Kabe´nin Kureyşliler Tarafından Yeniden İnşası

0

Kureyşliler sarsılmaz bir azim ve ihlasla ve mensuplarının gayreti ile Kabe´yi yeniden inşa etmek üzere işe koyuldular. Bu iş için, içine haram katılmamış helal mallarını harcadılar. Bu mal­ların içinde gasbedilen bir kan parası, faiz kazancı, fahişelerin mehri yoktu. Birbirleriyle çekişmeden, kavga etmeden ve sırt çe­virmeden Kabe´yi yeniden inşa etme işine giriştiler. Her ne kadar burası, yüksek sütunlu İran saraylarına ve kazıklar sahibi Firavun´un köşklerine benzemese de, insanoğlunun inşa ettiği en mukkaddes bina idi. Bedevilerin ve medenilerin inşa ettikleri bi­naların en saygıya değer olanıydı. Çünkü bu, Kabe-i Muazzama idi.

“Doğrusu insanlara (mabed olarak) ilk kurulan ev, Mekke´de olandır. Alemlere uğur, bereket ve hidayet kaynağı olarak kurul­muştur.” (Al-i İmran: 96)

Binanın sağlam bir şekilde yeniden kurulması için, çürümüş olan kısımlarını yıktılar. Kabe yapısının eskimiş olması, taşları­nın ve binasının üzerinden uzun zamanların geçmiş olması nede­niyle bazı haşereler binanın duvarları arasında ve çevresinde ya­şamaya başlamışlardı. Anlatıldığına göre Kureyşliler, Kabe´yi yıkmaya başlayacakları sırada, çevresinde bir yılan görmüşlerdi. Bu yılan Kabe´nin etrafını tamamen kuşatmış olduğu için, başı kuyruğunun yanındaydı. Onu görünce şiddetli bir ürküntüye ka­pıldılar. Kabe´yi yıkacak olurlarsa kendilerini helak edeceğinden korktular, bu nedenle şaşkın ve mütereddit bir halde durdular. Artık Kabe´ye yaklaşamıyorlardı. Elleri yanlarına düşüp kararsız kaldıkları bir sırda, bu yılanın, Kabe-i Muazzama´yı inşa etme hu­susunda bir günaha bulaşmış olmalarından, bu iş için sarfedecek-leri paranın helal olmadığından, yapacakları işe bir kötülüğün karışmış olmasından, yahut kalplerinde kötü düşüncelerin bu­lunmasından dolayı kendilerine görünmüş olduğunu zannettiler. Tam bu esnada Mahzum oğulları kabilesine mensup Muğire, bir­birlerini kıskanmamalarını, birbirleriyle ihtilafa düşmemelerini tavsiye ederek aralarında bir iş bölümü yapmaları için nasihatta bulundu. Onun bu nasihati üzerine Kureyşliler yeni bir azimle işe giriştiler. İbn Kesir´in “TarüYinde anlatıldığına göre, Kureyşliler azimlerini biledikleri esnada, gördükleri yılan kaybolup gitmişti. Bu yılanın, aziz ve celil olan Allah tarafından kendilerine gösteril­miş olduğunu düşündüler.

Eğer bu yılan haberi doğruysa, onun Kabe-i Muazzama´nm kö­şelerinden biri arasına yerleşmiş olması lazımdır. Herhalde Ce-nab-ı Allah onların niyetlerini saflaştırmak için, bu yılanı gökten değil, herhangi bir yerden kendilerine göndermişti. Maksat, kalp-lerindeki cahiliyet pisliklerini, Kabe´yi inşa ederken gidermele­riydi. Çünkü orası, İbrahim peygamberin, Allah´ın emriyle inşa etmiş olduğu ilahi bir evdi. Orayı inşa ederken temiz kimselerin inşa etmeleri gerekliydi. Bu nedenle Kureyşliler kalplerini temiz­lediler, mallarını haramdan arındırdılar. Bundan sonra Kabe´yi bizzat inşa etmeye başladılar. İnşaat işini kendi aralarında pay­laştırdılar. Kabe´nin binasını dörde taksim ederek, her bir bölü­münü bir gurup inşa edecekti. Kabe´nin kapısının bulunduğu du­varı Abdü Menaf ve Zühre oğullan; Hacerü´l- Esved ile Rüknü Ye-mani´nin arasını Mahzum oğulları ile birlikte Kureyş´in bazı kol­ları inşa edeceklerdi. Kabe´nin arka tarafını da Abdüddar, Ben-i Esed ve Ben-i Adiyy kabileleri inşa edeceklerdi.[1]

Bu iş bölümünü yaptıktan ve herkes kendi payına düşen işe ra­zı olduktan sonra, inşaatın başlaması için Kabe´yi yıkmaya başla­mak gerekiyordu. Fakat Kabe´nin, nefislerinde meydana getirdi­ği heybet dolayısıyla, onu yıkmaya cesaret edemediler. Çünkü ya­pacakları bu işin, Kabe´nin rabbi ve koruyucusu olan Allah´ın ira­desi mi, yoksa kendilerini bu işe yönelten heveslerinin eseri mi ol­duğunu anlayamamışlardı.

Doğu tarafından Kabe´ye sadece bir tek kapı yaptılar. Ibn Kesir bu konuda şöyle demektedir: “Dilediklerini Kabe´ye koymak, dile­mediklerini koymamak ve herkesin gelişigüzel girip çıkmasını Önlemek için, Kureyşliler Kabe´ye yüksekçe bir kapı yaptılar. Pey­gamber (s.a.v.), Kabe´yi ibrahim´in kurduğu temel üzerine yeni­den inşa etmek istemişti. Kabe´nin kendisinden sonraki zaman­larda çokça yıkılıp yeniden inşa edilmesinden korktuğu için bu is­teğinden vazgeçmişti. Buhari ile Müslim´in Sahih´lerinde aktarıl­dığına göre Peygamber efendimiz, Hz. Aişe´ye şöyle demiştir:

“Görmez misin ki, kavmin para yetiştiremedi. Eğer onlar kü­fürden yeni dönmüş olmasalardı.. Kabe´yi yıkar, ona biri doğuda, diğeri batıda olmak üzere iki kapı yapar ve Hatim´i de Kabe´nin içine katardım.”

Kureyşliler Kabe´nin inşasını tamamladılar. Duvarları yüksel­tirken herhangi bir hususta anlaşmazlıkları olmadı. Kureyş ba­tınlarından her biri, kendi payına düşen kısmı inşa etti. Ancak paylaşma kabul etmeyen bir hususla karşılaştılar. Bunun için de ihtilafa düştüler. Paylaşma kabul etmeyen husus, Hacerü´1-Es-ved´in yerine yerleştirilmesiydi. Bu mübarek taşı kimin duvara yerleştireceği hususunda ihtilafa düştüler. Tartışmaya başladı­lar, anlaşmazlıkları şiddetlendi. Kılıçlar çekilmek ve kanlar ak­mak üzereydi. Abdüddar oğulları, daha önceleri Kabe´nin bakım ve hizmet işini Kusay´ın kendilerine vermiş olmasını gerekçe ola­rak ileri sürüp Haceru 1-Esved´i kendileri duvara yerliştirmek is­tediler. Kan dolu bir çanağı getirdiler. Sonra kendileri ile Adiyy bin Kab bin Lüeyyoğullan, ölmek üzere akidleştiler. Ellerini kan dolu çanağa hatırdılar. Kureyşliler´in bu durumu dört gece boyun­ca devam etti. Yapılan toplantılar sonuçsuz kaldı. Sonra Mescid-i Haram´da bir araya gelip sakin kafa ile müşavereye başladılar. Kan, ya da ölüm çanakları gizlendi. İnsaflıca konuşmaya başladı­lar. Şer ve kötülük duygularını gizlediler. Ya da içlerindeki kin ve öfkeyi çıkarıp attılar. İyi niyetle hareket edildiği zaman çoğu kez kötülük ve şer duyguları akim kalır. Anlaşmazlık ve düşmanlık zeminlerinde bir de bakarsınız ki uyum ve dostluk ışıkları parıl-damıştır. İşte Mescid-i Haram´da yapılan sakin havadaki toplan­tı, Allah´ın Beyt-i Haram´ının bereketi ile dostluğa zemin hazırla­dı. Kureyşliler´in en yaşlısı, toplantıya katılanları düşmanlığı so­na erdirmeye ve barışmaya davet ederek şöyle dedi:

“Ey Kureyş topluluğu! Aranızdaki anlaşmazlığı çözümlemek için, bu Mescid-i Haram´a ilk girecek olan şahsı hakem tayin edin.” Kureyşliler, yaşlı adamın tavsiyesine uydular, bunun Ce-nab-ı Allah´ın bir tevfik ve inayeti olduğunu, Mescid-i Haram´a gi­ren ilk şahsı gördüklerinde anladılar. Yaşlı adamın konuşmasın­dan ve kendilerinin o tavsiyeyi kabullenmelerinden sonra Mes­cid-i Haram´a ilk olarak Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v.) girdi. Büyükleri dedi ki: “İşte emin ve güvenilir olan şahıs budur. Biz bunun hakemliğine razı olduk”

Muhammed (s.a.v.) emin adıyla çağrılıyordu. O bu ismi kendi­ne alem yapmıştı. Çünkü emin kelimesi kullanıldığı zaman mut­laka Muhammed (s.a.v.) akla gelirdi. Bu hususa daha önceleri de işaret etmiştik. Peygamber efendimizin yaşı ilerledikçe Kureyşli­ler onun emanet, dürüstlük, hikmet ve adaletine daha çok inan­maya başlıyorlardı. Kılıçlarım kınlarına geri sokturacak olan ha­kemin Muhammed (s.a.v,) olduğunu öğrendiklerinde bütün Ku­reyşliler, rıza gösterip gönülleri hoş oldu. Bu haber Peygamber efendimize ulaştırıldığında kendisi de buna memenun oldu; gözü aydınlandı. Istırap ve huzursuzluk içinde olan gönüller ona yönel­di. Onunla sükunet buldu. Peygamber efendimiz onlara: “Bana bir yaygı getirin.” dedi. Getirdiklerinde Hacerul-Esved´i alıp ken­di eliyle yaygının ortasına bıraktı. Sonra: “Her kabileden bir şahıs bu yaygının bir ucunu tutsun, sonra da hep birlikte yaygıyı taşın konulacağı yere kadar kaldırsın.” dedi. Qnun dediğini yaptılar, taşın konulacağı yere kadar geldiler. Kendisi mübarek eli ile taşı alıp duvardaki yerine yerleştirdi. [2]

Bu, Peygamber efendimizin, anlaşmazlıkları çözen ve kılıçlar sıyrılmadan, insanlar ölüme hazırlanmadan anlaşmaya kavuştu­ran kişiliğinin bir Örneğiydi. Bu, Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v.)´den zuhur eden mübarek bir koku idi. Artık nübüvvetinin belirtileri ortaya çıkıyor, harika haller gösteriyordu.

Kabe-i Muazzama´nın binası göğe doğru yükselmişti. Bu yeni binası, Peygamber efendimizin zamanına kadar varlığını devam ettirmişti. O, Kabe´yi yıkarak ibrahim peygamberin inşa ettiği te­meller üzerinde yeniden inşa etmek istemişti. Ancak Kureyşli-ler´in küfürden yeni çıkıp müslüman olduklarını düşünerek bu hususta onları rahatsız etmekten endişe etmiş ve bu isteğinden vazgeçmişti.

Hulefa-yı Raşidin´den ve Muaviye´nin döneminden sonra Mua-viye oğlu Yezid´in dönemi başladı. Ehli imandan olan kimseler, Yezid´e başkaldırdılar. Ona başkaldıranlardan biri de Abdullah bin Zübeyr idi. Hz. Ali´nin oğlu Hüseyin´in öldürülmesinden sonra Abdullah bin Zübeyr kuvvetlenmişti. O bu haksız öldürmeye kar­şı isyan etmişti. Bu maksatla da insanların bir çoğu Abdullah´a biat etmişlerdi.

Daha sonraları Mervan oğlu Abdülmelik, Abdullah´a karşı sa­vaşa girişti. Abdullah´ın bulunduğu Mekke-i Mükerreme kuşat­ma altına alındı. Kabe-i Muazzama´ya mancınıklarla taşlar atıl­dı. Ve şerefli bina yıkıldı. Zübeyr´in oğlu Abdullah, Kabe´yi İbra­him peygamberin kurduğu temeller üzerine inşa etmeye yöneldi. Tekrar eski uzunluğuna göre inşa etti. Kureyşliler´in helal malı­nın azlığından dolayı açıkta kalan Hatim´den bir miktarı, yine Ka­be´nin inşa alanına soktu. Kabe için yeni bir kapı daha açtı. Çünkü Abdullah, müminlerin annesi olan teyzesi Aişe (r.a.)´den nakledi­len ve yukarıda sözünü ettiğimiz hadis-i şerifi işitmişti. Kabe´yi o hadiste anlatılan esaslara ve ölçülere göre inşa etti. Fakat Abdul­lah bin Zübeyr´in yönetimi fazla uzun sürmedi. Kısa bir süre sonra öldürüldü. Abdülmelik tarafından vali tayin edilen Haccac bin Yusuf Es´sekafı yönetimi ele geçirdi. Abdullah bin Zübeyr´in Ka­be´yi değişik bir şekilde ve İbrahim peygamberin kurmuş olduğu temeller üzerine inşa edişi hususunu Abdulmelik´e açtı. Bu hu­susta fikrini sordu. Abdulmeîik, Haccac´a yazdığı cevabi mektu­bunda şöyle diyordu:

“Abdullah bin Zübeyr´in uzunluk ölçüsüne riayet et. Ama Ha-tim´e yaptığı ilaveyi kaldır. Açtığı ikinci kapıyı kapat.” Haccac, Halife Abdulmelik´in buyruğuna uydu.

Rivayete göre Abdülmelik, Haccac´a bu hususta vermiş olduğu izinden dolayı pişmanlık duymuş ve Haccac´a lanet etmiştir.

Halife Mehdi, Kabe´yi tekrar İbrahim peygamberin kurmuş ol­duğu temeller üzerine yeniden inşa etmeyi düşünmüş. İmam Ma­lik bu konuda kendisini uyararak şöyle demiştir:

“Korkarım ki Kabe, hükümdarların oyuncağı haline gelir. Her gelen bir değişiklik yapar.” İmam Malik´in bu uyarısı üzerine Mehdi, Kabe´ye el atmaktan vazgeçmişti.

——————————————————————————–

[1] ibn Kesir, el-Bidaye Ve´n-Nihaye, c. 3, s. 303.

[2] Sireti İbn Hişam. –

Share.

About Author

Leave A Reply