Mut´a Nikahı

0

Hayber Gazvesinde Mut´a Nikahının Haram Kılınması

Hafız İbn Kesir´in tarihinde şu ifadelere rastlamaktayız: Buhari ve Müslim´in sahihlerinde Ebu Talib oğlu Ali (r.a.)den rivayet edilen: “Resulullah (s.a.v.), Hayber gününde Mut´a nikahını ve ehli eşeklerin etlerini yemeyi yasakladı” hadi­si üzerinde insanlar fikir beyanında bulundular. Hayber gü­nünde “Mut´a” nikahının haram kılındığını ifade eden bu hadis iki cihetten müşkildir:

1- Hayber savaşında kadınlar yoktu ki, onlarla Mut´a nikahı yapılmış olsun. Ayrıca o sıralarda cariyeler bulunduğu için hür kadınlarla Mut´a nikahı yapmaya ihtiyaç da yoktu.

2- Müslim´in sahihinde Rebi´ bin Meysere´den o da Ma*bed´den, o da babasından rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.v.) efendimiz fetih zamanında mücahidlere Mut´a nikahı yapmalarına izin vermiştir. Sonra Mekke-i Mükerremeden çık­madan o nikahı yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: “Doğrusu yüce Allah Mut´a nikahını kıyamet gününe kadar haram kıldı.” Şu halde Peygamber efendimiz Mut´a nikahını yasaklamış, son­ra ona izin vermiş sonra yine haram kılmıştır ki, bu durumda iki defa nesh söz konusu olmaktadır. Bu ise uzak bir ihtimal­dir. Bununla beraber imam Şafii, Mut´a nikahı dışında hiç bir şeyin önce mubah, sonra da haram kılındığını bilmediğini kesin bir şekilde ifade etmiştir. Hafız Ibn Kesir´in kullandığı ifade­ler, Peygamber efendimizin Hayber savaşında Mut´a nikahını yasakladığını göstermektedir. Onun söz konusu ettiği müşkil-lik, Buhari ile Müslim´in, üzerinde ittifak ettikleri sahih bir hadisi reddedemez. Hayber de cariyelerin çokluğu sebebiyle or­taya koyduğu müşkillik, aksine bu nikahın yasaklığmm muak-kat olduğunu delalet etmekte hiç mi hiç nakzetmemektedir. Çünkü cariyelerin bol bulunduğu bir ortamda bekarlıktan şika­yet söz konusu olmaz. Mut´a nikahına da gerek kalmaz. Bu bir izin olamaz. Aksine haramlığı te´yid eder, asla nakzetmez.

İkinci açıdan söz konusu olan müşkile gelince Hafız İbn Ke­sir, nikah-ı Mut´a ile ilgili izin ve yasağın tekerrür ettiğini söy­leyerek reddetmiştir. Bu onun görüşüne göre uzak bir ihtimal olup Safi i´nin görüşünü de reddeder. Bu uzak bir ihtimal oldu­ğuna göre biz üzerinde Buhari ile Müslim´in ittifak ettikleri hadisi sadece Müslim´in rivayet ettiği hadisi tercih ederiz.

Hafız İbn Kesir´in Buhari ile Müslim´in üzerinde ittifak et­tikleri hadis çevresinde ortaya attığı müşkil ne olursa olsun, Mut´a nikahının Hayberde yasaklanmış olduğu kesindir. Bu ya­saktan sonra izin çıkmış olsun veya olmasın, yasak olsa da, ol­masa da bu haramlık kesindir.

Mut´a Nikahının Hakikati

Günümüzde Mısır´da kendilerini ne zorlayan bir sıkıntı ne engelleyen bir araştırma ve inceleme olmadığı halde bazı kimselerin insanları Mut´a nikahına davet ettiklerini görmekteyiz. Halkı bu nikaha davet eden kimselere göre bu nikahın asıl mahiyetini anlatmamız gerekmektedir. Bu nikah, evlilik konusunda kesinleşen ve zaruret-i diniyeden kabul edilen seri prensiplerle uyum içinde midir, değil inidir Alimler bu nikahı; şahitler huzurunda kadın ile erkeğin mehir veya belirli bir üc­ret karşılığında belirli bir süre için bir arada karı koca hayatı yaşamaları için yaptıkları anlaşma olarak tarif etmişlerdir. Sü-büPüs-Selam adlı kitabında Sıddık Han Mut´a nikahının sü­resinin 45 günden fazla olamıyacağmı ifade etmiştir. Ancak meşhur görüşe göre bu süre daha fazla olabilir. Anlaşma esna­sında belirlenen süreden eksik bir süre için kadın kendini erke­ğe teslim ederse bu durumda belirlenen ücretin tamamını değil de sadece bir kısmını alabilir. Alacağı ücret kendini erkeğe tes­lim ettiği süre ile orantılı olur. Çünkü bu durumda kadın kendi cinsel organını erkeğe kiraya vermiş olmaktadır.

Mut´a Nikahıyla İlgili Özel Hükümler

1- Mut´a nikahında eşler birbirlerine mirasçı olamazlar. Yani kadın ile erkekten herhangi biri vefat ettiği takdirde diğeri ona mirasçı olamaz. Çünkü miras durumu iki eş arasında sabit olur. Halbuki bunlar fıkıhçılarm ittifakına göre karı koca değil­dirler.

2- Mut´a nikahında talak, zihar, i´la ve diğer evliliği sona er­dirici hükümler cereyan etmez. Ancak bu nikah Mut´a süresi­nin nihayete ermesiyle sona erer.

3- Mut´a nikahından sonra kadının iki hayız görerek iddet süresini doldurması gerekir ki, bu da 45 günü geçmez. Yani iki hayız görmesi 45 günü geçerse, 45 gün beklemesi gerekir.

4- Mut´a nikahı ile bir arada bulunan eşlerden erkeğin ölme­si durumunda kadının vefat iddetini beklemesi gerekmez. Çün­kü vefat iddeti normal evli erkeğin Ölümü durumunda sözkonu-su olur. Aksine Mut´a nikahından sonra ayrılan kadının iki ha­yız beklemesi ve böylece iddet süresini doldurması gerekir. So­nuç olarak bu hükümler Mut´a nikahını mubah kılan şiaya gö­redir. Bu hükümlerin evlilikle ilgisi yoktur. Aktardığımız bu hükümleri, onların yani şiilerin kitaplarından naklettik. Ora­dan aldık ve yine oraya iade ediyoruz.

Şiay-ı imamiyenin benimsediği ve caiz gördüğü bu hükümler üzerinde dikkat edilmesi gereken husus şudur ki, Mut´a nika­hıyla kadın ve erkeğin bir araya gelmesine evlilik denmez, do­layısıyla bizim nazarımızda bunun hükmü de olmaz. Bu, Avru­palıların ifade ettikleri gibi dost tutma türünden bir ilişkidir. Ya da Kur´an-ı Kerim´de kesinlikle ve ebediyen yasaklanmış olan metres tutma türünden bir ilişkidir. Çünkü kadın ile er­kek ancak evlilik ile birbirleriyle ilişki içine girebilirler. Bunun dışındaki ilişkiler kadını hakir kılar ve onu bir eşya seviyesine düşürür. Erkek şehevi arzusunu tatmin etmek için Mut´a nika­hında kadını bir eşya olarak satın almakta, şehvetini tatmin et­tikten sonra da onu bir kenara atmaktadır. Onu ücretle tuttu­ğu bir eşya konumuna getirmektedir. Halbuki noksanlıklardan münezzeh olan yüceAllah, cinsel organların ancak evlilik akdi ile ya da cariyelik ile kadın ve erkeğe helal kılındığını açıklaya­rak şöyle buyurmuştur: “Felaha ulaştı o mü´minler ki, onlar namazlarında saygılıdırlar: Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekatı verirler ve onlar ırzlarını korurlar. Ancak eşleri, yahut ellerinin sahip olduğu (cariyeler) hariç (bunlarla ilişkile­rinden dolayı da) onlar kınanmazlar. Ama bunun ötesine git­mek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır.” (Mu´minun: 1-7)

Bu Kuranı nas, cinsel organların ancak evlilik ya da cariye­lik bağı ile mubah kılınacağını kesinlikle ifade etmektedir. Ev­lilik ve cariyelik dışına çıkarak cinsel arzusunu tatmin etmek isteyen kimse, haddi aşan ve günaha giren kimsedir. Mut´a ni­kahıyla cinsel isteklerini tatmin eden kimse, haddi aşan ve gü­naha giren kimsedir. Kur´an-ı Kerim Metres tutmayı kesin bir ifadeyle yasaklamıştır. Mut´a nikahıyla kadın ve erkeğin bir araya gelmesi de metres veya dost tutma türünden bir ilişkidir. Nitekim bunu daha önce söylemiştik. Mut´a nikahının haramh-ğı Kur´an nassı ile sabittir. Zira noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Bunlardan (bu yasak kılınanlardan) ötesini, iffetli yaşa­mak, zina etmemek şartıyla mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız) size helal kılındı.” (Nisa: 24) Şu halde metres tutmak, bu Kur´an nassı ile haram kılınmıştır. Yüce Allah cari­yelerle evlenmeye şu ayet-i kerimede değinmektedir:

“İçinizden inanmış hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, elleriniz altında bulunan inanmış genç kızlarınız (olan cariyeleriniz)den alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. He­piniz bir birinizdensiniz (Hepiniz Adem soyundansınız. İnsan­lık bakımından aranızda bir fark yoktur.) Öyle ise iffetli yaşa­maları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla sa­hiplerinin izniyle onlarla evlenin. Ücretlerini (mehirlerini) de

güzelce Verin.” (Nisa: 25)

Metres ve gizli dost tutmanın yasaklığı, kitabi kadınlarla ev­lenmenin helal kılındığı açıklanırken ortaya konulmakta ve bu konuda yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine ki­tap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara he­laldir. Ve inananlardan namuslu hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar- zina et­meksizin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirle­rini verdiğiniz takdirde- size helaldir.” (Maide: 5)

Gizli dost veya metres tutmak, bir erkekle kadının belli bir süre ve belirli bir ücret karşılığında nikah akdi olmaksızın bir arada yaşamak üzere anlaşmalarıdır. Bu süre sona erdiğinde ikisi birbirlerinden ayrılırlar. Bu, Mut´a nikahıyla aynı şeydir.

Peygamber (s.a.v.)in Mut´a Nikahını Yasaklaması

Peygamber (s.a.v.)´in Mut´a nikahına sarahaten izin verdiği aktarılmamıştır. Ancak ondan nakledilen şey bu nikahı açık bir ifadeyle yasaklamasıdır. Bu yasağı aktaranlar, Peygamber efendimizin daha önce bu nikaha izin verdiği manasını çıkar­maktadırlar. Çünkü daha önce izin verilmemiş olsaydı, bu ni­kahı yasaklamaya gerek kalmazdı. Mut´a nikahının ilk olarak Hayber savaşında yasaklandığı hususunda alimler ittifak et­mişlerdir. Bundan sonra beş yerde bu yasak tekrarlanmıştır. Umretül Kazada, Tebuk Gazvesinde, Mekke-i Mükerreme fet­hinde, fetih senesinde ve veda haccmda Peygamber efendimiz Mut´a nikahını yasaklamıştır. Daha önceleri peygamber efendi­mizin Mut´a nikahına izin verdiğine dair haberler birbirlerini te´yid etmemiş olsalardı, bu yasak tekrarının yasağı te´kid et­mek için olduğunu söylerdik. Çünkü cahiliyet devrinde Mut´a nikahıyla kadın ve erkeğin ilişki kurmaları, köklü bir gelenek haline gelmişti. Peygamber efendimiz bu köklü geleneği mü´minlerin kalplerinden söküp atmak için yasağım tekrarla­yarak te´kid etmiştir. Ancak Peygamber efendimizin Mut´a ni­kahına izin vermesinden önce de bu nikahın çok defalar meyda­na geldiğine ilişkin haberler birbirlerini desteklemektedir. Şu halde Peygamber efendimizin Mut´a nikahına izin vermiş olma­sı mutlak bir serbestiyet anlamını taşımaz. Aksine savaş esna­sında bazı şiddetli ferdi zaruretler bulunduğunu ve izni bu fer­di zaruretlere dayanarak verdiğini ortaya koyar. Daha sonra Peygamber efendimiz kıyamete kadar Mut´a nikahının haram kılındığını ifade buyurmuştur. Şu halde diyebilirizki, Peygam­ber efendimiz daha önce izin verdiği için bilahere bu nikahı ya­saklamıştır. Bu son yasak, kıyamete dek hükmü geçerli olan ve önceki izni nesheden bir yasaktır. Bunun Ötesinde Kur´an-ı Ke­rimde Mut´a nikahının kesinlikle haram kılındığı beyan edil­mektedir ki, bunda söz konusu nikaha asla izin yoktur. Bu, içinde ruhsat bulunmayan bir azimettir. Bunda ruhsat bulun­duğunu zannetmeye mahal yoktur.

Şimdi de Mut´a nikahıyla ilgili meseleye yeniden dönelim. Sünnet fıkıhçıları topluca görüş birliği ederek Mut´a nikahının kıyamet gününe kadar haram kılındığını ifade etmişlerdir. Ri­vayete göre Abdullah bin Abbas hazretleri savaş durumunda zaruret nedeniyle Mut´a nikahına ruhsat vermiştir. Bazı savaş­larda bekarhktari dolayı sıkıntı çeken mücahidlere Peygamber efendimizin bu nikah hususunda izin verdiği söylenir. Hangi savaşta buna izin verdiği bilinmediğine göre Hz. Al i bu ruhsata dayanarak fetva vermesini Abdullah bin Abbas ´a yasaklamış ve peygamber efendimizin bu nikahı kesinlikle men ettiğini ona açıklamış ve şöyle demiştir: “Sen yolunu şaşırmış bir adamsın. Halbuki Resulullah (s.a.v.) bu izni neshetmiştir. Allah´a andol-sun ki, her kimin Mut´a nikahı yapmış olduğu söylenir de bu suçtan dolayı yanıma getirilirse, onları mutlaka recmederim.”

Rivayete göre Abdullah bin Abbas hazretleri bu ruhsatı vermekten vazgeçmiş ve Mut´a nikahının yasaklanması yolun­da fetva vermiştir. Ehli sünnet ve cemaat alimlerinden hiçbiri evlenme imkanı bulunmayan gençlere gençlik zarureti nedeniy­le Mut´a nikahının mubah olduğunu söylememiştir. Bu, sorum­suzca konuşan, ilmi derinliği olmayan, haram ve helala aldırış etmeyen kimselerin uydurduğu bir iftiradır.

Şimdi de imamiyeye dönelim. Görüyoruz ki bu mezhebin son devir bilginleri Mut´a nikahına müsaade etmektedirler. Bu mezhebin imam ve vasilerinin bu nikaha fetva verdiklerini bil­miyoruz. Her ne kadar kimileri bunların da Mut´a nikahına fet­va verdiklerini ileri sürmektelerse de bu asılsız bir iddiadır.

Şimdi de şia fıkhının kaynaklarından bazı nakiller yapma­mız gerekiyor. Bu kaynaklar, başlarında imam Ebu Abdillah Cafer-i Sadık ve babası büyük insan Ebu Cafer Muhammed Bakır bin Ali Zeynel Abîdin olmak üzere hidayet yoluna er­miş şia imamlarının Mut´a nikahını reddettiklerini ifade et­mektedirler. Rivayete göre Bisam es-Sayrefi Ebu Abdilah Cafer-i Sadık´tan Mut´a nikahının hükmünü sormuş. Allah kendisinden razı olsun o da bu nikahın zina olduğunu ifade bu­yurmuştur.

Kafi adlı eserde Irak fatihi Yahya bin Zeyd´in şöyle dediği rivayet edilir: “Peygamber ailesi, Mut´a nikahının mekruhluğu-nu ve yasaklanmış olduğunu ittifakla beyan etmişlerdir.”

Beyhaki, İbn Şihab ez-Zühri´nin şöyle dediğini rivayet et­miştir: Abdullah bin Abbas (r.a.) Ölmeden bu fetvasından geri dönmüştür. Said bin Zübeyr ibn Abbas´a: “Mut´a nikahı hakkında ne dersin ” diye sorduğunda ibn Abbas: “Vallahi ben bu yolda fetva vermiş değilim” diye cevap vermiştir. Mut´a nikahı tıpkı leş hükmündedir. Nasıl ki zaruret halinde leş ye­mek mubah sayılıyorsa, Mut´a nikahı da onun hükmündedir.

Biz Mut´a nikahını mubah sayacak bir zaruret görmüyoruz ki, zaruret durumunda leş etini yeme hükmüne tabi olsun. Pey­gamber (s.a.v.) efendimiz, gençlerin Mut´a nikahını yapmaları­na neden olacak bir zorunluluk olmayacağını açıkça beyan bu­yurmuştur. Ama kalplerinde dini duyguya yer bulunmayan ba­zı kimseler, gençleri Mut´a nikahına zorlayan sebeplerin bulun­duğunu iddia etmektedir. Bu asılsız bir iddiadır. Bu hususta Peygamber (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Ey gençler topluluğu sizden evlenmeye gücü yeten olursa evlensin. Evlenmeye gücü yetmeyenin oruç tutması gerekir. Çünkü oruç şehveti kırar.” Oruç kapısı açık olduğuna göre, mut´a nikahım caiz kılacak veya ona ruhsat verecek bir zaruret yok demektir.

Şia imamları asrından sonra gelen imamiye fıkıhçılan, Mut´a nikahına verilen iznin neshedilmediğini iddia etmişler ve bu nikahın cevazının sürdüğünü şu delillere dayanarak söyle­mişlerdir.

1- Mut´a nikahına izin verilmiş olduğu icma ile sabittir. Müs­lümanlar, peygamber efendimizin Mut´a nikahına izin verilmiş olduğu hususunda icma etmişlerdir. Bu nikaha verilen iznin neshedildiğini ifade eden deliller, ahad haberlerle sabit olmuş­tur ki, ahad haberler üzerinde icma edilen bir hükmü çürüte-mezler. Rivayete göre Ibn Mesud Mut´a nikahının caizliğine fetva vermiştir. Buhari ile Müslim´in sahihlerinde rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: “Resulullah (s.a.v.) belli bir süreye kadar bir şey karşılığında kadını nikahlamamıza ruh­sat verdi.” Ibn Mesud böyle dedikten sonra şu ayeti kerimeyi okudu:

“Ey inananlar, Allah´ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyle­ri haram etmeyin” (Maide-. 87)

Peygamber efendimizin sözleri arasında geçen nesh ibareleri Mut´a nikahı ile ilgili miras ve talak konularını ilgilendirmek­tedir.

2- “O halde onlardan ne kadar yararlandınızsa, ona karşılık kesilen ücretlerini bir hak olarak verin” (Nisa- 24) ayeti kerimesi­nin, Mut´a nikahının mübahlığma delalet ettiğim söylemişler­dir. Ayrıca şu ayet-i kerimenin de, mut´a nikahının helal oldu­ğuna delil teşkil ettiğim söylemişlerdir: “Ey inananlar, Al­lah´ın size helal ettiği güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin” cMai-

de:87)

Bu sözler hem Özet olarak, hem tafsili olarak sahih değildir­ler. Çünkü bunlar şia imamları ile vasilerinin çağından sonra söylenmiş sözlerdir. Kaldı ki bunlar bir kaç açıdan geçersizdir­ler:

a- Şia fıkıhçılarmm ileri sürdükleri ayet-i kerimeler, sahih nikah sonucunda meydana gelen hükümleri açıklayan ayet-i kerimelerdir. Bunların konusu Mut´a nikahı değil, sahih evlilik akdi olan nikahtır. Zira bu ayet-i kerimeler, kendileriyle evle-nilmesi haram olan mahrem kadınları açıklamaktadır. Bu hu-susda Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:

“Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı. Analarınız, kızlarınız, kızkarâteşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız…….Bunlardan ötesi­ni, iffetli yaşamak, zina etmemek şartıyla mallarınızla isteme­niz (Mehirlerini verip almanız) size helal kılındı.” (Nisa: 23-24)

Ayet-i kerimede kasdedilen yararlanma, karı-kocanın şehevî bakımdan birbirlerinden yararlanmalarıdır. Arapçadan biraz anlayan kimseler, ayet-i kerimenin bu manayı kasdettiğini id­rak ederler. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“İçinizde inanmış hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, elleriniz altında bulunan inanmış genç kızlarınız (olan cariyeleriniz) den alsın” (Nisa: 25)

Kur´an-ı Kerim´deki: “Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etme­meleri şartıyla” ayet-i kerime de buna delalet etmektedir. Şüp­hesiz ki mut´a nikahı, recmi gerektiren bir cezayı icab ettirme­mektedir.

b- Mut´a nikahının mubah kılındığına ilişkin herhangi bir ic-ma gerçekleşmiş değildir. Bu nikahın mubah olduğunu ifade et­mek hatadır. Araştırmacı bilginler mubah olduğunu söyleme­mişler, ancak bu nikaha -zaruret halinde leş yemeye izin veril­diği gibi- izin verildiğini söylemişlerdir. Mübahlık fiildeki zati bir sebepten dolayı oluşur, izne gelince o, izne cevaz veren bir zaruretten dolayı vuku bulur. Bazı imamlar Mut´a nikahının mübahlığını ifade etmişlerse de, bu mübahlık ifadedeki tole­rans türündendir. Peygamber efendimizin bu nikahı yasakla­masından sonra alimler bu konudaki iznin nesh edilmiş olduğu hususunda icma etmişlerdir. Şu halde Mut´a nikahının mübah-lığı üzerinde icma edildiğini söylemeye yer yoktur. İbn Ab-bas´ın savaş durumunda Mut´a nikahına izin verildiğine dair bir ifade kullanmış olması aktarılmaktaysa da o, daha sonra bu görüşünden vazgeçmiştir. Doğruyu en iyi bilen elbetteki Yüce Allah´tır.

Şia imamları ile vasilerinin çağından sonra Mut´a nikahının mübahlığı hususunda şia ile ehl-i sünnet arasında icma meyda­na geldiği ileri sürülmüşse de, ehl-i sünnet bilginleri sadece bu nikahın mübahlığının neshedildiği hususunda, görüş belirtmiş­lerdir. Mut´a nikahına izin veren delillerin bizzat kendileri, bu nikahın mübahlığmı neshetmiştir. Şu halde Mut´a nikahına izin verildiği hususunda icma yapılmış olduğu söylenemez. Nesh edildiği hususunda icma yapılmadığını söylemek de mümkün değildir. Bu deliller iki cihetten bağlayıcıdırlar.

c- Mut´a nikahına verilen iznin nesh edilişi ahad haberlerle sabit değildir. Aksine bu nikah asıl itibariyle leş, domuz, akan kan ve Allah´tan başkası için kesilen kurban gibi haram kılın­mıştır. Bu da Kur´an-ı Kerim´in şu ayet-i kerimesinde sabittir:

“Ve onlar ırzlarını korurlar; ancak eşleri, yahut ellerinin sa­hip olduğu (cariyeler) hariç (bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar.” (Mu´minûn: 5-6)

Bu ayet-i kerime Mut´a nikahının haramlığmı kesin bir ifade ile ortaya koymaktadır. Çünkü Mut´a nikahına dayanarak iliş­kiye giren kadınla erkeğin ilişkisi, evlilik ilişkisi değildir. Bu husus kesin olup üzerinde ittifak vardır. Kendisinde talak ve miras hükümleri cereyan etmediği gerekçesiyle kendini satan kadın zevce sayılmaz. İlişkiye girdiği erkekten ayrıldıktan son­ra da evlilikten ayrılma iddeti gibi iddet beklemesine gerek kal­maz. Ne ayrılma ne de kendisiyle ilişkiye giren erkeğin ölümü halinde iddet beklemesine gerek yoktur.

Metres tutmaya ilişkin vuku bulan mükerrer yasakta, Mut´a nikahının haramlığma delil teşkil etmektedir. Çünkü Mut´a ni­kahı da tıpkı metres tutmaya benzemektedir. Peygamber efen­dimiz sırf zaruret sebebiyle mut´a nikahına izin vermiştir. Alimler bu hususta: “Zaruretler mahzurları mubah kılar” diye­rek bir kaide koymuşlardır. Savaş zarureti durumunda Mut´a nikahı için verilmiş olan izin, insanların îslamiyetle ünsiyet kurup onun sevgisini gönüllerine yerleştirdikten, sabra karşı idmanlı olduktan, arzularını iman ile dizginledikten sonra nes-hedilmiştir.

Gerçekten de Mut´a nikahı cahillikten kalma adetlerdendir. Önce de söylediğimiz gibi, bu nikah bir nevi metres tutmak de­mektir. Peygamber efendimiz mü´minler cahili hayattan henüz uzaklaştıkları için savaş hallerin de Mut´a nikahına izin ver­miştir. Ve bu izni de zaruretten saymıştır. Kalplerinde hâlâ ca-hiliyet adeti bulunan kimselere, savaş halinde Mut´a nikahı yapma izni vermiştir. Bu sebepledir ki, kalplerine imanın iyice yerleşmiş olduğu Ebu Bekir, Ömer, AH ve ilk muhacirlerle ensarîar gibi zevatın Mut´a nikahına cevaz verdikleri duyulma­mıştır. Halbuki bunlar da Peygamber efendimizle birlikte sa­vaşlara katılmışlardır. Bunlar arasında Ebu Talib oğlu Alî gi­bi güçlü kuvvetli gençler de mevcuttu, ama buna rağmen Mut´a nikahına yanaşmamış, ve ona cevaz vermemişlerdir. Bekarlık­tan şikayet edenler, bazı Arabîlerle îslamiyette kıdemi olma­yan kimselerdi. Mut´a nikahının yasaklanmış olduğu, Kur´an-ı Kerim ile sabittir. O hususta verilen ve zaruret durumunda uy­gulanabilen izin de neshedilmiştir, ve bu nesih de hadis ile sa­bittir. Şia´ya deriz ki: Peygamber efendimiz barış ve hazar ha­linde Mut´a nikahını herhangi bir kimseye mubah kılmış mıdır ki, şiiler hem sefer, hem hazar, hem savaş, hem barış halinde Mut´a nikahına cevaz vermektedir ! Şia´nın görüşünün doğru­luğuna inanan kimsenin gerçeklere saygısı yoktur. Çünkü o, haramları mubah kılmaktadır. Bizi helale yönelten ve haram­dan alıkoyan gücümüz yoktur. Güç ancak Allah iledir.

d- Mut´a nikahına verilen izni nesheden hadisin ahad haberi olduğuna ilişkin ileri sürülen iddia, batıl bir iddiadır. Bunun da iki gerekçesi vardır:

1- Peygamber efendimiz bu yasağı ordu içinde zikretmiştir ki, onun bu yasağını 1005 kişiden daha fazlası duymuştur. Şu halde bu yasağı nakledenin bir tek kişi olması imkansızdır. Ak­sine bu yasağı aktaranların, yalan üzerinde ittifak etmeleri mümkün olmayan bir topluluk olması gerekir. îşte bu topluluk o yasağı İslam ümmetine nakletmiştir. Öyle ise Şia´nın Mut´a nikahının neshedildiğine dair ileri sürülen hadisin ahad hadis olduğu iddiası şüphesiz ki batıl ve geçersizdir.

2- Bütün İslam ümmeti Mut´a nikahının yasaklandığı husu­su üzerinde icma etmişlerdir. Şia´ya göre ilk vasileri olan Hz. Ali dahi bu konuda Ibn Abbas´ı kınayarak ona “Sen şaşkın bir kimsesin” demiştir. Ibn Abbas o sıralarda yani Mut´a nikahı­na izin verildiği esnada gencecik bir çocuktu. Mekke-i Mükerre-me´de bulunuyordu. Babası henüz Medine-i Münevvere´ye hic­ret etmemişti. Bu sebeple Hz. Ali, onu yolunu şaşırmış olmakla nitelemiştir ki, bu nitelemesi yerindedir.

Burada tekrar şunu belirtelim ki, Şia imamları ya da vasileri Mut´a nikahının mubah olduğunu söylemiş değillerdir. Fasit bir iş olan Mut´a nikahıyla ilgili sözlerimizi iki madde ile nokta­lamak istiyoruz:

a- Mut´a nikahı Kur´an-ı Kerim´in hükmü ile haram kılınmış­tır. Kur´an-ı Kerim´in nassına iltifat etmesek bile -ki bu doğru olmaz- Mut´a nikahı mubah olmaz. Çünkü cahiliyet devrinde yapılan ve İslamiyet tarafından haram kılınan bir uygulamaya mubah demek, sonra da bu mubahın yasaklandığını ifade et­mek mümkün değildir. Zira mübahhk asıl itibariyla bir şeyin haram ve çirkin olmamasını gerektirir. Halbuki Mut´a nikahı asıl itibariyle, çirkin birşeydir. Ancakdenilebilir ki, haram kı­lınmadan önce Mut´a nikahı affa açık bir işti. Cahiliyet ehli Mut´a nikahını mubah kılıyorlar ve normal karşılıyorlardı. Bu­nun için de mü´minlerin bir kısmı Mut´a nikahına meyilliydiler: “Allah geçmişi affetmiştir”

b- Her bakımdan evlilik manasından uzak olan Mut´a nika­hının şia´ya göre sahih olması için koşulan şartları ve rükünleri burada anlatmak istiyorum. Onlara göre Mut´a nikahının rük­nü, icab ile kabuldür. Sıhhat şartlarına gelince, bunlar da üç tanedir:

1- Mehrin zikredilmesi ki bu da ücrettir. Akid esnasında üc­retten bahsedilmediği takdirde Mut´a akdi fasit olur. Tıpkı ica-rede olduğu gibi. îcarede de ücretten bahsedilmediği takdirde icar akdi gerçekleşmez. Aslında Mut´a nikahı da kendisinden şehevi bakımdan yararlanmak için, kadını icar etmek, kirala­mak demektir. Onu hizmet için kiralamaktan farklı bir yanı ypktur.

2- Mut´a müddetinin zikredilmesi. Hususi icarelerde ve tek kişiden ibaret ücretlilerde icar müddetinden bahsetmek gere­kir. Ancak icar edilen şahıs bir tek kişi ise ve icar süresi de be­lirli ise, örneğin her gün için veya her hafta yahut her ay için bir icar akdi yapılıyorsa, bu durumda icar süresini belirlemek gerekir.

3- Kadının Mut´a nikahında sözü edilen ücreti hak edebilme­si için kendini erkeğe teslim etmesi ve erkeğin şehevi bakım­dan kendisinden istifade etmesini sağlamak gerekmektedir. Üzserinde ittifak edilen sürenin bir kısmında kendini erkeğe sunmadığı takdirde erkeğin şehevi açıdan kendisinden yarar­lanmasını engellediği sürenin karşılığı olarak ücretin bir kısmı kendisine verilmez. Aynı şekilde bu kimse, içinde oturmak için bir evi kiralar, kira süresi içinde o evde oturmak imkansız hale gelirse, kiranın o müddet karşılığındaki ücreti ev sahibine ödenmez.

Mut´a nikahının ahkamıyla ilgili olarak demişler ki, bu nika­hın neticesinde doğan çocuğun nesebi sabit olur ama reddedil­mesi de mümkündür. Reddedildiği takdirde liansız olarak red­dedilmiş olur. Böylece babasız çocukların sayısı çoğalmış olur. Çünkü bu gibi çocukları nesebine katacak babalar bulunmaz. Bu nitelikte çocukların reddedilmeleri durumunda liana ihtiyaç yoktur. Çünkü Han, evli kadının çocuğunu kocasının reddetme­si durumunda başvurulan bir çaredir.

Önce de anlattığımız gibi Mut´a nikahında erkekle kadının birbirlerinden ayrılmaları Mut´a süresinin dolmasıyla olur. Tıp­kı belirli bir süre ile takdir edilen özel bir icar anlaşmasında icar süresinin dolmasıyla icar akdinin sona ermesi gibi, Mut´a nikahı ile biraraya gelen kadın ile erkek de Mut´a süresinin dolmasıyla birbirlerinden ayrılırlar. Çünkü bu durumda kadı­nın tenasül organı kiralanmıştır. Diğer icar edilen eşyalar hük­mündedir. Dolayısıyla bu erkekle kadın arasında karşılıklı mi­ras hükümleri de cereyan etmez. Mut´a nikahıyla bir araya ge­len erkekle kadının birbirlerinden ayrılmaları sonucunda, kadı­nın iki hayız görerek rahmini temizlemesi gerekir ki, bu süre 45 günü geçmez.

Mut´a nikahı ya da ince bir tabir ile kadının cinsel organının belli bir süre ile kiralanması -şayet şahinliğini farzetsek bile ki bu da mümkün değildir- çağımızda uygulanabilecek muamele midir Aslında bu, kadının şerefine uymayan, hatta kadının fazlasıyla tahkir edildiği ve onu şerefi, için icar edilen bir hiz­metçi seviyesine düşürdüğü muhakkaktır. Böyle bir nikah so­nucunda babasız, nesebi meçhul çocukların sayısı artacaktır. Bu konuyu şianın yeniden düşünmesi gerekir. îmam Muham-med Bakır ile oğlu Ebu Abdillah Cafer-i Sadıkta dedikleri gibi bu şüphesiz bir zinadır. Böylesine önemli sosyal zararlar doğurduğuna göre bu nikahı -şer´an caiz olmadığı halde- bekar gençlerimize mubah kılacak mıyız Bunu mubah kılarak aile­nin kökünü kazıyacak mıyız ! Güvenilir ve emin peygamberi­mizin fazilete davet ederken gençlerimize yaptığı tavsiyeyi biz­ler de tekrarlamayacak mıyız ! Halbuki Peygamber efendimiz gençlere şu tavsiyede bulunmuştur: “Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yeten varsa evlensin. Çünkü evlenmek te­nasül organını korur, gözü haramdan muhafaza eder. Evlene­meyen ise oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti kırarl” Zamanımızda yükseklerden uçan ve fakih geçinen kimselere kulak vermeyin. İnsanları dosdoğru yola ileten yüce Allah´tır.

“Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğ­riltme. Bize katından bir rahmet ver. Şüphesiz sen çok bağış yapansın” (Ali îmran : 8)

Share.

About Author

Leave A Reply