4. Delil : İcma

0

138- Mâlik İcma´ı En Çok Alandır:

Dört mezhep imamı arasında İmam Mâlik {Allah ondan razı olsun) İcma´i en çok alan ve onu delil olarak en çok kullanan denebilir. Meselâ onun Muvatta´ kitabını açıyorsun, bir çok yerde mes´ele hakkındaki hükmü söylerken, bunda icma´ var, dediğini görüyorsun. Bunu fetva vermek için yeterli bir sened itibar ediyor. Bazı örnekler sunalım:

a) Muvatta´da baba bir kardeşlerin mirası hakkında şöyle yazıyor: «Malik diyor ki, bizim indimizde icma´a göre baba bir kardeşlerin mirası, ana baba bir kardeşler olmadığı zaman, ana baba bir kardeşle­rin mertebesinin aynıdır. Erkek, erkek payı, kız, kız payı alır. Ana bir kardeşlerle pay alamazlar..[1]

b) Ana bir kardeşlerin mirası da icma´la ilgilidir. Yine Muvatta´ yazıyor. Mâlik, dedi ki, bizim indimizde icma´a dayanan mes´ele şöyle­dir. Ana bir kardeşler, ölenin evlâdı, evlâdının evlâdı varsa, kız olsun , erkek olsun, mirasçı olamazlar. Baba ve dede ile de mirasçı olamazlar. Bunun dışında mirasçı olurlar, her biri için 1 /6 pay vardır. İkiden fazla iseler, 1/3 payı ortak olarak ikili birli bölüşürler.»

c) Yine Muvatta´ın yazdığı veçhile: Her türlü ayıptan, kusurdan âri olmak şartiyle yapılan satış hakkında şöyle diyor: Bizim indimizde icma´ halinde olana göre: Bir kimse ayıptan âri olmak üzere bir köle, veya bir hayvan satsa… Sattığı şey her ayıptan beri olması gerekir. Bir ayıbı sakladıysa ondan beri olmuş sayılmaz! Sattığı şey bu ayıptan dolayı ona red olunur.[2]

d) Yine orada etle et sattığında fazlanın riba olacağı belirtiliyor: Mâlik, dedi ki, bizim icma´ olarak kabul ettiğimize göre: Deve. sığır ve davar ve benzeri yabanî hayvan etleri ancak misli misline ve vezni veznine denk ve peşin olarak satılır. Misli misliyle olunca tartılmasa da bir beis yoktur. Sığır, deve, davar ve benzerleri yabanî hayvanların etleriyle balık eti satışında beis yoktur.[3]

139- İcma´in Tarifi:

Bunların hepsinde görülüyor ki, İmam Mâlik İcma´ı delil olarak alıyor. Ve bizim indimizde icma´ olunduğuna göre diyor. Bu tabirin yorumuna bakalım. O Muvatta´ da bu tabiri kullanırken şöyle diyor: Üzerinde icma´ olunmuş emir ki, ilim ve fıkıh ehlinin kavlinin birleştiği ve ihtilaf etmedikleri şeydir.[4]

Mâlik´e göre icma´ın tarifi böyledir. Bu onun muradını açıklayıcı nitelikte sayılır. Genellikle ulemanın tarifiyle birleşir. Karâfl Tenkıhul-FusuPde icma´ı şöyle tarif eder: Ümmetten ehli hal ve akdin bir emirde ittifakıdır. İttikfakla biz, kavil, fiil ve kaide de iştiraki, ehli hal ve akid ile de dinî hükümlerde müctehidleri kasdediyoruz.[5] İcma´ın tarifinde müctehidlerin yeri, İmam Mâlik´e göre bahis konusudur, İleride beyan olu­nacaktır.

140- Burası Mâlik ile İlgili Konuların Yeri:

İmam Mâlik´in delil aldığı icma´ budur. Bunu Muvatta´da çok görü­yorsun, nassa dayanmayan veya ona göre nassin tefsire ihtiyacı ol­duğu mes´elelerde veya ayetin delâleti zahir kabilinden olup tahsise ihtimal olan yerde bunu delil olarak kullanır.

İcma´ hakkında usul ulemasının sözü çoktur ve uzundur. Biz burada onların tafsilatına dalıp nakledecek değiliz. Bunun yeri usul ilmidir. Ancak burada Mâlik´in fikhiyle ilgili olan kısmı, muhtelif icma´lar-tlan hangisini aldığını, icma´ın ona göre delil olmasını ve mertebesini ele alacağız. Kısa da olsa mevzuumuzla yani Mâliki fıkhıyla münasebeti olan icma´ mes´elelerinden bahsedeceğiz. Onun mesleğini aydınlatıcı veyatevcihlerindeki görüşleri belirtici, fer´i mes´elelerde onun analizini, illetleri gösterici yönlere ışık tutucu noktaları yakalamağa çalışacağız. Böylece mevzuumuzla yakından ilgili olan şeylere değineceğiz. Aydın­latıcı şeyleri ele alacağız. Biz Ebû Hanife ve Şafii hakkında yazdığımız kitaplarda icma´ın umumî hükümlerini arzetmiş bulunuyoruz. Burada onları tekrarlayacak değiliz. Okuyucu onlara bakmasını tavsiye ederiz. Burada Mâlik ile ilgili olan hususlara geçeceğiz.

141- Hangi İcma1, Nassa Tamdım Olunabilir

İmam Mâlik´in icma´ hakkındaki görüşüne geçmeden önce, bazı – usul kitaplarının kaydettiği bir mes´eleyi zikretmek isityöruz ki, o da: İcma´ın Kitap ve sünnete takdim olunmasıdır. Bu mes´eleyi bazı usul kitapları ortaya atmıştır. Bunun batıl olduğunu beyandan önce, bunun onlarca yorumunu da söyleyelim ki, insanlar onu yanlış anlama­sınlar. Ancak biz onların hiç bir yorumunu beğenmiş de değiliz. Bundan onların muradı şöyleymiş: Kitap veya sünnetten bir senede dayanan icma´ ite o sened kuvvet kazanacağından, bu itibarla diğer nasslara tercih olunur. Kafi Çünkü icma´ o senedi yanı nassı tezkiye etmiş, temize çıkarmış sayılır. O nass artık çok kafi olmuştur, onun getirdiği hükmün inkân caiz olmaz. Hattâ bazıları senedi nassa dayalı bir icma´la sabit olan hükmü inkâr eden kâfir olur, kanısındadırlar. Çünkü böyle nassa dayalı icma´ın hükme delâleti, onu dinde zaruri hükümler merte­besinde kılar. Dinde zarurî anlaşılan şeyler, nassları takyid ye tahsis eder. Usulcülerin sözlerini bu tarzda yorumlamaları onu bu yolda biraz yumuşatır. Fakat bunda mücerred icma´ı nassa takdim etmek yok. Belki de hakkında ve hükme delaletinde icma1 olan nassı, hâli ve vasfı böyle olmıyan başka bir nassa takdim etmek var.

142- İcma´ı Nassa Takdimin Sakıncaları:

O sözü bu yolda açıklamayı ulemânın çoğu geçerli bulmamaktadır­lar. Çünkü bu tarzdaki icma´, ancak dinde asıl olan farzlarda olur: Namazın beş vakit olması, namaz vakitleri, Ramazan orucu, zekâtın farz olması ve benzeri şeyler. Bu farzlar nassla sabittir. Bunlar hakkında

icma´ da olmuştur. Bu nasslar hiç bir türlü ihtimali kabul etmez. Şafii icma´ İddiasını yalnız mes´elelerin usulünde kabul eder.[6] Ahmed b. Hanbel sahabeden başkalarının icma´ını mümkün görmez, ancak sa­habe icma´ını alır. Bu meseleyi, onların iddiası gibi genel olarak almak, bazı kimselere meselede icma´ iddiasıyla, bazı nasslara karşt çıkma kapısını açar. Bunu umumileştirmek ile ise nasslara karşı bir zorlama başlar, bunu mezheb taassubunu te´yjd için kullananlar olmuştur. Bunu umumi kabul etmek suretiyle İslâm fıkhını anlamayan, usulünü bilme­yen, yazanların ibarelerini bile kavrayamayan bazı kimselere meydan verilmiş oiur. Onlar sanırla ki, insanlar bir emir hususunda anlaşıp icma´ edince, bu, uyulması gereken bir din oluverir. İsterse nasslara muhalif olsun ve isterse mukarrer ahkâmı yıksın![7]

Bunu İbni Kayyım İ´lâmul-Muvakkiin´de şöyle reddeder: «Mukallidlerden ilim hilafı bilmeyen birine Kur´an ve sünnetten delil getirildiği zaman: Bu icma´a muhalif, der.» İslam uleması bunu inkâr eder, kabul etmez. Böyle birşey diyeni her yönden ayıplarlar. Onun bu iddiasını yalanlarlar. Oğlu Abdullah´ın rivayetine göre İmam Ahmet şöyle demiştir: İcma´ iddia eden kimse, yaian söylemiş olur. Çünkü insanlar belki ihtilâf etmiştir. Bu Bişr-i Merisi ile Essam´ın iddiasıdır. Olabilir ki, insanlar ihtilâf etmiştir, bize ulaşmamıştır. Mervezi´in rivaye­tine göre de şöyle demiştir: Bir adam: İcma´ ettiler nasıl, der Eğer İcma1 ettiler derken onları işitirsen, onları itham edebilirsin, ancak: Ben muhalif bilmiyorum, diyebilir: Ebû Talib´in rivayetine göre şöyle dedi; Bu yalandır, ben insanların icma´ ettiklerini bilmiyorum. Öyle diyeceğine: ı Bunda ihtilâfı bilmiyorum, demeli, bu söz, insanların icma´ı var demek­ten daha güzeldir. Ebû Hâris´in rivayetine göre ise, şöyle der: Bir kimsenin icma´ iddiası yakışıksız olur. Olabilir ki inşalar ihtilâf etmiştir. . İslâm imamları, kitabı sünnete, sünneti icma´a takdim etmekte ve icma´ı üçüncü mertebede bir delil saymakta devam etmektedir.[8]

Doğrusu biz hiçbir suretle hiçbir halde: İcma´ kitap ve sünnete takdim olunur, denilmesine müsaade edemeyiz. Her ne kadar bazı icma´ mes´eleleri dinde zaruri olan umur mertebesine çıksa da, bu icmafa tezkiye olunan nass sayesindedir. Yoksa yalnız icma´la değildir., Bilhassa bazı imamlar, icma´m emare ve kıyasa istinadına cevaz ver-! inektedirler. Eğer senedi kıyas oian icma´ı nassa takdim edecek olursak, kıyası nassa takdim etmiş oluruz ki, bu ma´kul olmıyan bir şeydir: ancak yukarıda çizdiğimiz dairede olursa, o başka.

143- İcma´ın Senedi Kıyas Olunca:

İcma´ın senedi, ulemanın ittifaken beyanına göre: Kitap, mütevâtür sünnet, kitabın zahiri, haber-i yâhid olur. Delâlet veya sübutundazanni olan sened, onun iktizasınca hükümde icma1 mün´akid olursa, bu hüküm artık kafi oiur. Bu kesinlik nassın kendisinden değil, nassdan alınan hüküm üzerine icma´ hasıl olmasındandır. Güya nass mücerred hüküm ifade etmiş, icma´da kat´ilik ifade etmiş oluyor. Mâlik´e göre icma´ın senedi kıyas da olabilir.[9] Ona göre kıyasın senedi, kitap ve sünnetten bir nass olmaya münhasır değildir. İcma´ın senedi kıyas olduğu zaman, kıyasla verilen hüküm zannl olmaktan çıkar, kesinlik mertebesi kazanır. Bunu icma´dan almaktadır. Artık kıyasa dayandığı halde kesinlik ifade eder. Haber-i vahide dayandığı zaman da böyle kesinlik kazanır.

144- İcma´ Kimlerin İttifakıyla Oluşur:

Burada diğer birmeselevarjki, onu beyan ve Mâlik´in bu hususta görüşünü bilmek gerekir ki, o da icma´ kimlerin icma´ ile mün´akid olur meselesidir. Bunu iki noktadan açıklamak lâzımdır.

1- İmam Mâlik´in usulünü yazanların nakil ettikleri üzere o, avamı icma´ı teşkil edenler arasında saymamaktadır. Çünkü icma´ın delil ol­ması avamdan başkasının işidir, avamın sözü senedsizdir. Yanlış olabi­lir. Yanlış olan bir şeye nasıl itibar olunur. Avamdan olan biri delil ile te´yid edilmiş bir söz söyleyemez, halbuki icma´ın itimad olunur. Senedi lazımıdır. Avamdan ise böyle birşey istenemez, beklenemez. Şu da varki, Ashab-ı Kiram (Allah onlardan razı olsun) avamın sözüne itibar etmediler, onları ulemaya uymaya mecbur tuttular. Bazı ulemaya göre o, umumi mes´eleierde âamın icma´ına itibar eder. Meselâ üç talakla boşananın nikahı, zina, riba ve şarabın haram olması bundandır. Bun­ları avam da bilir. Fakat avamın bilgisi istenmeyen, hususi bilgiye muhtaç olan mes´eleierde avamın icma´ına itibar yoktur. O aranmaz. Çünkü bu bir kültür işidir. Onlar bunu anlayamaz. Bunda bir görüş .sahibi olmak gerekir, şer´1 istidlali bilmelidir.

2- İcma´ın oluşması için kimlerin, hangi müctehidlerin îcma´ı ve ittifakı,lâzımdır. Her asırda İslâm ülkelerinin her yerinde bulunan ule­manın bir mes´ele hakkında ittifakı mıdır Bid´at sahibi müctehidler de buna dahil midir, yoksa değil midir Acaba sadece Medine ehlinin icma´ı yeterli midir Usul ulemasının bu konudaki ihtilafına burada girecek değiliz. Bunun yeri usul ilmidir, burada bizi ilgilendiren İmam Mâlik m görüşüdür. Ulema onun görüşü hakkında ihtilafa düşmüşler­dir. Acaba ona göre yalnız Medine ulemasının icma´t kâfi midir Yoksa bütün ulemanın icma´ı lâzım mıdır Burada icma´ bahsinde bizi ilgilen­diren budur. Onun için bunu´biraz açmamız gerekir. .

145- İmam Gazali Mustesfa´da Şöyle Der:

Mâlik´e göre hüccet ve delil olan icma´, Medine ehlinin icma´ıdır. Bir kısım ulemada demiştir ki, Haremeyn yani Mekke ve Medine ehlinin, icma´ı muteberdi. Küfe ve Basra şehirlerinin icma´ı muteberdir. Bunu söyleyenlerin görüşü şöyledir: Çünkü bu yerler, sahabe zamanında Ehl-i Hall´ü akdî bağrında toplamıştır. Eğer İmam Mâlik de Medine de bunların toplanmış olmasını murad ediyorsa da, bu teslim olunur, yerin­dedir… Şu da var ki, Medine ne hicretten önce, ne de hicretten sonra bütün ulemanın hepsini toplamış değildir. Çünkü onlar seferlerde, gaza­larda dağıldılar, diğer şehirlere gidip yerleştiler. O takdirde Mâlik´in sözünün bir vechi yoktur. Ancak şöyle derse yerinde olur: Medine ehlinin ameli hüccettir, çünkü onlar ekseriyettedir. İtibar ekseriyetin kavlinedir, kavil ve amelde ittifaka delâlet eden halleri onların bu ko­nuda kesin bir duydukları olduğunu gösterir. Onlar vahyin inişine şahid oldular, dinin incelikleri onların gözünden kaçmaz; denebilir. Fakat bu da zorlamadır. Çünkü gözden uzak tutulmamalıdır ki, onlardan başka­ları seferde veya Medine de Hz. Peygamber Aleyhisselam´dan bir Hadis işitmiş olabilir, fakat onu nakil ve rivayet etmeden önce Medi­ne´den çıkmıştır, bu da imkân dahilindedir. Onlar Hz. Peygamber Aley-hisselâm´ın Medine´yi ve Medine halkını öven Hadislerini de delil olarak gösteriyor. Evet, bu Hadis Şerifler onların fazilet ve şereflerini, Medine de oturmakla sevaplarının çoğaldığını gösterir, fakat icma´ın onlara mahsus olduğuna delâlet etmez.[10]

146- İcma İle Medine İcma ı Bir mi

Gazali nin sözleri böyle:Bunlar gösteriyor ki ,İmam Malik e göre İcma´, Medine ehlinin fukahasınin icma´üyle oluşur, onlardan baş­kası icma´a dahil değildir. Bunun böylü olduğunu Mâlik´in Muvatta´daki . sözleri de doğrulamaktadır: Orada bir mes´ele hakkında ulemanın ic-ma´ını delil olarak gösterdiği her yerde: Bu işde bizim indimizde icma´ vardır, der. KBuv&tta´a baştan sonra araştır, icma1 kelimesinden sonra mutlaka (bizim indimizde) sözünü bulursun. Buradaki bizim indimizde den murad, şüphesiz yerdir. Yani bu, Medinede demektir. Yine bunu doğrulayan diğer bir hususta şudur: Mâlik bütün mektuplarında, fık­hında Medine ehlinden başkalarını fıkıhta Medinelilere tâbi saymakta­dır. Sö2ün mantık icafciı, onların ittifakını icma´ saymış olmasıdır. Buna oöre, icma´ ile Medine ehlinin icma´ı deTıl olmakta, bir nev´i olmak gerekir. Yani Medine ehlinin ittifakı icma´dır, icma´da Medine fukahasının ittifakıdır, başkaları değil.

Fakat bakıyoruz ki, Mâliki âlimi Karâfî,. usulünde delilleri birbir sayarken, icma´ı bir deli! sayıyor, sonra arkasından Medine ehlinin ittifak ye amelini başka bir delil olarak sayıyor. Bunlar birbirinden ayrı birer delil olarak gösteriliyor. Karâfî şöyle diyor: Deliller şunlardır: Kitap, Sünnet, icma´-ı ümmet, Medine ehlinin icma´ı, kıyas, sahabe kavli, Mesâiih-i Mürsele, istishâb. Sonra İcma´dan bahsediyor. Mâlik´in bu konudaki görüşlerini söylüyor. Onlardan anlıyoruz ki, Mâlik Medine ehlinin amelinden ve icma´ıhdan başka olan diğer icma´i da dinin kay­naklarından bir nev´İ itibar etmektedir. İmam Mâlik´in usulü bahsinin başında Mâliki fiHhı müctehidlerinden nakiller yaparak gösterdik ki, onlar Fıkıhdaki delillerini sayıyorlar ve Medine ehlinin icma´ından başka olan İcma´ı, usulü arasında bizatihi £aim bir nev´i olarak alıyorlar.

147-Uleyş in Dedikleri:

Bize kalırsa, Mâliküerin hepsi deKarâfi´nin bu görüşüne katılmıyor­lar. Yine Mâlik´in usulü banisinin başında Raşid´in Tuhfe´den nakletti-ğini paylaştıklarını söyleyemeyiz. Meselâ bakıyoruz, Şeyh UBeyş fet­valarında Malikilerden naklederek Medine ehlinin icma´ı, Malik´e göre icma´ budur, diyor ve şöyle devam ediyor. «Medinede, başka yerde bulunmayan Tabiin imamlarından yedi fukahâ, Zührî, Rebİa, Nâfi” ve diğerleri vardı. Bunun için Mâlik onlara müracaat atti. Onların ittifakı ona; göre icma´dır. İcma´ İçin onlara müracaatı onları taklid için değildir. Bu onun içtihadıdır. Bu bedihi bir şeydir. İbni Hacib de bunu söyler.

Haber-i Vâhidle Medine ehlinin ameli arasında mukayese .ederek şöyle diyor: Bilirsinki, Medine ehli yücedir, çoktur. Diğerlerinden iyi bilirler. İhtilâf halinde onlara müracaat olunur. Hadis sahih olup da Medine ehlini ameli ona muhalif ise, o zaman bu şu hallerden hâli olmaz: Ya onların hepsinin bilgisizliğine hüküm olunur ki, aklı başında bir kimse bunu söylemekten utanır, çünkü onların hepsi ümmetin en âlimleridir. Onlara kötü zan beslemek fısıktır. Veyahut da onların kas-den sünnete muhalefet çıkardıkları ileri sürülebilir .ki, bu ise £ok daha kötü ve daha acıdır. Veyahut çıkar yol olarak: Onların hem ilim ve hem amel yönünden tutumları yerindedir, onlar Hadisi, bildikleri çok daha kuvvetli bir şeyden dolayı birakmışlardır, biz de bunu iddia ediyoruz. Bilindiği üzere icma´ın bir senedi mutlaka vardır, bu ya bilinir, ya bilin­mez. Eğer imamın dediği gibi ittifakları icma´ ise, iş tamamdır. Eğer ittifak yoksa, muhaliflerinin mutlaka bir dayanağı vardır, onları techile, delalete, nisbet etmeğe gerek yok. Kabul edersen, hak açıkça mey­dana çıktı. İmamın amellerini deli! tuttuğu kimseler yetişip görüştüğü Tabiîlerdir, onlar sahabilerin mesleğinden dışarı çıkmazlar.»[11]

Bu sözler açıkça gösteriyor ki, İmam Mâlik, Medine ehlinin ittifakını icmar olarak kabul etmekte ve delil saymaktadır. Gazali´den nakil ettik­lerimiz de buna ilâve olunmalıdır. Onun Muvatta´daki icmâ´ı delil itibar eden ibaresi «bizim indimizde kabul olunan» sözü, Mâlikinin delil olarak aldığı icma´ın , Medine ehlinin icma´ı olduğunu neticesini gösterir. Me­dine ehlinin ittifakını delil almasının1 mantıki neticesi budur. O onunla haber-i vahidi reddediyor. Medine ehlinin icma´ı tek başına hüccet ve delil olunca, başkalarının muvafakatına gerek yok. Başkaları muvafakat etmese de, onların icma´ını delil sayan kimse, diğer Müslüman uleması 1 da onlara muvafakat ettikleri zaman, onu yani umumi icma´ı delil say­ması evleviyette kalır.

148- Medine Scma´ı Hakkında Şafiî Ne Diyor

İmam Şafiî, İhtilâfı Mâlik kitabında der kî, bir iş Medinetilerle diğer şehirler fukahası arasında ittifak mevzu olmadıkça, Medine halkı­nın o hükümde icma´rmümkün değildir. Ve şöyle açıklar: İcma1, hilafın ztddıdır, Medine de hılâf yoksa ancak o zaman icma´ olur derseniz, ben

290) 322

de şöyle derim: Evet bu çok doğrudur, biz ondan ayrılmayız, ancak ihtilâf bulunmayan şeylerde icma´ iddia ederiz. Bütün ülkelerdeki ilim ehli müttefik oldukça Medine de ihtilâf bulunmaz. Medine ehli arala­rında ihtilâfa düşmedikçe, diğer memleketler halkı Medine ehline muha­lif olmaz.»

Şafii´nin bu sözlerinden anlıyorsun ki, o araştırma sonu şu neticeye varmıştır: Hak ve sıddık üzere ittifak olunan mes´eieler hepsine göre icma´ mevzuudur ve bu farzların usulündedir. Medine ehlinin icma´ iddia ettikleri mes´elede Mâiikilere aykırıdır.

İmam Mâlik´e göre muteber olan icma´ madem ki, Medine ehlinin icma´ıdır. Öyleyse Medine Ehli amelinden bahsedelim:.

——————————————————————————–

[1] Zürkânl, Muvatta´ şerhi, C. İl, S. 367 Mesele-i müştereke denen mesele bunun benzeridir. Ana-baba bir kardeşler, asabe yoluyla mirasçı olunca birşey alamıyorlar Halbuki ana bir kardeşler alırlar. Şöyle ki kadın Ölür, anası 1 /6, kocası 1 /2, ana bir kardeşleri 1/3 pay alınca, ana-baba bir kardeşlerden biz daha yakınız, babamızı yok, hatta bir hımar farzetsek bile aynı ananın evladlarıyız, derler. Hz. Ömer onlara da pay verir. Buna mesele-i müştereke veya mesele-i hımariye denir, istihsan bahsinde gelecek.

[2] Zürkani , Muvatta´ şerhi, C. III, S. 8

[3] Aynı Kaynak C. IH, S. 138

[4] Kadı İyad, Medârik, S 138

[5] Karâfi, Şerhi Tenkîhul-füsûl, S. 140

[6] Şafiî´nin Ümmü Kitabına bak. (Şafii) adlı kitabımızda icma´t yazdık.

[7] Ebû Hanife adlı kitabımızda tema´ hakkında yazdıklarımıza bak.

[8] ibni Kayyım I´lamül-Muvakkiîn, Ç. II, S. 179

[9] Karan, Tenkih, S. 147

[10] Gazali, Müstesfâ, C. 1, S. 187 320

[11] Şeyh Uleyş, Fetâvfi, C. 1, S. 43

Share.

About Author

Leave A Reply