Kabe´nin Yeniden Yapılışı

0

Aslı itibariyle hem kendisi, hem bütün insanlık için hayırlı olan bütün toplumsal etkinliklere, Peygamber efendimiz hem mali, hem de bedeni katkıda bulunmuştur. Kureyşliler´i, Özellikle Arapların tamamını birbirine bağlayan kopmaz ve kesilmez bir bağ vardı. Çünkü bu bağ zaman zaman yenilenmekteydi. Onları birbirine bağlayan bu bağ, iki unsurdan oluşmaktaydı:

1- Peygamberlerin atası İbrahim (as)´ın inşa etmiş olduğu Ka-be-i Muazzama. Bu bina, insanlar için yeryüzünde inşa edilen ilk evdir. İnsanlar oraya gelip tavafta bulunur ve hac menasikini ye­rine getirirlerdi.

2- Araplar, göklerle yeri yaratan varlığın, noksanlıklardan müzezeh olan yüce Allah olduğna inanırlardı.

Onlar bu bağı korumaya özen gösterirlerdi. Aralarında kendi­lerini birbirine bağlayan bu bağı asla koparmazlardı. Özellikle Kureyşliler, buna son derece riayet ederlerdi. Çünkü onurlarını korumayı, şeref ve üstünlüklerini bu bağda görmüşlerdi. Bütün Araplara karşı üstünlük ve hakimiyetlerini bu vesileyle elde et­mişlerdi. Bütün Arapların birbirleriyle savaştıkları bir ortamda sadece Mekke-i Mükerreme mahfuz kalmıştı. Birbirleriyle savaş­makta olan Araplar, Mekke-i Mükerreme´nin Haremine geldikle­rinde emniyet içinde olurlardı. Nitekim Cenab-ı Allahda, onlara bahşetmiş olduğu bu nimetini hatırlatarak şöyle buyurmuştur:

“Görmediler mi çevrelerinde insanlar kapıl (ip öldürülür veya esir edil) irken, biz (kendi şehirleri Mekke´yi), güvenli, dokunul­maz bir bölge yaptık. Hala batıla inanıp Allah´ın nimetine nan­körlük mü ediyorlar ” (Ankebut: 67)

Kabe-i Muazzama´nın binası, harab olmaya yüz tutmuştu. Ku-reyşliler onu yeniden inşa etmek istediler. O sıralarda peygamber efendimiz 35 yaşına gelmişti ve Hatice (ra) ile evleneli on yıl ol­muştu. Bazı rivayetçilerin sahih olmayan senetlerle naklettikleri rivayetlerde anlatıldığı gibi, bu olay, Peygamber efendimizin Ha­tice anamızla evlenmesinden önce meydana gelmiş bir olay değil­dir. Şu halde Kabe-i Muazzama´nın yeniden inşa edilişi, Peygam­ber efendimizin bi´setinden beş yıl önce olmuştur. Peygamber efendimiz 40 yaşında risaletle görevlendirildiğine göre; Kabe-i Muazzama´nın yeniden inşa edilişi, onun şerefli ömrünün 35. yı­lında vuku bulmuştur.

Kabe-i Muazzam, İbrahim peygamberin kurduğu temel üze­rinde yeniden inşa edilecekti. Kureyşliler, bu iş için hazırlığa baş­lamışlardı, bu inşaata, içine haram mal karışmayan helal para harcamak ve bunu halis niyetle yapmak hususunda görüş birliği etmişlerdi. Ibn Kesir bu konuda şöyle der:

Kabe-i Muazzama, Kureyşliler´in diğer insanlara karşı bir ko­runak ve şeref vesilesi olmuştu. Bu maksatla onun yıkılmasından korktukları için yeniden inşa etmek istediler. Mahzun oğullarının büyüklerinden biri, Kureyşliler´in Kabe´yi yeniden inşa etmeye yö­neldikleri bir esnada şöyle demişti:

“Ey Kureyş topluluğu! Şu binanızın masrafına, temiz ve helal kazancınızdan başka birşey karıştırmayın. Fahişelerin mehri, fa­iz kazancı, insanlardan zulmen alınan mallar, bu inşaat işine bu­laştırılmasın. “[1]

Yukarıdaki ifadeler, Arapların ve özellikle Kureyşliler´in üze­rinde Kabe-i Muazzama´mn ne kadar etkili olduğunu ve onların burayı ne kadar tazim ettiklerini göstermektedir. Yine bu ifade­lerden anlaşıldığına göre, Kabe-i Muazzama´nm İbrahim pey­gamberle olan bağlantısı, Arapları ve özellikle Kureyşyiler´i ona sarsılmaz, kopmaz bağlarla bağlamıştır. Kabe-i Muazzama, onlarda yaşayan bir vicdan meydana getirmiştir ki, bu da iman ve tevhid fidanının yeşermesine zemin hazırlamıştır.

Bütün bu sebepler, bizim ibrahim peygambere dönmemizi ve onun ilk mabed olarak Kabe´yi nasıl inşa etmiş olduğunu öğren­memizi gerekli kılmaktadır. Ondan sonra da Kabe-i Muazza-ma´nın inşasıyla ilgili faaliyetler bahsine döneceğiz.

Kabe-i Muzzama ilk olarak, ibrahim peygamber tarafından kurulmuştu. Kabe´nin daha önce kurulduğu konusunda hiçbir kaynaktan haber gelmemiştir. Ibn Kesir bu konuda şöyle demiş­tir:

“İbrahim peygamberden önce Kabe-i Muazzama´nın inşa edil­miş olduğuna dair sahih bir haber nakledilme mistir. “Bir zaman­lar ibrahim´e beyt (Kabe) in yerini açıklamıştık ” ayeti kerimesine dayanarak, Kabe´nin ibrahim peygamberden önce inşa edilmiş ol­duğunu ileri sürenlerin görüşleri kuvvetli bir görüş değildir. Çün­kü bu ayeti kerimede Kabe´nin yerinden söz edilmesi, onun yeri­nin Cenab-ı Allah´ın ilminde takdir edilmiş olduğunu göstermek­tedir. Ve yine Adem peygamberden İbrahim peygambere kadar geçen zaman içinde Kabe´nin yerinin bir çok peygamberler tara­fından saygı gören bir mevki olduğu açıklanmaktadır.”

Sonra Ibn Kesir, Adem peygamberin yeryüzüne indiği esnada Kabe´nin yeri üzerinde bir kubbe kurduğuna; meleklerin ona: “Ey Adem biz bu makamı senden Önce tavaf ettik ” dediklerine ve Nuh´un gemisiyle Kabe´nin etrafında kırk gün müddetle döndü­ğüne dair söylenilen sözleri ele alarak şöyle demektedir:

“Fakat bu haberlerin tamamı Israiliyattandır. Bu sözlerin, ne doğrulanabilen, ne de yalanlanabilen sözler olduklarını daha Ön­ce ifade etmiştik .” Bu sözleri söyleyen İbn Kesir, sonuçta şu kara­ra varmaktadır: “İslam tarihi, İbrahim peygamberden önce Ka­be´yi inşa eden bir şahsı tanımamaktadır”

Biz de İbn Kesir´in vardığı sonuca katılıyor ve vehimlerle efsa­neleri te´yid edecek gerçek tarihi deliller ile dini kaynaklı sabit ve sahih yazılar mevcut değildir. Öyle ise biz, zanlara tabi olmayız.

“Zan ise şüphesiz gerçeği ifade etmez (zan ile gerçeğe ulaşıl-maz).” (Necm:28)

İnşa edilişinden önce de Kabe-i Muazzama´nın yerinin, eski ta­rihi kaynaklarda da belirtildiği gibi, bilinen bir yer olduğunu açık­lamıştık. İbn Kesir de bunu doğrulamakta ve “ibrahim peygamberin inşasından önceleri Kabe-i Muazzama´nın yeri saygı gören bir makamdı” diyerek sözlerini şöyle sürdürmektedir: “Daha ön­celeri de Kabe-i Muazzama´nın yeri insanlar tarafından saygı gö­rürdü. Diğer çağlarda ve zamanlarda insanlığa aydınlık saçar­dı.”

Bu, doğru bir sözdür. Çünkü Kur´an-ı Kerim´in Nassı da, Allah dostu İbrahim peygamberin inşasından önceleri Kabe´nin yerinin bilinen bir makam olduğunu ifade etmektedir. Kur´an-ı Kerim´de konuyla ilgili olarak şöyle buyurulmaktadır:

“Bir zamanlar İbrahim´e beyt (Kabe´n)in yerini açıklamıştık.” (Hac:26)

Ayette geçen “açıklamıştık” sözünden de anlaşıldığı gibi, İbra­him peygamberin inşasından Önceleri Kabe´nin yeri belliydi. Ce-nab-ı Allah onun yerini İbrahim peygambere açıklamıştır.

İbn Kesir ile diğerlerinin vardıkları sonuca katıldığımız, yani Kabe-i Muazzama´nm İbrahim peygamberden önceleri de başka­ları tarafından saygı ve itina gören bir yer olduğunu kabullendiği­miz takdirde, şöyle dememiz gerekecektir: İbrahim peygamber­den önce Kabe-i Muazzama´nm yerinin mahfuz kalması için etra­fında bir kuşatma duvarının örülmüş olması zorunludur. Öyle ise bu duvarı örenler kimlerdir ve ördükleri duvarın ölçüsü ne kadar­dır

İşte bu sorunun cevabım veren olmamıştır. Bu konuda araştır­ma yapılmamıştır. Sağlam tarihi kaynaklara v.e muharref olma­yan kitaplara dayanılarak herhangi bir araştır-maya giren görül­memiştir. Söylenenler sadece zanna dayanmaktadır.

Belki de, önemli olmamakla birlikte, şöyle bir soru sorabiliriz: Kabe-i Muazzama mı, yoksa Mescid-i Aksa mı önce inşa edilmiş­tir Şüphesiz İbrahim peygamberin inşa etmiş olduğu Kabe-i Muzzama, Mescid-i Aksa´dan Önce inşa edilmiştir. Bu kesindir. Denildiğine göre, Mescidi-i Aksa´yı, ibrahim peygamberin torunu Yakub (as) inşa etmiştir. Ondan sonra inşa edilmiş olduğunu söy­leyenler de vardır. Buhari ve Müslim´in Sahihlerinde nakledilen bir hadisde Ebu Zer şöyle demektedir: “ilk kurulan mescid hangi­sidir, ya Resulullah ” diye sordum. Resulullah şöyle buyurdu: “Mescid-i Haramdır.” Sonra hangisidir diye sordum: “Mescid-i Aksadır” dedi.”

Fakat şunu düşünmemiz gerekir: İbrahim peygamberin inşa etmesinden sonra da Kabe-i Muazzama´da bir çok onarımlar ya­pılmıştır. Çünkü İbrahim peygamberin inşa etmiş olduğu bina­nın, ikibin yıldan fazla sağlam bir şekilde kalmasına ve yıkıima-masına imkan yoktur. O, burasını inşa ederken işçilere zor kulla­nan Firavun gibi davranmamıştı. Ancak İbrahim peygamber ile oğlu İsmail, ne bir taş, ne bir yün, ne bir yapağı, ne de bir insan gü­cünü gasbetmeksizin kendi güçleri ile bu binayı inşa etmişlerdir.

——————————————————————————–

[1] Ibn Kesir, el-Bidaye Ve´n-Nihaye, c. 2, s. 301. –

Share.

About Author

Leave A Reply