Cihad Hükümleri

0

Cihad´ın Mânâsı

Cihadm lügat mânâsı, hedefe ulaşmak için vargücüyle çalışıp her şeyini seferber etmektir. Cihad´ın şer´î ıstılahtaki mânâsı ise İslâmî bir toplum meydana getirmek, Allah´ın kelimesini yüceltmek, Allah´ın şe­riatını hâkim kılmak için bütün gücüyle çalışmaktır.

Cihad´ın Çeşitleri

Cihad´m tarifinden de anlaşıldığı üzere cihad´ın birkaç çeşidi vardır:

1. Tâlim yoluyla yapılan cihad; yani İslâm´ı yaymak, imanın yoluna çıkan fikrî şüpheleri ortadan kaldırmak, İslâm´ın anlaşılması için gayret sarfetmek bir cihaddir.

2. Bir İslâm toplumu kurmak için mal sarfetmek cihaddır.

3. Müslümanları müdafaa etmek bir cihaddır; yani müslümanların birlik ve beraberliğini bozmak isteyen, müslümanları parçalayıp perişan etmek isteyen kişilerle savaşmak cihaddır.

4. Müslümanların fethettiği ülkelerde İslâm´ın hükümlerine karşı çıkanlara karşı hücuma geçmek cihaddır.

5. Umumi seferberliğe katılmak bir cihaddır. Bu da İslâm düş­manlarının müslüman memleketlerine saldırmaları halinde meydana gelen bir durumdur.

Cihad´ın tüm çeşitlerini içine alan tarif şudur: Cihad, İslâm´ın- yer­yüzünde yayılması, Allah´ın kelimesinin en yüce olması için vargüçle Çalışmak demektir.

Cihad´ın Övülmesi ve Faziletinin Beyanı

Kur´an-ı Kerim´in birçok yerinde cihad emredilmekte, insanlar cihada teşvik edilmekte, mücahidlerin faziletleri anlatılmakta, şehitlerin Allah katındaki yüce derecelerinden bahsedilmektedir. Cihad´ın Önemi hakkında Hz. Peygamber´den de birçok hadîs-i şerif rivayet edilmiştir. Bu hadîs-i şerifler de cihad´a teşvik etmekte, onun faziletinden bah­setmektedir. Bu hadîs-i şerifler meseleyi daha ayrıntılı bir şekilde beyan etmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

Sizinle savaşanlarla Allah yolunda (O´nun rızası için) siz de sava şın. Fakat aşın gitmeyin (yaşhhları, kadınları, çocukları öldürmeyin). Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.

(Bakara/190)

Ey iman edenler! Kâfirlerden size yakın bulunananlarla savaşın. Onlar sizde şiddet (güç) bulsunlar. Bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.

(Tevbe/123)

Doğrusu Allah mü´minlerden canlarını ve mallarını cennet karşılı­ğında satın almıştır. (Mü´minler) Allah yolunda savaşırlar. Binaenaleyh öldürürler ve öldürülürler. (Savaşan mü´minler için olan bir va´d) Tevrat´ta, İncil´de ve Kur´an´da (yazılı) O´nun (Allah´ın) üzerine hak bîr va´ddir. Acaba Allah´tan daha çok ahdini yerine getiren kim vardır Öyleyse O´nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur. CTevbe/111)

Hafif ve ağır olmak üzere (her iki şekilde de) savaşa katılın. Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

Oevbe/41)

(Ey mü´minler!) Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Hoşunuza gitmeyen birşey sizin için daha hayırlı olabilirken, sevip-hoşlandığımz birşey ise dzin için şerr olabilir. (Bunun hikmetini) Allah bilir, ama sizler bilmezsiniz. (Bakara/216)

Ey iman edenleri Size ne oldu ki ´Allah yolunda topluca seferber olun´ denildiğinde yere çakılıp kaldınız Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz Fakat ahiret hayatının yanında dünya hayatının zevki pek azdır. Eğer (emrolunduğunz bu savaşa) topluca çıkmazsamz, Allah sizi çok elim bir azaba uğratır ve yerinize başka bir kavmi getirir. Sizler ise (savaşa çıkmamakla) O´na (Allah´a) bir zarar veremezsiniz. Allah herşeye kadirdir.

Tevbe/38-39)

Allah yolunda öldürülenlere ´ölüler´ demeyin. Aksine onlar diridirler.

Fakat sizler (onların durumunu) idrak edemezsiniz. (Bakara/154)

Bu konudaki hadîs-i şerifler de oldukça çoktur. Onlardan bazılarını zikredelim. Hz. Peygamber şöyle buyuruyor:

İyi olsun, kötü olsun her emîrle birlikte cihad size vacibdir.[1] Müşriklerle; mallarınızla, nefislerinizle ve dillerinizle savaşın.[2]

Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz, Allah´tan afiyet isteyiniz. Fakat düşmanla karşılaşıncada (harbin bütün şid­detlerine karşı) sabrediniz. İyi biliniz ki cennet muhakkak surette kılıçların gölgeleri altındadır3

ş) a kılıçların gölgeleri altındadır.[3]

Sabahleyin veya akşamleyin herhangibir zamanda Allah yolunda (cihad için) bir kere yürüyüş, hiç şüphesiz dünyadan ve dünyadaki şeylerin hepsinden hayırlıdır.[4]

Ölüp de Allah katında büyük bir hayra malik olan hiçbir kulu, tekrar dünyaya dönmesi ve dünya ile dünyadaki herşeyin kendisinin olması sevindirmez; yalnız şehid müstesnadır. Çünkü o, şehid olmanın fazileti nedeniyle görmekte olduğu şeylerden dolayı tekrar dünyaya dönmek ve dünyada bir defa daha öldürülmek onu sevindirir5

sevindirir.[5]

Bu konuda daha birçok hadîs vardır.

Cihad´ın Hükmü

Yukarıda zikrettiğimiz cihad´ın dört çeşidine göre cihad farz-ı kifa-yedir; yani düşmanlara karşı savaşan müslümanlann gücü yeterliyse, diğer müslümanlar üzerinden cihad´ın farziyeti düşer. Bilindiği üzere dinî hükümleri ikame etmek, dinde şüpheleri bertaraf etmek, sıkıntı ve müşkilatları ortadan kaldırmak, emr-i bi´1-maruf ve nehy-i an´il-münker yapmak, dinî ilimleri neşretmek farz-ı kifayedir. Ancak cihad´m beşinci çeşidi -ki nefir-i amm denir- farz-ı ayn´dır; yani bir müslüman memleketi istilaya uğradığı zaman bütün müslümanlann -gerekirse kadınların da-seferber olmaları farz-ı ayn´dır.

Savaş ile Cihad Arasındaki Fark

Yukarıda söylediklerimizden savaş ile cihad arasındaki fark açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Savaş, cihad´ın çeşitli hallerinden bir hal veya cihad´ın çeşitlerinden biridir. Buna binaen cihad, illa da savaş anlamına gelmez. Cihad kelimesi, savaş mânâsına gelen harb kelimesinden -hem mefhum, hem de mânâ bakımından- daha geneldir.

Cihad ile Diğer Savaş Çeşitleri Arasındaki Fark

. Allah yolunda yapılan savaş ile diğer savaşlar arasında büyük bir fark olduğunu yukarıda söylemiştik.

Kıtal-i Sâiİ

Saldırgan bir kişiye karşı savaşmak, dünyevî bir düşmanlığa karşı koymak içindir; yani saldırganla savaşmak; canı, malı veya namusu ko­rumak içindir. Bu tür savaş, meşru olmakla birlikte, Allah yolunda, Allah´ın dinini yüceltmek için yapılan bir savaş değildir. İslâm´ı ve İslâm´ın muhafaza etmek maksadıyla geldiği maslahatları korumak içindir.

Bağilerle savaş

Bağilerle savaş, devlet içerisindeki başıbozukluğun sebeplerini ortadan kaldırmak, şerrin en korkuncunu (dirliğin bozulmasını) önlemek, İslâm birliğinin asilerce bozulmasına karşı koymak, İslâm devletinin dahilinde birliği ilan etmek içindir. Bu aslında cihad kavramının mânâsı içine giren genel savunma ile ilgilidir ki bu genel savunma iîâ-yt kelimetullah içindir, İslâm şeriatının yayılması, bu şeriatın bayraklarının yeryüzünde dalgalanması içindir.

Allah yolunda yapılan cihad ile saldırgana karşı yapılan savaş tek bir çeşitte birleşir mi

Meselâ İslâm düşmanları bir müslüman diyarına saldırsa, müslü­manlar da topraklarını ve dinlerini mufhafaza etmek için onlarla savaşsa, bu hem cihad, hem de saldırgana karşı savaş sayılır.

Cihad´ın Meşru Olacağı Zaman ve Tederrüc

Hz. Peygamber, Peygamber olduğu andan itibaren Mekke´de 13 sene boyunca insanları İslâm´a davet etti. Kendisine yapılan düşman lığa, düşmanlıkla karşılık vermedi. Rasûlullah (s.a) Mekke´den Medine´ye hicret ettikten sonra Allah Teâlâ cihadın ilk merhalesini ona meşru kıldı. Cihadın ilk merhalesi, saldıranlara karşı koymak, kendini müdafaa etmekti. Müdafaa harbinin meşruiyeti hakkında şu ayet-i kerime nazil oldu:

Kendilerine savaş açılan mü´minlere zulme uğramaları sebebiyle (düşmana karşı savaşmaları için) izin verildi. Muhakkak ki Allah onlara zafer vermeye kadirdir.

(Hac/39)

Sizinle savaşanlarla Allah yolunda (O´nun rızası için) siz de savaşın. Fakat aşırı gitmeyin (yaşlıları, kadınları, çocukları öldürmeyin). Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara/190)

Daha sonra Allah Teâlâ, müşriklerle savaşmayı Peygamberine meşru kıldı. Haram aylar dışında Hz. Peygamber gerek gördüğü zaman müşriklerle savaşırdı. Bu hususta şu ayet-i celile nazil oldu:

Haram aylar sona erince (ahidlerinde duranların dışındaki) müşrik­leri nerede bulursanız öldürün. Onları yakalayın, onları hapsedin,her gözetleme yerinde oturup onları gözetleyin. Eğer tevbe eder, namazı kılar, zekâtı verirlerse yollarım serbest bırakın. Muhakkak ki Allah çok affeden ve çok bağışlayandır.

OTevbe/5)

Bu hüküm, Hudeybiye sulhundan sonra gelmiştir. Daha sonra Allah Teâlâ hiçbir zaman ve mekan ile kayıtlamaksızın cihad´ı (savaşı) mutlak şekilde meşru kıldı. Bu hususta şu ayet-i kerime nazil oldu:

Müşrikleri nerede bulursanız öldürün. Onların sizi çıkardıkları yer­den (Mekke´den) siz de onları çıkarın. Fitne öldürmekten daha beter­dir.

(Bakara/19D

Bu bakımdan cihad´ın meşru kılınması, tıpkı şarabın haram kılın­masında olduğu gibi tedricen meşru kılınarak tekâmül etmiştir. Cihad´ın meşru kılınması, Hz. Peygamber´in Mekke´den Medine´ye hicret etmesin­den sonra olmuştur.

Cihad´ın Meşruiyetinin Hikmeti
.

Allah yolunda yapılan savaş, Allah´ın dinini yüceltmek, yaymak için vargüçle çalışmaktan ibaret olan cihadın bir dalıdır. Cihad´ın meş­ruiyetinin hikmeti, hem müslümanlar hem de kâfirler açısındandır. Müslümanlarla ilgili olan hikmetine gelince, cihad müslümanların imanlarının doğruluğunu ortaya çıkarır, kulluğun, ancak meşakkat ve fedakârlıklarla meydana gelen hakiki mânâsını onlara tattırır. Böylece müslümanlar canlarını ve mallarını Allah yolunda sarfederek kulluğun gerçek mânâsını idrak ederler. Şu ayet-i cefile de buna delâlet etmektedir:

Yoksa Allah içinizden cihad edenleri ve (zorluk zamanında) sab­redenleri bilmeden siz cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz Andol-sun ki siz ölümle karşılaşmadan önce, onu temenni edip duruyordu­nuz. İşte (ölümün sebeplerini) gördüğünüz halde ona bakıp duru­yorsunuz.

(Âlu İmran/142-143)

Kâfirlere karşı savaşmak suretiyle cihad etmenin hikmetine gelince, bu savaşta -aşağıda zikredilen sebepler muvacehesinde- kâfirlere yönelik bir cebr, bir sıkıştırma ve onları Allah´ın dininden isteyerek veya istemeyerek mükellef tutma sözkonusudur.

1. Tüm insanların diktatörlerin boyunduruğu altında ezilmekten kurtulup özgürlüğe kavuşmalarıdır.

Bir millet Allah´a ibadet etmezse, o memlekette diktatörlerin, güç­lülerin zayıf insanları ezmesi, kul-köle etmesi kaçınılmaz olur. Fakat zayıfların kalplerine İman girdiği zaman kuvvetli olduklarını hisseder, yalnız Allah Teâlâ karşısında zayıf ve sorumlu olduklarının bilincine varırlar. Zarar ve zararın ancak Allah´a ait olduğunu, Allah´tan başka hiç kimsenin kendilerine bir yarar veya zarar veremeyeceğini idrak edip diktatör ve zâlimlere tâbi olmaktan kurtulurlar. Onları hiçbir tehdit ve güç korkutamaz. Böylece toplumun her kesimi birbirine kenetlenir. Herkes Allah´a kulluk gölgesinde birbirinin kardeşi olduğunu anlar. İşte cihad, onların bu duruma gelmelerine en büyük vesile olur.

2. Cihad sayesinde insanlar yeryüzünün Allah´ın olduğunu, orada ancak Allah´ın hükmünün geçerli olacağını idrak ederler.

İsteyerek Allah´ın hükmüne giren bir kimse, rabbini razı eder, kendisi de mesut ve mutlu olur. Allah´ın hükmüne girmek istemeyenler ise buna zorlanırlar. Bunun da tek yolu cihaddır. Eğer biri. çıkar da ´İnsanlar dilediği dini seçme hürriyetine sahiptirler, istedikleri hükümlerle hükmederler´ iddiasında bulunursa, ona şöyle denir: Yeryüzündeki devletlerin hangisi kendi halkından böyle bir mantığı kabul eder Halklarını kendi kafalarından çıkardıkları birtakım yasalarla sevk u idare etmeye kalkıştıklarında halkın bu yasalara karşı gelmesine izin veriyorlar mı Halk onların bu yasalarına karşı gelsin de onlar buna seyirci kalsınlar, hiç bu mümkün mü Nitekim bu devletler, kendi çıkardıkları kanunlara karşı gelen insanları cezalandırmıyorlar mı Onların özgürlüklerini kısıtlamıyorlar mı Hatta onlardan, beşerî kanunlarına tâbi olmamakta ısrar edenleri hâk ile yeksan etmiyorlar mı Bütün bunlardan sonra insanları neden âlemlerin rabbi olan Allah´ın kanunlarına uymaya zorlamak caiz olmasın

3. Allah´ın kanun ve hükümlerinden yüz çevirmenin neticesi olarak meydana gelen düşmanlık ve mücadeleler, cihad sayesinde ortadan kalkar.

Cihad sayesinde beşerî kanunların yerine ilahî kanunlar hâkim kı­lınır. Çünkü insanların, kendilerini yoktan vareden Allah´ın kanunlarına uyması gerekir. Eğer insanlar beşerî kanunlara itaat ederlerse, toplumda

ihtiraslar, ithamlar, gruplaşmalar birbirini kovalar. Bunların neticesi olarak da bitmez-tükenmez savaşlar meydana gelir. Bütün bu kötülüklerden kurtulmanın yolu, ilahî kanunlara tâbi olmaktır. Bu da genellikle cihad sayesinde gerçekleşir. Şu ayet-i celile buna delâlet etmektedir:

Fitne kalmayıp din sadece Allah´ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer onlar (şirkten) vazgeçerlerse (siz de onlara düşmanlıktan vazge­çin, onlar dinde kardeşiniz olmuştur. Bilin ki) kesinlikle düşmanlık ancak (şirk peşinde koşan) zâlimlere karşıdır. (Bakara/193)

Cihad´ın Vacib Olmasının Şartları

Cihad´ın vacib olması için, hem mücahidlerde, hem de müslüman-ların savaşacağı kâfirlerde birtakım şartların bulunması gerekir.

I. Mücahidlere Taalluk Eden Şartlar

Önce mücahidlerde bulunması gereken şartlara bir göz atalım. Cihad, zikredilecek olan şu şartlara sahip olan mücahidlere farz-ı kifaye olarak vacibdir:

1. Müslüman olmak.

Bir kâfirin üzerine cihad vacib değildir; yani kâfir cihad etmediğinde ´Sen neden cihad etmedin ´ diyerek sorumlu tutulmaz. Çünkü cihad bir ibadettir. Kâfirin ibadet etmesi ise sahih olmaz. Kâfir açısından cihadın durumu; oruç, namaz ve benzeri ibadetlerin durumu gibidir.

2. Mükellef olmak.

Çocuklara ve delilere cihad farz değildir. Hz. Peygamber´in 15 ya­şından küçük olanları savaşa katılmaktan menettiği sabit olmuştur.

Abdullah b. Ömer şöyle rivayet ediyor: ´Uhud günü ben 14 yaşında bulunduğum halde Rasûlullah (s.a) beni gözden geçirdi de bana (yaşça baliğ değildir diye savaş için) izin vermedi. Sonra Hendek günü beni gözden geçirdi. O sırada ben 15 yaşında idim. Bu defa bana (savaşa katılmak üzere) izin verdi´.[6] ´

3- Erkek olmak.

Cihad, savaş için güçsüz olmaları nedeniyle kadınlara vacib değildir. Ayrıca burada genişlik sözkonusudur. Çünkü cihad, farz-ı kifayedir. Savaşa erkeklerin katılmaları yeterlidir. Hiç kuşku yok ki erkekler kadın­lardan daha çok savaşmaya muktedirdirler.

Hz, Aişe şöyle rivayet etmektedir: Ben Hz. Peygamber´e şöyle sor­dum:

– Ey Allah´ın Rasûlü! Biz kadınlar savaşmayacak mıyız, sizinle be­raber cihada katılmayacak mıyız

– Sizin için cihadın en güzeli hacc-ı mebrur´dur,[7]

Yine Hz. Aişe şöyle rivayet ediyor: Ben Hz. Peygamber´e şöyle sordum:

– Ey Allah´ın Rasûlü! Kadınların üzerine cihad var mıdır

– Evet, vardır; onların cihadı hac ve umredir.[8]

4. Savaşacak güç ve kudrete sahip olmak.

Savaşacak güç ve kudrete sahip olmak hem bedenî, hem de malî gücü kapsar. Devlet savaşa katılacak olan mücahidlerin bineklerini, si­lahlarını, yiyeceklerini veremezse, mücahid bunları kendi malından karşılar. Eğer bunları karşılayacak malı yoksa cihad ona vacib olmaz. Fakat bunları devlet karşılarsa cihad´a katılmak vacibdir. Bu durumda cihad; âmâ, topal, hasta ve zayıflara vacib değildir. Bunun delil şu ayet-i kerimedir:

Allah ve Rasûlü için nasihat ettikleri takdirde zayıflara, hastalara ve harcayacak birşey bulamayanlara (savaşa iştirak edemedikleri için) herhangibir günah yoktur. Çünkü iyilik edenlerin (muaheze edilmek için) aleyhine bir yol yoktur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Kendilerine (savaşa katılmak üzere) binek vermek için sana geldikle­rinde ´Sizi bindirecek birşey bulamıyorum´ dediğinde harcayacak birşey bulamadıklarından dolayı gözyaşları dökerek dönen kimselere de bir sorumluluk yoktur. (Tevbe/91-92)

5. Anne ve babanın rızasını almak.

Kişinin anne ve babası cihad için izin vermezlerse, onlara muhalefet ederek cihada iştirak etmesi caiz olmaz. Çünkü muhtaç olan anne ve babanın haklan her şeyden daha önce gelir; zira onların haklarını yerine getirmek farz-ı ayn´dır. Cihad ise -zikrettiğimiz durumlarda- farz-ı kifayedir.

Abdullah b. Amr´dan şöyle rivayet edilmiştir: Bir kişi Peygamber´e gelerek cihada gitmek için izin istedi. Rasûlullah (s.a) ona şöyle dedi:

– Anan-baban sağ mıdırlar

– Evet, sağdırlar,

– Şu halde sen (önce) onların rızası hususunda çalış.[9]

Yine Abdullah b. Amr şöyle rivayet ediyor: Bir kimse Allah´ın Peygamber´ine geldi ve şöyle dedi:

– Ben Allah´tan ecr istemek için hicret ve cihad üzerine seninle beya ti aşacağım.

– Anan ve babandan sağ olan var mı

– Evet, ikisi de sağdırlar.

– Böyleyken sen Allah´tan ecr mi istiyorsun

– Evet!

– Öyle ise sen ananın ve babanın yanına dön ve onlarla güzel sohbet ve ülfet eyle[10]

Abdullah b. Amr şöyle rivayet ediyor: Bir erkek RasûluUah´a gelerek şöyle dedi:

– Hicret için sana biata geldim. Annem ve babamı ağlar olarak bırakıp geldim.

– Onlara dön, onları ağlattığın gibi onları güldür.[11]

Borçlu olan, borcunu ödeme zamanı geldiği ve ödemeye gücü yettiği halde borcunu ödemeyen kişi de alacaklı izin vermediği takdirde cihada gidemez. Bu hükümler, farz-ı kifaye olan cihad hususunda varid olmuştur.

II. Cihad´m Vacib Olması İçin Kâfirlerle İlgili Şartlar

Kâfirlere karşı cihad´ın vacib olması için -kâfirlerle ilgili olarak- şu şartların bulunması gerekir:

1. Savaşılacak kâfirlerin zımmî veya ahidli veya anlaşmalı olmamaları gerekir.

Bunun delili şu ayeti kertmelerdir:

3 Eğer müşriklerden biri sana sığınırsa, onu himayene al ki Allah´ın kelâmını dinlesin. Sonra onu emniyette olacağı yere ulaştır.

(Tevbe/6)

Bir kavmin (andlaşmayı bozmak hususunda) ihanetinden çekinirsen onların yaptığı gibi sen de andlaşmayı onlara at (andlaşmayı bozduğunu onlara bildir). Şüphesiz ki Allah hainleri sevmez.

(Enfal/58)

İmam (devlet başkanı) andlaşma yaptığı kâfirlerin hiyanet edeceğini sezmezse, andlaşmayı bozma yetkisine sahip değildir; onlarla savaşması caiz değildir.

Zımmîler hakkında da Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Her kJim zimmet ehlinden bir kişiyi öldürürse, cennetin kokusunu alamaz. Oysa cennetin kokusu yetmiş yıllık mesafeden hissedilir.[12]

Dikkat! Allah´ın ve Rasûlü´nün ahd ü emanında- bulunan bir mu-ahadeli nefsi (şahsı) her kim öldürürse, muhakkak surette Allah´ın ahdini bozmuş olur ve o kimse cennetin kokusunu alamaz. Oysa cennetin kokusu yetmiş yıllık yoldan duyulur.[13]

2. Savaşa başlamadan önce kâfirleri İslâm´a davet etmek, İslâm hakkında şüpheleri varsa onları gidermek ve böylece onların aleyhinde delilleri ikame etmek gerekir. Eğer bunlardan sonra da küfürde ısrar ederlerse, onlarla savaşılır; zira Hz. Peygamber dönemin krallarına, emirlerine elçiler ve mektuplar göndererek onları İslâm´a davet etmiş, kendisinin Allah´ın Rasûlü olduğunu tasdik etmeye çağırmıştır. Hz. Peygamber´in böyle yapması, onlara karşı savaş açmak için bir mu­kaddime idi; zira onlara savaş açmadan önce bunun yapılması gerek­liydi.

Hz. Peygamber-´in Herakliyus´a yazdığı mektup şöyleydi:

– Rahman ve rahim olan Allah´ın ismiyle, Allah´ın Rasûlü Muhammed´-den Rum´un büyüğü Herakliyus´a!

Hidayet yoluna uyanlara selâm olsun. İmdi (ey Rum milletinin bü­yüğü) ben seni İslâm davetine çağırıyorum. Müslüman ol ki sela­mette bulunasm. Müslüman ol ki Allah senin ecrini iki kat versin. Eğer bu davetimi kabul etmezsen, hristiyan çiftçilerin günahı senin boynunadır.

Ey kitablılar! Bizimle sizin aranızda müsavi ve müşterek olan bir söze geliniz: Allah´tan başkasına ibadet etmeyelim, O´na hiçbir şeyi eş tutmayalım, Allah´ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim. Eğer (bu davetten) yüz çevirirlerse siz de onlara ´Şahit olun biz muhak­kak müslümanlarız´ deyin. (Âlu İmrah/64)1

Yukarıda zikrettiğimiz iki şart yerine getirildiğinde, müslümanlarm halifesi, -İslâm davetinin maslahatı için- uygun gördüğü takdirde kâfirlere savaş açabilir. Hatta gerekirse kâfirlere haber vermeden de savaş açabilir.

——————————————————————————–

[1] Ebu Dâvud/2533, (Ebu Hüreyre´den)

[2] Ebu Dâvud/2504, Neseî, Vl/8, (Enes´ten)

[3] Buharî/2861-2862, Müslim/1742

[4] Buharî/2639, Müslim/1880

[5] Buhari/2642, (Enes b. Mâlik´ten)

[6] Buharî/2521, Müslim/1868

[7] Buharî/1762

[8] İbn Huzeyme/3074

[9] Buharî/2842, Müslim/2549

[10] Müslim/2549

[11] Ebu Dâvud/2530, Neseî, VI/1Ö

[12] Ebu Dâvud/2760, (Ebu Bekre´den)

[13] Tirmizî/1403, İbn Mâce/2687, (Ebu Hüreyrc´den)

Share.

About Author

Leave A Reply