Medinelilerin İslam´a Girmeleri

0

Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi, İslamiyet ferdler aracılığıyla Medine´ye girmeye başlamıştı. Daha sonra Medine-liler, gurup gurup islam´a girmeye başlamışlardı.

İslam´a giren ferdler kavuştukları İslam nimetini kendi aşiretlerine anlatıyor, onları Islamla tanıştırıyorlardı. Bunların peygamber ailesiyle düşmanlıkları yoktu. Kalbleri hased veya rekabet perdesiyle örtülmüş veya kindarlık alevleriyle perde-lenmişti. İnsanı Allah yolundan geri çeviren, kaplere kin ve düşmanlık duygusunu sokan durumlarla karşılaşılmadan hak­kı tanıma bilgisini ve ona uyma gerekçelerini buldular. Evet… Bunlar, hak nurunun kalplerine girip aydınlatmasını engelle­yecek sebeplerle karşılaşmadılar.

Buas muharebesinden sonraki hac mevsiminde Peygamber efendimiz, yine Mina´ya gidip kabilelere îslamı anla-tırken Hazreçli bir gurupla karşılaşmıştı. “Siret” adlı eserinde İbn îs-hak bu karşılaşmayı şöyle anlatır:

“Peygamber (sav) efendimiz onlara sordu:

-Siz kimsiniz

-Hazreç kabilesinden bir gurubuz.

-Yahudiler´in müttefikleri misiniz ,

-Hayır!..

-Sizinle konuşmak üzere biraz oturmaz mısınız

-Olur.”

Böyle dedikten sonra oturdular. Peygamber efendimiz onları Allah´a imana davet etti. İslam´ı anlattı, Kur´an-ı Kerim okudu.

Bunlar, Medine´de yahudilerle beraber yaşıyorlardı. Yahudi­ler kitap ehli ve ilim sahibiydiler. Bunlarsa müşrik ve putpe­rest idiler. Yahudilerle bunlar arasında bir savaş olduğunda, Yahudiler bunlara şöyle derlerdi: “Bizim peygamberimiz şu an­da risalet görevini almıştır. Geliş zaa^anı yaklaşmıştır. Biz ona tabi olacağız. Ad ve irem halkı nasıl öldürüldüyse, biz de sizi o şekilde öldüreceğiz!” Kur´an-ı Kerim´in de belirttiği gibi, onların bu hususta bilgileri vardı.

Daha önce Peygamber efendimize gelerek İslam´ın aydınlığı­nı görüp tadını alan gurup, aralarında îslami bir düşünce bul­muşlardı. Peygamber (sav) bu gurupla konuşup İslami davette bulunduğunda, Yahudilerin sözlerini kendi aralarında konuş­maya başlamış ve birbirlerine şöyle demişlerdi: uEy millet! Val­lahi biliyorsunuz kiy bu , Yahudiler´in sizi kendisiyle korkut­tukları peygamberdir. Dikkat edin de sizden önce onlar buna iman etmesinler!” İşte bu sebeple Peygamber (sav)´in davetine icabet ettiler. Onu tasdik ettiler. İslam´ın kendi aralarında ha­kim olmasını, kavimlerine hakkın açıklanmasını, İslamiyet´in kendileri için hayır yolu olmasını istediler. Peygamber (sav)´e dediler ki: uBiz, kavmimizi, hem birbirlerine karşı, hem de kav­mimizden olmayan bir kavme karşı aralarında düşmanlık ve kötülük olduğu geride bırakmış bulunuyoruz. Umulur ki, Allah onları da, senin sayende bir araya getirir. Senden daha güçlü bir adam yoktur!” Allah´ın davetçisine böylece icabet etmiş ol­dular. Hazreçli bu guruptaki adamların adları, siyer kitapla­rında kayıtlıdır [1]

Bu gurubun altı kişiden mi, yoksa sekiz kişiden mi teşek-kül ettiği hususunda muhtelif rivayetler vardır. Ancak hepsi de Hazreç kabilesindendi. Lakin bazı rivayetlere göre bu gurubun arasında Evs kabilesine mensup Ebu Heysem de vardı. Bunlar hayır, hak ve doğruluk heyeti idiler. Medine´ye döner dönmez Rasuîüllah (sav) den bahsetmeye, insanları onun dinine davet etmeye başladılar. Bu iş her tarafa yayıldı. Medinelilerin hepsi bu işten bahsetmeye başladılar. Kimi duyar duymaz -herhangi bir delil istemeden- hak davete icabet etti. Çünkü bu, bir tevhid çağrısıydı. Asıl itibarıyla bu doğru bir davetti. Onlar bunu bili­yorlardı. Zira göklerle yerin yaratıcısının yalnızca Allah oldu­ğuna inanıyorlardı. O´nu bilmiyor değillerdi. Dahası, onlarda İbrahim Peygamberin dininden kalıntılar vardı. Aralarındaki Yahudiler de, Mekke-i Mükerreme´de bir peygamberin zahur ettiğini onlara anlatıyorlardı. Alllah´a davet, icabet görmüştü. Bu davette şüphe yoktu.

İslamiyet Medine´de yayıldı. Bu yayılma, daha Peygamber (sav) oraya gelmeden; onlara İslam´ı öğreten ve kur´an okuyan bir elçi gitmeden önce oldu. Hatta İbn îshak muttasıl bir sened-le yaptığı rivayetinde der ki: “Ensara ait olup da Resulul-lah´tan ve davetinden haberdar olmuş ve Ona biate hazırlamış­lardı. ”

——————————————————————————–

[1] Bkz. Siret-i İbn Hişam. –

Share.

About Author

Leave A Reply