Maliki Mezhebinde Kavillerin Çokluğu

0

260- Kavillerin Çokluğu Sebepleri ve Bunun Faydaları:

Mâliki Mezhebinde kavillerin çokluğu, kendini yenileyen diri her mezheb gibi, insanların maslahatına rivayeti ve muhtelif örf ve âdetlere Uyumu sağlar. Mezhebde kavillerin ihtilafı İmam Mâlik´in devrinde baş-jamıştîr. Onun bazı meselelerde muhtelif görüşleri var, hangisi daha önce olduğu belli olmadığından rücu1 ettiği kavli bilinemiyor. Talebele­rinden muhtelif rivayetler var, rivayetin mevsukiuğuna bakarak biri diğerine tercih yapılamıyor.

Bir mesele hakkında müctehidin muhtelif kavilleri bulunması ya­dırganacak garib birşey değildir. Bu Tabiînde, onların talebelerinde olmuştur, ashabda da görülmüştür. Müctehid imamların ekserisinde de -böyle olmuştur. Çünkü ihlas ve iyi niyet hakim olunca, hakikat mesele hakkındaki görüşünü değiştirmeye onu sevkeder. Ya daha önce bilme­diği yeni bir delil bulur, veya insanların halini görünce, bazı denemeler birinci görüşündeki hatasını meydana çıkarmıştır, veyahud ilk görüşüne aldığı delilde bir noksanlığı farkedip ondan döner. Bu gibi sebepler onu görüşünü değiştirmeye götürür. Çünkü ihlas sahibi olan kimse, hak peşinde yürür, delilin işaretine bakar, onun.gereğine uyar. Bir fikre ve görüşe saplanıp taassub göstermez. Yoksa şeytan onun kalbine yol bulur onu aldatır. İşte bu hulus sahibi fukaha da kendilerini bundan uzak tuttular. Hakk´ı arama yolunda arzularının samimiyetine göre görüşle­rini değiştirmekten kaçındılar.. Hak herşeyin üstündedir.

261- Tahric Erbabı Arasında İhtilaf Daha Arttı:

Mâlik´in talebeleri devri başlayınca, istinbat hususunda ihtilafa düştüler. Mâlik´in görüşü bilinmeyen meselelerde onların kavilleri mez­hebe katıldı. Hatta Mâlik´in Rey´i bilinen meselelerde bile ona muhalif olan talebe görüşleri mezhebe karıştı. Çünkü vasıl oldukları netice mu­halif olsa da, bunlar onun usul ve metoduna göre yapılmıştı. Bir de bunların ictihadları ne miktar olursa olsun, üstadlarına ve mezhebe bağlıydılar, kavilleri de bu mezhebden sayıldı.

Talebelerden sonra tahrîc erbabı gelince, onların tahric neticeleri de muhtelif olması tabiidir. Çünkü hakkında nass bulunan meseleye kıyaslarında ihtilafa düştüler, fetva verdikleri meselede maslahat yö­nünü kavramada ihtilaf oldu. Şahısların, toplumların, çevrelerin, örf ve âdetlerin muhtelif olmasına göre maslahatların da muhtelif olması tabii­dir, özellikle bunlar muhtelif ülkelerdeydi. Medine´lisi var, Mısırlısı var, Endülüslüsü var, Mağribisi var. Her çevrenin örf ve âdeti başka başka, düşünce tarzları ayrı. Maslahatlara bakış açıları muhtelif.

Usuldeki birliğe rağmen bu ihtilaf, kavillerin çokluğuna sebep ol­muştur. Ancak bu çokluk, bereket getirdi. İslam fıkhını araştıran kimse, onda olgun fikir meyveleri buldu, muhtelif çevrelere uygun düşen yararlı fıkıh temayülleri buldu. Bu da mezhebin canlılığını, hayata uygunluğu­nu, kuvvetini, yaşadığını gösteren bir belirtidir.

262- Rivayet, Kavil ve Bazı Terimler:

Mâlikîlerclen Fıkıh Tarihi yazarlarının kitapları, muhtelif rivayetleri, kavilleri ve tahricleri toplamıştır. Bunlar hatta bazen Medine´nin meşhur yedi fakihini bile zikretmişlerdir. Meşhur Halil metni üzerine yazılan Hattab şerhinde rivayet ve ekvalden murad şöyie beyan olunur.

«Rivayetlerden murat, Mâlik´in kavilleridir. Ekvalden murad, tale­belerinin ve onlardan sonra gelen İbni Rüşd, Mâzeri ve emsalinin kavilleridir. Bazen bunun hilafı da olur. İttifaktan murad, mezheb ehlinin ittifakıdır. İcma´dan murad, ulemanın icma´ıdır. Fukahadan murad, yedi fukahadır…[1] Bundan sonra her ülke Mâliki fukahasından meşhur fakihler sayılmakta: Medinelilerden İbni Macişun ve İbni Nafi´, Mısırlı­lardan İbni Kasım, Eşheb, İbni Vehb, İbni Abdülhakem, Iraklılardan Kadı İsmail, Kadı Ebu Hüseyin b. Kassar, Kadı Abdülvehab, İbni Ferec, Mağriblilerden İbni Ebû Zübeyr, Bacı, İbni Abdül-Ber, İbni Rüşd, İbnül-Arabi ve daha bir çoklarının adı verilmektedir.»

263- Müftünün Yaptığı:

Ulema, ihtilaf vecihierini incelemişler ve tercihler yapmışlardır. Rivayetlerle talebelerin kavilleri arasında tercih etmişlerdir. Daha sonra gelen tahric erbabı ve müftilerin tahricleri arasında tercih yapmışlardır. Metin ve şerh kitapları bu tercihleri, onların ihtiyar ettiklerini veya bir kısmını ihtiva etmektedir. Burada şu ortaya çıkıyor: Müftilerin bu İhtiyar tercihlerinde bir kayıd var mı Ulemanın her asırdaki müftilerdeki şartla­rına bakınca şu anlaşılıyor ki, onlar, fetva mevzuunda eskilerden ihti­yarla mukayyed değildirler, Çünkü vak´ayla racih kavil arasında benzer­lik tam olmayabilir. İbni Ferhun, müftinin mertebesine dair Tebsıra´da şöyle demektedir: «Bu zamanda fetva veren kimsenin mezhebden nakilden en az mertebesi, mezhebin rivayetlerine muttali olması, üstad-ların tevillerini, ihtilaflardaki yorumlarını, meseleleri meselelere teşbih­lerini ve bunlar arasındaki farkları bilmesi lazımdır…»[2]

Bu, fetva verme şartları bulunan müfti hakkındadır ve bunun her asırda ve her ülkede bulunması lazımdır. Meselenin mevzuuna yararlı olanı râcih kaville fetva verir

İctihad şartları bulunmayana gelince o, okuyan, mütalâa eden, bilen bir kişidir. Fakat, ancak zaruret halinde fetva verebilir ve ancak mezhebde ittifaklı meşhur olan veya eskilerin tercih ettikleriyle fetva verebilir. Bir kavlin diğer kavle râcih olup olmadığını bilmezse, Şeyh Uleyşe göre bunda birkaç yönden ihtilaf olunmuştur. Bazısına göre en sert ve şiddetli kavli alır. Çünkü ihtiyat budur, arzusuna göre fetva verdi demesinler! Bazısı en hafifini alır, İslam dinine yakışan budur, dediler. Çünkü Hz. Peygamber Aleyhisselam, hoşgörü bir dinle gelmiştir. Bazı-´ (arınca muhayyerdir, dilediğini alır, denildi. Çünkü müfti gücü yettiği kadar mükelleftir. Elinde ne racih kavil var, ne de tercih olunmuş. Müdevvene´deki kavli alır, denildi, Çünkü Mâliki fıkhında asıl odur.

Bazı fukaha, kitapların rivayeti ile üstadların rivayetleri arasında tercihi şöyle sıralamışlardır: Müdevvene´deki Mâlik´in kavli, İbni Ka-sım´ın oradaki kavlinden daha evladır. Çünkü o, koca imamdır. Oradaki İbni Kasım´ın kavli, diğerlerinin kavlinden daha evladır. Çünkü o, Mâ­lik´in mezhebini en iyi bilendir. Başkalarının Müdevvene´deki kavilleri, İbni Kasım´ın başka yerlerdeki kavillerinden daha evladır. Çünkü Müdevvene daha sağlamdır.

Başkaları şöyle der: Mâlik´in Muvatta´daki kavliyle fetva verdiler. Orada meselenin cevabı yoksa, Müdevene´deki kavli alınır. Onun kavli yoksa İbni Kasım´ın kavliyle fetva verilir. Orada yoksa, onun başka yerlerdeki kavli alınır. O da yoksa Müdevvene´deki başkalarının kavli alınır. O da yosa mezheb ehlinin kavilleri alınır.[3]

Bu sözler, mukallid müftiye yönelik olup, ona mezhebdeki meşhur olanı geçmesini hatırlatır. Mezhebde meşhur olan ise nakli yukarıda geçen şekilde olandır. Mesele hakkında, Müdevvene´de bir kavil yoksa, o zaman tahric erbabının kavillerine başvurulur. Bir kavle tercih olun­muş kavil yoksa veya bu bilinmiyorsa, o zaman şazların dışında meşhur kavillere bakılır. Tahric erbabının ulularından olan Mâzeri meşhur kavil­lerin dışına çıkmazdı, ancak sebepler iktiza edince başkasını alırdı. Evlâ olan, tercih ve tahric derecesine erişmeyenin meşhurla mukayyed olmasıdır. Mukallid olanın geçmesi caiz olmayan muteber kavil budur. Diğerleri tercih ve tahrici neyi gösterirse onu alır. Doğrusunu Allah bilir.

——————————————————————————–

[1] Hattab Şerhi, C. I, S. 40.

[2] Hattab Şerhi, C. I, S. 33. Aynı konu için bak Şeyh Uleyş fetvaları, C. 1, S. 59.

[3] Şeyh Uleyş, Fetvaları, d, S. 51.

Share.

About Author

Leave A Reply