İkrar

0

İkrar´ın Tarifi

Lugatta ikrar, isbat etmek anlamına gelir. İkrar´ın şeriat ıstilahmdaki mânâsı ise muhbirin üzerinde sabit olan bir hakkı ikrar etmesidir. İkrar´a aynı zamanda itiraf da denir.

İkrar´ın Meşruiyetinin Delili

İkrar´ın meşruiyeti Kur´an, Sünnet ve İcma ile sabittir. İkrar´ın meşruiyetine delâlet eden ayetlere şunları misal olarak verebiliriz:

´Bunu ikrar ettiniz mi Bu husustaki ağır ahdimi üzerinize aldınız mı 1 demişti de onlar (bütün peygamberler): ´İkrar ettik´ demişlerdi. (Bunun üzerine Allah) ´Şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım´ dedi. (Âlu îmran/81)

Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutanlar olun. Allah için şahit olun. Velev ki şahitliğiniz kendinizin veya ebeveyninizin veya en yakın akrabalarınızın aleyhine olsun.

(Nisa/135)

Âlimler, kişinin kendi nefsi aleyhine şahitlik yapmasının, ikrar anlamına geldiğini Söylemişlerdir.

İkrar´ın meşruiyetine delâlet eden hadîslere misal olarak Hz. Peygamber´in şu sözünü verebiliriz:

Yâ Uneys! Haydi bu adamın karısının yanına git, eğer itiraf (ikrar) ederse onu recmet.

Ravi diyor ki: ´Uneys o kadının yanına gitti, kadın da zina ettiğini ikrar (itiraf) etti. Müteakiben Rasûlullah (s.a) onun recmedilmesini emir buyurdu ve emri yerine getirildi´.[1]

İkrar´ın meşruiyeti hususundaki icma´ya gelince, âlimler ikrar´ın meşru olduğu hususunda ittifak ettikleri gibi, ikrar eden kişinin ikrar´ını da kabul etmişlerdir.

İkrar´ın Meşruiyetinin Hikmeti

İkrar´ın meşru kılınmasının hikmet ve nedeni, ona ihtiyaç olmasıdır. İnsanların ihtiyaç duyması nedeniyle meşru kılınan birçok şey vardır. Eğer ikrar meşru kilınmasaydı, kişinin üzerinde bulunan başkasının hakkı, hak sahibinin bu hususta bir şahidi olmadığı için zayi olurdu. İslâm dini ise -malum olduğu üzere- hakların sahiplerine iade edilmesi hususunda çok hassastır. İslâm sürekli olarak hakları zayi olmaktan korumaya gayret eder. Bu bakımdan ikrar´ın meşru kılınması, kişinin ikrarına itibar edilmesi tabiijinv Böylece haklar -ister Allah´ın, ister insanların hakkı olsun- ikrar ile ortaya çıkar; insanların hakları alınır, Allah´ın hakkı eda edilir; zira Maiz b. Mâlik, Hz. Peygamber´in huzurunda zina ettiğini ikrar etmiş ve Rasûlullah´tan kendisini zinanın manevî kirinden temizlemesini; zina haddinin kendisine tatbik edilmesini isteyerek ´Böylece Allah´ın hakkını eda etmiş olurum´ demiştir. Hz. Peygamber de Maiz´in recmedilmesini emretmiştir. Yine Gamidiyeli bir kadın da zina ettiğini ikrar (itiraf) elmj^, Hz. Peygamber onun da recmedilmesini emir buyurmuştur.[2]

Bunlar, ikrar´m meşruiyetine delâlet ederler. İkrar´ın meşruiyetinin hikmet ve nedeni ise, ikrar´ın bir hüccet, bir delil olması ve onunla ikrar sahibinin -üzerindeki hak Allah´ın da olsa- muhafaza edilmesidir.

Üzerinde Bulunan Hakkı İkrar Etmenin ve İkrar´dan Dönmenin Hükmü

İkrar edilen haklar iki çeşittir: Allah´ın haklan, kulların hakları

Allah´ın Hakları

Zinanın, hırsızlığın, irtidat etmenin cezası, zekât, kefaret ve benzerleri Allah´ın hakkıdır. Bunlar (bu cezalar ve mükellefiyetler) dini ikame etmek, toplumun maslahatını gözetmek üzere meşru kılınmıştır.

Allah´ın hakkının hükmü şudur: Bu hak hususunda kul ile Allah arasındaki tevbe fayda verir ve Allah´ın hakkını ikrar eden kişi, ikrarından dönebilir. Çünkü Allah´ın hakkı(nı çiğneyen kişinin cürmü) örtülebilir. Bunun delili, Hz. Peygamber´in, zina ettiğini ikrar (itiraf) eden Maiz b. Mâlik´e telkinde bulunarak şöyle demesidir:

Belki de sen zina etmedin. Sadece onu öptün veya ona dokundun.

Böylece Hz. Peygamber, Maiz´e, zina ikrarından dönmesini, bir şüphe ile özür beyan etmesini telkin etmektedir:

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Müslümanlardan, elinizden geldiği kadar cezaları düşürünüz. Eğer bir çıkış yolu varsa onu serbest bırakınız; zira imamın affetmek hususunda hata etmesi, cezayı tatbik etmek hususunda hata etme­sinden daha hayırlıdır.[3]

İkrar´dan dönmek, bir şüphedir. Şüphe olduğunda ise hadd düşer. Kadı´nın, ikrar´da bulunan kişiye, İkrarından dönmesi için telkin yapması mendubdur. Fakat kadı, ikrar´da bulunan kişiye, açıkça ikrarından dön diyemez. Çünkü bu takdirde adama, yalan söylemesini telkin etmiş olur. Eğer kişi Allah´ın hakkını ikrar ettikten sonra ikrarından dönerse, hüküm (ceza) kendisinden düşer. Bunun delili, Maiz´in recmedilrnesiyle ilgili rivayettir: Maiz´e taşlar vurulmaya başlayınca Maiz kaçtı. Fakat onu taşla-yanlar kendisine yetiştiler ve taşlayarak onu öldürdüler. Sonra Rasûlulla-h´a Maiz´in kaçışı haber verilince, Hz. Peygamber ´Keşke bıraksaydınız´ dedi.[4]

Kulların Hakları

Kulların haklarında ikrar´dan dönmek sahih olmaz. Çünkü hak sa­hibinin hakkı o ikrar ile sabit olmuştur. Ancak hak sahibi ikrar edeni yalanlarsa ikrar eden ikrarından dönebilir. Meselâ Amr ´Zeyd´in bende alacağı vardır´ veya ´Zeyd´in malını telef ettim´ veya ´Zeyd´e zina iftirası attım´ diyerek ikrar´da bulunsa, bu ikrarından dönmesi sahih olmaz; ikrar ettiği suçun cezası ne ise o, kendisine tatbik edilir. Fakat hak sahibi (Zeyd) onu yalanlarsa, ikrarından dönebilir.

İkrar´da Bulunan Kişide Olması Gereken Şartlar

İkrar´da bulunan bir kişide olması gereken birtakım şartlar vardır ki bu şartlardan biri eksik olursa onun ikrarı sahih olmaz. Bu şartlar şunlardır:

1. Baliğ olmak

Baliğ olmayan çocuğun ikrar´ı -mümeyyiz olsa dahi- sahih- olmaz. Çünkü onun tasarruf yetkisi yoktur. Ayrıca kalem de ondan kaldırılmıştır.

2. Akıllı olmak

Delinin, bir hastalık nedeniyle aklı gidip gelenin, sürekli baygınlık geçirenin ikrarı sahih olmaz; zira bu durumda olan kişilerin tasarruf yetkisi olmadığı gibi, kalem de onlardan kaldırılmıştır.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kalem, üç kişiden kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, baliğ oluncaya kadar çocuktan, akıllanıncaya kadar deliden.[5]

3- İstek ve iradesiyle ikrar etmek

Birşeyi ikrar etmesi için zorlanan kişinin ikrarı sahih olmaz. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Allah Teâlâ ümmetimin göğüslerindeki vesveseleri için -onunla amel etmedikleri veya onu açıkça söylemedikleri sürece- günah yazmaz.

Allah Teâlâ ümmetimin zorlanması sebebiyle yaptığı fiillerin günahını yazmaz.[6]

Yani Allah Teâlâ, zorlanan bir kişiden -zorlandığı hususta- teklifi kaldırmıştır. Bu bakımdan bir kişi, herhangibir fiili yapmaya zorlanır da yaparsa, sonra onu itiraf (ikrar) ederse, bu ikrar sahih olmaz; zira Allah Teâlâ, zorlanma durumunda -kalbi mutmain olmakla beraber- küfrü ikrar etmeyi dahi sahih saymayarak şöyle buyurmuştur:

Kalbi iman ile mutmain olduktan sonra küfre zorlanan kimse dı­şında kim imanından sonra Allah´ı inkâr eder, küfre göğsünü açarsa, Allah´tan bir gazap onların üzerindedir ve onlar için büyük bir azap vardır. (Nahl/106)

Bu bakımdan küfrün dışındaki ikrarlara itibar edilmemesi daha uygundur.

4. Hacr altında olmamak

Yani ikrar´da bulunan kişi, üzerine hacr konulup tasarruftan menedilmiş olmamalıdır. Üzerinde hacr bulunan kişi, hacr´dan önce veya sonraki bir borcu veya bir malı telef ettiğini ikrar ederse, ikrar´ı sahih olmaz. Çünkü üzerinde hacr bulunan bir kişi, malında tasarruf etmekten menedilmiştir. Ancak hacr altında bulunan bir kişi hadd ve kısası ikrar edebilir. Çünkü bunlar mal ile ilgili değildir. Ayrıca burada itham da sözkonusu olmaz. Hacr altında olan kişi hırsızlık yaptığını ikrar ederse, eli kesilir. Fakat çaldığı mal, kendisine ödettirilmez.

Kendisi Lehine İkrar Yapılan Kişide Bulunması Gereken Şartlar

Kendisi lehine ikrar yapılan kişide bulunması gereken şartlar şun­lardır:

1. Kendisi lehine ikrar yapılan (kendisi için mal ikrar edilen) kişinin -dava açabilmesi, malı isteyebilmesi için- az da olsa belli olması gerekir.

Eğer kişi ´Herhangibir şahısın bende bin lirası var´ şeklinde ikrar´da bulunursa, -kendisi lehine ikrar yapılan kişi meçhul olduğundan- ikrar sahih olmaz; zira ibham, ikrar´ı iptal eder.

Eğer kişi ´Şu üç kişiden birinin bende bin lirası var´ şeklinde ikrar´da bulunursa, az da olsa kişi belli olduğundan ikrar sahih olur. O üç kişiden biri ´Bu sözle beni kasdediyor, o bin lira benimdir´ derse, ye­minle beraber onun sözüne -ikrar eden kişi onu yalanlamazsa- itibar edilir. Çünkü o üç kişi arasında onun kasdedilme ihtimali bulunmaktadır. Ayrıca yemini de onun kasdedildiğini tekid etmektedir. İkrar eden kişi de onu yalanlamadığı takdirde bu da ikinci bir tekid olur ki artık o paranın onun olduğuna hükmedilir.

2. Kendisi lehine ikrar yapılan kişinin, ikrar edilen mala sahip olma ehliyetinin bulunması gerekir. Zira ikrar, o zaman isabetli olur ve-muhtemelen bir şahit de onu tekid eder. Eğer kişi ´Şu hayvanın bende bin lirası var´ diye ikrar´da bulunsa -hayvanın mala sahip olma ehliyeti olmadığı için- ikrar sahih olmaz.

3. Kendisi lehine ikrar yapılan kişi, ikrar edeni yalanlamamalıdır.

Kendisi lehine, mal ikrar edilen kişi, ikrar edeni yalanlarsa, ikrar sahih kabul edilmez, mal, ikrarı yapanın elinde kalır. Çünkü malın onun elinde olması -zahiren de olsa- onun mal sahibi olduğuna delâlet eder. İkrar ise sonradan ortaya çıkmış birşeydir ve yalanlanması onu düşürmüştür.

İkrar Sığasının Şartları

İkrar sigasında sarih bîr lafız veya ikrar´a delâlet eden bir lafız kullanılması şarttır. Niyetle beraber olan yazı ve dilsiz bir kişinin anlaşılır işareti sarih lafız anlamına gelir.

Kişi ´Zeyd´in bende bin lirası vardır´ veya ´Zeyd´in benim zimme­timde bin lirası vardır´ dese, bu ikrar olur ve bu, borç üzerine hamledilir ve o borç kişinin zimmetinde gerekli olur. Çünkü örfen bu sigadan -ilk önce- bu anlaşılır. Eğer kişi ´Zeydin benim katımda bin lirası vardır´ veya ´Zeyd´in benimle beraber bin lirası vardır´ dese, bu da ikrar sayılır ve. ´aynen´ bulunduğuna hamledilir. Çünkü iki siga da zarfchr. Her ikisi de paranın kesinlikle onun elinde (aynen) bulunduğuna delâlet eder.

Eğer bir kişi, başka bir kişiye ´Benim sende bin liram vardır´ dese, o da ´Evet´ veya ´Doğru söylüyorsun´ dese, bu ikrar olur. Çünkü bunlar tasdik için kullanılan sözlerdir.

Eğer ona ´Sen beni ondan beri ettin´ veya ´Ben onu sana hibe ettim´ dese, bu da ikrar olur. Çünkü bu, zimmetinin bir hakla meşgul olduğunu itiraf (ikrar) etmektir. Sonra o hakkı iskat etmiş demektir ki aslolan onun iskat edilmemesidir.

İkrar Edilen Malın Şartlan

1. İkrar edilen hak, ikrar anında ikrar edenin (kendisi için ikrar edilenin) mülkü olmamalıdır. ;

Zira ikrar, mülkü izale etmek anlamına gelmez. O ancak, kendisi için ikrar edilenin memluku olduğu haberini vermektir. Eğer kişi ´Benim elbisem Zeyd´indir´ veya ´Zeyd´de olan alacağım Amr´ındır´ derse, bu ikrar sahih olmaz. Çünkü bu hakların onun olması için nefsine izafe edilmesi gerekir. Bu da hakların başkasına ait olduğuna dair ikrarına ters düşer.

2. İkrar edilen hak, ikrar edenin elinde olmalıdır ki lehine ikrar edilene -ikrar nedeniyle- hakkını teslim edebilsin. Eğer kişi üzerinde bulunan bir hakkı ikrar eder de o hak elinde bulunmazsa, sonra o hak eline geçerse, o hak -ikrarı üzere- ondan alınır, kendisi için ikrar ettiği kişiye verilir.

Üzerinde Bulunan Meçhul Bir Hakkı İkrar Etmek

Kişinin, üzerinde bulunan meçhul bir hakkı ikrar etmesi sahih olur. Çünkü ikrar, sabit bir hakkı ihbar etmek (haber vermek) demek tir. Bazı şeyler mufassal ve açık, bazı şeyler de mücmel olarak haber verilir. Kişi ´Zeyd´in bende bir malı vardır´ dediğinde, bu ikrar sahih kabul edilir ve o malın ne olduğu hususunda ondan bilgi alınır; zira kişi, mal ile 1 dirhemi kasdetmiş olabilir. Çünkü mal tabiri, 1000 dirhemi de 1 dirhemi de kapsar.

Eğer kişi üzerinde bulunan meçhul bir hakkı ikrar eder ve bu meçhul hakkın ne olduğunu söylememekte ısrar ederse -ikrar ettiği hakkın ne olduğunu açıklayıncaya kadar- hapsedilir. Çünkü ikrar ettiği hakkı açıklamak onun üzerine vacibdir. Tıpkı borcunu ödemekten imtina eden kişinin hapsedileceği gibi, ikrar ettiği ve açıklaması üzerine vacib olan bir hakkı açıklamadığı için de hapsedilir.

İkrar´da İstisna ve Hükmü

İkrar´da istisna sahihtir. Çünkü Kur´an´da, Sünnet´te ve gerek nesir gerek şiir olsun Arab dilinde ikrar´da istisna vâriddir. Eğer kişi ´Benim üzerimde falan kişinin 1000 dirhemi vardır, ancak 100 dirhem eksik1 şeklinde ikrar´da bulunursa, ikrarı sahih olur ve 900 dirhemi ödemesi gerekir.

İkrar´da İstisnanın Sahih Olmasının Şartlan

îkçar´da istisnanın sahih olması için birtakım şartların bulunması gerekir:

1. İstisna ile kendisinden istisna yapılan, aynı sözde ve birbirine bitişik olmalıdır.

Yani örfen ikisi bir keîâm sayılacak şekilde olmalıdır. Fakat hatır­lamak veya nefes almak için istisna ile kendisinden istisna yapılan şey arasında biraz sükût fasıl sayılmaz. Eğer istisna ile kendisinden istisna yapılan arasında uzun bir müddet susulursa, bu, fasıl sayılır; birinci söz ile ikinci söz birbirinden ayrı kabul edilir ve istisna sahih olmaz, istis­nadan önce ikrar edilen hak kamilen sabit kalır.

2. Müstesna ile müstesna minhu (istisna ile kendisinden istisna edilen) birbirinin aynısı olmamalıdır.

Meselâ kişi ´Zeyd´in bende 5 lirası vardır, ancak 5 lirası müstesna´ derse, bu istisna sahih olmaz. 5 lirayı tam olarak ödemesi gerekir, çünkü onu ikrar etmiştir. Eğer kişi ´Zeyd´in bende 5 lirası vardır, ancak 4 lirası müstesna´ derse, bu istisna sahih olur.ve 1 lirayı Zeyd´e vermesi gerekir.

İstisna-ı Munkatı

Müstesnayı, cinsinden olmayan birşeyden istisna etmek sahihtir. Buna istisna-ı munkatı denir. İstisna-ı munkatı hem Kur´an´da, hem de başka yerlerde varid olmuştur. Meselâ şu ayet-i kerime istisna-ı munkatı´ya örnek olarak gösterilebilir:

(ibrahim) sordu: ´Şimdi neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü Hem siz, hem de önceki atalarınız!´ İşte bu mabudîar gerçekten benim düşmanımdır. Fakat âlemlerin rabbi hariç.

. (Şuara/75-77) .

Görüldüğü üzere ayetteki rabbu´l-âlemîn kelimesi, öncekilerden istisna edilmiştir. Oysa bu´ onların cinsinden değildir. Bu bakımdan kişi ´Zeyd´in bende 1000 lirası vardır, ancak elbisesi müstesnadır´ dese, ikrar´ı sahih olur ve elbisenin kıymetini 1000 liranın altında bir kıymetle beyan etmesi de -müstesnanın müstesna minhu´yu tamamen kapsamaması için-vacib olur. Eğer kıymeti 1000 lira olan bir elbise olduğunu söylerse, istisna da yaptığı açıklama da batıl olur; 1000 lirayı Zeyd´e vermesi gerekir.

Belli Birşeyden İstisna Yapmak

Belli birşeyden istisna etmek sahihtir. Meselâ kişi ´Şu ev Zeyd´in, fakat şu oda müstesna´ derse, istisna sahih kabul edilir. Çünkü bu, ikrar ve bitişik bir lafızla birşeyi ondan istisna etmektir ki bu da açıklama sayılır.

Hastalık Halinde Yapılan İkrar

Hastalık halinde yapılan ikrar -ölüm hastalığı dahi olsa- sahihtir. Bunun hükmü, sıhhatliyken yapılan ikrar´ın hükmü gibidir. Kişinin sağ­lıklıyken ikrar ettiği borç ile hastayken ikrar ettiği borç arasında hiçbir fark yoktur; sağlıklıyken ikrar edilen borç, hastayken ikrar edilen borca takdim edilemez. Yine kişinin ölüm hastalığmdayken bir varisi için yaptığı ikrar da tıpkı yabancı bir kişi için yaptığı ikrar gibidir. Çünkü zahire göre kendisi için ikrar yapılan kişi o malın sahibidir; zira kişi öyle bir haldedir ki o halde yalancılar bile doğru söyler, fasık ve facirler de o” halde tevbe ederler.

——————————————————————————–

[1] Buharî/2575, Müslim/1697, (Ebu HÜrcyre ve Zeyd b. Hâlid´den)

[2] Buharî/2575, Müslim/1695

[3] Tirmizî/1424

[4] Buharî/4670, Müslim/1691

[5] Ebu Dâvud/4403, (Hz. Ali´den)

[6] İbn Mâce/2044, (Ebu Hüreyre´den)

Share.

About Author

Leave A Reply