Ana Rahmindeki Mübarek Cenin

0

Bu kainattaki olaylar, alemlerin Rabbi katında sabit olan ev­rensel kanunlar uyarınca cereyan ederler. Bu evrensel kanunları Cenab-ı Allah kendi hikmet ve arzusuyla murad etmiştir. Bu ka­nunları iradesiyle seçerek, kudreti ile uygulamıştır. Allah katın­da tesadüfün yeri yoktur. Tesadüf, ancak insanların yanında bir anlam ifade edebilir. Çünkü insanlar, adet gereğince sebepleri müsebbeplere bağlar, duyularla algılanan ve bilinen kanunların nizamını, evrensel olaylara uygularlar. Bu kanunlara aykırı ola­rak meydana gelen olayların da tesadüf eseri olduğunu söylerler. Bu, sadece maddi olayları algılayabilen, fakat madde ötesini algı­lamaya güç yetiremeyen insanların görüşüdür. Bunlar, olaylar hakkında duyulur şeyleri esas alarak hükmederler. Sebepleri ve müsebbepleri yaratan üstün güce sahip bir sultanın varlığım ve olaylara onun hükmettiğini anlayamazlar. Oysa o sultanın irade­si, kayıt altına alınamaz. Kendisi bu olayları hikmeti ile takdir eden bir zattır.

Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, insanların kendi­sine iman edip emirlerine karşı gelmekten sakınmaları duru­munda üzerlerine bol bol rızık yağdıracağını açıkça beyan etmiş­tir. Kelimeleri yüce olan mukaddes zat şöyle buyurmuştur:

“(O) ülkelerin halkı inanıp (Allah´ın azabından korunsalardı elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık .” (Araf: 96)

Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, Firavun halkın­dan olan zalim kimseler üzerine azabım indirdiğini açıklamıştır.

Bu azabın sebebiyse, onların isyanlarıdır. Bunlarla ilgili kıssalar anlatılırken, Allahu Teala şöyle buyurmuştur:

“Andolsun biz, Firavun ailesini tuttuk, öğüt alsınlar diye yıl­larca kıtlıkla ve ürünleri azaltmakla sıktık. Onlara bir iyilik gel­diği zaman: ´Bu, bizimdir, (bizim yüzümüzdendir, kendi davra­nışımızla bunu elde ettik)´ derler; kendilerine bir kötülük ulaşır­sa, Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlar (onların yü­zünden belaya uğradıklarını sanırlar) di. iyi bilin ki, onların uğursuzluğu Allah katındadır. Fakat çokları bilmezler. Ve dedi­ler ki: ´ Bizi büyülemek için ne kadar mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz! Biz de onların üzerine ayrı ayrı mucizeler olarak tufan, çekirge, kımıl (haşerat), kurbağalar ve kar gönder­dik; ama yine büyüklük tasladılar ve suçlu bir topluluk oldular. Üzerlerine azap çökünce:´ Ey Musa, dediler, bizim için Rabbine -sana verdiği söz yüzü hürmetine- dua et; eğer bizden azabı kaldı-rırsan, muhakkak sana inanacağız ve mutlaka Israiloğulları´nı seninle beraber göndereceğiz!´ Biz onlardan, geçirecekleri bir sü­reye kadar azabı kaldırınca hemen yeminlerini bozmaya başladı­lar. Biz de onlardan öc aldık, onları denizde boğduk! Çünkü on­lar, ayetlerimizi yalanlamışlardı ve onları umursamaz olmuşlar­dı.” (A1´raf: 130-136)

Yukarıdaki naslar, Cenab-ı Allah´ın, doğru yolda yüreyen kim­seler üzerine bereketleri indireceğine kesin bir ifadeyle delalet et­mektedirler. İnsanlar eğer hayra ulaştırıcı yola koyulur ve nok­sanlıklardan münezzeh olan yüce Allah´a hakkıyla dayanıp te­vekkül ederlerse, Rableri, onların üzerlerine hayır ve bereketler indirecektir. Yine insanlar, haddi aşıp zulümkar davranır ve taş­kınlık yaparlarsa, Cenab-ı Allah onların üzerlerine azap, mahru­miyet ve belalar indirecektir. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah´ın irade ve kanunlarının düzenine aykırı davrandıkla­rı takdirde, bilip tanıdığımız sebeplerden müsebbeplere muhalif de olsa üzerlerine belalar indirecektir.

Biz, eski Çinlilerin dedikleri gibi; “Yeryüzündeki insanlar is­yan edip bozgunculuk çıkarır ve kendilerim düzeltmezlerse, kai­natın ve göklerin düzeni bozulur” demiyoruz. Bu, maddiyata ina­nan putperestlerin sözüdür. Ancak, biz mü´minlere yaraşan şu sö­zü söyleriz: Kainatın idaresini yürüten Cenab-ı Allah, işleri ve olayları kendi ölçüsü ve takdirine göre yürütür. O, kainata istediği şekil ve düzeni verir. “O (Allah), yaptığından sorulmaz, ama onlar, (yaptıklarından) sorulurlar.” (Enbiya: 23)

Abdullah oğlu Muhammed (sav)´in varlığının, milleti için bir bereket vesilesi olduğunu açıklamak için böyle bir girişte bulun­duk. O, ana rahmine düştüğü günden, bu dünyadan ayrıldığı güne kadar milleti için bereket ve hayır vesilesi olmuştur. Ana rahmine düştüğü günden itibaren, kendi milleti olan Kureyşliler için doğ­rudan bir bereket vesilesi olduğu gibi, bütün insanlık için de bir hayır vesilesi olmuştur. Çünkü o, insanlar için ilk mabed olarak kurulan ve müslümanlarm kıblegahı olan Kabe´yi himaye etmiş­ti. Önce de söylediğimiz gibi orası, bütün dinler tarafından kutsal sayılan mukaddes bir mekandır. Peygamber efendimiz ana rah­minde iken Kabe-i Muazzam´a, Ebrehe ordusunun saldırısından kurtarılmıştı. Yemen´in Habeş hükümdarı olan Ebrehe Mekke-i Mükerreme´deki Kabe´yi yıkıp sökmek ve onun yerine, Yemen´de bütün Araplar tarafından ziyaret edilecek yeni bir mabed inşa et­mek istemişti. Böyle yapmakla , ibrahim peygamberin davetine aykırı davranmış oluyordu. Çünkü İbrahim peygamber, Rabbine dua ederken şöyle demişti:

” Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için senin Beyt-i Haram´ının yanında ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim, Rabbimiz! insanların gönüllerini onlara meylet­tir.Şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır.” (ibrahim: 37)

Henüz Peygamber efendimiz, anasının rahmine düşmeden ön­ce Ebrehe, Mekke´ye saldırmak için atlı ve piyade askerler hazır­lamıştı. Peygamber efendimiz ana rahmine düştükten sonra, Eb­rehe ordusu Mekke´yi kuşatma altına aldı. Fakat bu mübarek ce­ninin yüzü suyu hürmetine Cenab-ı Allah, Ebrehe´yi ve ordusunu perişan bir vaziyette geri çevirdi çünkü o mübarek cenini Cenab-ı Allah, Beyti şereflendirip himaye edecek olan bir risaletle pey­gamber olarak göndermişti.

Şimdi biz bu saldırı olayını anlatmaya çalışacağız. –

Share.

About Author

Leave A Reply