İslamiyetin Arap Yarımadasında Yayılması

0

Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, Mekke-i Mükerreme´nin vahyin odağı ve îslami davetin ilk durağı olmasını uygun görmüştü. Çünkü Mekke-i Mükerreme, bütün arapların ilgisinin yoğunlaştığı bir yerdi. İnsanların toplanma bölgesi, güvenlik içinde durdukları bir merkezdi. Arap kökenli bilgi ve marifetin kaynağı sayılıyordu.

Orada Allah´ın beyt-i haramı vardı. İnsanlar oraya gidip hac ibadetini eda ediyorlardı. Hac mevsiminde araplar birbirleriyle buluşup görüşüyorlardı. Ora­da edebi panayırlar ve ticari pazarlar düzenleniyordu. Hac mevsiminde uzak diyarlardan gelen araplar, orada biribirleriyle karşılaşıyorlardı. Kurulan panayırlarda Arap şairleriyle ha­tipleri Ukaz, Zil Mecaz ve Mecenne gibi yerlerde birbirleriyle yarışıyorlardı.

Mekke-i Mükerremede, Arabistan´da bu kadar önemli bir mevkii işgal ettiğine göre orada meydana gelen olaylara ilişkin haberlerin, arap beldelerinin her taraflarına ya-yılması zorunlu idi. Orada meydana gelen olaylar, putları yıkmaya, yüce Al­lah´a ibadet etmeye davet eden bir risaletle ilgili olunca elbette ki bu risaletle ilgili haberleri, kervanların her tarafa ulaştır­maları kaçınılmaz olacaktı.

Arapların bir kısmı bu risaleti önemsemezken bir kısmı önem verip bakışlarını yöneltiyor ve bu meseleyle ilgileniyordu. Bunların bir kısmı inatçıların safında yer alıp inat ediyor, bir kısmı da hakkı talep edenlerin saflarına katılarak hakkı arı­yordu. Durum bu merkezdeydi. Peygamber(sav) efendimizin ve hak davetinin haberleri arap beldelerinin her tarafında yankı yapıyordu. Bazı araplar bu şerefli peygamberin durumunu öğ­renmek için Mekke-i Mükerremeye bizzat gelirken bir kısmı da adamlar gönderip onlar vasıtasıyla durumu inceletip öğreniyor­lardı. Nitekim Eksem bin Sayfî böyle yapmıştı. O araplar ara­sında hikmetli bir kimse idi. Davet ettiği şeylerin mahiyetini Öğrenmeleri için oğullarını Peygamber (sav) efendimize gönder­mişti. Yanına vardıklarında Peygamber efendimizden, daveti­nin mahiyetini sormuşlardı, o da kendilerine şu ayet-i kerimeyi okumuştu:

“Allah adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder. Fahşa (edepsizlik)den münker, (fenalık)dan ve bağy (azgmlıkjdan men eder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.” (Nahi 9t»

Peygamber efendimizin bu ayet-i kerimeyi oğullarına okudu­ğu haberini alan Eksem bin Sayfî, oğullarına şöyle demişti: “Bu eğer bir din değilse de insanların ahlakıdır ki o da güzel bir şeydir. Ey oğullarım bu işte ilk sırayı alın, sona kalmayın.”

Ebu Zerr el-Gıfari de bu genel bilgi ile müslüman olmuştu. Muhammed (sav)´in şöhret bulduğu bu genel bilgilere dayana­rak gelip İslam´a girmişti. Tufeyl bin Amr da bu şekilde müslü­man olmuştu. Muhammed (sav)´in davetine dair haberler ken­disine geldiğinde müslüman olmuştu. O, şerefli ve şükreden bir adamdı. Muhammed (sav)in şahsının ve davet ettiği şeylerin haberlerini öğrenmek için Mekke-i Mükerreme´ye gelmişti, îmana giriş öyküsünü kendisinden dinleyelim. Mekke-i Müker­reme´ye geldiğini ve Kureyşlilerden bazı kimselerin kendisine uğrayıp şöyle dediklerini anlatıyor:

“Ey Tufeyl! Sen memleketimize geldin, aramızda şöyle bir adam var, onun şaşılacak halleri var. Söylediği söz sihir gibi­dir, insanı babasından, kardeşi kardeşinden, kocayı karısın­dan ayırıyor! Onun, seninle kavminin arasına da -biz de olduğu gibi- bir tefrika bırakmasından korkarız. Sana öğüdümüz olsun: Onunla sakın konuşma sözlerine kulak asma!”

Tufeyl diyor ki: “Vallahi bu sözü bana o kadar çok söylediler ki, onunla konuşmamaya, onun sözünü dinlememeye karar ver­dim. O kadar ki Mescide girdiğim zaman ne olur ne olmaz bel­ki sözlerini duyarım korkusuyla kulaklarıma pamuk bile tıka­mıştım. Ertesi günü sabahleyin Mescid-i Haram´a gittim. Gör­düm ki: Resulullah, Kabe´nin yanında durmuş. Ben de ona ya­kın bir yerde durdum.Okuduklarından bazısını işittim. Onları güzel buldum. Kendi kendime: “Ben bunu dinlemekten ne diye sakınayım1 ! Ben aklı başında bir adamım. Şairim de.. Sözün iyisini kötüsünden ayırmakta benim için b´ir zorluk yok. Eğer bu adamdan dinleyeceğim söz hoşuma gider ve bana güzel ge­lirse onu kabul ederim. Güzel gelmezse bırakırım!”

Resulullah namazını kılıp evine dönünceye kadar orada bekledim. Evine girince ben de girdim. “Ya Muhammedi Kav­min, senin hakkında bana şöyle şöyle dediler. Beni o kadar kor­kuttular ki, ben de senin sözlerini dinlemeyeyim diye kulakları­ma pamuk tıkadım. Halbuki Allah bana senin okuduklarını işittirdi. Onları pek güzel buldum. Hoşuma gitti. Haydi bana ne söylemek istiyorsan söyle!” dedim. Resulullah da bana İsla­miyet´i anlattı ve Kur´an-ı Kerim´i okudu. Allah´a andolsun ki, Kur´an~ı Kerim´den daha güzel bir söz, îslamiyetten daha uy­gun birşey işitmemişimdir. Hemen müslüman oldum ve şeha-det getirdim. “Ya Rasulullah! Ben, kavmimin içinde sözü dinle­nir, itibarlı bir kimseyim. Kavmime dönüp onları da İslam di­nine davet edeceğim! Dua et, Allah benim için bir alamet, bir keramet ihsan buyursun da bu alamet ve keramet, kavmim hakkında bana bir yardım olsun!” diye rica edince “Allah´ım! Onun için bir ayet, bir alamet yarat!” diye dua etti. Ben de kav­mime döndüm.”

Tufeyl, kavmine dönüp onları İslam´a davet etti. Nuru Mek­ke´den fışkıran İslamiyet´e onları çağırdı. Allah, Beyt-i Ha-ram´m azamet ve şerefini artırsın.

Share.

About Author

Leave A Reply