Yüce Allah´ın Himayesi

0

Doğumundan itibaren peygamber efendimizi Cenab-ı Allah hi­maye etmişti. O´nu sevenler, bakımını üstlenmişlerdi. Bu nedenle sinirleri bozulmamış, Öksüzlüğü döneminde asla yalnız bırakıl­mamıştı. Seven ve sevilen bir insan olarak güzel bir terbiye ile ye­tiştirildi. O da kendini küçültücü durumlara düşmekten alıkoy­muştu.

Peygamber efendimizin seçtiği işin yapısı dolayısıyla çeşitli sı­nıflara mensup çocuklarla bir arada yaşaması gerekiyordu. Bu ço­cukların çoğunluğu fakir, hizmetçi ve köle çocuklarıydı. Bunlar bu işi yapmak üzere kiralanırlardı. Çobanlık, üstün vasıflı işler­den sayılmıyordu. Bilakis düşük işlerden biri olarak kabul edili­yordu. Peygamber efendimiz, hizmetçi, köle ve işçi çocuklarıyla bir arada olduğu halde yine de onur ve üstünlüğünü kaybetme­miş, alçalmamıştı. Soyunun üstün-lüğü ve mayasının temizliği, O´nu hep yücelere doğru çekiyordu. Ailesinde gördüğü asalet, li­derlik ve öz, yapısında gizli bulunan alicenablık ile güzel ahlaka yönelik sevgi, onu hep yüce şeylere doğru çekiyordu. Yüceliklere doğru yol alırken de asla şımarmıyor, büyüklük taslamıyor, zayıf­lan hor ve hakir görmüyordu. İşinin küçük bir iş oluşu, sonuçları­na bakmadan onu aza kanaat etmeye yöneltiyordu. Bu küçük işi, ruhunu terbiye ediyor, güzel davranışlara ve insanlara merha­metli olmaya alıştırıyordu.

Yeni yetme gençlerin, özellikle büyükleri ya da velileri şehvet­lere dalan gençlerin kalplerini oyun ve eğlence tutkusu sarmıştı. Bu oyun ve eğlencelerin masumane olanı ile olmayanını birbirin­den ayıdetmiyorlardı. Bundan sonra kimi gençler de olumsuzluk­lara ve kötülüğe yöneliyor, toplumdada yozlaşma unsuru oluyorlardı. Zayıflık, aslında insanın kalben rahmet tohumlarını saçtı­ğına ve masumane sevgiye yönelttiğine göre bu gençlerin zayıf olanları da iyiye yöneltilmeliydi. Fakat çoğu kötü alışkanlıklara ve laubaliliğe yöneliyorlardı. Laubalilik, inşam heveslerin tahak­kümüne maruz bırakır. Heveslerin hakimiyeti de insanı yozlaş­maya sürükler. Böyleleriyle arkadaş olan iyi kimseler de eninde sonunda bozulurlar. Nitekim hikmet sahibi bir arap şairinin de­diği gibi; “Sağlıklı deve, uyuz devenin çöktüğü yere ç ökerse kendi­si de uyuz olur.”

Muhammed (sav)´in gençlik çağında en çok laubaliliğe sapla­masından korkuluyordu. Çünkü ergenlik çağındaki gençlerin la­ubaliliğe büyük bir özentileri vardır. Muhammed (sav) ise, o za­manlar ergenlik çağmdaydı. Fakat Cenab-ı Allah´ın, O´nu terbiye etmesi sayesinde laubalilikten uzak kalmıştı. Bizzat kendisi, nef­sinin eğlence düşkünlüğü ve laubaliliğin kuşatması altında kal­dığını anlatmıştır. Fakat cenab-ı Allah onu bu beladan korumuş­tur. Buhari´nin rivayet ettiğine göre o emin ve doğru sözlü Allah dostu şöyle buyurmuştur:

“Sadece iki defa cahiliyet işlerine yöneldim.”

Ibn İshak´ın anlattığına göre bu iki defadan birinde peygamber efendimiz, henüz genç bir çocuk olup çobanlık yapmaktayken ar­kadaşına: “Benim koyunlarımı biraz otlatıver de Mekke´ye gidip geleyim.” O esnada Mekke´de bir düğün töreni vardı. Çalgılar çalı­yor ve eğlenceler yapılıyordu. Düğün alayının olduğu yere yak­laştığında uykuya mağlup olmuş, uyumaya başlamıştı. Nihayet gün doğuşunda güneşin sıcaklığı O´nu uyandırmıştı. Böylece Ce­nab-ı Allah O´nu, o cahiliyet eğlencelerine katılmaktan korumuş­tu.

ikinci defasında da yine böyle bir eğlenceye gitmek için arkada­şına aynı şeyleri söylemiş ve ilk defasında olduğu gibi yine uykuya dalmış; böylece sefahata, eğlenceye katılmaktan kurtulmuştu. Görülüyor ki Cenab-ı Allah´ onu, heva ve hevesatın peşine düş­mekten korumuştur. İlk defasında kendi nefsi gayretiyle değil de sefahatin yolu kapandığı için korunmuştur. Çünkü henüz ruhu çaba harcayacak ve kendini koruyabilecek bir yaşta değildi. Koru­ması, kendi iradesi dışındaki bir sebebe dayanmıştı ki, o da kendi­sini mağlup eden katıksız bir uyku idi. Bu uyku onun için bir ni­met olmuştu. Her iki defasında da uyku sayesinde sefahata katılmaktan korunmuştu. Nihayet iradesi kuvvetlenmiş ve kendisini sefahata saplanmaktan koruyacak azmi ve iradesi güçlenmişti. Normal olarak düşünecek olursak bu konuda şöyle bir sonuca va­rırız: Eğer Cenab-ı Allah, O´nu uyku sayesinde sefahattean koru­muş olmasaydı, belki de heva ve hevasatına tabi olurdu. Böylece şehvetlerin galebesi altında ezilecekti! İlk defasında Cenab-ı Al­lah O´na bir sabır vermişti. Bu sabrı, Cenab-ı Allah´ın kendisine risalet görevini vermesine kadar devam etmişti. –

Share.

About Author

Leave A Reply