Ebu Talib´in Himayesinde

0

Şerefli yetim, izzet ve şefkat atmosferi içinde yaşıyordu. Daha önceleri iffetli anasının kucağında, onun vefatından sonra da Ab­dulmuttalib´in evinin bereketi olan Ümmü Eymen´in kucağında yaşamıştı. Abdulmuttalib´in evinde, Kureyşlilerin efendisinin evinde yaşarken zillet ve kahr hissetmemiş, aksine onur, ikram, merhamet ve şefkat duygularını hissetmişti. 8 yaşına varıncaya kadar böyle bir yaşantı sürmüştü.

Fakat artık dedesi vefat etmişti. Dedesi Ölüm döşeğinde can çe­kişmekte iken dahi torunu Muahmmed´e olan sevgisini, şefkatini yitirmemişti. Ölünceye kadar onu himaye etmeye devam etmiş, bu işi hakkıyla yapmıştı. Ölümün yavaş yavaş vücuduna girdiğini hissettiğinde Muhammed´i koruması için Ebu Talib´e vasiyette bulunmuştu. Özellikle bu işi Ebu Talib´in uhdesine tevdi etmişti.

Çünkü Ebu Talib´in, Abdulmuttalib´ten sonra Kureyşliler naza­rında büyük bir itibarı ve mevkii vardı. Ayrıca Abdulmuttalib, oğulları arasında kendisine en yakın olarak Ebu Talib´i görüyor­du. Muhammed, Ebu Talib´in öz kardeşinin oğluydu. Muham-med´in babası Abdullah ile Ebu Talib´in anaları birdir. Anaları Mahzun oğullarından Amr bin Aziz´in kızı Fatıma´ydı

Ebu Talib, babası Abdulmuttalib´in kendisine yaptığı vasiyetin gereklerine harfiyen riayet etti. Tüm icaplarım yerine getirdi. Sa­bah akşam mümkün olduğu kadar Muhammed´i yanında bulun­duruyordu. Çünkü Muhammed, artık gençlik çağına girmek üze­reydi. Bu dönemde O´na iyi yolu gösterecek ve O´nu doğru yöne yö­neltecek bir arkadaş lazımdı. Bu sebeple ve ayrıca çok sevdiğin­den ötürü Muhammed´i yanında bulunduruyor ve O´na bir arka­daş gibi davranıyordu. Kendi çocuklarından çok Muhammed´i se­viyordu. Uyurken yatağını onun yatağının yanına serdirirdi. Çünkü daha önce müşahede etmediği hayır ve bereketi Muham-med´de müşahede etmişti. Muhammed, nasıl ki Halime ile çocuk­larına hayır ve bereket götürmüştü, aynı şekilde Ebu Talib´e ve çocuklarına da hayır ve bereket getirmişti. Muhammed´in gelişin­den sonra karınları doydu. Muhammed gelmezden önce Ebu Ta­lib´in develerinin memeleri kuru idi. Muhammed geldikten sonra develerinin memelerinden süt akmaya başladı. Ebu Talib daha Önceleri maddi sıkıntı içindeydi. Çocukları sofraya oturdukların­da karınlarını doyuramazlardı. Fakat Muhammed onlarla birlik­te sofraya oturunca doyarlardı. Ebu Talib sofra kurulduğu zaman eğer sofrada değil ise, çocuklarına şöyle derdi: “Muhammed gelin­ceye kadar elinizi yemeğe uzatmayın. ” Muhammed geldikten son­ra onunla birlikte yemeğe başlarlardı. Ve Muhammed´in bulun­duğu sofrada yemek artardı. O´nun bulunmadığı zamanlarda ço­cuklar doymazlardı. Ebu Talib Ona: “Doğrusu sen iyi ve hayırlı bir kimsesin” derdi.[1]

Bence bu yaklaşımı reddetmemizi gerektirecek bir sebep yok­tur. Çünkü cenab-ı Allah, her şeyi yapmaya muktedirdir. Cenab-ı Allah hayır ve bereketi Muhammed (sav) e özgü kılmışsa bu, onun risaletinin harikalarıdır. O´nun vasıtasıyla bir takım davranışla­rında sıradışı bir takım belirtiler görünmüş, Kisra´nın sarayı sarsmtı geçirmiş, odaları yıkılmış ve meclislerin ateşleri sünmüştü. Yine onun sebebi ile Halime ve çocuklarının üzerine hayır ve bere­ket yağmıştı. Bütün bunlar onun nübüvvetini gösteren ve ispatla­yan harika hallerdir.

Hasan bin Arfe´den nakledilen bir rivayet, yukarıdaki sözlerle çelişmektedir. İbn Abbas´dan rivayet edildiğine göre o şöyle de­miştir: “Ebu Talih, çocuklarına yemek tabaklarını uzatırdı. Hepsi sofranın başına oturup daha fazla yemek yiyebilmek için birbirle­riyle adeta kapışırlardı. Fakat Resululah (sav) aralarında otur­duğu halde elini yemeğe uzatmaz ve onlarla birlikte yemek yarışı­na girmezdi. Amcası O´nun bu durumunu görünce yemeğini ayrı bir tabakta vermeğe başladı.”

Yukarıdaki sözler daha Önceki rivayete ters düşme vehmini do­ğurmaktadır. Oysa rivayetler alanında uzmanların yaptıkları araştırma sonucunda iki rivayet arasında çelişki bulunmadığı an­laşılmaktadır. Birinci rivayetten anlaşıldığına göre peygamber efendimiz Ebu Talib´in çocuklarıyla birlikte sofraya oturudğu za­man yemekleri artar ve tümü de doyarlarmış. Ama bu demek de­ğildir ki peygamber efendimiz onlarla birlikte sofraya otururken onların kaplarından yemek yer ve daha fazla yiyebilmek için ade­ta onlarla yarışırmış! Aslında bu rivayetten anlaşıldığına göre peygamber efendimize, aynı sofrada olmakla birlikte ayrı bir ta­bakta yemek verilirmiş ki, Ebu Talib´in çocuklarıyla yemek yarı­şına girmesin. Çünkü onun iffetli ve onurlu kişiliği, diğerleriyle yemek tabağına el uzatıp yeme yarışına girmesine engel teşkil ederdi ki, bu da Cenab-ı Allah´ın onu terbiye edişinden ileri gel­mekteydi. Cenab-ı Allah O´na verdiği iffet dolayısıyla o yemeğe başkaları gibi hırslı değildi. Yemekten başka nimetlere de fazla tutkun değildi. Nitekim onun bu iffetliliği, hayatının bütün saf­halarında görülmüştür. Ebu Talib´in sofrasında bereket görülme­si için peygamber efendimizin onlarla birlikte aynı sofraya otur­ması yeterliydi. Belki de sofralarında görülen bereket, Ebu Ta­lib´in, Muhammed´e Özel ikramda bulunması nedeniyle olmuştur. Onun Muhammed´e özel ikramda bulunması nedeniyle Cenab-ı Allah mukabil bir ikram olarak Ebu Talib´in sofrasına bereket yağdırmıştır.

——————————————————————————–

[1] Ibn Kesir, el-Bidaye Ve´n-Nihaye, c. 2, s. 282. –

Share.

About Author

Leave A Reply