Resulullah´ın (a.s.) Evs ve Hazreç´le Görüşmesi

0

Daha önce de anlattığımız gibi, Hz. Peygamber, Hac mevsi­minde Mekke´ye gelen her hangi bir kabile heyetini duyar duy­maz mutlaka onları bulur; onlara İslam´ı anlatır, tevhide davet ederdi. Kendisinin, Allah elçisi olduğuna iman etmelerini ister­di. Kavmi arasında sözü dinlenen ve kendisine güvenilen bir kimsenin geldiğim duyunca, mutlaka ona gider ve İslam´a da­vet ederdi.

Arabistan´ın kuzey ve güney sınırındaki İranlı ve Bizan-lı-lar´la komşu bulunan birçok kabilelerle görüşmüştü. İran´a komşu beldelerde yaşayan, kendilerinde kahramanlık, marifet ve görev şuuru gördüğü Arap eşrafı olan Rebia oğullarıyla gö­rüştükten hemen sonra bazı Medinelilerle görüştü. Önce onlar­dan bazı guruplarla buluştu. Allah´ın bunlara hidayet nasib et­mesiyle imana ulaşmalarından sonra da Peygamber efendimize yardımcı ve destek olacakları konusunda onlarla anlaşma ya­pıldı.

Bütün durum ve şartlarıyla Medine toprağı Muhammedi da­veti kabul edecek durumdaydı. Çünkü Yahudiler Medine halkı­na karşı savaş açmışlardı. Aralarında uyum yoktu. Zaten Ya­hudiler her nerede bulunurlarsa, orada fesat ve huzursuzluk çı­karırlar. Medineliler putperest, Yahudilerse kitap ehliydiler. Yahudiler, Medineliler´e: “Şu anda bir peygamber gelmiştir. Bu peygamber, Medineli putperestlere karşı Yahudilere yardım edecektir.” diyorlardı. Nitekim Cenab-ı Allah şöyle buyurmuş­tur:

“Onlara Allah katından yanlarında bulunan (Tevrat) ´ı doğ­rulayıcı bir kitap (Kur´an) geldi. Daha önce inkar edenlere kar­şı yardım isteyip dururlarken o bildikleri (Kur´an) kendilerine gelince onu inkar ettiler. Artık Allah´ın laneti, inkarcıların üzerine olsun. ” (Bakara- 89)

kitab ehli, nübüvvet hakkında Ön bilgiye sahipti. Hz. Mu-hammed´in peygamberliğinden haberleri vardı.

Bütün bunlardan ayrı olarak Medine halkı Evs ve Hazreç kabilelerinden oluşuyordu. Bu iki kabile arasında şiddetli bir anlaşmazlık vardı. Birbirleriyle sürekli savaş halindeydiler. Aralarındaki anlaşmazlığın sebebi de Yahudiler´dL Yahudi-ler´in bu zamanki görevleriyse toplulukları birbirinden ayırmak ve aralarına düşmanlık tohumları ekmekti. Gölgesinde yaşa­dıkları bütün toplumların içine fitne tohumları saçarlardı. Me­dine halkını oluşturan Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki nef-retleşme devam ediyordu. Arasıra aralarında savaş patlak veri­yordu. Bunlardan bazıları, diğerine karşı Kureyş kabilesinden yardım almaya yöneliyordu. Boğuşmanın devamı için dışarıdan yardım almaya muhtaç idiler. Birbirleriyle uzlaşmalarını sağla­yacak birine kucak açacaklardı. Onları bir araya getirip anlaş­tıracak olan, Muhammed (sav) idi. Kalplerini birbirine ısındıra­cak olan, ancak yüce Allah idi. Nitekim Cenab-ı Allah şöyle bu­yurmuştur:

“Hani siz birbirinize düşman idiniz. (Allah) kalplerinizi bir­leştirdi. O´nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, (Allah) sizi ondan kur­tardı. ”

Medinelilerle Görüşmelerin Başlaması

Medineli Evs ve Hazreç kabileleriyle ilk görüşmeler fertler çapında başladı. Bu görüşmeler ilerlemeye başladı. Nihayet Medineli guruplarla görüşülüp biatler yapıldı ve bu biatler de iki defa tekrarlandı.

îbn îshak´ın rivayetine göre, Avf oğulları kabilesinden Sü-veyd bin Samid, Hac için Mekke´ye gelmişti. Şerefli bir kimseydi. Yüksek bir soydan olup kavmi içinde şeref ve celadet sahibi olduğundan dolayı “Kamil” adıyla anılırdı. Şair bir kimse olup kavmi onun sözünü dinlerdi.

Onun Mekke´ye geldiğini duyan Peygamber efendimiz, yanı­na gitti. Görüştükten sonra onu İslam´a davet etti. Bilgisiz bir Arabi olmadığından dolayı, onunla Peygamber efendimiz ara­sında karşılıklı bir konuşma cereyan etti. Peygamberliği tanı­yacak bilgiye sahipti. Peygamber efendimiz onu, müslüman ol­maya çağırdı. Süveyd: “Sende olan şey, herhalde bende bulu­nan şey gibidir.” dedi. Peygamber efendimiz: “Sendeki şey ne­dir ” diye sorunca Süveyd: “Lokman´ın hikmeti…” diye cevap verdi. Peygamber efendimiz: “Onları bana anlat” dedi. Süveyd anlatınca, Peygamber efendimiz, şöyle dedi: “Doğrusu bu an­lattığın, güzel bir sözdür. Ama benim yanımdakiler daha güzel­dir, işte, sana nakledeceğim şey, Allah´ın nur ve hidayet olarak indirmiş olduğu Kur´an-ı Kerim´dir!” Böyle dedikten sonra Peygamber efendimiz ona Kur´an-ı Kerim´i okudu ve onu İs­lam´a davet etti. O, bu davetten uzaklaşmadı ve: “Doğrusu bu güzel bir sözdür” dedi. Sonra Medineye döndü. Hemen kavmi­ne uğradı. Çok geçmeden, Hazreçliler tarafından öldürüldü. Öl­dürülüşü, Evs´liler ile Hazreç´liler arasında cereyan eden Buas muharebesinden önce olmuştu. Onun kavminden bazı kimseler: “Biz onun müslüman olarak öldürüldüğünü gördük” dediler. Peygamber efendimizle buluşması esnasında kendisinde İsla­miyet´in bazı emareleri görülmüştü. Çünkü Kur´an-ı Kerim için, “Doğrusu bu güzel bir sözdür” demişti. Her ne kadar Kur´an-ı Kerim´in vasfını belirlemek için “güzel” kelimesi ye­terli olmasa da, bu söz, onun gönlünün İslam´a açılmış olduğu­nu ispatlamaktadır. Bundan sonra, başlarında Evs bin Rafı ol­mak üzere Evs kabilesinden bazı guruplar Mekke´ye gelerek Hazreçliler´e karşı Kureyş´lilerle ittifak kurmak ve Kureyşlile-rin yardımını sağlamak yoluna girmişlerdi.

Evsliler´in gelişini duyan Peygamber efendimiz onların yanı­na varmış, meclislerine oturup şöyle demişti: “Asıl geliş sebebi­nizden daha hayırlı bir şey istemez misiniz ” Onlar da: “Nedir bu hayırlı olan şey ” diye sorunca, Peygamber efendimiz şu açıklamayı yaptı: “Ben, Allah´ın insanlara gönderdiği elçisi­yim. Onları; Allah´a kulluk etmeye ve hiçbir şeyi O´na ortak kosmamaya çağırıyorum. Allah, bana, kitabı indirdi.” Bu açık­lamayı yaptıktan sonra onlara İslam´ı anlattı ve Kur´an-i Ke­rim okudu. Aralarında aklı başında bir genç vardı. O genç, îyas bin Muaz´dı. İyas, onlara şöyle dedi: “Ey millet! Vallahi bu an­latılanlar, sizin asıl geliş sebebinizden daha hayırlıdır!” Böyle konuştuğu için gurubun başkanı, onu azarlayarak şöyle dedi: “Sen bize karışma! Hayatıma yemin olsun ki, biz buraya bu an­latılanlardan başka birşey için geldik!” Başkanın bu azarlama­sı karşısında İyas sustu. Gurup, Medine´ye döndü. Sonra Iyas öldü. Vefatı anında yanında hazır bulunan yakınlarının anlat­tıklarına göre, can çekişirken hep tekbir ve tehlil getirdiği, tes­pitte bulunup Allah´a hamdettiğini işitiyorlarmış. Onun müslü-man olarak öldüğünden şüpheleri yokmuş. Cenab-ı Allah onun kalp gözünü aydınlatmış ve ilk duyduğu anda hakkı idrak eden ve hakka inanan temiz bir kalbi bahsetmişti. –

Share.

About Author

Leave A Reply