Hz. Ali´nin Müslüman Oluşu

0

Hz. Ali henüz on yaşındaydı. İlk mümeyyizlik yaşını geride bırakmış ve dini manaları idrak edecek bir düzeye gelmişti. İs­lam alimleri de bu yaştaki çocuğun dini manaları idrak edecek seviyeye geleceği hususunda görüş birliği etmişlerdir. Mümey­yiz çocuğun İslamiyeti kabul edişinin sahih olacağı hususunda birleşmişlerdir. Oysa mümeyyiz çocuğun mürtedliğinin geçerli­liği hususunda böyle bir görüş birliği yoktur.

Peygamber efendimiz risaletle görevlendirildiği esnada, Hz. Ali mümeyyizlik çağındaydı. Akranlarını geride bırakacak ka­dar yüksek bir zekaya sahipti. Ayrıca o, vahyin iniş mahalli olan Peygamber efendimizin yanındaydı. Peygamber´in evinde yaşıyordu. İdrakiyle elde edemeyeceği ve anlayamayacağı şey­leri taklit ve salih kudret ile elde edebilirdi. Peygamberlik nu­runun kıvılcımları onu doğru yola iletiyordu. Nübüvvetin ay­dınlığı, kendisine çevresindeki şeyleri açıklıyor ve net bir şekil­de gösteriyordu. Denildiğine göre Hz. Ali, Peygamber efendimi­zi, kendisi için gerçek bir örnek edinerek onun nurundan fayda­lanmış, onun hareketlerini ve sözlerinin aynını uygulamış, onun gittiği yoldan gitmişti.

İbn İshak der ki: “Bazı ilim erbabının anlattıklarına göre Resulullah (sav), namaz vakti geldiğinde Mekke dışına çıkardı. Hz. ali de babası Ehu Talib´den ve diğer amcalarından gizlene­rek onunla birlikte dışarı giderdi. Namazlarını beraberce kılar, akşam olunca ikisi birlikte geri dönerlerdi. Bu hallerini, Al­lah´ın dilediği bir zamana kadar sürdürdüler.”

Fakat Ebu Talib´in gözleri, oğlu Ali ile, kardeşinin oğlu ve sevgilisi Muhammed (sâv)´in çevresinde dönüyordu. Bu sebeple Hz. Ali ile Peygamber efendimiz namaz kılarlarken, onları gör­dü. Peygamber efendimize yönelerek: uEy kardeşimin oğlu! Uy­makta olduğun bu din nedir ” diye sorunca Peygamber efendi­miz şu cevabı verdi: “Amcacığım! Bu, Allah´ın, meleklerinin, peygamberlerinin ve babamız İbrahim´in dinidir. Bununla Al­lah, beni kullara peygamber olarak gönderdi. Amcacığım! Ken­disine nasihat edeceğim ve hidayete davet edeceğim en uygun kişi sensin. Bu davet hususunda bana icabet edecek ve bu hu­susta bana yardım edecek en uygun kişi yine sensin.” Peygamber efendimiz onu iki şeye davet etmişti:

1- İslam´a iman etmek

2- Peygamber (sav)´e davet hususunda yardım etmek

Ebu Talib bu iki şeyden sadece ikincisi için Peygamber efen­dimizin isteğine uymuştu. Birincisi için uygun cevap vermemiş ve şöyle demişti:

“Ey kardeşimin oğlu! Ben atalarımın dinini ve geleneklerini bırakamam. Ama Allah´a andolsun ki, hoşlanmadığın herhan­gi bir durumla karşılaşmayacaksın ve bu kavim sana asla kö­tülük yapamayacaktır!”

Peygamber efendimizle Ebu Talib arasında işte böyle bir ko­nuşma geçmişti. O yüksek bir iftihardan, ata ve dedelerinin-aslında güzel olmayan-yolundan vazgeçemeyeceğini ifade ediyor­du. Aklı mükemmel, nefesi kuvvetli bir insan olan Ebu Ta-lib´den böyle bir söz beklenmiyordu. Fakat bu da Cenab-ı Al­lah´ın dilediği bir hikmetten dolayı böyle olmuştu. İnsanlar, güçlü kuvvetli adamların dahi müşrik olabileceklerini, şahsiyet bakımından büyük olsalar bile, itikad bakımından büyük ola­mayacaklarını görsünler diye, Ebu Talib´i böyle konuşturmuş­tu. Peygamber efendimizle birlikte namaz kılmakta olan Hz. Ali´ye, babası nasıl muamele etmişti Namazdan sonra Ebu Ta­lib, Hz. Ali´ye yönelerek şöyle dedi: ´Yavrucuğum şu yapmakta olduğun şey nedir ve sen ne haldesin ”

Ha; Ali şöyle cevap verdi: “Babacığım, ben Allah´a ve Resu-lü´ne inandım. Muhammed (sav)´in getirdiği dini tasdik ettim. Onunla birlikte Allah için namaz kıldım ve ona tabi oldum.”

Büyük şahsiyet sahibi Ebu Talilb´in oğluna ve kardeşinin oğ­lu Muhammed (sav)e baskı yapmadan, taassuba sapmadan, zorluk çıkarmadan nasıl muamele ettiğini gördük. Oğluna verdiği cevap şöyle olmuştu: “Muhammed seni hayırdan başka tirşeye davet etmemiştir. Sen ona tabi olmaya devam et.”

Bir diğer rivayetinde îbn îshak yukarıdaki rivayete ek ola­rak şöyle demiştir:

Bu olaydan bir iki gün sonra, Hz Ali eve geldiğinde Peygam­ber efendimizle Hatice´nin namaz kılmakta olduklarını gördü. Ve Ta Muhammed bu nedir !” diye sordu. Peygamber efendi­miz de ona şu cevabı verdi:

“Allah´ın kendisi için seçtiği ve onunla Peygamberlerini gön­derdiği dinidir. Seni tek ve ortaksız olan Allah´a iman etmeye, O´na ibadette bulunmaya davet ediyorum. Lat ve Uzza´yı inkar etmeye çağırıyorum.”

Hz. Ali şöyle dedi: “Bu, bugüne kadar duymadığım birşey-dir. Ebu Talib´le konuşmadan birşey yapacak değilim.”

Peygamber efendimiz, henüz açığa vurmadığı sırrının duyu­lacağından korktı ve: uEy Ali, eğer müslüman olmazsan, bu sır­rımızı sakla.” dedi. O gece öylece beklediler. Sonra Cenab-ı Al­lah, Hz. Ali´nin kalbini İslam´a ısındırdı. Sabahleyin koşarak Resulullah (sav)in yanına geldi ve: “Ya Muhammed! Bana neyi önermiştin ” diye sorunca, Peygamber efendimiz şöyle buyur­du: “Allah´ın bir ve ortaksız olduğuna şehadet getireceksin. Lat ve Uzza´yı inkar edeceksin. Allah´a ortak koşmaktan uzak dura­caksın.” Hz Ali, onun söylediklerini doğruladı ve müslüman ol­du. Rivayete göre o, imanını babasından gizlemişti. Fakat ba­bası Ebu Talib, oğlunun iman etmiş olduğunu öğrenince ona: “Amcan oğlu Muhammed´e desttek ol ve ona yardım et” diye tav­siyede bulunmuştu.

Bu, îbn îshak´m başka bir rivayette anlattığı fazlalıktır. An­cak bu fazlalık, birinci rivayetle çelişmemekte, yalnız ona bazı ilaveler yapmaktadır. Bu rivayetten anlaşılan şudur: Ebu Talib oğlu Ali, kendi akranları ola n diğer çocuklar gibi karşılaştığı bir durumda babasının ve anasının görüşünü almadan birşey yapmamaktaydı. Ancak Censıb-ı Allah tarafından kalbine iman nuru bırakılınca, koşarak a mcası oğlu Muhammed´in yanına gitmiş ve gönül rahatlığıyla müslüman olmuştu. Zaten Mekke dışına çıkarlarken de namaz kılıp amcası oğluna tabi olmuştu. –

Share.

About Author

Leave A Reply