2. Delil : Sünnet

0

99- İmam Mâlik´in Hadisdeki Yeri:

İmam Malik, hadiste İmam olduğu gibi fıkıhta da imamdır. Muvatta kitabı hem hadis kitabıdır, hem hadis kitabıdır. İmam Mâlik, fıkıh ve hadiste imamlığı bir arada yürüten müctehid imamların hilâfsız başıdır. O, hadisde birinci tabakada bir ravidir ve fetvada basiretli bir fakihtir. Ahkâmı istinbat eder, birbirine benzerleri ktyas eder. İnsanların maslahatını bilir ve korur, onlara uygun olan fetvaları verir, bunlar da nassiardan uzaklaşmaz, me´sur olan ve Selef-i Saliha nisbet ofunan yargı ve fetvalardan ayrılmaz:

Bazı kimseler, Şafiî ve Ebû Hanife´yi bazı yerlerde hatalı bulur onlar hakkında konuşurlar; fakat hadisci Mâlik hakkında diyecek bir-şey bulamamışlardır. İbni Cerîr Taberî gibi bazı âlimler, Ahmed b. Hanbel ı fakih saymazlar, ofakih değil, hadis âlimidir, derler, Mâlik ise ittifaken baş hadis âlimidir ve yine ittifaken fetva ve ftkıh kaynaklarını bilen basiretli bir fakihtir. Bu hadis ve fıkıh uleması arasında icmaen sabit bir husustur.

Eseri, en sahih ve kuvvetli hadis kitabı sayılan İmam Buhâri, riva­yet ettiği bazı hadislerde İmam Mâlik´in senedini en sahih sened itibar etmektedir ki, o da: Mâlik, Ebû Zinad´dan, o da A´rec-den,o da Ebû Hüreyre´den olan seneddir. Sünen sahibi Ebû Dâvud şöyle der: En sahih sened: Mâlik, Nâfi´den, o da İbni Ömer´den yoluyla olandır. Sonra Mâlik Zühri´den, Salim´den ve babasından olan seneddir, sonra da: Mâlik Ebû Zinad, A´rec, Ebû Hüreyre yoluyla olan seneddir. O Mâlik´ten başkasını zikretmez. Hadis âlimlerinin bu şehadetleri iki yönden onu hadisciler arastnda birinci tabakaya koymaktadır.

1- 0, kendisi mevsuktur, âdildir, iyi hıfzeder, ona rivayet ve zabt bakımından taan etmeye mahal yoktur. Halbuki diğer râviler hakkında söz edilir.

2- O, rivayet edeceği kimseleri iyi seçer, O ve rivayet ettiği kimseler birinci derecededir. Büyük hadis âlimi Buharl, onu ve senedindeki adamları en sahih sened saymakta, Ebû Dâvud da ona ve adamlarına senedin kuvveti bakımından birinci dereceyi vermektedir. Demek olu­yor ki, Mâlik bu ilmin erbabının şehadetiyle en iyi ve en mevsuk râvileri seçen bir âlimdir. Üstadlarını tanıtırken gördüğün gibi o, hadis alacağı kimseleri gayet titizlikle seçerdi. Hadislerin delil olmasını anlatırken görüleceği üzere o, ravinin adaleti ve iyi bilir olması şartına çok dikkat ederdi.

100- Kur´an-ı Kerim´e Nisbetle Sünnetin Yeri:

Sünnetin delâlet ettikleri üç kısımdır:

1- Kur´an-ı Kerim´in ahkâmını takrir eder. Bu yeni birşey getirmez, ne beyan, ne mutlakı takyid ve ne de aâmı tahsis etmez. «Ay´ı görünce oruç tutun, ay´ı görünce bayram yapın» hadisinde olduğu gibi. Bu Kur´an´daki oruç ayetindekileri te´kid eder.

2- Kur´an-ı Kerim´de murad edileni açıklar, mutlakı takyid, mücmeli beyan eder. Nasıl ki: «İman edenler ve imanlarına zulüm karıştırmayan­lar» ayetindeki zulümden muradın şirk olduğunu Hz. Peygamber Aley-hisselam hadisle beyan etmiştir. Namaz, zekât ve haca anlatan hadis­ler bu türdendir. Çünkü bu ibadetler Kur´an´da mücmeldir. Namazı göstererek anlattı: «Ben namazı nasıl kılarsam, siz de öylece kılın.» dedi. Kur´an, zekâtı emretti, sünnet bunu beyan etti, altın ve gümüşün, paranın zekâtı nasıl olacak, mahsulatın, meyvelerin, davarların, zekâtı ne miktardadır, haraç ne kadar verilir, bunları hep sünnet bildirdi. Hac da Kur´an´da mücmeldir, Hz. Peygamber´in sünneti bunun şeklini açık­ladı. «Hırsızlık yapan kadın ve erkeğin, yaptıklarının cezası olarak elle­rini kesin» ayeti de mücmeldir. Ne miktar maldan ötürü kesilir, şartları nedir, bunu sünnet beyan etti. Bu konudaki hadisler hakkında fukaha arasında ihtilaf varsa da beyan eden onlardır. Mâl i kilere göre Kur´an´daki müşterek kelimeler de mücmel sayılır. Aslı itibariyle iki manaya gelen kelimelere müşterek denir. «Boşanan kadınlar üç kur´ beklerler» ayetindeki kur´ kelimesi böyledir, Çünkü bu hem hayız ve hem de iki hayz arasındaki temizlik haline de denir. Ulema arasındaki ihtilaf üzere, bunu sünnet beyan etti. Aâmın tahsisi de beyandan sayılır. Mâiik´e göre sünnetin hâsları, zikredeceğimiz şartlar dairesinde, Kur´an´ın âamlannı tahsis eder. Bununla beraber Mâlik´e göre, sünnetin âamatahsis etmesiyle,mücmelibeyanarasindafarkvardır.Çünkü müc­mel beyan olunmadan onunla amet edilmez. Delâleti ihtimalli olmakla beraber, aâmın umumiyetile amel olunur, eğer tahsise delil bulunursa o zaman ona uyulur. Bu bakımdan mücmel ile bunun arasında fark vardtr. 3- Kitabın meskût bıraktığı, bir hüküm vermediği konularda hüküm getiren sünnettir. Bunlarda sünnetin beyanı, ibtidaen beyanıdır: İmam Mâiik´e göre bir şahid ve yeminle hükmün caiz olması gibi ki, davacı iki şahid bulamazsa, bu yola gidilir. O zaman bir şahid dinlenir ve davacıya yemin verilir. Davacının yemini ikinci şahid yerini tutar. İmam Mâiik´e göre bu, Hadisle sabittir. Süt kardeşin haram olması da böyledir: Neseb yoluyla nikahı haram olanlar, süt kardeşiiğiyle de haram olur. Misafir değilken de borçda rehin almak böyledir. Çünkü Kur´an rehini seferde koymuştur: «Eğer seferdeyseniz ve borcu yazacak kâtip bulamazsanız rehin alınır.» Bakara sûresi bunu böyle açıklar. Ninenin mirasçı olması da sünnetledir.[1]

101- Sünnet Kur´an´ın Zahiriyle Tearuz Ederse:

Kur´an yanında sünnetin üç kısmı bunlardır. Ya onu takrir eder, ya beyan eder veya müstakil bir hüküm getirir. Onun asıl delil olması yine de Kur´an´a dayanır.[2]

Burada ayrı bir konu daha var ki, ulema arasında ihtilaflıdır. O da sünnet, Kur´an´ın zahiriyle tearuz ederse ne yapılır. İmam Mâlik Kur´an´ın ââmını zahir itibar ettiğinden o da bunda dahildir. Ulemadan bazısına göre böyle bir halde sünnet Kur´an´ı tahsis eder, Çünkü o Kur´an´ın beyanıdır, zahirin delâletinde ihtimal vardır, bu mücmel de­ğilse de mücmele yakın sayılır, sünnet te mücmeli beyan eder, mübhem ayetindeki zulümden murad, şer olduğunu beyan etmiştir. Selef-i Sa-lihden büyük bir kısım bu görüşü aldı. İbni Kayyım da bunu şöyle takviye eder: «Bir kişinin Kur´an´ın zahirinden anladığı ile Hz. Peygamber Aley-hisselâm´ın sünnetlerini reddetmeğe cevaz verilirse, bununla sünnetin bir çoğu reddedilmiş olur ve büsbütün batıl olur. Eğer herhangi birine mezheb ve fırkasına muhalif sünnetten bir delil getirmiş olsan, hemen bir ayetin umumuna ve itlakına başvurarak kendine yol arar ve bu sünnet, bu ayetin umumuna veya itlakına muhalif der ve onu kabul etmez. Rafızîler «Biz Peygamberler, miras bırakmayız, bıraktığımız sadakadır» hadisini «Evlâdlarınız hakkında Allah´ın farz kıldığı erkeğe iki, kıza bir hissedir…» ayetinin umumile reddetmişlerdir. Niceleri var ki, Kur´an´ın zahirinden anladığı ile sünneti reddeder de onun kat kat mislini kabul eder.[3] Diğerleri bu görüşe katılmazlar.

102- Bu Hususta Mâlik´in Tutumu:

Hicret yurdu İmamı, çağında Hicaz fıkhı üstadı olan İmam Mâlik acaba hangi görüştedir Bakıyoruz, bazı hallerde Kur´an´ın zahirini sünnete takdim eder, bazı hükümlerde sünneti, Kur´an´ın zahirine hakim kılar. Bu her iki işde sebebi araştırmak lazım, ta ki hangi kaideye göre böyle yapıyor, anlayalım.

Görüyoruz ki, lafzın delâleti kabilinden de olsa, Kur´an-ı Kerimi alıyor, sünneti reddediyor. «Hz. Peygamber pençeli, yırtıcı kuşları ye­mekten nehyetti» hadisini almadı- İmam Malik´in Mezhebinde meşhur kavil, yırtıcı da olsa bütün kuşlar mubahtır. Bu hususta: «Dedi ki, bana vahiy olunanda: Leş, akmış kan ve domuz etinden başkasının yenmesi haram diye birşey bulamıyorum.»[4] ayetinin zahirine uydu. Hadisi bıraktı, onu tearuz sebebiyle zayıf buldu. Fakat yırtıcı hayvanların etini yasaklayan hadisi aldı, ancak onu haram değil de mekruh saydı ve ayet zahiri üzere kaldı. Malikilerin Mâiik´e nisbet ederek dedikleri böyle. Fakat Muvatta´da hadisin sarahatına uyarak yırtıcı hayvanların haram olduğu mezkurdur. Yine Mâlik «Atlar, katırlar, merkebler, bunlar binesi-niz diyedir ve zimettir…» ayetinin zahirine göre at etini yemeyi haram sayar. Çünkü ayette yemekten söz yok. Kur´an´ın zahirine göre, yemek için değil, öyleyse haramdır, diyor. At etinin helâl olduğuna dair bazı

sarih hadisler var.

Kur´an´da nikahı haram olan kadınlar sayıldıktan sonra: «Bunlar­dan başkaları size helaldir.» ayetinin zahirinin umumuna dahil olduğu halde, bir kadını halası ve teyzesiyle birlikte almak hakkındaki hadisi ona takdim etti.

103- Sünneti Medinelilerin Ameli ve İcma: Teyid Ederse:

Mâlikiler araştırma yoluyla şu neticeye vardılar ki, İmam Mâlik Kur´an´ın zahirini sünnete takdim etmektedir. 0 bu hususta Ebû Ha-nife ile birdir. Ancak sünneti başka birşey takviye ederse, o takdirde sünnet Kur´an´tn umumunu tahsis, mutlakınt takyid eder. Meselâ, sün­neti Medine ehlinin ameli te´yid ederse, yırtıcı hayvanların etini yemek­ten nehyeden hadisde olçluğu gibi, o zaman sünneti alır ve sünnet nassın zahirinin şâmil olduğu şeyi tahsis etmiş sayılır. Onun için Muvat-ta´da yırtıcı hayvanların etini yemekten nehyeden hadisten sonra şöyle der: (Bizde de iş böyledir,) demek Medine ehlinin ameli böyleymiş. Yine icma sünneti te´yid ederse, onu alır. Bir kadını halası veya teyzesiyle birlikte nikahlamak böyledir. Bunun yasak olduğunda icma´ vardır. Bu sünneti takviye eder ve ayetin umumunu da tahsis eder.

Sünnet böyle icma´la veya Medine ehlinin ameliyle veya kıyasla takviye edilmiş değilse, nass, zahiri üzere yürür, zahire tearuz eden haber-i vâhid sünnet reddolunur. Eğer mütevatir ise, Mâlik´e göre mütevatir, Kur´an´ı nesheden bir mertebede olduğundan, evleviyetle umumunu tahsis, mutlakını takyid ve zahirdeki ihtimali tercih mertebe­sine yükselir. Böylece her iki nass, yani hem ayet, hem hadis imal edilmiş ve itibare alınmış olur.

Görüyoruz ki, haber-i vahidi başka birşey takviye etmediği zaman zahiri sünnete takdim etmektedir. «Sizden birinizin kabını köpek yalar­sa, onu yedi defa yıkasın, biri toprakla» hadisi- «Av için öğrettiğiniz köpeklerin avladıkları yenir» ayetine aykırı olduğundan onu reddetmiş­tir. Onların avladıklarının yenmesinin mubah olması, temiz olduklarını gösterir. Pis olduklarına dair olan reddolunur.

İmam Mâlik´in Kur´an-ı Kerim´in umumları karşısında synnete ba­kışı böyle. Bu görüşüyle o Irak fukahasına-Hanefilere yaklaşmaktadır. Onlardan uzak sayılmaz. Ancak Hanefiler, aâmın delâleti kafidir, delil­den neş´eî eden ihtimal olmayınca böyledir, görüşündedirler. Mâlik ise âam zahir gibidir, der, fakat zahiri haber-i vahide takdim eder. Eğer haber-i vahidi icma´, Medine ehlinin ameli veya kıyası takviye ederse, onu alır.

——————————————————————————–

[1] Bazı ulema, sünnetteki her hükmün Kur´an´a raci´ olduğunu söylerler. Şafii bunu risalesinde beyan etti. Şafiî kitabımızda bunu açıkladık. Dileyen oraya baksın, burada tekrara gerek görmeyiz.

[2] Safii Risalesinde sünnetin delil olmasını açıklar, bunu eserimizde beyan ettik.

[3] İbni Kayyım, Siyaset-i Şer´iye.

[4] Şafii Risalesinde, Araplar bazı hayvanları yemediğinden bu onlara cevaptır diyor: Şafiî

kitabımıza bak: 261.

Share.

About Author

Leave A Reply