslında bu her iki te´vil aynı neticeye çıkar.

3- Muhaddisler, Resûlullah´ın önce hacca mı, umreye mi niyet ettiği hususunda farklı yorumlar ileri sürmüşlerdir:

1- el-Mühelleb´e göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), ashabına önce umre yapmalarını, sonra da hacca niyet etmelerini söylemiştir.

2- Kadı İyaz´a göre Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) önce hacc-ı ifrada niyet etmiş, sonra da umre için ihrama girmiş ve neticede hacc-ı kıran yapmıştır.

Diğer rivayetleri de nazar-ı dikkate alan âlimler, başkaca farklı yorumlar yapmışlarsa da umumiyetle benimsenen ve te´lif edici mahiyette olanı Resûlullah ve ashabının önce hacc-ı ifrada niyetlenmiş olmakla birlikte sonradan umreye de niyet ederek hacc-ı kıran yapmış olmasıdır.

Nevevî şöyle der: “Bize göre, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in hacc-ı kırandan başka şekilde haccetmiş olması mümkün değildir. Zîra, Hz. Peygamber´in umresinden, tekrar ihram giymek üzere Harem bölgesinin dışına (hıll) çıkmadığı, kurban sebebiyle ihramda kaldığı hususunda ulemâ ihtilâf etmez. Nitekim hacc-ı kıranın hükmü de budur.”

4- Yeri gelmişken şu hususu belirtelim: Sadedinde olduğumuz rivayet, önce sadece hacca niyet edildiği halde, sonradan umreye çevrildiğini, umreden sonra tekrar hacca geçildiğini göstermektedir. Ulemâ, haccı feshederek umre yapma keyfiyetinin sadece Resûlullah´ın ashabına mahsus bir durum olduğunu ifade eder. Ayet-i kerimede hacca niyet edenlerin bunu tamamlamaları emredilmiş olması sebebiyle, artık haccdan umreye geçmek mümkün değildir. İbnu Abbas dışında bütün Ashab´ın ve ulemânın kâhir ekseriyetinin görüşü budur. Hacılar, bugün, mîkat yerinde ne çeşit hacc yapacaklarsa niyeten belirtmeleri gerekir. Hacc-ı ifrada niyet etmiş ise, artık, hacc-ı kıran veya hacc-ı temettuya geçemez. 1308 numaralı hadiste gelecek olan “ebediyen temettu yapılacağı”na dair ifade hacc aylarında yapılacak umre veya hacc-ı kıranın cevazına hamledilmiştir. Bu iki ibadet kıyamete kadar caizdir. Fakat haccın umreye tahvili o yıla âittir.

5- Temettu yapan kimseye vacib olan kurban, Şâfiî hazretlerine göre, temettunun hacda hasıl ettiği eksikliği gidermek gayesine matuftur ve dem-i cebr´dir. Binaenaleyh kurban sahibi bundan yiyemez. Şafiî hazretlerine göre, efdal olan hacc hacc-ı ifraddır. Haccla, umrenin birleştirilmesi haccda noksanlık hasıl eder, kurbanla bu noksanlık telâfi edilir.

İmam-ı Âzam´a göre bu kurban, iki ayrı ibadeti; hacc ve umreyi tamamlatmış olduğu için, Cenâb-ı Hakk´a bir şükran olarak îfa edilir. Öyleyse bu bir şükür kurbanıdır (dem-i şükran), sahibi etinden yiyebilir. Daha önce de belirtildiği üzere, İmam-ı Âzam´a göre haccın efdali hacc-ı kırandır, hem umre hem de hacc îfa edilmiş olmaktadır.

6- Kurban bulunamadığı takdirde tutulacak orucun üçü Zilhicce´nin 7. 8. ve 9. günlerinde tutulacaktır. Bu orucu tutanlar, memleketlerine dönünce yedi gün daha tutarak orucu ona tamamlarlar. Şafiî hazretleri, âyetin zâhirini esas alarak, geri kalan yedinin mutlaka dönüşte tutulmasını şart koymuştur. Ebu Hanife hazretleri, “Dönüş´ten maksad hacc menâsikinin tamamlanmasıdır” diyerek, daha Mekke´de iken tutulabildiğini söylemiştir.[253]

ـ5ـ وعن عكرمة قال: ]سُئِلَ ابْنُ عَبَّاسٍ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما عَنْ مُتْعَةِ الحَجِّ. فقَالَ أهَلَّ المُهَاجِرُونَ وَا‘نْصَارُ وَأزْوَاجُ النَّبىِّ # في حَجَّةِ الودَاعِ وَأهْلَلنَا؛ فَلمَّا قَدِمْنَا مَكَّةَ قالَ #: اجْعَلُوا إهَْلَكُمْ بِالحَجِّ عُمْرَةَ إَّ مَنْ قَلَّدَ الهَدْىَ فَطُفْنَا بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، وَأتَيْنَا النِّسَاءَ، وَلِبِسْْنَا الثِّيَابَ. وَقاَلَ: مَنْ قَلَّدَ الهَدْىَ فإنَّهُ َ يُحِلُّ حَتَّى يَبْلُغَ الهَدْىُ مَحِلَّةُ ثُمَّ أمَرَنَا عَشِيَّةَ التَّرْوِيَةِ أنْ نُهلَّ بِالحَجِّ فإذَا فََرَغْنَا مِنَ المَنَاسِكِ جِئْنَا فَطُفْنَا بِالْبَيْتِ وَالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، وقَدْ تَمَّ حَجُّنَا وَعَلَيْنَا الهَدْىُ كَمَا قَالَ تَعَالى: فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الهَدْىِ اŒية[. أخرجه البخارى تعاليقاً .

5. (1293)- İkrime anlatıyor: “İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´a müt´atulhacc´dan sorulmuştu, şu cevabı verdi:

“Veda haccında, Muhacirler, Ensarîler ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın zevceleri hep ihrama girdiler, biz de girdik. Mekke´ye geldiğimiz zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Kurbanlık nişanlıyanlar hariç, herkes hacc için giydiği ihramı umreye çevirsin” diye emretti. Biz de Beytullah´ı tavaf etik. Safâ ve Merve´de sa´y yaptık. (İhramdan çıkarak) kadınlarımıza geldik, elbiselerimizi giydik. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şunu da söylemişti:

“Kim kurbanlık nişanlamışsa, kurbanlığı mahalline varıncaya kadar ihramdan çıkmasın!”

Terviye akşamında (yani Zilhicce´nin 8. günü) bize hacc için ihrama girmemizi emretti. (Harem bölgesinin dışına çıkarak ihramlarımızı giyerek hacca başlayıp) menâsiki tamamladığımız zaman Mekke´ye geri gelip Beytullah´ı, Safâ ve Merve´yi tavaf ettik. Böylece haccımız tamamlanmış, âyet-i kerimenin buyurduğu üzere (Meâlen): “Haccı da umreyi de Allah için tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeple bunlardan) alıkonursanız, o halde kolayınıza gelen kurban gönderin…” (Bakara 196) üzerimizde kurban borcu kalmıştı.” [Buharî, Hacc 37. (Buharî bunu bab başlığında ta´lik (senetsiz) olarak kaydetmiştir.][254]

AÇIKLAMA:

1- Müt´atu´lhacc, haccda temettu demektir. Daha doğru tâbiriyle hacc-ı temettu demektir. Yani ihramı giyerken önce umreye niyet etmek, umreyi yaptıktan sonra, ihramdan çıkıp ihram yasaklarından istifade edip, hacc zamanında hacc için yeniden ihrama girmektir. Cumhûr, hacc-ı temettuyu bir şahsın, umre ve haccı bir seferde, aynı yılın hacc aylarında önce umreyi yapmak suretiyle îfa edebileceğini belirtir. Mekkî olanlar bunu yapamazlar. Sadedinde olduğumuz hadis, Veda haccı sırasında Ashab´tan bir kısmının bu şekilde hacc yaptığını ifade etmektedir.

2- Kurbanlık nişanlayan tâbiri, kesmek üzere kurban hazırlayanlar demektir. Çünkü, hayvanın kurban edilmek üzere ayrıldığını belirten birtakım eşya onun üzerine takılır, bu takılarla hayvan nişanlanmış ve işaretlenmiş olurdu.

3- Başlangıçta Ashab hep hacc-ı ifrad için ihram giymiş olduğu halde, sonradan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın emriyle umreye çevrilir. Bu çevirme işinin sadece Sahabe´ye ait bir keyfiyet olduğunu, sonradan neshedildiğini önceki hadiste izah ettik.

4- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) kesilen kurban hususunda, bunun bir şükran kurbanı olduğu kanaatinde olmayıp, haccdaki temettudan (istifade etmeden) hasıl olan noksanlığın telâfisi için teşrî edildiğine inandığı için, rivayetin sonunda “Haccımız tamamlanmış, âyet-i kerimenin buyurduğu üzere üzerimizde kurban borcu kalmıştı” der.[255]

ـ6ـ وعن أبى ذر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ عنه قال: ]كَانَتِ المُتْعَةُ في الحَجِّ ‘صْحَابِ مُحَمَّدٍ # حَاصَّةً[. أخرجه مسلم واللفظ له، وأبو داود والنسائى .

6. (1294)- Ebu Zer (radıyallahu anh) demiştir ki: “Haccda mut´a sadece Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)´in ashabına hastır.” [Müslim, Hacc 189, (1224); Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1808); Nesâî, Hacc 77, (5, 179-180); İbnu Mâce, Hacc 42, (2984).][256]

AÇIKLAMA:

Ulemânın açıklamasına göre buradaki mut´a´nın mânası haccı bozarak umre yapmaktır. Bu hâl bir kereye mahsus olmak üzere Veda haccında Ashab´a helâl kılınmıştır. Sonraki yıllarda câiz görülmemiştir.[257]

ـ7ـ وعند أبى داود. ]كَانَ أبُو ذَرٍّ يَقُولُ فِيمَنْ حَجَّ ثُمَّ فَسَخَهَا عُمْرَةً لَمْ يَكُنْ ذلِكَ إَّ لِلرَّكْبِ الَّذِينَ كانُوا مَعَ رسولِ اللّه # خَاصةً[ .

7. (1295)- Ebu Dâvud´daki rivayette şöyle denmektedir: “Ebu Zer (radıyallahu anh), hacca niyetle ihram giyip sonradan bunu umreye çevirenler hakkında şöyle diyordu: “Bu, sadece Hz. Peygamber´le haccedenlere has bir ruhsattı.” [Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1807); İbnu Mâce, (Hacc 42, (2985).][258]

ـ8ـ وعن أبى جمرة قال: ]سَألتُ ابْنَ عَبَّاسَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما عَنْ المُتْعَةِ فأمَرَنِى بِهَا، وَسَألتُهُ عَنِ الهَدْى فَقَالَ: فِيهَا جَزُورٌ أوْ بَقَرَةٌ أوْ شَاةٌ أوْ شِرْكٌ في دَمٍ. قالَ: وَكانَ نَاسٌ كَرِهُوهَا فَنِمْتُ فَرَأيْتُ في المَنَامِ قَائًِ يَقُولُ: عُمْرَةٌ مُتَقَبِّلَةٌ وَحَجٌّ مَبْرُورٌ: فَأتَيْتُ ابْنَ عَبَّاس فَأخْبَرْتُهُ فقَالَ: اللّهُ أكْبَرُ سُنَّةَ أبِى الْقَاسِمِ #[. أخرجه الشيخان .

8. (1296)- Ebû Cemre anlatıyor: “İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´a mut´a´dan sordum; bana onu yapmamı emretti, haccda kesilen kurbandan sordum. “Bu hususta, dedi, deve veya sığır veya davar veya kana ortak olmak imkânları var (bunların hepsi meşrudur).

“Ebû Cemre der ki: “İnsanlar mut´ayı mekruh addediyorlardı. (Eve gelip) uyudum. Rüyamda birisini gördüm (bana gelip):

“Makbul umre, mebrûr hacc!” diye müjdeledi. Hemen İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)´a gelip haber verdim. Bana:

“Allahu ekber! Ebu´l-Kâsım (aleyhissalâtu vesselâm)´ın sünneti!” dedi.” [Buharî, Hacc 102; Müslim, Hacc 204, (1242).][259]

AÇIKLAMA:

1- Buradaki mut´a, haccda temettuda bulunmak, yani önce umre yapıp ihramdan çıkmak, bir müddet ihram yasaklarından faydalanmak, sonra hacc için tekrar ihrama girmektir.

2- İbnu Abbâs (radıyallahu anh), kurban edilebilecek hayvanları saymıştır: Deve, sığır, davar, kana ortaklık. Bu hayvanlar mutlak sayıldığı için erkek veya dişi olabileceği belirtilmiştir.

Kan ortaklığı: Deve veya sığır için tecviz edilmiştir. Hz. Câbir´den gelen bir rivayete göre deve ve sığıra yedi kişi ortak olabilir. İmam Şâfiî ve Cumhûr´a göre ortaklıkla katılanların kurbanları tatavvu veya vâcib olabilir, ete iştirak de olabilir. Ebu Hanife´ye göre bütün ortaklar “kurban” niyetiyle kesmelidir, et ortağı makbûl değildir. İmam Züfer hepsinin aynı çeşit kurban olmasını şart koşar. Bazı Mâlikîler bir kısmı vacib, bir kısmı tatavvu kurbanı olsa ortak kesilebilir demiş, ancak İmam Mâlik, Züfer gibi “caiz olmaz” demiştir.

Davarı bir kimse kesebilir, ortaklık bilicma caiz olmaz.[260]

ـ9ـ وعن ابن عمر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما أنه قال: ]مَنْ اعْتَمَرَ في أشْهُرِ الحَجِّ ثُمَّ أقَامَ بِمَكَّةَ حَتَّى يُدْرِكَهُ الحَجُّ فَهُوَ مُتَمَتِّعٌ إنْ حَجَّ وَعَلَيْهِ مَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الهَدْىِ فإنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثََثَةِ أيَّامٍ في الحَجِّ وَسَبْعَةٍ إذَا رَجَعَ إلى أهْلِهِ[. أخرجه مالك.وقال: وذلِكَ أفَامَ حَتَّى أتَى الحَجُّ ثُمَّ حَجَّ.وله في أخرى قال: وَاللّهِ ‘نْ أعْتََمِرَ قَبْلَ الحَجِّ وَأُهْدِىَ أحَبُّ إلىَّ مِنْ أنْ أعْتَمِرَ بَعْدَ الحجِّ في ذِى الحِجَّةِ .

9. (1297)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Kim hacc aylarında umre yapar, sonra Mekke´de hacc zamanı gelinceye kadar ikâmet ederse bu kimse, hacc da yaparsa mütemettidir. Bu durumda kolayına gelen bir kurban kesmesi vacib olur. Eğer kurban bulamazsa, üç günü hacc sırasında, yedi günü de döndüğü zaman olmak üzere (on gün) oruç tutar.”

İmam Mâlik der ki: “Bu hüküm, o kimsenin hacc zamanına kadar orada ikamet etmesi ve aynı sene içinde hacc yapması halinde câridir.” [Muvatta, Hacc 62, (1, 344).]

Muvatta´nın bir diğer rivayetinde der ki: “Allah´a yemin olsun, haccdan önce umre yapıp (bu sebeple) kurban kesmem, haccdan sonra Zilhicce ayında umre yapmamdan daha sevimlidir.”[261]

AÇIKLAMA:

Muvatta´nın bir başka rivayetinde kaydedilen son cümle de Abdullah İbnu Ömer´e aittir. Bu cümle, kurbanın, temettu sebebiyle kesildiğini ifade eder. Haccdan sonraki umre için kurban kesilmez. Şu halde İbnu Ömer´e göre kurbanı vâcib kılan durum, aynı senenin hacc ayları içerisinde umre yapıp temettuda bulunmak, sonra da hacc yapmaktır.[262]

ـ10ـ وعن عبدالرحمن بن حرملة ا‘سلمى. ]أنَّ رَجًُ سَألَ سَعِيدَ بْنَ المُسَيبِ قال: أعْتَمِرُ قَبْلَ أنْ أحُجّ؟ قال: نَعَمْ: قَدِ اعْتَمَرَ رسولُ اللّه # قَبْلَ أنْ يَحُجّ[ .

10. (1298)- Abdurrahmân İbnu Harmele el-Eslemî anlatıyor: “Bir adam gelip Said İbnu´l-Müseyyib´e: “Haccdan önce umre yapayım mı ” diye sormuştu. Şöyle cevap verdi:

“Evet, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) haccetmezden önce umre yaptı.” [Muvatta, Hacc 57, (1, 343).][263]

ـ11ـ وعن ابن المسيب ]أنَّ عُمَرَ بْنَ أبِى سَلَمَةَ: اسْتَأذَنَ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ أنْ يعْتَمِرَ في شَوَّالٍ فأذِنَ لَهُ فَاعْتَمَرَ ثُمَّ قَفَلَ إلى أهْلِهِ وَلَمْ يَحُجّ[ .

11. (1299)- İbnu´l-Müseyyeb anlatıyor: “Ömer İbnu Ebî Seleme, Hz. Ömer (radıyallahu anh)´den, Şevvâl ayında umre yapmak için izin istedi. O da izin verdi. İbnu Ebî Seleme umre yapıp ailesine döndü, haccetmedi.” [Muvatta, Hacc 58, (1, 343).][264]

ـ12ـ وعن عائشة رََضِىَ اللّهُ عَنْها قالت: ]الصِّيَامُ لِمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إلي الحَجِّ لِمَنْ لمْ يَجِدْ هَدْياً مَا بَيْنَ أنْ يُهِلَّ بِالحَجِّ إلى يَوْمِ عَرَفَةَ فإنْ لَمْ يَصُمْ صَامَ أيّامَ مِنىً. وَكانَ ابْنُ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما يَقُولُ ذلِكَ[. أخرج هذه ا‘حاديث الثثة مالك .

12. (1300)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şöyle demiştir: “Oruç, umre yapıp hacca kadar temettuda bulunup da hacc için ihrama girmesinden arefe gününe kadar kurban bulamayan kimse içindir. Eğer orucu tutmazsa, Minâ günlerinde tutar” İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) de böyle hükmediyordu. [Muvatta, Hacc 255, (1, 426).][265]

AÇIKLAMA:

Bu rivayet, hacc için ihrama girmedikçe, temettu sebebiyle kurbanın vacib olmayacağını ifade ediyor. İhramla vacib olan kurban, arefe gününe kadar te´min edilemezse oruç tutması câiz olur. Daha önce tutmadı ise yevm-i nahr denen kurbanın birinci gününü takip eden üç günde -ki eyyam-ı Mina da denir- orucun ilk üçü tutulacak, geri kalan yedisi de memlekete dönünce tutulacaktır.

Rivayetten anlaşılan şu ki, muhtemelen, Hz. Aişe yevm-i nahrden, yani Zilhicce´nin 10. gününden önce tutulacak orucun borçtan kurtulmada daha üstün olduğu ve böyle emredilmiş bulunduğu kanaatinde idi. Bir başka ifade ile, Hz. Aişe bu vacib orucun eda vaktinin yevm-i nahr´den önce olduğu, Mina günlerinin ise edâ değil kaza günleri olduğu, dolayısıyla, yevm-i nahrdan önce tutulacak oruçlar her dileyene mübah, Mina´da tutulacak oruçlar ise, zarurete mebni olarak sadece daha önce borcunu ödemeyen kimselere mübah olup, bu durumda olmayanlara memnu olduğu kanaatinde idi. Yine ona göre, Mina günlerinde üç gün oruç tutmanın cevazı, oruç vacib olanlarla ilgil olarak Kur´ân´da yer eden: “…(kurban) bulamazsa hacc günlerinde üç gün oruç tutmak” emrine ittiba etmiş olmak içindir.

Şafiîlerden bazıları, bu telakkiye uyarak, sonradan tutulan orucun kaza olduğuna hükmetmiştir. Mezheb görüşü, önceden tutmanın efdal olduğunu te´yid etmekle beraber, sonradan tutulan da kaza değil eda olduğudur (Zürkânî´den).[266]

ـ13ـ وعن جابر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]أهلَّ رسول اللّه # وَأصْحَابُهُ بالحَجِّ وَلَيْسَ مَعَ أحَدٍ مِنْهُمْ هَدْىٌ سِوَى النَّبىِّ # وَطَلْحَةَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ. وَقَدِمَ عَلىٌّ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ مِنَ الْيَمَن وَمَعَهُ هَدْىٌ. فقَالَ: أهْلَلْتَ بِمَا أهَلَّ بِهِ النَّبىُّ #؛ فَأمَرَ النَّبىُّ # أصْحَابَهُ أنْ يَجعَلُوهَا عُمْرَةً وَيَطُوفُوا وَيُقَصِّرُوا وَيُحِلُّو إَّ مَنْ كَانَ مَعَهُ هَدْىٌ. فقَالُوا: أنَنْطَلِقُ إلى مِنىً، وَذَكَرُ أحَدِنَا يَقْطرُ؟ فَبلَغَ النَّبىَّ # فقَالَ: لَوِ اسْتَقْبَلتُ مِنْ أمْرِى مَا اسْتَدْبَرْتُ مَا أهْدَيْتُ. وَلَوَْ أنَّ مَعِى الهَدْىَ ‘حْلَلْتُ، وَحَاضَتْ عَائِشَةُ رََضِىَ اللّهُ عَنْها. فَنَسَكَتْ المَنَاسِكَ كُلّهَا غَيْرَ أنْ لَمْ تَطفْ بِالْبَيْتِ. فَلَمَّا طَهُرَتْ طَافَتْ. وَقَالَتْ يَارسولَ اللّه: تَنْطَلِقُونَ بِحَجّةٍ وَعُمْرَةٍ وَأنْطَلِقُ بِحَجّةٍ؟ فَأمَرَ عَبْدَالرَّحْمنِ بْنَ أبى بَكْرٍ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما أنْ يَخْرُجَ مَعَهَا إلى التَّنْعِيمَ فاْعَتَمَرَتْ بَعْدَ الحَجِّ[. أخرجه الخمسة إ الترمذى، وهذا لفظ الشيخين .

13. (1301)- Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “(Veda haccında), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve ashabı (radıyallahu anhüm), hacc için ihrama girdikleri vakit, Resûlullah ile Talha hariç, hiç kimsenin kurbanlığı yoktu. O sırada Hz. Ali, beraberinde bir kurbanlık olduğu halde Yemen´den geldi. Ve derhal: “Ben de Resûlullah´ın niyet ettiği şeye niyet ederek ihram giydim” deyip katıldı.Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashabına bu hacclarını umreye çevirmelerini, tavaf yapmalarını, (sa´y yapmalarını), beraberinde kurbanlığı olanlar hariç saçlarını kısa keserek ihramdan çıkmalarını emretti.Bir kısmı itiraz ederek: “Yani henüz cenabetken Mina´ya mı gideceğiz ” dediler. Bu söz Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´e ulaşmıştı: “Geride bıraktığım işlerimi tekrar bulsaydım kurban getirmezdim. Eğer, beraberimde kurbanlığım olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım” dedi.[267] Bu sırada Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) hayız oldu. Beytullah´ı tavaf hâriç, haccın bütün menâsikini yerine getirdi. Temizlenince de tavafı yaptı. Dedi ki:”Ey Allah´ın Resûlü! Sizler hem umre hem de hacc yapmış olarak burdan ayrılacaksınız, ben ise sadece haccla ayrılacağım!”Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) oğlan kardeşi Abdurrahman İbnu Ebî Bekr (radıyallahu anhümâ)´e, Hz. Aişe´yi (Harem bölgesinin dışında yer alan) Ten´im´e götürmesini emretti. (Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) orada ihram giyerek) haccdan sonra umre yaptı.” (45)

ـ14ـ وفي أخرى للبخارى: ]قال لهم: أحِلُّوا مِنْ أحْرَامِكُمْ وَاجْعَلُوا الَّتِى قَدِمْتُمْ بِهَا مُتْعَةً. فقَالُوا: كَيْفَ نَجْعَلُهَا مُتْعَةً وَقَدْ سَمّيْنَا الحَجَّ؟ فقَالَ: افْعَلُوا مَا أقُولُ لَكُمْ فَلَوَْ أنِّى سُقْتُ الهَدْىَ لَفَعَلْتُ مِثْلَ الَّذِى أمَرْنُكُمْ وَلِكنْ َ يَحِلُّ مِنِّى حَرَامٌ حَتّى يَبْلغَ الهَدْىُ مَحِلّهُ فَفَعَلُوا[ .

14. (1302)- Buharî´nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir:”

(Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Mekke´ye gelince ashabına: “İhramınızdan çıkın. Önceki niyetinizi müt´aya çevirin!” dedi. Ashab:

“Biz önce “hac” diye ismen belirterek niyet etmişken, şimdi nasıl müt´aya çevirebiliriz ” diye itiraz ettiler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Ben size ne söylüyorsam onu yapın. Eğer kurbanlık getirmemiş olsaydım, size emretmiş bulunduğumu ben de yapardım. Ancak, kurbanım (Mina´daki kesim) mahalline ulaşmadan ihramlıya haram olan şeylerden hiçbirisi bana helâl olmaz!” dedi. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın emrini yerine getirip ihramdan çıktılar.”[268]

ـ15ـ وفي أخرى: ]قَدِمْنَا مَكَّةَ ‘رْبَعٍ خَلوْنَ مِنْ ذِى الحِجَّةِ[ .

15. (1303)- Yine Buharî´nin bir başka rivayetinde şu ziyade yer alır: “Biz Mekke´ye Zilhicce ayının 4´ünde gelmiştik.”[269]

ـ16ـ وفي رواية: ]أُمِرْنَا أنْ نُحِلَّ وَنَجْعَلَهَا عُمْرَةً فَكَبُرَ ذلِكَ عَلَيْنَا وَضَاقَتْ بِهِ صُدُورُنَا فَبَلَغَ ذلِكَ النَّبىَّ #: فَمَا نَدْرِى شئٌ بَلَغَهُ مِنَ السَّمَاءِ أمْ شئٌ مِنْ قِبَلِ النَّاسِ؟ فقَالَ يَا أيُّهَا النَّاسُ أَحِلُّوا، فَلَوَْ الهَدْىُ الَّذِى مَعِى فَعَلْتُ كَمَا فَعَلْتُمْ فَأحْلَلْنَا حَتَّى وَطئْنَا النِّسَاءَ وَفَعَلَنَا مَا يَفْعَلُ الحََلُ، حَتَّى إذَا كانَ يَوْمُ التّرْوِيَةِ وَجَعَلْنَا مَكَّةَ بِظَهْرٍ أهْلَلْنَا بِالحَجِّ[ .

16. (1304)- Müslim´in bir rivayetinde şu ibâreye de yer verilmiştir: “Bize ihramdan çıkmamız, hacc için yaptığımız niyyetin umreye çevrilmesi emredilmişti. Bu, bize çok imkânsız bir emir geldi ve hepimizin canını sıktı. Memnuniyetsizliğimiz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a ulaştırıldı. Ona semâvî bir şey (haber) mi ulaştı, insanlardan mı bir şey ulaştı bilemiyoruz, her ne ise, bize şu hitabda bulundu:

“Ey nâs, ihramdan çıkın. Eğer beraberimde kurbanlığım olmasaydı, ben de sizin gibi yapardım!”

(Resûlullah´ın bu kesin emri üzerine) ihramdan çıktık. Hatta hanımlarımızla münasebet-i cinsiyede bile bulunduk. İhrama girmemiş olan bir kimsenin yaptığı her şeyi yaptık. Bu hal terviye gününe (Zilhicce´nin 8. günü) kadar devam etti. O gün gelip, Mekke´yi arkada bıraktığımız vakit, hacca niyet ederek ihrâma girdik.”[270]

ـ17ـ وفي أخرى لمسلم: ]أقْبَلْنَا مُهلِّينَ مَعَ النَّبىِّ # بِحَجٍّ مفْرَدٍ وَأهَلَّتْ

عَائِشَةُ رََضِىَ اللّهُ عَنْها بِعُمْرَةٍ حَتَّى إذَا كُنَّا بِسَرِفَ عَرَكتْ حَتَّى إذَا قَدِمْنَا طُفْنَا بِالْكَعْبَةِ وَبِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، وَأُمِرْنَا أنْ يُحِلَّ مِنَّا مَنْ لَمْ يُحِلَّ مِنَّا مَنْ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ هَدْىٌ. قُلْنَا حِلٌّ مَاذَا ؟ قَالَ: الحِلُّ كُلُّهُ. فَوَاقَعْنَا النِّسَاءَ وَتَطَيّبْنَا بالطِّيبِ وَلَبِسْنَا الثِّيَابَ وَلَيْسَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ عَرَفَةَ إَّ أرْبَعُ ليَالٍ. ثُمَّ أهْلَلْنَا يَوْمَ التّرْوِيَةِ، ثُمَّ دَخَلَ النَّبىُّ # عَلى عَائِشَة رََضِىَ اللّهُ عَنْها. وهِىَ تَبْكِى. فقَالَ: مَا شَأنُكِ؟ قَالَتْ: حضْتُ، وَقَدْ حَلَّ النَّاسُ وَلَمْ أحِلَّ وَلَمْ أطُفْ، وَالنّاسُ يَذْهَبُونَ اŒنَ إلى الحَجِّ. فقَالَ: إنَّ هذَا شئٌ كَتَبَهُ اللّهُ عَلى بَنَاتِ آدَمَ فاغْتِسلِى ثُمَّ أهلِّى بِالحَجِّ فَفَعَلَتْ وَوَقَفَتِ المَواقِفَ كُلَّهَا حَتَّى إذَا طَهُرَتْ طَافَتْ. فقَالَ: قَدْ حَلَلْتِ مِنْ حَجّكِ وَعُمْرَتِكِ جِمِيعَها. فقَالَتْ: إنِّى أجِدُ في نَفْسِى أنّى لَمْ أطُفْ بِالْبَيْتِ حِينَ حَجَجْتُ. قالَ: فاذْهَبْ بِهَا يَا عَبْدَ الرَّحْمنِ فأعْمِرْهَا مِنَ التَّنْعِيمِ، وذلِكَ لَيْلَةَ الحَصْبَةِ، وَكانَ # رَجًُ سَهًْ إذَا هَوِيَتْ شَيئاً تَابَعَها عَلَيْهِ[ .

17. (1305)- Müslim´in diğer bir rivayetinde şöyle denir: “Biz, hacc-ı ifrad için ihram giyip Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´la birlikte ilerledik. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) de umre için ihrama girdi. Seref´e gelince Hz. Aişe hayız oldu. (Mekke´ye) gelince Kâbe´yi, Safâ ve Merve´yi tavaf ettik. Sonra, beraberinde kurbanlık olmayanların ihramdan çıkmaları emredildi.

“Neleri nefsimize helâl edeceğiz ” diye sorduk. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“(İhramlıya yasak olan) her şeyi!” dedi. Bunun üzerine kadınlarımızla da yattık, kokular süründük, elbiselerimizi giydik. (Bunların hepsini yaparken) bizimle arefe (yani hacc ihramı giyme) günü arasında sadece ve sadece dört gece vardı.

Sonra terviye günü (Zilhicce´nin 8´i) tekrar ihrama girdik. Bir ara Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)´nin yanına girmişti, onu ağlıyor buldu.

“Neyin var ” diye sordu.

“Hayız oldum, herkes ihramdan çıktı, ben çıkamadım, tavafımı da yapamadım. Herkes artık (umresini tamamladı), hacc için (Arafat´a) çıkıyor!” diyerek yakındı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Bu hal, Cenab-ı Hakk tarafından Âdem (aleyhisselam)´in kızlarına yazılmış bir kaderdir, (sana mahsus bir kusur değil). Sen de, (ihrama giren herkesin yaptığı gibi) yıkan ve hacc için ihrama gir”[271] dedi. O da öyle yaptı. (Mina, Arafat ve Müzdelife´deki) vakfelerin hepsine katıldı. Hayızdan temizlenince de (ifâza) tavafını yaptı. (Bunlar bittikten sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)´ye:

“Artık hem haccını hem de umreni yapmış, her ikisinin de ihramından çıkmış oldun!” dedi. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ):

“Ancak benim içimden Beytullah´ı tavaf etmeden hacc yaptığım hissi geçiyor” dedi. Bunun üzerine (oğlan kardeşine seslenerek):

“Ey Abdurrahman (kızkardeşin) Aişe´yi Ten´îm´e götür, orada umre için ihrama girsin!” dedi. Bu vak´a Hasbe gecesi cereyan etmişti.[272] Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) mülâyim bir insandı. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) birşey arzu etti mi onun arkasını takip eder (yerine getirirdi).”[273]

ـ18ـ وفي رواية له: ]وَأمِرْنَا أنْ نَشْتَرِكَ في ا“بِلِ وَالْبَقَرِ كُلُّ سَبْعَةٍ مِنَّا في بدَنَةٍ[

18. (1306)- Müslim´in bir diğer rivayetinde şöyle denir: “… Deve ve sığırda ortak olmamız emredildi. Bizden her yedi kişi bir deveye iştirak edecekti.”[274]

ـ19ـ وفي رواية له: ]لَمْ يَطُفِ النَّبىُّ # وََ الصَّحَابَةُ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ إَّ طَوَافاً وَاحِداً طَوافَهُ ا‘وَّلَ[ .

19. (1307)- Yine Müslim´in bir başka rivayetinde: “Ne Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), ne de Ashab (radıyallahu anhüm), hiç kimse, Safâ ile Merve arasında ilk tavafın dışında başka bir tavaf yapmadı” denmiştir.[275]

ـ20ـ وعن أبى داود والنسائى. ]فقَالَ سُرَاقَةُ بنُ مَالِكٍ: يَا رسول اللّهِ أرَأيْتَ مُتْعَتُنَا هذِهِ لِعَامِنَا أمْ ل‘بَدِ؟ فقَالَ: بَلْ هِىَ ل‘بَدِ[ .

20. (1308)- Ebu Dâvud ve Nesâî´de şu ziyade gelmiştir: “Sürâka İbnu Mâlik (radıyallahu anh):

“Ey Allah´ın Resûlü, bu sene (hacc sırasında) yaptığımız temettu bu yıla mı has, bundan sonra her haccda ebediyen yapılacak mı ” diye sormuştu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Elbette, ebediyen yapılacaktır!” cevabını verdi”[276]. [Buharî, Hacc 81, 32, 34, 35, Umre 6, 15, Meğâzî 61, Temennî, 3, 27; Müslim, Hacc 1213-1216 arasındaki rivayetler); Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1785-1789 arasındaki rivayetler); Nesâî, Hacc 77, (5, 178-179).][277]

NOT: Bu kaynaklar 1301-1308 numaralar arasında kaydettiğimiz 8 adet rivayete aittir.[278]

AÇIKLAMA:

1- Bir kısmı uzunca bir hadisten sadece bir parça olarak kaydedilen yukardaki rivayetlerin hepsi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Veda haccı ile ilgilidir. Veda haccı 10. hicrî senede, yâni Resûlullah´ın hayatının son senesinde vuku bulmuştur. Bu hacc, Hz. Peygamber´in yaptığı ilk ve son hacctır.

2- Rivayetlerdeki farklılıklar, ulemâyı bazı farklı yorumlara sevketmiştir. Her şeyden önce haccın farz kılındığı zaman ihtilâflıdır. Hicretten sonra farz kılındığında ittifak edilse de, hangi yılda farz kılındığı ihtilâflıdır. 2. yıl diyen olduğu gibi, 10. yıl diyen de olmuştur. Aradaki diğer yılları söyleyenler de olmuştur. Hicretten önce farz oldu diyen rivayet şazzdır.

3- Veda haccı, büyük bir kalabalığın iştirakiyle yapılmış haşmetli bir tezâhürattır. Resûlullah Veda haccında, İslâm´ın mühim bir rüknünün icra âdâbını ta´lim buyurmuştur. Hacc ibadeti, cahiliye devrinde de icra edilmekte bulunan bir ibadet olması sebebiyle, bunun İslâmî şeklinin öğretilmesi yönüyle Veda haccının ayrı bir ehemmiyeti vardı. Belki de bu sebepten olacak, mezkur hacc pekçok sahabi tarafından birçok teferruatıyla rivayet edilmiştir.

Yukarıdaki rivayetleri şöyle özetleyebiliriz:

1) Veda haccı için, Zülhuleyfe´de herkes hacc için niyet ederek ihrama girer.

2) Zilhicce´nin 4´ünde Mekke´ye gelirler.

3) Mekke´ye gelince Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) beraberinde kurbanlık getirmemiş olanlara da bu haccı umreye çevirmelerini yani Beytullah´ı tavaf edip Safâ-Merve arasında da sa´yde bulununca traş olup ihramdan çıkmayı emreder.

4) Ancak, hacc için ihrama girmiş olan Ashâb bu emir karşısında şoke olurlar ve emri icrâya yanaşmak istemezler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Kurbanlık getirmemiş olsaydım, ben de ihramdan çıkardım, fakat, kurban kesilecek mahalle (Mina´ya) ulaşmadan ihramdan çıkmam helâl olmaz” der. Zîra âyet-i kerimenin hükmü öyledir. (Bakara 196). Resûlullah´ın ısrarı karşısında Ashab, ihramdan çıkar. İhramlıya haram olan mübah işler yaparlar: Normal elbise giymek, koku sürünmek, hanımlarıyla cinsî münasebet vs. gibi.

İşte haccta temettu veya mut´a denen şey budur: İhram yasaklarının dışına çıkmak. Öyle ise hacc-ı temettu, umre yaptıktan sonra ihramdan çıkarak bir müddet normal hayat yaşayıp hacc için yeniden ihrama girmek ve hacc yapmaktır.

5) Ashab´ın buna itirazı, rivayetlerden anlaşıldığı üzere üç sebepten ileri geliyordu:

a) Bidayette hacc için ihrama girmişlerdi, umreye niyet değiştirmek olur muydu

b) Müteakip rivayette görüleceği üzere, cahiliye devrinde hacc aylarında umre yapmayı günah addediyorlardı.

c) Mekke´ye Zilhicce´nin 4´ünde gelmişlerdi. 8´inde tekrar hacc için ihrama gireceklerdi. 3-4 gün gibi kısa bir müddet için ihramdan çıkmaya, dinî havalarını terketmeye değer miydi; bu, henüz cenâbetken Mina´ya gitmek gibi bir mânaya gelmez miydi

Bu sebeplerle Ashab ihramdan çıkmak istememişti.

6- Hacc için yapılan niyeti herkesin, her zaman umreye tahvil etmesi câiz midir meselesinde ulemâ büyük çoğunluğuyla “hayır!” demiştir. Bu tatbikat sadece Ashab´a mahsus kalmış, sonraki Müslümanlar hakkında neshedilmiş olduğu kabul edilmiştir.

7- Rivayette Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) umre tavafını yapmadan hayız olduğunu belirtir. Bu vesileyle Resûlullah, kadınları ilgilendiren mühim bir meselenin hükmünü teşri ediyor: Hayızlı kadın tavaf hariç, haccın bütün menâsikini eda eder. Temizlikten sonra da tavaf ve dilerse umre yaparak haccını eksiksiz ikmâl eder. Hz. Aişe, umre de yapabilmek için kardeşiyle Ten´im´e gidip yeniden ihram giyer.

Veda haccı ile alâkalı teferruat bunlardan ibâret değildir. Ancak sadedinde olduğumuz sekiz kadar hadisin temas ettikleri başlıca meseleler bunlardır.[279]

ـ21ـ وللخمسة إ الترمذى عن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]كَانُوا يَرَوْنَ الْعُمْرَةَ في أشْهُرِ الحَجِّ مِنْ أفْجَرِ الْفُجُورِ في ا‘رضِ، وَكَانُوا يُسَمُّونَ المُحرَّمُ صَفَرَ، وَيَقُولُونَ: إذَا بَرَأ الدَّبَرُ وَعَفَا ا‘ثَرُ وَانْسَلَخُ صَفَرُ حَلَّتِ الْعُمْرَةُ لَمِنَ اعْتَمَرَ، قال: فَقَدِمَ رسولُ اللّهِ # وَأصْحَابُهُ صَبِيحَةَ رَابِعَةٍ مُهِلِّينَ بِالحَجِّ. فَأمَرَهُمُ النَّبىُّ # أنْ يَجْعَلُوهَا عُمْرَةً فَتَعَاظَمَ ذلِكَ عِنْدَهُمْ. فقَالُوا يَا رسولَ اللّهِ: أىُّ الحِلِّ؟ قال: الحِلُّ كُلُّهُ[.وعند النسائى: عَفَا الْوَبَرُ بَدَلَ ا‘ثَرِ.وزاد بَعْدَ قَولِهِ: وَانْسَلَخَ صَفَرُ، أوْ قالَ: وَدَخَلَ صَفَرُ.

21. (1309)- Buharî, Müslim, Ebu Dâvud ve Nesâî´de kaydedilen bir rivayette İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “(Cahiliye Arapları) hacc aylarındaki umreyi yeryüzünde işlenebilen günahların en büyüğü biliyorlardı. Keza Muharrem ayını da Safer diye isimlenirip: “Bere iyileşip eser kalmadığı ve Safer ayı çıktığı vakit umre yapmak isteyene umre helâl olur” diyorlardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve Ashab-ı Güzîn (radıyallahu anhüm)´i, hacc için ihrama girmiş olarak 4 Zilhicce sabahı (Mekke´ye) geldiler. (Gelir gelmez) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), hacc niyetlerini umreye tahvil etmelerini emretti. Bu, Ashab nezdinde büyük bir hâdise oldu.

“- Ey Allah´ın Resûlü, neleri helal addedeceğiz ” diye sordular.

“Bütün (ihram haramları) helâl olacak!” diye cevap verdi.

“Nesâî´deki rivayette: Eser yerine veber (yün) denmiştir. Mâna: “Yün çoğalınca” olur.

Keza “Safer ayı çıkınca” tâbirinden sonra: “Veya şöyle dedi: Safer ayı girince” tâbiri ilâve edilmiştir. [Buharî, Hacc 34, Menâkıbu´l-Ensâr 26; Müslim 198, (1240, 1241); Ebu Dâvud, Hacc 80, (1987), Menâsik 23, (1792); Nesâî, Hacc 77, 108, (5, 180, 181, 201, 202.)[280]

AÇIKLAMA:

1- Bu rivayet, eski bir cahiliye inancını aydınlatmaktadır: Hacc aylarında umre yasağı. Böylece, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in hacc için giyilen ihramının umreye çevrilmesi hususundaki kesin ve ısrarlı emrinin gerçek sebebini daha iyi anlıyoruz: Haccla ilgili bir cahiliye geleneğini yıkmak. Hattâ, Hz. Aişe´nin umre yapması için Resûlullah (a.s.)´ın gösterdiği husûsî alâkayı, İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ), İbnu Hibbân´ın kaydettiği bir rivayette bu maksadla yorumlar:

وَاللّهِ مَا اَعْمَرَ رَسُولُ اللّهِ # عَائِشَةَ فِِى ذِى الْحِجَّةِ اَِّ لِيَقْطَعَ بِذَلِكَ اَمْرِ اَهْلِ الشِّرْكِ فَإِنَّ هَذَا الْحَىَّ مِنْ قُرَيْشِ وَمَنْ دَانَ دِينَهُمْ كَانُوا يَقُولُونَ فَذَكَرَ نحوه

“Kasem olsun, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)´ye Zilhicce ayında, sırf bir cahiliye âdetini kırmak için umre yaptırttı. Zîra şu Kureyş cemaati ve onun yolundan gidenler “yeryüzündeki günahların en büyüğü hacc aylarında umre yapmaktır” diyorlardı.

2- Muharrem ayının Safer olarak isimlendirilmesi tâbiriyle, İbnu Abbâs, cahiliye devrinde, hacc aylarını panayır aylarıyla çakıştırmak için başvurdukları nesî hâdisesine temas etmektedir. Muharrem ayını Safer diye isimleyerek, Muharrem´i haram ayı olmaktan çıkarıyorlar, haram ayındaki yasakları işliyorlardı. Böylece, Muharrem´in haramlığını Safer ayına tehir ediyorlardı. Maksadları ard arda gelen üç haram ayı ikiye indirmek, üçüncüyü bir ay geriye bırakmaktı. Çünkü üç ay üst üste mukatele, yağma, öldürme gibi alışkanlıklardan uzak kalmak onlara zor geliyordu. Cenâb-ı Hakk, Kur´ân-ı Kerim´de onların bu nesî tatbikatlarını “küfürde artış” olarak değerlendirmiştir;

“Haram ayları geciktirmek (nesî), ancak küfürde bir artış (sebebi)dir. Onunla kâfirler şaşırtılır. Onlar bunu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ki, Allah´ın haram kıldığına sayıca uysunlar da (varsın) Allah´ın haram ettiğini helâl kılmış olsunlar! Bu suretle de onların amellerinin kötülüğü kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah o kâfirler gürûhunu hidayete erdirmez” (Tevbe 37).

Nâdanların zaman zaman Ramazan ayını senenin en uygun ayına almak şeklinde gündeme getirdikleri mesele Kur´ân-ı Kerim´in küfürde bir artış olarak tavsif buyurduğu nesî´den başka bir şey değildir. Dinî takvimin değiştirilmesini hiçbir mü´min taleb edemez.

3- Cahiliye devrinin sözlerinden olan “berenin iyileşmesi”nden maksat, develerin sırtında sefer ve yolculuk meşakkatiyle hasıl olan yaraların iyileşmesidir. Hacc seferinden döndükten sonra iyileşirlerdi.

Eserin kalmamasına gelince: Eser iz demektir. Yani: “Deve vs. binek izlerinin kaybolması” kastedilmektedir. Yani hacc için yapılan seferde deve ve diğer binek hayvanlarının ve hatta yayaların yollarda hasıl ettiği izlerin kaybolması ifâde edilmektedir.

Ebu Dâvud´un rivayetinde عفا الوبر tâbiri yer alır. Yani yünlerin çıkması, artması, bitip büyümesi gibi mânalar ifade eder. Yani hacc seferi sebebiyle aşınıp dökülmüş olan deve yünleri yeniden çıksın, artsın temennisi mevzubahistir.

Umreyi -Safer ayı haram aylardan olmadığı ve Muharrem´i de o hale getirdikleri halde- Safer´in çıkmasına tâlîk etmiş olmalarının sebebi şudur: Onlar Muharrem´i Safer yapınca, bu aylarda umumiyetle memleketlerinde kalmazlardı.

Develerin yarası da ancak Safer´in çıkmasıyla iyi leşirdi. Onu tebeiyyet yoluyla hacc aylarına ilhak ettiler ve aslında Safer olan Muharrem´i de umre aylarının başlangıcı yaptılar. Umre böylece, onlar nezdinde hacc aylarının dışında kaldı.

Aya, Safer denmesi şundan ileri gelir: Safer, lügat olarak boş demektir. Dilimizdeki Safer kelimesi de buradan gelir. Araplar bu ayda birbirlerine yağmada bulunurlar ve evlerini eşyadan hâli ve boş (safer) bırakırlardı. Bu sebeple yağma ayına Safer denmiştir.[281]

ومعنى »بَرَأ الدُّبُرَ« أى اندمل العَقْر الذى يكون في ظهر البعير وشفى.ومعنى »عفَا ا‘ثَرُ« أى اندَرَس لعدم الذهاب والمجئ في الطُّرق.

ـ22ـ وعن مسلم والترمذى: ]قال #: دخَلَتِ الْعُمْرَةُ في الحَجِّ إلى يَوْمِ الْقِيَامَةِ: أىْ دَخَلَ عَمَلُهَا في عَملِ الحَجِّ لِلْقَارِن[ .

22. (1310)- Müslim ve Tirmizî´de şöyle gelmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Umre, kıyamete kadar hacca dahil oldu: Yani, umre ameli, hacc-ı kıran yapmak isteyenin hacc ameline dahil oldu.” [Müslim, Hacc 203, (1241); Tirmizî, Hacc 89, (932).][282]

AÇIKLAMA:

Önceki hadiste cahiliye devrinin umre anlayışını belirttik: Hacc aylarında umre yapmak büyük günah. Resûlullah, bu kanaati yıkmak gayesiyle açık bir ifade ile, kıyamete kadar umrenin hac aylarında da yapılabileceğini ifâde buyurmuştur. Hacc için ise, sâdece hacc aylarında (eşhürü´lhürum) ihrama girilebilir. Şu halde hadis:

a) Hacc-ı kıran yoluyla umre ile haccın birleşebileceğini,

b) Hacc aylarında umre yapılabileceğini tebliğ etmektedir. Şârihler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın hayatında hacc aylarında dört kere umre yaptığını, bunlardan üçünün Zilkade ayında birinin de Veda haccı sırasında cereyan ettiğini belirtirler.[283]

ـ23ـ وعن عائشة رََضِىَ اللّهُ عَنْها قالت: ]خَرَجْنَا مَعَ رسولِ اللّه # في أشْهُر

الحَجِّ وَحُرُمِ الحَجِّ وَلََيالِى الحَجِّ فَنَزَلْنَا بِسَرِفَ. فقَالَ: مَنْ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ هَدْىٌ فأحَبَّ أنْ يَجْعَلَهَا عُمْرَةً فَلْيَفْعَلْ؛ ومَنْ كانَ مَعَهُ الهَدْىُ فََ. قالَتْ: فَاŒخِذُ بِهَا وَالتَّارِكُ لَهَا مِنْ أصْحَابِهِ. فأمَّا رسولُ اللّهِ # وَرِجَالٌ مِنْ أصْحَابِهِ فكانُوا أهْلَ قُوَّةٍ وَكَانَ مَعَهُمْ الهَدْىُ فلَمْ يَقْدِرُوا عَلى الْعُمْرَةِ. قَالتْ: فَدَخَلَ عَلَىَّ رسولُ اللّه # وَأنَا أبْكِى. فقَالَ: مَا يُبْكِيكِ يَا هَنَتَاهُ؟ فقُلْتُ: سَمِعْتُ قَولَكَ ‘صْحَابِكَ فَمُنِعتُ الْعُمْرةَ. فقَالَ وَمَا شأنُكِ؟ قُلْتُ أصَلِّى. قال: َ يَضُرُّكِ، إنَّمَا أنتِ امْرَأةٌ مِنْ بَنَاتِ آدَمَ كَتَبَ اللّهُ عَلَيْكِ مَا كَتَبَ عَلَيْهِنَّ فَكُونِى في حَجِّكِ فَعَسى اللّهُ تَعَالى أنْ يَرْزُقُكِيهَا[. أخرجه الستة إ الترمذى .

23. (1311)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Biz hacc aylarında, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´la birlikte, hacc için ihrama girmiş olarak[284], hacc gecelerinde yola çlıkıp Seref nâm yere indik. Orada Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Kimin beraberinde kurbanlığı yoksa, haccını umre yapmak isteyen umreye çevirsin. Beraberinde kurbanlığı olan bunu yapmasın” dedi. Hz. Aişe sözünde devamla der ki: “Ashab´tan bazısı umreye niyet etti, bazısı da terketti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile, gücü yerinde olan bazısının yanında kurbanlığı vardı.

(Bir ara) Resûlullah yanıma gelince beni ağlar buldu.

“Niye ağlıyorsun ” diye sordu.

“Ben ashabına söylediklerini işittim ve umre yapmaktan engel olundum!” dedim. Bunun üzerine:

“Neyin var ” diye tekrar sordu.

“Namaz kılamıyorum (hayız oldum)” dedim.

“Bu sana zarar vermez. Sen Hz. Âdem (aleyhisselam)´in kızlarından bir kadınsın. Allah öbürlerine yazdığı kaderi sana da takdir etti, bu bir kusur sayılmaz. Sen haccına devam et. Cenab-ı Hakk inşaallah, umreyi de sana nasib edecek” dedi.

(Kaynaklar 1315 numaralı hadisin sonunda toptan verilmiştir.)[285]

ـ24ـ وفي أخرى ]فَلَمْ أزَلْ حَائِضاً حَتَّى كَانَ يَوْمُ عَرَفَةَ ـ وَلَمْ أُهْلِلْ إَّ بِعُمْرَةٍ ـ طَهُرْتُ؛ فَأمَرَنِى أنْ أنْقُضَ رَأسِى وَأمْتَشِطَ، وَأُهِلَّ بِالحَجِّ وَأتْرُكَ الْعُمْرَةَ، فَفَعَلْتُ حَتَّى قَضَيْتُ حََجِّى[ .

24. (1312)- Bir diğer rivayette Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şöyle der: “Hayız halim Arefe gününe kadar devam etti, o gün temizlendim. Ben de sadece umreye niyet etmiştim. Resûlullah saçımı çözüp taramamı, umreyi bırakıp, hacc niyetiyle ihrama girmemi emretti. Emrini yerine getirdim ve haccımı eda ettim.”[286]

ـ25ـ وفي رواية قالتْ: ]فَخَرَجْنَا مَعَهُ حَتَّى قَدِمْنَا مِنَى يَوْمَ النَّحْرِ وَطَهُرْتُ ثُمَّ خَرَجْتُ مِنْ مِنَى فَأفَضْتُ بِالْبَيْتِ، ثُمَّ خَرَجْتُ مَعَهُ في النَّفْرِ اŒخِرِ حَتَّى نَزَلَ المُحَصَّبَ فَدَعَا عَبْدَ الرَّحْمنِ فقَالَ اخْرَجْ بأُخْتِكَ مِنَ الحََرَمِ فلتُهِلَّ بِعُمْرَةٍ ثُمَّ افْرُغَا ثُمَّ ائْتِيَا ههُنَا فإنِّى أنْظُرُكُمَا حَتَّى تأتِيَها فَخَرَجْتُ حَتَّى إذَا فَرَغْتُ مِنَ الطّوَافِ جِئْتُهُ بِسَحَرٍ فأذّنَ بِالرَّحِيلِ فارْتَحَلَ النَّاسُ فَمَرَّ مُتَوَجِّهاً إلى المَدِينَةِ[ .

25. (1313)- Hz. Aişe bir başka rivayette şöyle der: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´la birlikte çıktık, kurban günü Mina´ya geldik. Ben (orada) temizlendim. Sonra Mina´dan çıktım. Beytullah´a koştum. Sonra, Resûlullah´la birlikte nefr-i âhir (teşrik günlerinin üçüncüsü, yani bayramın 4. günü = 13 Zilhicce) günü çıktık, Musahhab´a[287] indik. Abdurrahman (radıyallahu anh)´ı çağırdı ve: “Kızkardeşini Harem bölgesinden çıkar (Ten´m´e kadar götür. Orada) umre için ihram giysin. Umreyi yapınca buraya gelin, sizi dönünceye kadar burada bekliyorum!” dedi. Ben ayrılıp (Ten´im´e gidip ihram giydim, umre yaptım) tavaftan boşalınca, seherde yanına geldim. Yola çıkma emri verdi. Herkes göç yükleyip Medine´ye müteveccihen hareket etti.”[288]

ـ26ـ وفي رواية: ]فَمَرَّ بِالْبَيْتِ وَطَافَ بِهِ قَبْلَ صََةِ الصُّبْحِ ثُمَّ خَرَجَ إلى المدِينَةِ[ .

26. (1314)- Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Beytullah´a uğrayıp sabah namazından önce tavaf etti, sonra Medine´ye hareket etti.”[289]

ـ27ـ وفي أخرى: ]خَرَجْنَا مَعَ رسولِ اللّه # فمِنَّا مَنْ أهَلَّ بِعُمْرَة وَمِنَّا مَنْ أهَلَّ بِحَجٍّ وَعُمْرَةٍ، وِمنَّا مَنْ أهَلَّ بِحَجٍّ؛ وَأهَلَّ # بِالحَجِّ. فَأمَّا مَنْ أهَلَّ بِعُمْرَةٍ فَحَلَّ. وَأمَّا مَنْ أهَلَّ بِحَجٍّ أوْ جَمَعَ الحَجَّ وَالْعُمْرَةَ فَلَمْ يُحِلُّوا حَتَّى كَانَ يَوْمُ النَّحْرِ[ .

27. (1315)- Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte yola çıktık. Bazılarımız umre niyetiyle ihrama girdi, bazılarımız hem hacc hem de umre niyetiyle ihrama girdi, bazılarımız da sadece hacc niyetiyle ihrama girdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da sadece hacc için ihrama girmişti. Umre için ihrama girenler, (umreyi yapınca) ihramdan çıktılar. Hacc için ihrama girenler veya hacc ve umre için ihrama girenler, yevm-i nahr´e (kurbanın birinci gününe) kadar ihramdan çıkmadılar.” [Buharî, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3, 33, 81, Edâhî 3, 10; Müslim, Hacc 111-135, (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224, (1,410-412); Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1778-1783); Nesâî, Hacc 77, (5, 177-178), Tirmizî, Hacc 91, (934).][290]

ـ28ـ وعند أبى داود: ]قال #: يَا عَبْدَ الرَّحْمنِ أرْدِفْ أُخْتُكَ فَأعْمِرْهَا مِنَ التَّنْعِيمِ فإذَا هَبَطْتَ بِهَا مِنَ ا‘كَمَةِ فلتُحْرِمْ فإنَّهَا عُمْرَةٌ مَتَقَبَّلَةٌ[.

28. (1316)- Ebu Dâvud´un bir rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Ey Abdurrahman! Kızkardeşini devenin arkasına al, Ten´îm´den itibaren umre yaptır. Tepelikten inip oraya vardın mı ihrama girsin. Zîra yapacağı, kabul görecek bir umredir.” [Ebu Dâvud, Menâsik 81, (1995).][291]

ـ29ـ وعن أبى موسى رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قَدِمْتُ عَلى رسولِ اللّه # وَهُوَ مُنِيخٌ بِالبَطْحَاءِ فقالَ: بِمَ أهْلَلْتَ؟ فقُلْتُ: بِإهَْلِ رسولِ اللّه # قال: هَلْ سُقْتَ الْهَدْىَ؟ قُلْت َ. قال: فطُفْ بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا والمَرْوَةِ ثُمَّ أحِلَّ. ففَعَلْتُ: ثُمَّ أتَيْتُ امْرَأةً مِنْ أهْلِِى فَمَشَطَتْنِى وَغَسَلَتْ رَأسِى فَكُنتُ أُفْتِى بذِلكَ النَّاسَ في إمَارَةِ أبِى بَكْرٍ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ؛ فلمَّا مَاتَ وَكَانَ عُمَرُ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ فإنِّى لَقَائمٌ بِالمَوْسِمٍ إذْ جَاءَنِى رَجُلٌ فقَالَ اتَّثِدْ في فُتْيَاكَ، إنَّكَ َ تَدْرِى مَا يُحْدِثُ أمِيرُ المُؤمِنينَ في شأنِ النُّسُكِ. فقُلتُ: يَا أيُّهَا النَّاسُ: مَنْ كُنَّا أفْتَيْنَاهُ بشئٍ فَلْيَتَّئِدْ فهذَا أمِيرُ المُؤمِنينَ قَادِمَ عَلَيْكُمْ فَبِهِ فَائْتَمُّوا. فَلمَّا قَدِمَ قُلْتُ لَهُ: يَا أمِيرَ المُؤمِنينَ مَا هذَا الَّذِى بَلَغَنِى؟ أحْدَثْتَ في شَأن النُّسُكِ؛ فقَالَ أنْ نَأخُذَ بِكتَابِ اللّهِ تَعالى فإنَّ اللّهَ تَعالى يَقُولُ: وَأتِمُّوا الحَجَّ وَالْعُمْرَةَ للّهِ وَأنْ نَأخُذَ بِسُنَّةِ رسولِ اللّهِ # فَقَدْ قَالَ: خُذُوا عَنِّى مَنَاسِكَكُمْ؛ فإن النَّبىَّ # لَمْ يَحل حَتَّى نَحَرَ الهَدْىَ[. أخرجه الشيخان والنسائى .

29. (1317)- Ebu Mûsâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bathâ´da mola vermişken yanına uğradım. Bana:

“Neye niyetle ihrama girdin ” diye sordu: Ben:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın niyeti ile niyetlendim” dedim. Bana:

“Kurbanlığın var mı ” diye sordu. Ben:

“Hayır!” dedim:

“Öyleyse, dedi Beytullah´ı, Safâ ve Merve´yi tavaf et ve ihramdan çık!”

Resûlullah´ın bu söylediklerini yaptım. Ailemden bir kadına uğradım. Saçlarımı tarayıp, başımı yıkayıverdi.

Ben Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh)´in halifeliği sırasında, halka bu şekilde fetva veriyordum. O öldü, yerine Hz. Ömer (radıyallahu anh) halife olu. Onun zamanında, bir hacc mevsimiydi. Ben (hacc için hazırlığa) kalkmış olduğum sırada bir adam gelip:

“Fetvalarında teennili ol. Emîrü´lmü´minînin hacc mevzuunda neler ihdas edeceğini bilemezsin!” dedi. Ben de:

“Ey insanlar, ben, kime haccla ilgili bir fetvâ vermiş idiysem, teennili olsun. İşte mü´minlerin emîri size geliyor. Onu imam edinin, ona uyun!” dedim. Hz. Ömer (radıyallahu anh) gelince kendisine:

“Ey mü´minlerin emîri, kulağıma gelen nedir Hacc menâsikiyle alâkalı yeni şeyler mi ihdâs ettiniz ” diye sordum. Bana:

“Eğer Allah´ın kitabıyla amel edeceksek, bak Allah´ın kitabı ne diyor: “Haccı da, umreyi de Allah için tam yapın…” (Bakara 196) emrediyor. Eğer Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın sünneti ile amel edeceksek. O: “Menâsikinizi benden alın” diyor ve kurbanlığı, yerine (Mina´ya) ulaşıncaya kadar ihramdan çıkmıyor.” [Buharî, Umre 11, Hacc 32, 34 125, Megâzî 60, 77; Müslim, Hacc 154, (1221); Nesâî, Hacc 50, (5, 153).][292]

AÇIKLAMA:

1- Rivayetten, Ebu Mûsa hazretlerinin (radıyallahu anh) hacc-ı temettuya fetva verdiği anlaşılmaktadır. Çünkü Resûlullah ona ve onun gibi kurbanlığı olmayanlara “ihramdan çıkın” diye emrederek temettuda bulunmalarını yani ihram yasaklarından istifade etmelerini sağlamıştır. Onun Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´den gördüğü budur.

Öte yandan Hz. Ömer, âyet-i kerimeyi ve Resûlullah´ın şahsî tatbikatını esas alarak hacc-ı ifrad´ı emretmiş ve haccın umreye tebdilini uygun bulmamıştır. Aslında, Resûlullah da, beraberinde kurbanlığı olduğu için kendisi şahsen öyle yapmış ve diğer kurbanlığı bulunan Hz. Ali ve Hz. Talha (radıyallahu anhümâ) gibi birkaç kişiye de öyle yapmalarını emretmiş ve böylece hacılardan bir kısmı haccın sonuna kadar ihramlarını terketmeyerek hacc-ı ifrad yapmışlardır.

2- Hz. Ömer´in, âyette geçen “tamam”dan muradı şöyle açıkladığı rivayet edilmiştir: “Hacc ve umreyi ayrı ayrı yapmak ve umreyi hacc aylarından başka zamana bırakmaktır.” Bazı âlimler, Hz. Ömer (radıyallahu anh)´in, umre ile hacc arasındaki temettuya kesin bir yasak koymadığını, bunu batıl ve haram ilân etmediğini söylemiştir. Nitekim bunu, müteakip rivayet açık bir şekilde göstermektedir. Onun mezkur davranışı, hacc-ı ifradın efdal olduğu hususundaki kanaat ve inancını gösterir. Öyle ise, öbürünü yasaklaması, nazarında efdal olana teşvik içindir. Nevevî´nin yorumu böyle.

3- Gerek Hz.Ali ve gerekse Ebû Mûsa, her ikisi de: “Resûlullah´ın niyeti neye ise ona niyet ettim” demiş olmalarına rağmen, Ebu Mûsâ´ya ihramdan çıkmayı emretmiş, Hz. Ali´ye emretmemiştir. Bunun sebebi Hz. Ali´nin de kurbanlığı olmasıdır. Nitekim 1301 numaralı hadis Hz.Ali´nin Yemen´den gelerek sonradan katıldığını ve beraberinde bir de kurbanlığının olduğunu belirtir.

4- Bazı âlimler, bu hadisten muallak ihramın câiz olduğu hükmünü çıkarmışlardır. Muallak ihram, niyyeti, bir başkasının niyetine tâlik etmek, bağlamak demektir: Yani: “Falan kimse neye niyet etti ise ben de ona niyet ediyorum: Hacca niyet ettiyse benim niyetim de haccadır, umreye niyet etmiş ise umreyedir.” Hemen kaydedelim ki, Hanefîlere göre böyle bir niyet câiz olmaz, kişi haccda sahih şekilde niyetini ortaya koymalıdır.

5- Ahmed İbnu Hanbel ile Ebu Hanîfe hazretleri, “Umre yapan bir kimse kurban götürmüşse, bayram günü kurbanını kesmedikçe ihramdan çıkamaz” diye hükmederler. Delilleri, sadedinde olduğumuz hadistir.

6- İmam Mâlik ve Şafiî (rahimehumallah)´ye göre, umreye niyet eden bir kimse tavaf ile sa´yini yaptı mı kurbanlığı olsun olmasın ihramdan çıkabilir.

7- Bu meselede esas olan şudur: Haccda temettu hiçbir kerâhet olmaksızın câizdir. Bu hususta icma-ı ümmet vâki olmuştur.[293]

ـ30ـ وفي أخرى لمسلم والنسائى: ]أنَّ أبَا مُوسى كانَ يُفْتِى بالمُتْعَةِ. فقَالَ لَهُ عُمَرُ: قَدْ عَلِمْتُ أنَّ النَّبىَّ # قَدْ فَعَلَهُ وأصْحَابَهُ، وَلكِنْ

كَرِهْتُ أنْ يَظِلّوا مُعَرِّسِينَ بِهِنَّ في ا‘رَاكِ ثُمَّ يَرُوحُونَ في الحَجِّ تَقْطُرُ رُؤوُسُهُمْ[.قوله: »فَلْيَتَّئِدْ« أمر بالتَّؤَدة، وهى التأنى في ا‘مر والتثبت .

30. (1318)- Müslim ve Nesâî´de gelen bir diğer rivayette şöyle denir: “Ebû Mûsa hacc-ı temettuya fetva veriyordu. Hz. Ömer (radıyallahu anh) ona: “Biliyorum ki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve ashabı bunu yaptılar. Ancak ben, halkın Erâk[294] denilen yerde kadınlarla cima ederek, sonra başlarından su damlar bir halde hacc yapmaya gitmelerini uygun bulmadım” dedi.” [Müslim, Hacc 157, (1222); Nesâî, Hacc 50, (5,159).][295]

ـ31ـ وعن البراء رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]كُنْتُ مَعَ عليٍّ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ حِينَ أمَّرَهُ النَّبيُّ # عَلى اليَمَنِ فأصَبْتُ مَعَهُ أوَانِىَ فَلَمَّا قَدِمَ عَلى النَّبِىِّ # وَجَدَ فَاطِمَةَ وَقَدْ نَضَخَتِ الْبَيْتَ بِنَضُوخٍ فَغَضِبَ. فقَالَتْ: مَالَكَ؟ إنَّ رسولَ اللّه # قَدْ أمَرَ أصْحَابَهُ فأحَلُّوا. فأتَيْتُ رسولَ اللّه # فقَالَ لى: كَيْفَ صَنَعْتَ؟ قُلْتُ: أهْلَلْتُ بإهَْل النَّبىِّ #. فقَالَ: إنِّى سُقْتُ الْهَدْىَ وَقََرَنْتُ. قَالَ: وَقالَ لِِى انْحَرْ مِنَ الْبُدْنِ سَبْعاً وَسِتِّينَ أوْ سِتّاً وَسِتِّينَ وَأمْسِكْ لِنَفْسِكَ ثَثاً وَثََثِينَ أوْ أرْبعاً وَثََثِينَ وَأمْسِكْ مِنْ كُلِّ بَدَنَةٍ مِنْهَا بَضْعَةً[. أخرجه أبو داود والنسائى.»النَّضُوخُ« بخاء معحمة: ضَرْب من الطيب .

31. (1319)- Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. Ali´yi Yemen´e emir olarak gönderdiği zaman ben onun yanında idim. Onunla beraber ben de (altın) kaplar elde ettim. Hz. Ali (radıyallahu anh), (Yemen´den) Resûlullah´ın yanına gelince, Hz. Fatıma´nın, (boyalı elbiseler giymiş), evi de (hâlâ kokmakta olan) bir tütsü ile tütsülemiş olduğunu gördü. (Bu kıyafet ve bu tütsünün yasak olduğu hacc döneminde karşılaştığı bu manzaraya Ali) kızdı. Hz. Fâtıma:

“Niye kızıyorsun Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashabına (ihramdan çıkmalarını emir buyurdu, onlar da ihramdan çıktılar” dedi. (Bunun üzerine Hz. Ali, zevcesine: “Ben zaten Resûlullah´ın niyyeti ile ihrama girmiştim” dedi ve) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´e uğradı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Sen ne yaptın ” diye sordu. Hz. Ali:

“Resûlullah´ın niyeti ile niyetlendim” deyince Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Ben kurbanlık getirdim ve hacc-ı kırana niyet ettim” diye açıklamada bulundu ve Hz. Ali (radıyallahu anh)´ye şu emri verdi:

“Altmış yedi -veya altmış altı- deve kes. Develerden otuz üç -veya otuz dört- tanesini kendin için ayır ve develerden her birinden bir parça da (benim için) ayır.” [Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1797).][296]

AÇIKLAMA:

1- Rivayet aslında Hz. Berâ (radıyallahu anh)´nın anlatmasıyla başladığı halde, sonradan Hz. Ali (radıyallahu anh)´nin anlatması şeklinde devam eder. Muhakkak ki, Hz. Berâ hâdiseyi Hz. Ali´den naklen vermekte. Biz tercümede üslûbu, Berâ´nın anlatması şeklinde devam ettirdik. Ayrıca, hadisin Ebu Dâvud´daki aslında mevcut olan bazı ziyadeleri parantez içerisine alarak, mevzuyu daha anlaşılır bir hale koyduk.

2- Müslim´in bir rivayetinde, Yemen´den dönen Hz. Ali´nin, zevcesini ihramdan çıkarak boyalı elbiseler giyip sürme çekmiş bulduğu için, bu durumunu hoş karşılamayarak kızdığı belirtilir.

3- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in, Ali efendimize (radıyallahu anh) 66 adet kurbanın kesimiyle ilgili emri şöyle açıklanmıştır: “Sanki bu emirden murad şudur: “Benim yerime sen benim için 66 deve kes, bundan sonrasını da kendin adına kes!” Böylece her bir devenin Hz. Ali´nin eliyle kesilmiş olduğu anlaşılır. Ancak, -1320 numaralı müteakip hadiste görüleceği üzere- bazı rivayetler, kendi kurbanlarının çoğunu, Resûlullah´ın bizzat elleriyle kestiğini ifade etmektedir. Mamafih, Resûlullah´ın mezkur emrini: “Ey Ali, kesmen için hazırlık yap, kesim yerine bu kadar deveyi götür, orada ben keseceğim. Sen de kendi develerini ellerinle kesersin!” şeklinde anlamak da mümkündür. Müslim´in bir rivayeti şöyle:

فَنَحَرَ ثََثًا وَسِتِّينَ بِيدِهِ ثُمَّ اَعْطَى عَلِيًّا فَنَحَرَ مَا غَيْرَهُ

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), kendi elleriyle 63 adedini kesti. Sonra (bıçağı) Ali´ye verdi, böylece gerisini de o kesti.”

4- Yemen´den Hz. Ali (radıyallahu anh)´nin getirdiği develerle Hz. Peygamber´in Medine´den getirdiği develerin toplamı yüz adetti.

5- Müslim´in bir rivayetinde Hz. Peygamber´in bir kurban etinden bir kapta pişirttği, Hz. Ali ile birlikte yediği ve suyundan da içtiği belirtilir.

6- Bu rivayet, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın haccına, “hacc-ı kırandı” diyenlere delildir. Zîra neye niyet etmiş bulunduğunu “Ben kurbanlık getirdim, hacc-ı kırana niyet ettim” diyerek açık bir şekilde belirtmiştir.[297]

ـ32ـ وعن أنس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]بَاتَ رسولُ اللّه # بِذِى الحُلَيْفَةِ حَتَّى أصْبَحَ ثُمَّ رَكِبَ حَتَّى إذَا اسْتَوَتْ بِهِ رَاحِلَتُهُ علَى الْبَيْدَاءِ حَمِدَاللّه وَسَبَّحَ وَكَبَّرَ وَهَلَّلَ ثُمَّ أهَلَّ بِحَجٍّ وَعُمْرَةٍ وَأهَلَّ النَّاسُ بِهِمَا فَلَمَّا قَدِمَ أمَرَ النَّاسَ فَحَلّوا حَتَّى إذَا كانَ يَوْمُ التَرْوِيَةِ أَهَلُّوا بِالحَجِّ. فَلَمَّا قَضَى رسولُ اللّه # الحَجَّ نَحَرَ سَبْعَ بَدَنَاتٍ بِيَدِهِ قِيَاماً[ .

32. (1320)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Zülhuleyfe´de geceledi. Sabah olunca (devesine) bindi. Devesi onu Beydâ´da havaya kaldırınca, Allah´a hamdetti, tesbih etti, tekbir getirdi, tahlil getirdi. Sonra hacc ve umre için (niyet edip) telbiye getirdi. Halk da her ikisi için (niyet edip) telbiye getirdi. (Mekke´ye) gelince halka emretti, onlar da ihramdan çıktılar. Bu hal terviye gününe (Zilhicce´nin 8´i) kadar devam etti. Terviye günü hacc için ihrama girip telbiye getirdiler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) haccı îfa edince kendi eliyle ayakta olduğu halde, yedi deve kesti.” [Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1796); Nesâî, Hacc 143, (5, 225).][298]

AÇIKLAMA:

1- Bu rivayet, ihram telbiyesini, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in devesine tam olarak bindikten sonra -yani daha ayağının birini atmış iken veya biner binmez değil, devesi kalktıktan sonra- getirdiğini ifade eder.

2- Deveye, hayvan yatarken binildiği için, deve onu yükseltince, denmiştir. Yani deveye binildikten sonra deve ayağa kalkar. İşte bu kalkışla, binen kişiyi yükselterek tam binmiş vaziyetine geçirir.

3- Bu rivâyet, ihrama girmenin fiilî ilân ve işareti olan telbiyeden önce tahmid, tesbih, tekbir ve tehlil getirmenin sünnet olduğunu ifade eder. Tahmid elhamdülillah, tesbih sübhânallah, tekbir Allahü ekber, tehlil de lâilahe illallah demektir.

4- Rivâyet, önce baştaki büyüğün telbiye getirmesinin, sonra da etrafındaki cemaatin telbiye getirmesinin sünnet olduğunu göstermektedir.

5- Hadis, deveyi ayakta kesmenin müstehab olduğunu ifâde eder.

NOT: Hadisle ilgili diğer bazı teferruatın izahını 1263 numaralı hadiste yaptık, oraya bakılsın.[299]

ـ33ـ وفي رواية عن بل بن الحارث: ]قُلْتُ يَارَسُولَ اللّهِ: فَسْخُ الحَجِّ لَنَا خَاصَّة أوْ لِمَنْ بَعْدَنَا؟ قالَ: بَلْ لَكُمْ خَاصَّةً[. أخرجه أبو داود.وأخرج منه النسائى: فسْخُ الحَجِّ فقَطْ؛ وَفَسْخُ الحَجِّ: هُوَ أن يكون قد نوى الحج ثم يجعله عمرة ويحل ثم يعود ويُحرِمْ به .

33. (1321)- Bilal İbnu´l-Hâris (radıyallahu anh)´in yaptığı bir rivayette şu ibare mevcuttur: “Ey Allah´ın Resûlu, hacc (için yapılan niyet)´ı umreye çevirmek sadece bize mi hastır, yoksa bizden sonrakiler için de câiz olacak mıdır ” diye sordum. Bana şu cevabı verdi:”

Bu sadece size hastır. (Sizden sonraki Müslümanlara câiz değildir).” [Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1808); Nesâî, Hacc 77, (5, 179).]

Nesâî, Bilâl İbnu´l-Hâris´ten sadece (sadedinde olduğumuz) feshu´lhacc hadisini tahric etmiştir. Feshu´lhacc: Kişinin önce hacca niyet etmesi, fakat sonradan bunu umreye çevirmesi, umre yapınca ihramdan çıkması, tekrar hacc için ihrama girmesidir.[300]

AÇIKLAMA:

1- Bu hadisin hükmü hususunda âlimler farklı yorumlara gitmişlerdir. Hattâbî´nin açıklamasına göre bazı âlimler: “Cahiliye devrinde, hacc aylarında umre uygun görülmediği için, onların bu düşüncelerini kırmak maksadıyla Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) hacc için yaptıkları niyeti feshederek umreye çevirmelerini emretmiştir. Maksadı eski düşünceyi kaldırıp, İslâm´ın emrine bağlanmalarını sağlamaktı. Bu maksat hâsıl olduktan sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yeni bir emirle, hacc için ihrama girenlerin bunu feshedemeyeceğini bildirdi” demişlerdir.

2- Ulemâ, haccı fâsid olan (bozulan) bir kimsenin haccın geri kalan menâsikini tamamlamaya devam etmesi gereğinde ittifak etmiştir, (1271 nuaralı hadise bakın.)

3- Âlimler, iki hacca (hacc ve umreye) beraberce niyet eden kimseler hakkında ihtilâf ederler.

İmam Şâfiî, Ahmed İbnu Hanbel, İshak İbnu Râhuye: “Böyle birisine bir hacc gerekir, çünkü, hacc ve umre her ikisi için niyet zaten gereksiz bir iştir, şayet yaptı ise bilicma sahih değildir” derler.

Ebu Hanîfe ve ashabı (yani ehl-i rey): “Biri gelecek seneye bırakılır, öbürü tamamlanır, ceza olarak bir dem (davar kurban etmek) gerekir” der. Süfyan-ı Sevrî: “Böyle birine hem hacc hem umreyi aynı yılda yapması vacib olur. Ceza olarak dem gerekir, gelecek yıl haccı yeniler” der. İmam Mâlik: “Hacc-ı kıran yapmış olur. Ceza olarak dem gerekir” der. Şâfiî´ye göre: “Ne dem, ne umre, ne de gelecek yıl kaza, hiçbir şey gerekmez.”

4- Ulemâ temettu ruhsatının kıyamete kadar baki kalacağında ihtilâf etmez. Cumhûr, hacc için yapılan niyetin umreye çevrilme ruhsatının Ashab´a has bir ruhsat olduğunda ittifak eder.Fesh ruhsatının da kıyamete kadar bâki olduğunu söyleyenler de olmuştur. Onlar: “Bu hadisle amel edilemez, kendisinden sahih olanlara muârızdır” derler.[301]

ـ34ـ وعن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]أهَلَّ رسولُ اللّه # بِعُمْرَةٍ وَأهَلَّ أصْحَابُهُ بِحَجٍّ[. أخرجه أبو داود.

34. (1322)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) umre için, ashabı da hacc için ihrama girdi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1804); Müslim,Hacc 196, (1239); Nesâî, Hacc 77, (5, 178).][302]

ـ35ـ وعن عكرمة بن خالد المخزومى قال: ]سَأَلْتُ ابنَ عُمرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما عَنِ الْعُمْرَةِ قَبْلَ الحَجِّ. فقَالَ: َ بَأسَ اعْتَمَرَ النَّبىُّ # قَبْلَ الحَجِّّ[. أخرجه البخارى .

35. (1323)- İkrime İbnu Halid el-Mahzûmî diyor ki: “İbnu Ömer (radıyallahu anh)´e haccdan önce yapılan umre hakkında (caiz mi, değil mi diye) sordum. Bana:

“Yapmakta bir beis yok. Bizzat Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) haccdan önce umre yapmıştı” cevabını verdi.” [Buharî, Umre 2.][303]

ـ36ـ وله في أخرى عن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما ]أنَّ النَّبىَّ # بَعَثَ أبَا بكْرٍ عَلى الحَجِّ يُخْبِرُ النَّاسَ بِمَنَاسِكِهِمْ وَيُبَلِّغُهُمْ عَنْ رسولِ اللّه # حَتَّى أتَوْا عَرَفَةَ مِنْ قِبَلِ ذِى المَجَازِ فَلَمْ يَقْرَبِ الْكَعْبَةَ وَلكِنْ شَمَّرَ إلى ذِى المَجَازِ، وذلِكَ أنَّهُمْ لَمْ يَكُونُوا اسْتَمْتَعُوا بِالْعُمْرَةِ إلى الحَجِّ[ .

36. (1324)- Yine Buharî´nin, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´tan kaydettiği bir rivayette şöyle denir:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), insanlara (haccın İslâm´a uygun olan) âdâbını öğretmesi ve Resûlullah adına tebligatta bulunması için Hz. Ebu Bekir´i hacc emîri olarak gönderdi. Hac kafilesi Arafat´a Zülmecaz cihetinden vasıl olunca Kâbe´ye yaklaşmadı, fakat Zülmecaz´a doğru yöneldi. Böyle yapışı, hacca umre ile niyet etmemiş olmasından ileri geliyordu.”[304]

AÇIKLAMA:

Buharî´de bu metne uygun bir rivayete rastlanmamıştır.[305]

ـ37ـ وعن ابن المسيب ]أنَّ رَجًُ مِنْ أصْحَابِ رسولِ اللّه # أتَى عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ فَشَهِدَ عِنْدَهُ أنَّهُ سَمِعَ النَّبِىّ # يَنْهى في مَرَضهِ الَّذِى قُبِضَ فِيهِ عَنِ الْعُمْرَةِ قَبْلَ الحَجِّ[. أخرجه أبو داود .

37. (1325)- İbnu´l-Müseyyeb anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın ashabından bir adam, Hz. Ömer (radıyallahu anh)´e gelerek, huzurunda, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın ölmüş bulunduğu hastalığı sırasında, haccdan önce yapılan umreyi yasaklarken Resûlullah´ı işittiğine dair şehâdette bulundu.” [Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1793.).][306]

AÇIKLAMA:

Hattâbî, bu hadisin senedinde zaaf olduğunu belirttikten sonra şu açıklamayı yapar: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) haccından önce iki sefer umre yapmıştır. Kaide şudur: Sâbit ve malum bir iş zannî bir emirle terkedilmez. Hacc yapmazdan önce umre yapmanın câiz olduğu ulemânın icmasıyla sabittir. Hatta bu konuda herhangi bir ihtilaf rivayet edilmemiştir. Nehyin ihtiyarî ve istihbâbî olması muhtemeldir. Resûlullah, haccın öncelikle yapılmasını emretmiş olabilir, çünkü umreden çok daha ehemmiyetlidir. Vakti de belli bir zamanla mukayyeddir. Umrenin belli bir zamanı yok, senenin bütün günlerinde yapılabilir. Ayet-i kerime´de de nitekim Cenab-ı Hakk, haccı, umreden önce zikreder: وَاَتِمُّو الحج والعمرة للّه

“Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın…” (Bakara 196.) [307]

BEŞİNCİ BAB

TAVAF VE SA´Y

Bu babta üç fasıl var:

BİRİNCİ FASIL

TAVAF VE SA´YİN MAHİYETİ

*

İKİNCİ FASIL

TAVAF VE SA´YİN AHKÂMI

*

BİRİNCİ FER´

ZİYARET TAVAFI

*

İKİNCİ FER´

VEDA TAVAFI

*

ÜÇÜNCÜ FER´

ERKEKLERİN KADINLARLA BERABER TAVAFI

*

DÖRDÜNCÜ FER´

HACERU´L-ESVED´İN GERİSİNİ TAVAF

*

BEŞİNCİ FER´

SAFÂ İLE MERVE ARASINDAKİ SA´Y

*

ALTINCI FER´

TAVAF VE SA´YDE DUA

*

ÜÇÜNCÜ FASIL

BEYTULLAH´A GİRME HAKKINDA

BİRİNCİ FASIL

TAVAF VE SA´Y´İN MAHİYETİ

ـ1ـ عن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: قَدِمَ النَّبىُّ ا# وَأصْحَابُهُ مَكَّةَ وَقَدْ وَهَنَتْهُمْ حُمَّى يَثْرِبَ. فقَالَ المُشْرِكُونَ إنَّهُ يَقدُمُ عَلَيْكُمْ غَداً قَوْمٌ قَدْ وَهَنَتْهُمْ الحُمَّى وَلَقُوا مِنْهَا شِدَّةَ ً فَجَلَسُوا مِمَّا يَلى الحِجْرَ، وَأمَرَهُم النَّبىُّ # أنْ يَرْمُلُوا ثََثَةَ أشْوَاطٍ وَيَمْشُوا بَيْنَ الرُّكْنَيْنِ لِيُرِىَ المُشْرِكِينَ جَلَدَهُمْ. فقَالَ المُشْرِكُونَ: هؤَُءِ الَّذِىنَ زَعَمْتُمْ أنَّ الحُمَّى قَدْ وَهَنَتْهُمْ هؤَُءِ أجْلَدُ مِنَ كَذَا وَكذَا. قَالَ ابنُ عبَّاسٍ: وَلَمْ يَمْنَعْهُ أنْ يَأمُرَهُمْ أنْ يَرْمُلُوا ا‘شْوَاطَ كُلَّهَا إَّ بَقَاءَ عَلَيْهِمْ[. أخرجه الخمسة.زاد البخارى في رواية: لَما قَدِمَ رسولُ اللّه # لِعَامِهِ الَّذِى اسْتَأمَنَ فِيهِ قَالَ: أرْملُوا لِيُرِى المُشْرِكينَ قُوَّتهُمْ وَالمُشْرِكِينَ مِنْ قِبَلِ قُعَيْقِعَانَ

1. (1326)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve ashabı (radıyallahu anhüm) Mekke´ye, Yesrib hummasından bitkin düşmüş bir halde geldiler. Müşrikler (şehirde menfi bir dedikodu yaparak): “Yarın buraya humma hastalığından dermanı kesilmiş ve ondan çok ızdırab çekmiş bir kavim gelecek” dediler ve (Müslümanlar´ın seyrine bakmak için) Hicr´in arkasına oturdular. (Onların hainliğinden vahyen haberdar olan) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), celâdetlerini müşriklere göstermeleri için, Müslümanlar´a tavafın ilk üç şavtında remel yapmalarını, iki köşe arasında da adi yürüyüşle yürümelerini emretti.

Bu hali gören müşrikler: “Bunlar mı hummanın bitkin düşürdüğünü zannettiğiniz insanlar, bunlar falan ve falandan daha sağlammış!” dediler.

İbnu Abbâs (radıyallahu anh) der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı ashabına (radıyallahu anhüm) bütün şavtlarda remel yapmalarını emretmekten alıkoyan şey onlara duyduğu merhametti.” [Buharî, Hacc 55, Megâzî 43; Müslim, Hacc 240, (1266); Tirmizî, Hacc 39, (863); Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1886, 1889); Nesâî,Hacc 155, (5, 230).]

Buharî, bu rivayette şu ziyadeyi kaydeder: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sulh antlaşması yaptığı sene (umre için) gelince müşriklere kuvvetlerini göstermeleri için “hızlı yürüyün!” diye emretti. Müşrikler bu sırada Kuaykıân dağı tarafına oturmuş (seyrediyor)lardı.”[308]

AÇIKLAMA:

1- Yesrib Humması: Humma, ateşli hastalık demektir. Umumiyetle sıtma kastedilir. Medine, sulak ve rutubetli olması sebebiyle sıtma hastalığı, orada eskiden beri sıkca görülürdü. Sıtmasıyla tanınmış idi.

2- Şavt: Lügat olarak hedef ve hedefe yapılan bir kerecik koşuya denir. Hacc ıstılahı olarak iki ayrı yerde kullanılır:

1) Tavafta: Hacer-i Esved´den başlayıp tekrar aynı yere gelinceye kadar Beytullah´ın etrafında yapılan bir devire denir. Böylece yapılan yedi şavta bir tavaf denir.

2) Sa´yde: Safâ´dan Merve´ye gidiş ve Merve´den Safâ´ya dönüşten her birine şavt denir. Bu şekilde Safâ´dan Merve´ye dört gidiş ve Merve´den Safâ´ya üç dönüşle yapılan toplam yedi şavtlık yürüyüşe Sa´y denir.

3- Tavaf: Lügat olarak bir şeyin etrafında dönmek mânasına gelir. Ancak ıstılah olarak Kâbe´nin etrafında usulüne uygun olarak yedi kere dolaşmaktır. Bir tavaf yedi şavttan ibarettir. Tavaf esas itibâriyle Beytullah´ın etrafında icra edilen ziyaret için kullanılır ise de, rivayetlerde bazan, Safa ile Merve arasındaki sa´y içinde kullanılmaktadır.

4- Hicr: Kâbe´nin kuzeybatı duvarının karşısında, zeminden bir metre kadar yüksek, 1,5 metre kalınlığında yarım daire şeklinde bir duvar vardır. Bu duvara Hatim denir. Bu duvarla Beytullah arasındaki boşluğa Hicr denir. Hicr-i İsmâil,

Hicr-i Kâbe veya Hatîra da denmektedir. Burası aslında Hz. İbrahim´in inşa etmiş olduğu Kâbe´nin içerisine dahil idi. Resûlullah´a peygamberlik gelmezden önce yapılan bir tamir sırasında, inşaat malzemesi yetmediği için bu kısım dışarıda bırakılmıştır.

5- Kuaykıân: Mekke´de bir dağın adıdır. Kâbe´nin Hicr kısmına bakmaktadır. Yani Hicr´in Rükn-i Irakî ile Rükn-i Şâmî arasında yer aldığı düşünülürse, bu dağdan Kâbe´ye yönelince, Kâbe´nin bu kısmına hakim bir tepe olduğu anlaşılır. Kuaykıân ismini taşıyan başka yerler de mevcut ise de, bu mevzumuzun dışında kalır.

6- Yesrib: Medine-i Münevvere´nin cahiliye dönemindeki adıdır. Hicretten sonra şehir “Medinetü´r-Resûl” yani Medine olarak kısaltılarak devam etmiştir.

7- Remel: Hızlı yürümek demektir. Esas itibariyle, yürüyen kimsenin, yürüme sırasında omuzlarını çalımla oynatmasıdır. Hacc ıstılahı olarak, tavafın ilk üç şavtında erkeklerin, kısa adımlarla hızlıca ve omuzları silkerek çalımlı ve sür´atli bir şekilde yürümeleridir. Arkadan sa´y yapılacak tavaflarda remel yapmak sünnettir. Sa´y yapılmayacak tavaflarda remel gerekmez. Kadınlar remel yapmaz.

Hadis, bu sünnetin nasıl ortaya çıktığını anlatmaktadır. Umretü´lkazada cereyan eder. Bir rivayette müşriklerin, Müslümanlar hakkında “Onları Yesrib´in sıtması dermandan kesmiştir, hallerini yarın görelim” diye yaptıkları dedikoduyu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vahiy yoluyla öğrenmiştir. Başka çeşit rivayetler de var.

Resûlullah, düşmanın şamatasına meydan vermemek için, ashabına remel yapmalarını, yani tavaf sırasında canlı ve hızlı yürümelerini tembih eder. Ashab da Kâbe´nin Hicr tarafında durup kendilerini seyreden müşriklerin önünden geçerken hızlıca ve omuzları sallayarak yürürler. Kâbe´nin öbür tarafında, yâni müşriklerin göremedikleri arka kısımda ise yine normal yürürler. Nitekim rivayette geçen “…İki köşe arasında da adi yürüyüşle yürümelerini emretti” tâbiri bunu ifade eder. Yani, Resûlullah iki üç şavtta remel emrederken, şavtların tamamını remel yaparak yürümeyi emretmiş olmuyor. Her şavtta sadece müşriklerin görebildikleri kısımlarda hızla yürüyecekler, arka kısımda normal, âdi yürüyüşle yürüyecekler. Âlimler, bu şekilde yürüyüşün müşriklere kuvvetli görünmeyi hedeflediğini, sonradan bunun neshedildiğini söylemiştir.

Ancak, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) hicretin onuncu yılında, Veda haccı sırasında, Hacerü´l-Esved´den başlayıp Hacerü´l-Esved´e kadar, şavtın tamamında remel yapmıştır. Öyle ise bugün haccda yapılan remel Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Veda haccı sırasında yapmış olduğu remelden kalma bir sünnettir ve ilk üç şavtın tamamında yapılır.

Remelin hükmü hususunda âlimler ihtilaf eder. İbnu Abbâs´a göre, remel yapmak, bilahare tekrarı gereken bir sünnet değildir. O zamandaki müşriklere kuvvetli görünmek için yapılmıştır. Binaenaleyh dileyene mübah bir ameldir. Tâbiînden Atâ, Kasım ve Sâlim de remeli İbnu Abbâs gibi değerlendirip “Dileyen yapar, dileyen yapmaz, mübah bir ameldir” demişlerdir. Ancak diğer Ashab ve Tâbiin ulemâsı, tavafın ilk üç turunda remelin sünnet olduğunda ittifak eder. Bu sünneti terkeden, faziletten mahrum kalır ise de tavafını zedelemez, kurban gerekmez.

Abdullah İbnu Zübeyr, remelin, tavafın yedi şavtında da sünnet olduğunu söylemiştir.

Hasan Basrî, Süfyan-ı Sevrî, Mâlikîlerden İbnu Mâcişûn´a göre, remeli terkeden kurban kesmelidir. İmam Mâlik´in önceki hükmü de böyle imiş, ancak sonradan rücû etmiştir.

Remele sünnet diyen Cumhûr (Hz. Ömer, oğlu Abdullah, İbnu Mes´ ud, dört mezhep imamı vs.) delil olarak Hz. Peygamber´in Veda haccındaki tatbikatını gösterir: ilk üç devirde remel yapmış, son dörtte yürümüş ve sonra: “Menâsikinizi benden alın” لِتَأْخُذُوا مَنَاسِكَكُمْ عَنَّى buyurmuştur.

9- Ulemâ bu hadise dayanarak: “küffara karşı kuvvetli ve silahlı görünerek onlara gözdağı vermenin caiz olduğunu, kavlen olduğu kadar fiilen de gövde gösterisi yapmanın bazan cevazın ötesinde, evlâ olduğunu” söylemiştir.[309]

ـ2ـ وفي أخرى: ]إنَّمَا سَعى رسولُ اللّهِ # بِالْبَيتِ وَبَيْنَ الصّفَا وَالْمَرْوَةِ لِيُرِىَ المُشْرِكِينَ قُوّتَهُ[ .

2. (1327)- Bir diğer rivayette (İbnu Abbas) şöyle demiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Beytullah´ın etrafında, Safâ ile Merve arasında, müşriklere kuvvetini göstermek için sa´y etti.”[310]

ـ3ـ وفي أخرى ‘بى داود ]أنَّ رسولَ اللّهِ اضْطَبَعَ فاسْتَلَمَ وَكَبّرَ ثُمَّ رَمَلَ ثََثَةَ أطْوَافٍ، فَكَانُوا إذَا بَلَغُوا الرُّكْنَ اليَمَانِىّ وَتَغَيَّبُوا عَنْ قُرَيْشٍ مَشَوْا ثُمَّ يَطْلُعُونَ عَلَيْهِمْ يَرْمُلُونَ فَتَقُولُ قُرَيْشٌ كَأنَّهُمُ الغِزَْنُ. قَالَ ابنُ عَبّاسٍ فَكَانَتْ سُنَّةً[.ومعنى »وَهَنَتْهُمْ« أضْعفتهم »وَا‘شْوَاطُ« جمع شوط، والمراد به المرة الواحدة من الطواف بالبيت »والرّمَلُ« سرعة المشى والهرولة. »وَاضْطَبَاعُ في الطَّوافِ« أن يُدْخِلَ الرجل الرداء من تحت إبطه ا‘يمن ويجمع طرفيه على عاتقه ا‘يسر ومنكبه ا‘يمن ويغطى ا‘يسر. سمى بذلك “بداء الضبعين وهما من تحت ا“بط .

3. (1328)- Ebu Dâvud´un bir diğer rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ızdıbâ yaptı, istilâmda bulundu, tekbir getirdi, sonra üç tavafta remel yaptı. Müslümanlar Rükn-i Yemânî´ye varınca Kureyş´in nazarından gizleniyor, gizlenince de normal yürüyüşe geçiyor, sonra tekrar karşılarına çıkınca bu sefer yeniden remele geçiyorlardı. Onları böyle remel (yaparken canlı ve kıvrak) gören Kureyş: “Bunlar ceylanlar gibiymiş” diyorlardı.

İbnu Abbâs: “Remel sünnettir” demiştir. [Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1889).][311]

AÇIKLAMA:

1- Izdıbâ: Ridanın (ihramın vücudun üst kısmını örten parçası) bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atmak ve sağ omuz ve kolu ihramın dışında bırakmaktır. Bu hadise dayanan âlimler, remel yapılan şavtlarda ızdıbânın sünnet olduğunu söylemişlerdir. Diğer zamanlarda yapılmaz.

2- İstilâm: -1265 numaralı hadiste açıkladığımız üzere, kısaca- Hacerü´l-Esved´i öpmek veya selâmlamaktır.

3- İbnu Abbâs´ın bu rivayette remele “sünnet” demesini bazı âlimler, remel mevzuundaki önceki kanaatinden rücû ederek cemaatin kavline geldiğine delil olarak değerlendirmiştir. 1326 numaralı hadiste açıkladığımız üzere, İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) nazarında remel sünnet değil, mübah bir ameldir.

ـ4ـ وعن أبى الطفيل رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قُلتُ بنِ عَبَّاسٍ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما: أرَأيْتَ هذَا الرَّمَلَ بِالْبَيتِ ثََثَةِ أطوافٍ، وَمَشى أرْبَعَةِ أطْوَافٍ: أسنّةٌ هُوَ؟ فإنَّ قَوْمَكَ يَزْعُمُونَ أنَّهُ سُنَّةٌ. فقَالَ: صَدَقُوا وَكَذَبُوا. فَقُلتُ: مَا قَوْلُكَ صَدَقُوا وَكَذَبُوا؟ فقَالَ: إنَّ رسولَ اللّهِ # قَدِمَ مَكَّةَ. فقَالَ المُشْرِكُونَ: إنَّ مُحَمّداً وَأصْحَابَهُ َ يَسْتَطِعُونَ أنْ يَطُوفُوا بِالْبَيْتِ مِنَ الهُزَالِ، وَكانُوا يَحْسُدُونَهُ فأمَرَهُمْ أنْ يَرْمُلُوا ثََثاً وَيَمشُوا أرْبعاً. فَقُلْتُ: أخْبِرْنِى عِنَ الطَّوَافِ بَيْنَ الصَّفَا وَالمَرْوَةِ رَاكِباً، أسُنَّةٌ هُوَ؟ فإنَّ قَوْمَكَ يَزْعُمونَ أنَّهُ سُنَّةٌ. قالَ: صَدَقُوا وَكَذَبُوا. قُلْتُ: مَاصَدَقُوا وَكَذَبُوا؟ قَالَ: إنَّ رسولَ اللّه # كَثُرَ عَلَيْهِ النَّاسُ يَقُولُونَ هَذَا مَحَمَّدٌ هذَا مُحَمَّدٌ، حَتَّى خَرَجَ الْعَوَاتِقُ مِنَ الْبُيُوتِ، وَكَانَ # َ يَضْرِبُ النَّاسُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَلَمَّا كَثُرُوا رَكِبَ، وَالمَشْىُ في السَّعْىِ أفْضَلُ[. أخرجه مسلم واللفظ له، وأبو داود بنحوه.وزاد: إنَّ قُرَيشاً قالَتْ زَمَنَ الحُدَيْبِيَةِ: دَعُوا مُحَمّداً وَأصْحَابَهُ حَتَّى يَمُوتُوا مَوْتَ النَّغفِ. فَلَمَّا صَالَحُوهُ عَلى أنْ يَجِيئُوا مِنَ الْعَامِ المُقْبِلِ قَدِمَ رسولُ اللّه # وَالمُشْرِكُونَ مِنْ قِبَلِ قُعَيْقِعَانَ. فقَالَ # ‘صْحَابِهِ: ارْمُلوا بِالْبَيْتِ ثَثاً وَلَيْسَ بِسُنَّةٍ وَقَالَ في السَّعِى بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ مِثْلَ مُسْلِمٍ.وزاد: فطافَ عَلى بَعِيرٍ لِيَسْمَعُوا كََمَهُ وَلِيَرَوْا مَكَانَهُ وََ تَنَالَهُ أيْْدِيِهِمْ. »النَّفَفُ« دود يكون في أنوف ا“بل والغنم .

4. (1329)- Ebu´t-Tufeyl (radıyallahu anh) anlatıyor: “İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) dedim ki:

“Kâbe´nin etrafında (tavaf yaparken) ilk üç şavtında remel, son dört şavtında da normal yürüme yapmak sünnet midir, değil midir Senin kavmin buna sünnet diyorlar ”

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) bana şu cevabı verdi:

“Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler.”

“Yani hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler demekle neyi kastediyorsun ” diye açıklama istedim.

Anlattı:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mekke´ye (umretü´lkaza için) gelmişti. Müşrikler: “Muhammed ve ashabı zayıflıktan Kâbe´yi tavaf edemez” dediler. Müşrikler onu kıskanıyorlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ashabına üç (şavtta) remel yaparak, dört şavtta da normal şekilde yürümelerini emretti.”

Ben tekrar, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´a:

“Bana Safâ ile Merve arasındaki tavafı binerek yapmanın sünnet olup olmadığını haber ver. Zîra senin kavmin bunun sünnet olduğunu söylüyorlar!” dedim. Bana şu cevabı verdi:

“Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler.”

“Hem doğru söylemeleleri, hem de kizb etmeleri ne demektir ” diye ben tekrar sorunca açıkladı:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mekke´ye umre için geldiği zaman (Mekkeli) ahali etrafını çokca sarmış: “İşte Muhammed! İşte Muhammed!” diye sıkıntı veriyorlardı. Hattâ, genç kızlar bile evlerden çıkmışlardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın huzurunda (yol açmak için) halka vurulmazdı. Halk başına üşüşünce, bu sebeple o da hayvana bindi. Aslında sa´yi yayan yapmak (binerek yapmaktan) efdaldir.” [Müslim, Hacc 237, (1264); Ebû Dâvud, Menâsik 51, (1885).]

Ebu Dâvud´un rivayetinde İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) -Müslim´deki rivayete ziyade olarak- şunu söyler: “Hudeybiye müzakereleri sırasında Kureyşliler: “Muhammed´i ve arkadaşlarını bırakın, böcekler gibi ölsünler” dediler. Müteakip sene umre yapmak şartı üzerine sulh antlaşması yapılınca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mekke´ye geldi. Müşrikler de Kuaykıân tepesi yönünden geldiler. Aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz ashabına: “Beytullah´ı üç şavtta remel yaparak tavaf edin” dedi. Bu (bütün ümmete şâmil) bir sünnet değildir.

Safâ ile Merve arasındaki sa´y ile ilgili olarak (Ebu Dâvud´da gelen açıklama, (yukarıda kaydedilen) Müslim rivayetindekinin aynıdır.)

Ancak Ebu Dâvud´da şu ziyâde dahi yer alır: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), halk, sözlerini daha iyi işitsin, yerini daha iyi görsün ve elleri ona ulaşmasın diye bir deveye bindi.”[312]

AÇIKLAMA:

1- İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ), soru üzerine birkaç noktaya tavzih getirmektedir:

* İbnu Abbâs´a göre ilk üç şavtta remel yapmak, diğer dört şavtta normal yürüyerek tavaf, hem sünnet, hem değil. Yani, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunu yapmıştır, ama ilânihâye yapılsın diye bir hüküm taşımaz. Bir sefere mahsus müşriklere kuvvetli görünmek maksadıyla yapılmıştır. Sonraki yıllarda yapılması sünnet değildir.

Sünnet diyenler kizb etmiştir. Kizb, daha önceleri de temas edildiği üzere, Arapça´da her seferinde dilimizdeki “yalan” mânasına gelmez, “hata” mânasına kullanılır. Burada da öyle. İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) remel için “sünnet” diyenleri hatâkarlıkla itham ediyor. Çünkü kendi değerlendirmesi, bunun ilânihâye devamı gereken bir sünnet olmadığı şeklindedir.

* Safâ ile Merve arasındaki sa´yın hayvan üzerinde yapılması sünnet mi diye sorulunca, bunun da Hz. Peygamber´in fiiline uyduğunu, ancak Resûlullah´ın herkes böyle yapsın diye değil, belli bir maksadla, zarureten deve üzerinde yaptığını açıklamıştır. Binaenaleyh “Sa´yın efdali yürüyerek yapılanıdır, binek üzerinde olanı değil” demek istemiştir. Bu meselede ulemâ İbnu Abbâs gibi düşünmüştür. Mâzereti olmayan sa´yını yürüyerek yapmalıdır. Mâzereti olanlar binebilirler.

* Ebû Dâvud´daki: “Böcekler gibi ölsünler” tâbiri hakaret maksadı güder. Böcek diye tercüme ettiğimiz nağaf kelimesi hayvanların burunlarından düşen parazit bir kurtcuktur.[313]

ـ5ـ وعن ابن عمر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]رَأيْتُ رسولَ اللّه # إذَا اسْتَلَمَ الرُّكْنَ ا‘سْوَدَ أوَّل مَا يَطُوفُ يَخُبُّ ثََثَةَ أطْوَافٍ مِنَ السَّبْعِ[. أخرجه الستة إ الترمذى.وفي رواية: وَكَانَ

يَسْعى بِبطنِ المَسِيلِ إذا طَافَ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ.وفي رواية للشيخين: رَمَلَ مِنَ الحَجَرِ )اِلَى الْحِجْرِ( ثَثاً وَمَشَى أرْبعاً ثُمَّ يُصَلِّى رَكْعَتَيْنِ، يَعْنِى بَعْدَ الطّوَافِ. ثُمَّ يَطُوفُ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ في الحَجِّ وَالْعُمْرَةِ.»الخَبَبُ« ضَرْبُ من السير سريع .

5. (1330)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı, yedi şavttan üçünü hızlıca yaptığı ilk tavafta, Hacer-i Esved´e istilâm buyururken gördüm.” [Buharî,Hacc 56; Müslim,Hacc 232, (1261); Muvatta, Hacc 108, (1,365); Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1891) 52, (1893); Nesâî,Hacc 152, (5, 229), 153, (5,230).]

Bir rivayette şöyle demiştir: “Safâ ile Merve arasında sa´y ederken sel çukurunda koşuyordu.”

Buharî ve Müslim´in bir rivayetinde şöyle demiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Haceru´l-Esved´den Haceru´l-Esved´e üç tur remel yaptı, dört tur da yürüdü, sonra iki rekât namaz kıldı, yani tavaftan sonra. Sonra da, hem haccda hem de umrede Safâ ile Merve arasında tavaf yaptı.”[314]

AÇIKLAMA:

Âlimler, İbnu Ömer´in bu müşahadesini Veda haccı ile ilgili kabul ederler. Dolayısıya, İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)´ın umretu´lkaza ile alâkalı rivayetini bunun neshettiğine hükmederler. İbnu Abbâs´ın rivayetinde temel ilk üç şavtta, her bir turun yarısında yapılmıştır. Halbuki burada, “Hacerü´l-Esved´den Haceru´l-Esved´e” remel yapılarak ilk üç turun tamamlandığı belirtilmektedir.[315]

ـ6ـ وعن جابر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قَدِمَ رسولُ اللّه # مَكَّةَ فَدَخَلَ المَسْجِدَ فَاسْتَلَمَ الحََجَرَ ثُمَّ مَضَى على يَمِينِهِ فَرَمَلَ ثََثاً وَمَشى أرْبعاً ثُمَّ أتَى المَقَامَ. فقَالَ: وَاتَّخَدُوا مِنْ مَقَامِ إبْرَاهِيمَ مُصَلَّى؛ وَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ وَالمَقَامُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْبَيْتِ ثُمَّ أتَى الحَجَرَ بَعْدَ الرَّكْعَتَيْنِ فَاسْتَلَمَهُ. ثُمَّ خَرَجَ إلى الصَّفَا وَالمَرْوَةِ أظُنُّهُ قَالَ: إنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللّهِ[. أخرجه مسلم ومالك والترمذى والنسائى.

6. (1331)- Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mekke´ye geldi. Doğru Mescid-i Haram´a girdi ve Haceru´l-Esved´i istilâm buyurdu. Sonra sağ kolu üzerinde ilerleyerek üç tur remel yaptı, dört tur da yürüdü. Sonra Makam-ı İbrahim´e geldi ve وَاتَّخَذُوا مِنْ مَقَامِ إبْرَاهيم مُصَلَّى

“Siz de İbrahim´in makamından bir namazgâh edinin…” (Bakara 125) âyetini okudu. Ardından makam, Beytullah´la kendi arasında olacak şekilde iki rek´at namaz kıldı. Bu namazı bitirince tekrar Haceru´l-Esved´e geldi ve istilâmda bulundu.

Sonra Safâ ve Merve´ye gitti. Zannedersem orada: إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَة َمِنْ شَعَائِر ِاللّهِ “Şüphe yok ki Safâ ve Merve Allah´ın şeâirindendir” (Bakara 158) âyetini okudu.” [Müslim, Hacc 147, (1218), 235 (1263); Muvatta, Hacc 107, (4, 364); Tirmizî, Hacc 33, (856), 34, (857); Nesâî, Hacc 149, (5, 228); İbnu Mâce, Menâsik 29, (2951).][316]

AÇIKLAMA:

Bu rivâyet, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in bir umre tavafını tarif etmektedir.

1) Hacerü´l-Esved´e istilamla tavafa başlamak.

2) İlk üç şavtta remel.

3) Müteâkip dört turda normal yürüyüş.

4) Makam-ı İbrahim´de iki rek´at namaz. Bazı rivayetlerde bu namazların birinci rek´atında Kafirûn, ikinci rek´atında İhlâs suresinin okunduğu belirtilir.

5) Safâ ve Merve arasında sa´y. Bu sa´ye Safâ´dan başlamıştır.[317]

ـ7ـ وعن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]اعْتَمَرَ رسولُ اللّه # وَأصْحَابُهُ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُم مِنَ الجِعرَّانَةِ فَرَمَلُوا بِالْبَيْتِ وَجَعَلُوا أرْدِيَتَهُمْ تَحْتَ آبَاطِهِمْ ثُمَّ قَذَفُوهَا عَلى عَوَاتِقِهِمُ الْيُسْرى[. أخرجه أبو داود .

7. (1332)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve ashabı (radıyallahu anhüm) Ciirrâne´den umre yaptılar. Bu umrede Beytullah´ı remel yaparak tavaf ettiler. Bu tavafta ridalarının bir ucunu sağ koltuklarının altına koymuşlar, diğer ucunu da sol omuzlarının üzerine atarak (ızdıba yapmışlardı).” [Ebu Dâvud, Menâsik 50, (1884), 50, (1891).][318]

AÇIKLAMA:

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Huneyn Savaşı´ndan sonra, ganimeti pay etmek üzere Ciirrâne´de mola verip, o sırada Mekke´ye geceleyin gidip umre yapmıştır. Bu umre, Resûlullah´ın yapmış bulunduğu dört umreden biridir. Hudeybiye Sulhü´nü takip eden yıl yapılan umretu´lkaza´dan sonra yapılmıştır. Resûlullah´ın bu umrede ridası ile ızdıba yaptığı belirtiliyor. Izdıba remel yapılan tavafların bütün şavtlarında gereklidir, diğer tavaflarda gereksizdir.[319]

ـ8ـ وعن عروة رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]أحْرَمَ عَبْدُ اللّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ بِعُمْرَةٍ مِنَ التَّنْعِيمِ ثُمَّ رَأيْتُهُ يَسْعَى حَوْلَ الْبَيْتِ ا‘شْوَاطَ الثََّثَةَ[ .

8. (1333)- Urve (radıyallahu anh) anlatıyor: “Abdullah İbnu´z-Zübeyr, umre maksadıyla Ten´îm´de ihrama girdi. Sonra ben onu Beytullah´ın etrafında, üç şavtta koşar gördüm.” [Muvatta, Hacc 34, (1, 365).][320]

AÇIKLAMA:

Ten´îm, Ciirrâne gibi Hıll´de ihrama girenlerin önce umre yaparak tavaf ve sa´yde bulunmaları müstehabdır. Mekke´de ihrama giren Mina´ dan dönünceye kadar tavaf ve sa´yde bulunmaz. Bu hususu müteakip rivayet de te´yid edecektir.[321]

ـ9ـ وعن عمر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما ]أنَّهُ كَانَ: إذَا أحْرَمَ مِنْ مَكَّةَ لَمْ يَطُفْ بِالْبَيْتِ وََ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ حَتَّى يَرْجِعَ مِنْ مِنىً، وَكَانَ َ يَرْمُلُ إذا طَافَ حَوْلَ الْبَيْتِ إذَا أحْرَمَ مِنْ مَكَّةَ[. أخرجهما مالك .

9. (1334)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´den Nâfi´in anlattığına göre, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) Mekke´de ihrama girdiği zaman ne Beytullah´ı tavaf eder, ne de Safâ ve Merve arasında sa´yde bulunurdu. Bunları Mina dönüşü yapardı. Mekke´de ihrama girdiği zaman Beytullah´ı tavaf edecek olsa remel yapmazdı.” [Muvatta, Hacc 34, (1, 365).][322]

AÇIKLAMA:

Beytullah´ı tavaf etmekle, umre ayrı ayrı ibâdetlerdir. Tavaf, sa´ysiz yapılabilir. Tavaf´tan sonra traş da gerekmez. Şu halde, tavaftan sonra sa´y yapılmayacaksa remel yapmaya gerek yoktur. Hanefî mezhebi de buna hükmeder. Mekke´de ihrama giren İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) sa´ysiz tavaf yapınca remel de yapmıyor.[323]

ـ10ـ وعن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما: ]أنَّ رسولَ اللّه #. لَمْ يَرْمُلْ في السَّبْعِ الَّذِى أفَاضَ فِيهِ[ .

10. (1335)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), ifaza tavafının yedi şavtında da remelde bulunmamıştır.” [Ebu Dâvud, Menâsik 83, (2001).][324]

AÇIKLAMA:

İfâza tavafı: Arafat´tan inildikten sonra yapılan tavaftır. Buna tavaf-ı ziyâret de denir. Haccın iki rüknünden biri bu tavaftır. İlk dört şavtı farzdır. Eyyâm-ı nahir´de yani kurban bayramının birinci, ikinci veya üçüncü günlerinden birinde yapılması gereklidir.

Şu halde, sadedinde olduğumuz rivayet, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın, ifâza tavafında remelde bulunmadığını ifade etmektedir. Önceki rivayetlerde umumî kaideyi belirtmiştik: Remel, arkadan sa´y de yapılacak tavafların ilk üç şavtında yer verilen bir durumdu. İfâza tavafını sa´y takib etmeyeceğine göre, onda remel yoktur.[325]

ـ11ـ وعن أسلم قال: ]سَمِعْتُ ابْنُ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما يَقُولُ فِيمَ الرَّمََنُ وَالْكَشْفُ عَنِ المَنَاكِبِ وَقَدْ أطّأ اللّهُ ا“سْمَ وَنَفَى الكُفْرَ وَأهْلَهُ لَكِنْ مَعَ ذلِكَ َ نَدَعُ شَيْئاً كُنَّا نَفْعَلُهُ مَعَ رسولِ اللّهِ #[. أخرجه أبو داود.»أطّأ« مثل وطّأ، ومعناه: ثبّت ومهد .

11. (1336)- Eslem mevlâ Ömer İbnu´l-Hattâb anlatıyor: “Ömer İbnu´l-Hattâb (radıyallahu anh)´ı dinledim , diyordu ki: “Bugün Allah, İslâm´ı hakim ve güçlü kılmış, küfrü ve kâfirleri de bertaraf etmiş olduğuna göre remel yapmanın ve omuzu açmanın (ızdıba) ne gereği var. Ancak bununla beraber, bizler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´la birlikte yapmış olduğumuz şeylerden hiçbirini bırakmayız.” [Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1887).][326]

AÇIKLAMA:

Daha önce açıklandığı üzere (1326 numaralı hadise bakın), Mekke müşriklerine karşı kuvvetli görünmek maksadıyla Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın emretmiş bulunduğu remel (tavafın ilk üç şavtında omuzları sallayarak hızlıca yürümek) ve ızdıba (remel esnasında sağ omuzu açmak) Müslümanların kesin hakimiyeti ile artık gereksiz görülmüş ve hattâ Hz. Ömer (radıyallahu anh) bunu yasaklamayı bile düşünmüştür. Zîra tavaf sırasında remel yapmanın sebebi ortadan kalkmıştı. Ancak, rivayetten anlaşılacağı üzere Hz. Ömer bu düşüncesinden hemen rücû ediyor. “Resûlullah´la birlikte yaptığımız hiçbir şeyi bırakmayız” demesi, sünnette vârid olan her şeyde, -biz anlamasak, keşfedememiş olsak bile- mutlaka bir hikmet vardır, onun korunması gerekir” demektir.

Hz.Ömer (radıyallahu anh) remel meselesinde, sünnete ittibanın evlâ olduğuna kanaat getirir, böylece Hz. Ömer de, İbnu Abbâs´ın, Veda haccı sırasında remel yapıldığına -ve dolayısıyla remel sünnetini mutlak şekilde devam ettirmek gerektiğine- dair rivayeti te´yid etmiş olmaktadır. Mamafih, yukarıda, Hz. Câbir (radıyallahu anh)´den kaydettiğimiz rivayetde remelin Veda haccında tatbik edildiğini ifade eder.

Hattâbî, bu rivayetleri gözönüne alarak der ki: “Bu rivayetler gösteriyor ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) herhangi bir sebeple bir sünnet ortaya koyar (yani bir davranışta bulunur), bu sebep sonradan ortadan kalkıp kaybolsa bile, sünnet, konduğu hâl üzere devam eder. Bazıları remeli sünnet-i müekkede kabul etmiş, terkine dem (davar kurbanı) gerekir demiştir. Süfyân-ı Sevrî bunlardandır. Ancak, ulemânın kâhir ekseriyeti “Terki herhangi bir şey gerektirmeyen bir sünnet” demekte müttefiktir.”[327]

ـ12ـ وعن يعلى بن أمية رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]طَافَ رسولُ اللّه # مُضْطَبِعاً بِبُرْدٍ[. أخرجه أبو داود والترمذى؛ وعنده ببردٍ أخضرَ .

12. (1337)- Ya´lâ İbnu Ümeyye (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir bürde ile ızdıba yapmış olarak tavaf etti.” [Ebu Dâvud, Menâsik 50, (1983); Tirmizî, Hacc 36, (859).]

Hadisin Ebû Dâvud´daki vechinde “yeşil bir bürde” denir.[328]

AÇIKLAMA:

Bürde, Araplarda vücudun üst kısmına giyilen bir giysidir, aba, hırka dediğimiz şeye tekâbül eder. Şu halde Resûlullah tavafta, bürdesinin bir ucunu sağ koltuğunun altından geçirip göğsü üzerinden sol omuzunun üstüne atmak suretiyle ızdıba yapmış olmaktadır. Ebu Dâvud´ daki vechinde bu bürdenin yeşil olduğu da belirtilir. Demek ki ihramın renkli olmaması diye kesin bir hüküm yoktur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın ızdıbaya, şecaat izhar etmek için yer verdiği belirtilmiştir. Ayrıca hızlı yürümeye yardımcı olduğu söylenmiştir. İmam Mâlik dışında ulema ızdıbâya müstehab demiştir. Şâfiîler: “Remel olan tavaflarda ızdıba sünnettir” demiştir.[329]

ـ13ـ وعن عبدالرحمن بن صفْوان رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]رَأيْتُ النَّبىَّ # قَدْ خَرجَ مِنَ الكَعْبَةِ هُوَ وَأصْحَابُهُ، وَقَدِ اسْتَلَمُوا الْبَيْتَ مِنَ الْبَابِ إلى الحَطيمِ، ووَضَعُوا خُدُودَهُمْ عَلَيْهِ، وَرسولُ اللّه # وَسَطَهُمْ[. أخرجه أبو داود .

13. (1338)- Abdurrahman İbnu Safvan (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı, ashabı ile birlikte Kâbe´den çıkarken gördüm. Beytullah´ı, kapısından Hatim´e kadar istilâm ettiler ve Beytullah´ın üzerine yanaklarını koydular. Bu sırada Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ortalarında idi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 55, (1898).][330]

AÇIKLAMA:

1- Rivayetin Ebu Dâvud´daki aslı, hâdisenin fetih günü cereyan ettiğini belirtir.

2- Hatim: Hadiste geçen Hatim´in neresi olduğu hususunda farklı şeyler söylenmiştir:

* Muhibbuddin et-Taberî ve bazılarına göre Hatim: Rükn (Rükn-i Haceru´l-Esved) ile kapı arasında kalan kısımdır.

* İmam Mâlik´e göre kapı ile Makam arasında kalan kısımdır.

* Bazıları Haceru´l-Esved´dir demiştir.

* Umumiyetle kabul edildiği üzere, Kâbe´nin kuzeybatı duvarının karşısında yerden bir metre kadar yüksek, 1,5 m. kalınlığındaki yarım daire şeklindeki duvardır. Bu duvarla Beytullah arasındaki boşluğa Hıcr denir. Bazı Hanefî kitaplarda Altunoluk´un (mîzab) bulunduğu mevziye hatim denmiştir.

Sadedinde olduğumuz rivayette geçen Hatim´le Haceru´l-Esved´in kastedilmiş olması daha kavi gözükmektedir.

3- Hadis, Beytullah´ın belirtilen kısmına yanak ve göğüs koymanın müstehab olduğunu ifade eder. Burası rükn ile kapı arasıdır, Mültezem de denir.

Beyhâkî´nin bir rivayetine göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da burada yüzünü ve göğsünü Beytullah´a yaslamıştır. İbnu Abbâs´tan gelen bir rivayette, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), rükn ile kapı arasında dua eden mültezim´e, Cenâb-ı Hakk´ın, her dilediğini vereceğini müjde etmiştir.[331]

İSTİLÂM

ـ1ـ عن عابس بن ربيعة قال: ]رَأيْتُ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ يُقَبِّلُ الحَجَرَ وَيَقُولُ: إنِّى ‘عْلَمُ أنَّكَ حَجَرٌ َ تَنْفَعُ وََ تَضُرُّ، وَلَوَْ أنِّى رَأيْتُ رسولَ اللّه # يُقَبِّلُكَ مَا قَبَّلْتُكَ[. أخرجه الستة.وزاد مسلم والنسائى في رواية: وَلَكِنْ رَأيْتُ رسولَ اللّه # بِكَ حَفِيّاً؛ وَلَمْ يَذْكُرْ يُقَبِّلُكَ. »الحفِىُّ« المبالغ في ا“كرام والعناية .

1. (1339)- Âbis İbnu Rebîa (rahimehullah) anlatıyor: “Ben Hz. Ömer (radıyallahu anh)´i Haceru´l-Esved´i öperken gördüm. Onu hem öptü, hem de: “Biliyorum ki sen bir taşsın, ne bir faydan ne de zararın vardır. Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı seni öper görmeseydim, seni asla öpmezdim” dedi.” [Buharî, Hacc 50, 57, 60; Müslim Hacc, 248, 120; Muvatta, Hacc 36, (1367); Tirmizî, Hacc 37, (860); Ebu Dâvud, Menâsik 47, (1873); Nesâî, Hacc 147, (5, 227); İbnu Mâce, Menâsik, 27, (2943).][332]

AÇIKLAMA:

Bu kısımda, Haceru´l-Esved´in istilâmı (selamlanması) ile alâkalı hadisler kaydedilecek. İlk hadis, görüldüğü üzere, Hz. Ömer (radıyallahu anh)´in Haceru´l-Esved karşısındaki davranışı ile alâkalıdır. Bu rivayetle ilgili, ulemânın farklı yorumlarına geçmeden önce Haceru´l-Esved´le ilgili bazı rivayetleri kaydedeceğiz:

1- Hacer, kelime olarak Arapça´da taş demektir. el-Haceru´l-Esved[333] siyah taş demektir. Istılah olarak, Ka´be´de yer alan muayyen bir taşa denir. Hacc ibâdetinde mühim bir yeri vardır.

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´ın Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´tan bir rivayeti şöyledir: “Haceru´l-Esved, cennetten inmiştir. O, indiği zaman sütten de beyazdı. Ancak âdemoğullarının hataları sebebiyle siyahlaştı.”

Abdullah İbnu Amr İbni´l-As (radıyallahu anhümâ)´ın merfu bir rivayeti şöyledir: “Haceru´l-Esved ve Makam, cennet yakutlarından iki yakuttur. Allah celle celâluhu, onların nurunu örtmüştür. Eğer örtülmemiş olsalardı, meşrikle mağrib arasını aydınlatırlardı.”

Yine İbnu Abbâs´tan (merfu) olarak: “Bu taşın bir lisanı, iki de dudağı vardır. Kendisine hak üzere istilâmda bulunanlar lehinde kıyamet günü şahidlik yapacaktır.”

Hz. Ali´den yapılan bir rivayette, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Kıyamet günü, Haceru´l-Esved getirilir. O zaman o, beliğ bir lisanla, kendisine tevhidle istilâmda bulunanlar lehine şehâdette bulunur.”

Hz. Aişe´nin bir rivayeti şöyledir: “Bu siyah taş, yeryüzünden kaldırılmazdan önce ondan istifade edin. Çünkü cennetten çıkmıştır. Cennetten çıkan bir şeyin kıyamet gününden önce ona dönmemesi gerekir.”

2. Hz. Ömer (radıyallahu anh)´in bu dinî mantığı izhâr eden davranışı hakkında Taberî´nin yorumu şöyledir: “Hz. Ömer (radıyallahu anh) böyle söyledi, çünkü insanlar, putlara tapmaktan daha yeni uzaklaşmışlardı. O, bazı cahillerin, Haceru´l-Esved´e yapılan istilâmı, cahiliye devrinde Arapların yaptığı şekilde bazı taşlara gösterilen tâzimin bir devamı zannetmelerinden kortu. Bu sebeple insanlara, bu istilâmı, cahiliye devrinde zannedildiği üzere, taşın kendiliğinden bir fayda veya zarar vereceği için değil, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın fiiline ittiba (uymak) için yaptığını duyurmak istedi.”

Mühelleb´in yorumu şöyle: “Hz. Ömer (radıyallahu anh)´in bu hadisi, “Haceru´l-Esved Allah´ın yeryüzündeki sağ elidir. Onunla kullarıyla musafaha eder” diyenlere bir reddir. Zât-ı İlâhi´ye bir uzuv nisbet etmekten Allah´ı sığınırız. Haceru´l-Esved´in öpülmesi, mutîlerin itaatlerinin bilmüşahade görülmesi için teşrî edilmiştir. Tıpkı İblis´in, Hz. Âdem´e secde ile emredilmesi gibi. İkisi de birer imtihandır.”

Hattâbî de şöyle der: “Onun yeryüzünde Allah´ın eli olması, onunla yeryüzünde iken musâfaha edenin indallah bir ahdi bulunmasının mânası şudur: Âdet olduğu üzere, melik (kral), kendisine dost olmak, hususiyet kazanmak isteyenlere biat akdini musafaha ederek gerçekleştirir ve onlara ahdettikleri şeyleri hatırlatarak hitab eder.”

Muhibbu´t-Taberî, Haceru´l-Esved´in öpülmesindeki mânayı şöyle açıklar: “Bir melik için uzaktan ziyarete gelenler onun elini öperler. Hacı da Kâbe´ye gelince Haceru´l-Esved´i öper. Şu halde bu, melikin elini öpmeye benzetilmiştir. Ve lillâhi´lmeselü´l-a´lâ.”

İbnu Hacer de şunu söyler: “Hz. Ömer (radıyallahu anh)´in bu sözünden, dinî meselelerde, mânasını, hikmetini yeterince anlamasa bile, kişinin şeriat sahibine hulûsla teslim olmak ve en güzel şekilde ittiba etmek gerektiği anlaşılmaktadır. Bu husus, Resûlullah´ın fiillerine, hikmeti hiç bilinmese bile uymak hususunda muazzam bir kaidedir. Kezâ bu söz, bazı cahillerden sâdır olan: “Haceru´l-Esved´de zâtına rücû eden bazı hassalar vardır” kabilinden sözleri de reddeder. Keza bu hadis, fiil ve kaville sünnetlerin açıklanmasına güzel bir örnektir, şöyle ki, imam, şayet bir davranışının yanlış anlaşılarak, itikadların bozulmasından korkacak olursa meseleyi vakit kaybetmeden ele alıp, durumu izah etmeli, açıklığa kavuşturmalıdır.”

3- Bazıları: “Bu hadiste, şeriatte öpülmesi hususunda ruhsat gelmeyen bir şeyi öpmenin mekruh olduğu ifade edilmektedir” demiştir. Ancak İmam Şâfiî “Beytullah´ın her neresi öpülürse hoştur (hasendir), (öpen kınanmaz)” demiştir.

Ahmed İbnu Hanbel´in de Resûlullah´ın kabrini ve minberini öpmede bir beis görmediği rivayet edilmiştir.

4- Bu rivayet Haceru´l-Esved´i öpmenin sünnet olduğunu göstermektedir. Tirmizî, ulemânın böyle hükmettiğini belirtir. Şafiî´ye göre öpemeyen, eliyle istilâm edip elini öper. Hiç yanaşamayanlar, uzaktan ona yönelip tekbir getirir.

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ), -1344 numaralı hadiste açıkladığımız üzere- Haceru´l-Esved´e, yaralanma pahasına da olsa, yaklaşmak için gayret gösterirmiş.

Cumhûr-u ulemâ, Haceru´l-Esved´e eliyle değip eli öpmeyi meşrû addetmiştir. İmam Mâlik hariç, dört imam böyle hükmeder. İmam Mâlik´e göre istilâmda el öpmek yoktur.[334]

ـ2ـ وعن ابن عمر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]لَمْ أرَ رسولَ اللّه # يَسْتَلِمُ مِنَ الْبَيعِ إَّ الرُّكْنَيْنِ الْيَمَانِيِّين[. أخرجه الخمسة إ الترمذى .

2. (1340)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) şöyle demiştir: “Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı Kâbe´den sadece iki rüknü öperken gördüm, bunlar da iki rükn-i Yemânî´dir.” [Buharî, Hacc 59; Müslim, Hacc 242, (1267); Ebu Dâvud, Menâsik 48, (1874); Nesâî, Hacc 156, (5, 231-232).][335]

AÇIKLAMA:

1- Haiste geçen iki rükn-i Yemânî´den murad: Haceru´l-Esved´in konmuş olduğu köşe ile ondan önce gelen köşedir.

Haceru´l-Esved, Kâbe-i Muazzama´nın doğusunda ve kapıya yakın olan köşededir. Asıl rükn-i Yemânî -tavaf istikametini esas alırsak- Haceru´l-Esved´in bulunduğu köşeden bir önceki köşedir. Araplar dil kaidesi olarak (tağlib tarikiyle) Ay ve Güneşi kamereyn, anne ve babayı ebeveyn diye tesmiye ettikleri gibi, bu iki köşeye de rükneyn-i Yemâniyeyn (= iki Yemânî köşe) demişlerdir.

Haceru´l-Esved´in bulunduğu köşeye Rükn-i Esved dendiği gibi bazan Rükn diye kısaca söylendiği de olur. Diğer iki rükne de Şâmiyeyn denir.

Bu rükünlerin faziletce birbirinden farklı olduklarını belirteceğiz.

2- Bu riayet Kâbe´nin iki köşesinin istilâm edilmesi gerektiğini gösterir. Ashab´tan bazılarının dört rüknünü de istilam ettiği rivayetlerde gelmiştir. Hz. Abdullah İbnu Zübeyr, Hz. Câbir, Hz. Enes, Hz. Hasan ve Hüseyin (radıyallahu anhüm), hatta İbnu´z Zübeyr´in bütün köşeleri meshedip, istiğrab edenlere: ليْسَ شَىْءٍ مِنَ الْبَيْتِ مَهْجُورًا “Beytullah´ta mühmel bırakılacak hiçbir şey yoktur” diye cevap verdiği belirtilir.

Hz. Âdem (aleyhisselam)´in de hacc yaptığı zaman bütün rükünleri istilâm ettiğine, keza Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (aleyhimâsselam) Kâbe´yi inşa ettikleri zaman yedi kere tavaf edip, her köşeyi istilâm ettiklerine dair rivayetler gelmiştir. Abdullah İbnu Ömer´den gelen bir rivayet Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın diğer iki rüknü (rükneyeyn-i Şâmiyeyn) istilâm etmeyişinin sebebini şöyle açıklar: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) iki Şâmî rüknü istilâm etmeyi terketmiştir, çünkü Beytullah, Hz. İbrahim (aleyhisselam)´in koyduğu temeller üzerine tamamlanmamıştır.” Bu rivayetten hareket eden bazı âlimler, İbnu Zübeyr´in bütün rükünleri istilâm etmesini, Kâbe, kendisi tarafından tâmir edilirken, Hz. Peygamber´in bir hadisine dayanarak aslî temelleri üzerine oturtmuş olmasıyla izah etmiştir.

Bu hususta İbnu Hacer´in dermeyan ettiği teferruata girmeden, meseleye İmam Şâfiî hazretlerinin getirdiği bir açıklamayı kaydedeceğiz. Ona göre, iki rüknün istilâmı, sünnette vâzıh olarak gelmiştir, diğer iki rükünle ilgili rivayetler münâkaşalıdır ve su götürür.

“Beytullah´ta mühmel bırakılacak hiçbir şey yoktur” diyenlere de şöyle cevap verir: “Biz, diğer iki köşeyi istilâm etmeyi terketmişsek, bunu Kâbe´yi ihmal etmek için yapmıyoruz. Kâbe´yi tavaf eden, onu nasıl ihmal etmiş olur Biz fiilde de terkde de “sünnet”e uyuyoruz. Eğer o iki rükne istilâmda bulunmayı terketmek, onları ihmâl etmek olsa, rükünler arasında kalan (duvar) kısımları terketmek de onları ihmal etmek olur. Ama bunu kimse söyleyemez.”

İbnu Hacer bu mevzudaki tahlilini şöyle noktalar: “Bu mülâhazadan şu prensip ortaya çıkar: Merâtibin (hiyerarşinin) korunarak, her hak sâhibine hakkının verilmesi, her birinin kendi makamına oturtulması gerekir.”

Bu noktada âlimler derler ki: “Beytullah´ın dört rüknü vardır:

Birinci rüknün iki fazileti var:

1- Haceru´l-Esved´i taşıması.

2- Hz. İbrahim´in attığı temel üzerinde olması.

İkinci rükn tek fazilete sahip: Hz. İbrahim´in temeli üzerinde bulunması.

Diğer iki rükün bu faziletlerin ikisinden de mahrum. Bu sebeple birinci rükn öpülür, ikinci rükn sadece istilâm edilir. Diğer iki rükün ise ne öpülür, ne de istilâm edilir. Cumhurun görüşü budur. Sadece bir kısım âlimler, rükn-i Yemânî´nin öpülmesini müstehab addetmiştir.”

Ebu Hanîfe, sadece Haceru´l-Esved´in istilâm edileceğini, rükn-ü Yemanî´yi istilâm etmenin sünnet olmadığını, kişi burayı istilâm ederse bir kusur sayılmayacağını söyler.

3- Kâbe´nin rükünlerini öpmenin meşrû olması prensibinden hareket eden bazı âlimler şu hükümlere ulaşmışlardır:

1) İnsan ve insan dışında tâzime müstehak olan her şey öpülebilir.

2) İnsan eli de prensip olarak öpülebilir, ancak bazı kayıtlar var.

3) Ahmed İbnu Hanbel, Resûlullah´ın kabir ve minberinin öpülebileceğini söylemişse de bazı etbaı, bu rivayetin zayıf olduğunu söylemiştir.

4) Bazı Şafiîler Mushaf´ın, hadis kitaplarının, sulehâ kabirlerinin öpülebileceğini söylemiştir. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) Hz. Hasan´ın göbeğini açarak “Resûlullah´ın öptüğü yerden öpmesine müsaade etmesini” rica etmiş ve öpmüştür. Sabit Bünânî de Hz. Enes (radıyallahu anh)´in elini öpmeden bırakmaz ve: “Bu el, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın elini tutmuştur” dermiş.[336]

ـ3ـ وفي رواية: ]مَا تَرَكْتُ اسْتَِمَ هذَيْنِ الرُّكْنَيْنِ اليَمَانِيَّيْنِ وَالحَجَرِ في شِدَّةٍ وََ رَخَاءٍ مُنْذُ رَأيْتُ رسولَ اللّه # يَسْتَلِمُهُمَا[ .

3. (1341)- Bir rivayette, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´in şöyle dediği belirtilmiştir: “Ben, şu iki Yemânî rükne ve Haceru´l-Esved´e Resûlullah´ın istilâm ettiğini göreliden beri rahat halde de olsam, sıkışık halde de olsam istilâmda bulunmayı hiç terketmedim.” [Buharî, Hacc 60; Müslim, Hacc 245, (1268)[337].][338]

ـ4ـ وفي أخرى للشيخين. قال نافع: ]رَأيْتُ ابْنَ عُمَرَ يَسْتَلِمُ الحَجَرَ بِيَدِهِ، ثُمَّ يُقَبِّلُ يَدَهُ[ .

4. (1342)- Şeyheyn´in (Buharî ve Müslimümâ) bir diğer rivayetinde Nâfî der ki:

“Ben İbnu Ömer (radıyallahu anh)´i (tavaf yaparken gördüm. Haceru´l-Esved´i) eliyle istilâm ediyor, sonra da elini öpüyürdu.” [Buharî, Hacc 60; Müslim, Hacc 246, (1268).][339]

ـ5ـ و‘بى داود والنسائى: ]كَانَ # َ يَدَعُ أنْ يَسْتَلِمَ الرُّكْنَ الْيَمَانِىّ وَالحَجَرَ في كُلِّ طَوافِهِ[ .

5. (1343)- Ebû Dâvud ve Nesâî´deki bir rivayet şöyledir: “(İbnu Ömer) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), (tavafın) her şavtında rükn-i Yemânî ve Haceru´l-Esved´i istilâm etmeyi terketmezdi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 48, (1876); Nesâî, Hacc 156, (5, 231).][340]

ـ6ـ وفي أخرى للبخارى والنسائى: ]سَألَ رَجُلٌ ابْنَ عُمَرَ عَنِ اسْتَِمِ الحَجَرِ. فقَالَ: رَأيْتُ رسول اللّه # يَسْتَلِمُهُ وَيُقَبِّلُهُ؟ فقَالَ الرَّجُلُ: أرَأيْتَ إنْ زُحِمْتُ أرَأيْتَ إنْ غُلِبْتُ؟ قَالَ ابْنُ عُمَرَ: اجْعَلْ أرَأيتَ بِالْيَمَنِ؛ رَأيْتُ رسولَ اللّه # يَسْتَلِمُهُ وَيُقَبِّلهُ[.ومعنى »اجْعَلْ أرأيْتَ بالْيَمَنِ« أى اجعل سؤالك هذا واعتراضك بعيداً عنك حتى كأنه باليمن وأنت موضعك.

6. (1344)- Buharî ve Nesâî´de gelen bir diğer rivayet şöyle: “Bir adam İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´e Haceru´l-Esved´i istilâm etme hususunda sormuştu. Şu cevabı aldı:

“Ben, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı, onu hem istilâm eder, hem de öper gördüm…”

Adam tekrar sordu:

“Pekâlâ, sıkışacak olsam, bana galebe çalacak olsalar, (ne yapayım) ”

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) kızgın bir eda ile:

“Sorusu Yemen´de batasıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı, onu hem istilâm eder, hem öper gördüm.” [Buharî, Hacc 60; Nesâî, Hacc 155, (5, 231).][341]

AÇIKLAMA:

1- Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) Resûlullah´ın sünnetine olduğu gibi teslimiyet ve bağlılığı ile tanınmış büyük sahabelerden biridir. Resûlullah´tan ne gördü, ne duydu ise onu ne pahasına olursa olsun aynen tatbik etmeye, nakletmeye itina gösterirdi. Resûlullah ´tan söylenen birşey hususunda hiçbir mütâlaa kabul etmezdi. Bu yüce sahabinin mizacını sadedinde olduğumuz rivayette de görmek mümkündür. Haceru´l-Esved´i Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hem istilâm etmiş, hem de öpmüştür. Öyleyse, hem istilâm edilecek, hem öpülecek. Muhatabı, “Sıkışıklıkla karşılaşıp, Hacerü´l-Esved´e yanaşamazsam ne yapayım ” mânasında sorusunu yenileyince İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ): “Bırak soru sormayı, ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın sünnetini haber verdim!” mânasında, eski cevabını olduğu gibi tekrar eder. Öfkesini ifade için de kelimesi kelimesine tercüme edersek: “Sualini Yemen´e koy” mânasında bir ifadede bulunur. İbnu Hacer, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´in öfkelenmesini, adamın sualinde re´yi ile hadise muârazada bulunma kokusu sezmiş olmasıyla izah eder. Böylece bunu reddetmiş ve adama bir hadis işitince şahsî re´yi bırakıp hadisin mûcibi ile amel etmesini ders vermiş olmaktadır.

2- Hadis, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´in izdihamı, istilâmı terketmeye yeterli bir özür bulmadığını ifâde etmektedir. Saîd İbnu Mansûr ´un bir rivayetine göre, İbnu Ömer, Haceru´l-Esved´i öpebilmek için kalabalıkta zahmeti göze almış ve hatta yaralanmıştır. Bir başka rivayette bu davranışının sebebi sorulunca şöyle demiştir: هَوَتِ اْ‘َفْئِدَةُ إِلَيْهِ فَأَرِيدُ اَنْ يَكُونَ فُؤَادِى مَعَهُمْ

“Gönüller hep ona aktı, benim gönlümün de onlarla beraber olmasını istedim.”Ancak, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´tan Haceru´l-Esved´i öpmek için müzâheme ve sıkışıklık yapmanın kerâheti rivayet edilmiştir. َيُؤْذِى وََيُؤْذَى “(Tavafta) ne ezâ verin, ne de ezâ görün” buyurmuştur.Haceru´l-Esved´i öpme meselesinde esas budur: Başkasına ezâ vermeden öpmelidir. Ezâ vermek mekruhtur. Sıkışık hallerde uzaktan istilâm yapılır.

3- Şunu da kaydedelim: Haceru´l-Esved´i öpme sırasında gürültü yapmamak gerekir.[342]

ـ7ـ وعن عمرو بن شعيب عن أبيه قال: ]طُفْتُ مَعَ عَبْدِاللّهِ يَعْنِى أبَاهُ

فَلَمَّا جِئْنَا دُبُرَ الْكَعْبَةِ قُلْتُ أ تَتَعَوَّذُ؟ قال أتَعَوَّذُ بِاللّهِ مِنَ النَّارِ، ثُمَّ مَضَى حَتَّى اسْتَلَمَ الحَجَرَ فأقَامَ بَيْنَ الرُّكْنِ وَالْبَابِ فَوَضَع صَدْرَهُ وَوَجْهَهُ وَذِرَاعَيْهِ وَكَفَّيْهِ هكَذَا وَبَسَطَهُما بَسْطاً ثُمَّ قال: هكذَا رَأيتُ رسولَ اللّه # يَفْعَلُهُ[. أخرجه أبو داود .

7. (1345)- Amr İbnu Şuayb babası tarikiyle bildiriyor: “Abdullah´la -ki babasıdır- tavafta bulundum. Kâbe´nin arka kısmına gelince

“istiâzede (sığınmada) bulunmuyor musun ” dedim.

“Ateşten Allah´a sığınırım!” dedi ve yürüdü. Haceru´l-Esved´e kadar gelip istilâmda bulundu. Rükn ile kapı arasında (Mültezem´de) durarak göğsünü, yüzünü, kollarını ve avuçlarını şöyle yamadı -onları iyice açarak gösterdi- ve sonra:

“İşte Resûlullah´ı aynen böyle yaparken gördüm!” dedi. [Ebu Dâvud, Menâsik 55, (1899).][343]

ـ8ـ وعن أبى الطفيل قال: ]كُنْتُ معَ ابنِ عَبَّاسٍ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما وَمُعَاوِيَةُ َ يَمُرُّ بِرُكْنٍ إَّ اسْتَلَمَهُ. فقَالَ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما: إنَّ النَّبِىَّ # لَمْ يَكُنْ يَسْتَلِمُ إَّ الحَجَرَ ا‘سْوَدَ وَالرُّكْنَ اليَمَانِىَّ. فقَالَ مُعَاوِيَةُ: لَيْسَ شَئٌ مِنَ الْبَيْتِ مَهْجُوراً. وَكَانَ ابْنُ الزُّبَيْرِ يَسْتَلِمُهُنَّ كُلَّهُنَّ[. أخرجه الشيخان والترمذى .

8. (1346)- Ebû´t-Tufeyl anlatıyor: “Ben Hz. İbnu Abbas ve Hz. Muâviye (radıyallahu anhümâ) ile birlikte idim. Muâviye (radıyallahu anh) hazretleri her rükne uğradıkça istilâmda bulunuyordu. İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) kendisine:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sadece Haceru´l-Esved ve rüknü´l-Yemânî´den başka yeri istilâm etmezdi” dedi. Hz. Muâviye şu cevabı verdi:

“Beytullah´tan hiçbir şey ihmal edilmez.”

İbnu´z-Zübeyr bütün rükünlere (köşelere) istilâmda bulunurdu.” [Buharî, Hacc 59; Müslim, Hacc 247, (1269); Tirmizî, Hacc 35, (858).][344]

AÇIKLAMA için 1340 numaralı hadise bakın. [345]

ـ9ـ وعن حنظلة قال: ]رَأيْتُ طَاوُساً يَمُرُّ بالرُّكْنِ فإنْ وَجَدَ عَلَيْهِ زِحَاماً مَرَّ وَلَمْ يُزَاحِمْ، وَإنْ رَآهُ خَالِياً قَبَّلَهُ ثَثاً؛ ثُمَّ قالَ: رَأيْتُ ابنَ عَبَّاس فَعَلَ مِثْلَ ذلِكَ. وَقالَ ابنُ عَبَّاسٍ رَأيْتُ عُمَرَ فَعَلَ مِثْلَ ذلِكَ. وَقاَلَ عُمَرُ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ: رَأيْتُ رسولَ اللّه # فَعَلَ ذلِكَ[. أخرجه النسائى .

9. (1347)- Hanzala (İbnu Ebî Süfyân İbni Abdirrahman) (rahimehumullah) anlatıyor: “Tâvus merhumu (tavaf yaparken) gördüm. Rükne gelince (Haceru´l-Esved) üzerinde izdiham bulursa sıkışıklık yapmaz, geçer giderdi; boş ve müsait bulursa üç sefer öperdi. Sonra şunu söyledi:

“Ben İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)´ı aynen böyle yaparken gördüm.” İbnu Abbas da:

“Hz. Ömer (radıyallahu anh)´i aynen böyle yaparken gördüm” dedi. Hz. Ömer (radıyallahu anh) de:

“Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı böyle yaparken gördüm” dedi.” [Nesâî, Hacc 148, (5, 227).][346]

ـ10ـ وعن عروة قال: ]قال رسولُ اللّه # بن عَوْفٍ. يَا أبَا مُحَمّدٍ كَيْفَ صَنَعْتَ في اسْتَِمِ الرُّكْنِ ا‘سْوَدِ؟ قالَ: اسْتلَمتُ وَتَركْتُ! قال: أصَبْتَ[. أخرجه مالك .

10. (1348)- Urve İbnu´z-Zübeyr (rahimehullah) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) İbnu Avf (radıyallahu anh)´a:

“Ey Ebû Muhammed! Rüknü´l-Esved´i nasıl istilâm ettin ” diye sordu.

“İstilâm ettim ve bıraktım!” deyince, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Doğru yapmışsın!” dedi.” [Muvatta, Hacc 113, (1, 366).][347]

AÇIKLAMA:

Abdurrahman İbnu Avf (radıyallahu anh) şunu demek istemiştir: “Muktedir olunca istilâmda bulundum. Kalabalık sebebiyle âciz kalınca terkettim.” Nitekim, Saîd İbnu Mansûr´un kaydettiği bir rivayette şöyle denir: “(İbnu Avf, tavaf yaparken) rükne geldiği vakit halkın izdiham ettiğini görürse, Haceru´l-Esved´e yönelir, tekbir getirir, dua eder sonra tavafına devam ederdi. Şayet boş bulursa istilâm ederdi.”

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın “Doğru yapmışsın” diye tasdik etmesi, tavaf sırasında Haceru´l-Esved´e yakınlaşmak için sıkışıklık yapmanın mekruh olduğunu ifade eder.

Rivayete göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Ömer´e şu tenbihte bulunmuştur: “Ey Ebu Hafs! Sen güçlü kuvvetli bir kimsesin. Sakın rükn´e yüklenip sıkışıklık yapma. Bu durumda zayıf olana ezâ verirsin. Ancak boş bulursan yakından istilâm et. Aksi halde, tekbir getir ve geç!”[348]

ـ11ـ وعن ابن عمر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما ]أنَّهُ أُخْبِرَ بِقَوْلِ عَائِشَةَ: إنَّ الحِجْرَ بَعْضُهُ لَيْسَ مِنَ الْبَيْتِ. قَالَ: وَاللّهِ إنْ كانَتْ عَائِشةُ سَمِعَتْ هذا مِنْ رسولِ اللّه # إنِّى ‘ظُنُّ أنَّ رسولَ اللّه # لَمْ يَتْرُكِ اسْتََمَ هذَيْنِ الرُّكْنَيْنِ إَّ أَنَّهُمَا لَيْسَا عَلى قَواعِدِ الْبَيْتِ وََ طَافَ النَّاسُ مِنْ وَرَاءِ الحِجْرِ إَّ لذلِكَ[. أخرجه أبو داود .

11. (1349)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Kendisine Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)´nin: “Hıcr´ın bir kısmı Beytullah´tan değildir” dediği haber verilince şunu söyledi:

“Allah´a kasem olsun, şayet Aişe bunu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´tan işitmiş ise, kanaatım o ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu iki rüknün istilâmını, bunlar Beyt´in temelleri üzerinde olmadıkları için terketmiş olmalıdır. Keza halk da bu sebeple tavafı Hıcr´ın gerisinden yapmaktadır.” [Ebu Dâvud, Menâsik 48, (1875).][349]

AÇIKLAMA:

1- Hıcr: Kâbe´nin kuzeybatı duvarının karşısında yerden 1m. kadar yüksek, yarım daire şeklinde bir duvar vardır. Bu duvarla Kâbe arasında kalan sahaya Hıcr denir. Burası Kâbe´nin içinden sayılır. İşte Hz. Aişe´den Abdullah İbnu Ömer´e Hıcr´in tamamının değil, bir kısmının Kâbe´den olduğuna dair sözü geliyor. Bu sözü işiten Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) bir sünnetin sebebini anlamış, bir problemini çözmüş oluyor. Şöyle ki İbnu Ömer, Resûlullah´ın iki rükne istilâmda bulunmadığını biliyordu, ama sebebini bilmiyordu. Bu haberi duyunca sanki sebebini kavramış gibi oluyor. Şu halde bu iki rükün aslî temel üzerinde olmadıkları için Resûlullah onlara istilâmda bulunmamıştır.

2- Görüldüğü üzere, Hıcr üzerinde bâzı ihtilâflar mevcuttur. Sadedinde olduğumuz hadis Hıcr´ın bir kısmının Beytullah´a dahil olduğunu te´yid eder, ancak bir kısmının Beytullah´tan olmadığını belirtir. Bu mânada gelmiş olan başka rivayetleri de nazar-ı dikkate alan bir kısım âlimler (Râfiî, Bagâvî vs.) Hıcr´ın Kâbe´ye muttasıl altı zira´lık kısmının Betullah´a dahil olduğunu, geri kısmın hariç olduğunu söylemişlerdir.

Öte yandan, Hıcr´ın tamamının Beytullah´ın içinden olduğunu te´yid eden rivayetler de vardır. Bu rivayetleri esas alan Abdullah İbnu Abbâs, Şâfiî, İbnu Salâh, Nevevî gibi bir çok âlim de Hıcr´ın tamamının Kâbe´nin içinden sayıldığına hükmederler. Bu meseleye giren bir hadis Hz. Aişe´den rivayet edilir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) elimden tutup beni Hıcr´a soktu ve: “Kâbe´ye girmeyi arzu edersen burada namaz kıl” dedi.”[350]

ـ12ـ وعن عبيد بن عمير: ]أنَّ ابْنَ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما: كانَ يُزَاحِمُ عَلى الرَّكنَيْنِ زِحَاماً. فقُلْتُ: يَا أبا عَبْدِالرَّحْمنِ إنَّكَ تُزَاحِمُ عَلى الرُّكْنَيْنِ زِحَاماً مَا رَأيْتُ أحَداً مِنْ أصْحَابِ رسولِ اللّه # يُزَاحِمُهُ؟ فقَالَ: إنْ أفْعَلْ فإنِّى سَمِعْتُ رسول اللّه # يَقُولُ: إنَّ مَسْحَهُمَا كَفَّارَةٌ لِلخطَايَا. وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ: مَنْ طَافَ بِهذَا الْبَيْتِ أسْبُوعاً فأحْصَاهُ كانَ كَعِتقِ رَقَبَةٍ، وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ: مَنْ طَافَ وََ يَرفَعُ قَدَماً وََ يَضَعُ قَدَماً إَّ حَطَّ اللّهُ عَنْهُ بِهَا خَطيئَةً وَكَتَبَ لَهُ بِهَا حَسَنَةً[. أخرجه الترمذى والنسائى.»ا‘سبوع« سبع مرات، ومنه أسبوع ا‘يام شتماله على سبعة أيام.

12. (1350)- Ubeyd İbnu Umeyr anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) iki rükne geldiği zaman (öpmek için) bunlar üzerine abanır, sıkışıklık yapardı. Kendisine:

“Ey Ebu Abdirrahmân, dedim, sen Resûlullah´ın diğer ashabının hiçbirinde görmediğim şekilde bu rükünlere abanıp sıkışıklık yapıyorsun (sebebi nedir) ”

Bana şu cevabı verdi:

“Ben böyle yapıyorsam, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´tan şunu işittiğim içindir: “Bu iki rüknü meshetmek günahlara kefarettir.” Keza Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´tan şunu da işittim: “Kim şu Beytullah´ı bir hafta boyu tavaf eder ve sayarsa bir köle âzad etmek gibidir.” Keza şunu da söylediğini işittim: “Kişi tavaf için bir ayağını koyup diğerini kaldırdıkça her adımı sebebiyle Allah onun bir hatasını siler ve bir sevap yazar.” [Tirmizî, Hacc 111, (959); Nesâî, Hacc 134, (5, 221).][351]

AÇIKLAMA:

1- Tavaf sırasında Haceru´l-Esved´i öpmek, elle meshederek istilâmda bulunmak tavafın sünnetlerindendir. Kalabalık olmadığı, izdihama meydan verilmediği hal ve fırsatlarda bunun yapılması gerekir. Hacerü´l-Esved´in öpülmesini veya meshedilmesini normal şartlarda -şu veya bu mülâhaza ile- terketmek câiz değildir. Uzaktan istilâm bir tercih değil, bir cevazdır.

2- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ), sünnete bağlılıkta tâviz vermeyen bir sahabidir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Haceru´l-Esved´in normal şartlarda öpülmesine teşvik için ehemmiyetini belirten hadislerini kulaklarıyla işitmiş, Hz. Peygamber´in bunu bizzat yaptığını gözleriyle görmüş olan İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) bu sünneti tatbik etmek için hususî bir gayret göstermiş, müzâhameye, sıkışıklığa bile yer vermiştir. 1344 numaralı hadisin açıklamasında belirtildiği üzere yaralanmayı bile göze almıştır.

3- “Bir hafta boyu tavaf edip, saymak” ifadesi, “haftada hergün bir olmak üzere yedi kere tavaf etmek, ne fazla ne de eksik yapmamak” şeklinde anlaşılmıştır. Suyûtî “saymak”dan, “ne eksik ne de fazla yapılmasını, tam yedi tavaf yapılması”nı anlarken, Aliyyü´l-Kârî, tavaf´ın şartlarına ve âdâbına eksiksiz riâyet edilmesini, bilhassa şavtların yedi yapılmasına dikkat edilmesini anlamıştır.

Şunu da belirtelim ki, hafta mânasına gelen Usbu´ اُسْبُوع kelimesi Tirmizî nüshalarında çoğunlukla baştaki elifi düşmüş olarak Sübû سُبُوعْ şeklinde gelmiştir. Bu takdirde yedi mânası galebe çalar. Nitekim bazı şârihler yedi kere diye anlamışlardır. Bu takdirde, mâna şöyle olur: “Kim şu Beytullah´ı yedi sefer tavaf eder ve (şartlarını âdâblarını eksiksiz) sayarak yerine getirirse, bu ona bir köle âzad etmiş sevabını kazandırır.”

Kanaatimizce iki mâna da sahihtir. Şartları ve imkânları müsâid olanların, hafta esnasında yerine getirmeleri daha muvafık gözüken bu tavsiyeyi, şartları uygun olmayan âfakîler, bu niyetle bir iki günde yerine getirebilirler, Cenâb-ı Hakk´ın rahmetinden aynı mükâfatı umabilirler.[352]

ـ13ـ وعن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما. ]أنَّهُ كَانَ يَقُولُ: مَا بَيْنَ الرُّكْنِ وَالبَاب المُلْتَزَمُ[. أخرجه مالك .

13. (1351)- Abdullah İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Mültezem, rükn ile kapı arasıdır.” [Muvatta, Hacc 81, (1, 424).][353]

AÇIKLAMA:

Mültezem, Kâbe´nin kısımlarından bir yerin adıdır. İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ), sadedinde olduğumuz rivayette Mültezem´in yerini tarif etmektedir: Haceru´l-Esved´in bulunduğu rükün (köşe) ile Kâbe´ nin kapısı arasında kalan kısım. Bazı rivayetlerde, Mültezem´in yerinin daha değişik şekillerde tavsif edildiği görülür. Ancak, ümmetçe kabul edilen yer, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´ın belirttiği yerdir.

Mültezem, hacıların baş, göğüs, kol ve avuçlarını yapıştırarak dua edecekleri yerdir. Buradaki duanın makbuliyeti hususunda merfu rivayet vardır: مَا بَيْنَ الرُّكْنِ وَالْبَابِ مُلْتَزَمٌ مَنْ دَعَااللّهَ عِنْدَهُ مِنْ ذِى حَاجَةٍ اَوْذِى كَرْبَةٍ اَوْذى غَمٍّ فُرِجَ عَنْهُ

“Rükn ve kapı arası Mültezem´dir. İhtiyaç sahibi, sıkıntı veya gam sahibi her kim, onun önünde Allah´a dua ederse kabul edilir.”

1345 numaralı hadiste, Mültezem´de Resûlullah ve Ashab´ın ne şekilde dua ettikleri tarif edilmiştir.[354]

ـ14ـ وعن ابن عوف قال: ]سَمِعْتُ رَجًُ يَقُولُ. قالَ رسول اللّه #

لِعُمَرَ بْنِ الخَطَاب رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ: يَا أبَا حَفْصٍ إنَّكَ فِيكَ فَضْلُ قُوَّةٍ فََ تُؤذِ الضَّعِيفَ إذَا رَأيْتُ الرُّكْنَ خِلْواً فاسْتَلِمْ وَإَّ فَكَبِّرْ وَامْضِ. ثُمَّ قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ يَقُولُ لِرَجُلٍ: َ تُؤذِ النَّاسَ بِفَضْلِ قُوَّتِكَ[. أخرجه رزين .

14. (1352)- Abdurrahman İbnu Avf (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adamın şöyle söylediğini işittim: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Ömer İbnu´l-Hattâb (radıyallahu anh)´a: “Ey Ebu Hafs, sende fazla kuvvet var. (Haceru´l-Esved´i öpeceğim diye) zayıfa eziyet vermeyesin. Rüknü boş görürsen yanaşarak istilâm et, değilse tekbir getirip geç” dedi. Sonra adam şunu söyledi: “Hz. Ömer (radıyallahu anh)´in bir adama şunu söylediğini işittim: “İnsanlara fazla kuvvetinle eziyet verme.”

[Rezîn´in ilâvesidir. Bu rivayeti Şâfiî hazretleri Müsned´inde (2, 43) kaydetmiştir. Ahmed İbnu Hanbel´in Müsned´inde, hadisi bizzat Hz. Ömer rivayet eder (1, 23).][355]

ـ15ـ وعن نافع قال: ]كانَ ابنُ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما يُصَلِّى لِكُلِّ أسْبُوعٍ رَكْعَتَيْنِ[. أخرجه البخارى تعليقاً .

15. (1353)- Nâfi´ anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) her yedide iki rek´at namaz kılardı.” [Buharî, Hacc 69; Muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir.][356]

AÇIKLAMA:

1- Teysir´in metninde ve diğer bazı rivayetlerde اسبوع şeklinde gelmiştir. Buharî metninde سبوعşeklinde elifsizdir. Birinci şekilde hafta mânası esastır. Esasen hafta yedi gün olduğu için üsbû´da da “yedi” mânası mevcuttur. 1350 numaraya da bak.

2- Bu hadisi, Abdurrezzak, Musannaf´ında mevsul (senetli) olarak kaydetmiştir: عَن اِبْنِ عُمَرَ اَنَّهُ كَانَ يَطُوفُ بِالْبَيْتِ سَبْعاً ثُمَّ يُصَلِّى رَكْعَتَيْنِ

Yani: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) Beytullah´ı tavaf eder, her yedide iki rek´at namaz kılardı.”

Bir başka rivayette, “Tavafları, (araya iki rek´at namaz koymadan) birleştirmeyi kerih bulurdu” denir.

Bir başka ifade ile, kişi tavafa başlayınca her biri yedi şavt olan tavaflardan peş peşe birkaç tane yapabilir. Sadedinde olduğumuz hadis, İbnu Ömer´in her yedi şavtta yâni tavaf tamamlanınca iki rek´at namaz kıldıktan sonra bir diğer tavafa geçtiğini ifade ediyor.

Esasen Hz. Peygamber´in sünneti de budur:[357]

ـ16ـ وعن عروة قال: ]كانَ ابنُ الزُّبَيْرِ يَقْرِنُ بَيْنَ ا‘سَابِيعِ وَيُسْرِعُ المَشى وَيَذْكُرُ عَنْ عَائِشَةَ رََضِىَ اللّهُ عَنْها أنَّها كَانَتْ تَفْعَلُهُ ثُمَّ تُصَلى لِكُلِّ أسْبُوعٍ رَكْعَتَيْنِ[ .

16. (1354)- Urve (rahimehullah) anlatıyor: “İbnu´z-Zübeyr yedilerin arasını birleştirir ve yürüyüşü hızlandırırdı ve Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)´nin de böyle yaptığını söylerdi. Ancak en sonda her yedi için iki rek´at (tavaf) namazı kılardı.” [Rezîn´in ilavesidir.][358]

ـ17ـ وفي رواية: ]أنَّهُ كانَ يَطُوفُ بَعْدَ الْفَجْرِ وَيُصَلى رَكْعَتَيْنِ فَكَانَ إذَا طَافَ يُسْرِعُ المَشْىَ[. أخرجه رزين

17. (1355)- Bir diğer rivayette: “İbnu Zübeyr´in “Fecirden sonra tavafta bulunduğu, iki rek´ât namaz kıldığı, tavaf edince hızlı yürüdüğü” belirtilir.” [Rezîn ilavesidir.][359]

ـ18ـ وعن امرأة كانت تخدم عائشة رََضِىَ اللّهُ عَنْها. ]أنَّهَا طَافَتْ مَعَهَا أرْبَعَةَ أسَابِيعَ مَقْرُونَةً ثُمَّ رَكَعَتْ لِكُلِّ أسْبُوعٍ رَكْعَتَيْنِ. قَالَتْ: وَتَسْتَحِبُّ اسْتَِمَ الرُّكْنِ في كُلِّ وِترٍ[. أخرجه رزين .

18. (1356)- Hz. Aişe´ye hizmet eden bir kadının rivayetine göre: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) kendisiyle birlikte kesintisiz, yedili dört tavaf yapmış, her bir yedinin ardından kılınması gereken iki rek´atlik tavaf namazlarını en sonda ard arda kılmıştır. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) ilâveten demiştir ki: “Her bir şavtın sonunda rükn-ü istilâm müstehabdır.” [Rezîn ilâvesidir.][360]

ـ19ـ وعن عبدالرحمن بن عبدالقارى. ]أنَّهُ طَافَ مَعَ عُمَرَ بْنَ الخَطَابِ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ بَعْدَ صََةِ الصُّبْحِ فَلمَّا قَضَى عُمَرُ طَوَافَهُ نَظَرَ فَلَمْ يَرَ الشَّمْسَ فَرَكِبَ حَتَّى أنَاخَ بِذِى طَوَى وَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ[. أخرجه مالك .

19. (1357)- Abdurrahmân İbnu Abdi´l-Kâri anlatıyor: “Ömer İbnu´l-Hattâb (radıyallahu anh) ile, sabah namazından sonra tavaf ettik. Hz. Ömer tavafı tamamlayınca güneşe baktı ve (doğduğunu) göremedi. Devesine binip Zu-Tavâ nam mevkiye kadar geldi. Orada devesini durdurarak iki rek´at (tavaf sünnetini) kıldı.” [Muvatta, Hacc 38, (1, 369).][361]

AÇIKLAMA:

1- Teysîr´in metninde, Muvatta metnine nazaran açıklayıcı mahiyette olan bir kaç kelime eksiktir. Tercümede parantez içerisinde gösterdik.

2- Zürkânî, Hz. Ömer (radıyallahu anh)´in yaptığı bu tavafın veda tavafı olduğunu belirtir.

Hz. Ömer (radıyallahu anh), sabah namazı kılındıktan sonra, güneş doğmadıkça, hiçbir nafile namazın kılınmayacağı kanaatinde olduğu için, güneşe bakıyor, henüz doğmamış görünce, kılması gereken iki rek´atlik tavaf namazını kılmadan yola çıkıyor ve Zu-Tavâ denen mevkide devesinden inip kılıyor. Hadisin bir başka vechi şöyle: “…Sonra Medine´ye hareket etti. Zu-Tavâ´ya gelince güneş doğmuştu, iki rek´at namaz kıldı.”

3- Bu mevzû üzerine Muvatta´nın bir diğer rivayeti İbnu Abbâs (radıyallahu anh)´la ilgili. Ebu´z-Zübeyr el-Mekkî diyor ki: “İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´ı ikindi namazını kıldıktan sonra tavaf yapar gördüm. Tavafı bitirince odasına çekildi, orada ne yaptığını (tavaf namazını kılıp kılmadığını) bilmiyorum.”

İmam Mâlik bu mevzuyu şöyle hükme bağlar: “Bir kimse tavafa başlar, yedi şavtını tamamlamadan sabah veya ikindi namazı kılınmaya başlarsa hemen imama uyar. Namaz bitince tavafının diğer şavtlarını yaparak yediye tamamlar. İki rek´atlik tavaf namazını hemen kılmaz, güneşin doğmasını veya batmasını bekler. Bu iki rek´ati akşam namazından sonraya da te´hir etse bir beis yoktur.”

4- Şu hususu da belirtelim: İkindi ve sabah namazlarından sonra tavaf yapmayı bazı âlimler mekruh addetmişlerdir. Ancak büyük ekseriyet bunda bir beis görmemiştir.

Hanefî âlimlerden bazılarının da ikindi ve sabah namazından sonra tavafı mekruh addettiği rivayet edilmiştir. Ancak mezhepce benimsenen asıl görüşe göre bunda bir beis yoktur, mekruh olan tavaf değil, tavaf namazıdır.

İbnu´l-Münzir der ki: “Sahabe veTâbiîn´in cumhuru, tavaftan sonra, her vakitte namaz kılmayı câiz addetmiştir. Ancak bazıları da sabah ve ikindi namazlarından sonra namaz kılmayı nehyeden hadisin âmm oluşunu nazar-ı dikkate alarak, bunu mekruh addetmiştir. Hz. Ömer (radıyallahu anh), Sevrî, İmam Mâlik, Ebu Hanife ve bir tâife bu kanaattedir.”

İmam Şâfiî ve bir kısım ashâbu´ssünen, Cübeyr İbnu Mut´im tarafından rivâyet edilen ve 1375 numarada gelecek olan şu hadisi esas alarak her vakitte tavaf namazının kılınabileceğini söylemiştir: يَابَنِى عَبْدِ مَنَافٍ! مَنْ وَلَّى مِنْكُمْ مِنْ اَمْرِ النَّاس شَيْئاً فََ يَمْنَعَنْ اَحَدًا طَافَ بِهَذَا الْبَيْتِ وَصَلَّى ايَّةَ سَاعَةٍ شَاءَ مِنْ لَيْلٍ اَوْ نَهَارٍ

“Ey Abdumenâfoğulları, sizden kim, halkı idarede bir sorumluluk deruhte ederse, Beytullah´ı gündüz veya gece herhangi bir saatte ziyaret edip namaz kılanı sakın men etmesin.” (1375 numarada fazla açıklama gelecek).[362]

ـ20ـ وعن إسماعيل بن أميّةَ قال: ]قُلْتُ لِلزُّهْرِىِّ: إنَّ عَطَاءً يَقولُ تُجْزِئُهُ المَكْتُوبَةُ مِنْ رَكْعَتِى الطَّوافِ. فقَالَ: اتِّبَاعُ السُّنَةِ أفْضَلُ، لَمْ يَطُفْ رسول اللّه #قَطُّ أسْبُوعاً إَّ صَلَّى لَهُ رَكْعَتَيْنِ[. أخرجه البخارى تعليقاً .

20. (1358)- İsmâil İbnu Ümeyye (merhum) anlatıyor: “Zührî´ye, “Atâ: “Farz namaz, iki rek´atlik tavaf namazının yerini de tutar” diyor, (ne dersiniz) ” dedim. Şu cevabı verdi:

“Sünnete uymak daha iyidir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yedi şavtlık bir tavaf yaptı. Mutlaka onun için iki rek´atlik bir tavaf namazı kılmıştır.” [Buharî,Hacc 69.][363]

AÇIKLAMA:

1- Tavafa bağlı olarak kılınan iki rek´atlik namazın yerini, bir başka namazın tutamayacağı belirtilmektedir. Sözgelimi, ikindinin farzından sonra yapılan tavafın namazı, vakit mekruh olduğu için, akşam vaktine girilse, akşam namazı vaktin girmesiyle hemen cemaatle kılınmış olacağından, acaba kılınan bu farz, tavaf namazının uhdeden düşmesini sağlar mı Zührî merhuma bu mânada soru tevcih ediliyor. Zührî´nin cevabı: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), tavaf için ayrı namaz kılmıştır, sünnete uymak gerekir” şeklinde olmuştur.

2- Yeri gelmişken, Aynî´nin kaydettiği bir açıklamaya dikkat çekelim: “Tavaftan sonra Makam´ın gerisinde iki rek´at kılınır. Buna “sünnet” diyen, “vacib” diyen olmuştur. Bu tavafa tâbidir, tavaf sünnet ise namaz da sünnettir, vacibse namaz da vacibtir.[364]

ـ21ـ وعن جابر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قَرَأ رسول اللّه # في رِكْعَتَى الطَّوَافِ بِسُورتِى ا“خَْصِ: قُلْ يَا أيُّهَا الْكَافِرُونَ، وقُلْ هُوَ اللّهُ أحَدٌ[. أخرجه الترمذى .

21. (1359)- Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), iki rek´atlik tavaf namazında iki İhlâs sûresini yani: Kul yâ eyyuhe´lkâfirûn ve Kul hüvallahü ehad sûrelerini okudu.” [Tirmizî, Hacc 43, (869).][365]

AÇIKLAMA:

1- İki sûreye de “İhlâs” sûresi diye isim verilmesi, aradaki irtibat sebebiyle tağlib tarikiyledir. Anne (ümm) ve baba´ya (eb) ebeveyn, Güneş (şems) ve Ay´a (Kamer) kamereyn denmesi gibi. İkisi de tevhidden bahsettiği için aralarında benzerlik mevcuttur.

2- Bu rivayet sebebiyle tavaf namazının birinci rek´atinde Kâfirûn, ikinci rek´âtinde ise İhlâs sûresinin okunması müstehab addedilmiştir. Bunların okunmasındaki istihbabın sebebini sûrelerin tevhidden bahsetmesinde arayanlar olmuştur. Zîra tavaf da sırf Allah için yapılmakta, ihlâs bulunmaktadır.[366]

ـ22ـ وعن كثير بن جمهان قال: ]رَأيْتُ ابنَ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما يَمْشى في المَسْعَى فَقُلْتُ أتَمْشِى في المَسْعَى؟ فقَالَ: لئنْ سَعَيْتُ لَقَدْ رَأيْتُ رسولَ اللّهِ # يَسْعَى ولئن مَشَيتُ لَقَدْ رأيْتُ رسولَ اللّه # يَمْشِى وَأنَا شَيْخٌ كَبِيرٌ[. أخرجه أصحاب السنن.

22. (1360)- Kesir İbnu Cemhân anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´i, sa´y mahallinde (mes´a) yürürken görüp kendisine: “Koşma mahallinde yürüyor musun ” dedim. Bana:

“Koşsaydım, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı koşuyor görmüşüm demektir. Yürüdüysem Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı yürür gördüm demektir. Şimdi ben yaşlı bir insanım.” [Tirmizî, Hacc 39, (864); Ebu Dâvud, Menâsik 56, (1904); Nesâî, Hacc 174, (5,241-242); İbnu Mâce Hacc 43, (2988).][367]

AÇIKLAMA:

1- Hadiste geçen mes´a “koşma yeri” demektir. Sa´yden gelir. Bu kelime lügat olarak koşmak demektir. Mes´a ism-i mekândır, yani koşulan yer. Bundan maksad Safâ ile Merve tepeleri arasındaki vâdidir. Ancak günümüzde vadiden bahsedilemez.

2- Tirmizî şu açıklamayı kaydeder: “Alimler Safâ ile Merve arasında koşmayı müstehab addetmişler, koşmaya gücü yetmeyenin yürümesi caizdir demişlerdir.”

3- Sa´yin hükmü hususunda ihtilâf edilmiştir. Cumhûr farz olduğuna hükmeder, terki halinde hacc tamam olmaz, “dem”le de telâfî edilemez. Ebu Hanîfe´ye göre vâcibtir, terki hâlinde dem (kurban) telâfî eder.

Hz. Enes ve Atâ´dan: Sünnettir, terki hâlinde herhangi bir ceza gerekmez” mânasında rivayet yapılmıştır.[368]

ـ23ـ وعن جابر رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]كانَ رسولُ اللّه # إذَا نَزَلَ مِنَ الصَّفَا مَشَى حَتَّى إذَا انْصَبَّتْ قَدَمَاهُ في بَطْنِ الوَادِى سَعَى حَتَّى يَخْرُجَ مِنْهُ[. أخرجه مالك والنسائى.ومعنى »انْصَبَّتْ قَدَمََاهُ« انحدرت في المسعى .

23. (1361)- Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Safâ´dan indiği zaman normal yürürdü. Ayakları vâdinin tabanına değince de koşardı. Koşması vâdi tabanının bitimine kadar devam ederdi.” [Muvatta, Hacc 42, (1, 374); Nesâî, Hacc 178, (5, 243).][369]

AÇIKLAMA:

Son iki hadis sa´yin nasıl olması gerektiğini açıklamaktadır. Anlaşılacağı üzere, Safâ ile Merve karşılıklı iki küçük tepedir. Bu tepelerin ikisini, arasında düzce bir vâdi tabanı ayırmaktadır. Tepelerin yamaçlarından aradaki düzlüğe inip çıkarken normal yürüyüşle yürünmekte, vâdi içerisindeki düz kısım koşarak geçilmektedir. Zamanımızda sâdece tepeler korunmuş, tepelerin arası hemen hemen düz bir koridorla birleştirilmiştir. Ancak, vâdi tabanına tekabül eden kısım yeşil sütunlarla belirlenmiştir. Gerek Safâ cihetinden ve gerekse Merve cihetinden bu yeşil sütunlara kadar normal yürüyüşle yürünerek gelinir. Yeşil sütunlardan itibaren bu sütunların bitimine kadar hervele denen, hızlı, canlı ve çalımlı bir yürüyüş yapılır. Herveleyi erkekler yapar, kadınlara gerekmez.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu kısımda koşmaya ehemmiyet vermiştir. Dârekutnî´nin Safiyye Bintu Şeybe´den yaptığı bir rivayete göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sa´y yaparken, izarı koşunun şiddetinden dönermiş. Şöyle tavsiye buyurmuştur: اِسْعَوْا فَإِنَّ اللّهَ كَتَبَ عَلَيْكُمُ السَّعْىَ

“Koşun, zîra Allah size koşmayı emretti.”

Herşeye rağmen vâdi tabanında koşmak Cumhur´a göre sünnettir, terkinde herhangi bir şey gerekmez.[370]

ـ24ـ وعنه رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]سَمِعْتُ رسول اللّه # يَقُولُ حِينَ خَرَجَ مِنَ المَسْجِدِ وَهُوَ يُريدُ الصَّفَا: نَبْدأُ بِمَا بَدَأَ اللّهُ بِهِ فَبَدأَ بِالصَّفَا[. أخرجه مالك والترمذى والنسائى.وزاد رزين عن أبى هريرة رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ: فَلَمَّا عََ عَلى الصَّفَا حَيْثُ يَنْظُرُ إلى الْبَيْتِ رَفَعَ يَدَيْهِ فَجَعلَ يَذْكُرُ اللّهَ تَعالى مَا شَاءَ .

24. (1362)- Yine Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı Mescid-i Haram´dan çıkıp Safâ´ya yönelirken: “Allah´ın başladığı ile başlayalım” deyip (sa´ye) Safâ´ dan başladığnı gördüm.” [Muvatta, Hacc 42, (5, 374); Tirmizî, Hacc 38, (862); Nesâî, Hacc, 163 (5/235), 168 (5/237). Bu mânâda Müslim´de de gelmiştir: Hacc 147, (1218). Keza Ebû Dâvud´da Menâsik 57, (1905); ibnu Mâce, Menâsik 84, (3074).]

Rezîn, Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)´den naklen şu ilâvede bulundu: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Safâ´ya çıkınca oradan Beytullah´a baktı, ellerini kaldırıp dilediği şekilde Allah´ı zikretmeye koyuldu.”[371]

AÇIKLAMA:

Hadis, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Veda haccını anlatırken, Tavaf´tan sonra “Sa´y” safhasına geçiş ânını tasvir etmektedir. Rivâyetin Tirmizî´deki vechi daha açıktır: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Mekke´ye gelince Beytullah´ı yedi kere tavaf etti. Sonra: َواتَّخَذَوا مِنْ مَقَامِ اِبْرَاهِيمَ مُصَلَّى

“Makam-ı İbrahim´den bir namazgah edinin.” (Bakara 125) âyetini okudu. Makam´ın gerisinde namaz kıldı. Sonra Haceru´l-Esved´e gelip istilâmda bulundu. Sonra da: “Allah´ın başladığı ile başlıyoruz” dedi ve Safâ´dan başlayıp şu âyeti okudu: اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللّهِ “Şüphesiz Safâ ve Merve, Allah´ın şeâirindendir” (Bakara 158)

* “Allah´ın başladığı” ifadesinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) âyet-i kerimeye işaret buyurmuştur. Zîra âyette önce “Safâ” zikredilmiştir.

* Şeâir, Şaîre kelimesinin cem´idir. Alâmet mânasına gelir.

Allah´ın şeâiri: Allah´a ibadet etmeye vesile olan nişane ve alâmetler demektir. Mü´minler onlara gösterecekleri hürmetle kâfirlerden ayrılır.[372]

ـ25ـ وعن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]لَيْسَ السَّعْىُ في بَطْنِ الْوَادِى بَيْنَ الصَّفَا وَالمَرْوَةِ سُنَّةً، إنَّمَا كانَ أهْلُ الجَاهِليَّةِ يَسْعَوْنَهَا وَيَقُولونَ: َ نُجِيزُ الْبَطْحَاءَ إَّ شَدّاً[. أخرجه البخارى. »الشَّدُّ« العدو. والمراد »بِالبَطْحَاءِ« ههنا: بَطْن المسعى .

25. (1363)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Safâ ile Merve arasında, vâdinin dibinde koşmak sünnet değildir. Burada cahiliye ehli koşar ve şöyle derdi: Bathâ´yı (vadinin dibini) biz ancak koşarak geçeriz.” [Buhârî, Menâkıbu´l-Ensar 26.][373]

AÇIKLAMA:

İlk bakışta, İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) burada, sa´yin sünnet olmadığını söylemektedir. İbnu´t-Tîn gibi bazı şârihler, bu ifadesiyle İbnu Abbâs´ın Cumhur´a muhalefet ettiğini belirtirler. Nitekim 1360 numaralı hadisin açıklamasında da belirttiğimiz üzere sa´y Cumhu´ra göre farzdır. Vacibve sünnet diyen de olmuştur.

Ancak İbnu Hacer der ki: “İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) burada sa´yin aslını inkâr etmiyor, hızlı koşmanın olmadığını söylemek istiyor. Bu da zâten farz değildir….

Safâ ile Merve arasındaki sa´yin esası Hz. Hacer´e dayanır. Bununla ilgili rivayet de İbnu Abbâs´a ait. Öyle ise, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´ın, cahiliye devrine nisbet ettiği başlangıç, “hızlı koşma”nın başlangıcıdır. Eğer İbnu Abbâs, “Sünnet değildir” hükmüyle “Sa´y müstehab değildir” demek istemişse bu sözüyle Cumhur´un ittifak ettiği bir hususa muhalefet etmiştir, tıpkı tavafta remelin müstehab oluşunu inkâr etmesi gibi. İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)´ın sünnet´le, şer´î yolu (ettarikatu´şşer´iyye) kastedmiş olması da muhtemeldir. Nitekim “sünnet” kelimesi, sıkca farz kılınan şeye (mefruz) ıtlak olunur. Öyle ise İbnu Abbâs usulcülerin ıstılahındaki “sünnet”i kasdetmiştir. Usulcüler sünnet deyince matlub olduğu bir delille sâbit olmakla birlikte terkeden kimseye günah terettüp etmeyen şeyi anlar.”[374]

ـ26ـ وعن صَفِيَّةِ بنت شيبة. ]أنَّ امْرَأةً قَالَتْ: رَأيْتُ رسول اللّه # يَمْشِى في بَطْنِ المَسِيلِ يَقُولُ: َ يُقْطَعُ الْوَادِى إَّ شَدّاً[. أخرجه النسائى .

26. (1364)- Safiyye Bintu Şeybe anlatıyor: “Bir kadın dedi ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı, Safâ ve Merve tepeleri arasındaki vâdinin dibinde “Vadi ancak koşularak katedilir” diyerek yürürken gördüm.” [Nesâî, Hacc 177, (5, 242); İbnu Mâce, Menâsik 43, (2987).][375]

ـ27ـ وعن الزهرى قال: ]سَألُوا ابْنَ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما. هَلْ رأيْتَ رسول اللّه # رَمَلَ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ؟ فقَالَ: كانَ في جَمَاعَةٍ ِمِنَ النَّاسِ فَرَمَلُوا فَمَا أَرَاهُمْ رَمَلُوا إَّ بِرَمَلِهِ[. أخرجه النسائِى .

27. (1365)- Zührî (merhum) anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´e sordular:

“Sen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı Safâ ile Merve arasında remel yaparken (hızlı koşarken) gördün mü ”

“Evet, dedi. İnsanlardan bir cemaatle birlikteydi. Hep birlikte koşuyorlardı. Ben onları onun koşusuyla koşuyor görüyordum.” [Nesâî, Hacc, 175, (5, 242).][376]

İKİNCİ FASIL

TAVAF VE SA´Y AHKÂMI

ـ1ـ عن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما. ]أنَّ رسولَ اللّه # قال: الطَوَافُ حَوْلَ الْبَيْتِ مِثْلُ الصََّةِ إَّ أنَّكُمْ تَتَكَلَّمُونَ فِيهِ، فَمَنْ تَكَلَّمَ فََ يَتَكَلَّمُ إَّ بِخَيْرٍ[. أخرجه الترمذى وهذا لفظه والنسائى .

1. (1366)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Beytullah etrafındaki tavaf, namaz gibidir. Ancak bunda konuşabilirsiniz. Öyle ise, kim tavaf sırasında konuşursa sadece hayır konuşsun.” [Tirmizî, Hacc 112, (960); Nesâî, Hacc 136, (5, 222).][377]

AÇIKLAMA:

Tavaf birçok yönlerden namaz gibidir. Hadesten ve necasetten tahâret, setrü´l-avret, sevab, Beytullah´a bağlanmak vs. bunda da mevcut. Ancak, namazda konuşma yoktur. Tavafta buna müsaade edilmiştir. Fakat bunun imkân nisbetinde az olması ve hayırlı olması gerekmektedir: Zikrullah ve tavaf yapmakta olan diğer Müslümanları teşviş etmeyecek faydalı, anlamlı kelâm.[378]

ـ2ـ وفي أخرى للنسائى عن ابن عمر قالَ: ]أَقِلُّوا مِنَ الكََمِ في الطَّوَافِ فإنَّمَا أنْتُمْ في صََةٍ[ .

2. (1367)- Nesâî´nin bir başka rivayetinde şöyle buyurulmuştur: “Tavaf sırasında az kelâm edin. Zîra sizler namazdasınız.”[379]

ـ3ـ وعن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]طَافَ النَّبىُّ # في حَجَّةِ الْوَدَاعِ عَلى بَعِيرٍ يَسْتَلِمُ الرُّكْنَ بِمحْجَنٍ[. أخرجه الخمسة.وفي رواية: كُلَّمَا أتَى الرُّكْنَ أشَارَ إلَيْهِ بَشَئٍ في يَدِهِ.

3. (1368)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Veda haccında bir deve üzerinde tavaf yaptı. Rükn´e bir bastonla istilam buyurdu.”

Bir rivayette: “Rükn´e her gelişinde, ona elindeki bir şeyle işâret buyurdu” denmiştir. [Buhârî, Hacc 58, 61, 62, 74, Salât 24, Müslim, Hacc 253, (1272); Ebu Dâvud, Menâsik 49, (1877); Nesâî, Hacc 15, (5, 233); Tirmizî, Hacc 40, (865); İbnu Mâce, Menâsik 28, (2948).]

AÇIKLAMA:

1- Mihcen, baş tarafı eğri değnek demektir. Baston da denir.

2- İstilâm, selamlamak demektir.

3- Müslim´in bir rivayetinde “…ve değneği öptü” ziyâdesi mevcuttur. İstilâmdan sonra, ne ile istilâm edilmişse onun öpülmesi umumiyetle benimsenmiştir. El ile istilâm edilmişse elin öpülmesi, çubukla istilâm edilmişse çubuğun öpülmesi gibi… Cumhur şöyle demiştir: Bu hususta sünnet şudur: Rüknü elle istilâm eder ve elini öper. Eliyle istilâma muktedir olamazsa elinde bulunan bir şeyle istilâm eder ve bu şeyi öper. Buna da muktedir olamazsa rükne işaret eder ve bununla yetinir. İmam Mâlik “elini öpmez” demiştir. Bir rivayete göre Mâlikîler: “Elini, ağzın üzerine öpmeksizin kor” demiştir.

4- Deve üzerinde tavafa gelince, muhtelif rivayetler iki sebeple Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın deve üzerinde tavaf yaptığını belirtir:

1- Hastalık, 2- Halkın, menâsikini öğrenmek için kendisini rahatça görmesi ve sual sorması.

Şu halde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın binerek tavaf etmiş olması, tavafın mazeretsiz binek üzerinde yapılacağına cevaz olmaz. Âlimler bundan mâzereti olanlara ruhsat istinbat ederler. Fakihler: “Câiz olsa da, yayan evlâdır, binerek tavaf tenzihen mekruhtur” demişlerdir.

Bir kısım âlimler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın binerek tavafını, “Halka menâsiki öğretmek içindi, bu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın hasâisindendi” diye de yorumlamışlardır.”

Hayvanla tavafın birçok mahzurlarından biri de metafı telvis etmesidir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın hayvanı, İlâhî bir ikram olarak, telvisden alıkonmuştur. Öyle ise bu yönüyle de, binek üzerinde tavaf kıyas dışıdır” şeklinde de izah getirilmiştir.[380]

ـ4ـ وفي أخرى ‘بى داود: ]أنَّ النَّبىَّ # قَدِمَ مَكَّةَ وَهُوَ يَشْتَكِى فَطَافَ عَلى رَاحِلَتِهِ كُلَّمَا أتَى عَلى الرُّكُنِ اسْتَلَمَهُ بِمحْجَنٍ فَلَمَّا فَرَغَ مِنَ طَوافِهِ أنَاخَ وَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ[ .

4. (1369)- Ebu Dâvud´da gelen bir diğer rivayette: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mekke´ye geldiği vakit hasta idi. Bu sebeple bineği üzerinde tavaf etti. Tavaf sırasında Rüknün karşısına her gelişte onu bastonu ile selamladı. Tavafını bitirince, devesini ıhdı ve iki rek´at namaz kıldı.” denir. [Ebû Dâvud, Menâsik 49, (1881).][381]

ـ5ـ وعن عائشة رََضِىَ اللّهُ عَنْها قالت: ]طَافَ النَّبىُّ # عَلى بَعِيرِهِ يَسْتَلِمُ الرُّكْنَ كَرَاهِيَةَ أنْ يَصْرِفَ عَنْهُ النَّاسَ[. أخرجه مسلم والنسائى .

5. (1370)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) halk kendinden uzaklaştırılır endişesiyle deve üzerinde tavaf etti ve Rükn´ü istilâm buyurdu.” [Müslim, Hacc 256, (1274); Nesâî, Hacc 140, (5, 224).][382]

AÇIKLAMA:

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın binek üzerinde tavaf edişinin bir sebebi daha belirtilmiş olmaktadır: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ ın önünü açmak için halkın uzaklaştırılması. Nevevî, bu mânayı ifâde eden kelimenin iki imlâ ile geldiğine dikkat çeker: اَنْ يُصْرِفَ عَنْهُ ve اَنْ يُضْرِبَ عَنْهُ Birinci imlâya göre “kendinden uzaklaştırılması”, ikinci imlâya göre, “kendisi için dövülmesi.” Yani “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a yol açmak için halka vurulması endişesi.” Her iki imlâ da sahih bir mâna vermekte ve tavafın binek üzerinde yapılışının bir gerekçesini daha ortaya koymaktadır.[383]

ـ6ـ ولمسلم في أخرى وأبى داود عن ابن عباس: ]يَسْتَلِمُ الرُّكْنَ بِمِحْجَنٍ كانَ مَعَهُ وَيُقَبِّلُ المِحْجَنَ[. »المِحْجَنُ« كالصَّوْلجَانِ .

6. (1371)- Müslim ve Ebû Dâvud´un İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´tan kaydettikleri bir diğer rivayette şöyle denir: “[Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm).]

Rükn´e beraberinde bulunan bir bastonla istilâmda bulunuyor ve bastonu öpüyordu.”[384]

ـ7ـ وعن أمِّ سلمة رََضِىَ اللّهُ عَنْها قالت: ]شَكَوْتُ إلى رسولِ اللّه # أنِّى أشْتَكِى فقَال: طُوفِى مِنْ وَرَاءِ النَّاسِ وَأنْتِ رَاكِبَةٌ. فَطُفْتُ وَالنَّبىُّ # يُصَلِّى إلى جَنْبِ الْبَيْتِ يَقْرأ بِالطُّورِ وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ[. أخرجه الستة إ الترمذى .

7. (1372)- Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a hasta olduğumu söyledim. Bana:

“- Öyleyse, insanların gerisinden, bir hayvan üzerinde tavaf et!” dedi. Ben, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Beytullah´ın yan tarafında namaz kılarken tavaf ettim. O namazda “Ve´t-Tûr ve Kitâbi´n-Mestur” sûresini okuyordu.” [Buhârî, Hacc 74, 64, 71, Salât 78; Müslim, Hacc 258, (1276); Muvatta, Hacc 40, (1, 371); Ebû Dâvud, Menâsik 49, (1882); Nesâî, Hac 138, (5, 223); İbnu Mâce, Menâsik 34, (2961).][385]

ـ8ـ وعن وبرَةَ بن عبدالرحمن قال: ]سَألَ رَجُلٌ ابنَ عُمَرَ رََضِىَ اللّهُ عَنْهما فقَالَ: أيصْلُحُ لِى أنْ أطُوفَ بِالْبَيْتِ قَبْلَ أنْ آتِى المَوْقِفَ؟ قَالَ نَعَمْ: قَالَ: فإنَّ ابنَ عبَّاسٍ يقُولُ: َ تَطُفْ بِالْبَيْتِ حَتَّى تَأتِىَ المَوْقِفَ. فقَالَ: قَدْ حَجَّ رسول اللّه # فَطَافَ بِالْبَيْتِ قَبْلَ أنْ يَأتِىَ المَوْقِفَ فَبِقَوْلِ رسول اللّه # أحَقُّ أنْ نَأخُذَ أوْ بِقَوْلِ ابنِ عَبَّاسٍ، إنْ كُنْتَ صَادِقاً[. أخرجه مسلم والنسائى .

8. (1373)- Vebre İbnu Abdirrahmân anlatıyor: “Bir adam, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´e:

“Vakfe yerine gelmezden önce Beytullah´ı tavaf etmem uygun olur mu ” diye sordu. İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) cevâben:

“Evet!” deyince, adam:

“Ama İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ): “Vakfe yapmadan Beytullah´ı tavaf etme” dedi!” der. İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) de:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hacc yaptı. O zaman, vakfe yapmadan Beytullah´ı tavaf etti. Ve dahi, şayet sözünde sâdık isen, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın sözüyle amel mi daha doğrudur, İbnu Abbas´ın kavliyle amel mi ” der.” [Müslim, Hacc, 187, (1233); Nesâz, Hacc 141, (5, 224).][386]

AÇIKLAMA:

Bu hadiste, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın şahsî tatbikatını ifade etmektedir. Zîra, Veda haccında ihrama girince önce umre yaparak tavaf ve sa´yi edâ etmiş, ihramdan çıkmadan hacc-ı kıran yapmak üzere Arafat´a hareket etmişti. Hacc-ı kıranda, hacılar umre sa´yinden sonra kudüm tavafını yapar; dilerse haccın sa´yini kudüm tavafından sonra yapar.

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) da gerçeği ifade etmiştir, zira Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), yine Veda haccında, yanında kurbanlığı olmayanlara, ihramdan çıkmalarını emrederek hacc-ı temettu yaptırmıştı. Hacc-ı temettu da yapılan tavaf, umrenin tavafıdır, haccın tavafı kurban kesildikten sonra yapılır. İbnu Abbâs´a göre, tavaftan sonra ihramdan çıkmak gerekir, öyle ise, ihramdan çıkmak istemeyen kimsenin tavafını yapmaması, vakfeden sonra ihramdan çıkıncaya kadar te´hir etmesi icabeder. Hülâsa, İbnu Abbâs, Veda haccında, yanında kurbanlığı olmayanlara emretmiş bulunduğu haccın umreye tahvilindeki tatbikatı esas almış olmaktadır.[387]

ـ9ـ وعن ابن عباس رََضِىَ اللّهُ عَنْهُما قالَ: ]قَدِمَ رسول اللّه # مَكَّةَ فَطَافَ وَسَعى بَيْنَ الصَّفَا وَالمَرْوَةِ وَلَمْ يَقْرُبِ الْكَعْبَةَ بَعْدَ طَوافِهِ بِهَا حَتَّى رَجَعَ مِنْ عَرَفَةَ[. أخرجه البخارى .

9. (1374)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (Veda haccında) Mekke´ye geldi, tavafını yaptı, Safâ ve Merve arasında sa´yetti. (Geldiği zaman yaptığı bu ilk) tavaftan sonra, Arafat´tan dönünceye kadar Kâbe´ye yaklaşmadı.” [Buhârî, Hacc 70, 23, 127.][388]

AÇIKLAMA:

İbnu Hacer der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın, umre yaptıktan sonra tavaf yapmamış olması, vakfelerden önce, tavaf yapmak isteyenlere bunun yasak olması mânasına gelmez. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın yapmayışı “nafile bir yapmayıştır.” Belki de bunu kasden terketti. Yani, ümmetten herhangi biri, böyle bir tavafı vâcib telâkki edebilir endişesiyle terketti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ümmeti için zorluğu değil kolaylığı severdi. Bu sebeple,Kâbe´yi tavaf etmenin ehemmiyetini haber vermekle yetindi, fiilen yapmadı.

İmam Mâlik´ten rivayete göre “Hacı, haccını tamamladıkça, nâfile tavaf yapmalıdır.” Yine ondan rivâyete göre, “Beytullah´ı tavaf, uzak diyarlardan gelenler için, nafile namazdan daha hayırlıdır.”[389]

ـ10ـ وعن جُبير بن مُطعم رََضِىَ اللّهُ عَنْهُ. ]أنَّ النَّبىَّ # قال: يَابَنِى عَبْدِ مَنَافٍ َ تَمْنَعُوا أحَداً طَافَ بِهذَا الْبَيْتِ فَصَلَّى أيَّةَ سَاعَةٍ شَاءَ مِنْ لَيْلٍ أوْ نَهَارٍ[. أخرجه أصحاب السنن .

10. (1375)- Cübeyr İbnu Mut´im (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ey Abdümenafoğulları, sizden kim halkı idârede bir sorumluluk deruhte ederse, Beytullah´ı gündüz veya gece herhangi bir saatte ziyaret edip namaz kılanı sakın menetmesin.” [Tirmizî, Hacc 42, (868); Ebu Dâvud, Menâsik 53, (1894); Nesâî, Hacc 137, (5, 223); İbnu Mâce, İkâmetu´s-Salât 149, (1254).][390]

AÇIKLAMA:

1- Bu hadis hususen Abdümenafoğulları´na hitab etmektedir. Çünkü, Cenab-ı Hakk´ın vahyi ile bilmiştir ki, hilâfet ve idârî işler çoğunluk itibariyle o soydan gelenlerde kalacak, Mekke´deki hizmetler onlara terettüp edecektir. Nitekim sidâne, hicâbe, liva ve rifâde gibi hizmetler onlarda idi.

2- Daha önce, 1357 numaralı hadisin izahında belirttiğimiz gibi, tavaf namazının mekruh vakitlerde bile câiz olacağına hükmedenler bu hadise dayanırlar.

Aliyyu´l-Kârî der ki: “Burada tavaf namazı kastedildiği gibi mutlak da olabilir. Ancak hadis, mekruh vakitler dışında diye kayıtlanabilir de. Zîra mekruh vakitlerde nehyin varlığı esastır, (bu çeşit durumlarda mutlak, mukayyede hamledilir). Veya, hadisteki salat (namaz), kelimenin lügat mânası olan dua ile te´vil edilir.”

Bu hadise dayanarak, bazı âlimler: “Tavaf namazı mekruh vakitlerden istisna edilmiştir, o vakitlerde de kılınabilir” demiş; Şâfiî hazretleri gibi bazıları daha da ileri giderek: “Mekke´nin şerefi sebebiyle nâfile namazlar kerâhet vakitlerinde de mekruh olmaktan istisna tutulmuş, tâ ki insanlar onun her ânından istifâde etsinler” demiştir.

Ebu Hanife ise, illetin âmm ve şâmil olması sebebiyle, kerâhat meselesinde, “Mekke diğer beldeler gibidir, mekruh vakitler orada da mekruhtur” demiştir.

Sadedinde olduğumuz hadisi te´yid eden bir diğer rivayet Ebu Zerr (radıyallahu anh) tarafından rivayet edilmiştir.

Başka beldelerde mekruh olan vakitlerde Mekke´de nâfile namaz kılmanın mekruh olmadığını söyleyenlerin ikinci bir delili olan bu hadisi kaydediyoruz: َصََةَ بَعْدَ الصُّبْحِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ وََ بَعْدَ الْعَصْرِ حَتَّىَ تَغْرُ بَ الشَّمْسُ إَِّ بِمَكَّةَ إَِّ بِمَكَّةَ إَِّ بِمَكَّةَ

“Güneş doğuncaya kadar sabah namazından sonra, güneş batıncaya kadar da ikindi namazından sonra namaz kılınmaz. Mekke hâriç, Mekke hâriç, Mekke hâriç.”[391]

ـ11ـ وعن أبى الزبير المكى قال: ]رَأيْتُ ابنَ عبَّاسٍ يَطُوفُ بَعْدَ صََةِ الْعَصْرِ أُسْبُوعاً ثُمَّ يَدْخُلُ حُجْرَتَهُ فََ نَدْرِى مَا يَصْنَعُ. قَالَ: وَلَقَدْ رَأيْتُ الْبَيْتَ يَخْلُوا بَعْدَ صََةِ الصُّبْحِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ، وَبَعْدَ صََةِ الْعَصْرِ مَا يَطُوفُ بِهِ أحَدٌ حَتَّى عِنْدَ الْغُرُوبِ[. أخرجه مالك .

11. (1376)- Ebu´z-Zübeyr el Mekkî anlatıyor: “İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´ın ikindi namazından sonra yedi kere tavaf edip hücresine çekildiğini gördüm. Artık orada ne yaptığını (tavaf namazı kılıp kılmadığını) bilmiyorum.”

Ebu´z-Zübeyr devamla dedi ki: “Ben Beytullah´ın sabah namazından sonra, güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar boşaldığını, kimsenin tavaf etmediğini gördüm.” [Muvatta, Hacc 117, (1, 369).][392]

AÇIKLAMA:

1357 numaralı hadiste yapıldı.[393]

ZİYARET TAVAFI

ـ1ـ عن ابن عباس وعائشة رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُم. ]أنَّ النَّبىَّ #: أخَّرَ الطَّوَافَ يَوْمَ النَّحْرِ إلى اللَّيْلِ[. أخرجه أبو داود والترمذى.وفي رواية أخرى: طَوَافَ الزِّيَارَةِ .

1. (1377)- İbnu Abbâs ve Hz. Aişe (radıyallahu anhüm) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), yevm-i nahrde (Kurban´ın birinci günü) tavafı geceye te´hir etti.”

Bir başka rivayette: “….Ziyâret tavafını” denmiştir. “…Beyt-i Atik´i tavaf etsinler” (Hacc 29) âyetiyle emredilen tavaf bu tavaftır. [Ebu Dâvud, Menâsik 83, (2000); Tirmizî, Hacc 80, (920); İbnu Mâce, Menâsik 77, (3059). Bu hadisi Buhârî, ta´lik olarak kaydetmiştir (Hacc 129).][394]

AÇIKLAMA:

1- Ziyaret tavafı, haccın farz olan tavafıdır. Arafat vakfesinden sonra yapılır. Buna ifâza tavafı da denir. Keza Tavâfu´s-Sadr ve Tavâfu´r-Rükn de denmiştir.

2- Bu rivâyet, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın tavafı yevm-i nahirde gündüzleyin yaptığına dair İbnu Ömer (ve Cabir) (radıyallahu anhüm)´den yapılan müteakip rivayete muhaliftir.

Buharî, bu ihtilâfı şöyle te´lif etmek ister: “İbnu Ömer ve Câbir hazretlerinin rivayetlerini ilk güne, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´ın hadisini de diğer günlere hamletmek lâzımdır. Çünkü İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) bir rivayette, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Beytullah´ı eyyam-ı Minâda (Kurban günleri) ziyâret ettiğini belirtirken, bir başka rivayette “Mina´da kaldığı müddetçe her gece ziyaret ederdi” diye tasrih eder: أَنَّ النَّبِىَّ صَلَّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَزُورُ الْبَيْتَ كُلَّ لَيْلَةٍ مَا اَقَامَ بِمِنًى

Şu halde, İbnu Abbâs´ın rivâyetini, müteâkip günlere hamletmek gerekmektedir. Böylece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın ilk gün ziyâret tavafını gündüzleyin yaptığı, müteakip nâfile tavaflarını da geceleyin yaptığı anlaşılır ve rivayetler arasındaki ihtilâf da kalkar.[395]

ـ2ـ وعن نافع عن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُما. ]أنَّ رسولَ اللّه #: أفَاضَ يَوْمَ النَّحْرِ ثُمَّ رَجَعَ فَصَلَّى الظُّهْرَ بِمِنىً[. أخرجه الشيخان وأبو داود .

2. (1378)- Nâfi, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´den naklen diyor ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yevm-i nahirde ifâza (ziyâret) tavafını yaptı, sonra dönüp öğleyi Mina´da kıldı.” [Buhârî, Hacc 129, Müslim, Hacc 335, (1308); Ebu Dâvud, Menâsik 83, (1998.][396]

AÇIKLAMA:

Veda haccı ile ilgli olarak, Hz. Aişe ve Hz. Câbir (radıyallahu anhümâ) tarafından rivayet edilen uzun hadiste, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın ifâza tavafı sırasında öğle namazını Mekke´de kıldığı belirtilir, bu rivayette ise Mina´da kıldığı ifâde edilmektedir. Ulemâ bu iki hadisten birini tercihte ihtilâf eder ve hattâ, hadislerin sıhhati sebebiyle bâzıları tevakkufu tercih eder.

Nevevî der ki: “Bu hadis, tavafu´l-ifâza´nın sübûtunu ifade eder. Ayrıca bu tavafı, yevm-i nahirde ve öğleden evvel yapmanın müstehab olduğunu gösterir. Ulemâ bu ifâza tavafının haccın rükünlerinden biri olduğu, bunsuz haccın câiz olmayacağı hususunda icmâ eder. Ulemâ, keza bu tavafın, yevm-i nahirde taşlama, kurban ve traşdan sonra yapılmasının müstehab olduğunda da ittifak eder, teşrik günlerinden birinde yapmak şartıyla te´hirinin caiz olacağı, bu te´hir sebebiyle dem (kurban cezası) gerekmeyeceği hususunda da icma eder.

Eyyam-ı teşrikten sonraya tehir eder ve fakat îfa ederse, Şâfiîlere göre câizdir, herhangi bir ceza gerekmez. Cumhûr da bu görüştedir. Ebû Hanife, Mâlik hazretleri, “Çok gecikecek olursa bir dem (kurban) gerekir” diye hükmederler.[397]

VEDA TAVAFI

ـ1ـ عن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]كانَ النَّاسُ يَنصرِفُونَ في كُلِّ وجْهٍ. فقَالَ النَّبىُّ #: َ يَنْفِرْ أحَدٌ حَتَّى يَكُونَ آخِرُ عَهْدِهِ بِالْبَيْتِ[. أخرجه مسلم وأبو داود .

1. (1379)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Halk (haccın bitmesiyle) her tarafa dağılıyordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):”Sakın kimse, son vardığı yer Beytullah olmadıkça bir yere gitmesin” buyurdu.” [Müslim, Hacc 379, (1327); Ebû Dâvud, Menâsik 84, (2002); İbnu Mâce, Menâsik 82, (3070).][398]

AÇIKLAMA:

Bu hadis, vedâ tavafının gereğini teşri etmektedir. Ulemânın ekserisine göre veda tavafı haccın vaciblerindendir, terkedene dem gerekir. Şafiî, Ebû Hanife, Ahmed İbnu Hanbel başta, pekçok âlim bunun vâcib olduğunda müttefiktir. İmam Mâlik, Davud-ı Zâhirî, İbnu Münzir: “Veda tavafı sünnettir, terkine bir şey terettüp etmez” derler.

Hanefîler uzaktan gelenlere “vâcib” derken, Mekkelilerle mîkat ve mîkatten içerde ikâmet edenlere vacib olmadığını söylerler.

Hayızlı ve nifaslı kadınlarla umre yapanlara tavaf-ı vedâ vâcib değildir. Zîra nassen bu tavaf umreye değil, hacca bağlıdır, haccın bir parçasıdır. Veda tavafını yapmadan ayrılmış olanlar, gittikleri yer yakınsa bunu eda ederler, uzaksa kurban (dem) kesmekle, hacc menâsikinde hâsıl olan eksikliği telâfi ederler. Uzaklık ve yakınlığın ölçümü ihtilaflıdır. İmam-ı Âzam´a göre mîkata varmayan geri döner, İmam Şâfiî sefer meselesini esas almış, Sevrî, “Harem-i Şerif´ten çıkmadıkça” demiştir.

Veda tavafından sonra Mekke´nin terkedilmesi gerekir. Bu tavaftan sonra bâzı alışveriş yapanların durumu da ihtilaflıdır. Atâ, Sevrî, İmam Şâfiî, İmam Ahmed, “Böylelerinin tekrar veda tavafı yapmaları gerekir, Mekke´de yaptıkları son şey tavaf olmalı” demişlerdir. İmam Mâlik´e göre, tavaftan sonra bazı alışveriş yapmanın mahzuru yoktur, birşey gerekmez. Ebu Hanife´ye göre veda tavafından sonra bir ay hatta daha fazla da kalsa ayrılırken veda tavafı gerekmez.[399]

ـ2ـ وفي موطأ مالك: أنَّ عُمَرَ رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُ قال: ]أخِرُ النّسُكِ الطَّوَافُ بِالْبَيْتِ وَفِيهِ أنَّهُ رَدَّ رَجًُ مِنْ مَرَّ الظَّهْرَانِ لَمْ يَكُنْ وَدَّعَ الْبَيْتَ حَتَّى وَدَّعَ[ .

2. (1380)- Muvatta´da geldiğine göre, Hz. Ömer (radıyallahu anh) şöyle buyurmuştur: “Hacc menâsikinin en sonuncusu Beytullah´ı tavaftır.”

Muvatta´da kaydedilir ki, Hz. Ömer (radıyallahu anh) veda tavafı yapmadan ayrılan birisini Merrü´z-Zahrân denen yerden veda tavafı yapmak üzere geri çevirdi.” [Muvatta, Hacc (1, 369).][400]

AÇIKLAMA:

1- Burada Muvatta´daki iki rivayet birleştirilmiştir.

2- İmam Mâlik, Hz. Ömer´i bu hükme götüren şeyin şu âyetle ilgili yorum olabileceğini söyler: “Kim Allah´ın şeâirini büyük tanırsa şüphesiz ki bu, kalblerin takvasındandır” (Hacc 32).

3- Hz. Ömer tarafından veda tavafı yapmadığı için geri çevrilen kişinin bulunduğu yer olan Merrü´z-Zehrân, Mekke´ye 18 mil mesafede bir yerdir. Bu uzaklık İmam Mâlik ve ashabına göre, veda tavafı için geri dönülmemesi gereken uzaklıktır.

Hz. Ömer (radıyallahu anh)´in bu davranışından, onun veda tavafına “vacib” dediği hükmü çıkarılmıştır.[401]

ـ3ـ وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُما أنَّهُ قال: ]رُخِّصَ لِلْحَائِضِ أنْ تَنْفِرَ إذَا حَاضَتْ[. أخرجه الشيخان .

3. (1381)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ): “Kadın hayızlı olduğu takdirde (veda tavafı yapmadan) yola çıkmasına ruhsat verildi” demiştir. [Buhârî, Hayz 27, Hacc 144; Müslim, Hacc 380, (1328).][402]

AÇIKLAMA:

İfâza tavafını yapan bir kadın hayız olduğu takdirde, ona veda tavafı gerekmeyeceği hususunda ulemânın büyük çoğunluğu müttefiktir. Ancak aksine hükmeden de olmuştur: Ömer İbnu´l-Hattab ve İbnu Ömer, Zeyd İbnu Sâbit (radıyallahu anhüm)´in, hayızlı olan kadını, veda tavafı yapması için Mekke´de hayız hâli geçinceye kadar ikâmete mecbur ettikleri rivayet edilmiştir. Bunlara göre, nasıl ifâza tavafı vacib ise, veda tavafı da vâcibtir, ifâzayı yerine getirmeden hayız olduğu takdirde üzerinden düşmezse veda tavafı da düşmez. İbnu Ömer ve Zeyd İbnu Sâbit (radıyallahu anhüm)´in bu görüşten rücû ettikleri de rivayet edilmiştir. Hz. Ömer´in, “Son ziyaret Beytullah´a olmalıdır” hükmünden hayızlı kadınlar hakkında da vazgeçmediği rivayet edilmiştir.

Ancak fukahâ, bu hükmün Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)´den yapılan ve 1383 numarada kaydedeceğimiz rivayetle neshedildiğine kâni olmuştur.

ـ4ـ وفي رواية. قال: ]أُمِرَ النَّاسُ أنْ يَكُونَ آخِرُ عَهْدِهِمْ بِالْبَيْتِ إَّ أنَّهُ حُفِّفَ عَنِ المَرْأةِ الحَائِضِ[ .

4. (1382)- Bir rivayette şöyle gelmiştir: “Halka, son varacakları yerin Beytullah olması emir buyuruldu. Ancak hayızlı kadına ruhsat verildi.” [Müslim, Hacc 380, (1328).][403]

AÇIKLAMA:

Ashab´tan bir kısmını, “hayızlı kadın veda tavafını yapmadan Mekke´ den ayrılamaz” hükmüne sevkeden husus hadiste belirtilen emirdir. “Halka, son varacakları yerin Beytullah olması emir buyuruldu.” Burada “Beytullah´ın son varılacak yer olması” tâbiriyle vedâ tavafı kastedilmiştir.

Önceki hadiste belirtildiği gibi bir kısım sahabenin, aslında “Veda tavafı yapılmadan Mekke terkedilmemeli, hayız olan kadın temizliğini bekler, tavafını yapıp öyle ayrılır” diye hükmederken, sonradan bu reyden vazgeçmiş olması ve hatta Hz. Ömer´in o ilk reyinden rücû etmemesi hayızlı kadınlar hakkındaki ruhsatın Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´den sonradan vâki olduğunu, Hz. Ömer´in de bu ruhsatı duymadığını ifade eder.

Bu hususu müteâkip rivayet tevsik edecektir. [404]

ـ5ـ وعن عائشة رَضِىَ اللّهُ َعَنْها. ]أنَّ صَفِيةَ بِنْتَ حُيَىٍّ زَوْجَ النَّبىِّ # حَاضَتْ فَذُكِرَ ذلِكَ لِرَسُولِ اللّه #. فقَالَ: أحَابِسَتْنَا هِىَ؟ فقَالُوا: إنَّهَا قَدْ أفَاضَتْ. قَالَ: فََ إذَا[. أخرجه الستة وهذا لفظ الشيخين .

5. (1383)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın zevcelerinden Safiyye Bintu Huyey (radıyallahu anhâ) hayız oldu. Durum Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a haber verilmişti.

“O bizi burada hapis mi edecek!” dedi. Kendisine, Safiyye´nin tavâf-ı ifâzayı yapmış olduğu söylenince:

“Öyleyse hayır, (beklemenize gerek yok, yola çıkınız)” açıklamasında bulundu.” [Buhârî, Hacc 129, 145, Hayz 27, Megâzî 77; Müslim, Hacc, 382, (1211); Muvatta, Hacc 225-228, (1, 412-413); Nesâî, Hayz 23, (1, 194); Tirmizî, Hacc 99, (943); Ebu Davud, Menasik 85, (2003); Nesâî, Hayz 23 (1, 194); İbnu Mâce, Menâsik 83, (3072). Bu metin Şeyheyn (Buhârî ve Müslim) metnidir.][405]

AÇIKLAMA:

İfâza tavafını yaptıktan sonra, hayız olan kadının veda tavafı yapmak için temizlenmeyi beklemeden yola çıkabileceğine, kendisinden veda tavafının affedileceğine dair hüküm vermeye ulemâyı sevkeden rivayet budur. Veda tavafını hayız sebebiyle yapmayan kadına herhangi bir ceza terettüp etmez. 1379 numaralı hadiste daha fazla bilgi verilmiştir.[406]

ـ6ـ وعن عَمرةَ. ]أنَّ عَائِشَةَ رَضِىَ اللّهُ َعَنْها كَانَتْ إذَا حَجَّتْ وَمَعَهَا نِساءٌ تَخَافُ أنْ يَحِضْنَ قَدَمَتْهُنَّ يَوْمَ النَّحْرِ فأفَضْنَ فإنْ حِضْنَ بَعْدَ ذلِكَ لَمْ تَنْظُرْهُنَّ تَنْفِرُ بِهِنَّ وَهُنَّ حُيَّضٌ[. أخرجه مالك .

6. (1384)- Amre merhum anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) beraberinde kadınlar olduğu halde haccetse, kadınların hayız oluvermelerinden korkardı: Bu sebeple yevm-i nahirde (kurbanın birinci günü) hemen onlara öncelik tanır ve derhal ifâza tavaflarını yaptırırdı. İfâza tavaflarını yaptılar mı, artık onları (temizlensinler de veda tavafı da yapsınlar diye) beklemez, kadınlar hayızlı iken hemen (Medine´ye dönmek üzere) yola çıkardı.” [Muvatta, Hacc 227, (1, 413).][407]

ERKEKLERİN KADINLARLA KARIŞIK TAVAFLARI

ـ1ـ عن ابن جُريج قال: ]أخْبَرَنِى عَطَاءٌ إذْ مَنَعَ ابنُ هِشَامٍ النِّسَاءَ الطَّوَافَ مَعَ الرِّجَالِ، قَالَ: كَيْفَ يَمْنَعُهُنَّ وَقَدْ طَافَ نِسَاءُ النَّبىِّ # مَعَ الرِّجَالِ؟ قَالَ: قُلْتُ: أبَعْدَ الحِجَابِ وَقَبْلَهُ؟ قَالَ: لَقَدْ أدْرَكْتُهُ بَعْدَ الحِجَابِ. قَالَ قُلْتُ: كَيْفَ يُخَالِطْنَ الرِّجَالَ. قَالَ: لَمْ يَكُنْ يُخَالِطْنَ الرِّجَالَ. كَانَتْ عَائِشَةُ رَضِىَ اللّهُ َعَنْها تَطوفُ حَجْرَةً مِن الرِّجَالِ َ تُخَالِطَهُمْ. فقَالَتِ امْرَأةٌ: انْطَلِقِى نَسْتَلِمُ يَا أمُّ المُؤمِنينَ. قَالَتْ: انْطَلِقِِى عَنْكِ وَأبَتْ. وَكُنَّ يَخْرُجْنَ مُتَنَكِّرَاتٍ بِاللَّيْلِ[. أخرجه البخارى.»حَجْرَةً« بفتح الحاء والراء المهملين وسكون الجيم بينهما: أى ناحية منفردة .

1. (1385)- İbnu Cüreyc anlatıyor: “Atâ, bana İbnu Hişâm´ın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan yasakladığı zaman dedi ki: “O bunu nasıl yasaklar, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!” Ben Atâ´ya sordum:

“Onların beraber haccları örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı ”

“(Evet, kasem olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şâhid oldum!” diye cevap verdi. Ben tekrar sordum:

“Pekâlâ erkeklere nasıl karışırlardı ” Şu cevabı verdi:

“Erkeklere karışmazlardı, Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı.” Hatta bir kadın kendisine: “Ey mü´minlerin annesi, yürü (Hacerü´l-Esved´e elimizi değerek) istilâm edelim!” demişti de Hz. Aişe ona:

“Sen dilediğin şekilde git” deyip kendisi gitmekten imtina etmişti. Onlar geceleyin kim oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı.)

[Beytullah´a girmek istedikleri zaman da, erkeklerin tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi.]

(Atâ devamla): “Ben (Mekke kadısı) Ubeyd İbnu Umeyr´le birlikte, Müzdelife´deki Sebir dağında mücâvir (yani ikamet eder) olan Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)´nin yanına giderdim” dedi. Ben hemen sordum:

“Pekâlâ Hz. Aişe´nin örtüsü ne idi ”

“Keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırının içindeydi. Çadırın bir perdesi vardı. Aişe (radıyallahu anhâ) ile bizim aramızda bu perdeden başka bir şey yoktu. Ben Hz. Aişe´nin üzerinde gül renginde bir zıbın gördüm.” [Buhârî, Hacc 64.][408]

AÇIKLAMA:

1- Bu rivayet İbnu Cüreyc ile Atâ arasında cereyan etmiştir. Anlaşıldığı üzere, hacc emiri olan Hişâm bir ara kadınlarla erkeklerin karışık olarak Beytullah´ı tavaf etmelerini yasaklayınca, böyle bir yasağın câiz olup olmayacağı üzerine Atâ ile İbnu Cüreyc, ilmî bir mübahesede bulunmuşlardır.

2- Rivayette adı geçen İbnu Hişam hakkında şârih Askalânî şu bilgiyi dermeyan eder: “Bu zâtın adı İbrahim´dir. Kardeşi de Muhammed İbnu Hişâm İbni İsmâil´dir. Bunlar Emevî Halifesi Hişam İbnu Abdilmelik´in dayıları idiler. Hişâm bunlardan Muhammed´i Mekke emîrliğine, kardeşi İbrahim´i de Medine emîrliğine getirdi. Hişâm, halifeliği sırasında hacc emîrliğini de İbrahim´e havâle etmişti. Binaenaleyh rivayette zikri geçen İbnu Hişam´dan murad “İbrahim” olabilir. Sonra bunları, Yusuf İbnu Ömer es-Sakafî (Haccâc-ı Zâlim) ölmelerine kadar işkenceye tâbi tuttu. Bu hâl, Velîd İbnu Yezid İbni Abdi´l-Melik´in hakimiyetinin ilk senesine, bunun emriyle 125 hicrî yılında öldürülmelerine kadar devam etti.”

3- Bu rivayet tavaf sırasında kadın-erkek ayırımını ilk defa ele alanın İbnu Hişâm olduğunu ifade eder ise de, bu işi daha önce Hz. Ömer´in ele aldığını ifâde eden rivayetler de var. Hatta, kadınlara karışarak hacceden bir erkeği görünce elindeki değnekle vurmuştur. Atâ, İbnu Hişâm´ın tatbikatını kınamaktadır. Ancak Hz. Aişe´den naklettiği müşâhede Hz.Ömer´in tatbikatını andırmakta, benzerlik arzetmektedir.

İbnu Uyeyne´nin bir rivayetinde tavafta kadın-erkek ayrımını ilk ele alan Hâlid İbnu Abdillah eKuşeyrî´dir. Bu zât da Abdülmelik İbnu Mervân zamanında hacc emîrliği yapmıştır. Bir müddet yasak koyup sonradan kaldırmış olabilir. Bunun emîrliği İbnu Hişâm´dan çok daha evvellere gider.

Günümüzde maddî imkânların ve ulaşım vâsıtalarının artmasıyla milyonu taşan hacı kâfilesinin, tavaf esnasında nefesleri keser derecede meydana getirdiği izdiham ve sıkışıklık, her hacıya, kadın ve erkeklerin ayrı ayrı tavaf yapmalarını ve hatta şeytan taşlamalarını sağlayacak bir formül bulunamaz mı sorusunu sordurmaktadır. Daha Ashab devrinde duyulan bu ihtiyaç, gittikçe bir zaruret hâlini almaktadır. Meselenin üzerine ciddiyetle gidildiği takdirde bir çözüm bulunabileceği ümidindeyiz.

4- Sebir dağı, Müzdelife´de büyük bir dağın adıdır. Müzdelife´den Mina´ya giderken sol kol üzerindedir. Mekke civarında yedi ayrı dağın ismi Sebir´dir.

5- Mücâvir, mükim demektir. Ancak, burada bir nevi i´tikaf demektir, iki çeşittir: Gece ve gündüz mücâvereti; sadece gündüz mücavereti. İbnu Battâl hadiste Harem bölgesinin her tarafında mücâveretin câiz olduğu hükmünü çıkarmıştır.6- Hadis, kadınların tavafta kendilerini belli etmeyecek bir kıyafete bürünmelerinin, geceleyin tavafı tercih etmelerinin, erkeklerden ayrı ve onların arkasından tavaf yapmalarının efdal olacağını göstermektedir.[409]

HICR´IN GERİSİNDE TAVAF

ـ1ـ عن أبى السفَر سعيد بن محمد قال: ]سَمِعْتُ ابنَ عَبّاسٍ رَضِىَ اللّهُ َعَنْهما يَقُولُ: يَا أيُّهَا النَّاسُ اسْمَعُوا مِنِّى مَا أقُولُ لَكُمْ وَاسْمِعُونِى ما تَقُولُونَ، وََ تَذْهَبُوا فَتَقُولُوا قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ، مَنْ طَافَ بِالْبَيْتِ فَلْيَطُفْ مِنْ وَرَاءِ الْحِجْرِ وََ تَقُولُوا الحَطِيمَ[. أخرجه البخارى .

1. (1386)- Ebu´s-Sefer Saîd İbnu Muhammed anlatıyor: “İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´ı işittim, diyordu ki: “Ey insanlar, size söyleyeceğimi benden dinleyin, (bilahare) söyleyeceklerinizi de bana dinletin.” “İbnu Abbâs şöyle dedi, İbnu Abbâs böyle dedi” diye kafadan atmayın. Beytullah´ı kim tavaf edecekse Hıcr´ın gerisinden tavaf etsin. Oraya “Hatîm” demeyin. Zîra cahiliye devrinde kişi yemin edip kamçısını veya ayakkabısının tekini yahut yayını atardı.” [Buhârî, Menâkıbu´l-Ensâr 26.][410]

AÇIKLAMA:

1- İbnu Hacer´in açıklamasına göre, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) ilk cümlesinde: “Beni dinleyip, anladığınızı bir tekrar edin, sözlerimden ne anladığınızı bir göreyim” demek istemiştir. Sanki İbnu Abbâs, halkın kendi söylediklerini eksik, fazla anlayıp sonra da bunu kendisine nisbet ederek -hiç söylemediği şeyleri- rivâyet etmelerinde endişe duymaktadır. Ve: “İyi dinleyin, tam ve eksiksiz zaptedin, iyice kavramadan “İbnu Abbâs şöyle söyledi” demeye kalkmayın!” demek istediler.

2- İbnu Abbâs, Hıcr´ın gerisinden yürümelerini söylüyor. Hıcr, daha önceleri de belirtildiği üzere, Kâbe´nin rükn-i Irakî ile rükn-i Şâmî arasını teşkil eden kuzeybatı duvarının karşısında, yarım daire şeklinde, 1 metrekadar yüksekliğindeki duvarın içinde kalan kısımdır. Burası Kâbe´nin içinden sayılır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a nübüvvet gelmezden önce yapılan tâmir sırasında, malzeme yetmediği için duvarın dışında bırakılmıştır. Hıcr´ı ihâta eden yarım dâire şeklindeki duvara Hatîm denir.

3- İbnu Abbâs, Hıcr´a, “hatîm” denmemesini tenbih ederken -Saîd İbnu Mansûr´un rivayetine göre- bir zât: “Hatîm nedir ” diye sorar. İbnu Abbâs: “O hatîm değildir…”der. Ebu Nuaym´ın Müstahrec´inde yer alan rivayette, İbnu Abbâs şöyle devam eder: “Cahiliye insanları onu (Hıcr´ı) hatîm diye isimlendiriyorlardı. İçerisinde Kureyş´in putları vardı…”

Bir başka rivayette, “…Cahiliyeden biri yemin etmek isterse, değneğini koyar yemin ederdi, kim tavaf edecekse gerisinden etsin” der.

Hülâsa mâna şu oluyor: Cahiliye insanları birbirleriyle yeminleşecekleri zaman, yemin eden kimse bir kamçı veya ayakkabı teki veya yay veya bir değnek atar, bunu yeminine işâret kılardı. Bu sebeple oraya hatîm adını verdiler, çünkü orada eşyalar çürürdü. Buraya “hatîm” denmesi ile ilgili başka tahminler de yapılmıştır. Buna göre, zâlimlere orada beddua edilmesi, orada edilen duanın kabul görerek zâlimi helak etmesi sebebiyledir. Bir başka tahmine göre oraya “hatim” denmesi, buranın Beytullah´tan ayrılması, koparılması, duvarının yarım kalması sebebiyledir. Bir başka görüşe göre, burada dua için, fazla izdiham yaparak insanların birbirlerini ezmelerinden dolayı “hatim” denmiştir. Başka tahminler de ileri sürülmüştür.

Hatim kelimesi kırma, ezmek, parçalamak mânasını taşıyan bir kökten gelir.İbnu Hacer der ki: ”

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´ın yaptığı açıklama, bu söylenenlerin pekçoğunu reddetmede yeterli bir delildir.”[411]

SAFA VE MERVE ARASINDA SA´Y

ـ1ـ عن جابر رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُ قال: ]لَمْ يَطُفِ النَّبىُّ # وََ أصْحَابُهُ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ إَّ طَوافاً وَاحِداً طَوافَهُ ا‘وَّلَ[. أخرجه أبو داود والنسائى .

1. (1387)- Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ne Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ne de Ashab-ı Kirâm (radıyallahu anhüm)´ı Safâ ile Merve arasında birden fazla tavafda bulunmadı, bu da ilk defa yaptıkları tavaf idi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 54, (1895); Nesâî, Hacc 182, (5, 244); Müslim, Hacc 140, (1215) İbnu Mâce, Menasik (2972).][412]

AÇIKLAMA:

1- Burada Safâ ve Merve arasındaki “tavaf”tan maksad “sa´y”dir.

2- Görüldüğü üzere bu hadis, haccla birlikte umre de yapmak isteyenlerin, hem hacc ve hem de umre için bir kere sa´y etmelerinin yeterli olduğunu ifâde etmektedir. Daha önce de geçtiği üzere Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ve ashabından bir kısmı hacc-ı kıran yapmış idi. Diğer bir kısmı da hacc-ı temettu yapmış idi. Hacc-ı kıran yapanlar, umre tavafından sonra sa´y yapınca, ifâza tavafı sırasında sa´y yapmazlar.

Nevevî sadedinde olduğumuz hadisin hacc-ı kıran yapanlarla ilgili olduğunu, hacc-ı temettu yapan Ashab´ın iki sa´y yaptıklarını, birinci sa´y ilk gelindiği gün umre için, ikinci sa´y de hacc tavafıyla birlikte hacc için olduğunu ve bu ikincinin yevm-i nahirde edâ edildiğini belirtir. Ayrıca der ki: “Bu hadis hacc-ı kıran yapanlara İfâza için bir tavaf ve bir sa´y gerektiğine hükmeden Şâfiî ve etbaına açık bir delildir, İbnu Ömer, Câbir, Hz. Aişe, Tâvus, Atâ, Hasan Basrî, Mücâhid, İmam Mâlik, İbnu´l-Macesun, Ahmed, Ishak, Dâvud ve İbn´l-Münzir de böyle hükmetmişlerdir.”

Ulemâdan bir diğer grup hacc-ı kırân yapanlara da iki tavaf ve iki sa´y gerektiğine hükmetmiştir. Ebû Hanife, Şâ´bî, Nehâî, Câbir İbnu Zeyd, Abdurrahman İbnu´l-Esved, Sevrî, Hasan İbnu Sâlih, iki rivayetten birinde Ahmed İbnu Hanbel (rahimehumullah) bu görüştedir. Ashab´tan Hz. Ali ve İbnu Mes´ud (radıyallahu anhümâ)´un dahi bu görüşte oldukları rivayet edilmiştir.

Üçüncü bir görüşe göre, hacc-ı kıran yapsın, hacc-ı temettu yapsın, her iki çeşit hacıya da bir tavaf bir sa´y gerekir. Bu hadisin zâhiri de bunu ifâde etmektedir. Ahmed İbnu Hanbel´in, -oğlundan gelen bir rivâyette- böyle hükmettiği bilinir.

Bu mevzuya daha önce de temas edilmiştir (1285 numaralı hadise bak.)[413]

ـ2ـ وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُما قال: ]رَأى النَّبىُّ # رَجًُ يَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ بِزِمَامٍ أوْ غَيْرِهِ فَقَطَعَهُ[. أخرجه البخارى وأبو داود والنسائى.وفي رواية: يَقُودُ إنْسَاناً بِخِزَامَةٍ في أنْفِهِ فَقَطَعَهَا ثُمَّ أمَرَهُ أنْ يَقُودَ بِيَدِهِ.»الْخِزَامَةُ« مَا يُجْعَلُ في أنف البعير من شعر كالحلقة ليُقَادَ به .

2. (1388)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Kâbe´yi başına yular veya başka bir şey takılmış halde tavaf eden bir adam görmüştü. Hemen yuları koparıp attı.” [Buhârî, Hacc, 65, 66, Eymân ve´n-Nüzûr 31; Ebu Dâvud, Eyman ve ´n-Nüzûr 23,(3302); Nesâî, Hacc 186, (5, 221-222), Eymân ve´n-Nüzûr 30, (7, 18).]

Bir başka rivayette şöyle denmiştir “…burnuna geçirilmiş bir halka ile birisini yeden bir adam görmüştü, derhal halkayı kopardı ve adama: “elinden tutarak yed!” diye emretti.[414]

AÇIKLAMA:

1- Hadisin Nesâî´de gelen vechinde böyle eziyetle kendini yeddirmeye nezretmiş olduğu belirtilir.

2- Hadiste geçen zimâm kelimesi yular demektir ve kolayca yedmek için hayvana takılır. İnsanın yularlanması büyük hakâret olur, kişinin kendi kendine takması, nefsini alçaltmaya yönelik bir davranıştır.

Hadisin Buhârî´de gelen vechinde hizâme tâbiri geçer. Bu yulardan öte bir yedme vasıtasıdır. Huysuz hayvanların kolayca yedilebilmesi için hayvanlara, burun deliklerini ayıran zara takılan ip vs. halkadır. İnsana bunun takılarak yedilmesi daha büyük bir hakaret, daha büyük tezlil ve tezellüldür. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu çeşit terbiyeyi, taabbüdü, tevazu ve tezellülü yasaklamıştır.[415]

ـ3ـ وعن ابن أبى مُليكة ]أنَّ عُمَرَ رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُ مَرَّ بِامْرَأةٍ مَجْذُومَةٍ تَطُوفَ بِالْبَيْتِ فقَالَ: يَا أمَةَ اللّهِ تَعالى َ تُؤذِى النَّاسَ، لَوْ جَلَسْتِ في بَيْتِكِ كانَ خَيْراً لَكِ، فَجَلَسَتْ في بَيْتِهَا، فَمَرَّ بِهَا رَجُلٌ بَعْدَ مَا مَاتَ عُمَرُ رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُ. فقَالَ لَهَا: إنَّ الَّذِى نَهَاكِ قَدْ مَاتَ فَاخْرُجِى، فقَالَتْ: وَاللّهِ مَا كُنْتُ ‘ُطِيعُهُ حَيّاً وَأعْصِيهِ مَيِّتاً[. أخرجه مالك .

3. (1389)- İbnu Ebî Müleyke anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh), Beytullah´ı tavaf eden cüzzamlı bir kadın görmüştü, hemen:

“Ey Allah Teâla´nın câriyesi, insanlara ezâ verme, sen evinde otursan kendin için daha hayırlı olurdu!” dedi. Kadın (söz tutup) evinde oturdu. Hz. Ömer (radıyallahu anh)´in vefatından sonra bir adam kadına uğrayarak:

“Seni haccdan yasaklayan kimse artık vefat etti, çık evinden!” dedi. Kadın adama şöyle cevap verdi:

“Allah´a yemin olsun, ben ona sağken itaat edip, ölünce isyân edecek kimse değilim.” [Muvatta, Hacc 250, (1, 424).][416]

AÇIKLAMA:

Cüzzam hastalığı, vücuddan deri ve et parçalarının kopup dökülmesine sebep olan bir hastalıktır. Cüzzamlı hem manzarası, hem pis kokusu ve hem de bulaşma durumuyla başkalarını rahatsız edecektir.

Hz. Ömer (radıyallahu anh) bu davranışıyla, insanlara rahatsızık verecek bir hastalığa mübtelâ olanların haccdan yasaklanabileceği prensibini va´zetmiştir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) soğan sarımsak kokanları mescide almaz, Bakî´e kadar sürer çıkartırdı. Öyle ise, soğan sarmısakdan çok daha rahatsızlık verici ve umumî sağlığı tehdid edici durumlara haccda elbetteki müsaade edilemez.[417]

ـ4ـ وعن عبداللّه بن السائب. ]أنَّهُ كانَ يَقُودُ ابْنَ عَبَّاسٍ: فَيُقِيمُهُ عِنْدَ الشُّقَّةِ الثَّالِثَةِ مِمَّا يَلى الْبَابَ. فيَقُولُ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ: أُنْبِئْتُ أنَّ رسولَ اللّه # كانَ يُصَلِّى ههُنَا؟ فيقولُ: نَعَمْ، فَِيَتَقَدَّمُ فَيُصَلِّى[. أخرجه أبو داود والنسائى .

4. (1390)- Abdullah İbnu´s-Sâib´in anlattığına göre, (yaşlanıp gözlerini kaybettiği vakit) İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)´a (tavaf sırasında) refakat edip, Haceru´l-Esved´i takip eden (Haceru´l-Esved ile) kapı arasındaki kısımda (mültezem) durdurmuş bu sırada İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) kendisine: “Bana söylendiğine göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) işte burada namaz kılarmış” demiştir. Abdullah İbnu Sâib de “evet” demiş, bunun üzerine İbnu Abbâs, kalkıp orada namaz kılmıştır.” [Ebu Dâvud, Menâsik 55; Nesâî, Hacc 133, (5, 221).][418]

ـ5ـ وعن مالك. ]أنَّهُ بَلَغَهُ أنَّ سَعدَ بنَ أبى وَقَّاصٍ كانَ إذَا دَخَلَ مَكةَ مُرَاهِقاً خَرَجَ إلى عَرَفَةَ قَبْلَ أنْ يَطُوفَ بِالْبَيْتِ وَبَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ ثُمَّ يَطُوفُ بَعْدَ أنْ يَرْجعَ[.والمراد بقوله »مُرَاهِقاً« أى قد ضاق عليه الوقتُ حتى خاف فوْتَ الوقوف بعرفة .

5. (1391)- İmam Mâlik´e ulaştığına göre, Sa´d İbnu Ebî Vakkâs (radıyallahu anh), mürâhık (yani zaman bakımından daralmış, vakfeyi kaçırma endişesine düşmüş) olarak Mekke´ye gelince, Beytullah´la Safâ ve Merve´yi tavaftan önce, Arafat´a çıkar, Arafat´tan döndükten sonra tavafını îfa ederdi.” [Muvatta, Hacc 125, (1,371).][419]

AÇIKLAMA:

Burada, Sa´d İbnu Ebî Vakkâs´ın tatbikatından verilen örnekle şu hüküm belirtiliyor:

Bir kimse hacc için Mekke´ye geldiği zaman vakti daralmış ise, kudüm tavafını terkedip Arafat´taki vakfeye yetişir. Vakfe haccın farzıdır, onu kaçıran o yıl haccı kaçırmış olur. Ama kudüm tavafı farz değildir sünnettir, yapamayandan sâkıt olur ve herhangi bir şey gerekmez.

Arafat´tan sonra îfa edilen tavaf, artık kudüm tavafı olmaz, farz olan ifâza tavafı olur. Kudüm tavafı sâkıt olur.[420]

ـ6ـ وعن عائشة رَضِىَ اللّهُ َعَنْها قالت: ]قالَ رسولُ اللّه #: إنَّمَا جُعِلَ الطَّوَافُ بِالْبَيْتِ، وَبَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ وَرَمْىِ الجِمَارِ “قَامَةِ ذِكْرِ اللّهِ تَعالى[. أخرجه أبو داود والترمذى،

6. (1392)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Beytullah´ı tavaf etmek, Safâ ve Merve arasında sa´yetmek ve şeytan taşlamak Allah´ı zikretmek için emredilmiştir.” [Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1888); Tirmizî, Hacc 64, (902).][421]

AÇIKLAMA:

Aliyyu´l-Kârî, bu hadisi şöyle açıklar: “Yani bu sayılan mübarek yerlerde Allah´ı zikretmek için onlar menâsik kılınmıştır. Sakın ha gâfil olunmaya! Beytullah´ın etrafında tavaf ve vakfeler dua için emredilmiştir. Zîra, bu iki yerde yapılan ibâdetler parlaktır. Şeytan taşlama ile Safâ ile Mere arasında sa´y de, Allah´ı zikretmek için sünnet kılınmıştır. Yâni atılan her taşla birlikte tekbir getirmek sünnettir, sa´y sırasında da dualar sünnettir.”[422]

TAVAF VE SA´YDE DUA

ـ1ـ عن عبداللّه بن السائب قال: ]سَمِعْتُ رسولَ اللّه # يقولُ في الطَّوَافِ مَا بَينَ الرُّكْنَيْنِ: رَبَّنَا آتِنَا في الدُّنْيَا حَسَنَةً وفي اŒخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ[. أخرجه أبو داود .

1. (1393)- Abdullah İbnu Sâib anlatıyor: “Safâ ile Merve arasındaki tavaf sırasında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın şöyle dua ettiğini işittim:

“Rabbimiz bize dünyada hayır ver, ahirette de hayır ver ve bizi ateş azabından koru.” [Ebu Dâvud, Menâsik 52, (1892).][423]

AÇIKLAMA:

Bu dua Kur´ân´da gelen dualardandır (Bakara 201). Bu, câmî bir duadır. Zîra Allah´tan hem dünyada hem ahirette hasen istenmektedir. Hasen güzel ve hayır mânalarına gelir. Yani istenen şey belli muayyen bir hasen olmadığı için, bunun içerisine bütün hasenler, hayırlar, iyi olan şeyler eksiksiz girer. Alimler “dünyadaki hasen”le ilim, amel, âfiyet, af, rızk, temiz hayat, kanaat, sâlih evlat vs. akla gelebilecek bütün hayırlı şeylerin kastedildiğini, “ahiretteki hasen”le de mağfiret, cennet, yüksek dereceler, peygamberlere mürâfakat, rıza, rü´yet (Allah´ın cemalini görmek), lika (Allah´a kavuşmak) vs. uhrevî füyûzâtın kastedildiğini söylerler.

“Ateşin azabından korunma” talebiyle de cehennemin yakması, dondurması, zehiri, açlığı, susuzluğu, pis kokusu, darlığı, akrebleri, yılanları gibi nasslarda gelen her çeşit azabından korunma taleb edilmiş olmaktadır.

Mü´min, duaların makbul olduğu o mübârek yerlerde bu çeşit câmi dualarla dua etmeli, dünyevî, maddî, müşahhas, fânî şeyleri taleb ederek vaktini heder etmemelidir.[424]

ـ2ـ وعن نافع. ]أنَّهُ سَمِعَ ابنَ عُمَرَ رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُما يقولُ عَلى الصَّفَا: اللَّهُمَّ إنَّكَ قُلْتَ ادْعُونِى اسْتَجِبْ لَكُمْ، وَإنَّكَ َ تُخْلِفُ المِيعَادَ، وَإنِى أسألُكَ كَمَا هَدَيْتَنِى لِ“سَْمِ أنْ َ تَنْزِعَهُ مِنِّى حَتَّى تَتَوَفَّانِى وَأنَا مُسْلِمٌ[. أخرجه مالك.وزاد رزين: وَكَانَ يُكَبِّرُ ثََثَ تَكْبِيراَتٍ وَيقولُ: َ إلهَ إَّ اللّهُ وَحْدَهُ َ شَرِيكَ لَهُ لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ وَهُوَ عَلى كلِّ شَئٍ قَدِيرٌ، يَصْنَعُ ذلِكَ سَبْعَ مَرَّاتٍ، وَيَصْنَعُ في المَرْوَةِ كَذلِكَ في كلِّ شَوْطٍ .

2. (1394)- Nâfi´ (rahimehullah)´nin anlattığına göre, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´i Safâ tepesi üzerinde şöyle dua ederken işitmiştir:

“Ey Allah´ım, Kitab-ı Mübîn´inde: “Bana dua edin size icâbet edeyim!” (Gâfir 60) diyorsun, sen sözünden dönmezsin. Ben şimdi senden istiyorum: Bana hidayet verip İslâm´ı nasib ettin, onu geri alma. Son nefesimi Müslüman olarak vermemi nasib et” (Âmin). [Muvatta,Hacc 128, (1, 372-373).]

Ya Rabb, aynı duayı biz de yapıyoruz, kabûl et!

Rezîn şunu ilâve etmiştir: “(İbnu Ömer), üç kere tekbir getirir ve şöyle derdi: “Allah´tan başka ilâh yoktur, O tekdir, O´nun ortağı yoktur, mülk O´nundur, bütün hamdler O´na âittir, O her şeye kâdirdir.” Bunu da yedi kere tekrarlardı.

Merve´de de, her şavtta aynı şeyleri tekrar ederdi. [Rezîn´in bu ilâvesi de Muvatta´nın aynı babındadır (127. hadis)[425]

ـ3ـ وفي رواية لرزين: ]وَذلِكَ إحْدَى وَعِشْرُونَ مِنَ التَّكْبِيرِ وَسَبْعٌ مِنَ التَّهْلِيلِ وَيَدْعُو فِيمَا بَينَ ذلِكَ يَسْألُ اللّهَ تعالى وَيَهْبِطُ حَتَّى إذَا كانَ بِبَطْنِ المسِيلِ سَعَى حَتَّى يَظْهَرَ مِنْهُ ثُمَّ يَمْشِى حَتَّى يأتِى عَلى المَرْوَةِ فَيَرْقى عَلَيْهَا فَيَصْنَعُ مِثْلَ مَا صَنَعَ عَلى الصَّفَا يَصْنَعُ ذلِكَ سَبْعَ مَرَّاتٍ حَتَّى يَفْرَغَ مِنْ سَعْيِهِ[.

3. (1395)- Rezîn´in bir rivayetinde şöyle denir: “Bu yirmi bir tekbir, yedi tehlîl eder. Bunlar arasında da dua eder, Allah´tan ister, sonra (tepeden inmeye başlar), vadinin tabanına (şimdilerde Yeşil Sütunlara) varınca koşmaya başlar, buradan çıkıncaya kadar koşar, Merve yamacına varınca normal yürümeye devam eder. Tepeye, zirveye çıkar, orada durup, Safâ´da yaptıklarını aynen tekrâr ederdi.

Bunu yedi kere tekrarlar ve böylece sa´yini tamamlamış olurdu.”[426]

ـ4ـ وعن جابر رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُ قال: ]كانَ رسولُ اللّه # إذَا وَقفَ عَلى الصفا يكبرُ ثَثاً ويقولُ: َ إلَه إ اللّهُ وَحدهُ َ شَريكَ لهُ؛ لهُ الملكُ ولهُ الحمدُ وهو على كلِّ شئٍ قَدِيرٌ، يصنعُ ذلِكَ ثث مرَّاتٍ وَيدْعُو ويصنع عَلى المروة مثل ذلِكَ[ .

4. (1396)- Hz.Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Safâ tepesinde durduğu zaman üç kere tekbir getirip sonra: Allah´tan başka ilah yoktur. O tekdir, O´nun ortağı yoktur, mülk O´nundur, hamd O´na aittir, O herşeye kadirdir” derdi. Ve bunu üç sefer tekrar eder, dua okurdu. Aynı şeyi Merve tepesinde de yapardı.” [Muvatta, Hacc 127, (1, 372); Müslim, Hacc 147, (1218); Ebu Dâvud, Menâsik 57, (1908); İbnu Mâce, Menâsik 84, (3074).][427]

ـ5ـ وعن ابن شهاب قال: ]كانَ ابنُ عمر رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُما يُلَبِّى وهو يطوف بالبيت[. أخرجهما مالك .

5. (1397)- İbnu Şihâb anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ), Beytullah’ı tavaf ederken telbiye getirmezdi.”

[Muvatta, Hacc 47, (1, 338).]

AÇIKLAMA

Zürkanî, bu hususta şu açıklamayı sunar: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’in tavaf sırasında telbiye getirmemesi, bunun meşrû olmamasındandır.

Bu sebeple oğlu Sâlim de tavafta telbiyeyi mekruh addetmiştir. İbnu Uyeyne der ki: “Kendisine ihtida edilip uyulanlardan Atâ İbnu´s-Sâib hâriç hiç kimsenin Beytullah´ın etrafında telbiye getirdiğini görmedim.” Şâfiî hazretleri ve Ahmed İbnu Hanbel sessizce telbiye getirmeyi câiz bulmuşlardır. Ancak Rebîa tavaf edince telbiye getirirdi.”

Hanefîlere göre, telbiye, Zilhicce´nin 10´uncu günü (yâni bayramın birinci günü) şeytana ilk taşın atılmasına kadar devam eder, o zaman bırakılır. [428]

ÜÇÜNCÜ FASIL

BEYTULLAH´A GİRİŞ

ـ1ـ عن عائشة رَضِىَ اللّهُ َعَنْها قالت: ]خَرَجَ رسولُ اللّه # مِنْ عِنْدِى وَهُوَ مَسْرُورُ ثُمَّ رَجَعَ وَهُوَ كَئِيبٌ. فقَالَ: إنِّى دَخَلْتُ الْكَعْبَةَ وَلَوِ اسْتَقْبَلْتُ مِنْ أمْرِى مَا اسْتَدْبَرَتُ مَا دَخَلْتُهَا إنِّى أخَافُ أنْ أكُونَ قَدْ شَقَقْتُ عَلى أمَّتِى[. أخرجه أبو داود والترمذى .

1. (1398)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) mesrûr bir halde yanımdan çıkmıştı, sonra üzüntülü olarak geri döndü. Dedi ki:

“Kâbe´ye girdim. Ancak pişman oldum, yaptığım bu işi geri getirebilseydim, girmezdim. Ümmetime meşakkat vermiş olmaktan korkuyorum.”[429]

ـ2ـ وعنده: ]وَدِدْتُ أنِّى لَمْ أكُنْ فَعَلْتُ إنِّى أخَافُ أنْ أكُونَ قَدْ أتْعَبْتُ أمَّتِى مِنْ بَعْدِى[ .

2. (1399)- Tirmizî´de şöyle denir: “…Yapmamış olmayı temenni ettim. Zîra, kendimden sonra ümmetimi yormuş olmaktan korkuyorum.” [Ebu Dâvud, Menâsik 95, (2029); Tirmizî, Hacc 45, (873); İbnu Mâce, Menâsik 79,(3063).][430]

AÇIKLAMA:

1- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Yaptığım bu işi geri getirebilseydim” cümlesiyle: “Bu işi yaptıktan sonra öğrendiğim şeyi, yapmazdan önce bilseydim kesinlikle Kâbe´ye girmezdim” demek istemiş ve bu ifade ile pişmanlığını ortaya koymuştur.

Tirmizî´de bu endişe daha açık ifâde edilmiştir: Mesrûr çıktığı halde, yanına üzgün dönmüş olan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´tan Hz. Aişe, bu kederin sebebini sorar ve şu cevabı alır: “Kâbe´ye girdim. Sonra girmemiş olmayı temenni ettim. Şimdi ben, kendimden sonra gelecek ümmeti yormuş olmaktan korkuyorum.” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın bu üzüntüsü, ümmetin, Kâbe´yi hac menâsikinden zannederek, mâruz kalacağı imkânsızlıklar ve bunun ümmette hâsıl edeceği keder sebebiyledir, denmiştir.

2- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in Kâbe´ye ne zaman girdiği ihtilâflıdır. Bir kısım âlimler, kesin bir üslûbla sâdece Fetih senesinde girdiğini söyler. Ancak Şevkânî, Neylü´l-Evtâr´da: “Bu hadis, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Fetih senesi dışında Beytullah´a girdiğinin delilidir, çünkü Fetih yılında Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) beraberinde değildi” der. “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine´ye dönünce Hz. Aişe´ye anlatmış olabilir” diye bu durum te´vil edilmişse de, bariz şekilde tekellüflü bulunduğu için kabul görmemiştir.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın umre sırasında Kâbe´ye girmediği kesinlik kazanan bir husustur. Bazı âlimlere göre Veda haccı sırasında girmiş olması daha kuvvetle muhtemeldir. Beyhakî buna kânidir. 1408 numaralı hadiste daha fazla açıklama gelecek.

3- Cumhur bu hadisten şu hükmü çıkarmıştır: “Kâbe´ye girmek haccın menâsikinden değildir.”

Ancak Kurtubî, Kâbe´ye girmeyi haccın menâsikinden addeden âlimlerden bahsetmektedir. Her hâl u kârda Kâbe´ye girmenin müstehab olduğu kabûl edilmiştir. Buna delil olarak İbnu Huzeyme´nin kaydettiği şu hadis gösterilir: مَنْ دَخَلَ الْبَيْتَ دَخَلَ فِى جَنَّةٍ وَخَرَجَ مَغْفُورًا لَهُ “Beytullah´a giren, bir cennete girmiş olur ve mağfirete uğramış (günahlar affedilmiş) olarak çıkar.” Kâbe´ye girmenin müstehablığına başka delil ve karineler de gösterilmiştir.

Not: Bu mevzu ile ilgili geniş açıklamayı 1408´de yapacağız.[431]

ـ3ـ وعن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُما قال: ]دَخَلَ النَّبىُّ # الْبَيْتَ هُوَ وَأسَامَةُ ابنُ زَيْدٍ وَبَِلٌ وَعُثْمَانُ بنُ طَلْحَةَ رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُم فأغْلَقُو عَلَيْهِمْ. فَلَمَّا فَتَحُوا كُنْتُ أوَّل مَنْ وَلَجَ فَلَقِيتُ بًِ فَسَألْتُهُ هَلْ صَلَّى فِيهِ رسولُ اللّهِ #؟ فقَالَ نَعَمْ بَيْنَ الْعَمُودَيْنِ اليَمَانِيَّيْنِ، وَذَهَبَ عَنِّى أنْ أسْألَهُ كَمْ صَلَّى[. أخرجه الستة .

3. (1400)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), beraberinde Usâme İbnu Zeyd, Bilâl, Osman İbnu Talha (radıyallahu anhümâ) olduğu halde hep beraber girip kapıyı kapadılar. Açtıkları zaman içeri ilk giren ben oldum. Bilal´le karşılaştım ve hemen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´nin içerisinde namaz kılıp kılmadığını sordum.

“Evet” dedi, “iki Yemânî direk arasında.” Kaç rek´at kıldığını sormayı unuttum.”

Not: 1400-1408 arasındaki hadislerin kaynaklarını 1408´nin sonunda toptan vereceğiz.[432]

ـ4ـ وفي رواية: ]فَسألتُ بًَِ حِينَمَا خَرََجَ مَا صَنَعَ النَّبىُّ #؟ قَالَ: جَعَلَ عَمُودَيْنِ عَنِ يَمِينِهِ وَعَمُوداً عَنْ يَسَارِهِ وَثََثةَ أعْمِدَةٍ وَرَاءَهُ، وَكَانَ الْبَيْتُ يَوْمَئِذٍ عَلى سِتَّةِ أعْمِدَةٍ ثُمَّ صَلَّى[ .

4. (1401)- Bir rivayette geldiğine göre (İbnu Ömer) şöyle demiştir: “Çıktığı zaman Bilâl (radıyallahu anh)´e sordum:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) içerde ne yaptı ” Cevaben:

“İki direği sağına, birini de soluna aldı, üç direği de arkasına aldı. -O zaman Beytullah´ta altı direk vardı- sonra namaz kıldı.”[433]

ـ5ـ وفي رواية: ]صَلَّى رَكْعَتَيْنِ بَيْنَ السَّارِيَتَيْنِ اللَّتَيْنِ عَنْ يَسَارِكَ إذَا دَخَلْتَ ثُمَّ خَرَجَ فَصَلّى في وَجْهِ الْكَعْبَةِ رَكْعَتَيْنِ[.

5. (1402)- Bir rivayette şöyle gelmiştir: “Beytullah´a girdiği zaman soluna gelen iki direk arasında iki rek´at namaz kıldı. Sonra çıktı ve Kâbe´nin önünde iki rek´at namaz kıldı.”[434]

ـ6ـ وفي أخرى لمسلم: ]أقْبَلَ رسولُ اللّه # عَامَ الْفَتْحِ عَلى نَاقَتِهِ الْقَصْوَاءِ وَهُوَ مَرْدِفٌ أُسَامَةَ[ .

6. (1403)- Müslim´in bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Fetih senesi, devesi Kasvâ´nın üzerinde olduğu halde ilerledi, terkisinde de Üsâme (radıyallahu anh) vardı.”[435]

ـ7ـ وفي أخرى: ]عَلى نَاقَةٍ ‘سَامَةَ حَتَّى أنَاخَ بِفِنَاءِ الْكَعْبَةِ ثُمَّ دَعَا عُثْمَانَ ابْنَ طَلْحَةَ فقَالَ: ائْتِنِى بِالْمِفْتَاحِ فَذَهَبَ إلى أمِّهِ فأبَتْ أنْ تُعْطِيَهُ. فقَالَ: واللّهِ لَتُعْطِيَنَّهُ أوْ لَيَخْرُجَنَّ هَذَا السَّيْفُ مِنْ صُلْبِى فأعْطَتُهُ إيَّاهُ فَجَاءَ بِهِ إلى النَّبِىِّ # فَفَتَحَ وَذَكَرَ نَحْوهُ[ .

7. (1404)- Bir diğer rivayette şöyle denmiştir:

“…Üsâme´ye ait bir devenin üzerinde (gelip) Kâbe´nin avlusunda deveyi ıhdı. Sonra, Osman İbnu Talha (radıyallahu anh)´yı çağırdı ve:

“Kâbe´nin anahtarını bana ver!” dedi. Osman annesine koştu. Ancak kadın vermekten imtina etti. Osman (radıyallahu anh):

“Allah´a kasem olsun ya derhal verirsin veya şu kılıncım belimden hemen çıkacaktır!”diye kükredi. Bunun üzerine kadın anahtarı Osman´a hemen verdi, o da Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a getirip teslim etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kâbe´yi açtı…” Devamını önceki rivayetteki gibi zikretti.[436]

ـ8ـ وفي أخرى لمسلم أيضاً عن ابن عباس قال: ]إنَّمَا أُمِرْتُمْ بِالطَّوَافِ وَلَمْ تُؤمَرُوا بِدُخُولِهِ. وقالَ: أخْبَرَنِى أُسَامَةُ أنَّ النَّبىَّ # لَمَّا دَخَلَ الْبَيْتَ دَعَا في نَواحِيهِ كُلِّهَا وَلَمْ يُصَلِّ فِيهِ حَتَّى خَرَجَ فَلمَّا خَرَجَ رَكَعَ في قِبَلِ الْبَيْتِ رَكْعَتَيْنِ فقَالَ: هذِهِ الْقِبْلَةُ[.

8. (1405)- Yine Müslim´de kaydedilen bir rivayette, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) şunu söyler: “Sizler Kâbe´yi tavafla emrolundunuz, içine girmekle değil.” Ve der ki: “Üsâme (radıyallahu anh) bana, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın, Beytullah´a girdiği zaman her tarafında dua ettiğini, dışarı çıkıncaya kadar namaz kılmadığını, çıkınca Beytullah´ın önünde (kapısına yakın yerde) iki rek´at kılıp: “Bu (Beyt), kıbledir” dediğini haber verdi.”[437]

ـ9ـ وفي أخرى للبخارى: ]دَخَلَ الْكَعْبَةَ وفيهَا سِتَّةُ سَوَارِى فقَامَ عِنْدَ كلِّ سَارِيَةٍ فَدَعَا وَلَمْ يُصَلِّ[ .

9. (1406)- Buhârî´nin bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir. “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kâbe´ye girdi. İçeride altı direk vardı. Her bir direğin yanında bir miktar durdu, dua etti, ama namaz kılmadı.”[438]

ـ10ـ وعند النسائى: ]دَخَلَ الْكَعْبَةَ وَسَبَّحَ في نَواحِيهَا وَلَمْ يُصَلِّ حَتَّى خَرَجَ وَصَلَّى خَلْفَ المَقَامِ رَكْعَتَيْنِ[ .

10. (1407)- Nesâî´de şöyle denmiştir: “Kâbe´ye girdi ve her tarafında tesbihde bulundu. Namaz kılmadan çıktı. Makâm´ın gerisinde iki rek´at namaz kıldı.”[439]

ـ11ـ وفي أخرى له: ]دَخَلَ فَمَضى حَتَّى إذَا كانَ بَيْنَ ا‘سْطِوَانَتَيْنِ اللَّتَيْنِ تَلِيَانِ الْبَابَ جَلَسَ فَحَمِدَاللّهَ تَعالى وَأثْنى عَلَيْهِ وَسَألُهُ وَاسْتَغْفَرَهُ ثُمَّ قَامَ حَتَّى أتَى مَا اسْتَقْبَلَ مِنْ دُبُرِ الْكَعْبَةِ فَوضَعَ وَجْهَهُ وَخَدَّهُ عَلَيْهِ وَحَمِدَاللّهَ وَأثْنى عَليْهِ وَسَألَهُ وَاسْتَغْفَرَهُ ثُمَّ انْصَرفَ إلى كُلِّ رُكْنٍ مِنْ أرْكَانِ الْكَعْبَةِ فاسْتَقْبَلهُ بِالتَّكْبِيرِ وَالتَّهْلِيلِ وَالتَّسْبِيحِ وَالثَّنَاءِ عَلى اللّهِ تَعالى وَالمَسألَةِ وَاسْتِغْفَارِ ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ مُسْتَقْبِلَ وَجْهِ الْبَيْتِ ثُمَّ انْصَرَفَ فقَالَ: هذِهِ الْقِبْلَةُ[.»القَصْوَاءُ« التى قُطِع طرف أذنها، ولم تكن ناقة النبى # كذلك وإنما كان لقباً لها.

11. (1408)- Nesâî´nin bir diğer rivâyeti şöyle: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)] Kâbe´ye girdi, ilerledi. Kapıya yakın bulunan iki sütunun arasına gelince oturdu. Allah´a hamd ve senâda bulundu. Sonra kalkıp Kâbe´nin arka cihetinden karşısına gelen kısma kadar yürüdü. Alnını ve yanağını sürdü. Allah´a hamd u senâda bulundu, dua ve istiğfar etti. Sonra Kâbe´nin her bir köşesine gitti ve her birini tekbir, tehlil, tesbih ve Allah Teâla´ya senâ, dua ve istiğfarla karşıladı.Sonra çıkıp, Beytullah´ın ön yüzünde iki rek´at namaz kıldı. Namazdan çıkınca: “Bu (Beyt), kıbledir” dedi.” [Buhârî, Hacc 51, 52, 54, Megâzî 77, 48, Salât 30,81, 96, Teheccüt 25, Cihâd 127; Müslim, Hacc 388-397 (1329-1332); Muvatta, Hacc 193, (1, 398); Ebu Dâvud, Menâsik 93, (2023); Nesâî, Mesâcid 5, (2, 33-34), Hacc 126, 127, 131, 139 (5, 216-221), Kıble 6, (5, 217).][440]

AÇIKLAMA:

1- Son on bir hadisin hepsi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´ye girişi, onu ziyaret şekli, içerisinde namaz kılıp kılmadığı, nerelerde hangi duaları nasıl yaptığı gibi birbirini tamamlayan teferruat meselelerle ilgilidir. Bu meselelerin her birisiyle ilgili âlimlerin farklı değerlendirmeleri olmuştur. Burada mühimlerine muhtasaran temas edeceğiz.[441]

1) KÂBE´YE RESULULLAH (aleyhissalâtu vesselâm) NE ZAMAN GİRDİ

Bu meselede üç ihtimal mevzubahis olmuştur:

1- Umretu´lkaza´da,

2- Fetih sırasında,

3- Veda haccı sırasında.

Umretü´lkaza´da girmiş olma ihtimali son derece zayıf kabûl edilerek bunun üzerinde fazla durulmamıştır. “Çünkü, denir, o zaman Kâbe putlarla dolu idi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) putun olduğu yere girmez, zîra putun bulunduğu yere melek girmeyeceğinden yalnız kalacaktı. Halbuki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) meleklerden ayrı kalmaya tahammül edemezdi. Ayrıca, Mekke´de üç günlük kalma, Hudeybiye antlaşmasında yer alan şart gereği idi. Kâbe´ye girme hususunda antlaşmada şart yoktur.” Böyle bir şart koşsa müşrikler antlaşmaya yanaşmayabilirdi. Bu sebeple koymamış olabilir” denmiştir.

2- Fetih günü girmiş olma ihtimali: Bu kuvvetli bir ihtimaldir. Bunu tasrih eden sahih rivayetler var. İbnu Hacer, 1403 ve 1404 numarada kaydedilen hadislerin sarahatine dayanarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Fetih sırasında Kâbe´ye girdiğine hükmeder. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´nin anahtarını istediği Osman İbnu Talha -ki hakkında genişçe bilgi sunacağız- câhiliye devrinden beri Kâbe´nin perdedarlığını yapan kimsedir.

3- Veda haccında girmiş olma ihtimâli: Beyhakî ve bir kısım âlimler buna hükmederler. 1398 numarada Hz. Aişe´den kaydedilen rivayet de buna delildir. Ancak Fetih günü girdiğini söyleyenler, bu hadisi şöyle te´vil ederler: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. Aişe´ye, o durumu Medine´ye döndüğü vakit anlatmış olabilir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´ye Veda haccında girdiğini söyleyenlerden bir kısmı, “Kâbe´ye girme”nin hacc menâsikinden olduğunu ifade etmişlerdir.

Ancak bu görüş pek taraftar bulmamıştır. Buhârî, İbnu Ömer´in çok hacc yaptığı halde Kâbe´ye girmediğine dair rivayeti kaydederek bunu reddedenler arasında yer alır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´ye girmesiyle ilgili hâdiseyi rivâyet edenlerin en meşhuru ve üstelik sünnete uymada titizliğiyle tanınmış olan İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´ in pekçok hacc yapmasına rağmen Kâbe´ye girmemiş olması, Buhârî için, bunun menâsikten olmadığı hususuna yeterli bir delil olmuştur.

4- Fetih ve hacc sırasında girme ihtimâli: Rivâyetlerdeki ihtilâfı te´lif edici bir grup âlim bu görüşü ileri sürmüştür. Bu te´vil az sonra temas edeceğimiz bir başka ihtilâfı da ortadan kaldıracaktır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kâbe´nin içinde namaz kıldı mı, kılmadı mı Buhârî şârihlerinden Mühelleb´in yorumuna göre: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kâbe´ye bir kere Fetih yılında girmiş ve iki rek´at namaz kılmıştır, bir kere de Veda haccı sırasında girmiştir ve bu girişte namaz kılmamıştır. İbnu Hibbân da: “Bana, bu iki rivayeti cem etme hususunda en uygun geleni, iki haberin iki ayrı vakitte cereyan eden vak´a ile ilgili olduğuna hükmetmektir” demiştir.

Bu te´life Nevevî itiraz ederek: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ ın Veda haccında değil, Fetih sırasında Kâbe´ye girmiş bulunduğu hususunda ihtilâf yok” der.

Bu konuyla ilgili farklı görüşleri delilleriyle birlikte kaydeden İbnu Hacer, kesin bir tavır takınarak herhangi birini tercih etmez. Ancak hadisten çıkarılan fevâid kısmında: “Kâbe´ye girmek müstehabdır” der.[442]

2) KÂBE´NİN İÇİNDE NAMAZ

Üzerinde durduğumuz mevzuun teferruatlı ve ihtilâflı noktalarından biri Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın içeride namaz kılıp kılmadığı meselesidir. Zîra, yukarıda kaydedilen hadislerden bir kısmında (1400-1401-1402) Bilal-i Habeşî (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın içeride iki rek´at namaz kıldığını söylerken, bir kısmında (1405-1406-1407-1408) Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhümâ), Kâbe´ nin içinde Resûlullah(aleyhissalâtu vesselâm)´ın namaz kılmadığını söylemektedir.

Şârih İbnu Hacer´in dikkat çektiği daha enteresan bir duruma göre, Kâbe´nin içinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın namaz kılmadığını söyleyen Üsâme (radıyallahu anh)´den İbnu Ömer´in yaptığı bir rivâyette -ki bu rivayet Ahmed İbnu Hanbel´in Müsned´inde gelmiştir- Üsâme, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın içeride namaz kıldığını söylemiştir.

Görüldüğü üzere, sahih hadisler bu mevzuda ihtilaf ederler. İslâm âlimleri bu rivayetleri birkaç noktadan te´lif ve izaha kavuştururlar. Denir ki:

1) Hz. Bilâl (radıyallahu anh)´in rivayeti isbat edici olması sebebiyle tercih edilme şansını elde tutar. Çünkü, umumî kâidedir, iki rivâyet nefy ve isbat hususlarında ihtilâflı olurlarsa isbat edicinin tercih edilmesi esastır.

2) Bilal´in rivayetlerinde ihtilâf olmadığı halde Üsâme´nin rivayetleri ihtilâflıdır. Belirtildiği üzere İbnu Ömer, Üsame´nin: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kâbe´de namaz kıldı” dediğini rivayet etmiştir.

3) Nevevî her iki rivâyeti şöyle bir te´life kavuşturur: “Bunlar Kâbe´ye girdikleri zaman dua ile meşgul oldular. Bu esnâda Üsâme (radıyallahu anh), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı dua ederken gördü. Üsame kendisi dua ile bir köşede meşgul olurken, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir başka yerde iki rek´at namaz kıldı. Bu esnada Bilal, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ı yakınında olduğu için gördü, Üsâme ise uzaklığı ve dua ile meşguliyeti sebebiyle görmedi. Zîra kapının kapalı oluşu, içeride karanlık hâsıl etmişti. Ayrıca Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´le Üsâme arasına içerdeki sütunlar da perde yapmış olabilir. Bu sebeple zannına uyarak Hz. Üsame Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ ın namaz kıldığını inkâr etmiş olabilir. Muhibbu´t-Taberî der ki: “Hz. Üsâme´nin, içeriye girdikten sonra, bir müddet için oradan ayrılmış olması, bu sebeple Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) namaz kılarken orada bulunmaması da muhtemeldir.”

Muhibbu´t-Taberî´nin bu tevilini te´yid eden Ebu Dâvut et-Tayâlesi´nin kaydettiği bir rivayette, Hz. Üsame (radıyallahu anh) der ki: “Kâbe´de Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın yanına girdim. Orada bazı resimler gördü. Bir kova su istedi. Ben su getirdim. Onunla resimlerin üzerine vurup (onlar yıkadı).”

Bu hususu te´yid eden başka rivayetler de var.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´nin içinde namaz kılıp kılmaması ile ilgili ihtilâflı rivâyetleri, birini diğerine tercih etmeden te´lif eden de olmuştur:

a) “Namaz kıldı” diyen rivâyetlerdeki salât kelimesi lügat mânasında kullanılmıştır, yani dua etti demektir. “Namaz kılmadı” diyen rivayetlerde salât kelimesi ıstılahî mânadadır, yani “namaz” mânasındadır. Bu te´vîli “Kâbe´nin içinde farz olsun nafile olsun her çeşit namaz mekruhtur” diyenler tercih etmiştir. Ancak, bu te´vili, kılınan namazların rek´at sayısından bahseden rivayetler (1402 numaralı hadis böyledir) reddeder.

b) “Namaz kıldı” diyen rivayetlerde nâfile namaz, “namaz kılmadı” diyen rivayetlerde farz namaz kastedilmiş olabilir. Kurtubî bunu benimser. Esasen İmam Mâlik´in mezhebi de bu te´vili esas almıştır.

c) “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kâbe´ye iki kere girmiş, birinde namaz kılmış diğerinde kılmamış olabilir” denmiştir. Yukarıda temas ettiğimiz, iki sefer girmiş olma ihtimali üzerinde duranlar, “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sadece Fetih günü Kâbe´ye girdi. Veda haccı sırasında girmedi” diyenlere: “Rivâyetler, Mekke fethi sırasında iki ayrı sefer girmiş olma ihtimâlini reddetmez” diye cevap vermişlerdir.[443]

3) NAMAZIN YERİ VE ŞEKLİ

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe içinde namaz kıldığı umumiyetle kabul edilmiş, hatta, yeri ve şekli üzerinde bâzı teferruata bile inilmiştir. Hemen belirtelim ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın nerede namaz kıldığı hususunda daha ziyâde İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) soru sormuştur. Çünkü kendisi, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´le birlikte içeri girenler arasında yoktur. 1400 numaralı hadiste belirtildiği üzere Kâbe´ye Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´la birlikte, Üsâme, Bilâl, Osman -bir başka rivayette el-Fadl İbnu Abbas- (radıyallahu anhüm) girmiştir.

Girince kapı örtülmüştür.

Ezrâkî´nin Mekke üzerine yazdığı kitapta Hâlid İbnu Velid´in dışarıda kapının önünde bekleyerek halka karşı kapıyı koruduğu, tehâcümü önlediği belirtilir.

Şu halde, rivayetlerin umumî manası, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kâbe´den çıkınca, “Ben gençtim, üstelik güçlüydüm” diyen Abdullah İbnu Ömer´in, kalabalığı yararak en öne geçtiğini, böylece Kâbe´ye ilk giren olduğu belirtilir. İlk işi Hz. Bilal´e Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın namaz kılıp kılmadığını, kıldığını öğrenince de nerede kıldığını sormak olmuş, ama heyecandan olacak, kaç rek´at kıldığını sormayı unutmuştur. Bazı rivayetlerde bunu unuttuğunu sarih olarak ifade eder. Namaz kıldığı yeri sorması, hemen orada namaz kılmak düşüncesinden ileri gelir. Zîra İbnu Ömer´in kanaatince

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın namaz kıldığı nokta, Kâbe´nin en mukaddes yeridir, orada namaz kılmakla hem sünnete uyacak, hem de daha faziletli ve sevablı bir ibadet yapmış olacaktır.Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın namaz kıldığı yeri belirleyen rivayetler, o sıradaki Kâbe´nin içi hakkında bilgi verir: Kâbe´nin içinde üçerli iki dizi halinde altı sütûn mevuttur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), öndeki dizide iki sütun arasında, karşı duvardan 3 zira´ (kadar) mesafede duvarla kendi arasında herhangi bir sütre bulunmaksızın iki rek´at namaz kılmıştır. Namaz kıldığı yerde kırmızı mermer taşı mevcuttur.

İbnu Hacer, Kâbe´yle ilgili bu çeşit tasvirlerin, İbnu´z-Zübeyr zamanındaki tahribinden önceye ait olduğunu belirtir. Abdullah İbnu ´z-Zübeyr (radıyallahu anhümâ)´in kuşatılması sırasında Şam askerlerine atılan mancınık taşlarının isâbetiyle tahrib olan Kâbe´yi, İbnu´z-Zübeyr (radıyallahu anhümâ), Hz.İbrahim zamanında atılmış olan temellere kadar yıktırarak yeniden yaptırmıştır.[444]

4) KÂBE´DE NAMAZ CAİZ DEGİL Mİ

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in Kâbe´nin içinde namaz kılıp kılmadığı meselesi, âlimleri “Kâbe´de namaz caiz mi, değil mi” münâkaşasına götürmüştür. İbnu Abbâs´a göre Kâbe´nin dâhilinde namaz mutlak şekilde sahih değildir. Sebebi, insanların Kâbe´nin bâzı kısımlarına sırtlarını çevirmeleridir. Halbuki, O´na yüzleri çevirmek emredilmiştir. Bu emir, yüzü bir kısmına değil, tamamına çevirmek diye anlaşılmıştır. Mâlikîlerin bazıları, Ehl-i Zâhir ve Taberî bu görüştedir.

el-Mâzirî: “Malikî mezhebinde meşhur olan, Kâbe´nin içinde farz namazın yasak olması ve kılındığı takdirde iâdesinin vâcib olmasıdır” der. Bazıları: “Âmden kılarsa iâde etmelidir” demiştir.

Tirmizî, İmam Mâlik´in nafile kılmanın caiz olduğuna hükmettiğini belirtir.

Nevevî, bazılarının Kâbe´nin içindeki namazın, dışındakinden efdal olduğuna hükmettiğini nakleder. Ancak ulema, dışarda kılınanın efdaliyetinde ittifak ettiğine göre, ihtilâflı bir efdaliyetin, ittifaklı efdaliyete üstünlüğü kabûle karîn görünmez.

Cumhur, Kâbe´nin içinde namaz kılmayı müstehab addetmiştir. Bu hükme giderken dayanmış oldukları delili 1398 numaralı hadiste kaydettik.[445]

5) KÂBE´NİN KAPISI NİÇİN KAPATILMIŞTI

Âlimlerin ihtilâf ettiği bir husus da budur: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kâbe´ye girince kapısını niye kapattı İbnu Battâl, “Buradaki hikmet, halkın bu ziyareti görerek sünnet zannetmesini önlemekti” demiştir. Bu zayıf bir yorumdur. Çünkü, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) böyle bir şey düşünseydi yanındakilere de haber vermez, onlardan da gizli tutardı. Birkaç kişi için müstehap kılınan bir amelin herkes hakkında müstehab olacağı açıktır.

Kapatılmasının hikmeti hususunda farklı yorumlar getirilmiştir:

* Kâbe´nin içerisinde her noktada namaz kılabilmek içindir. Çünkü kapıya yöneldiği zaman, karşısında Kâbe´den bir parça değil, semayı bulmuş olacaktı.

* Hanefîlere göre, açık halde de namaz caizdir.

* Şafiîler Kâbe´nin kapısı açık olarak içinde namaz kılınabileceğini, ancak ne kadar alçak da olsa bir eşik bulunması gereğini söylemiştir.

* Musallî boyunda, bineğin arka kısmı boyunda bir perde şartı koşanlar da olmuştur.

* Kâbe´nin damında kılınacak namaz içinde de aynı farklı görüşler ileri sürülmüştür. [446]

6) BAZI FEVAİD

Bu rivâyetlerden, âlimler yukarıda söylenenlerden başka bazı faydalı inceliklere ve hükümlere dikkat çekerler:

1- Sahâbinin sahabeden rivayeti var.

2- Efdâl olan varken, mefdûlün taleb edilmesi ve onunla yetinme var.

3- Haber-i vahid´in hüccet olması var.

4- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)´in sünneti öğrenme hususundaki hırsı ve bu husustaki fazîleti var.

5- Sahâbe içerisinde faziletçe üstün olanların, her seferinde faziletce üstün müşahedelere katılamadıkları görülüyor. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Talha gibi büyüklerden hiçbiri Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe ziyaretinde mevcut değiller.

6- Münferid namazlarda mescidlerde sütunların gerisinde değil, aralarında da namaz kılınabilir.

7- Mescidlerde kapı meşrudur, kapatılması câizdir.

8- Önceden başkalarının geçme ihtimâli olma hallerinde sütre emri vardır. Zîra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) iki direk arasında durmuş, direklerden birinin gerisine geçerek sütre yapmamıştır. “Bunu, duvar yakın olduğu için (3 zira´ kadar) yapmış olmalıdır” denmiştir.

9- Namaz kılanın sütre dikme mesâfesi üç zira´dır, daha fazla olmamalıdır. Bâzı âlimler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´de namaz kıldığı yerin kıble duvarından üç zîra mesafede bulunduğunu haber veren rivâyeti bu meselede delil kılmıştır.

10- Ulemânın “Mescidü´l-Haram´ın Ôtahiyyetu´lmescid´i tavaftır” sözü Kâbe´nin içi hakkında değil, dışı hakkındadır. Zîra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devesiyle gelip, ıhtırıp doğrudan Kâbe´ye girmiş ve orada iki rek´at tahiyyetü´lmescid namazı kılmıştır. Bu namaz, umumî tahiyyetü´lmescid olabileceği gibi, Kâbe´nin müstakil bir mescid olmasından mütevellid de olabilir. (Yani Kâbe çevresinden ayrı düşünülünce kâmil mânada el-Mescidü´l-Haram değildir, müstakil bir mesciddir. Bir başka ifâde ile çevresini teşkil eden Metaf, Makam, Rükn, Hıcr, Zemzem Kuyusu müştemilâtı ile bilikte el-Mescidü´l-Haram olmaktadır.)

11- Beytullah´ın içinde namaz müstehabdır, ancak girmesi ile kimseye eziyet vermemek şartıyla. İbnu Abbâs´ın: “Kâbe´ye girmenin haccla hiçbir ilgisi yoktur” dediği rivâyet edilmiştir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´ye Mekke´nin fethedildiği zaman girdiğini söyleyenler açısından, bunun haccla hiçbir irtibatı olmayacağı açıktır, zîra o zaman, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ihramsız idi.

12- Bu rivayetler, “Gündüz nâfilesi ikişer rek´at kılınır” diyenlere delildir.

13- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın “Bu (Beyt) kıbledir” sözünü Hattâbî şöyle açıklamıştır: “Bu sözle, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Kıble meselesi, bu Beyt´e karşı dönmek hususunda kesinlik kazanmıştır, binâenaleyh kıyamete kadar kıbleyi kimse değiştiremez, neshedilemez, namazı hep buna karşı kılacaksınız” demek istemiştir.

Bu sözle “Mescidü´l-Haram´da imamın yerini tayin etmiş olması da ihtimalden uzak değildir. İmam Kâbe´nin köşelerine ve etrafına değil, doğrudan doğruya cephesine karşı duracaktır. Namaz bir tarafında makbul ise de sünnet olan budur.”

Nevevî, üçüncü bir ihtimale daha dikkat çeker: Ona göre hadisin mânası, “Kıble, bütün Harem bölgesi yahut Mekke veya Kâbe´nin etrafındaki mescid değil, bizzat Kâbe´nin kendisidir” demektir.[447]

7) OSMAN İBNU TALHA

1404 numaralı hadiste -ki Müslim hadisidir- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Fetih günü Hz. Üsâme (radıyallahu anh) ile birlikte gelip Kâbe´nin önüne devesini ıhıp, Osman İbnu Talha´dan Kâbe´nin anahtarını istettiği belirtilir.

Osman İbnu Talha Kimdir

Bu zat, Osman İbnu Talha İbni Ebî Talha (radıyallahu anh)´dır. Kureyşî´dir. el-Hacebî lakabını taşır. Bu lakab onun Kâbe ile ilgili bir hizmetinden gelir. Kâbe´nin perdedarlığını (Hicabetu´l-Kâbe) yapmakta ve anahtarını taşımaktadır. İstediği zaman anahtarı vermekten imtina eden annesinin adı Sülâfe´dir, Ümmü Saîd de denir.

Babası Talha, amcası Osman İbnu Ebî Talha, her ikisi de Uhud Savaşı´nda kâfir olarak öldürülmüştür. Osman´ı Hamza (radıyallahu anh), Talha´yı da Hz. Ali (radıyallahu anh) öldürmüştür. Yine Uhud´da Osman´ın Müsâfi, Cülas, Hâris, Kilâb isminde başka kardeşleri de öldürülmüştür, hepsi de kâfir olarak.

Osman İbnu Talha, Hudeybiye Sulhünden sonra Hz. Hâlid İbnu Velid (radıyallahu anh) ile birlikte Müslüman olmuş, hicret ederek Medine´ye gelmiştir. Rivayete göre, Necâşi´nin yanından dönen Amr İbnu´l-Âs hicret etme niyetinde iken Osman´la karşılaşıp arkadaş olurlar ve beraberce Medine´ye gelirler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onları görünce: “Mekke ciğerparelerini size atıyor” diyerek bunların Mekke´nin en kıymetli eşhaslarından olduklarını ifade buyurur.

Osman (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´la birlikte Medine´de ikamet eder, Mekke fethine katılır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Fetih günü, Kâbe´nin anahtarını Osman´la amcasının oğlu Şeybe İbni Osman İbni Ebî Talha´ya verir ve: “Bunu ebedî olarak alın, sizden onu ancak zâlim geri alabilir” buyurur.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın vefatından sonra Osman (radıyallahu anh) Mekke´ye gider. Hicrî 42 yılında vefat edinceye kadar orada kalır. Mamafih Ecnâdin Savaşı´nda şehid olduğu da söylenir.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın, buna tevdi ettiği hicâbet hizmeti (ki sidâne de denir) cahiliye devrinden beri bu ailenin üzerinde olan bir hizmetti. Ailesine Hacebiyyûn denir idi. Hicâbet perdedarlık hizmetidir, temizliği, nezâreti, anahtarının taşınması hep buraya girer. Kâbe´nin anahtarını taşımak şerefli bir hizmetti. Hacibin izni olmadan kimse Beytullah´a giremezdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Fetih günü, Kâbe ile ilgili bütün hizmetleri ilga ettiğini duyurmuş, sikâyetu´lhacc (hacılara su verme) ile sidânetu´l-Beyt´i istisna etmiştir.

Ulemâ demiştir ki: “Anahtarı onlardan almak hiç kimseye câiz olmaz. Bu hizmet, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından onlara tevdi edilmiş Kâbe´nin mütevelliliğidir. Ebedî olarak onlarda kalacaktır, kendilerinden sonra evlâtları onu deruhte edecektir. Bu işte kimse onlarla niza edemez, ortak da olamaz, yeter ki o nesil var olmaya, bu işe sâlih olmaya devam etsinler.”[448]

ـ12ـ وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُما قال: ]لَمَّا قَدِمَ رسولُ اللّه # أبى أنْ يَدْخُلَ الْبَيْتَ وَعِيهِ الِهَةُ فَأمَر بِهَا فأخْرِجَتْ

وَأخْرَجُوا صَورَةَ إبْرَاهِيمَ وإسْمَاعِيلَ عَلَيْهِمَا السََّمُ في أيْدِيهِمَا ا‘زَمُ. فقَالَ رسولُ اللّه #: قَاتَلَهُمْ اللّهُ أمَا وَاللّهِ لَقَدْ عَلِمُوا أنهُمَا لَمْ يَسْتَقْسِمَا بِهَا قَطُّ. فَدَخَلَ الْبَيْتَ فَكَبَّرَ في نوَاحِيهِ وَلَمْ يُصَلِّ فِيهِ[. أخرجه البخارى.»ا‘زمُ« الْقِدَاحُ التى كانوا يَسْتَقْسِمُونَ بِهَا .

12. (1409)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (Mekke´ye) geldiği vakit içerisinde put olduğu için, Beytullah´a girmekten imtina etti (kaçındı). Onların çıkarılmalarını emretti. Hepsi de çıkarıldı. Hz. İbrahim ve Hz. İsmâil (aleyhimâsselam)´in ellerinde fal okları bulunan heykelleri de çıkarıldı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bunu görünce): “Allah canlarını alsın! Allah´a kasem olsun, onlar da bilirler ki, Hz. İbrahim ve Hz. İsmâil (aleyhimâsselam) bu oklarla kısmet aramadılar.” [Buhârî, Hacc 54, Enbiya 8, Megâzî 48; Ebu Dâvud, Hacc, 93, (2027).][449]

AÇIKLAMA:

1- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´ye girişi Mekke´nin fethinde mi oldu, Veda haccında mı oldu, âlimlerce münâkaşa edildiğini, bazıları, “Sadece Fetih günü”, bazıları, “Sadece Veda haccı sırasında” derken, bazılarının “Her ikisinde de olabilir” dediğini, önceki rivayetin (1408 numaralı hadis) açıklamasında izah etmiştik. Sadedinde olduğumuz rivayet, Fetih günü cereyan eden bir vak´ayı aksettirmiş olmalıdır. Zîra Veda haccına kadar, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´de putların kalmasına müsâmaha etmesi kabûl edilemez.

2- Rivayetler, Kâbe´de 360 putun mevcudiyetinden bahseder. Bu putların hepsi bütün Araplarca eşit şekilde takdis edilmiyordu. Bazı müşterek putlarla birlikte, her kabilenin kendine has putları da vardı. Kureyş´ in en büyük putu Hübel adını taşıyor ve Kâbe´nin içinde bulunuyordu.

Şu halde bu putlar arasında Arapların ecdâdları ve Kâbe´nin bânisi bildikleri Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmâil (aleyhimâsselâm) de vardı.

Bunların elindeki oklara gelince, bu yapacakları işleri tayin veya aralarındaki ihtilafları çözmede kur´a çekmeye yarıyordu.

Şârihler bu mevzuda şu bilgileri verir: İbnu Cerîr der ki: “Cahiliye Arapları, bir iş yapacakları zaman üç okla çekim yaparlardı. Okun birinde “Yap!” birinde “Yapma!”, birinde de “Boş!” yazıyordu.

Ferrâ ise şunu söyler: “Birinin üzerinde “Rabbim bana emretti.” ikincide “Rabbim yasakladı!” üçüncüde de: “Boş!” yazıyordu.” Bir kimse herhangi bir iş arzu edince, bu oklardan birini çeker, emreden ok çıkarsa yapar, yasaklayıcı olan çıkarsa terkeder, boş çıkarsa çekimi yenilerdi. İbnu İshâk, bu okların, en büyük put olan Hübel´in yanında bulunduğunu, ihtilâfa düştükleri meselelerde, onun yanında kur´a çekerek muhâkeme olunup kur´a neyi gösterirse ona uyduklarını haber verir. Fal oklarına kuş tüyü takılmazdı.

Hemen kaydedelim ki, bu oklara mürâcaat sadece ihtilâflı hallere mahsus değildi. Kaynaklar hususî işlerde de ferdlerin başvurduklarını tasrih eder.

Saîd İbnu Cübeyr, bu okların beyaz çakıl taşı olduğunu; Mücâhid, üzeri yazılı “taş” olduğunu belirtir. Keza Mücâhid´in rivayetinde sefer, gazve, ticâret gibi her işlerinde bu fal taşlarına başvurup çekim yaptıkları belirtilir. Anlaşılan o ki, bu fal âletleri, Kâbe´de Hübel putunun yanında bulunanlardan farklıdır. Hattâ Kâbe´deki oklar bile farklıdır; bazılarının üzerinde “Yap!” yazarken, bazılarında aynı mânaya gelen: “Rabbim bana emretti!” diye yazmaktadır. İbnu İshâk´ın rivayetinde, bu okların Hübel´in yanında bulunduğu belirtilirken, sadedinde olduğumuz Buhârî rivayetinde, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (aleyhimâsselam)´in yanında da fal oklarının bulunduğu belirtilmektedir. Demek ki bu oklar, belki de başvurulacak meselenin vüs´atine, cinsine göre birçok çeşidi ihtiva etmektedir, her rivayet bunlardan birini aydınlatmaktadır. Nitekim İbnu Hacer, bu mevzuda gelen rivayetlerden şu neticeye varır: “Cahiliye Arapları üç çeşit fal oku kullanırlardı:

1- Her ferdin kendisi için üç adet hususî ok,

2- Umumî meselelerin çözümünde hakem olarak başvurulan oklar. Bunlar Kâbe´de bulunurdu. Keza her bir Arap kâhin ve hâkimlerinin yanında da oklar vardı. Bunlar yedi adetti, üzerlerinde yazılar vardı. Meselâ biri: “Sizden”, diğeri “Birleştirilmiş (mülsak)”, bir diğeri: “Buna diyet gerekir…” gibi, sıkca meydana gelen işlerle ilgili bir hüküm ihtiva ediyordu. Üçüncü kısım kumar oklarıydı. Bunların adedi ondu: Yedisinde yazı vardı, üçü de boş. Bunlara (mesele çözmek için değil), kumâr oynamak için başvururlardı, tıpkı tavla zarı vs. gibi…”

3- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Onlar da bilirler ki, Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil bu oklarla kısmet aramadılar” buyurarak, okları, fal ve kumar gibi dinin reddettiği ahlâk dışı işlerde kullanma meselesinde o yüce peygamberlere iftira edildiğini, onların hiçbir surette bu kirli işleri başlatmadığını belirtiyor. Cahiliye an´anesi, Arabistan´a bu gibi işleri sokanları bilmektedir. Nitekim, oklarla kısmet arama işini ilk icad eden kişinin, Amr İbnu Lühey olduğunu bilmektedirler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın bir rivayette “Cehenemde bağırsaklarını sürüyor gördüm” dediği bu adam, Hz. İbrahim´in dini üzere olan Arap kavmini putperestliğe atmıştır.[450]

ـ13ـ وعن ا‘سْلَمِيَّةِ قالت: ]قُلْتُ لِعُثْمَانَ رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُ: مَا قَال لَكَ رسولُ اللّه # حِينَ دََعَاكَ؟ قَالَ. قالَ: لِى إنِّى نَسِيتُ أنْ آمُرَكَ أنْ تُخَمِّرَ الْقَرْنَيْنِ فإنَّهُ لَيْسَ يَنْبَغِى أنْ يَكُونَ في الْبَيْتَ شَئٌ يَشْغَلُ المُصَلِّى[. أخرجه أبو داود.»التَّخْمِيرُ« التغطية .

13. (1410)- Eslemiyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Hz. Osman (radıyallahu anh)´a dedim ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) seni çağırdığı zaman sana ne söyledi.”

Bana şu cevabı verdi:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: “Sana iki boynuzu örtmeni söylemeyi unuttum. Zîra Beytullah´da namaz kılan kimseyi meşgul edecek herhangi bir şeyin bulunması doğru değildir” dedi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 95, (2030).][451]

AÇIKLAMA:

1- Burada adı geçen Osman (radıyallahu anh) Kâbe´nin perdedârı Osman İbnu Talha´dır. 1408 numaralı hadisle ilgili açıklamanın sonunda hakkında bilgi verdik.

2- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın örtülmesini emir buyurdukları “İki boynuz”, Kâbe´nin içerisinde korunmakta olan ve Hz. İsmâil (aleyhisselam)´in yerine kesilen koçun boynuzlarıdır. Bu boynuzlar, Abdullah İbnu Zübeyr (radıyallahu anhümâ) zamanına kadar Kâbe´de kalmıştır. Onu kuşatan Yezid´in askerleri tarafınan atılan mancınık taşlarının çıkardığı kıvılcım Kâbe örtüsünü tutuşturmuş, hasıl olan yangında bu boynuzlar da yanmıştır.[452]

ـ14ـ وعن عائشة رَضِىَ اللّهُ َعَنْها قالت: ]كُنْتُ أحِبُّ أنْ أدْخُلَ الْبَيْتَ وَأُصَلِّىَ فِيِه فَأَخَذَ رسولُ اللّه #: بِيَدَىَّ فأدْخَلَنِى في الحِجْرِ فقَالَ صَلِّى فِىهِ إنْ أرَدْتِ دُخُولَ الْبَيْتِ فإنَّمَا هُوَ قِطْعَةٌ مِنْهُ، وَإنَّ قَوْمَكِ اقْتَصَرُوا حِينَ بَنُوا الْكَعْبَةَ فأخْرَجُوهُ عَنِ الْبَيْتِ[. أخرجه ا‘ربعة .

14. (1411)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Ben Kâbe´ye girip içinde namaz kılmayı çok arzu ediyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ellerimden tutup beni Hıcr´a soktu ve: “Beytullah´a girmek istiyorsan burada namaz kıl. Zîra burası ondan bir parçadır. Senin kavmin Kâbe´yi (tamir maksadıyla) yeniden inşa ederken, inşaatı kısa tutup onu Beytullah´tan hâriç bıraktılar” dedi.” [Tirmizî, Hacc 48, (876); Ebu Dâvud, Menâsik 94, (2028); Nesâî, Hacc 129, (5, 219), Muvatta, Hacc 105, (1, 364). (Muvatta´nın rivayeti mânâ yönüyle mutabakat sağlar).][453]

AÇIKLAMA:

Mescid-i Haram´ın Hıcr kısmı hakkında yeterli bilgiyi 1386 numaralı hadiste kaydettik, oraya bakılsın.[454]

ـ15ـ وفي أخرى للنسائى: ]قُلْتُ يَا رسولُ اللّهِ أ أدْخُلُ الْبَيْتَ؟ قال: ادْخُلِى الحِجْرَ فإنَّهُ مِنَ الْبَيْتِ[ .

15. (1412)- Nesâî´de gelen bir diğer rivayet şöyle: “(Hz. Aişe der ki): “Ey Allah´ın Resûlü, dedim, Beytullah´a girmeyeyim mi ”

Bana şu cevabı verdi:

“- Hıcr´a gir, çünkü o da Beytullah´tan bir parçadır.” [Nesâî, Hacc 129.][455]

ـ16ـ وعن نافع قال: ]كَانََ ابنُ عُمرَ رَضِىَ اللّهُ َعَنْهُما إذَا دَخَلَ الْكَعْبَةَ يَمْشِى قِبَلَ وَجْهِِ حِينَ يَدْخُلُ
وَيَجْعَلُ الْبَابَ قِبَلَ ظَهْرِةِ وَيَمْشِى حَتَّى يَكُونَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الجِدَارِ الَّذِى قِبَلَ وَجْهِهِ قَرِيباً مِنْ ثََثَةِ أذْرُعٍ فَيُصَلِّى، يَتَوَخَّى المَكَانَ الَّذِى أخْبَرَهُ بَِلٌ أنَّ رسولَ اللّه # صَلَّى فِيهِ. قَالَ: وَلَيْسَ عَلى أحَدٍ بأسٌ أنْ يُصَلّى في أىِّ نَوَاحِى الْبَيَتِ شَاءَ[. أخرجه البخارى. »التّوَخِّى« الْقَصْدُ واعتماد .

16. (1413)- Nâfi Ôanlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ), Kâbe´ ye girdi mi, girince yüzü istikâmetinde yürür, kapıyı arkasında tutar, karşı duvarla arasında üç zira´lık mesâfe kalıncaya kadar düz yürür, (orada durup) namaz kılar, böyle davranmakla, Hz. Bilâl (radıyallahu anh)´in, “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) burada kıldı” diye haber verdiği yerde namaz kılmayı kastederdi. Ancak (İbnu Ömer) şunu da söyledi:

“- Kişinin, Beytullah´ın içerisinde, dilediği noktada namaz kılmasında bir beis yoktur!” [Buharî, Hacc 52, 51, Salât 30, 81, 96.][456]

AÇIKLAMA:

Bu hadis, yukarıdaki metniyle Buhârî´nin Hacc bölümünde 52. babında geçmektedir. Diğer bablarda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın Kâbe´de kıldığı namaz ve bu namazı kıldığı yeri târif eden rivayetler mevcuttur.

Hadisle ilgili açıklama 1408 numarada geçtiği için tekrar etmeyeceğiz.[457]

Share.

About Author

Leave A Reply