Maliki Mezhebinin Gelişmesi ve Büyümesi

0

241- İbni Haldun´un Bir Görüşü:

Buraya kadar geçen bahislerde Mâliki mezhebinin usulünü beyan ettik ve sözümüzü: Bu usul ve kaideler, bu mezhebi devamlı bir geliş­me, verimli ve bereketli bir halde bulundurur diye bitirdik. Fakat İbni Haldun gibi bazı mevsuk tarihçilerimiz bu büyük mezhebe ve salikle-rine donukluk isnad ettiler. Onun için biz, madem ki, bu mezhebin gelişmesini anlatmak istiyoruz, önce bu büyük İslam tarihçisinin iddia­sının doğruluk derecesini anlayalım. Zira ulema diyor ki, aklı doldurma­dan önce boşaltmak lazım, yani medihden önce ayıklamak gerek. Biz, önce onun sözünü aynen nakledelim, tâki birşey katmamış olalım, sonradan doğru olanı, olmıyanı tartışalım. Doğuda Ebû Hanife´nin, Şafii´min ve Ahmed b. Hanbet´in mezheblerine tâbi olanları söyledikten sonra şöyle diyor:

İmam Mâlik´e gelince (Allah rahmet eylesin), başka yerde bulu­nursa da asıl Mağrib ve Endülüs halkı onun mezhebindedir. Oralarda başka imama tâbi oianfar çok azdır. Çünkü onlar ekseriye Hicaz´a giderler, seyahatları oraya kadardır. Medine o zaman ilim yuvasıydı. İiim oradan İrak´a gitti. Irak ise Mağrib ve Endülüs halkının yolu üze­rinde değil. Onun için Medine ulemasından almakla yetindiler. O zaman onların üstadlart ve imamları Mâlik idi. Onlar, önce üstadlarından, ondan sonra da talebelerinden ilim aldılar. Mağrib ve Endülüs halkı İmam Mâlik´e bağlandılar, yollan ulaşamadığından, ondan başkasını taklid etmediler. Diğer yandan Mağrib ve Endülüs halkında Bedevilik gafibdi. Irak ehlinjn kültürlerine ermiş değildiler. Bedevilik münasebe­tiyle Hicaz ehline daha meyyaldılar. Onun için Maliki mezhebi onlarda hep aynı halde devam ediyor. O diğer mezhepler gibi kültür ve medeniyettehzibine uğramadı. Her mezheb imamının mezhebi, ehli arasında hususi bir mevkii bulunur. Onlar ona uyarlar, onlar için ictihad, kıyas yolu yoktur. Onlar imamlarının mezhebindeki mukarrer usule göre meseleleri tenzlr yoluyla hallederler. Bunu yapabilmek de melekeye muhtaçdır, böylece mümkün mertebe tâbi oldukları mezheb imamına uyarlar. Bu meleke fıkıh ilmidir. Mağrib ehlinin hepsi İmam Mâlik´i taklidederler.[1]

242- Bu Görüşün Eleştirisi:

Bu büyük tarihçinin söyledikleri böyle, Bunlar incelemeye muhtaç sözler. İçlerinde makbul olan da var, doğruluğu söz götüren de var. :

a- Şüpheye yer olmayan şudur ki, Mâliki Mezhebinin Mağrib ve feridülüs´te yayılmasının sebebi, oralıların İmam Mâlik´le daha Önce Onlın üstadlarıyla, sonra da talebeleriyle görüşüp, Irak fukahasıyla jgörüşmemiş olmalarıdır. Bu Mısır hakkında da söylenebilir. Zira bu hıezhebin Mısır´da bulunması, mezhebinin orada yayılması, Eyyubller Devletinin Şafii Mezhebini tutmaları da Mâliki mezhebini Mısır´dan si-lemedi. Mısır´da İmam Mâliki Mezhebinin mevkii arttı. Kadılar, Malikl-lerden tayin olundu, Hanefi ve Hanbell mezheblerinden değil. Mağrib ve Endülüs´de Maliki mezhebinin yayılmasına sebep sa­dece hac değildir. Belki devlet sultanının bunda tesiri çoktur. İbni Hazm iki mezhebin devlet gücüyieyayıldığınısöyler.DoğudaHanef1lik,Batıda ve Endülüs´de Malikllik. Mezhebin yayılışı sırasında bunu açıklayaca­ğız.

b- İbni Haldun´a göre, Mağrib ve Endülüs´de Maliki mezhebinin kabul edilmesine sebep, Hicaz halkı ile Mağrib ve Endülüs halkı ara­sında Bedevilik´de ortak münasebet bulunmasıdır. Bu üzerinde durula­cak birşeydir. Zira Hicaz şehrinin sakinleri Bedevi sayılmaz. Özellikle Emeviler devrinde hiç değildi. Emevilerin oraya bol bol akıttıkları hayrat ve nimetler içinde yüzüyorlardı. Orada refah ve sefanın her türlüsü vardı. Gazel alanında en beliğ şiirler yazıldı, medeni musiki bütün yollarıyla meydana geldi. Abbasiler devrinde hilafet merkezi olan Irak´ı bu kültürle onlar besledi. Hicaz şehirleri sakinlerinin Bedevi olduğunu temsil etsek bile, Endülüs hakkında bunu asla kabul edemeyiz. Endülüs halkı, eskiden de, yenrdevirde de Müslümanların fethinden önce de, sonra da her zaman medeniyet sahibiydiler. İbni Haldun gibi bir kişinin, hükmünü onlara teşmil etmesi yakışmaz. Medine ehlinin Bedevi olduğu sahih olmadığı gibi, Endülüs halkının Bedevi olduğu doğru değildir, Mısır hafkı da Bedevi değildir. Onun için haklı olarak bu sebebi ortadan atarız.

c- Medine ehli Bedevi´dir, Mağrib ve Endülüs halkı Bedevi´dir, onun için onlar bir mezhep yani Maliki mezhebini kabul ettiler, gibi mukaddimeler üzerine kurduğu hükümden çıkan netice; Mâliki mezhe­binin medeniyet ehli mezhebi olmadığıdır. Onun için birleşmişler ve bu mezhebi benimsemişler. Bu iddia, bu mezhebin usul ve kaideleriyle asla bağdaşamaz. Zira bunlar, genişlik, müsamaha, tolerans, toplu­mun hayatını ıslah ve işlerini tanzim bakımından öyle kuvvetlidir ki, ufukları ne kadar geniş, meseleleri ne kadar çeşit, hayat tarzı ne kadar muhtelif olursa olsun, muhtelif medeniyetleri tanzim etmeye elverişlidir. Mesalih-i Mürsele, şeddi zeriar örf ve âdete itibar, kıyası almak. Bunlar, her medeniyete uygundur. Hatta kıyasın bazen nassları bile tahsis etmesi ve mezkur kaideler, içtimai hayat ne kadar karışık, maslahatlar ne kadar çapraşık da olsa, adaleti temin için en ince kanunları yapmaya ve üstün bir medeniyet kurmaya elverişlidir. Böyle bir mezhebin Bedevi olması mümkün değildir, bu mezhebe bu nasıl yakıştırılır!

ç- İbni Haldun, Mağrib halkının Bedeviliği bu mezhebi çapraşık bıraktı, tenkid ve tehzib edilmedi, diyor. Bu kaziyyenin ne mukaddimesi ne de neticesi doğru olamaz. Çünkü bu mezhebe girenler sadece Mağ­rib halkı değildir. Girenler arasında başkaları da var. Mağribtilerin hep­sinin Bedevi halk olduğunu temsil etsek bile, bu mezhebde olan Mısırlı­ların uzak veya yakın maziden beri Bedevi olduklarını asla kabul ede­meyiz. Çünkü hiç bir devirde öyle olmadılar. Ülkelerinin tabiat şartlan Bedevi olmalarına hiç müsait değildir. Öyle olunca, o mukaddime doğru değildir. Mağrib halkının hepsi Bedevi değildir. Endülüs halkı Bedevi değildir. Mısır halkı Bedevi değildir, bir tarihçi onların Bedevi olduğuna hükmedemez.

Mezhebi kabul edenler Bedevi olmayınca, girdikleri o mezhebin karışık, gevşek olduğuna hükmedemeyiz. Çünkü gerçekte bu mezheb tenkit edilmiştir. Usulü bellidir, onlara göre fer´i meseleler çıkarılmıştır, Başındanberi tahric ufku çok geniştir, tahric ve tenkih devam etmiş, mezheb tekâmül etmiştir. Mısır uleması, Endülüs uleması bu hususta yarışmışlardır. Maliki fıkıh ulemasının istinbat ettikleri usulü, yazdıkları meseleleri yukarıda anlattık. Onlardan görüldüğü gibi, bunlar ne kadar temiz, sağlam, akla uygun, muhtelif muhitlerin ihtiyaçlarını karşılayacak kanunlara muvafık düşmektedir. Endülüs, Mağrib, Mısır uleması ve yazarları delillerle, tahriclerle, rivayetleri tenkih ederek bu mezhebi nasıl takviye ettiklerini görüyoruz. Böylece mezheb medeniyetin bütün meselelerini çözecek en yeni usullerle doğru tedavi edecek bir halde bulunmaktadır.

243-Hanefî Mezhebi, Bir Medresenin Mezhebidir:

Sözün kısası, tarihçilerin imamı, milleti olan Berberilere karşı suç-luduV. Medine imamı mezhebine karşı suçludur. Allah bağışlasın ve ilminden ötürü ona hayırlı mükafat versin. Maliki mezhebinin gelişmesi sebeplerine girişmeden önce, Maliki mezhebiyle Hanefî mezhebinin ayrıldıkları iki noktaya işaret edelim:

Birinci Nokta: Ebû Hanife talebeleriyle birlikte, bir kedrese teşkil ederlerdi. Talebelerin şahsiyetleri imamın şahsında erimedi, sağlığında üstadlarıyla münakaşa ediyorlar, tartışıyorlar,´ona muhalefet ediyorlar­dı. Rabbınin rahmetine kavuştuktan sonra Irak fıkhının başına Ebû Yusuf ile Muhammed b. Hasan geçti. Hanefî fıkhını genişlettiler, geliş­tirdiler ve onu Medine ehli fıkhına yaklaştırdılar, mezhebi hadisle te´yid ettiler. Üstadlarına muhalif oldukları meseleler çoğaldı, onun usulüne sarılmakla beraber görüşlerde ayrılık oldu. Böylece bu büyük mezheb, bu medresenin mezhebi haline geldi, usulleri bir, fakat fer´i hükümler­de, az-çok farklı bir mezhep oldu. Medresenin bütün görüşleri tesbit olunmuştur. Bu görüşlerin büyük kısmı, sonraları tercih erbabı için açık kapı bıraktı ve bu geniş kapı etrafa kol açtı.

244- İmam Mâlik´in Talebeleri Ölümünden Sonra Muhalefetlerini Açıkladılar:

Hanefî mezhebi böyle. Malikî mezhebine gelince, o baştan bu yoldan başka bir istikamette yürümeye başladı. Sonra ona döndü ve onun benzeri bir yol tuttu. İmam Mâlik, hayatında İmam Ebu Hanife´nin mesleğini tutmamıştır. Talebeleri için münakaşa kapısını açmadı, gö-^ rüşler tartışılmazdı. O mehazlarını, yolunu göstererek meselelerin hü­kümlerini anlatıyor, dersini veriyor, talebeleri de yazabildiklerini yazıyorlardı. Talebeleri bu müzakerelere katılmazdı. Talebelerinden bazısı uzun süre ders aldı, bazısı dersinde az bulundu, başka yere gitti, fakat onunla ilmi münasebetini kesmedi. Bunların her birinin Mâiikî fıkhının rivayetinde, usulünü bilmede, tahricte yeri vardı. Onun için Mâliki mez­hebi bidayette bir medrese mezhebi sayılmaz. Çünkü talebe, üstadları yanında görüşlerini beyan etmezlerdi. Ancak onun ölümünden sonra talebenin büyükleri görüşlerini açıklayarak üstadlarını muhalif oldukları yerleri beyan ettiler. Üstadlarını takdirle beraber, onları ilan ettiler ama onun ilmini rivayete, neşre de önem verdiler. Onun usulüne göre mese­leleri tahric ettiler. Üstadlarına talebelerinin muhalif olduklarını gösteren haberler çoktur. Ancak bu muhalefet onun sağlığında meydana çıkma­dı, ölümünden sonra ortaya atıldı. Buna sebep de ondan ders almakla, . istifadeye meraklı olmalarıdır. Münakaşa ve münazara yapmak iste­mezlerdi. Çünkü o, cedel ve münakaşayı sevmezdi. Bir de talebeleri onun ölümünden sonra onun meseleleriyle diğerlerinin rivayetlerini mukayeseye, incelemeye başladılar. Bu esnada azına muhalif, çoğuna muvafık kaldılar. Nasıl ki Şafiî´nin talebesi Mazini ve diğerleri de öyle yapmışlardır.

Ölümünden sonra talebelerinin İmam Mâlik´e muhalefet ettiklerine dair haberler çoktur. Endülüslü Yahya bir şahid ve davacının yeminle hükmüde muhaliftir. Eşheb, ona muhalefet etmiştir. Hattâ Esed, Mâ-tik´in görüşlerini toplamak için ona müracaat ettiğinde, meseleleri tesbit ederken üstadla talebe görüşlerini ayıramanmş, onun bu tutumunu ayıplayarak ondan vazgeçmiştir. Sonra Abdurrahman b. Kasım giderek ondan almıştır. İbni Rüşd´Mukaddemat´da şöyle der: «Esed geldi.. İmam Mâlik o zaman vefat etmişti. Eşhebe gitti, onu dinledi, Eşheb: Mâlik şu meselede yanıldı, bu meselede hata etti, derken işitti. Üstadı hakkında böyle konuşmasını ayıpladı, bunu beğenmedi ve şöyle dedi: Bu denizden yana işeyen adama benziyor.» Sonra İbni Kasım´a gitti.[2]

Bu fakihin talebe hakkındaki bu teşbihi bizi ilgilendirmez. Bizi ilgi­lendiren şudur: İmam Mâlik´in talebeleri sonradan ona muhalif görüşle­rini açıklamışlardır. Ancak istinbat usulleri birdir, ondan ayrılmamışlar­dır. Esed b. Fırat´ın Mâlik´in görüşlerini ve fıkhını almak için başvurduğu İbni Kasım da bazı şeylerde Mâlik´e muhaliftir, bunları yazmıştır. Bu Esed´in topraklan ilk kaynak olan Sahnûn´un, Müdevvenesinde müddetli satış için şöyle denir: Bana mevsuk kimseler haber verdi: İmam Mâük´e sormuşlar: Bir adam mal satmış, mal zayi´-olmuş, adam parayı istiyor, alan da o müddetli satılmıştı, diyor. Bu ihtilaf hakkında Mâlik şöyle demiş: Eğer az bir müddet iddia ederse, tasdik olunur. Uzun bir müddet iddia ederse kabul olunmaz. İbni Kasım diyor ki, bana göre az müddet için olan da tasdik olunmaz.»[3]

Bu ibareden görülüyor ki, İbni Kasım da üstadı Mâlik´e açıkça muhalefet etmiştir. Ona göre müşteri müddet iddia ederse bunu isbat etmesi gerekir. Mâlik ise fıkhında daima müsamahalıdır, yakın bir müd­det iddiasını kabul ediyor, Çünkü bu insanlar arasında âdettir.

Görülüyor ki, İmam Mâlik´ten sonra talebeleri, mezhebi üzerinde çalıştılar, onun usulünü esas alarak meseleler çıkardılar, onun füru´ına mukayese yaptılar, bazılarında muhalif kaldılar. Ebû Hanife´nin talebe­leri onun hayatında onunla birlikte, ölümünden sonra da aralarında müzakere edip çalışarak o koca fıkıh mecmuasını- külliyatı meydana getirdiler ki, onları İmam Muhammed kitaplarında topladı, bazısını da Ebû Yusuf yazdı, bir çoklarını da Hasan b. Ziyad ve başkaları kitaplarına aldı, nesilden nesile nakledildi. Mâlikî mezhebini ise ondan sonra tale­beleri onun usulüne göre işlediler. Füru´ına kıyas yaptılar, bazı mesele­lerde muhalefet ettiler. Onlardan sonra gelenler o fıkıh mecmuasını -külliyatını nesilden nesile rivayet ve nakil ettiler. Mezheb Endülüs´de, Mağrib´de, Mısır´da ve bazı Doğu ülkelerinde yayıldı.

245- Hanefî Kitaplarının Mazbut Olmasının, Mâlikîlerin Böyle Olmamasının Sebepleri:

İkinci Nokta: Mâliki mezhebinin, Hanefî mezhebinden, umumi ola­rak Irak fıkhından ayrıldığı bir husus şudur: Mâliki mezhebinde istinbat ´eyatahric Hanefî usulüne uymayan bir yolda yürümüştür. Hanefi fıkıh (İtapları -Ebu Yusuf´un bazı kitapları hariç- delilleri zikretmeseler de leseleleri taksimde, bablara, fasiküllere ayırmada gayet mazbuttur. Herşey bir mukayese ve mülahaza iledir. Hükümler, muttarid illetlerin Şktizasına göre yürür, eğer illet uymazsa kitaplar onun deliline işaret îder. Bu hadisten veya sahabe fetvasından alınmıştır, der. Veyahud onların emsali has delillerden alınır ki, bunlar onları kıyasa muhalefete, |stihsana sevkeder. Hanefî mezhebinin aslındaki nakillerde bulundu-fğumuz usul ve yol budur. Malikî mezhebine gelince, Müdevvene ve ona yakın tarih taşıyan diğer kitaplarda bu benzerliği açıkça göremedik. Mevsuk olma bakımından aynı miktarda değil, onlardaki meseleler dağılmış bir hale benziyor. Irak kitaplarında menkul meselelerde olduğu gibi onları kuvvetli bir bağ bir yere toplamış değil. Bunun sebebi, Mâliki Mezhebinin yakını olan Hanefî Mezhebine göre bir noksanlığı değil, asıl sebep usul ve metod ayrılığıdır. Hanefî mezhebinde esas, kıyasa iti-maddır. İstihsânı kıyas kadar almaz. İstihsân delilinin çoğu da illeti hafi olan kıyas nev´indendir. Onun için meseleler birbirine benzer, birbirinin naziridir, illetler mazbuttur, meseleler arasında bağlantı kuvvetlidir. Mâ­likî mezhebi ise onun ekser itimadı Mesalih-i Mürsele´ye, örf ve âdete, kıyasa muhalefetten doğan istihsânedir. Onun ekseriya itimadı kıyasa değildir, mesalihe itimadı galibdir. Bu mesalih, ister bir nassdan şahid bulunan münasib bir tarzda olsun, ister mesalih-i mürsele şeklinde olsun, ister muhalifi bulunmayan bizatihi kaim bir asıl veya muhalifi bulunan bir asıl olup da istihsân namı verilen delille sabit olsun, hep birdir. Mesalihe itimad ve bunu çok almak sebebiyle mezhebde kıyas çok görülmüyor, Ve mesele zabt ve taksim edilip birbirinin nazîri haline gelmiyor. Kıyasda illetlerin muttarid olması mülahazasıyla, hükümler de birbirine sağlam surette merbut bulunur.

246- Esed´in Mâliki Mezhebine Yaptığı Hizmetler:

Hanefilik Doğuda, Mâlikîlık Mağrib´de olmak üzere, İslam ülkeleri­nin Doğusuna ve Batısına yayılan ve İslam devletlerine hakim olan bu çağdaş iki büyük mezhep arasında bu küçük muvazeneyi yaptıktan sonra, şunu söyleyelim ki, İmam Mâlik, Allah´ın rahmetine kavuştuktan sonra, Mâlikî mezhebini harekete geçiren ilk şey, Irak mezhebinin tesiri altında olmuştur ki, bunu müdevvene´nin tarihçesinde anlattık. Şöyle ki, Esed b. Fırat, İmam Muhammed´in kitaplarındaki meselelere, Mâlik´e göre onların hükümlerini beyan ederek cevap vermek istedi. Fakat bunu yapamadı; Çünkü Medine´ye geldi. İmam Mâlik vefat etmişti, onunla görüşemedi. Onun sağlığında bunu yapamadı. Bu meselelerin hükümlerini öğrenmek için Mâlik´in talebelerine gitti. En büyük talebesi olup onun fıkhını en iyi biten en sağlam rivayet eden İbni Kasım´ı seçti. İbni Kasım cevap vermeye başladı. Mâtik´in bunlara dair hıfzedilmiş görüşleri yoktu. Mâlik´ten rivayet olunanları söylemeye başladı, mahfuz bir görüşü olmayanlar hakkında, Mâlik´in o meselenin benzerine kıyas yaparak cevap verdi, bu da mümkün olmayınca kendi görüşüyle cevap verdi ve bunun kendi görüşü olduğunu da belirtti.

Şüphe yok ki, bu Mâliki Mezhebinin ilk büyümesi ve gelişmesidir. İMezheb bundan çok şey kazandı. Zira Irak fıkhı, fer´i meseleleri çok, İkıyası bol bir mezhebdi. Farazi ve takdiri meseleleri alırdı. Yalnız olan [meselelere cevap vermekle kalmıyordu, olması muhtemel meselelere İde cevap hazırlıyordu, zengindi. İmam Mâlik buna muhalifti. O, sade {olaylara fetva veriyordu. Fakat talebeleri hiyle yoluyla ondan bu kabi! | meselelere de cevap alıyorlardı: Şöyle ki, başka birinin ağzından bir I mesele sorarlar, o da bunu olmuş birşey hesap eder, bu itibarla cevap jvermiş olurdu. Onların bu yolla aldıkları cevaplar; ne miktarda olursa [olsun, farazi ve takdiri meseleler Mâliki fıkhında pek çok değildir. Şüphe i yok ki, takdiri fıkhın da güzel yönleri var. Zira fer´i meseleleri zabt ve rabt altına almak, fakihin önünde tahric yolunu açar. Kitap, sünnet ve kıyas esasına göre istinbat olunanlara göre yenilerini çözer. Esed b. Fırat, giriştiği bu büyük işi başardı, gayet güzel tamamladı. Bunun en güzel meyvesi Mâlikllerin fıkıh kitabı olan Müdevvenedir. Nesiller boyunca eldedir, Mâliki fıkhını sağlam gıda ile beslemiştir, onda Medine fıkhının meziyetleri ile Irak fıkhının” bazı meziyetleri bir araya getirilmiştir. Böy-tlece o güzel meyvelerini vermiş, fıkıh gelişmiştir. Esed´in bu işi, Hanefi-Ierden Ebû Yusuf´la Muhammed´in ve onlardan sonra gelenlerin yaptıklarına benzer. Onlar da Ebû Hanife´nin fıkhını sünnet ve âsâr ile .takviye ve te´yid ettiler. O, kıyasa dayanmıştı, bu noksanlık böylece tamamlandı. Kıyasla güzel sıralanmıştı, âsâr ile de te´yid olundu, i Esed´in sayesinde Mâliki fıkhı iki güzelliği topladığı gibi bu da böylece iki ; güzelliği bir araya getirdi.

Doğrusu, iki tarz düşüncenin meyve verici neticelerini bir araya 1 getirmek, her ikisini de güzelce besler. Hanefî Mezhebini, Hicaz ehlinin aşariyle besleyip asara önem vermesi ona bir takım meziyetler kazan-dırdı, sünnete dayalı ictihad çoğaldı. Maliki mezhebini Irak ehlinin fer´i mesele yollarıyla beslemek, onda istinbat yolunu genişletti. Böylece usulünü güzelce tatbik etti, meziyetleri meydana çıktı. Mezhebin büyü­mesinde tesirine işaret edeceğimiz usulünün güzellikleri görüldü ve müctehidler için kapı açıldı.

——————————————————————————–

[1]ibni Haldun, Mukaddime, 245, Hayriye baskısı.

[2] ibni Rüşd, Mükaddemat, C, I, S. 27 Sâsî Baskısı.

[3] Mudevvene, C. XIV, S. 14

Share.

About Author

Leave A Reply