Tabii Fetvaları

0

134- Tabiî Kavli Alınır Mı

Ulemanın bir kısmı taklid ve ittiba yoluyla, bir kısmı da onu sünnet­ten alınma bir hidayet rehberi olarak sahabe kavlini hüccet ve delil itibar edip aldılarsa da, ulemanın ekserisi, TâbiVni sahabe derecesinide saymadılar. Ebû Hanif e açıkça konuştu: Hasan Basri, İbni Şirin, Şu´bi ve İbrahim Naha´i nasıl içtihat ettilerse ben de öyle ietihad ederim, dedi. İmam Şafiî risalesinde onların taklidine yer vermedi. Her ne kadar bazı ahvalde bazı Tâbil´nin kavillerini seçtiği rivayet olunursa da, belki bunu kendisi bir mes´ele hakkında kesin bir ietihadda bulunamadığı zaman yapmış, TâbiVnden birinin bir kavlini bulursa onu almıştır. Yoksa bunu bir fıkıh kaidesi olarak almış, sahabe gibi Tabiînin de taklidini delil itibar etmiş değildir Bu, kendi Rey´i olmadığı zaman istisnâ´1 bir hâldir. Hanbeliİerin bir kısmı Tâbi´inin kavillerini alırlar, ancak bunlara muhalifsahabe kavli olmamak şarttır.

İmam Mâlik acaba hangi görüştedir Öyle anlaşılıyor ki, o Tabiin kavlini, sahabe kavilleri gibi sünnet mertebesinde itibar etmemiştir. Ancak bazı tâbu´nin kavilleri onun indinde muteberdi, Fakat bu onların

fıkıhtaki mevkiinden, herşeyi doğru bilmelerinden, İslâm´a hizmet ve bağlılıklarından kaynaklanırdı. Ömer b. Abdülaziz, Sald b. Müseyyeb, İbni Şihab Zühri, Abdullah İbni Ömer´in azadlısı Nâfi´ gibi cîıraye fıkhı ve rivaye ilmi erbabı bunlardandır. Bunlar fıkha dair ne derlerse, esası sünnet veya bir amele muvafık, ulemanın kavline uygun olmak şartıyle onu alırdı. Bazı ahvalde kalbi onların görüşüne yatışırsa içtihada git­mez, onların kavlini alırdı.

135- Tabiî Kavlini Aldığına Örnekler:

Bu dediklerimizi te´yid eden bazı sözleri nakledelim:

a) İnsanlara muhrez malı yani elinde olmayan bir şeyi satmasını menetmek bu nev´idendir. Buv konuda Sald b. Müseyyebin görüşünü almıştır. Muvatta1 şöyle yazar: Mâlik, Musa b. Meysere´den o, bir adamı ıSaîd b. Müseyyebe şunu sorarken işitmiş: Ben borçlanma yoluyla mal îsatan bir adamım, demiş, o da yükünde, elinde olmıyan birşey satma, demiş.[1]

b) Câhiliyet ribası hakkında Zeyd b. Eslem´in kavlini almıştır: Mâlik, Zeyd b. Eslem´den nakleder, câhiliyet zamanında bir adamın diğer bir ;aclamda alacağı olurdu. Süre gelince: Ödeyecek misin, yoksa rtbayı arttırayım mı derdi. İşte buna bakarak Mâlik müddetten düşme karşılığı borcu iskat etmenin riba olduğunu söyledi. Ve şöyle dedi: «Bize göre ihtilafsız yasak olup yapılamaz. İş şudur: Bir adamın müddeti belli bir borcu var, alacaklı borcu indiriyor, bordu da müddeti kısaltıyor. Bize göre bu şuna benzer: Alacaklı, borçlunun borcunu uzatır, buna karşılık da borcu arttırır, bu ayniyle ribadır.[2]

c) Yine bu nev´i mes´elelerden biri şudur. Peşin parayla aza, veresiye olunca ziyade fiatla satmanın mekruh olduğu hususunda Kâsim b. Muhammed b. Ebû Bekir´in kavlini almıştır. Muvatta´da şöyle denMâlike ulaşmıştır ki, Kasım b. Muhammed´e sordular: Bir adam bir malı peşin parayla on dinara, veresiyeye onbeş dinara satsa, ne dersin Bunu kerih gördü ve nehyetti.[3]

136- Tabiî Kavlini Neden Aldı:

Görülüyor ki, Mâlik bazı Tabiilerin kavlini almaktadır. Burada iki hususa tenbih gerek:

1- O onların kavillerini mukayese ediyor, meşhur sünnette ve Kitabı Kerimin zâhirve nassında, şer´ın umumi ahval ve kaidelerinde, doğru ve salim kıyaslarda olanlara, ehli Medine´nin amelinin nasıl oldu­ğuna, insanlar arasındaki muamelelere bakıyor, bütün bunları araştırı­yor, Tâbi´inin kavline aykırı birşey bulamazsa, o zaman onların kavlini alıyordu. Doğrusu İmam Mâlik´in fıkhı bu usul üzere kurulmuştu. O elede bütün zahiri onun

yalnız birşeye bakmıyor, bir asıla bağlı kalmıyor, her mes´ usulleri inceliyordu. Eğer bir mes´elede Kur´an-ı Kerimin araştırmasına delâlet ediyor ve meşhur sünnet, Medine ehlinin ameli, umumi kaide ve usul de buna uygun ve müsaid ise, o zaman zahirin delâletini alır, veya onu meşhur sünnetle ve Medine ehlinin ameliyle ve umumi usulle tahsis cihetine gidebilir. O bir mes´ele hakkında tatbik olunacak bir nass olsa bile, bütün istinbat kaynaklarını incelerdi. Eğer haber-i vâhid varsa onu istinbat umumi kaidelerine göre araştırırdı. Eğer dört başı ma´mur bir neticeye varırsa onu alırdı. O bu görüşüyle diğerlerinden seçilmiştir. Bunda talebesi İmam Şafii ona muhaliftir. Şafii´ye göre bir haber, haber-i vâhid bile olsa, onun ta´birince haber-i Has olsa, onu alır, onunla Kur´an´ın zahirini tahsis ve kıyası red eder. – İmam Mâlik ise mukayese yapar, tercih eder. Şafii sünneti münferid bir -delil gibi alır, Mâlik ise onu inceler, araştırır, mukayese eder, öyle alır, o haberin ravisi kendisi de olsa ve Muvatta´a yazmış bulunsa da yine öyle yapar.

2- Mâlik, Tâbi “i kavillerini sünnete tâbi gibi bir vasıfla almıyor.

Halbuki sahabe kavillerini sünnetin bir dalı gibi almıştır. Çünkü Ashab-ı Kiram, uzun süre Hz. Peygamber´in sohbetinde bulundular, onu gördü­ler. Vahyin inişinde hazırdılar, maksad ve gayeyi herkesten iyi bilirler. Tâbi´inden bazısının kavlini alması, onlara takiid ve ittiba´ için değil, belki araştırması onu onlara muvafık bir görüşe götürmüş, ona aykırı birşey de yok, onun için almıştır. Bu Tabiin, ders okuduğu, fıkıh öğren­diği hocaları makamında sayılır, onun için onların kavillerini almıştır. Kendi içtihadı da onların görüşüne uygun düşmüştür. Onların kavlini beğendi, aldı ve onlara da nisbet etti.

137- Tabiîn Kavillerinde İmam Mâlik ile İmam Ebû Hanife´nin Tutumları:

Bu bahsi kapamadan önce burada tâbi´i kavlini alma hususunda İmam Mâlik ile İmam A´zam Ebû Hanif e (Allah ikisinden de razı oun) arasında bir mukayese yapmak istiyoruz. Rivayet olunduğuna göre, Ebû Hanife, İbrahim Naha´i, Hasan Basri, Muhammed b. Şirin ve diğer Tabiiler hakkında şöyle demiş: «Onlarda adam , bizde adam, onlar nasıl ictihad ettilerse, biz de ictihad ederiz.» Bundan dolayı o Tâbil´nin kavillerini delil olarak almıyor, onları uyulması gerek itibar etmiyor. O açıkça söylediği bu söze , fıkıhta istiklâlini ilân etmesiyle ve

taklid edilmeleri sünnette tâbi olmak sayılmayacağına, taklidden uzak kalmasına rağmen, görüyoruz ki, âsâr kitabında İbrahim Nâha´İ´nin dediği kavilleri havi bir çok görüşleri seçtiğini söylüyor. Nasıl ki Mâlik, Sald b. Müseyyeb´in, Zeyd b. Eslern´in, Kasım b. Muhammed´in, Ömer b. Abdülaziz´in ve diğer Medinede fıkıhla meşhur olan Tâbi´inin uluları-mn^kavillerini seçmiştir, almıştır.

Bu durum karşısında ne denir Gerçekten bu iki imam hakkındaki eserleri, kitaplarını derin araştırma bizi şu neticeye götürmüştür ki, bu mes´elede bu iki imamın yolu ve mesleği birdir. Ebû Hanife, İbrahim Naha´i´nin birçok fetvalarını almıştır. Hattâ bazı yazarlar onun fıkhına takılmışlar, bu fıkıh, Ebu Hanife´nin değil, İbrahim Naha´i´nin fıkhıdır, sanmışlar, İbrahim Naha´i´den ve diğer Küfe´deki Tabiîn fukahasından çok kavil alıp ihtiyar ettiği için onu tahric mertebesinde saymışlar, Ebû Hanife adlı eserimizde bu görüşün batıl olduğunu beyan ettik. Onun İbrahim Naha´i´nin birçok görüşlerini seçtiğini teslim etmeliyiz, ancak bu, ona tâbi olup onu taklid etmek için değil, görüşleri birbirine uygun . düşmüşlerdir.

Bu iki imamın yetişme tarzını sağlam surette araştırıp inceleme bizi şu sonuca götürür: Tâbi´inin şahislart hakkında ikisinin görüşü farklı olmakla beraber Tâbi´ine nisbetle her ikisinin mesleği ve yolu birbirine uygundur. Ebû Hanife, fıkıhta Hammad´ın kültürü ile yetişti. Hammad İbrahim Nâhai´nin fıkhının ravisidir. Böylece Ebû Hanife fıkıhta İbrahim Naha´i´nin mesleğinde yetişti. Sonra çalışmalarını ve içtihadını geliştir­di. Bilhassa üstadı Hammad´ın ölümünden sonra, onun ders kürsüsüne oturunca ilerledi. Otuz yıl kadar ders veren, araştıran, ictihad yapan bir üstad olarak o makamda kaldı. Doğru mantık düşüncesine göre* elbet İbrahim Naha´i´nin birçok görüşlerini benimsemiştir. Ancak bu, tabi1 olan bir mukallid değil, müstakil bir müctehid şifalıyladır,

İmam Mâlik de, ilk fıkıh kültürünü, Medine´nin meşhur yedi fukahasından fıkıh okuyan fakihlerden aldı. Okuduğu üstadlarından aldığı bu fıkıh malzemesi dolayısıyla, Medine´nin yedi fukahasının fıkıh görüşlerinin Mâlik üzerinde elbet tesiri ve itibarı olmuştur. Onlara ya muvafık veya muhalif kalmıştır. Araştırmaları ve usulü birbiriyle karşılaş­tırma sonu onlara muvafakat etmiştir. Daha kuvvetli delil bulunca on­lara muhalif kalmıştır. Böylece iki imamın meslek ve tutumlarında birli­ğini, sebeplerin bir olduğunu görüyoruz. Onlardan alıp onlara tâbi olan­lar sonraları ihtilâf etseler de, her iki imamın mesleği birdir.

——————————————————————————–

[1] Mâlik, Muvatta´C.lll, S. 141

[2] Aynı Kaynak, C. III, S. 139.

[3] Aynı Kaynak, C. III, S. 131.

Share.

About Author

Leave A Reply