Temiz Soy

0

Yaratıkların en hayırlısı Muhammed (sav)´den ve onun temiz yaşantısından bahseden siyer bilginleri, onun İsmail peygambe­rin evladından olduğunu söylemiştir. Ama Peygamber efendimi­zin soyunu zincirleme olarak İsmail peygambere tam olarak bağlayamamışlardır. Sadece Peygamber efendimizin 20 kadar ata­sından bahsedebilmişîerdir ki, buna göre onun mübarek soy zinci­ri şöyledir: Muhammed bin Abdullah, bin Abdulmuttalib (Abdulmuttalib´in adı Şeybetül Hamd´dır) bin Haşini (Haşim´in adı Amr´dır) bin Abdi Menaf (Abdi Menafin adı Muğire´dir) bin Kusay ( Kusay´ın adı Zeyd´dir) bin Kilab, bin Mürre, bin Ka´b, bin Lüey, bin Galib, bin Fihr, bin Malik, bin Nadr, bin Kinane, bin Huzeyme, bin Müdrike, bin İlyas, bin Mudar, bin Nizzar, bin Maad, bin Adnan.

Peygamber efendimizin mübarek nesebi, siyer kitaplarında üzerinde ittifak edilen şekilde böyledir. Rivayetlerin işaret ettiği gibi, bu tanımlama, İbn Abbas´tan gelmektedir. İbn Abbas şöyle diyor: “Peygamber (sav) efendimizin atalarının adı Adnan´a ulaş­tığında, artık orada durur.-Çünkü onu bazı kimselere nisbet eden kimseler yalan söylemişlerdir. Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: “Ve bu arada daha bir çok nesilleri…” (Furkan: 38)

Peygamber efendimize nisbet edilen bu haber, söz konusu te­miz silsilenin doğruluğuna işaret etmektedir. Bu silsile Peygam­ber efendimizden başlayıp Adnan´a kadar uzanmakta ve orada son bulmaktadır. Peygamber efendimizin bu silsileyi muhafaza etmiş olması iki şeye delalet eder:

1- Adnan´dan sonraki isimler hususunda şüphe vardır. Bu isimler Peygamber efendimize sahih bir yolla değil, neseb tarihçi­leri vasıtasıyla ulaşmıştır. Neseb tarihçileri ise, bazen iftihar se­bebiyle yalan ve iftiraya yeltenirler.

2- Peygamber efendimizin yirmi kadar atasının adını hıfzetmiş olması, bu silsilenin doğruluğuna işaret eder. Peygamber efendi­miz gerçekten başka bir şey söylememiştir. O doğru sözlü ve güve­nilir bir insandı. Öyle görülüyor ki, onun mübarek nesebindeki bu isimlerin nakledilişi, tevatür hükmündedir. Ya da Araplar nezdinde meşhur bir rivayettir. Bu silsilede adları geçenlerden başka adlar üzerinde şüphe edilmektedir. Bu hususta daha ileri­ye giderek başka isimleri ilave etme durumunda, o isimler redde­dilir ve uydurma isimler olur. En azından onlar üzerinde vehim ve zanna düşülür. Vehim ve zann ise hak konusunda hiçbir şey ifade etmez ve gerçek değeri taşımaz.

Adnan´a kadar ulaşan isimler, kendilerinden bazı menkıbeler nakledildiği için, Araplarca bilinen isimlerdir. Bunların adları kendi torunları için övünç vesilesi olmuştur. Her ne kadar Pey­gamber efendimiz kendine nesebiyle iftira etmişse de, o, seçkin kavmin en seçkin insanı idi. Bizzat o şöyle buyurmuştur: “Ben, seçkinin seçkininin seçkininden doğdum .” Peygamber efendimiz, atalarının iyilik ve üstünlüklerini anlatırdı. Geçmişlerindeki şe­ref ve asaleti söylerdi. Ama onları vesile edinerek üstünlük tasla-mazdı. Soy ve asaletini başkalarına karşı övünmek ve mütecaviz davranmak için bir araç olarak kullanmazdı. Çünkü böyle durum­larda kin ve düşmanlıklar doğabilirdi. Oysa kin ve düşmanlık, Peygamber efendimizin şanına yakışmazdı.

Kuvvetli rivayetlere göre, Adnan´ın çocuklan Mekke´de ikamet etmişlerdir. Bunlardan bir kısmı Peygamber efendimizin müba­rek neseb silsilesine dahildirler. Çünkü İsmail peygamber, Mek­ke yakınlarında ikamet etmiştir. O, Kabe´nin banisidir. Neseb ta­rihçilerinin anlattıklarına göre, Peygamber efendimizin mübarek neseb silsilesinden geçen 20 isim, İsmail peygamberin çocuklarındandır. Bu 20 isim atadan oğula intikal etmiştir. Yine atadan oğu-la Mekke´de ikamet ettikleri için, torunları bu isimleri zihinlerin­de saklamışlardır. Bunlar Kabe´yi ve Mekke´yi takdis etmişler, in­sanlar da Kabe´ye ve Mekke´ye çok uzak yollardan gelip ziyarette bulunmuşlardır.

Anlatıldığına göre, Adnan´ın zürriyetinin bir kısmı Yemen´de ikamet etmiş ve orada çoğalmışlardır. Adnan´ın, biri Maad, diğeri Akk olmak üzere iki oğlu vardı. Akk, Eşariler´den bir kadınla ev­lendi. Eşariler, Yemen´de ikamet eden Eşaroğulları´dır. Akk, ev­lendiği kadının memleketi olan yemen´e göçtü. Sonra tekrar Mek­ke´ye dönerek yerleşti. Orada tek başına kalarak Peygamber efen­dimizin mübarek soy silsilesine girdi. İşte bu durumu Maad´ta ve kardeşi Akk´da görmekteyiz. Akk, evlenefendimizin mübarek soy silsilesine girdi. İşte bu durumu Maad´ta ve kardeşi Akk´da gör­mekteyiz. Akk, evlendiği kadının ailesiyle birlikte Yemen´e hicret etmiş, Maad ise Mekke´de kalmıştı.

Maad´ın çocuklarından Huzaa kabilesi doğdu. Nizar, Maad´m oğullarından olup, hayatını Mekke´de devam ettirdi. Ondan da, Peygamber efendimizin neseb silsilesine giren çocuklar doğdu. Onun çocuklarından biri de Rebia´dır ki, Rebii kabilesi onun so­yundan gelir. Enmar iîe İyad da iki kabilenin atasıdır. Onun oğlu Mudar, Peygamber efendimizin dedesidir. Mekke´de ikamet et­miştir. Mudar´ın İlyas ve Gaylan adında iki oğlu vardı. Ama Mu­dar, her ikisinden de hayırlıydı. O, Peygamber efendimizin soy sil­silesine girmişti. Rivayetlere göre, İlyas zamanında İsmail oğul­ları, İbrahim ve İsmail peygmberden kendilerine miras kalan şe­riatın hükümlerini değiştirmeye başlamışlardır. İlyas, o kabile­nin yaptıklarına karşı çıkmış ve atalarından kendilerine kalan mirası muhafaza etmelerini tavsiye etmiştir. Bu konuda “el- İkti­fa” adlı eserin sahibi şöyle der: “Onlara karşı faziletli oldu. Müte-vazi davrandı. Onları kendi görüşünde birleştirdi. Onlar da İsma­il oğullarından hiç kimseye göstermedikleri itaati ona gösterdiler. O, kavmini atalarının şeriatine döndürdü. Nihayet İbrahim ve İs­mail peygamberlerin dini yine hayatiyet buldu.”

İlyas´dan sonra, oğlu Müdrike geldi ki, onun adı Amir´dir. İl-yas´m Müdrike´den başka iki oğlu daha vardı. Fakat Müdrike on­lardan daha üstün vasıflara sahipti ve daha iyiydi. İlyas, ona Müdrike adını vermişti. Onların bir develeri ipi koparıp kaçmıştı.

Diğer iki oğlu deveyi takip edip yakalamaktan aciz kalmışlardı. Amir harekete geçip deveyi takibe başladı.Fakat deve çok uzaklaş­mıştı. Yine de takipten yılmadı ve koşup onu yakaladı. Deveyi ba­basına getirip teslim etti. Babası da bu yararlılığından ötürü ona Müdrike (yakalayan) adını verdi. Müdrike´nin Huzeyme ve Hü-zeyl adlı iki çocuğu vardı. Huzeyme diğerlerinden daha üstün va­sıflara sahipti. Huzeyme´nin de Kinane, Eşed, Eşedde ve Hevn adlı çocukları vardı. Bunlar arasında Kinane yüksek vasıflara sahipti.

Kinane´nin de bir kaç çocuğu vardı. Ama bunlar arasında Nadr seçkin bir mertebeye sahip olmuştu. Rivayete göre Nadr, Kureyşli-ler´i bir araya getirip toplayan kimsedir. Fakat çocuklarının riva­yetine göre Kureyşliler´i biraraya getirip toplayan kimse, Nadr´m torunu Fihr´dir. Bu zat da Peygamberimizin dedelerinden biridir. Fihr Kureyşliler´i bir araya getirip toplayan kimsedir. Ona Kureyş adı verilir. Hikmet ve güzel ahlak sahibiydi. Sağlam bir kişiliği vardı. Liderlikte yerini alan oğlu Galibe yaptığı vasiyetinde şöyle demiştir: “Ey oğlum! Musibetler öncesinde kalbe gelen hüzünde, nefse ıztırap vardır. Musibet meydana geldikten sonra, nefisteki hararet sönüp serinlik meydana gelir. Izdırap ancak musibetin ga­leyanı esnasında görülür. Ben öldüğüm zaman, sen musibet hara­retini söndürüp serinlet. Ölümü Önüne ve arkana, sağına ve solu­na koyan zatın eserlerini yaşantında müşahede ederek sakinleş. Menfaati az olsa da, az miktardaki malınla yetin. Çünkü elinde bulunan az miktardaki mal, senin şerefini yok edecek çok miktar­daki maldan daha hayırlıdır.”

Galib´in de birkaç çocuğu vardı. Kendisinden sonra Kureyşli-ler´e, oğlu Lüey liderlik yapmıştı. Lüey de babası ve dedesi gibi, hikmet sahibi bir kimseydi. Daha yeni yetme bir genç iken aklı ba­şında bir insan olarak hareket ederdi. Kendisiyle babası Galib ara­sında cereyan eden bazı tartışmalar, onun kalbinde hikmet bulun­duğunu ispatlanıştı. Henüz yeni yetme bir genç olan Lüey, babası Galib´e şöyle demişti: “Babacığım, iyilik yapan ve güzel şeyler bıra­kan kimsenin kötü çocuğu az olur. Suyu parlak ve güzel olur. Ama iyiliği ihmal eden kimse de iyilik tarafından ihmal edilir. Bir şey ihmal edilince artık unutulur gider. Efendilerin ve yöneticilerin, yönetimleri altında bulunan küçükleri yetiştirip geliştirmeleri; yönetimleri altında bulunan ve büyüklük taslayan kimseleri de küçültüp itaat altına almaları gerekir.”

Hikmetli baba (Galib) dedi ki: “Çocuğum! Senin bu sözlerin fa­ziletli insanların sözlerinden izler taşıyor. Dilerim ki, kavminin efendisi olasın. Eğer yönetime geçersen, bu düsturları kavmine tatbik et. Onların tuhaflık ve cehaletini yumuşak huyluluğunla, düzensizliklerini merhametinle ört. İyi adamlar, yönetimleri al­tında bulunan kimselere ancak fiilleriyle iyilikte bulunabilirler. Ama, kendi ölçülerine göre onlan muhakeme edersen, faziletin kaybolur. Sen faziletlerini ileri sürerek başkalarına karşı büyük­lük taslama. Yüksek şahsiyetli kimseler, süfli kimselere karşı her zaman üstündürler.”

Lüey, yetişip büyüdükten sonra, babasının yerine geçerek Ku-reyşliler´in lideri oldu. Kendisinin de birkaç çocuğu vardı. Bunlar arasında en akıllı ve erdemli olanı Ka´b idi. Ka´b peygamber efen­dimizin dedelerinden olup hikmetli bir şahsiyetti. Siyer tarihçile­rinin rivayetlerine göre, Ka´b şöyle bir hutbe irad etmiştir: “İnsan­lar! Bana kulak verin. Söylediklerimi kavramaya ve idrak etmeye çalışın. Gece karanlıktır, her şeyi örter. Gündüz aydınlıktır, her şeyi açığa çıkarır. Sema bir bina ve yeryüzü bir döşek gibidir. Yıl­dızlar, yol gösteren birer işarettir. Bunlardan hiçbiri boşuna yara­tılmamıştır. Sonrakiler öncekiler gibidir. Asıl kalınacak yurt ile­ridedir. Kesin bilgi, sizin zannettiğiniz gibi değildir. Akrabalık bağlarını koparmaym. Birbirinizle ilişkilerinizi kesmeyin. Hı­sımlık bağlarına riayet edin. Ahde vefa gösterin. Mallarınızı ço­ğaltın. Çünkü malınız, mürüvvetinizi korur. Vecibelerinizi yerine getirmek hususunda cimrilik göstermeyin ve şu hareme saygı gösterin. Ondan ayrılmayın ve onu koruyun. İlerde büyük bir ha­ber gelecektir ve asıl bir peygamber zuhur edecektir.”

Siyer yazarlarının söylediklerine göre, bu hutbe Ka´b´a aittir. Ancak biz bu sözün doğruluğuna, ya da yanlışlığına hükmetmek durumunda değiliz. Bunun netice ve sorumluğunu -doğru veya yalan- onlara yüklüyoruz.

Kab bin Lüey´in de bazı çocukları olmuştur. Bunların en hayır­lısı, Peygamber efendimizin dedelerinden biri olan Mürre´dir. Mürre, Kureyşliler´in kendileriyle övündükleri bir kimseydi. On­dan sonra Kilab gelmiştir ki, o da Peygamber efendimizin dedele-rindendir. Kilab´dan sonra, oğlu Kusay dünyaya gelmiştir. O da Kilab´ın çocukları arasında hayırlı olarak bilinen tanınmış bir kimsedir. Kureyşliler´e liderlik yapmıştır. Adı Zeyd´dir. Peygamber efendimizin devrine yakın bir devirde yaşamış olan dedelerin-dendir. Kabe´nin hizmetkarlığını yapanlardandır. Darün- Ned-ve´nin başkanlığım yapıyordu. Bu sebeple Kusay´dan ayrı bir bö­lümde söz etmemiz gerekmektedir. –

Share.

About Author

Leave A Reply